melankol

melankol

Üye
28.09.2004
Çavuş
1.378
Hakkında

  • En kısa ve öz tanımı ile bir müslüman, Allah'dan başka ilah olmadığına, Muhammed'in de onun kulu ve elçisi olduğuna iman ve şehadet eden kişidir.Bu cihetle müslüman, sadece Allah'ın kelamı olan Kur'an-ı Kerim ile elçisinin sözleri ve amelleri doğrultusunda iman ve ibadet eder. Dinini iyi öğrenmiş ve anlamış bir müslüman aşağıdaki gibidir:

    -Tokgözlü ve dürüsttür. Kimsenin ne parasında, ne malında gözü vardır.
    -Çalışkandır. Elinin, zihninin emeğinden gelenden başka kazanç bilmez.
    -Açıksözlü ve yüreklidir. Allah'tan başka hiçbir şey onu korkutamaz.
    -Yaşadığı ülkenin kanunlarına saygılıdır. Suç işlemez. İyi bir vatandaştır.
    -Alçakgönüllü ve güleryüzlüdür. Kibir nedir bilmez. Karşısındakine milliyeti, ırkı, dini, dili, rengi, inancı, kültürü, öğrenimi nedir diye düşünmeksizin, evvela bir insan olarak yaklaşır. Yardıma muhtaç birisi ile karşılaştığında, bu kişi bir dinsiz, bir kafir bile olsa, hiç bir şart ve karşılık aramaksızın kudreti dahilinde ona elini uzatır.
    -Müslüman olmayan insanları, dilinin döndüğü kadar imana davet eder. Onlara Allah'ın dininin güzelliklerini ve faziletlerini anlatmaya çalışır. Kimseye zorla bir şey kabul ettirmeye kalkışmaz. Çünkü bunun mümkün olmadığını bilir. Güzellikle ve güleryüzle konuşur, haddini aşmadan nashihat ve tenbihde bulunur. Münakaşaya girmez.
    -Doğayı ve tüm canlıları sever, korur, onlarla barışık yaşar. Her canlının, tıpkı kendisi gibi, Allah'ın bir kulu olduğunun bilincindedir. Temizliğe çok önem verir, kendisini ve çevresini tertemiz tutar.
    -Uyanık ve araştırmacıdır. Mesela fen bilimlerine büyük bir merak ve saygı duyar. Allah'ın emirlerinin kainatta nasıl tecelli ettiğini anlamanın tek yolunun, müsbet fen bilimlerinin deney ve gözlemlerinden geçtiğini bilir. Günlük yaşantısında ve mesleğinde, tüm teknolojik yeniliklere açıktır.
    -İnsanlık ve düşünce tarihini öğrenmeye çalışır. Çeşitli medeniyetlerin, düşünce sistemlerinin, doğuş, yükseliş ve batışlarından ibret alır.
    -Dini bilgisini sürekli geliştirmeye çalışır. Bu amaçla sadece ehl-i sünnet gerçek ilim adamlarının eserlerine ve fikirlerine başvurur, ibadetin ayrıntılarını onların ictihatlarından derlenmiş ilmihallerden öğrenir. Her konuşulana, her ilim adamı diye ortalığa çıkana aldanmaz. Bu konuda son derece dikkatli ve titizdir.
    -Asla sebepsiz yere cana kıymaz. Hele bir insanın canına kastetmeyi aklından bile geçirmez. Tek bir cana kastetmenin dahi, kainattaki tüm canlara kastetmekle aynı derecede büyük bir günah olduğunu bilir.
    -Barışsever ve uzlaşmacıdır. İnsanların, aralarındaki tüm sorunları barışçı görüşmeler ve anlaşmalar çerçevesinde çözebileceklerine inanır.
    -Bununla beraber müslüman, elbette eline vurulup ekmeği alınabilen, zalimden bir tokat yediğinde diğer yanağını dönen, aciz, çekingen, pasif ya da umursamaz bir insan değildir.
    -İmanına ve ibadetine engel konulmaya kalkıldığında yahut yurdundan sürülmek ya da kendi yurdunda esir gibi yaşamak tercihi ile karşı karşıya bırakıldığında, zorba tehditlere karşı kendini, gerekli gördüğü tüm yöntemlerle ve hayatı pahasına hiç tereddüt etmeden savunur!
    -Allah, tüm müslümanları böyle bir mecburiyette kalmaktan merhamet eylesin. Amin!


