La_Tahzen

La_Tahzen

Üye
20.06.2010
Acemi Er
52
Hakkında


  • burada gerçekte ruhumuzu görebiliyormuyuz ki...tutabiliyormuyuz ki , ocak ateşine odun atar gibi insanlar hicvedilmiş...gerçek bunun neresinde...oraya gidip gelen ,gören varmı merak ediyorum...nerede gerçek..


    merakınızı giderecek kaynak; kutsal kitap Kur'an-ı Kerim dir..bu ve benzer bütün sorularınıza cevap bulabilirsiniz biiznillah..

    Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
    (BAKARA suresi 121. ayet)

    Resûlullah'ın tarifleriyle Kur'ân; öyle bir kitaptır ki: "O'nda, sizden önceki (milletlerin ahvaliyle ilgili) haber, sizden sonra (kıyamete kadar) gelecek fitneler ve kıyamet ahvali ile ilgili haberler.. ayrıca sizin aranızda, (iman-küfür, taat-isyan, haram-helâl vs. nevinden) cereyan edecek ahvâlle alâkalı da hükümler vardır. O, hak ile batılı ayırdeden tek ölçüdür ve O'nda her şey ciddidir. Kim bir zalimden korkarak ondan kopar ve onunla amel etmezse, işte o zaman Allah da onu helâk eder. Kim O'nun dışında bir hidayet ararsa, Allah o kimseyi saptırır. Zira o, Allah'ın en sağlam ipi (hablu'l-metin)dir. O, hikmet edalı hatırlatan bir beyan.. ve Hakk'a ulaştıran bir yoldur. O, kendisine uyanları (değişik arzulara takılıp) kaymaktan, kendisini (kıraat eden) dilleri de iltibastan korur. Âlimler hiçbir zaman ona doyamaz.. Onu çokça tekrar okuyana o, usanç vermez ve tadını eksiltmez.

    İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir muttakilere." (Bakara, 2/2)

    "..De ki: "O iman edenler için hidayet ve şifadır." (Fussilet, 41/44)

    _____________________________________________________
    Sırat köprüsü denen bir köprünün olmaığını iddia edenler var. Ayet ve hadislerde sırat köprüsü hakkında bilgi var mı?



    Kur'an-ı Kerim'de sırat, daha çok "müstakim" (doğru) ile sıfatlanarak, Allah'ın rızasına uygun olan ve O'na ileten Tevhid dini ve İslâm dini anlamında kullanılır:

    "Kim, Allaha güvenip dayanırsa muhakkak doğru yola (Sırat-ı müstakime) iletilmiştir" (Alu İmrân, 3/101);

    "Muhakkak Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rahbinizdir. O halde yalnız O'na ibadet ediniz. Bu doğru yol (Sırat-ı Müstakim)dur (Alu İmran, 3/51).

    Fakat ıstılahta sırat denilince ahiretteki "sırat" akla gelir. Sırat mahşer yerinden itibaren Cehennemin üzerinden geçerek Cennete kadar uzanacak bir köprüdür. Bu köprü, haşir günü Cehennemin üzerinde kurulacaktır. Mü'min, günahkâr, kâfir herkes bu köprüye gelecektir. Cennete gidebilmek için bundan başka yol yoktur. Sıratın iki tarafına konulmuş kancalar, oradan geçmeye iyi amelleri yetmeyen kimseleri Allah'ın emriyle çekip Cehenneme düşüreceklerdir. İyi amelleri ağır gelenler, kötülükleri sebebiyle tırmalanıp yara almış olsalar bile Sıratı geçeceklerdir. Bazı mü'minler senelerce sürünerek geçeceklerdir. Sırattan geçiş esnasında Peygamberimiz sırat üzerinde Kurtar, ey Rabbim, kurtar" diye mü'minlere dua edip duracaktır (Müslim, İman, 84/329).

