foto - milkboy
    Paylaşımcı Üye Ödülü
    ödül için teşekkür ederim

    sevgi ve saygılarımla
    Milkboy'un Seyir Defteri
    ateş - Karalamalar

    yarına akarken ekim
    inzivasına soluduğum, bir çift sızıntıdır
    yazdığım cehennem...nefesindir
    ....
    huzur kaybedilen ruhum
    kazıdığım soğukluğun cehennemimdir

    hayalperestsin nar-ı gönlümün gölgesinde
    belkide yağmurdan azade bir yol arkadaşı
    şeytanıma ve kıldan ince dudağıma en yakın
    günahımsın papatyaları kaçmış kibir mevsimimin

    danzka geçmişi uyandırmadan
    güneşe öykünelim istiyorum...
    ...
    yarına akarken ekim
    inzivasına soluduğum, bir çift sızıntıdır
    yazdığım cehennem...nefesindir
    Kullandığınız Pc'nin Bütün Özelliklerini Yazabilirmisiniz?
    Intel Core 2 Duo E6750 (2.66mhz OC 3.6ghz 1.43v)
    MSI P35 Platinum
    OCZ ReaperX DDR2 800mhz 4gb (Dual Kit 2x2)
    MSI NX8800GTS HD-OC 640mb
    Cooler Master T01 Stacker + Silverstone Decathlon 650W
    Samsung 22" syncMaster 226bw
    LG H55n 20x Ide DVD/RW
    2x74gb Western Digital Raptor (Raid 0)
    2x400gb Seagate Ncq Sata 2
    Saitek RT7D50 Qtr Keyboard + Trust 14914 Laser Mouse
    Creative SB Live 24bit + Logitech z2300 2+1
    Logitech QuickCam Fusion Cam
    USRobotics 9108 Adsl + USRobotics 5451 AccessPoint
    OS : MS XP x64 ENG + Slackware 11.0
    benim pc
    wake on lan olabilir
    sevgiliyle seyredilen ilk film
    o dönem özel bir gösterim olmuştu charles chaplin - city Lights izlemiştik
    yıllar oldu ama yine sinemada gösterimi olsa yine seçimimiz city lights olur
    Milkboy'un Seyir Defteri
    ihlal - Karalamalar

    bu kent bir ölüler evi
    ben solgun...

    metaforlar üzerinden taşın
    bulutları getir bana!
    bir yağmur sonrası erir gibi

    böyle ölünüyor galiba
    boynu kırılan bir oyuncak gibi
    üşüyünce kaçıyorsun
    kent kararıyor
    söz sararıyor...

    ayrımsadığım acı
    uzun bir hastalık gibi
    kıvranan sözüm oluyor
    gidiyorum,
    seni affediyorum...
    Hangi Çizgi Film Kahramanısınız???
    SPEEDY GONZALES olduk gecenin bir vakti :)
    Organ bağışında 11 il '0'çekti
    bu zihniyetle daha çok sıfırlar çekeriz...daha çok çekeriz
    Flört etmek ruh sağlığına yararlı
    kişiliğe ve yaşam tarzına göre değişken bir durum lakin yararı yanında götürdükleride tartışılabilir kısacası her bünyede aynı etki sözkonusu değil
    Anne baba olmadan önce sigarayı bırakın
    Anne sigara içiyorsa bebek de içiyordur

    teşekkürler önemle özümsenmesi gereken bir yazı olmuş
    MALTA COĞRAFYASI
    paylaşımınız çin tşk ederim
    Türkiye’nin Matematiksel Ve Özel Konumunun Etkileri
    paylaşımınız çin tşk ederim
    Hazar Gölü
    paylaşımınız çin tşk ederim
    Kuzey Kutbu gözlerimizin önünde eriyor
    paylaşımınız çin tşk ederim
    Coğrafya'nın Tarihi
    paylaşımınız çin tşk ederim
    Bilinçsizce Ağaçların Kesilmesi
    paylaşımınız için tşk ederim
    TOPRAKLARIN SINIFLANDIRILMASI
    paylaşımın için tşk ederim
    Atatürk Hakkındaki Özel Şeyler
    Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Bilinmesİ Gereken 30 özel Şey

    Kurtuluş savaşının önderi Mustafa Kemal Atatürk hakkında pek bilinmeyen ancak insancıllığını anlatan 30 özel madde...

    1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ
    "Atatürk" hitabını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

    2.EN SEVDİĞİ YEMEK
    Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

    3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI
    Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

    4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU
    Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü "Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar, birkaç sayfa okurdu.

    5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
    Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

    6.TAM BİR SALON ADAMI
    En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

    7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI
    Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

    8.DOLABINDA LACİIVERTE YER YOKTU
    Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi.

