yaş farkı yada başka bişey
onemli olan karşılıklı saygı sevgidir ve neiçin birrlikte oldugunu bilmektir..Seversen Allah c.c. İçin Sev...Sevki Sende Sevilesin..
- Ben muhtaç bir kişiyim. Bakmakla yükümlü olduğum ailem var. İhtiyaç içindeyim.
Haline acıdım, onu salıverdim. Sabah olunca Rasulullah s.a.v.:
- Ebu Hüreyre , dün gece yakaladığın adam ne yaptı? diye sordu.
Meşhur sahabilerden Ebu Hüreyre r.a.' ın başından geçen bir olay gerçekten çok dikkat çekicidir. Hz . Ebu Hüreyre r.a. Suffa'da , Peygamber Mescidi'nin arka kısmında kalan sahabilerden biriydi.
Bir Ramazan ayı. Fıtır sadakaları toplanmış, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere bir yerde muhafaza altına alınmıştır. Efendimiz s.a.v., daha ziyade gıda maddelerinden oluşan bu sadakaları dağıtılıncaya kadar korumak için Ebu Hüreyre r.a.'ı görevlendirmiştir.
Semerkand Dergisinden Alınmıştır...
Bir akşam vakti. Ortalık kararınca bir adam sessizce gelip sadaka mallarından avuçlamaya başlar. Sonra neler oldu, Ebu Hüreyre r.a.'a atfen şöyle nakledilir:
Adamı yakaladım ve dedim ki:
- Seni Rasulullah'a götüreceğim.
Adam yalvardı:
- Ben muhtaç bir kişiyim. Bakmakla yükümlü olduğum ailem var. İhtiyaç içindeyim.
Haline acıdım, onu salıverdim. Sabah olunca Rasulullah s.a.v.:
- Ebu Hüreyre , dün gece yakaladığın adam ne yaptı? diye sordu. Ben de:
- Ya Rasulallah , ihtiyacı olduğunu, bakmakla yükümlü bir ailesinin bulunduğunu söyledi. Ben de acıdım ve salıverdim, dedim. Rasul -i Ekrem s.a.v.:
- Sana yalan söyledi, tekrar gelecek, buyurdu. O'nun bu sözü üzerine tekrar geleceğini anladım ve sonraki akşam gözetlemeye koyuldum.
Hz . Ebu Hüreyre r.a., adamın tekrar geldiğini, onu yakaladığını, ilk gece neler oldu ve konuşulduysa, ikinci gece de aynen tekrarlandığını anlatıyor. Sabah olunca Rasulullah s.a.v. Efendimiz de yine aynı şeyleri söylüyor.
Nihayet üçüncü gece olur ve Ebu Hüreyre r.a. adamı yine gözetlemeye başlar. Adam gelip, geçen iki akşamki gibi mallara uzanınca, Ebu Hüreyre r.a. bir kez daha yakalar. Ama artık kararlıdır. Bunun son olduğunu, kesinlikle Efendimiz s.a.v.'in huzuruna çıkartacağını söyler. Bu sefer adam bir öneride bulunur:
- Beni bırak, sana çok faydalanacağın bir şey öğreteyim, der. Ebu Hüreyre r.a. merak etmiştir:
- Nedir o?
Adam şöyle der:
- Yatağına girdiğinde Ayetü'l - Kürsi'yi oku. Böyle yaparsan, yanında Allah tarafından sürekli bir koruyucu bulunur, sabaha kadar şeytan sana yaklaşamaz.
Ebu Hüreyre r.a. adamı yine salıverir.
Sabah olunca Rasulullah s.a.v., yakaladığı adamın dün gece ne yaptığını tekrar sorar. O da olan biteni olduğu gibi anlatır. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v. Efendimiz şöyle buyurur:
- Bak hele! Kendisi yalancıdır ama bu sefer sana doğruyu söylemiş. Ebu Hüreyre , üç gecedir kiminle konuşuyordun, biliyor musun?