    Ebu Said el Hudrî'nin rivayetinde Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

    "Mahşerde muhakeme ve muhasebe işlerinden sonra Cehennemin üzerinde bir köprü (Sırat) kurulur. Allah şefaate izin verir. (Mü'minler) ya Allah selamet ver, selamet ver, diye dua eder durur''. Ya Rasulallah, köprü nedir? diye sorulduğunda; "Kaypak ve kaygan bir yoldur. Orada; kancalar, çengeller ve Necidde bilen sa'dan denilen sert dikencikler gibi dikenler vardır. Mü'minler amellerine göre kimi göz açıp kapayıncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi rüzgar gibi, kimi kuş gibi, kimi iyi cins yarış atları gibi, kimi deve gibi süratle geçerler. Mü'minlerden kimi sapasağlam kurtulur. Kimi de tırmalanmış (hafif yaralı) olarak salıverilir. Kimileri de Cehennem ateşi içerisine dökülür" (Buhari, Müslim, Tirmizi'den naklen Mansur Ali Nasıf, Tâc, V, 394-395).

    Ebu Hureyre, Peygamberimizden şöyle rivayet ediyor: "Cehennemin ortasına sırat (köprüsü) kurulur. Oradan peygamberlerden ümmetleri ile beraber geçenlerin ilki ben olacağım. Peygamberlerden başka o gün kimse konuşamaz, Peygamberlerin sözleri de "Ey Allah'ım, kurtar kurtar" olur" (Buhari ve Müslim'den naklen, Tâc, V, 377-378).

    Ebû Sa'id el-Hudri'nin rivayet ettiğine göre, Sırat köprüsü, kıldan ince, kılıçtan keskindir. Sırat'ın uzunluğu bin senelik yokuş, bin senelik iniş ve bin senelik de düzlüktür. Bu mesafe bazı insanlar için olacaktır. Her bir kimsenin bu mesafeyi geçmesi, amelleri ile orantılı bir zamanda olacaktır (Mansur Ali Nasıf, Tâc, V.394; Acluni, Keşfül-Hafa, II, 31). Bazı ulemâya göre Sırat'ın kıldan ince, kılıçtan keskin olduğuna dair rivayetler, bu köprünün üzerinden geçmenin pek müşkil ve zor olduğundan kinayedir.

    Mü'minlerin Sırat'ın üzerinden çabuk geçip geçmemeleri, onların haramlara yönelip yönelmemelerine bağlıdır. Kalbine haram işleme düşüncesi gelip de ondan hemen yüz çevirip uzaklaşan kimseler Sırat'tan çabuk geçecektir.

    Sırat üzerinde her bir mü'minin yalnız kendisinin faydalanacağı bir nûru vardır. Bu nurdan başkası faydalanamayacaktır. Kimse, başka bir kimsenin nûru içerisinde gidemeyecektir. Nurunun intişarı nisbetinde her bir mü'mini Sırat geniş veya dar olacaktır. Sırat'ın genişliği hadd-i zatında bir ve aynı olduğu halde, üzerlerinden geçenlerin nurları nisbetinde kimisine ince ve sıkıcı, kimisine enli, rahat ve hoş görünecektir.

    Yüce Allah şöyle buyurur: "Ey iman edenler, günahlarınıza samimi bir tevbe ile Allah'a dönün! Umulur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları önlerinden ve yanlarından koşar da, "Ey Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla; muhakkak sen her şeye kadirsin " derler " (et- Tahrim, 66/8). Bu âyette, mü'minlerin nurlarından kastedilen, iman ve amelleriyle husûle gelen nurlardır. Özellikle bu nurları Sırat üzerinde onları yedip götürecek ve selamete çıkaracaktır. Münafıklar, karanlıkta kaldıkça mü'minler "Rabbimiz, nurumuzu söndürüp de bizi de kâfirler ve münafıklar gibi karanlıkta bırakma! Varacağımız yere kadar nurumuzu devam ettir ki, bu nurla sevinelim, karanlıkta kalıp perişan olmayalım" derler: "O gün (sıratta) münafık erkeklerle münafık kadınlar, mü'minlere, bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım, derler. Onlara, dönün arkanıza da bir nur arayın, denilir. Nihayet, onların arasına, bir kapısı olan ve içinde rahmet ve dışında azab bulunan bir sür çekilir" (el-Hadid, 57/13).

    Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:

    "Sizlerden hiç bir kimse yoktur ki oraya (Cehenneme) uğramamış olsun. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra biz, iman edip kötülüklerden sakınanları kurtarırız. Zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız" (Meryem, 19/71-72).

    Bir rivayete göre cennetlik mü'minlerin Cehenneme uğramaları, üzerindeki sırattan geçmelerinden ibarettir. Herkes bu köprüye gelecek ve Cehenneme girecek olanlar da buradan gireceklerdir. Mü'minlerin Cennete yollarının Cehennemden geçmesindeki hikmet; sevinçlerinin fazlalaşması ve kurtuldukları için şükürlerinin artması ve kâfirlerin üzüntülerinin çoğalmasıdır. Çünkü dünyada düşman saydıkları mü'minlerin kurtulması, kendilerinin Cehenneme atılmaları, kâfirler için azab üzerine azab olacaktır.

    Mutezile'nin çoğu ve Kadi Abdulcebbâr el-Hemedâni (ö. 415/1025), Üzerinden geçmek mümkün olamaz; mümkün olsa bile, Sırattan geçmek müminlere eza ve cefa çektirir" diyerek Sıratı inkâr etmişlerdir.

    Halimi (ö. 403/1012) gibi bazı âlimler de, kâfirlerin Sırat'a uğramadan doğrudan doğruya Cehennem'e atılacaklarını söylemişlerdir. Bunlar, bu görüşlerini Ebu Sa'id el-Hudrî'nin rivayet ettiği bir hadise dayandırmışlardır. Bu hadise göre, Mahşerde bir münâdi, "Her ümmet dünyada nelere tapıyor idiyse, onların ardına düşsün" diye çağırır. Bunun üzerine münezzeh ve yüce olan Allah'tan başka şeylere, putlara ve heykellere tapagelen ne kadar kimse varsa, onlardan hiçbiri kalmaksızın Cehenneme dökülürler. Artık ortalıkta iyi ve kötülerden yalnız Allah'a ibadet etmiş olanlar ve ehl-i kitabın kalıntılarından başka kimseler kalmayınca, Yahudiler çağırılacak ve onlara "siz neye ibadet ediyordunuz?" denilecek. Onlar "Allah'ın oğlu Üzeyr'e tapıyorduk" diyecekler. Bunun üzerine onlara, "yalan söylediniz! Allah hiç bir eş ve oğul edinmedi" denilir. Bunlar susadıklarını söyleyerek Cenab-ı Allah'tan su isteyince, kendilerine serap gibi görünen ateşe götürülecekler ve birbirlerini çiğneyerek Cehennem ateşinin içine yuvarlanıp döküleceklerdir. Sonra Hıristiyanlar çağırılacak, "sizler kime ibadet ediyordunuz?" denilecek. "Allah'ın oğlu Mesih'e ibadet ediyorduk" diyecekler. Onlara da "yalan söylediniz! Allah hiç bir eş ve oğul edinmedi" denilecek. Bunlar da susadıklarını söyleyerek Allah'tan su isteyince, kendilerine, " Haydi suya gelmez misiniz" diye işaret olunur. Serap gibi görünen Cehenneme doğru toplanacaklar ve birbirlerini çiğneyerek Cehenneme döküleceklerdir". Bu hadisin devamında: Geride kalanlara, tanımadıkları bir surette Allah Teâlâ'nın tecelli edeceği, sonra şiddet ve dehşetin kaldırılarak samimi olarak Allah'a ibadet edenlerin secde etmelerine izin verileceği, diğerlerinin -secde etmek istediklerinde- kafalarının üzerine düşecekleri, daha sonra Allah Teâlâ'nın bunlara ilk gördüklerinden başka bir surette (sıfatta) tecelli edeceği bildirilir. Bundan sonra da Cehennemin üzerine köprü (sıratın) kurulacağı ve şefaate izin verileceği beyan edilir (Buhari, Müslim, Tirmizi'den naklen et-Tâc, V, 393-394; metin Müslim'in Sahih'inden özetlenerek alınmıştır, bk. Müslim, Sahih, Kitabül-İman, 81/302).

