nurullah66

nurullah66

Üye
21.11.2010
Er
265
Hakkında

#14.12.2010 15:21 0 0 0
  • abla kusura bakmada birşey diyecem peynirli patlıcanı ilk sende duydum :)
#13.12.2010 15:59 0 0 0
  • BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata, AKP'nin "ben yaptım oldu' anlayışının 2011 bütçesine de damgasını vurduğunu belirterek "Bu da gösteriyor ki, ülkemizin en önemli ihtiyacı diğer alanlarda olduğu gibi ekonomide de acil demokrasi ihtiyacıdır" diye konuştu.
    2011 yılı bütçe kanunu tasarısının tümü üzerindeki görüşmeler Meclis Genel Kurulu'nda devam ederken, BDP grubu adına ilk sözü Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata aldı. Ata, son ekonomik verilere göre 2010'un 3'ncü çeyreğinde beklentilerin altında büyüyen Türkiye ekonomisinin yüzde 5,5 büyümesine karşı işsizlik ve yoksulluğun yüksek, halkın gıda harcamaları düzeyinin ise geri noktalarda kaldığını söyledi.

    -"HÜKÜMETİN TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜ GERÇEK AMACINI ORTAYA KOYUYOR"-

    Dışa bağımlı, edilgen, kendi öznesi olmayan bir ekonomi yönetimi söz konusu iken hükümetin sadece piyasa ekonomisinin mağdurlarını baskılamakla uğraştığını ifade eden Ata, "Bugün üniversitelerde demokrat öğrencilere karşı estirilen polis teröründen, işsizlik ve yoksulluk oranlarının varmış olduğu noktaya, en küçük hak taleplerinin zorla bastırılmasından, esnek istihdam ve taşeronlaşmanın geldiği düzeye kadar birçok alanda muhalif duruşlara karşı AKP hükümetinin gösterdiği tahammülsüzlük, hükümetin gerçek amacını da ortaya koymaktadır" diye konuştu. 1980 darbesiyle hedeflenenlerin bugün AKP hükümetiyle doruk noktasına ulaştığını, sermayenin AKP ile yoksul ve emekçilere karşı zaferini haykırdığını kaydeden Ata, Başbakan Erdoğan'ın IMF ile yeni stand-by imzalanmamasını "ümük sıktırmamak' olarak tanımladığını hatırlattı ve "Oysa sermayenin Türkiye'deki gelişim seyri Başbakanı yalanladığı gibi, tam tersine sistematik bir ümük sıkma politikasının IMF adına AKP iktidarı tarafından başarılı bir şekilde yürütüldüğü apaçık ortadadır" dedi.

    -"AKP'NİN YOKSULLUKLA MÜCADELE DERDİ YOK"-

    Türkiye'de en alt gelir grubunu oluşturan yüzde 20'lik kesimin milli gelirin ancak yüzde 6'sını alabilirken, en üstte bulunan yüzde 20'lik kesimin milli gelirden aldığı payın yüzde 46 olduğunu dile getiren Ata, şöyle konuştu:

    "Bütçenin büyük bir kısmını oluşturan vergilerin ağırlıklı bölümü orta ve alt gelir guruplarının sırtındayken 2011 bütçesinde yine halkın temel sorunlarına öncelik verilerek giderilmiyor. 2011 senesinde yine gelir düzeyi düşük vatandaşların vergilerde asıl yükü çekeceğini göstermektedir. AKP'nin yoksullukla mücadele etmek gibi bir derdi yoktur. Türkiye'de sayıları her geçen gün artan yoksul insan sayısı artık resmi verilerle açıklananların çok ötesine taşmıştır. Hükümetin, yoksul çalışanlar için sosyal yardım yapacağı yönlü açıklaması AKP'nin bağımlı kitle yaratma politikalarından biridir. Çalışanlara sadaka yaklaşımının toplumsal kesimler tarafından asla kabul edilmeyeceği AKP tarafından idrak edilmeli ve sadaka yerine adil ücret düzenlemelerine gidilmelidir."

    -SAVUNMA BÜTÇESİ ELEŞTİRİSİ-

    Sorunlu alanlardan birinin de savunma bütçesi olduğunu kaydeden Ata, savunma bütçesinin genel olarak yüksekliği ve bütçe dışı fonlardan aktarılan rakamların aynı zamanda Türkiye halklarının geleceğine vurulmuş bir darbe olduğunu söyledi. Ata, "Kürt sorununda inkar ve imha siyasetinin bir sonucu olarak ortaya çıkan 30 yıllık savaşta yaklaşık 400 milyar Dolar heba edilmiştir. Oysa Kürt Sorunu'nun çözümünde inkar, imha ve asimilasyon yerine demokratik ve barışçıl yollar denenmiş olsaydı, bugün milyar dolarlık cari açıklardan, tasarruf yetersizliklerinden, yoksulluğun bu düzeyinden, bölgeler arası eşitsizliklerden ve yoğun göçlerden bahsetmiyor olacaktık" dedi.

