bilim üzerine bir forum yeni kurulmuş içeriği etkiledi gerçi şu anda az ama sadece bilm ve hedefleri çok güzel belki ilginizi çeker ve sizde benim gibi destek verirsiniz..
buarada log ihtiyaçları varmışşkurucalarından biri ile görüştüm ..forum hakkında bir kaç soru sordum..ortaya çıkan problemlerden aklımda kalanlar..
Uluslararası Uzay İstasyonu'nun uzaydan görünümü
İLGİLİ HABERLER
" Teknolojinin doğaya karşı verdiği savaş
" Tuğla duvarlar yerine 'su duvarlar'
" Bir Discovery macerasının ardından
" 'Scotty'nin külleri uzay yolcusu
" Zamanda yolculuk olasılığı
JAXA ve Tokyo Üniversitesi'nde görev yapan Doç.Dr. Serkan Anılır, Türk Uzay Kurumu ile Türkiye'nin nasıl dünyanın bir numaralı ekonomisi yapılabileceğini cnnturk.com için yazdı.
İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından savaşı kaybeden Japonya, Almanya, İtalya gibi ülkeler yaralarını sarmak için yola koyulurken, savaşın galiplerinden ABD ve Rusya 'soğuk savaş' olarak da isimlendirilen dünyanın en büyük gücü olma yolunda sinsi bir çekişmeye başladı.
Yaşanan savaş dolayısıyla dönemin en iyi havacılık teknolojilerine sahip bu iki ülkenin görebildiği en önemli nokta, bir sonraki adımın uzaya atılması gerekliliğiydi. Rusya bütçesinin çok önemli bir kısmını uzay ve havacılık teknolojisinde eğitim, araştırma ve geliştirmeye ayırırken; ABD ise Nazi Almanya'sı döneminde teknolojide devrimler yaratmış bilim adamlarını ülkeye getiriyordu.
Bunların arasında en ünlü olanı, savaş sırasında İngiltere'ye tonlarca bomba boşaltmış V-2 roketlerini tasarlamış Werner von Braun olup, ABD'ye getirilip 1958'de kurulan NASA'nın başına geçirilmiştir. 'Apollo' projesini de yürüten Braun bugün ABD'yi vardığı noktaya getiren en önemli isimdir.
Ancak bu noktada çok önemli bir tespit yapacak olursak, bugün uzay teknolojisi adı verilen bütün sistemler tamamıyla İkinci Dünya Savaşı'nın teknolojileri üzerine kuruludur. Bugün savaşı kaybetmelerine rağmen Almanya, Japonya, İtalya veya büyük hasarlar gören İngiltere, Fransa veya Rusya gibi ülkelere baktığımızda, G-8 adı verilen dünyanın sekiz büyük ekonomik gücünün bu ülkeler olduğunu görürüz. Gerçek şudur ki, yaklaşık 50-60 yıldır uzay havacılık alanında hiçbir önemli teknolojik gelişme yaşanmamıştır.
Bugün sadece seçilmiş astronotların uzaya gidebildiği, o da ancak yörüngedeki ISS'te (International Space Station- Uluslararası Uzay İstasyonu) araştırma ve deneyler ile sınırlı kaldığını biliyoruz. Bugünkü uzay sanayisi haberleşme ve gözlemleme ağırlıklı uyduların geliştirildiği ve yörüngeye yerleştirildiği bir platform olarak kalmıştır.
Türkiye, 1990 yılında UBİTEK'i kurarak (Uzay Bilimleri ve Teknolojileri Komitesi) uzay teknolojileri politikalarını belirlerken; 1994'te TÜRKSAT 1B, 1996'da TÜRKSAT 1C haberleşme uydularını uzaya yolladı. Uzay ajansı olmayan ülkemiz bu uyduları Fransız Aerospatiale firmasına sipariş etti. Bundan 10 sene sonra ise TÜBİTAK-BİLTEN tarafından yapılan ilk Türk mini uydusu Rusya'dan fırlatıldı.