    Kaynak : Kütübi's-Sitte
#28.04.2005 13:44 0 0 0
#28.04.2005 13:36 0 0 0
  • Allah c.c Razı olsun bildiklerimizi tazeledik bilmediklerimizi öğrendik tekrardan..
    Paylastıgınız ıcın tesekkurler kardeşim
#28.04.2005 13:22 0 0 0
#27.04.2005 11:20 0 0 0
  • Konu: Gitti Gelmez
    tesekkurler ustad ellerin dert gormesın
#27.04.2005 11:17 0 0 0
  • Bir söz vardır..
    ''ZEHİRİ ALTIN KADEHTE SUNARLAR'', diye.. Çok anlamlı ve doğru bir söz bence. Bir insana kötülük yapmanın en emin ve garantili yolu ona ''DOST GİBİ'' yaklaşmak. Sinsice şifa diye zehiri sunmak ve düşmanın perişan oluşunu zevkle seyretmek.. Tam şeytan'a yakışır bir plan. Zaten onun bize yaptığı da bu..

    NEFS'imizi ''altın kadeh'' misali süsleyip püslediği bir takım yalancı zevklerle kandırmayı deniyor sürekli..ve ne yazık ki çoğunlukla başarılı da oluyor.. Çünkü insanoğlu hazır zevklere meftun.. Vaat edilen uzun süreli zevkleri değil de elinin altında olan kısa süreli (hatta yalancı) zevkleri tercih eder. İnsanın bu zaafını daha cennetteyken keşfeden şeytan, Havva annemizi kullanarak önce Babamız Adem (as)'i kandırmış, sonra da bu silahı hepimize doğrultmuştur..

    Evet, imtihan gereği olsa gerek, ''GÜNAHLARDA BİR PARÇA LEZZET VARDIR''. Gerçi bu lezzet çoğunlukla aldatıcıdır, ama görünüşte sahte de olsa bir lezzet vardır.. Hatta bazı yasak ve günahlarda bu lezzet öylesine cazip, öylesine baş döndürücü boyutlardadır ki, çekim merkezine girdiniz mi (maaz-ALLAH) alır götürür sizi. Ne olduğunu anlamadan kendinizi günah batağının içinde buluverirsiniz.

    Derler ki Allah (c.c) Cebrail (a.s)'e Cehennemin o dehşetli halini göstermiş. Cebrail (a.s) dehşet içerisinde:
    - ''Ya Rabbi! bu ne dehşet. Eminim buraya kullarından hiç kimse gelmek istemeyecektir demiş.''

    Allah (c.c) cehenneme giden yolun üzerine (insanların aldandığı o zevkleri) döşemiş ve birde şimdi bak demiş!.

    BU KEZ CEBRAİL (a.s) YA RABBİ! KORKARIM KİMSE BURAYA DÜŞMEKTEN KURTULAMAZ DEMİŞ.

    Sonra cenneti göstermiş. Gördüğü muhteşem manzara karşısında büyülenen melek:
    - Ey yüce Rabbim! Buraya kim gelmek istemez ki ! demiş..
    Yüce yaratıcı bu kez cennete giden yolun üzerine,zorluk ve sıkıntıları döşemiş.Bunu gören Cebrail (as):
    - ''YA RABBİ KORKARIM Kİ BU DURUMDA KİMSE CENNETE GİTMEYİ BECEREMEZ. Diye üzüntüyle söylenmiş..

