Hayat yaşadğı kadar vardır
Ya gelecekteki ümit
Yada mazide kalan anıılardır
Hüsranı ise bir yerde kabul edebilirim
oda yaşamak varken
Yaşamamış olmaktır
Arkadaşlar; Allahın varlığına ve birliğine sonuna kadar inanıyorum. Ama Allah'ın bu dünyada bizimle ilgilenmediği gibi düşünceler içindeyim. Ne edilen duaları kabul ettiği, nede haklıyla haksız arasındaki adaleti sağladığı kanaatindeyim. Bu düşünceminde yüce Allah'a küfür olmasından korkuyorum. Ya benim bu saplantımı gerçek manada değiştirebilecek bilgilere ihtiyacım var...
Birgün bir kanalda bir benzetme duymuştum. kimisi elinde iğneye iplik geçirmenin marifet olduğunu sanıp elinde iğne iplikle dolaşırmış, kimide o iğneyle sökükleri dikermiş. bu hikayeye çok uyduğunu düşündüm. Marifetinin birilerine getirisi olmuyorsa övünmek nereye kadar...
Teşekkürler arkadaşım ellerine sağlık...
MÜSAİTSENİZ SİZE AŞIK OLABİLİRMİYİM??? .
Birinci ses
Müsaitseniz size aşık olabilir miyim? dedi. Karşısındaki bir an onu süzdü, başını öne eğdi. Sanki Şimdi soruyorum büküp boynumu, daha önceleri nerelerdeydiniz? diyen eski bir şarkıyı anımsamış gibiydi. Ama bunu karşısındakine söylese bile ne ifade edecekti ki?
Hayatta her şeyin zamanlamasının tutması mümkün değildi ki zaten. Kalbinin boş olduğu zamanlarda kimse karşısına çıkıp, Müsaitseniz size aşık olabilir miyim ? dememişti ki. Doğruydu işte sözler şiirler. Aşkın kapıyı ne zaman nasıl çalacağı belli olmazdı. Aşka randevu verilemezdi. O gelip bulur, ansızın cee! diye karşına çıkabilirdi.
İkinci ses birinciye,
Senin adına çok üzgünüm , aşkına karşılık veremeyeceğim için. Çünkü hayatımda birisi var, dedi, yürüdü gitti, ayaklarını sürükleyerek. Birinci ses, sorusunun havada asılı kaldığını hissetti.
Ürperdi. Halbuki o, bir çok ikinci sesin yaptığı gibi hayatında birisi olduğunu ondan saklayabilir, yalan söyleyebilirdi. Oysa yapmamış, dürüst davranmıştı.
Birinci ses düşündü Tanrım, demek ki hala böyle birileri var hayatta. Roman kahramanları yalan değilmiş. Olmayacaktı bu aşk, belliydi işte de hayalindeki yüz, beynindeki isim, kalbindeki çocuksu heyecan niye silinmiyordu acaba? Müsait değildi bak, söylediği gibi.
Aşık olmaması gerekiyordu. Aşık olursa acı çekecekti, kavuşamayacaktı ona. İkincinin sesi, yüzü, elleri, tarzı yine de akılndan çıkmıyordu. Acaba o da hoşlanmış mıydı kendisinden? Bunu öğrenmeyi o kadar çok istiyordu ki? İyi de, hoşlansa bile bunu söylemesi neyi değiştirecekti? İkinci ses, hayatında birisi olmasına rağmen, o gün karşısına onu beğenen, hatta aşkı için izin isteyen bir Sesin çıkmasına içten içe çok sevindi. Gidip gelip aynada kendisine göz attı gün boyu. İçini tarifsiz bir sevinç kaplamıştı.
Gururu okşanmıştı. Kalbi boş olsaydı,Evet deyip, onunla birlikte bir aşka yelken açmaktan açınmazdı. Acaba, mazeretini söylerken bunları da söylese miydi birinci sese? Yoo, duygularıyla oynamak istemezdi onun. Bunca çürümüş ilişkinin arasında sevginin, aşkın adı dama atılmışken birisinin ortaya çıkıp cesurca, Müsaitseniz size aşık olabilir miyim? demesi, inceliğin ve karşısındakine değer vermenin eski şarkılarda, filmlerde kalmadığının kanıtıydı işte. Aşk için izin istenmezdi, biliyordu? Telefonu ara ara, bilinmeyen bir numara tarafından aranıyor, Alo! dediğinde kapanıyordu.
Son açtığında, Sen misin? dedi. Telefon kapanmadı. Derin bir iç çekiş duyuldu.
Birinci ses konuştu:
MÜSAİT OLMASANIZDA BEN SİZE AŞIĞIM.
Sessizlik, ölüm kadar kesin ve uzun sürdü. Aşk, ölümden daha çaresizdi o an.
Hiç Bir insani unutmak,bir insandan vazgeçmek, bir insani hayatindan sonsuza kadar
çikartmak zorundakaldin mi hiç...