Bugün ise özellikle Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın önemli desteği ile hazırlanan Türk Uzay Kurumu (TUK) kanun taslağı ve TÜBİTAK'ın 2004 yılında Avrupa Uzay Ajansı ile imzaladığı Dış Uzayın Sadece Barışsal Amaçlarla İncelenmesi ve Kullanımı İşbirliği Anlaşması ile Türkiye, geç de olsa uzaya açılımda ilk önemli adımları atmış oldu.
Türkiye için altın fırsat
Bundan sonraki adımlar çok önemli. TUK'un diğer ülkelere nazaran çok geç olarak kurulma aşamasına gelmesi dezavantaj olarak görülse de, aslında bu Türkiye için altın bir fırsattır. Birçoğumuz inanamayacak olsa da, TUK Türkiye'yi dünya ekonomisinde bir numara yapacak anahtardır. Burada en önemli nokta Türkiye'nin çok net bir şekilde 'uzay politikasını' belirlemesidir.
Hem NASA, hemde JAXA'da aktif görev aldığım için, yaptığım tespitlerden bir tanesi temelde NASA ile JAXA'nın (veya Avrupa Uzay Ajansı ESA'nın) aynı departmanlara sahip olduğu ve aynı araştırmayı yapmalarıdır. NASA Mars'a bir robot yollamıştır, ardından ESA yollamıştır, şimdi de JAXA olarak biz yollamaya hazırlanıyoruz.
Ancak Mars araştırmalarının yanısıra onlarca değişik departman ellerindeki kısıtlı bütçeyle çalışmakta ve çoğu zaman başarılı olamamaktadır. Buradaki hata, hala uzay ajanslarının soğuk savaş dönemi benzeri birbirleriyle teknoloji savaşı yapmasıdır. Eğer Türkiye bu noktayı görür ve aynı hatayı yapmazsa bütün kaderini değiştirebilir.
Öncelikle gerçeklere bakalım. Kurulduğu zaman genç bir kurum olacak TUK hiçbir zaman NASA veya diğer uzay ajansları ile aynı seviyeye ulaşamayacaktır, çünkü biz ne kadar uğraşsak da diğer ülkeler bizden hep önde olacaktır. Bu durumda TUK, var olan mevcut uzay teknolojilerini satın alacak veya kısmen ilerletmeye çalışmak gibi çok küçük ölçekli çalışmaların ötesine geçemeyecektir.
Eğer TUK diğer uzay ajanslarını kopya ederek aynı departmanları kurup aynı çalışmaları başlatırsa, ki büyük ihtimalle öyle olacak, kısıtlı bütçesini zaten var olan projelere yatıracak ve çok büyük bir teknolojik buluşla uzay çalışmalarında devrim yaratmadığı takdirde taklitten öteye geçemeyecektir. Burada ilk senelerde diğer uzay ajanslarından alınacak altyapı aletlerini hesap edecek olursak, ilk ciddi araştırmaların başlamasının bütçeyle bağlantılı olduğunu da görebiliriz.
Peki ne yapmalıyız?
Dünyada bugün güç, enerji ile ölçülür. Enerji kaynaklarına sahip veya kontrol altında tutan ülkeler 'güç'tür. Örneğin dünyada petrol üretimi durduğu anda, bütün taşıma sistemlerinin da aynı anda duracak olması bütün sistemi felç eder. Enerji politikaları ülkelerin gelecekteki kaderlerini belirleyecektir.
Bir gün, fosil enerjiler adını verdiğimiz petrol benzeri kaynaklar sona erdiğinde, insanoğlu yeni çözüm arayışlarına gidecektir. Bunların içinde en önemli alternatif, sınırsız bir enerji kaynağı olan güneş enerjisidir. Bugün güneş panelleri uygulanmasına rağmen, dünyamızı saran atmosferin yeryüzüne ulaşan güneş ışığına filtre etkisi yapması, verimi yüzde 15-20 civarlarında tutmaktadır.
Uzay ajanslarının da üzerinde durduğu bu konu, yörüngeye paneller veya güneş antenleri yerleştirerek güneş ışığını etkili biçimde yeryüzüne lazer veya benzeri sistemlerle yansıtmak ve yüksek verimli doğaya saygılı enerji üretimidir. Bu çalışmanın JAXA ayağındaki yapı grubunu ben yönetiyorum.
