Ben deli oldum deli narino
Tutun bağlayun beni
Gideyirum buradan narino
Kızlar ağlayun beni
Bu dere yılan olsa narino
Derdumi bilen olsa
Oturup da ağlardum narino
Yaşumi silen olsa
Bu dere akar gider narino
Taşlari yikar gider
Ne ettum sevduğume narino
Yuzume bakar gider
ASİYE
Ağasarın balını gel salını salını
Adam cebinde taşır senin gibi gelini oy Asiye oy
Oy Asiye Asiye tütün koydum kesiye
Baban seni veriyi da bir bağa pırasiye oy Asiye oy
Sis dağının başında yel püfür püfür esiyor
Baban bu yıl kurbanı çifter çifter kesiyor oy Asiye oy
DENİZDE K'ARARTİ VAR
Denizde k'ararti var bu gelen k'ayik midur
Ben ozledum yarumi ağlasam ayip midur
Oy dumanlar dumanlar hep dağlari sardunuz
Yureğumun derdini bilsenuz ağlardunuz
K'arardi K'aradeniz taşti bu yana taşti
Haber verun yarume gyozlerum doldi taşti
Gemi mil ilen olur sevda dil ilen olur
Guzeller çok var ama meyil birine olur
BEN SENİ SEVDUĞUMİ
Ben seni sevduğumi dunyalara bildurdum
Endurdun kaşlaruni babani mi eldurdum
En dereye dereye al dereden taşlari
Geçti bizden sevdaluk al cebumden saçlari
Kiz evunun onine sereceğum kilimi
Oldi hayli zamanlar görmedum sevduğumi
Yaz geldi bahar geldi açti yeşil yapraklar
Ben sana doyamadum doysun kara topraklar
Kazım Koyuncu kimdir - Kazım Koyuncu biyografisi - Kazım Koyuncu resimleri - Kazım Koyuncu fotograflari
Hopa'da 1972 yılında doğan Koyuncu, müziğe ortaokul birinci sınıfta mandolin çalarak başladı.
İstanbul'a üniversite eğitimi için geldikten sonra müzikle yoğun olarak uğraşan Koyuncu, 1992'de profesyonel müzik yaşamına geçti.
Türkiye'nin ilk laz-rock grubu olan ''Zuğaşi Berepe''yi kuran Koyuncu, bu grupla 1995'te ''Va Mişkunan'' (Bilmiyoruz), 1998'de de ''İgsaz'' (Gidiyor) isimli albümleri yaptı.
Koyuncu, 1998'in sonunda ''Zuğaşi Berepe''nin dağılmasının ardından tek başına müziğe devam etti ve ''Salkım Söğüt'' isimli projelerin ikincisinde 3 şarkıyla yer aldı.
Kazım Koyuncu, 2001 yılında ilk solo albümü ''Viya''yı çıkardı. Daha sonra bir TV kanalında yayınlanan ve çok sevilen ''Gülbeyaz''adlı dizinin hem müziklerini yapan, hem de dizinin bazı bölümlerinde oyuncu olarak görev alan Koyuncu, ''Sultan Makamı'' dizisinin de müziklerini hazırladı.
İkinci solo albümü ''Hayde''yi Nisan 2004'te çıkaran Koyuncu, yaklaşık 6 aydır kanser hastalığıyla mücadele ediyordu.
Karadenizli şarkıcı Kazım Koyuncu, vefatından önce tedavi gördüğü VKV Amerikan Hastanesi'nde geçtiğimiz nisan ayında düzenlenen ''Çernobil'in Etkileri ve Hasta Hakları'' konulu panelde kanserle mücadelesini anlatmıştı.
Koyuncu, o dönem ''4 aydır kanserle mücadele ettiğini ve kanserin özgürlüğünü kısıtladığını'' ifade ederek, ''kanseri kanser olmayanların anlamayacağını'' vurgulamıştı.
