MiRaGe

MiRaGe

Üye
24.10.2005
Onbaşı
580
Hakkında

  • Nefis bir müzik eşliğinde yüreklerimizi kenetliyoruz işte...Evet arkadaşlar yürekten yeniden soruyorum... Tüm kavgalari bitirmeye VAR MISINIZ?
#04.02.2006 21:14 0 0 0
  • Dostlara sesleniyorum! Varım diyorsanız mesajlarınızı bekliyorum...
#04.02.2006 19:10 0 0 0
  • Uzak mesafelerin esir ettiği zamanların içinde kayboldum yine...Uzun zaman oldu kelimelerin içindeki anlama dokunmayalı.Şimdi öyle bir yerdeyim ki kelimeleri sıralayıp kendimi yollara koymanın telaşını yaşıyorum.
    Uzun ve engelli bir yolun yolcusuyum.Yaşam karelere bölünmüş, ben hangi karedeyim bilmiyorum.Kendimi ifade ettim zannederken öyle bir noktaya geliyorum ki hiç anlatamamışım, ileri adım attığımı sanırken yerimde saymışım...Yazık demenin anlamı yok.Zamanı suçlamak,kadere bağlamak yaşananları ve sonunda kendine dönüp "sensin suçlu" demek ne kadar da hafif kalıyor.Biz ki insanın iradesine bu kadar güvenirken, doğru bir çizgide hareket etmek için mücadele verirken nedendir bu karmaşa anlamak zor...Elbette bir yerlerde hatalar yapılıyor; sanıyorum önemli olan bu hatalara ulaşabilmek.Ama yinede "insanlar neden bu kadar kötü" demekten de kendimi alamıyorum...Ben böylesi ince düşünürken, ben böylesi insandan yana olurken neden insanlar benden uzak yerlere düşüyorlar? Ben insanları her halleriyle severken neden onlar bu sevdaya başka kulplar takıyorlar ve neden herkes çok acımasız hep kendini düşünüyor? İnsanın kendine ait kimlikleri neden örseleniyor? Nedir bitip tükenmek bilmeyen hırsın kaynağı?
    Sonuçta kimsenin eline bir şey geçmiyor, öfkeden,kinden, nefretten başka...Ben bu olumusuz oyunlarda rol almak istemezken hep merkezde bir yerdeyim.Hoşuma gitmiyor, istemiyorum.Yalnızlıktan yana mı kullanmam gerekiyor yaşam hakkımı artık bunu sorguluyorum...
    Kendimize dönelim diyorum..Herkesi hoşgörüye,sevgiye,yaşama davet ediyorum.Bırakalım birbirimizi kırmayı, bırakalım örselemeyi...Hepimiz insanız ve istersek herşeyi yola koyabilecek güç bize bahşedilmiş.Bizim için lütuf olan bu güzelliği çirkin davranışlarla, çirkin duygularla kirletmeyelim...Ben artık sevgi dolu, kardeşce bir yaşam istiyorum.Bu yaşamda benimle olmaya var mısınız?