Uzaydan enerji elde etmek fikir olarak var olsa da, uzay ajanslarında bunun dışında onlarca farklı çalışma aynı zamanda devam ettiği için, tam olarak bu projeye konsantre olmak mümkün olmamaktadır. Aynı zamanda, senelik bütçe de diğer projeler arasında bölündüğünden, tek rakamlı yüzdeler güneş antenleri projelerinin gerçekleşmesine imkan vermemekte veya geciktirmektedir.
Türkiye'nin burada yapacağı şudur: Uzay kurumunu kurmak ve sadece tek bir departman açmak. Eğer TUK tüm kaynaklarını var olan çalışmaları taklit etmek yerine uzaydan enerji elde etmeye yönelik güneş antenleri üzerine araştırmalarda kullanırsa, tüm diğer kurumlardan önce bunları geliştirir, uzaya yollar ve elde ettiği enerji ile hem Türkiye'yi enerjide bağımsız yapar, kalan enerjiyi de diğer ihtiyacı olan ülkelere satarak büyük gelir elde eder. Diğer uzay ajansları istese bile bütün bölümlerini kapatıp tek bir konuda yoğunlaşamayacağından Türkiye kısa bir sürede bu dalda dünyada enerji satan lider konumuna yükselir.
Buna inanmak istemeyenler için şöyle bir örnek verebilirim. NASA eğer bütün bütçesini Mars araştırmalarına ayırsa, gelecek yıl bu gezegende şehir kurar. Ancak Mars veya uzay antenleri, NASA'nın yaptığı onbinlerce araştırmadan bir tanesidir. Sırf Mars'a odaklanması mümkün değildir. TUK ise sırf güneş antenlerine odaklanırsa bu sistemleri rahatlıkla kurar.
Ne kadar sürer?
Diyelim ki 2006 senesinde TUK açıldı ve burada yazdığım gibi sadece tek departmanda karar kıldı ve şu anda öngörülen bütçesini aldı. Kendi deneyimlerimden bir yol haritası hayal edecek olursam, 2010 yılında ilk deneme uydumuzu hazırlar yollarız, 2020 senesinde ise ilk 1MW güneş antenini kurar ve sistemi yedi senede kendini amorti ettiririz.
Başka uzay ajansları Mars'a gitmeye uğraşırken, biz ihtiyacı olan ülkelere enerji satmaya başlarız. Bu durumda seneler sonra uzay yarışında kimin kazanacağını düşünmeye gerek bile olmaz. Türkiye birkaç senede milli gelirini kat kat yükseltir. Güneş antenlerine bağlı gelişecek diğer tüm araştırma ve üretümde kilit rol oynar, dünyanın en büyük gücü olur.
Bu projeye destek olacak bilim adamlarımız ve genç üniversite kuşağımız gibi çoğu ülkede olmayan avantajlarımızı da ekleyecek olursak, Atatürk'ün hedef biçtiği muassır medeniyet seviyesine ulaşmak Türk Uzay Kurumu ile gerçek olabilir. Basit ama gerçekçi fikirlerle hedeflerimizi doğru belirlediğimiz takdirde, dünyamızı çevreleyen uzay bunun için en iyi araç olacaktır.
Bilimadamları, Endonezya'daki bir ormanda, daha önce bilinmeyen onlarca kuş, kelebek, kurbağa ve bitki türüne evsahipliği yapan bir ''Kayıp Dünya'' buldular.
Endonezyalı, Amerikalı ve Avustralyalıların oluşturduğu ekibin Foja dağlarındaki ormanda buldukları arasında, kuş türlerinin yanı sıra 20'den fazla yeni kurbağa türü, 4 kelebek türü ve şimdiye kadar görülmemiş palmiyelerin de yer aldığı yeni bitki türleri bulunuyor.
Ekibin bulduğu kuşlardan birini, 19. yüzyılda Yeni Gine'deki avcıların tasvir ettiği ancak şimdiye kadar nerede yaşadığı keşfedilemeyen ''Berlepsch'in 6 Telli Cennet Kuşu'' oluşturuyor. Erkeğinin kafasında her biri 10 santim uzunluğunda 6 güzel tüy bulunduğu için kuşa bu adın verildiği belirtildi. Sadece yerli halkın bildiği, yüzünde parlak turuncu bir yama bulunan, bal yiyen yeni bir kuş türü de keşfedilenler arasında.
