Günler güz yapraklari gibi birer birer dökülürken ayaklarimin dibine,
ben her gece karanliga dikip gözlerimi senin aydinligini bekledim.
Sen yoktun...
Binlerce adim attim bu kentin sokaklarinda. Her köseyi, her parki, her
agaci ezberledim. Sevdaya bulanmis her kaldirim tasinda senin adini aradim.
Sen yoktun...
Evlerin duvarlari birer birer üzerime yikildi. Her bir hücremin acisini
ta yüregimde hissederken beni enkazin altindan çekip alacak elini aradim.
Sen yoktun...
Özlem sarkilarini ezberledim. Kimini bagira bagira, kimini fisiltiyla
söyledim. karanliga haykirdim hasretimi. Sesimi duyacaksin diye bekledim.
Sen yoktun...
Senden gelecek bir tek haberi bekledim. Saatler asirlar gibi geldi, geçmedi.
Çalan her telefonu yüregimin deli bir çaglayana donen atislariyla açtim.
Senden baska duydugum her seste hep ayni hayal kirikligini yasadim.
Onlar beni duymak istiyordu, bense seni.
Sen yoktun...
Seni aramaktan yorgun düsmüs bedenimi karanligin kucagina uzattim her gece.
Bir an önce sabah olsun diye uykunun beni çekip almasini istedim.
Olmadi.
Kaç gece sabahi ettim gözlerimi kapamadan, Kaç gece merdivendeki ayak
seslerini dinledim gelen sensindir diye.
Sen yoktun...
Her yagmurla birlikte hüzün de yagdi bu kentin üzerine. Bulutlar yalnizligin
isaretiydi benim için. Beni islatan yagmur Olmadi. Ben senin özleminle
sirilsiklamdim her mevsim. Hayat merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Uzun
kistan sonra gelmez dedigim göçmen kuslarin donusunu gördüm.
Sen yoktun...
Her istasyon her otogar adresim oldu. Bir trenden inersin sandim.
Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktim. Ya da yolculuklara vurdum
kendimi. Kimsenin ugramadigi köylere, adi duyulmamis kasabalara gittim.
Senden bir iz aradim.
Sen yoktun...
Denizin sonsuz maviligine umut bagladim. Kiyilarda tükettim bekleyislerimi.
Hep sensiz gemiler geçti limanlardan. Ben gemicilerin hasret türkülerine eslik ettim.
Sen yoktun...
Gözümden bir tek damla yas akmadi. Onlar sana aitti, sana kalmaliydi.
Kimselere söyleyemedim acilarimi. Bekleyisimin öyküsünü kimselere anlatamadim.
Nice firtinalar koptu yüregimde. Dalgalar dövdü hayallerimi. Siginacak bir
liman, yaslanacak bir omuz aradim. Içimi dökecek bir insan aradim.
Sen yoktun...
Her gece ay paramparça oldu. Her gece yildizlar birer birer dustu sokaklara.
Yildizlari saçina takip gelmeni bekledim. Ayi avucunda bana getirmeni
bekledim. Ve bir günes gibi dogup aydinlatmani bekledim bu kapkara dünyami.
Ama...
Tam gögsünüzün ortasinda bir yeriniz aciyacak...
Evinizin sizi içine sigdiramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksiniz...
Sokaga firlayacaksiniz...Sokaklar da dar gelecek...
Tipki vücudunuzun yüreginize dar geldigi gibi... Ne denizin mavisi açacak
içinizi, ne piril piril gökyüzü...
Kendinizi tasiyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksiniz...Birileri size bir seyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan saglik."
"Yasamak güzel."
"Bosver, her sey unutulur."
Siz hiçbirini duymayacaksiniz...
Gözyaslarinizdan etrafi göremez hale geleceksiniz.O'ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek,
az sonra kollarinda ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz...Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarin kiyamet kopacakmis" deseler basinizi
kaldirip "Ne dedin?" diye sormayacaksiniz...Yalniz kalmak isteyeceksiniz...
Hem de kalabaliklarin arasinda kaybolmak...Ikisi de yetmeyecek.
Geçmisi düsüneceksiniz... Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...Onunla geçtiginiz yerlerden geçmek isteyeceksiniz...
Gittiginiz yerlere gitmek...Bu size hiç iyi gelmeyecek... Ama bile bile yapacaksiniz.
Biri size içinizdeki aciyi söküp atabilecegini söylese, kaçacaksiniz...
Aslinda kurtulmak istediginiz halde, o aciyi yasamak için direneceksiniz.