- Hayır, bilmiyorum.
- O şeytandı. (Buharî)
* * *
Ayetü'l - Kürsi , Bakara Suresi'nin 255'inci ayetidir. Fazileti hakkında birçok hadis var. Fakat aktardığımız bu ilginç olay bize bir şeyler söylemek istiyor gibi.
Her şeyden önce, böyle bir olayın sebepsiz, hikmetsiz olamayacağını bilmeliyiz. En bariz özelliği yalancılık olan şeytanın, niçin tercih edildiğini düşünmemiz gerekiyor. Bir hakikat neden bir yalancıya söyletilmiştir? Her şey başından itibaren Peygamber s.a.v. Efendimiz'in bilgisi dahilinde olduğu halde, neden Ebu Hüreyre'ye üçüncü sabah açıklanıyor?
Bütün bu soruların en tatmin edici cevabı şu olsa gerek: Allah ve O'nun Rasulü , Ayetü'l - Kürsi'nin değerini, onun okunmasıyla ikram edilen manevi korunmayı, çok çarpıcı bir şekilde inananların gözlerinin önüne sermek istemiştir. Bu olayda şeytana söyletilen şey esasen şudur:
" Ayetü'l - Kürsi öyle bir manevi zırhtır ki, okuyana bir şey yapamıyorum."
Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz'in bu ayete dair diğer hadis-i şeriflerini hatırlayalım:
"Farz namazların peşinden Ayetü'l - Kürsi'yi okuyan kimse, diğer namaz vaktine kadar Allah'ın koruması altındadır." (Heysemî)
"Ayetü'l - Kürsi , Kur'an ayetlerinin efendisidir." (Ahmed b. Hanbel)
İslâm imanının özünü içinde toplayan, engin bir manaya sahip ve -Allah'a şükür- hepimizin ezberinde olan bu ayetin meali şöyle:
"Allah, kendisinden başka ilah olmayandır.
el- Hayy'dır: Diridir; el- Kayyûm'dur: Bütün yaratıkları idare eden ve ayakta tutandır.
O'nu ne uyku tutar, ne de uyuklama.
Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'nundur.
İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir?
O, yarattıklarının yapacaklarını ve geride bıraktıklarını bilir.
O'nun dilediği miktarın dışında hiç kimse, O'nun ilminden herhangi bir şeyi elde edemez.
O'nun 'kürsü'sü gökleri ve yeri içine alır.
Onları korumak, O'na zor gelmez.
O, el-' Aliyy'dir : Zorluk ve acziyet içinde bulunmaktan uzak;
O, el-'Azîm'dir: Her manada büyüktür." (Bakara, 255)
el- Kürsî : Sözlükte taht anlamına gelir. Ayette ise, mahiyetini ancak Yüce Mevlâ'nın bildiği, O'nun şanına layık bir varlıktır.
İnşallah bizlerde Hakkı ile okuyan korunanlaradan olalım kardeşlerim...
Allah'ın Rahmeti Bereketi üzerinize olsun..Selametle...
Mesbuk, bir rekat kılındıktan sonra imama uyan kimsedir ki, son oturuşta dahi imama uymuş olsa yine mesbuk sayılır. Mesbuk hakkında aşağıdaki meseleler ortaya çıkar:
Mesbuk kaza edeceği rekatlarda, tek başına namaz kılan gibidir. Örnek: Bir kimse sabah namazının ikinci rekatında imama uyacak olsa, mesbuk olmuş olur. Aldığı tekbirden sonra sükut eder. İmamla beraber son oturuşta yalnız "Tahiyyat"ı okur. İmam selam verince, kendisi ayağa kalkar ve imam ile kılmamış olduğu ilk rekatı kılmaya başlar. "Sübhaneke ve Eüzü Besmele'den" sonra Fatiha suresi ile bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okur. Bilindiği şekilde rükû ve secdelere gider. Ondan sonra oturup "Tahiyyatı, salavatları ve Rabbenâ âtinâ'yı" okuyarak selam verir. Akşam namazının ikinci rekatında imama uyan kimse de birinci rekat hakkında bu şekilde hareket eder.