    Bundan alınacak ders belli.. Elbet günahın bir lezzeti olacak ki,cazibesi olsun, şeytan kendisine müşteri bulsun. O aldatıcı lezzet olmasa ona kim yanaşır. Cenneti kazanmanın da elbette bir faturası, azıcık zahmeti olacak. Şu yalan dünyada bile çalışmadan, zahmet çekmeden bir şey elde edemiyoruz. Fani dünya hayatında bile bize böyle bir fatura çıkarılıyorsa, ''EBEDİ YAŞAYACAĞIMIZ CENNET İÇİN'' Bu kadarcık zahmeti çok görmemek lazım.

    Bu arada ''günah işlemenin dayanılmaz cazibesine'' kapılmamak için şeytanın çekim alanına girmemeye özen göstermeliyiz.
    Şeytan'a açık kapı bırakmamalı,onunla aramıza ''Dua'' ve ''İbadet'ten'' kalın duvarlar örmeliyiz.
    Ateşle oyun olmayacağını unutmamalı, günahlardan (küçük büyük demeden) uzak durmalıyız. Özellikle küçük ve masum görünenlere daha çok dikkat etmeliyiz.

    Bir örnek:
    Günümüzde gençler arasında Flört çok moda.. Bahanesi de hazır. ''Evleneceğim insanı tanımak zorundayım!''

    İyi de.. o ateş, sen barut. Bir patlama olmayacağını kim garanti edebilir?
    Sonra, başta da dediğim gibi ''zehiri insana altın kadehte sunarlar'' şeytan bize kendi açık kimliğiyle hiçbir zaman görünmez. Görünse hiçbir mahluk o çirkin yaratığın peşinden gitmez, ona kul, köle olmaz. Onun bu kadar başarılı olmasının asıl sebebi, bize bazen dünyalar güzeli bir kız, bazen güvendiğimiz bir dost, bazen eşimiz, çocuğumuz vb. kılığında yanaşmasıdır. Yani Havva annemizi kandırdığı gibi onları da kandırır. Bizi kandırmak için onları kullanır..
    Hiç içki içmeyen nice insanlar, aşık olduğu güzel bir kadının elinden içmişlerdir ilk zehiri. Zina'dan şiddetle kaçan nice insanlar, aşık oldukları kadınla o cürmü işlerken, akıllarına bile gelmemiştir yaptıkları işin zina olduğu..
    Kısaca konuyu toparlarsak: Şeytana karşı uyanık olmalıyız dostlarım! Akılsız nefsimizin yalancı lezzetlerle şeytana kanmasına ve bizi cehenneme sürüklemesine izin vermemeliyiz. Bunun da tek yolu ''ALLAH'IN İPİ'ne sarılmaktır. Zaman zaman, tökezlenmelerimiz, hatta yüzüstü kapaklanmalarımız olacaktır. Bu kaçınılmazdır. Önemli olan her ne olursa olsun NAMAZI, DUA'yı bırakmamaktır. Çünkü onlar bizim ''CAN SİMİDİMİZ''..

    Allah'ın ipi derken kastedilen onlardır. Kopmaz ip..
    Şeytan'ın bizi bağırta, bağırta cehenneme, ''Esfelessafiline'' sürüklemesinden ancak ona tutunarak kurtulabiliriz. Aksi halde bizi kimse kurtaramaz..

    ''ALLAHIM, BİZİ DOĞRU YOLA İLET
    NİMET VERDİKLERİNİN YOLUNA, GAZABA UĞRAYANLARIN VE SAPITANLARIN YOLUNA DEĞİL..'' (FATİHA SURESİ)

    Amin.
    E.ABDULLAH
    http://tugrab.i8.com/ayet001.swf
#25.04.2005 12:18 0 0 0
  • Kâinatın Efendisi Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz ümmetinin düşebileceği bu tehlikenin yolunu baştan kapamış ve sevgide ölçüyü şöyle ortaya koymuştur:

    "Hırıstiyanlar'ın isa b. Meryem'i bâtıl yere methettikleri (ve ilâh derecesine yükselttikleri) gibi beni yükseltmeye kalkmayın. Ben ancak bir kulum. Bana: "Allah'ın kulu ve Rasûlü." deyin."( Buhari, , Enbiyâ, 48; Ahmed, Müsned, l, 23; Dârimî, Rikak, 68.)