    (Sa'deddin Taftâzani, Şerhul-Makasıd, İstanbul 1305, II, s. 223; Şerhul-Akaid İstanbul 1310; Abdusselâm b. İbrâhim el-Lakkâni, Şerh-u Cevhereti't-Tevhid, Mısır' 1955, s. 235-236; Fahreddin er-Razi, Mefâtihul-Gayb, İstanbul 1308, Kitab-ü Mecmü'atin mine't-Tefâsir, el-Matbaatül-Âmire İstanbul 1319).



#25.06.2010 09:24 0 0 0

  • Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.
    el-BAKARA, Ayet 42


    RabbilAlemin bizlere daima Hakkı hak,Batılı batıl olarak göstersin ve cümlemizi Hakkın üzerinde sabit kılsın..amin

    emeğine sağlık kardeşim,Rahman razı olsun
#24.06.2010 06:43 0 0 0
  • çok ibretlik bir kare..
    RabbilAlemin ''ölmeden evvel ölünüz''düsturunu şiar edinen kullarından eylesin cümlemizi..amin
    emeğinize sağlık,Rahman c.c. razı olsun
#23.06.2010 19:49 0 0 0
#23.06.2010 19:40 0 0 0
#22.06.2010 19:05 0 0 0
#22.06.2010 18:19 0 0 0
#22.06.2010 18:11 0 0 0
  • bu resmin gerçek olduğu konsunda tereddütlerim var
    akıllara zarar..:)
#22.06.2010 18:10 0 0 0
#22.06.2010 18:03 0 0 0
#22.06.2010 18:00 0 0 0

  • Bugün eğilmek yok yüreğim
    Dim dik duracaksın
    Gözlerinden bir damla yaş gelmeyecek
    Sonuna kadar Sabredeceksin
    Ayakların kapıya gitmeyecek
    Ve sen bekleyeceksin


    tek kelimeyle harikaydı..
    yüreğinize sağlık..
#22.06.2010 17:56 0 0 0
  • ne hoş bir tasarım..her eve lazm:)
    teşekkürler bahar kardeşim..
#22.06.2010 17:47 0 0 0
  • güzel tevafuktu doğrusu,zira Rubi Otelin bir kaç adım ötesinde ikamet ediyorum:)

    Rubinin karşılıklı 2 binası var,bu resimdeki sahil kısmında olanı..
    gerek muhit gerekse tatil için ideal bir konaklama tesisi olduğunu söyleyebilirim..

    güzel öneri için teşekküler,elinize sağlık
#21.06.2010 20:07 0 0 0
#21.06.2010 19:54 0 0 0
#21.06.2010 19:51 0 0 0
#21.06.2010 19:42 0 0 0
  • değerli sunum için Allah c.c. razı olsun Gaye kardeşim
    izninizle ben de konuya katkıda bulunmak isterim ;



    PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİNİ NASIL OKUMALIYIZ?