    Mirage-Özlem

    4-02-2006 cumartesi
    istanbul
    saat:18.47
#04.02.2006 18:05 2 0 0
#01.02.2006 14:39 0 0 0
  • Sevgili Arkadaşım kader demekte yanlış bence...
    Yüce Rabbimiz demiş ki; Biz sizi bir yol ağzına getirdik ve bıraktık.
    Yani insana verilen irade ile insanlar seçimlerini yaparlar...İşte bu yaptıkları seçimlerin sonuçlarını Allah bilir. Eğer kader, alın yazısı denilen şey insanın iradesine bırakılmasaydı nerede kalırdı sınav mantığı...
    Yıkarıdaki olaylar bir hikmet dairesinde yaşanmıştır. Allahın ayarlaması, uygun bulmasıyla olmuştur. Bazı gaybi konuları olduğu gibi bırakıp iman etmek, teslim olmak en iyisi diye düşünüyorum...Yani muhakkak Allahın göstermek istediği bir şey, gizli bir mesaj var tüm bu olaylarda.
#23.01.2006 18:41 0 0 0
  • Ben yaşamda tesadüflere inanmam... İnadığım değerler tesadüfü kabullenmez ve bende kabullenmem...Olsa olsa tevafuk vardır. Yukarıda okuduğumuz tüm olaylar bir tevafuktan ibarettir.Yani olmasi, yaşanması Allah tarafindan programlanmış bir dizi olay...
    Nefis bir paylaşım. Okuyan dostların düşünerek okumaları ve ibret almaları gerekir diye düşünüyorum. Her biri bir mucize çünkü.Mucize arayanlar bu olayları okusunlar; tesadüf diyorlarsa yüzdelik hesabi yapsinlar acaba bu tür rastlantilar mümkün mü, olağan mı?
#23.01.2006 04:49 0 0 0
  • Türkiyenin uzman insan gücü tamam, sıra fiziki ve hukuki altyapıyı oluşturmakta
    Hedef, kök hücreyle karaciğer yapmak

    Türkiye Bilimler Akademisi'nin hazırladığı kök hücre raporu hayata geçerse, kök hücre konusunda Türkiye'de önemli adımlar atılması bekleniyor. Bunun dışında, Sağlık Bakanlığı; kordon kanının sigortalanması, kordan kanı bankalarının prim yoluyla desteklenmesi, Kordon Kanı Koordinasyon Kurulu'nun kurulması ve kök hücre çalışmalarının yasal bir çerçeveye kavuşturulması için düğmeye bastı.

    noimage



    Kök hücre araştırmaları, günümüzün bilim ve teknoloji gündeminin en önemli ve aynı zamanda en tartışmalı konularının başında geliyor. Özellikle, doku ve organ hasarları veya kayıpları sonucu ortaya çıkan pek çok hastalığın, bozukluğun tedavisinde, kök hücre çalışmaları umut olarak algılanıyor.

    Türkiye de tüm tıp dünyasının yakından ilgilendiği kök hücre çalışmalarıyla ilgili, öncelikle yasal prosedürünü tamamlamaya ve konuya dair bir politika oluşturmaya çalışıyor. Tüm bu çalışmalarda, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) adına yürütücülüğünü Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Emin Kansu'nun yaptığı ve Dr. Meral Beksaç, Dr. Sahir Çörtoğlu ile Dr. Mehmet Öztürk'ten oluşan çalışma grubunun hazırladığı rapor, milat kabul edilecek bir nitelik taşıyor. 'Kök Hücre Araştırmalarında Güncel Kavramlar' adını taşıyan rapor, Türkiye'nin kök hücre politikasının yönünün belirlenmesinde en önemli katkılardan biri olarak gösteriliyor.



    Ulusal kurul
    Raporda, Türkiye'nin ileriki yıllara yönelik kök hücre politikalarına dair öncelikle 'Ulusal Kök Hücre Araştırmaları ve Uygulamaları Kurulu'nu oluşturması ve bu kurulun, embriyonik ve her türlü kök hücre araştırmalarının planlanması, denetlenmesi ve ilgili konularda kuralları belirlemesi isteniyor. Ayrıca, ulusal kurulun, embriyonik kök hücre araştırmalarının yasal, hukuksal, etik, felsefi ve ahlaki yönlerini görüşerek belirli kurallara ve tanımlara bağlaması; kök hücre araştırma, uygulama ve nakilleri ile gen mühendisliği konularında ilgili kurum ve makamlara danışmanlık hizmeti vermesi, kök hücre konusunda toplumun bilgilendirilmesi, ulusal ve uluslararası ilgili kurul ve kurumlarla iletişim sağlanması ve Türkiye'nin temsil görevini yürütülmesi gibi çalışmalarda bulunması tavsiye ediliyor.