    "Ey insanlar! Sözünüzü dikkatli söyleyin. Sakın şeytan sizi basit (hevâî) şeylere sevketmesin. Ben, Abdullah'ın oğlu Muhammed ve Allah'ın Rasûlüyüm. Vallahi, sizin beni Allah'ın yücelttiğinden daha yükseğe çıkarmanızı istemem!"( Ahmed, Müsned, III, 241; ibnu Kesîr, el-Bidaye, VI, 47.)

    Ümmete gereken iş, Peygamberine kıymet biçmek, derece tayin etmek değil, Allah'ın ona verdiği kıymeti anlamak ve kendisini Allah için sevip itaat etmektir. Önündeki mürşidi için müridin yapacağı da aynı şeydir.

    Ey mürid! Muradın Allah rızası ise, vazifen, takva yolunda önündeki mürşidinin izinden yürümek olsun, onu yüceltmek değil. Kullarını yücelten ve alçaltan sadece Allahu Teâlâ'dır. Sen, vazifenle meşgul ol.

    Bir mürid, mürşidi vasıtasıyla kalbine gelen feyizleri, muhabbet, sekinet, ilim ve manevî halleri, asıl ikram edenin Allahu Teâlâ olduğunu bilmeli; onları kendisine ulaştıran Allah'a şükür, bunlara vesile olan mürşidine teşekkür etmelidir. Şükür itaat, teşekkür edeb ister.

    Şunu da ekleyelim: Allahu Teâlâ dilediği kullarını özel olarak seçer, sever ve kendine giden yolda insanların önünde rehber eder. Öyle ki, onu seven ve tâkib eden Allah'a gider. Bütün Peygamberler böyledir. Peygamber vârisi kâmil mürşidler de, Allahu Teâlâ'nın sevdiği ve takva ile yücelttiği kimselerdir. Onları sevmek ve kul sıfatları içinde yüceltmek, kendilerine edebince hürmet göstermek şirk değil, kalpteki iman ve takvanın alâmetidir. Yüce Rabbimizin şu âyetini iyi düşünelim:

    "Kim Allah'ın şeâirini (varlığının delillerini ve dininin alâmetlerini) yüceltirse, bu, kalblerin takvâsındandır."( Hacc 22/ 32.)

    Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır (rah.), bu ölçüyü çok güzel açıklamış:

    "Allah'ın sevdiği kulları sevmek ve onlara uymak şirk ve günah değil, ilâhî emirdir ve bu, Allah sevgisine delildir. Fakat bu sevgi, hiçbir zaman Allah sevgisi gibi olmamalıdır. Hıristiyanlar'ın Hz. İsa hakkında yaptıkları gibi, onları ma'bud derecesine çıkaracak bir ibâdet şeklini almamalıdır."( Bkz. Hamdi Yazır, Hakk Dini Kur'an Dili, l, 574 vd.)

    "Elbette bir kimseyi Allah'ı sever gibi sevmekle, Allah için sevmek arasında büyük fark vardır. Allah için sevmek, O (c.c) sevdiği için, O'nun rızâsı için, "Seviniz, bu kul sev-diğimdir." dediği için sevmektir."( Bkz. Hamdi Yazır, a g.e, II, 1076-1079.)

    İnsanların Peygamber ve velilere karşı öyle davranışları vardır ki, onlara ilk karşı çıkacak olan peygamber ve velilerdir. Kabirlerde, türbelerde, ziyaretlerde veya başka yerlerde içine düşülen bütün şirk ve bid'at çeşitleri, cehaletten kaynaklanmaktadır. Bunlar şeytanın bir oyunu ve süslemesidir.
    Şirke, daha çok zayıf tabiatlı, bunalımlı, nefsinin ve şeytanın peşinde sürüklenen insanlar dalarlar. Ayrıca din düşmanları müslümanlarm arasına girerek, onların itikadını bozacak fikirleri yayarlar; temiz kalpleri fitneye düşürüp ortadan kaybolurlar. Her devirde bunlar olmuştur. Şeyh kılığına giren insan şeytanları mevcuttur. Salih insan görüntüsünde ortalığı fesada verenler vardır.Gerçek alimlerin ve hakiki mürşitlerin samimi gayreti ile müslümanları bu tehlikelerden kurtarmak mümkündür.