    9.ÖLÇÜLERİ
    Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.

    10.RUMELİ ŞİVESİ
    Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.

    11.HAZİN BİR HİKAYE
    Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.

    12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.
    Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

    13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE
    Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

    14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI
    Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

    15.DÜZEN TAKINTISI VARDI
    Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.

    16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER
    Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

    17.SİGARA PAZARLIĞI
    Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti: "Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım".

    18."BU NASIL HALKÇILIK?"
    Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

    19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"
    İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam olmak demektir hocam, adam olmak!"

    20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI
    Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

    21.YABANCI DİLE MERAKI
    Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.

    22.FASULYESİNE POKER
    Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.

    23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI
    Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

    24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ
    Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına sasırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı: "T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".

    25.BİR RİCASI BAŞ TACIDIR
    Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız Hanim benim hatırım için başındaki örtüyü acar mısın?" diye sormuştu. Kadın bas örtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde eğildi ve ellerini öptü.

    26.BİLARDO VE YÜZME
    Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo oynardı.

    27.EN BAŞARILI DERS
    Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayatı boyunca sürdü.

    28.YAGCILARA GECIT YOK
    Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.

    29.SON YILBASI GECESI
    1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.

    30.KOSKTEKI GUVERCINLIK
    Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı.

    alıntıdır...
    Altın Elbiseli Adam
    paylaşımın için tşk ederim
    Arap İsyanı
    paylaşımınız için tşk ederim
    İLK BORÇ SENEDİ
    paylaşımınız için tşk ederim
    Hititler
    paylaşımın için tşk ederim
    İşte saklanan şehitlerimiz !
    paylaşımın için tşkler Nergish
    Şehir adları nereden geliyor
    paylaşımınız için tşk ederim
    Sultan Murad'ın Duası
    paylaşımınız için tşk ederim
    Çizik Cd ve Dvd lerinize ilginç çözüm
    diş macunu modası geçti demek :)
    kuru öksürüğe nineden kalma yöntem
    rahmetli babaannem öksürüğe karşı zencefil + bal bileşimini macun kıvamına getirir sonrada hap gibi yuttururdu akşam yatmadan önce varolan öksürük sabaha kalmazdı
    Ömrünüzü 15 Yıl Uzatın
    tsk eskitoprak
    Tarihe yön verenlerin özlü sözleri
    Adalet güzeldir fakat hüküm sahiplerinin elinde olursa daha güzeldir. Hz. Muhammed (sas)

    * Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür; ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. Tolstoy

    paylaşımın için tşk eskitoprak
    Osmanlı'nın Denizlerdeki Gücü Neydi?
    Osmanlı'nın Denizlerdeki Gücü Neydi?

    Prof. Dr. İdris Bostan’ın 25 yıllık bir çabaya dayanan araştırmaları, açık ve kesin bir biçimde ortaya koyuyor ki, Türkler asla sırtlarını denize dönmemişler ve Osmanlı denizciliğinin boyutlarını uluslararası bir düzeye taşımışlardır.

    Erhan Afyoncu, İdris Bostan ile konuştu ve Popüler Tarih için, Bostan’ın şu sıralar piyasaya çıkan kitabının can alıcı noktalarını öne çıkardı...

    Tarih boyunca, Türklerin hep denizlerden uzak kaldığı anlatılır. Bunun nedeni, denizcilik tarihimizle ilgili fazla araştırma yapılmamış olmasıdır.

    Osmanlı denizciliği konusunda 25 yıldır arşivlerde araştırmalar yapan ve bu alanda, dünyadaki birkaç uzmandan biri olan Prof. Dr. İdris Bostan’ın Nisan 2005’te Bilge Yayınları arasında çıkan ‘Kürekli ve Yelkenli Osmanlı Gemileri’ isimli yapıtı, denizciliğimize nasıl da haksızlık ettiğimizi, bilgi ve belgelerle ortaya koyuyor.

    Prof. Dr. İdris Bostan, araştırmalarına dayanarak, Osmanlıların Akdeniz’deki bütün gelişmeleri takip ettiklerini ve en büyük gemileri inşa etmekte hiç de zorlanmadıklarını ortaya koyuyor.

    İdris Bostan’ın da altını çizdiği gibi, 1571 İnebahtı, 1770 Çeşme ve 1827 Navarin deniz muharebelerinde, Osmanlı donanmasının tamamının imha olduğu mağlubiyetlerden sonra bile, çok kısa sürelerde eskisinden geri kalmayacak yeni donanmaların inşa edilmesi, Osmanlı denizciliğinin gücünü gösteriyor.
    Osmanlı denizciliği konusundaki yüzlerce desen, resim, gravür ve minyatürle bezenmiş ‘Kürekli ve Yelkenli Osmanlı Gemileri’ adlı yapıtıyla denizciliğimize farklı bir bakış açısı getiren Prof. Dr. İdris Bostan, kitabının Önsöz’ünde şu çok çarpıcı satırlara yer veriyor:“İmparatorluğun son dönemlerine kadar, gemi inşa sanayiini kendi imkânları ile yürütmeyi başaran Osmanlıların, çağdaşı devletlerin hiçbirinde görülmeyen bu üstünlüğü bile henüz yeterince incelenmemiştir.”