    Tedavide kurul onayı

    TÜBA, rapordan hareketle, kök hücre araştırmalarıyla ilgili, kamuoyunun insan kopyalama olarak bildiği eylemlere engel olmak amacıyla, Türkiye'yi en kısa sürede yasal önlemlerini alması konusunda uyarıyor.
    Öte yandan, "Bugün için felç, şeker hastalığı, Alzheimer, Parkinson hastalığı gibi hastalıkların tedavisinde kök hücre uygulamaları büyük ümit vaat etmekle birlikte, henüz kabul gören bir tedavi seçeneği değildir. Bu konuda ülkemizde de bazı araştırmalar yürütülmektedir. Ancak bu araştırmaların gerçekleşmesinde etik kurallara mutlaka uyulmalıdır. Toplumun bu konuda yanlış bilgilendirilerek beklentilere kapılmaması gereklidir. TÜBA, bu gelişmeleri yakından izlemektedir ve kabul gören bir kök hücre tedavisi geliştirildiği taktirde toplumun bilgisine sunulacaktır" değerlendirmesi dikkat çekiyor.

    İnsan kopyalama amaçlı araştırmaların ülkemizde yürütülmesi için gerekli yasal önlemlerin bir an önce alınmasının şart olduğu vurgulanan raporda, "tüp bebek uygulamalarından arta kalan embriyolar ile cenin ve erişkin kaynaklı hücre dizilerinin, kök hücre dizilerinin klinik tedavi amaçlı kullanımı, yurtdışından getirilmesi, ancak kurulması önerilen Ulusal Kök Hücre Araştırma ve Uygulamaları Kurulu'nun onayı ile gerçekleştirilebilir olmalıdır" değerlendirmesinde bulunuluyor.


    Tartışmaların boyutu
    Raporda, kök hücre konusunda tartışmaların boyutları ise şöyle sergileniyor: "İnsanda tüp bebek uygulamalarından arta kalan, kullanılmayan embriyolar ya da gebeliğin sonlandırılmasıyla ceninden elde edilen doku örnekleri olabilmektedir. Bu tür insan doku ve hücrelerinin araştırma amaçlı kullanılması, özellikle batıda çeşitli çevrelerin tepkisini çekmekte ve embriyo hakları bağlamında insan yaşamının ne zaman başladığına ilişkin farklı görüşlere dayalı etik, hukuksal ve yasal tartışmalara yol açmaktadır. Vücut hücresine çekirdek nakli ile elde edilen bir tür embriyo ile gerçekleştirilen bu işlem, aynı zamanda, hem tedavi amacıyla hem de insan klonlama (kopyalama) amacıyla kullanılabilecek işlemlerin ilk ve en kritik aşamasına da karşılık gelmektedir. Bu husus ise kök hücresi araştırmalarına ve uygulamalarına ilişkin tartışmaları daha da alevlendirmektedir. Bu tartışmalar, en yoğun biçimde sürdürüldükleri Batı ülkelerinde, bu ülkelerin yetkin bilimsel ve teknolojik alt yapılarına karşın, kök hücre araştırmalarını sınırlandıran, engelleyen bir boyut kazanmış, sonuçta bu kritik alandaki araştırmaların ağırlığı Güney Kore gibi ülkelere kaymaya başlamıştır. Son dönemde bu alandaki atılımların, bu tür gelişmekte olan ülkelerde yapılmaya başlaması bunun açık göstergesidir."


    Türkiye ve kök hücre
    Raporda, Türkiye'nin kök hücre araştırmalarında üstlenmesi gereken rol ise "Ülkemiz, bilim ve teknoloji alanlarında ulaştığı birikimin ve ilerici konularda yürütülen araştırmalara yönelik olarak toplumumuzun genelde sergilediği anlayışlı, akılcı ve hoşgörülü tutumun ışığında (son dönem tüp bebek ve doğum öncesi tanı uygulamalarında toplumumuz gerçekten olgun bir tavır sergilemiştir), kök hücre araştırmalarında ciddi bir atılım yapmak için uygun bir konumda gözükmektedir. Karar vericilerin kök hücre araştırmalarına kaynak ve insan gücünü odaklayabildikleri ölçüde ülkemizin, Batı'daki tartışmalardan doğan boşluğu, Güney Kore örneğinde olduğu gibi, doldurabilmesinin ve stratejik bir alanda önüne çıkan bir fırsatı gerektiğince değerlendirerek öne çıkmasının mümkün olacağına inanıyoruz" cümleleriyle özetleniyor.