    Dr. Dilaver Selvi

    [FLASH]http://tugrab.i8.com/ayet001.swf[/FLASH]
#24.04.2005 18:40 0 0 0
#24.04.2005 18:10 0 0 0
  • ustad tesekkurler bu guzel şiirleri bizlerle paylastıgın ıcın...
    Yüreciğine sağlık kardeşim..
#24.04.2005 18:09 0 0 0
  • Konu: Sevgilim...
    ellerın dert gormesın arkadasım herzamankı gıbı cok guzel teşekkur ederim paylastıgın ıcın....
#24.04.2005 18:07 0 0 0
  • Es'selam
    Allah Razı olsun ustadım... nasıl bir israf içerisinde nasıl bır hayat yasadıgımızı anlıyoruz...evet anlıyoruz fakat hala bırseyler yapmamıza nefsımız engel oluyor duygularımız sadece okuduklarımızla kalıyor..Yınede Binlerce şükür Allah'a ..Alanda O , verende O..
    Ne olursa olsun sukretmesını bılmek lasım bız nekadarda ugrassak O ınsanların mertebesıne ulasamaz yaptıklarını yapamayız.
    Ama elden geldıkce yapabıldıgımızın en ıyısını yapalım inşallah..
    Rabbim Allah Rasulu'nun ve ashabı kiram efendılerımızın yaşantıları gıbı bır yuaşam surmek nasıp eyleye inşallah..
#24.04.2005 18:04 0 0 0
  • yüreciğine sağlık kardeşim Allah razı olsun Gönülden kopan bu sözler için.inş.
#23.04.2005 17:49 0 0 0
  • ŞEYTANIN YAYGARASI

    Öyle anlar olur ki, insanın içinden, imanı sarsmaya, kutsal değerleri gözden düşürmeye çalışan rahatsız edici düşünceler geçer. Bazen de yapılan bir ibadetin, hayırlı bir işin gereğince yapılmadığına, kabul görmeyeceğine dair kuruntular oluşur. Şeytan tarafından kalbe atılan bütün bu şüphe ve kuruntulara vesvese denir. Hiçbir değeri olmayan, üzerinde durulması gereksiz, boş ve geçici düşüncelerdir bunlar.

    Vesvese vermekten başka bir gücü olmayan şeytan, daima müminlerle uğraşır. Eğer inanmayanlar ve münafıklar, "bizde vesvese yoktur" diyorlarsa, bu doğru. Çünkü onlarda ahiret, tevbe, zikir, salih amel endişesi yok ki, şeytan onları kendi tarafına çekmek için bir çaba harcasın.

    Şeytanın her türlü düşmanlığına rağmen, mümin, kalbine gelen vesveseden korkmaz, önemsemez ve Allah'a yönelip sığınırsa, vesvesenin ona hiçbir zararı olmaz. Hatta vesveseye uymadığı, Allah'a yöneldiği için sevap bile kazanır.

    Rasulullah (A.S.) Efendimiz, nefis ve şeytandan kaynaklanan kötü düşüncelerin, konuşulmadığı ve onlarla amel edilmediği müddetçe insana bir zarar vermediğini ve affedildiğini müjdeliyor. (Buharî, Müslim)

    Ashaptan bazıları Allah Rasulüne (A.S.) gelerek:

    "Yâ Rasulallah! (Allah, ahiret, iman ve İslâm'a dair) kalbimize öyle düşünceler geliyor ki, gökten düşüp parçalanmak onları söylemekten daha iyidir. Bunun sebebi nedir?"diye sordular. Efendimiz (A.S.):

    "Bu sırf imandır; sizde bulunan imanın alâmetidir." buyurdu. (Müslim, Nesai, ) Yani, "siz Allah'a ve ahirete yöneldiğiniz için, şeytan vesvese ile kalbinizi karıştırmaya, içindeki iman cevherini çalmaya çalışıyor. Endişe etmeyin, bu sizin mümin olduğunuzun alametidir." buyurdular.