Hani ölmüs gibi,
hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi,
her an kapindan içeri gülümseyerek girecegini bekleyip
ama aslinda hiç gelemeyecegini de bilmen gibi...
Ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek ,
ama ölmüs gibi ulasilmaz olmasi artik o insanin sana,
ne kadar katlanilmaz bir gerçek degil mi
sen hala bu kadar sevgili iken...
Özlemek,bu kadar özlemek,
etini kemigini yakarcasina özlemek...çok kötü degil mi...
Bu kadar özleyip onu görememek,ona dokunamamak,onu isitememek ,artik sonunun "Pi" hali degil mi...
Biliyorsun degil mi...
Ne kadar umutsuz bir arayistir o,kalabalik caddede geçen binlerce yüze bakmak...
belki bir kez daha görebilmek için o yüzü,belki biraz önce geçti bu kaldirimdan diye düsünmek,belki su an arkamda yürüyen insanlarin içinde bir yerde demek,
belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak
ne zordur degil mi...
Ne kadar eritir insani fark etmeden...
Sende biliyorsun degil mi bunlari...
Bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu hiç...
Hiç iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina...
Güzel bir kafe kesfettiginde,
güzel bir film seyrettiginde,
güzel bir sarki dinlediginde
güzellikleri oraninda, eksik kaldiklarini hissettin mi,
paylasamadigin için onunla...
Bir barin kalabaliginda hiç yarim vücudunla sallandin mi ortada...
Hiç iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi...
Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün oldu mu hiç...
Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan
nefret edemedigin zamanlar oldu mu hiç...
Gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne
sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç...
Hayatta inandigin bütün degerlerini altüst eden birisine
ask siirleri yazabildin mi...
Onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara
feda oldun mu hiç...
İçinde aglayan çocuga umut sarkilari söyleyemedigin,
özlemini, susuzlugunu, açligini gideremedigin zamanlar oldu mu hiç...
Kanayan yarasini gördügün ama merhem olamadigin zamanlar...
Gücünün,hani o tanrisal gücünün bir çocugun aglamasini
susturamayacak kadar oldugunu gördügün zamanlar oldu mu hiç...
Hiiiiiiiç...
Hiiç...
Hiç...
bir hiç...
BEKARET KEMERİ
> Sovalyelerin gozupek oldugu eski zamanlarda bu sovalyelerden biri
> Hacli Seferlerine cikmaya karar verir. Yola cikmadan once kahyayi yanina
> cagirir:
> Hacli Seferlerine katilacagim. Karimin bekaret kemerini sana
> veriyorum. Sana guveniyorum. 10 yil icinde donmezsem anahtari
> kullanabilirsin.
> Sovalye bastan asagi donanir, tozlu yollara revan olmadan once donup
> son bir kez satosuna bakar. Birden kahyanin, bagirarak nefes nefese
> satodan disari kostugunu gorur:
> Durun! Durun! Majesteleri. Oh, iyi ki size yetisebildim.
Yanlis anahtar vermissiniz.
SENLİ GÜNLERİMİ YOKETTİM HATIRA DEFTERİMDEN.
HAYATIMDAN ÇIKARDIM SENİ ARTIK.
HİÇBİR YERDE YOKSUN VE SANKİ HİÇ OLMADIN
SENLİ ANILARI YOKLUĞUNA EKLEYİP YAKTIM
AŞK ATEŞİMİZİN SON KIVILCIMLARIYLA...
ARTIK YOKSUN
NE MAZİDE NE YARINLARDA
HATTA ATLASTA, HİÇBİR KİTAPTA YOKSUN.
SENİ SONSUZA DEK KAYBETTİM.
KİMBİLİR
BELKİDE
SADECE VAZGEÇİLMEZİMDEN VAZGEÇTİM.
Yoldan geçiyordu, durdu...Bir bahçe vardı...Donuk adımlarla, adım adım bahçenin duvarına yöneldi...Donuk gözlerle çiçeklere baktı, baktı...Çiçekler sıcaktı...Donmuş bir sesle bahçıvana sustu.
- Bu çiçekler kesilecek mi? bu çiçekler gidecek mi?
Bahçıvan dizlerine bahçeyi çöktü. Yüzüne çiçekleri döndü. Bir ışık yanmıyordu, yandı söndü...Elleri gözlerine baktı, gözleri ellerine aktı...Gözleri ellerini gördü...Elleri kördü...Sönen ışık yandı...Yanan ışık söndü...Dün yağmır yağacaktı, gün döndü, yarın yağdı, bugün dindi...
AĞLAYACAKTI...KİM ANLAYACAKTI...
ÖZDEMİR ASAF
Hep bir gün sonrası için umutlarım vardı. Sevgimle oda bitti. Yarına birşeyleri ümit edemeden, bir şey uğruna yaşama isteği olmadan, sadece günü kurtarmak için yaşamak; çok acı bee.