    Bu tespitin sahibi Prof. Dr. İdris Bostan ile, Türklerin dünya denizlerindeki macerasını konuştuğumuzda, kendisine ilk sorumuz, “Türklerin tarih boyunca denizlerden uzak kaldığı anlatılır. Bu konuda neler söylersiniz?” şeklinde oldu.
    İdris bostan’ın yanıtı ise şöyleydi:

    “Türklerin denizlerle karşılaştığı ilk önemli dönem, Anadolu’yu yurt edindikleri ve özellikle Batı Anadolu’ya ulaştıkları 11. Yüzyıl’a kadar gitmektedir. Çaka Bey’in Ege’deki faaliyetleri bu sıralarda başlamıştır.

    Selçukluların Sinop’ta ve bugüne intikal eden Alâiye, yani Alanya’da tersaneler kurmaları, Karadeniz ve Akdeniz’e yönelik faaliyetleri, Venedik ve Ceneviz’e verdikleri ahidnâmelerle sahillerdeki deniz ticaretini himayeleri altında tutmaları ve “emîrü’s-sevâhil, reisü’l-bahr” gibi denizcilik unvanları kullanmaları, denizlere olan ilgilerini göstermektedir.

    Yine Anadolu Türklerinin, Karadeniz’e, kuzeyde bulunan denize, yön belirten ‘kara’ kelimesini kullanarak Karadeniz; batıda bulunan denize yani bugünkü Ege’ye ‘ak’ kelimesini kullanarak Akdeniz demeleri denizlere ilgilerinin bir başka ifadesidir.

    Selçuklulardan sonra Menteşe, Aydınoğulları ve Karasi beylikleri gibi sahil beyliklerinin varlığı, Türklerin denizlere ilgisinin sürdüğünü göstermektedir.
    Osmanlıların, bu gelişmeler üzerine bina ettikleri denizciliklerinin sınırlarını aşarak Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hint denizlerine ulaşmaları, hiç de küçümsenmeyecek bir husustur.

    Özellikle Akdeniz’de karşılaştığı İspanya, Venedik, Ceneviz, Fransa ve Malta gibi denizci devletlerden oluşan Müttefik Hıristiyan Güçleri’ne karşı tek başına mücadele edebilmesi ve Akdeniz’i de dünyanın en önemli devletlerarası ticaret merkezi haline getirmesi, dünya denizciliği bakımından da önem taşımaktadır.
    Bu durum Osmanlı’yı; Kızıldeniz, Hint Okyanusu ve Basra Körfezi’nde Portekiz karşısında, sonraları da Hollanda ve İngiltere karşısında söz sahibi yapmıştır.
    Neredeyse bütün Osmanlı sahillerinin tersane ve liman şehri haline gelmesi, bazı stratejik nehirlerde donanma bulundurulması ve tersaneler kurulması, Akdeniz’de Cezayir, Tunus, Trablusgarb, İskenderiye, Kıbrıs, Rodos, Sakız, Midilli ve İnebahtı’da; Kızıldeniz’de ise Süveyş, Cidde, Moha ve Aden’de; Basra Körfezi’nde de Basra gibi eyalet ve sancaklarını birer deniz üssü ve filosu olarak teşkil etmesi; Karadeniz’in tamamını yüzlerce yıl sadece iç ticarete açık tutması gibi hususlar dikkate alındığında, Osmanlı İmparatorluğu’nun aynı zamanda bir deniz imparatorluğu olduğu fikrini doğrular.”

    İdris Bostan’a, “Osmanlı padişahları denizciliğin gelişmesi için neler yaptılar?” diye sorduğumuzda ise, şu yanıtı aldık:

    “Osmanlı padişahları içinde, stratejik olarak denizlere ilgi gösteren ilk padişah Yıldırım Bayezid’dir. Gelibolu’yu bir deniz üssü olarak organize ettikten sonra, süratle kadırgalar inşa ettirmiş, Çanakkale Boğazı’ndan geçişi kontrol altına almıştır.