    Vesvese bazen ölüm ve ahiret halleri hakkında gelir. Bazen peygamberler, bazen melekler, bazen de manevi haller hakkında gelir. Bazen geçim ve rızık konusunda kalbe türlü korku ve endişeler atılır. Şeytan, bununla müminlerin Allahu Teala'ya itimadını sarsmak ister. Bazen şeytan günahları güzel gösterir, ibadetleri ihmal ettirir, Allah'ın rahmetine güvendirir, tevbeyi geciktirir. Bütün bunlar birer vesvesedir ve hiç birisine kıymet vermemelidir.

    Vesveseden Nasıl Korunmalıyız?

    Mümin her duyduğuna inanmaz; her sese yönelmez. Hele duyduklarını değerlendirmeden katiyyen harekete geçmez. Kalbe gelen düşünceler de dinin helâl ve haramını bildiren hükümlerle ölçülür; onlar helâl ve hayır ise alınır, haram ve kötü ise bırakılır.

    Şeytanın vesvese vermek için birçok yolu ve şekli var. Kendisi müminin kalbini çelemezse, insanların içinden seçtiği yardımcıları ile bunu başarmak ister. O, bunun için yemin etmiştir. İnsan ve cin şeytanlarından gelen bütün fısıltı, fikir ve davetleri tanımak için her mü'minin dinin esaslarını bilmesi gerekir. Cahil insan şeytanın maskarası olur, helâli haramı birbirine karıştırır; hurafeye din diye sarılır. Şeytan da onu istediği gibi kullanır.

    Vesvese anında Allahu Teala'yı zikretmek, şeytana karşı en büyük siperdir. Çünkü Allahu Tealâ: "Şüphesiz, muttaki olanlara şeytandan bir vesvese geldiğinde, (Allah'ı hatırlayıp, geleni) iyice düşünürler ve onun (rahmanî mi, şeytanî mi olduğunu) hemen anlayıverirler." (Araf/201) buyuruyor.

    Rasulullah (A.S.) Efendimiz:

    "Şeytan sizden birisine gelir ve: "Yeri kim yarattı, göğü kim yarattı, şunu kim yarattı, bunu kim yarattı?" diye sorar. Kul da hepsine: "Allah yarattı" diye cevap verir. Sonunda: "Peki, Allah'ı kim yarattı?" diye kalbe bir soru atar. İçinde böyle bir soru bulan kimse, onun şeytandan olduğunu bilsin, hemen soruya son versin, Euzu besmele çekip Allah'a sığınsın ve: "Ben Allah'a ve O'nun peygamberlerine iman ettim" desin." buyuruyor (Buhari, Müslim)

    Eğer benzeri soruları insanlar sorarsa yine aynı şekilde davranmalı ve onlara karşı: "Allah birdir. O hiç kimseye muhtaç değildir. Doğurmamış, doğurulmamıştır. Hiçbir şey Ona denk değildir." manasındaki İhlas Suresi'ni okumalıdır.

    Şeytan bütün yardımcılarıyla birlikte bize saldırdıkça, biz de Yüce Rabbimiz'e kaçmalı, zikredip O'na yalvarmalıyız. Felâk ve Nas Sureleri bize bunu öğretiyor. Allahu Tealâ, Nâs Suresi'nde şeytanı "hannas" olarak tanıtıyor. Hannas, kalbi boş bulunca ona saldıran, kalb zikre geçince de hemen sinip kaçan demektir.