Mesbuk, akşam namazının son rekatinde imama uysa, "Sübhaneke'yi" okur ve imamla beraber o rekatı kılarak teşehhüde oturur. İmam selam verdikten sonra kalkar, Sübhaneke, Eüzü Besmele, Fatiha ve bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okur. Rükû ve secdelerden sonra oturur ve yalnız "Tahiyyat'ı" okur. Sonra "Allahü Ekber" diyerek ayağa kalkar, yalnız Besmele ile Fatiha ve bir miktar daha Kur'an-ı Kerîm okuyarak rükû ve secdeleri yapar. Sonra son oturuş yaparak selam ile namazdan çıkar. Bu halde üç defa Teşehhüde oturmuş olur. Bununla beraber mesbuk, ikinci rekatın sonunda yanılarak teşehhüde oturmayacak olsa, sehiv secdesi yapması gerekmez. Çünkü bu rekat, bir yönden birinci rekat yerindedir.
Mesbuk, dört rekatlı namazlardan birinin dördüncü rekatinde imama uysa, imam ile teşehhüde oturduktan sonra kalkar, Sübhaneke, Eûzü Besmele, Fatiha ve bir mikdar Kur'an okur. Rükû ve secdelerden sonra oturur. Yalnız "Tahiyyat'ı" okur. Ondan sonra kalkar. Besmele ile Fatiha'yi ve bir mikdar daha Kur'an ayetlerini okur. Sonra rükû ve secdelerevarır, oturmaksızın kalkar. Yalnız Besmele ve Fatiha ile bir rekat daha kılarak son oturuşu yapar. Tahiyyat'ı, Salavatları ve Rabbenâ âtinâ'yı okuyup selam vererek namazını tamamlar.
Mesbuk, dört rekatlı namazların üçüncü rekatinden başlayarak imama uysa, imamla beraber son oturuşta yalnız "Tahiyyat'ı" okur. İmam selam verdikten sonra kalkar, Sübhaneke, Eûzü Besmele, Fatiha ve bir mikdar daha Kur'an okur. Rükû ve secdelere varır, sonra kalkar yalnız Besmele ile Fatiha'yı okur. Biraz daha Kur'an-ı Kerîm okur. Yine rükû ve secdelere gider. Teşehhüde oturur. Tahiyyat'ı, Salavatları ve Rabbena atina'yı okuyarak selamla namazını tamamlar.
Mesbuk, dört rekatlı namazların ikinci rekatinde imama uyacak olsa, üç rekatı imamla kılmış olur. Teşehhüdden sonra imam selam verince ayağa kalkar. Sübhaneke'yi, Eûzü Besmele'yi, Fatiha'yı ve ekleyeceği ayetleri okur. Rükû ve secdelere varıp son oturuşu yapar. Selam verip namazını tamamlar.
İmam rükûda iken, imama uyan kimse, o rükûa ait olan rekata yetişmiş olur. Fakat imamı secde halinde bulan kimse, hemen secdeye varırsa da o secdenin rekatına yetişmiş olmaz. Bunun için o rekatı yukarda anlatıldığı şekilde kaza etmesi gerekir.
Mesbuk, imam selam verdikten sonra "Allahü Ekber" diyerek ayağa kalkar ve noksan kalmış olan rekatları tamamlar. İmam selam vermeden mesbukun kalkıp noksan kalan rekatları kılmaya başması uygun değildir Ancak namaz vaktinin çıkmak üzere olması ve insanların önünden geçme durumu olması gibi özürler sebebiyle selamından önce kalkar.
Bununla beraber imam, henüz selam ile namazdan çıkmamış olunca, mesbukun Teşehhüd mikdarı oturması lazımdır. Bundan önce kalkması caiz değildir.