    Fatih bu politikayı devam ettirerek Taşöz, Limni ve Midilli’yi almış ve Sakız’ı vergiye bağlamıştır. Donanmasındaki gemilerin sayısını artırarak süratle Karadeniz ve Akdeniz’e yönelmiş, Kuzey ve Güney Karadeniz kıyılarını ele geçirdikten sonra, Orta Akdeniz’e doğru ilerlemiş, Otranto’ya asker çıkarmış, Rodos’u kuşatmış ve denizlerde varlık gösteren ‘denizci gaziler’ bu dönemde görülmeye başlanmıştır.

    II. Bayezid devri, imparatorluk donanmasının alt yapısının kurulduğu dönemdir. Bir taraftan tersaneler kurulup geliştirilmekte, diğer taraftan denizlerde düzenli devlet donanması yanında, gayr-ı nizâmî denizciler faaliyet göstermektedir. Bu döneme ‘deniz gazileri’ de dediğimiz gönüllü reisler damgasını vurmuştur.
    “Hakanü’l-bahreyn” olan Kanunî’nin politikaları Osmanlı denizciliğinin boyutlarını uluslararası düzeye taşımıştır. Artık mücadele Orta ve Batı Akdeniz’de yaşanmaktadır. Osmanlı donanması İspanya’ya karşı Fransa’ya yardım için sefere çıkmaktadır...

    Çok geçmeden Akdeniz’i aşarak Faslı korsanlarla Atlas Okyanusu’nda görülen ve özellikle Güney İngiltere’yi hedef alan ‘Garp Ocakları’ denizcileri bölgenin en etkin unsurları olmuşlardır.

    Ayrıca, Uzakdoğu ve Hindistan’daki Müslüman devletlere Hind Denizi’nde yardım eli uzatan, ticarî ve dinî amaçlarla deniz güvenliğini sağlamakla sorumlu olan bir Osmanlı İmparatorluğu görülmektedir. 1538 tarihli ünlü Bender kitabesinde belirtildiği gibi Kanunî, “gemiler yürüden Bahr-i Frenk u Mağrib ve Hinde” bir sultandır artık.”

    Daha sonraları da, Fernand Braudel’in de belirttiği gibi, “16. Yüzyıl sonlarından itibaren, Akdeniz’de büyük devlet donanmaları merkezî üslerine çekilmiş, büyük deniz savaşları veya fetihler söz konusu olmamıştır” denebilir...
    Şimdi biraz da kitabı tanıtalım:Prof. Dr. İdris Bostan’ın kitabının ‘Osmanlı Deniz İmparatorluğu’ başlıklı birinci bölümünde, denizlerle tanışmamızı, Osmanlı-Venedik rekabetini, beylikten imparatorluğa gelişen Osmanlı denizciliğini, ‘deniz gazileri’ diye anılan Türk korsanlarını, Dârü’s-Sınâ’a denilen Tersâne-i Âmire’yi, hakanü’l-bahreyn, yani denizlerin hakanı Kanunî Sultan Süleyman’ın Osmanlı denizciliğine katkılarını, Barbaros Hayreddin Paşa’yı, Preveze Deniz Muharebesi’ni, Malta Kuşatması’nı, Türk denizciliğinin büyük başarısı olan Kıbrıs’ın fethini, İnebahtı Deniz Muharebesi’ni anlatıyor.
    Yapıtın ikinci bölümünde ‘Kadırgadan Kalyona’ başlığı altında, 17. Yüzyıl’ın ikinci yarısında Osmanlı gemi teknolojisinin gelişimi, 24 yıl süren Girit Seferi’nin Osmanlı gemi teknolojisine tesirlerini, kalyonun yükselişi, Mezemorta Hüseyin Paşa, 1770 Çeşme Muharebesi, Osmanlı Bahriyesi’nde modernleşme çabaları, Akdeniz’de Fransa’ya karşı Osmanlı-Rus-İngiliz ittifakı ve 1827 Navarin baskını ele alınıyor.
    Kitabın en önemli bölümü olan üçüncü bölümde, Osmanlı donanmasındaki baştarda, kadırga, mavna, kalyata, firkate, pergandi, karamürsel, palaşkerme, şayka, şehtur, melekse, geç gemisi, celiyye, kancabaş, kırlangıç, üstüaçık, işkampoye, tonbaz, aktarma, çekeleve, çamlıca, çete kayığı gibi kürekli gemiler anlatılıyor. Dördüncü bölümde ise, göke, barça, ağribar, kalyon, bartun, karavele, firkateyn, kapak, korvet, brik, şalope, şehtiye, uskuna, kotra, pink, gulet gibi yelkenli gemiler ele alınıyor. Osmanlı donanmasında kullanılan gemiler, gemilerin özellikleri, nerelerde nasıl inşa edildikleri, kullanılan malzemeler, Osmanlı arşiv belgelerine ve kütüphanelerde bulunan gemi resim ve minyatürlerine dayanılarak anlatılıyor.

    Populer Tarih Dergisi