Araştırma ekibi, daha önce Endonezya'da hiç görülmemiş bir Ağaç Kangurusu da buldu. Uzmanlar, yüksek irtifalarda başka yeni kanguru türlerinin de yaşadığını tahmin ediyorlar.
ORMANDA YENİ BİRÇOK TÜR DAHA BULUNABİLİR
Washington'daki Uluslararası Koruma adlı kuruluşun başkan yardımcısı Bruce Beehler, bunun muhtemelen Asya'daki bozulmamış durumdaki en büyük tropikal orman olduğunu söyledi.
Beehler, ormanı sadece yüzeysel olarak araştırdıklarını, bu yıl içinde başka uzmanlarla tekrar bu ormana döneceklerini söyledi. Beehler, ''Biz sadece yüzeyi araştırdık. İçerilere girecek biri burada bir muammayla karşılaşacak'' dedi. Beehler, ekibin uçan böcek türlerinin sınırlı olduğu yağışlı mevsimde bölgeye gittiğini, kuru sezonda yapılacak bir araştırmada muhtemelen başka yeni kelebek türlerinin bulunacağını söyledi.
Foja dağ silsilesi civarında yaşayan yerli insanların, Lüksemburg büyüklüğündeki bu el değmemiş bölgeye girmeye cüret edemediklerini söyledikleri bildirildi.
1. İttifağımıza Bir logo belirliyoruz.
2. www.imageshack.us adresine girip "Gözat"a tıklıyoruz.
3. Logoyu gösterip. "Host It"e tıklıyoruz.
4. Çıkan Adreslerden "Direct Link to Image" yazanı Kopyalıyoruz.
5. İttifaklar/İttifağı Yönet'e giriyoruz. Sayfanın en Altında "İttifak Logosu" yazan yere Kopyaladığımız Adresi Yapıştırıp kaydediyoruz.
- Büyük Yazı -
kod:
1: [fs]#Numara[/fs]Yazı[/f]
Not : Yazının Büyüklüğünü Internet Explorer ile Göremezsiniz.
FireFox, Opera Vb. tarayıcalarla görülebilir.
- İtalik(Yan) Yazı -
kod:
1: Yazı
- Renkli Yazı -
kod:
1: [fc]#Renk Kodu[/fc]Yazı[/f]
Renk Kodları için Tıklayın
Başka Bir Link
- Resim Ekleme -
kod:
1:
Adres : www.imageshack.us'a resim eklediten sonra çıkan adreslerdeki "Direct Link to Image" yazanı.
ayrıca bu bilgiler oyuna girdiğinde sol taraftaki menuden forum yazarsan..karşına çıkan pencereden yardım&soru(n)lar diye bir grup var ona tıklayınca daha bir çok şey bulabilirsin..
paylaşımın için saol ama ben
daha farklı bir şey sormuştum
peki sana şunu sormam daha doğru sanırım.
rap ve hiphop daha iyi ise bunlardan bahsedermisin rap nedir? hiphop nedir?
aralarındaki fark ne zaman çıkmıştır.(türkiyede ve dünyada)
yanıtlamak istersen beniş çok sevindirirsin..
şimdilik nasıl olduysa bilgisayr nekniği 9 a gelebildim. kendime ufak boyutta bir kruvazör filosu hazırladım.
artık gücümün yettiğine saldırıyorum yetmediğinede çerez bir filo yapıp göndermeyi düşünüyorum maksat zarar vereyim..
diyelim ben 1.1.1 deyim ya eleman 1.200.1 den geliyor ta orda nbana geliyor ilginç tipler varya nerden buluyorlar beni çok merak ediyorum doğrusu..
neyse olacak tabi gelsinler oyun bu ama umarım yok eden biri olmaz valla oynamam
sormak istediğim bir şey daha var bazen aynı anda 3 farklı gruptan elemanlar saldırıyor sanki anlaşmışlar gibi sırayla.gerçi belkide anlaşıyorlardır gerçi ittifakları farklı ama..
ben bir kişiye saldırdım ama nekadar zaman sonra bir daha saldırabilirim.yani saldırdım sonra geldim aradan 2 saat geçti bir daha saldırdım bu olurmu..
bunun bir kuralı vardır gerçi ben etik olarakta benim semiyorum ama bana saldırana bende saldırıyorum..daha körpecikken 1 saatin içinde iki kez saldırdılar yaa..