Hayatinizin geri kalanini onu düsünerek geçirmek isteyeceksiniz...
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz...Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksiniz...Hiçbir sey oyalamayacak sizi...
Ilaçlara siginacaksiniz... Birkaç saat kafanizi bulandiran ama asla onu
unutturmayan... Sadece bir müddet buzlu camin arkasindan seyrettiren...
Bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi gelecek... Bogaziniz dügümlenecek,
dinleyemeyeceksiniz...Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...Sabahi iple çekeceksiniz...
Bazen de "Hiç günes dogmasa" diyeceksiniz..Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz...Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çikana
sarilmak isteyeceksiniz... Nafile... Düsüncesi bile tahammül edilmez gelecek....
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasini istediginiz...
Her siçrayarak uyandiginizda onun adini söylediginizi fark edeceksiniz....
Telefonun çalmasini bekleyeceksiniz... Aramayacagini bile bile... Her
çaldiginda yüreginiz agziniza gelecek... Aglamakli konusacaksiniz arayanlarla...
Yüreginiz burkulacak...Caniniz yanacak...Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz.
Hayata dair hiçbir sey yapmak gelmeyecek içinizden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yanip tutusacaksiniz... Defalarca
aradigi günlerin kiymetini bilmediginiz için kendinizden nefretedeceksiniz...
Yasadiginiz sehri terk etmek isteyeceksiniz... Onunla hiçbir aninizin
olmadigi bir yerlere gidip yerlesmek...
Ama bir umut... Onunla bir gün bir yerde karsilasma umudu... Bu umut sizi
gitmekten alikoyacak...Gel gitler içinde yasayacaksiniz...
Buna yasamak denirse...
Razi misiniz bütün bunlara?Hazir misiniz sonunda ölüp ölüp dirilmeye?
O halde ásik olabilirsiniz.
istatistiki bir anlamı yok. Kimse karısamaz, kimse engelleyemez, kimse anlayamaz, kavrayamaz. Deli gözüyle bakarlar size, sevdiğiniz insan bile. Doğrudur, siz delisinizdir. Zararı kendisine dünya güzeli bir delisinizdir. Kimsecikler ulasamaz size. Kendiniz icin seversiniz. Karsınızdaki sizi aynı ölcüde sevmiyordur, belki de hic sevmiyordur ama sevilendir, gikini bile cıkarmaz. Siz onu kendi istediginiz gibi seversiniz, kendi bildiginiz gibi. Sevme ilminin bütün incelikle-rini gösterirsiniz. Öldüresiye seversiniz. O sizi sevmez ama hayranlıkla izler. Sevgisiz olmaz. İnsan sevilmeden yasayamaz. Sevilmek varolmanın anlamıdir. Birinin sensiz yasayamayacagını, senden vazgecemeyecegini icinde hissetmesidir. Birinin bütün dünyaşını senin üstüne kurmasından daha güzel bir sey olabilir mi? Güvenle bakar-sın hayata. Bilirsin ki, o seninle vardır, sensiz yoktur. Elbette icinde bir bosluk hissettigin zamanlar da olur, sen de sevdigin biri icin deli olmak istersin. Ama senin icin deli olan biri varken, sevildigin bir iliskiye riske atmaya deger mi diye sorarsin kendine? Kendini doğruladıgın, kendini iyi hissettigin bir iliskiden, sevilen olmaktan vazgecemezsin. Hep ararsin sevilen olmayı. Düsünülmeyi, aranmayı, zor anlarında hep o birinin yanında bulunacagını bilmeyi istersin. Bir kere sevilen oldun mu, bir daha asla sevilen olmaktan
vazgecemezsin. Sevgisiz olmaz. Su ya da bu sekilde, sevmeden ya da sevilmeden yasanmaz. Hayatın renkleri, sarkıları, kelimeleri, kokuları, zevkleri, duyguları ucar gider elinden. Dimdizlak kalırsin ortada. Bakarsın aval aval ben bu dünyaya niye geldim diye. Sevgisiz olmaz. Bir kez bile deliler gibi sevmeden, hatta karsılık görmeden deliler gibi sevmeden, bir kez bile deliler
gibi sevilmeden, karsılıksız sevilmenin hazzina erismeden bu dünyadan cekip gitmek olacak sey degil. Sevgisiz olmaz.