    Peygamberimizin Hadislerini Nasıl Okumalıyız?
    İnsan hayatındaki her şeyin belli şekillerle ıslah edilmesi, inanç sisteminin gereklerine uygun hâle getirilmesi çok önemlidir Tevhit dini İslâm, insanların akıl, ruh ve nefis yönleriyle terbiye edilmesini, bunların içinde bulundukları hâllerden uzaklaşıp tevhîdî istikamete çekilerek kamil mü'min seviyesine ulaşmasını amaçlar
    Peygamberimiz (sav) tüm insanlığa gönderilen, kıyamete kadar risâleti baki olacak son peygamberdir "De ki, ey insanlar! Ben sizin hepinize göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın elçisiyim" (el-A'râf, 7/158) Dolayısıyla kıyamete kadar gelecek tüm insanlar ırk ve cinsleri ne olursa olsun O'nun risâletine muhataptır
    İnsanlar pek çok yönden birbirlerinden farklı olmalarına rağmen yatıp-kalkmak, yiyip-içmek, alış-veriş vs gibi hayatın bütün hallerinde kendilerine örnek alacakları bir rehbere muhtaçtırlar İşte insanların bu ihtiyaçlarını karşılamak âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (sav)'in sünnetinin sorumluluğu ve özelliğidir
    Allah Teâlâ'nın, O'nu yüce Kitab'ında "en güzel örnek" diye tanıtması O'nun hayatında her türlü hayat şartına ve şekline uygun örnek alınabilecek bir zenginlik ve uygulanabilirlik bulunduğunun delilidir Peygamberimizin tertemiz bir geçmişe sahip olduğu Mekkelilerin kendisine "el-Emîn" lakabını vermelerinden anlaşılmaktadır Peygamberliğini kabullenmediklerinde O, kendisini, "daha önce yıllarca aralarında yaşamış olduğu"nu hatırlatarak savunmuştur Bu da O'nun, peygamberlik öncesi hayatının bile örnek alınabilecek temizlikte olduğunu gösterir
    Sünnet terimi lügatte; yol, gidişat, yaşayış modeli vs gibi manalara geldiğini, ıstılahta ise en geniş manasıyla Hz Peygamber (sav)'in söz, fiil, takrir, yaratılış, sîret ve yaşayış, ahlâk, huy vs ile ilgili olarak O'na izafe edilen her şey olduğunu zikretmiştik Bu tariften de anlaşılacağı üzere Peygamberimizin hayatının her dönemi, her söz ve davranışı sünnettir İşte Efendimiz (sav) bu sünnetleriyle Sahâbe Efendilerimizi terbiye ettiği gibi kıyamete kadar da bu hâl üzere misyonunu sürdürecektir
    Kitap ve Sünnet arasındaki açıklayıcı ilişkisinin farkında olan Ashâb, ta başlangıçtan beri Hz Peygamberin hadislerine ve yaşayışına fevkalade itina göstermiş, onları ezberlemiş, yaşamışlardır Peygamber Efendimizden hadis nakletme hususunda bir yandan ziyadesiyle ihtiyatlı davranırken diğer yandan da Peygamberimizin; "Cenâb-ı Hakk benim sözümü dinleyip başkasına tebliğ edenin yüzünü ak etsin Belki kendisine nakledilen nakledenden daha âlimdir ve (bu sebeple) daha iyi anlar" (İbn-i Mâce, Kurban Bayramı'nda Hutbe babı, hno: 920) müjdesine nail olabilmek kastıyla sünnet-i seniyyenin yayılmasında ve başkaları tarafından öğrenilmesi hususunda çok büyük gayret göstermişlerdir Bu yolda tüm mesailerini harcamışlar, gerek bilmedikleri hadisleri başka sahabelerden öğrenme, gerekse bildiklerini başkalarına talim etme gayesiyle icap ettiğinde aylar süren meşakkatli yolculuklar yapmaktan geri durmamışlardır
    Sahabelerin bu husustaki gayretleri hiç şüphesiz, kendilerinden sonra gelen Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn'i de aynı şekilde davranmaya sevk etmiştir O dönemdeki peygamber aşığı âlimlerimizin hadislerin toplanması, tasnifi ve tezhibi gibi hususlardaki hizmetleri takdire şayandır Hadis ve tabakât kitaplarımız, bu üstün ve hasbî gayretlerin delilleriyle doludur