Genç şarkıcı Koyuncu, konuşmasında şunları kaydetmişti:
''Duyarlı bir sanatçı olarak dertleri hissediyordum. Kanser de oldum artık. Ben kanserden çok korkan bir insandım. Kanserim ve korkmuyorum. Sadece beni sevenleri ve özgürlüğümü düşünüyorum. Ölüm küçük bir şey, ama hastalık sizin özgürlüğünüzü sınırlıyor.''
Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur.
Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü. Babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi. İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır.
Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.
Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir.
Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur.
Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar genellikle halk arasında geçer. Hoca, soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur.
Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak kendini toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını
yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez. Onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar.
Bu konuda başka bir çelişki sergilenir. Gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.
Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın, Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.
Nasreddin Hoca (1208 - 1284)
Türk halk bilgesi ve fıkra kahramanı
Eskişehirin Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, 1284 yılında Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.
FIKRALARININ ÖZELLİKLERİ
Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen kelimelerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, dinin temel kabulleriyle çelişmeden çok ince bir söyleyişle hoşgörüyü yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin genel özelliğidir. Bu özellikler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumunu yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır.
Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün fıkralarında, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer.
KARAKAÇAN Nasreddin Hoca fıkralarında dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez.Karakaçan onun taşıtı, bineği olduğu kadar belirli özellikleri olan bir arkadaş karakteri de simgeler
Thalía doğduğundan bu yana azmi ve çalışma isteğiyle şimdiki yerinin temellerini oturtmuş bir yıldız...26.Ağustos.1972 yılında Ariadna Thalía Sodi Miranda olarak doğan Thalía'nın isminin kökeni Yunancadan gelmektedir.
Thalía,"Estudians Estudian" müzikalinde henüz üç yaşındayken şarkılar seslendirdi,altı yaşında piyano derslerine başladı ve dokuz yaşındayken Din-Din isimli bir gruba girdi.Thalía bu grupla birlikte dört albüm çıkardı ve artistik festivallerde şarkı söyledi. Ülkesinde "küçük yıldız" olarak tanınmanın keyfini çıkaran Thalía için, bu çok uzun ve yorucu bir yolculuğun başıydı.
1984'ün başından itibaren genç yıldız için yeni bir dönem başladı. İlk kez 1984 yılında Meksika'da sahnelenen "Grease" müzikalinde oynadığı başrol ile dikkatleri çekti..."Grease" de koro kızı olarak aldığı ilk rolle, Meksika'nın her tarafını dolaşma olanağı bulan Thalía, daha sonraki yıllarda Benny, Sasha, Paulina, Diego, Alix, Mariana,Erick ve Eduardo'dan kurulu "Timbiriche" grubuyla birlikte oynadı. Sahne performasını deneme olanağı bulan genç yıldız, küçük rollerden büyük rollere kısa zamanda terfi etti. O'nun özelliği, aldığı her rolü, "kendi rolü" yaparak oynamasıydı. Timbiriche'nin prodüktörü Luis de Llano, bu genç kızın yeteneğinden o kadar ektilenmişti ki, 1986'da ona grubuna katılmayı teklif etti. Thalía, bu grupla birlikte "Timbiriche VII", "VIII" ve "IX" albümlerini yaptı.