Ben dünyadaki tüm müzik türlerini merak ediyorum.
örneğin; Jazz, Newage, Arabesk, Türk Sanat Müziği, Klasik Müzik, Blues... vs.
gibi müziklerin nasıl müzik olduğunu sonra bu müzikleri öncüleri
aslında istediğim kısa bir tarihçe
tamam bu müzikleri dinliyorum bir kısmınında tarihçesini önceülerini bilirim ama yeni tarzları öğrenmek onları dinlemek gerekli aynı yeni tatlar denemek gibi geliyor bana sonuçta müziğin ruhun gıdası olduğunu düşününce..
elinde bu tarz e-book veya link olan arkadaşlarımız varsa paylaşırlarsa çok memnun olurum.
hem çalıştığım arşivim için de güzel bir katologlama getirebilirim..
oyunun ilk oyuncularından olmak çok güzel olsa gerek..
(aslın bo oyunda herkesin eşit olmadığını anlamak çok kolay ve bu aslında küçük bir dünya neyse içimden geldiği gibi yazıyorum..)
filoları kaçırdın diyelim.. ya hammadeler onları taşımak için bir çok gemi gerek..
kendime bir ittifak kurdum.
bunu gören saldırdı yahu benim ittifak gerilerde size tehlke değilki ama işin ucunda hammade olunca valla kimse acımıyor neyse oyun zevkli öneriler için teşekkürederim..
merak ettiğim bir şey daha var.
casus sondasını minimum kaçıncı kademeye getirmek iyidir acaba?
%100 engellemek için..
cevaplarsanız sevinirim..
şimdi çoğu arkadaşta gördüm onlar sadece modemlerini açıp kapatım tekrar rapidsahredan download yapıyorlar..
ama siz burda ipconfing/... komutuyla yine modemi kapatmamız gerektiğini söylüyorsunuz..
sorum şu iki durum arasında tercih değil daha çok bu komut ne işe yarıyor birde gerçekten sadece modemi (komutsuz olarak) kapatıp açak yeterli değil mi?
ADSL kullanıyorum fakat
pc'yi yeniden başlatıp winxp ye geçtiğimde nete girebiliyorum.
ama yeniden başlatıp suse linux'a geçtiğimde net var gözüküyor ama nete giremiyorum.
ve daha önce linux'u kurduğumda böyle bir sorun yaşamamıştım.bunu anlayamadım tabi serde acemilikte var..
Avustralya'da, 20 bin yıllık oldukları tahmin edilen, yetişkin ve çocuklara ait yüzlerce ayak izi bulundu. Avustralya'nın Bond Üniversitesi araştırmacıları, Willandra gölü bölgesinde 450'den fazla ayak izinin bulunduğunu ve iyi muhafaza edilmiş bu ayak izlerinin son buzul çağından kaldığını sandıklarını belirttiler.
Ayak izlerinin bölgede buzul çağında yaşayan insanların yaşamları konusunda bilgi verebileceğini kaydeden araştırmacılardan Profesör Steve Webb, ayak izlerinden bazılarının sahiplerinin avlandığını sandıklarını ifade etti.
Ayak izlerinden bazılarının, bir erkeğin koştuğunu gösterdiğini kaydeden Webb, başka ayak izlerinin de toplu halde yürüyen bir aileye ait olduğunu tahmin ettiklerini söyledi.
Bilim adamları, 19-23 bin yıllık oldukları tahmin edilen ayak izlerinin çok iyi durumda olmasını, izlerin killi bir bölgede bırakılmış olmasına bağlıyor. Bölgedeki toprakta kalsiyum karbonat bulunmasının, toprağın çimento gibi sertleşmesini sağladığı belirtiliyor.