Hayat soguk, yagmurlu ve vurdumduymaz bir Istanbul gecesiydi... Ve gece yagan yagmur hep ürkütürdü beni. Yagmur degil yalnizligimdi pencereleri damla damla yalayan, yillarimi dolduran sensizlikti... Hep bir yani yarimlik, hep senden uzaktalik, hayattaki tek "kimse"mden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavusma mucizesine inanma yolunda harcanmis bir hayatin ansizin sonuna gelme, ve o mucizeyi yasayamadan bir basina ölme korkusuydu yagmur&
Yine yagmur yagiyor, yine gece... Yine Istanbul... Ve sen kollarimin arasindan siyrilip kalkiyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim?
Sadece sana sarilarak uyudugumda nefes alabiliyordum. Beni kollarina aldiginda, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadigimda, kokunu kalbimle soludugumda... Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildigi yerdi benim için. Ne sana asik kadinlar, ne sevdiklerin, ne geçmisin, ne yarinin...Uykunda sadece ikimiz vardik. Askima dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacim yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacim yoktu artik. Askimizin kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan.... Beni gerçekligin o soguk, o köpüklü dalgalariyla yutan ve alip alip senden ötelere savuran hayatin isindaki tek kaçis tünelimdi uykun.
Önce kolunu çekerdin basimin altindan, sonra sirtini dönerdin. Usulca sarilirdim sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yillarin hasretiyle... Ardindan yavas yavas kollarimin arasindan siyrilirdin... Yillardir tasimaktan yorulmadigim hasretin, tenimden tenime akan o ates, agir gelirdi bedenine...
Uyuyamiyorum, nefes alamiyorum, lütfen sarilma, derdin... Yatagin bir ucuna siginmis bedeninden kovulmak, hayatindan kovulmak gibiydi benim için. Sigindigim, soluk aldigim tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk edisinden bile agir gelirdi. Yanibasindaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o bastan ayaga sen olan evimdeki unutulmuslugumdan çok daha agir gelirdi.
Seni kaybetme korkusu öyle islemisti ki hücrelerime...Yataktan dogruldugun anda bu korkuyla açilirdi gözlerim. Bilinçaltim konusurdu benim yerime...
Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktigin asla aklima gelmezdi. Gittigini düsünürdüm yalnizca... O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebilecegini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda bir basina birakip, kaybolacagindan korkardim. Bana hep ayni soruyu sorduran bu yüzyillik korkuydu iste: Nereye gidiyorsun sevgilim?
Beni yeniden hayatin içinde, gerçeklerin ortasinda bir basina mi birakiyorsun? Beni yeniden unutulus sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim?
Oysa seni uyutmayan içindeki o yanginli hesaplasmaydi. Gece iner, asiklar, yüzler, bedenler, anilar kaybolurdu; sadece ikimiz kalirdik. Ve sen uykunda sevgimle hesaplasmaya dalardin. Cennette cehennemi hatirlardin.
Dönüp geriye bakiyorum da, sanki yillar degil yüzyillar geçmis aramizdan... Aramizdan ayriliklar, ihanetler, kayboluslar, vazgeçisler, yeniden bulmalar, korkular, yalnizliklar, savrulmalar geçmis. Ve bu iliski ne çok biçim degistirmis...
Seni yollarca, sehirlerce uzagindan sevdim. Seni kelimelerce, siirlerce yakinindan sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alip da yazdigin mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzagindan. Hayatimi öyle oldugu gibi biraktim. Sehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o yillarda hiç düsündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili?
Geldim. Bana destek olacak, sirtimi verecegim bir askin yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracagim yalanini, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istedigim seninle birlikte bir hayatti. Öyle cesaretsizdim ki karsinda ve öyle açik sözlüydün ki bana karsi, ancak iddiasiz bir siginmaci olabildim hayatinda. Hayatina iltica etmek isteyen bir yürek sürgünü...
Bir ask meczubu sadece...
Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acimasizmis, sevgili... Gerçegin buzdan ülkesinde yapayalniz kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanlari bile özleyebilirmis kimi zaman... Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptigin o yillarda, buzlar ülkesinde biraz olsun isinabilmek için, aslinda beni sevdigin yalanina inandirmistim ben de kendimi...
Askima kapali bir kapinin önüne birakilmis yarali bir kus gibiydim. Inanacak, bir ibadet gibi yasayacak tek seyimdi senin askin. Karsiliksiz, güvensiz, sessizce yasanan bir ask... Nasil da hoyrattin bana karsi... Kalbinde degil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yillarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldasin mi? Yol arkadasin mi? Dostun mu? Sevgilin mi?..
Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer biçak gibi saplandi yüregime ve yüregimde yanitlarini buldu. Unutulus hepsinin acimasiz cevabi oldu. Sonrasi dipsiz bir karanlik... Sonrasi çaresiz bir çildiris...
Hayata karismamak için tek kalkanim, tek siginagimdi askin. Tek silahimi yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldi beni savurdu baska bedenlere, parçasi olamadigim o kirik dökük öykülere...
Kirginlik kimlik degistirdi ve vazgeçis oldu benim için. Unutmanin en agiri unutamadan unutmaktir. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik degistirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttugum yalaniyla hayati kandirmaya çalisinca hayat hiç olmadigi kadar acimasiz tokatlar indirdi yüzüme... Sonrasi dipsiz karanlik... Sonrasi hatirlamaya bile dayanamadigim düs yikimlari... Sonrasi kesif, karanlik ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir bosluk... Sonrasi "yalnizlik" kelimesine sigmayacak kadar derin bir yalnizlik...
Kaç zaman sonra bilmiyorum, bir gün geldi ve beni yeniden hatirladin. Yoklugumda kendine kurdugun hayat, beni yasak bir iliski haline getirdi bu kez de... Ve bu iliski bir kez daha kimlik degistirdi. Seni, bir baskasiyla birlestirdigin hayatina uzaktan bakarak, kalbimi kiskançligin lanetli hirsina teslim ederek, kisitli zamanlarda, gizli sakli bulusmalarda, o doyumsuz kaçamaklarda sevmeyi de ögrendim... Hasretinin o tarifsiz kokusu burnumu sizlatirken yapayalniz uyumayi da ögrendim. Yagmurlu Istanbul gecelerinde o bastan ayaga sen olan evimde kaderimle kiyasiya yasamayi da ögrendim, sevgili...
O zamansiz unutulusun ardindan yeniden hatirlanmanin sevinci, seni paylasmaya boyun egmenin ve hep gizliligin gölgesinde kalacak olmanin acisina büründü. Uykunda solugunun bir baska soluga karistigini bilerek geçirdigim sayisiz gecelerde, gururumu parça parça bölüp askima kurban verdim. O tarifsiz agriyi uyusturmak için ruhumdan, kimligimden, kadinlik onurumdan vazgeçtim. Her seye ragmen direnebilmek için kendimden vazgeçtim. Geriye dönüs kapilarini sonsuza kadar kapatmis oldum böylece. Ruhumdan kendimi kovup, tüm hücrelerime sadece askini yerlestirdim. Iste o andan itibaren, sensizlik artik bensizlik oldu sevgili...
Nasil da telasli, nasil da soluk soluga yasardik o kaçamak anlari...
Askimizin en karanlik, en gerçek, ama en yogun anlariymis onlar... Sensiz geçen gecelerde yüregimde biriken kiskançligin, öfkenin, kirginligin ve hasretin hummali karanligi, sana kavustugum anlarda sevinçten çildirmanin esiginde tarifsiz bir hazza dönüsürdü... Nasil da atesliydi sevismelerimiz... Sana yeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi... Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavusma, ask ve öfke, merhamet ve acimasizlik, kirginlik ve bagislama her sey ama her sey sevgimizin taskin sularinda birbirine karisirdi. Iki kalbin bir ömre sigdirabilecegi tüm duygulari biz o kisacik anlarda soluk soluga yasardik...
Sonra hayatini degistirdin. Yeniden özgürlügüne kavustun. Ve bu iliski bir kez daha biçim degistirdi. Yillardir bir savrulus halinde aramizdan akip giden askimiz, nihayet dingin, doygun ve emin bir siginak bulmustu kendine. O savruk yillar bile koparamamisti ya bizi birbirimizden, artik hiçbir sey bu aski yikamazdi. Ihanetlerin, unutulusun, hayatin sinavindan geçmisti askimiz. Tam da birbirimizi hayattan çok uzakta, dokunulmaz bir boyutta sevdigimize inanmaya baslamisken, dudaklarindan dökülen o lanetli cümle korkularimi yeniden uyandirdi, geçmisi zamandan koparip aramiza soktu yeniden: "Varligin artik bana aci vermiyor..."
Ah sevgilim, ayrilik trenini çoktan kaçirmadik mi biz? Bulup bulup kaybetme oyunlarini çoktan tüketmedik mi? O dünyevi ask oyunlarindan, kiskandirmalardan, kaçamaklardan çoktan vazgeçmedik mi? Birbirimizi en agir ihanetlerde sinamadik mi? Anlamadin mi artik, varligim sana aci vermek için degil... Sadece seni sevmek için yasadim ben!