    Peygamberimizin mirası ve ümmetine emaneti olan hadislerin Peygamberimize sahih bir şekilde isnadı, sıhhati ve aslına uygun bir şekilde muhafaza edilmesi çok mühimdi ve Ashâb bu mevzua çok önem veriyordu Bu sebeple hadisleri bilmeye, sahihini zayıfından ve mevzu olanlardan ayırt etmeye yarayacak esaslar, kaideler ile hadisleri nakleden râvilerin hallerini açığa çıkarmaya yarayacak kurallar demek olan hadis usulü ilmiyle alakalı bir kısım meseleler su yüzüne çıkmış, kaideler konmaya başlanmıştır Daha Hz Ebu Bekir (ra) devrinden itibaren bunlar birer birer ortaya çıkmıştır Hz Ebû Bekir (ra) yeni bir hadîs işitince şahit istemiş, Hz Ömer ise çok hadîs rivâyetini yasaklamıştır
    Daha sonraki dönemlerde ise hadis râvileri cerh ve tâ'dil dediğimiz çok ağır kurallara tabi tutularak uydurma hadislerin Peygamberimiz'den sadır olmuş gibi rivayet edilmesinin önü kesilmiş, sonraki Müslümanlara hadislerin en doğru bir şekilde ulaşması sağlanılmıştır Rivayet edilen her bir hadisin sıhhat derecesi araştırılmış ve bunlar sıhhat derecelerine göre ayrı ayrı tasnif edilmiş, anlaşılması zor olan hadisler güvenilir âlimlerimizce tefsir edilerek biz Müslümanların istifadelerine sunulmuştur
    Ancak bu şerhler yeterli değildir, hadis-i şeriflerin işaret ettiği bütün ilim ve hikmetleri izah ediyor ve üzerine konuşulacak bir şey kalmamıştır denemez elbette Çünkü Peygamberimizin hadisleri Kur'ân-ı Kerîm gibi kıyamete kadar gelecek olan insanlara hitap ederek hayatlarına yön verecek bir esastır Bu sebeple ilimdeki gelişmeler doğrultusunda hadisleri anlayışımız kemal bularak değişecek, dolayısıyla muttaki âlimlerimizin yapacağı yeni şerhlere ihtiyaç duyulacaktır
    Önümüzde geniş repertuarıyla mevcut bulunan hadis ve sünnet-i seniyyelerden Peygamberimizin ahir zamandaki ümmeti olarak bizler gerektiği gibi, bir ümmete yakışır şekilde istifade edebiliyor muyuz?
    Dağınık hâllerimiz; Rasûlullah Efendimizden uzak kalarak haramlarla, bidatlerle şekillenmiş yaşantımız; yapmacık ibadetlerimiz ve Müslümanlığımız bu sorunun cevabını en güzel ve doğru şekilde vermektedir
    Rasûlullah Efendimizden ve sevgisinden uzağız; çünkü hadislerini okumuyoruz, sünnetlerini öğrenmiyoruz Bildiğimiz sünnetlerle amel etmiyoruz Gerek iş, gerek ailemizde meydana gelen problemlerimizi Sahâbe'nin yaptığı gibi Kur'ân ve Sünnet'e başvurarak halletmek yerine nefsani kural ve ahlâklarımıza uyarak çözmeye çalışıyoruz
    Hadisleri okumayan, sünnetlerden haberi olmayan Müslümanların genel hâli bu iken hadislerle az çok iştigal eden gerek akademik seviyede gerekse halk tabakasından bazı kimselerse Peygamberimizin hadisleri arasında sünnete ittiba noktasında ayırıma gitmektedirler "Peygamberin ibadet ve muamelat hakkında varit olup, farz, vacip gibi bağlayıcı hükmü olan sünnetlerine tabi olmakla yükümlüyüz Günlük yaşantısıyla ilgili sünnetleri ise bizi bağlamaz O, bunları bir beşer sıfatıyla eda etmiştir Dolayısıyla bu yönüyle ona uymak şart değil Yapsan da olur yapmasan da Dolayısıyla yapılmamasında herhangi bir mesuliyet yoktur (!)" gibi haksız ve cahilane ifadeler kullanmaktadırlar
    Fıkıhçıların, sünneti, 'Peygamberimizin farz veya vacip olmayarak yaptığı işlerdir' şeklinde tarif ettiklerini söylemiştik Onlar bu tarifi, nassların, mükelleflerin fiillerindeki eseri noktasından hareketle yapmışlardır Âyet ve hadisler hükümlere delalet yönünden farklılık arz ederler Bu nedenle nasslar mükellefleri ilzam etme yönünden farz, vacip, sünnet vs gibi kısımlara ayrılırlar Fıkıh, insanların Allah'a ve sair kullara taalluk eden haklarını gerek ibadât, gerek muamelât yönleriyle tanzim etmektedir Bu nedenle mükelleflerin ibadet ve muameleleriyle ilgilenir ve kişinin günlük yaşamı, giyim-kuşamı vs işleriyle herhangi bir hükme taalluk etmediği müddetçe iştigal etmez