    Rasulullah (A.S.) Efendimiz: "Sizden her birinizin bir şeytanı vardır." diye buyurunca Ashab-ı Kiram soruyor: "Sizin de şeytanınız var mı ya Rasulallah?" Allah Rasulü (A.S.): "Evet, benim de şeytanım var. Ancak, Allah ona karşı bana yardım etti ve teslim olup emrime girdi." karşılığını veriyor. (Ahmed b. Hanbel)

    Demek ki şeytan tek başımıza yenebileceğimiz bir düşman değil. Ölene kadar yakamızı bırakmayacak bu sinsi düşmanı aklımızla değil, ancak İlahî destek, aşk ve zikirle defedebiliriz.

    Şeytanın Yaklaşamadıkları

    Şeytan, ancak Allah dostlarına yanaşamaz, onların ilahi aşk ve zikir ile dolu kalblerine bir yol bulamaz. Şeytanın, Allah dostları karşısındaki bu acziyetini Yüce Rabbimiz şöyle haber veriyor: "Hiç şüphesiz iman edip sadece Rablerine güvenen tevekkül sahiplerine şeytanın bir hakimiyeti yoktur. Onun etkisi, ancak kendisini dost edinen ve Allah'a ortak koşan kimseleredir." (Nahl/99-100)

    "Şeytan dedi ki: Yemin ederim ki eğer beni kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında Adem'in çocuklarını kandırıp kendime bağlayacağım. Allah buyurdu: Git, onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt. Süvari ve yaya askerlerinle onlara bol bol yaygara (ve vesvese) ver. Mallarına, evlatlarına ortak ol, kendilerine boş vaadlerde bulun. Aslında şeytan insanlara, aldatmaktan başka bir şey vaadetmez. Ey İblis! Bana teslim olmuş ihlaslı kullarım üzerinde senin hiçbir etkin ve ağırlığın olmayacaktır. Onlara, koruyucu olarak Rabbin yeter." (İsra/62-65)

    Dünya işlerinde bile güçlü insanların yanında yeralıp, tehlikelerden korunmaya çalışırken, şeytanın yaklaşmaktan bile korktuğu, zarar vermekten aciz olduğu, Allah'ın ihlaslı kullarının yanında yer almak iyi bir korunma yöntemi değil mi?

    Şu halde, şeytandan emniyette olmak için Allah'a sığınmalı, O'nun sadık kullarıyla birlikte olmalı, ilim, zikir ve duayı kendimize kalkan yapmalıyız.

    (Nurullah Toprak)

    Semerkand

    Hakk Teala şeytanın ve insan çeytanların şerrinden hepimizi muhafaza kılsın inşallah(Amin)

    [FLASH]http://tugrab.i8.com/ayet001.swf[/FLASH]
#23.04.2005 17:43 0 0 0
  • Es'selam ..
    Bende bir isim veriyim size Erkek için Muhammed Raşid
    Kız içinse Fatıma Zehra
    Güzel kardeşim isim olarak engüzeli kendinin bir seçimde bulunmasıdır ve guzel ısımde coktur... ama en ıyısı Efendimiz a.s. solediği gibi cocuklarınıza güzel isimler takınız..sende araştır inş.Hayırlı bir isim bulursun...Allah yar ve yardımcı olsun sana...
    ve şimdiden doğacak cocugunun Allah'a kul,Efendmiz.a.s ummet Kur'an a hadim olmasını Allah c.c.'ten Niyaz ederim..
    Selametle..
#22.04.2005 21:18 1 0 0

  • ANLATAMAM SENİ YA RESÛLALLAH


    Dediler bana -Bu dünya O var diye yaratıldı-
    Geldim dünyaya, açtım gözlerimi, aradı bu gözler seni
    Ama sen yoktun...
    Haber göndermişsin
    -Kardeşlerime selam olsun- demişsin...
    Seni göremeyen kardeşlerine selam
    Senden gelen selama can kurban Ya Resûlallah.