Senin için bir iliskide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce askla degil kalbinin bosluguyla tutundugun bir can yoldasiydim... Yüregin bir baskasina kapilarini açtiginda hayatindan dislanip unuttugun oldum sonra... Baska hayatlarda, baska iliskilerde seni unutmaya çalisirken, belki de aslinda sadece seni ararken kiskançliktan deliye döndügün oldum... Kalbime geri dönmek istediginde gururumun gemilerini yakip, metresin oldum... Vicdanin oldum senin... Merhametin oldum... Pismanligin oldum...
Hazzin en siradisi boyutlarini seninle paylasan fahisen oldum... Arkadasin oldum... Kardesin oldum... Sevgilin oldum... Söylesene kaç kez biçim degistirdi bu iliski? Kaç kez kimlik degistirdim seni sevebilmek için...
Anlamadin mi artik, varligim sana aci vermek için degil. Sadece seni sevebilmek için yasadim ben... Hala seninle geçirecegim anlarin telasiyla tüketir gibi yasiyorum sensiz geçen günlerimi. Yillar geçti, hala seni görecek olmanin kalp çarpintilariyla, yalniz senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi. Sen güzel bulasin diye geçiyorum aynalarin karsisina.
Seninle geçen zaman bir daha tekrari olmayan, dogaçlama bir melodi gibi benim için... Sanki birlikte yazilmis kaderimizin sayili dakikalarindan an çaliyorum. Öylece karsinda oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazirlamayi, seninle sohbet etmeyi, dostlarini agirlamayi, seninle birlikte uyumayi, yani paylastigimiz ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacagim bir siiri kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluga hissederek yasiyorum... Öyle birikmissin ki içimde... Seni yasamakla tüketmem, seni siradanlastirmam mümkün degil. Içime çektikçe çogaliyorsun...
Simdi varligim her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafina. Her geçen gün biraz daha uzaklasiyor, biraz daha kaniksiyorsun beni... O pesini birakmayan yarali geçmisin aramiza korku duvarlari örüyor.
Hayatini tüm kalbimle kucakladigimi hissettigim anda ansizin yüzünde beliren o eski kaygilarin alip seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnizlik kuyularina sürüklüyor. Yeni isimler, yeni ask öyküleri, baska yüzler, baska bedenlerle kaçis planlari yapiyorsun kendine... Gece ansizin seni uyandiran, kolunu basimin altindan çeken, seni yatagin ucuna kadar götüren, uykunu bölüp ayaga kaldiran ve bana hep o ayni soruyu sorduran bu korkular degil mi...: "Sevgilim nereye gidiyorsun?"
Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benligini kistirdigin duvarlarin arkasinda soguk, uçsuz bucaksiz bir yalnizliktan baska ne var? Neden kaçiyorsun? Neden bu aski sonsuzluga, özgürlüge, daha önce hiç yasamadigin sinirsizliga bir kapi olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki... Sevgim seni tüketmek degil, çogaltmak içindi... Sevgim dünyanin yasanilasi bir yer olduguna inanman, inanmamiz içindi... Yüregimizin çok derinlerinde yasayan o iki masum çocugun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim... Ben senin kanatlarini hiçbir zaman çalmadim ki...
Öyle çok reddedildim ki, öyle çok unutuldum ki senin tarafindan, sensiz kalmak yüregimi ezen tek korku artik. Öyle ki hayatim yalniz bir korku halinde ayakta duruyor simdi... Korkumu gerçege büründürdügün anda yikilip gidecegim. Her seyi tükettim. Hayata tutunmak adina ne varsa her seyi yaktim seni sevebilmek için... Tüm sabrimi, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatin tek harci olduguna olan inancimi... Artik senden baskasina verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplasacak bir benligim kalmadi. Geriye dönüp siginacak bir kendim kalmadi...
Simdi bana varligimin sana aci vermedigini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun, sonra yeniden gelmemi... Ve sonra yeniden gitmemi... Beni sensizligin o dipsiz çukuruna önce sarkitip, sonra yeniden gün isigina çikariyorsun.
Sevgimi, yoklugumu hissettigin yerde bulmak istiyorsun. Askimin benligini ve hayatini ele geçirmesinden duydugun o sebepsiz korkuyu yenmek için, bana seninleyken tekrari olmayan bir siiri hatirlatan zamanin, sana benimleyken gösterdigi monoton ve tüketici yüzünü yok etmek için oynadigin bir oyun bu belki de... Beni deliligin sürgünlerine yollayip, sonra yeniden kalbine çagiriyorsun.