    TÜBA adına hazırlanan raporun yürütücüsü Prof. Dr. Emin Kansu, kök hücre çalışmalarının, özellikle tedavisi zor ya da imkansız görünen hastalıkların tedavisinde sağlayacağı katkılarla ilgili olarak, "Kök hücre araştırmaları konusunda bugüne kadar ulaşılan nokta, gelecek için son derece umut vaat ediyor. Embriyonik kök hücrelerin temel bilimlerdeki araştırmalarının, en kısa sürede klinikte tedavisi mümkün olmayan birçok hastalığa yararı olabilecek şekilde kullanımı beklenmektedir" diye konuşuyor.

    Kansu, kendini yenileme ve tamir kapasitesi olmayan hücrelerin kaybına bağlı olarak gelişen hastalıklar arasında sayılan Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, MS gibi rahatsızlıklar tedavi edilebileceğini de vurguluyor.

    Kansu, embriyolardan elde edilen kök hücrelere de dikkat çekerek, "Tedavi amaçlı bir klonlama yöntemi olan bu yaklaşımda, alıcı hücre verici çekirdeği tarafından genetik olarak programlanmış olacak ve bu hücrelerden gelişen dokular alıcı tarafından reddedilmeyecektir" değerlendirmesinde bulunuyor.


    -----------------
    Dr. Gurur Polat

    --------------------------(Kök Hücre Derneği Sekreteri)

    ''Laboratuvarda kalp dokusu ve yapay deri yaptık''


    - Dernek olarak kök hücre araştırmalarında hedefiniz neler?
    Derneğimiz bünyesindeki bir çalışma gurubu, AB'ye proje başvurusunda bulundu. Projenin ana fikri, bir organ çıtasının üstünü kök hücreleriyle kaplayarak, bundan yapay organ oluşturmak. Bir organ iskelet yapının üzerine bu kök hücrelerden kaplayarak bu iskeleti bir organ haline getirmeyi hedefliyor projemiz. Bu tür şeyler zaten olacaktır. Çünkü hali hazırda, organı tamamen kök hücrelerden oluşan bir şekilde yapmak mümkün değil. Geçmişte, bir farenin sırtında kulak yapıldı, ancak unutmamak gerekir ki, kulak basit bir organdır. Asıl hedef, fonksiyon gören karaciğer yapmak ve bir başka aşaması da böbrek.

    - Yurtdışındaki çalışmalar hangi noktada?
    Yurt dışında yapılan numunelerde, örneğin böbreğin idrarı süzen bölümü yapılabiliyor, fakat hücresel bazda kendi başına çalışıyor ve idrarı ortalığa atıyor. Şimdi bunun bir sistem içerisinde toplanarak mesaneye ya da başka bir depolanacak yere götürülüp oraya boşaltılması lazım. Yani sizin hücreleriniz idrarı süzüyor, fakat ortalığa atıyor. Bu şu an için işe yarayan bir şey değil. Bir başka örnek de karaciğer için verilebilir. Karaciğer yapmak için hücreleri belli bir kütlede bir araya getirmek zorundasınız. Bunları laboratuarlarda olduğu gibi saha üzerine kök hücreyi yayarak yaptığınız zaman, bundan organ verimin alamıyorsunuz. Çünkü insan vücudunda kan organlara damar yoluyla geliyor; bu toplu gelişi bu kök hücrelerin üzerine yaydırıp sonra bunları toplayıp, daha temizlenmiş bir kanı dışarı doğru götürmek pek mümkün olmuyor. Dolayısıyla, bunları bir organ yapısı altında karaciğerin olduğu yerde ya da daha küçük bir vücut boşluğu içinde muhafaza edebilecek şekilde geliştirmemiz lazım. Biyoteknoloji bu konuyla ilgilenen bir alan. Ve dünyaya baktığımızda bu konuda adı geçen kurumlar özel şirketlerdir.