    Sen ki eşsiz tebessümüyle kalpleri anahtarsız açan,
    Sen ki dört mevsim açan gül,
    Sen ki bir yavrucağın kuşu ölmüş diye taziyeye giden ince gönül,
    Sen ki harbe en önde giden korkusuz cengaver.
    Çocukların bile fikrini soran büyük düşünür,
    İsmi Allah la yazılacak kadar şereflisin.

    Bir hayvan ölüsünden herkes uzaklaşırken
    Onun güzel dişlerini görecek göz vardı sende...
    Selam vermeyi çok sevmene rağmen
    Tembellik yapana bunu layık görmeyecek kadar çalışkandın sen.

    Çocuklarla oyun oynayan alçak gönüllü sevgi güneşi,
    İki kurbanlığın oğlu olarak asildin sen.
    Can düşmanlarının malını emanet ettiği,
    Sözüne güvendiği emindin sen

    Hz. Yusuf tan güzel, tüm insanlar içinde özeldin sen
    İnci dişlerinin arasından çıkanlarla kimsenin incinmediği yürektin sen.

    Sen yürüyünce dağlar erirdi, mahlûkat selam verirdi sana,
    İftira atanlar üzünce seni melekler öperdi yanaklarından

    Münkirler ağlatınca Amine yoktu ki kucaklasın seni?
    Abdullah görmedi nasıl cezalandırsın kafirleri?
    Ama Rabbin vardı, alemleri senin için yaratan Rabbin...
    Miraca çıkardı seni, sevgiliyi görmek herşeye değerdi.

    Bahiranın bahçesindeki kuruyu yeşerten sevgili !
    Gel ey nebi.
    Gönlümün bozkırları seni bekler.
    Seni sevmek her ruhun yiyeceği, içeceği,
    İlahi aşkın gıdası seni sevmekten geçer.
    Benim sevgim nedir ki?
    Ayçiçeğinin güneşe olan sevgisi...
    Önemli olan güneşin, ayçiçeğine ışık göndermesi.
    Sana öylesine muhtacım ki...
    Ölesine muhtaç...

    Ferda Mirace Can

    [FLASH]http://tugrab.i8.com/ayet001.swf[/FLASH]
#22.04.2005 10:45 0 0 0
#22.04.2005 10:37 0 0 0
#22.04.2005 10:31 0 0 0
  • - Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana, dedi

    - Olur, yaparım, dedi Behlül

    - Kaça yapacaksın?

    - Bin akçeye yaparım

    - Ama hanıma bir akçeye vermişsin

    Halife Harun Reşid döneminin ermişlerinden Behlül Dana bir gün düzgünce kesilmiş tahta parçalarından eve benzer birşey yapıyordu Bunu Harun Reşidin hanımı Zübeyde görüp ne yaptığını sordu Behlül:

    - Cennet köşkü yapıyorum efendim, diye cevap verdi

    Dindar bir kadın olan Zübeyde köşke müşteri çıktı:

    - Bu köşkü bana satar mısın?

    - İsterseniz satarım

    - Kaç paraya satarsın?

    - Sana bir akçeye veririm

    Halifenin hanımı hemen bir akçeyi verip köşkü satın aldı

    Harun Reşid ve hanımı o gece rüyalarında kendilerini cennette gördüler Zübeyde lüks bir köşkte oturuyordu Harun Reşid sordu:

    - Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun?

    - Dün bir akçeye Behlül'den satın almıştım

    Sabah oldu, hükümdar hemen Behlül'ü çağırttı

    - Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana, dedi

    - Olur, yaparım, dedi Behlül

    - Kaça yapacaksın?

    - Bin akçeye yaparım

    - Ama hanıma bir akçeye vermişsin

    - Evet bir akçeye verdim Ama o köşkün değerini bilmeden aldı Sen ise dün gece onun nasıl görkemli bir köşk olduğunu gördün Ben buna göre fiat istiyorum

    Allah c.c. Cennet köşklerinden bizlerede nasip eder inşallah
#22.04.2005 10:29 0 0 0
  • Konu: Robinson
    şaşmış bu adam Cuma ile neişi varmış bu nun
#22.04.2005 09:31 0 0 0