    Sünnet denilince Hz Peygamber'in sadece farz, vacip gibi fiillerinin anlaşıldığını, günlük yaşantısının veya sözlerinin o çerçevede düşünülmediğini ileri sürenlere iltifat edilmemelidir Zira Peygamberimizin yaşantısı ve bizim için örnekliği sadece bu yönle kısıtlanamaz Peygamberimizin, peygamberliğinin başlangıcından vefatına kadar, Kur'ân dışında söylemiş olduğu her söz veya yaptığı her fiil sünnet içinde yerini almış olmaktadır Bu söz ve fiillerin ümmete yönelik genel bir hüküm getirmiş olması ile özel kişilere yönelik olması arasında hiç bir fark yoktur Yine O'nun fiilinin yaratılışla (beşerî yönüyle) ilgili olup olmaması da neticeyi değiştirmez Bütün bunlar, sonuçta farklı hükümlere bağlansa bile, 'Peygamber'den sâdır olan söz ve fiiller' olarak 'sünnet' kavramı ve kapsamı içindedir Kimine vacip, kimine mendub, kimine mekruh vs denilmesi, kiminin ümmetin tam----- yönelik, kimilerinin belli bazı kişilere has olması ise ayrı bir konudur
    Peygamber Efendimizin beşeriyete ait fiilleri deyince sanki 'O'nun peygamberliği belirli zaman ve fiillerle kayıtlıdır İbadet yaptığı, sohbet ettiği veya emir ve yasakları içeren herhangi bir söz, fiil veya takrirde bulunduğu zaman peygamber, diğer zamanlarında, günlük yaşantısını idame ettirirken, yani yerken içerken, oturup kalkarken vs durumlarda peygamber değil de diğer insanlar gibi bir beşerdir' gibi bir mana anlaşılır Böyle bir anlayış ise istikametten uzak ve dinin, nübüvvet ve peygamberin vazifesi hususundaki anlayışına zıt bir anlayıştır Bir peygamber her ne hâl üzere olursa olsun peygamberdir Ondaki risâlet vazifesi hâli hiçbir zaman ve fiille kayıtlanmayan ve uzaklaşmayan bir hâldir Peygamberimiz (sav) ibadetlerini eda ederken de bir peygamber olarak eda eder, günlük yaşantısını idame ettirirken de bir peygamber olarak idame ettirirdi O'nun her bir sünneti mümessili olarak tebliğ ettiği tevhidin tesiriyle meydana gelmiştir Dolayısıyla her bir sünnetinde tevhidin nuru vardır O'nun Kur'ân'da zikredilen 'sırât-ı müstakîm üzere olma'(Yâsîn, 36/4) hâli, bize sahabeler vasıtasıyla intikal eden her bir sünnetine yansımıştır
    Peygamberimizin bir vasfı da mürebbi yani her hususta ümmetini terbiye edici olma vasfıdır O, mü'minleri hayatın her hususunda istikamet üzere yetiştirmiş ve terbiye etmiştir Din bir hayat nizamıdır Dolayısıyla bir kimse mü'min olma, Allah'ın ve Peygamberi'nin yoluna ittiba etme vasfını her söz ve hareketinde ölünceye kadar üzerinde bulundurmaya mecburdur İmanın, Allah'a tevhit üzere inanmanın izharı ancak bu şekilde gerçekleşir
    Peygamberimiz (sav)'in sünnetine ittiba etmede Ashâb-ı Kirâm'daki gibi bir sevgi anlayışı çok mühimdir Bu sevgi onlarda, Hz Ali (ra)'ın; "Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah (sav) bize, mallarımızdan, evladımızdan, baba ve analarımızdan, susamış olan kimsenin soğuk suya olan arzusundan daha sevgili idi"(Şifâ-i Şerîf, s 404) sözündeki hal üzere tezahür etmişti İşte bu yüzden onlar, Efendimiz'i yediği yiyeceklere ve giydiği ayakkabılara varıncaya kadar taklit ediyorlardı
    Ümmet olarak Peygamberimizin sünnetlerine tabi olurken, O'nun en büyük sünnetlerinden birisi olan güzel ahlâkından da istifade etmeliyiz Her bir sünnet-i seniyyeyi yerine getirirken O'nun güzel ahlâkıyla bezenmeli, sünnetin ruhuna uygun hareket etmeliyiz Aksi halde sünnete ittibamız şekilden ibaret kalır ve bu sünnetlerin mayası olan tevhid ve istikametten uzaklaşmış oluruz
    Müslümanlık ancak sünnetle vardır Biz Müslümanlar İslâmî kimliğimizi ancak ve ancak sünnete sarılmak ve ondan ayrılmamaya çalışmak suretiyle koruyabiliriz Zira apaçık bir gerçektir ki, sünnetin terk edilmesiyle doğacak boşluk, İslâm kültürüne ters düşen, onda yeri olmayan ve fakat ondanmış gibi görülmeye ve gösterilmeye çalışılan, sünnetin tam zıddı demek olan bidatle doldurulacaktır