    - Proje desteği almanız halinde hangi organları yapmayı hedefliyorsunuz?
    Karaciğer ve deri yapmaya çalışacağız. Bizim hedefimiz bu. Bakın biz laboratuarda yapay deri yaptık zaten, fakat bu insan tedavisinde uygulanacak büyüklükte değil. Öte yandan, bunun izni alınarak yasal bir prosedür olarak uygulanması için önünde bir sürü engeller var. Her şey birden bire pat diye, olmuyor. Adım adım gideceğiz. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü'nden de bu tür bir proje başvurusu olduğunu biliyoruz. Bu iki proje dışında organ çıtası üzerinden organ üretimini hedefleyen bir başka proje var mı, Türkiye'de, ben duymadım.

    - Proje nerede yürütülecek?
    Proje City Hastanesi'nin yaşam bankası ve olabilirse bu konuyla ilgili olarak çalışmalara başlamış olan ODTÜ Kimya bölümüyle konuşacağız. Ancak öncelikle bu projenin kabul edilmesi lazım. Bizim ki 75 bin Euro'luk bir proje.

    - Başta ne tür öncü çalışmalarda bulundunuz?
    Benim de içinde bulunduğum bir grup, ki Ankara Üniversitesi, Biyoteknoloji Enstitüsü ve Doğumevi'nden katılımcılar da var; embriyonik kök hücrelerinden damar dokusu yaptık. Öte yandan, örneğin, bir kalp gibi atan kalp dokusu yaptık. Bu bize kök hücrelerden kalp yapılabileceğinin en büyük göstergelerinden bir tanesi. Laboratuarlarda, bildiğimiz kaplar içersinde atan bir kalp dokusu yapabiliyoruz. Demek ki biz bu kök hücreleri insan kalbinin onarımı için kullanabiliriz. Hangi kök hücreyi ne tür işlemlere tabi tutacağı önce bunların halledilmesi lazım. Ondan sonra bunlar insanların önüne birer tedavi metodu olarak çıkacak. Türkiye'de bizim yaptığımız türde kalp kası haline getirilmeden, düz bir şekilde kalbe kök hücre olarak verilmişti. Bir dolaşım sistemi hastalığında ve kalp yetmezliği olan hastalarda kullanılmıştı. İkisinden de ilk çıkan sonuçlar, bunların yapılmadığı hastalara göre daha başarılı olunduğu yolundadır.

    - Etik tartışmalarının neresinde duruyorsunuz?
    Dünyada kök hücre tartışmaları embriyonik kök hücrelerden mi yapılsın, yoksa alternatif bir kaynak mı bulalım, noktasında yoğunlaşıyor. Türkiye'de daha çok tartışılan "kordon kanından mı olsun, kemik iliğinden mi?" olsun. Çünkü herkes de biliyor ki, asıl verimli olan embriyonik kök hücrelerdir. Fakat, etik sebeplerden dolayı, ikinci bir kaynak arayışına yönelindi. Derneğe göre bu konuda yayınlanmış yönetmelikler esastır. Kişisel olarak bana sorarsan, ben size sıradan bir vatandaş olarak şunu söylerim; "İnsanların faydasına olabilecek, ona zarar getirmeyecek, her şey etik olarak değerlendirilebilir. Mesela ideal insanımı yaratacaksak. Eğer ölümsüz yaratabiliyorsanız, şansınız bol olsun."
#31.10.2005 21:55 1 0 0
  • KARACİĞER SAĞLIĞI

    KARACİĞERİN ÇALIŞMASINI ZORLAŞTIRAN VE RAHATLATAN BESİNLER


    Karaciğer vucuda giren zehirli kimyasalları parçalar. P-450 enzim sistemi bu toksik kimyasallarla karşılaştığında çalışmaya başlar. Ancak bu sırada ortaya serbest radikaller çıkabilmekte ve bunlar da uzun vadede karaciğer hücrelerinde tahribata sebep olabilmektedirler. İşte bu zararlı etkiyi önlemek için antioksidanların varlığına ihtiyaç vardır. E, C ve B vitaminleri bu antioksidanların en başta gelenleridirler.