Şarkıcı olarak kariyeri ilerledikçe, Thalía bir aktris olarak da kendini kanıtlama çabasına girdi. İlk başlarda "Pobre Señorita Limantour" (1987), "Quinceañera" (1988) ve "Luz y Sombra" (1989) gibi dizilerde küçük roller aldı. Ama bu roller, O'nun gökteki yıldızlara ulaşmak için attığı ilk adımlardı... 1989 yılında doğup büyüdüğü Mexico City'deki Timbridge'den, Los Angeles'a taşınan Thalia;İlk albümünü Alfredo Diaz Orgaz'ın prodüktörlüğünde çıkarttı.Latin-POP tarzındakı "Thalía" adlı albümüyle adını duyuran genç yıldız,daha sonra İspanyol televizyon kanallarından program teklifleri almaya başladı...TV-5 kanalı için yaptığı "VIP de Noche" adlı programla tüm latin ülkelerinde beğeni topladı.Giderek ünlenen yıldıza yepyeni pembe dizi teklifleri gelmeye başladı...1992 yılında "Maria Mercedes" ve geçen aylarda ülkemizde de gösterilen "Marimar" ayrıca 1996 yılında rol aldığı şu günlerde ülkemizde izleyici rekorları kıran "Maria La Del Barrio" adlı dizilerle tüm Dünya'da reyting rekorları kırdı...Öte yandan müzik listelerindeki önlenemez yükselişi sürüyordu...1995 yılında çıkarttığı "En Extasis" albümündeki "Piel Morene" isimli şarkısıyla Latin-POP listelerinde zirveye çıktı...1997 yılında Thalía artık zirvenin en tepesindeydi..."Amor A la Mexicana" adlı şarkısıyla milyonları kendisine hayran bıraktı. "Amor A la Mexicana" adlı şarkının piyasaya çıktığı gün olan 25 Nisan sonraki yıllarda latin ülkelerinde "Thalía Günü" olarak kutlanmaktaydı...
1998 yılında rol aldığı "Rosalinda" adlı dizideki başarısı sonrası Hollywood'dan teklifler almaya başladı...Mambo Café adlı yapım için anlaşma imzaladı,herşeyde olduğu gibi bu yapımda da büyük başarı sağlayan Thalía'nın adına Hollywood'daki müzeye balmumundan bir heykel dikildi.Başarılarından dolayı Thalía'ya Los Angeles ve Filipinler şehirlerinin anahtarları verildi. "Anastassia" adlı animasyon filminin soundtrack'inde 3 şarkısı yer alan Thalía,şarkılarını; İspanyolca,İngilizce,Fransızca ve Portekizce olmak üzere 4 dilde seslendirebiliyor.Ünlü San Remo müzik yarışmasına da konuk sanatçı olarak italyan yapımcılar tarafından davet edilen Thalía,yeni albümünün tanıtımı için çıkacağı Avrupa Turnesinde İstanbul'a da gelecek... Sanatçı bu kararda rol aldığı dizilerin ülkemizde gordüğü yoğun ilginin büyük payı olduğunu söylüyor ve ekliyor "Ülkenizde meşhur olduğumu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Ancak çok da mutlu oldum. Türk halkının kalbinde ufak bir yer almak bana güzel bir hediye oldu.Türkçe şarkı söylemek isterim..." Genç yıldız söylediği şarkılara dair şunları söylüyor..."İstediğim, kimsenin mutsuz olmaması. İnsanlar sabah kalktığında mutsuz iseler, şarkılarımla herşeyi unutsunlar ve neşeli olsunlar istiyorum. Müzik aslında ilaç gibi. Kimse mutsuz olmasın istiyorum." Sony Müziğin Amerika Başkanı Thomas D. Mottola ile 2.Aralık.2000'de meşhur St.Patrick's Cathedralinde evlenen genç yıldız her röportajında evliliğinde de çok mutlu olduğunu söylüyor...Bu kadar başarısının üstüne bazı şarkı sözlerini kendisinin yazdığını,ayrıca beste de yaptığını söylemeyi unutmayalım!!!
Küçük Yıldız!!!
Thalía doğduğundan bu yana azmi ve çalışma isteğiyle şimdiki yerinin temellerini oturtmuş bir yıldız...
Pek Çok Ünvanın Sahibi
Thalía'nın sahip olduğu güzellik ve başarı ünvanları arasında "Quenn of Vina del Mar", Queen of the Miami Carnival", "Queen of the Party in Broadway" ve "Star in the Eight Street" gibi ünvanlar bulunuyor...
"Amor A la Mexicana" adlı şarkının piyasaya çıktığı gün olan 25 Nisan tüm latin ülkelerinde "Thalía Günü" olarak kutlanıyor..."