    Faydalanılan Eserler:
    1 Şa'ban Zekiyüddin, Usûlü'l-Fıkh, ter İbrahim Kafi DÖNMEZ, Ankara 1990
    2 DÖNDÜREN Hamdi, Şamil İslâm Ansiklopedisi
    3 ÇAKAN İsmail Lütfü, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları
    4 KALKAN Ahmet, İslâm Akâidi
    5 KÖTEN Akif, Şamil İslâm Ansiklopedisi
    6 ÇAKAN İsmail Lütfü, Hadis Edebiyatı, İstanbul 1985
    7 YILDIRIM Sabahattin, Şamil İslâm Ansiklopedisi
    8 CANAN İbrahim, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları
#21.06.2010 19:25 0 0 0

  • O gençliğinde böyleydi ve güvenilir bir gençti. Pek çok beşerî duyguları, feverana hazır vaziyette bekleyen bir gencin güvenilir olması ve hakem kabul edilmesi, bizim gençlerimiz için önemli bir davranış modelidir


    her yönüyle Müslümanlara en güzel örnektir O'(sav)
    Rabbim cümlemizi güzeller güzeli Peygamberimiz(sav)'in üstün ahlakıyla ahlaklandırsın..amin..
    değerli sunum için Allah (c.c.)razı olsun,emeğinize sağlık..
#21.06.2010 19:10 0 0 0

  • "Allah'ım! Cehenneme götüren fitneden, Cehennemin azabından zenginliğin ve fakirliğin şerrinden sana sığınırım.


    amin..amin..amin..
    RabbilAlemin cümlemizin hayır dualarını kabul buyursun
    ellerinize sağlık,Rahman (c.c.) razı olsun
#21.06.2010 19:05 0 0 0