    P-450 enzim sistemini aşırı çalıştırıp serbest radikallerin fazla miktarda üretilmesine sebep olan başlıca maddeler şunlardır:

    Kafein , Alkol , Doymuş Yağlar , Böcek İlaçları , Boya Buharı , içinde Sulfonamid bulunan ilaçlar(Bactrim), Egsoz Gazları , Barbituratlar (sara ilaçları).

    Toksinler karaciğer hücrelerini yıpratırken, bu hücreleri koruyan gıdalar da mevcuttur. Bu amaçla bol meyve ve sebze yenmelidir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kavuniçi, srı, mor ve kırmızı rankli meyve ve sebzeler yiyin. Bu şekilde diyetin %40'ı meyve ve sebzeden oluşmalıdır.


    Karaciğer üzerinde yıpratıcı etkiye sahip toksinler:

    Metabolik atıklar (organlar tarafından üretilen atık moleküller)
    Mikroorganizmalar (viral veya bakteriyel enfeksiyonlar)
    Çevre kirliliği
    Böcek ilaçları
    İlaçlar (antibiyotikler, ağrı kesiciler v.b.)
    Alkol
#31.10.2005 21:50 1 0 0
  • Al sana bir kaç iğrenç espri daha

    Öğretmen öğrencilerine: "Çocuklar dinleyin" der. Çocukların cevabi ise: "din din din"

    Aaaa çok fiyakalı bir elbise. Bak benimkisi V yakalı.

    Dünya delikanlı olsaydı yuvarlak olmazdı.

    Var ya sen hiç gol atamazsın. Niye? Tipin ofsayt.

    Var ya sen denizde hiç boğulmazsın. Niye? Tipin kayık.

    Hiç terlemeyen devlet memuruna ne denir? Noter.

    Eli olmayan babaya ne denir? Noel Baba.

    Aykut gol atamayınca ne demiş? I couldnt.

    Adamın kafasına selpak düşmüş ölmüş. Niye? Onlar halka değil fil.

    En çok hangi ilimizde araba var? Kars.

    Yıkanan tona ne denir? Washing ton.

    Çocuk arkadaşına kırda oynayalım demiş. Arkadaşı ise kırarsak nasıl oynarız demiş.

    Ders Bosch mu? Hayır Arçelik.

    Telefonlar dinleniyormuş. İyi bari çok yorulmuşlardı.
#31.10.2005 21:36 0 0 0
  • Beni kızdırdın, sana çok ağır bir laf söyliycem.
    Yok ya, neymiş bakalım...
    Ton.

    Doktor: "Astımlı mısınız?"
    Hasta: "Hayır biz buralıyız"

    Doktor: "Amip yapan kuyu suyu içer misiniz?"
    Hasta: "Yok teşekkür ederim"

    Abi sen kaptan mısın?
    Evet kaptanım.
    Peki hangi kaptan? Su kabı mı yoğurt kabı mı?


    Bir devlet dairesinin müdürü işleri zorlaştırmakla ünlüymüş. Bir vatandaş da kağıtlarını müdüre imzalatmak istiyormuş. Çalışanlar ise: "Senin işin çok zor. Bizim müdür işi yokuşa sürüyo" demişler. Adam kafasına takılan bu sözlerle müdürün odasına girmiş. Bir de ne görsün. Müdür balkonda eline bir kuş almış, işiyo kuşa sürüyo.

    Bruce Lee'nin Türk versiyonu kimdir? Memoli

    Anneler neden hiçbir şey düşünmez? Çünkü "TEFAL herşeyi düşünür"
#31.10.2005 20:46 0 0 0