Korkuyu beklemenin telasi korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? Iste bu yüzden sensizligin karanlik kuyusuna kendi ellerimle birakiyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni sevmekten degil, sevgili... Sana veda etmeden kaybolusa karismam da aslinda sadece bunun için...
Madem varligim aci vermiyor sana, madem ki ancak yoklugumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yoklugumla kal sevgili... Madem ki yoklugumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu ask için büründügüm son kimlik olsun...
Cezmi Ersöz
Ne çok 'Seni seviyorum'lariniz var. Her yere yaziyorsunuz. Herkese söylüyorsunuz. Her zaman kullaniyorsunuz.
Sevginizden çok 'seni seviyorum'lariniz. 'Sen' diye hitap edebildiklerinizden bile çok.
O kadar kisa ki sevgilerinizin ömrü, ard arda ekleseniz dahi, kelebek ömründen kisa kaliyor.
Sevginizi saklamiyorsunuz güyya. Ama sevgi ile olan mesafenizin uzakligini 'Seni seviyorum'lariniz ele veriyor.
Ortaya 'çok' ekliyorsunuz, 'gerçekten' ekliyorsunuz. Basina ve sonuna mahzunluk ekliyorsunuz. Ekliyorsunuz ki, milyonlarca 'Seni seviyorum'dan farkli olsun sizin söylediginiz. Ama olmuyor.
Herkesi 'Seni seviyorum' demeye davet ediyorsunuz. Suç ortagi ariyorsunuz. Ancak herkesin maske takmasiyla hayati maskeli baloya çevirip, vicdaninizi rahatlatacaksiniz.
Sadece sizin ve sahte sevgilinizin degerini düsürmüyorsunuz. 'Sevme'nin degerini de yerle yeksan ediyorsunuz.
Öyle bir cümle kuruyorsunuz ki, 'sen' gerçekten 'sen' degil, baskalarini kastediyorsunuz. 'Sevmek' gerçek 'sevmek' degil, baska duygulari anlatiyorsunuz. Birinci tekil sahis eki de sizi anlatmiyor, belki baska yüreklere tercüman oluyorsunuz.
Kalp sekillleri arasinda olmasi neyi degistirir ki? Tas gibi soguk. Gülümseyerek söylemeniz ne farkeder ki? Takim elbiseden daha resmî. Bugulu gözlerle telaffuz etseniz ne yazar? Içten olmadigi besbelli.
Tamam, yüreginizde bir yerlerde sevmeye karsi bir istah, bir açlik var. Ama, bu açligin reçetesi bol bol 'seni seviyorum' demek mi? Kalp resimleri mi? Hüzünlü sarkilar mi? Ayrilik agitlari mi?
Daglara, taslara yazdiniz ama yine de sevmiyorsunuz, degil mi? Sevginiz tükeniveriyor... Kalmiyor... "Sevgim bitti, hâkim bey" diyorsunuz bükük bir boyun ve kisik bir sesle.
Tutunamiyor kalbiniz, böyle kaygan zeminlerde, böyle küçücük maskelere, böyle acemice...
'Seni seviyorum'lariniz bol, herkese yetip de artacak kadar bol. Ama 'seni seviyorum'lariniz bol, çok bol geliyor sevginize.
Belki dil ile degil kalp ile söyleme vakti gelmistir.
Sözüm, gerçekten sevenlerin meclisinden disari...
Sözü özel adi güzel dünyadan sizlere merhaba diyorum.
Eger isterseniz bu dünya sizin dünyaniz olabilir.
Kalbinizin kapilarini birlikte aralamaya varmisiniz?
Kalbinizin derinliklerindeki duygulari benimle paylasmaya hazir misiniz?
O zman bende hazirim.
Tüm güzellikleri,sevgileri,üzüntüleri,kisaca yasami birlikte paylasalim.....
Konumuz SEVGI.... her konuda,her alanda,her sartta sevgi...
Insana yasama sevinci veren, mutluluk ve hayat veren en güzel olgu....
Asla sevgiden,sevmekten vazgecmeyin.
insanlari ,cicekleri,dogayi herseyi sevin.
Karsilik almadan sevmeyi ögrenebilirsek eger,
mutlaka karsilik bulabilecegimiz bir sevgiye kavusmak icin de
ilk adim atmis olacagiz. Unutmayin!!!
SEVGI YASAM KAYNAGIDIR!!!