İmam teşehhüdü tamamlamadan mesbukun kalkıp Kur'an okuması muteber değildir. Onun için mesbuk, birinci veya ikinci rekatı kaza için ayağa kalkar da, imamın teşehhüdü bitirişinden sonra namaz caiz olacak kadar Kur'an okursa, namazı caiz olur. Fakat namaz caiz olmayacak kadar az okumuş olursa namazı sahih olmaz.
Mesbukun kaza edeceği rekatlarda başkasına uyması ve başkasının da bu halde mesbuka uyması caiz değildir. Mesbuk burada yalnız başına sayılmaz. Fakat bir mesbuk ne kadar rekat kaza edeceğini unutup da kendisi ile beraber mesbuk bulunan kimsenin ne kadar rekat kaza edeceğini yalnız göz önünde bulundursa, bununla namazı bozulmaz.
Mesbuk, namazını yeniden kılmak niyeti ile tekbir alacak olsa önceki tekbiri ile başlamış olduğu namazı bozulmuş olur. Tek başına namaz kılan kimse böyle değildir; başka bir namaz kılmaya niyet etmedikçe, aynı namaza yeniden başlamak niyeti ile alacağı tekbir bu namazı bozmaz. Çünkü her iki namaz, tek başına namaz kılan için birbirinin aynıdır. Mesbuk ise, bir yönden tek başına namaz kılan gibidir, bir yönden de imama uyduğundan onun için aynı namaz değildir.
Mesbuk, İmam Azam'a göre Kurban Bayramı'nda Teşrîk tekbirlerini imamla beraber alır, sonra ayağa kalkıp geri kalan rekatleri tamamlar. Halbuki İmam Azam'a göre, tek başına namaz kılan kimse bu tekbirleri getirmek zorunda değildir. Bunun için mesbuk, burada tek başına namaz kılan gibi değil, muktedi (imama uyan) yerindedir.
Mesbuk, ayağa kalkması sahih olacak bir zamanda ayağa kalkıp da, imam henüz selam vermeden mesbuk namazını bitirerek selamda imama uysa, namazı bozulmuş olur.
İmam daha selam vermeden, mesbuk Tahiyyat'ı okuyup bitirmiş olsa, bir görüşe göre Şehadet sözünü tekrarlar, bir görüşe göre de susar. Burada sahih olan mesbukun Tahiyyat'ı yavaş yavaş okumasıdır.
Birinci oturuşta imamdan önce Teşehhüd'ü bitirmiş olan bir muktedi de susar, Teşehhüd'de bulunmaz.
Mesbuk, cehren (aşikare) okunan namazlarda imama uyunca, "Sübhaneke"yi okumaz. Geri kalan rekatları kazaya kalkınca okur. Sahih olan budur. Buna yukarıda işaret edilmişti.
İmam yanılarak beşinci rekata kalkınca, mesbuk da ona uyarak kalksa, bakılır: Eğer imam dördüncü rekatta oturmuş ise, mesbukun namazı bu kalkış ile bozulmuş olur. Fakat imam dördüncü rekatta oturmamış ise, beşinci rekatta secdeye varmadıkça, mesbukun namazı bozulmaz.
Bir mesbuk lâhık da olabilir. Şöyle ki: İmama sonradan uyan kimse, uyku veya abdesti bozan bir sebeble rükünlerden veya rekatlardan bir kaçını imam ile kılamayıp kaçırsa, hem mesbuk olur, hem de lâhık olmuş olur. Bu durumda önce kaçırdıklarını kıraatsız olarak kaza eder sonra mümkün ise, geri kalan namazda imama uyar. Daha sonra da imama uymadan önceki rekatları kıraatla (Kur'an okuyarak) kaza eder. Önce bunları kaza edip ondan sonra, namaz arasında kaçırmış olduğu rükünleri veya rekatleri kaza etmesi de caizdir. Fakat bunu yapmakla meşru sırayı gözetmemiş olacağından günahkar olur.