    -"EKONOMİDE DE ACİL DEMOKRASİYE İHTİYAÇ VAR"-

    Türkiye'de toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin yapılamamasının, başta eğitim ve sağlık olmak üzere bir çok alanda cinsiyet eşitsizliğini hem beslediği hem de derinleştirdiğini ifade eden Ata, 2011 bütçesinin de geçmiş bütçeler gibi "cinsiyet körlüğü' ile malul olduğunu söyledi. Ata "AKP Hükümeti'nin, "Kadın-Erkek Eşitliği"ni sağlamaya dönük bir çalışması olmadığı gibi, başında kadın-erkek eşitliğine inanmadığını açık açık ifade eden bir Başbakan'ın olduğu hükümetin, cinsiyet eşitlikçi yaklaşımı konusunda da oldukça karamsar bir noktada olduğumuzu belirtmek istiyorum. Katılımcı bir bütçe Türkiye'nin iktisadi sorunlarını çözebilir. AKP'nin "Ben yaptım oldu' anlayışı 2011 bütçesine de damgasını vurmuştur. Ülkemizin en önemli ihtiyacı diğer alanlarda olduğu gibi ekonomide de acil demokrasi ihtiyacıdır" diye konuştu.

    -SÖZLERİNİ KÜRTÇE ATASÖZÜ İLE BİTİRDİ
    kaynak


#13.12.2010 15:49 0 0 0
  • CaPs LoCk AçIk KaLmIş ÇoK bÜyÜK kOnUşUyOrSuN
    Beni Bilirsin Cool Ve Relax
    ¯¨'*·~-.¸¸,.-~*'¨kaliteni başkası belirlerse ucuza gidersin!!`·.¸¸.·''¯`··._.·
    HyaT ßir Sınawsa Sndé Karşıma ÇıKaN éN Kazık pRobLémsiN
    ()()()()()()(:)())HeRkEzDe Bi HaVa Bi HaVa SaNkİ Bi AlAnA Bi BeDaVa)()()()():():()
    hayat bi sınavsa sende bu sınavda benim olmazsa olmazımsın
    DüNyAdA Eşİm bEnZeRiM YoK AmA bEnZeMeYe çAlIşAn eZiK ÇoK
    BOŞVER DİYENLERİ ÇOK GÖRDÜM BOŞVR DEYİPTE ÜZÜLENLERE GÜLDÜM
    Sana verecegim tek akıl aklın varsa tek takıl
    KRAL KİM OLURSA OLSUN KRALİÇE BENİM
    kalabalık alemde artislik yapanın tenhda özürü olmazmış kardeş
    SusqunLuqumu HaFiFe aLma konuşuRsam aqır qel!R kaLdıramazsın !!!
    SeNi GüNDe 1 Defa Düşünüyorum Oda 4 Saatimi Alıyor :)
    kızlar erkeklerin,erkekler kızların ama kimsenin bilmiyor AZRAİL hepimizin peşinde
    gözℓєяιηιη кαяαѕı σℓ∂υ уüяєк уαяαѕı вυ göηüℓ мα¢єяαѕı уαктı вιzι вє güℓüмм...
    SENİN YAPTIGIN GİDER EN FAZLA HOSUMA GİDER..
    SOKAKLARDA ÇARESİZ KARANLIKTA KİMSESİZ BU ALEMDE BİZ TEKİZ SEVİPTE TERKETMEYİZ !!!
    Denizleri Seviyorsan Dalgalarıda Seveceksin.Sevilmek İstiyorsan Önce Sevmeyi Bileceksin!!!!!!!!!
    ADIMIZ EZANLA BAŞLAR SELAYLA BİTER ÖMRÜMÜZ ALAYINIZA DEĞİL TOPUNUZA YETER.
#13.12.2010 15:44 0 0 0
  • İnsanların en sık bulaşıcı hastalıklara yakalandıkları dönem çocukluk çağıdır. Son yıllarda genel hijyen kurallarına dikkat edilmesi, aşı uygulamaları ve kullanılan ilaçlar nedeniyle bulaşıcı hastalıklarda belirgin bir azalma olmuştur. Bulaşıcı (infeksiyon) hastalıkları genellikle ağız, burun, göz salgıları ve dışkı yoluyla bulaşır. Bu nedenle basit bazı genel hijyen kurallarına uyulması bu hastalıklardan korunmada çok önemlidir.

    Bulaşıcı hastalıklardan korunmada genel kurallar:

    1. El yıkama: Sabunla uygun şekilde ellerin yıkanması barsak enfeksiyonları ve üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmada çok etkili bir yoldur.

    2. Temiz ve güvenilir içme suyu kullanılması

    3. Et ve ürünleri, yumurtanın iyi pişirilerek yenmesi

    4. Çiğ yenen sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanması

    5. Hasta kişilerle temasın mümkün olduğunca önlenmesi

    6. Çocukların sigara içilen ortamlarda bulundurulmaması

    7. Evcil hayvanlarla temastan sonra ellerin yıkanması ve çocukların evcil hayvanları öpmelerinin önlenmesi

    8. Çocukların gerekli aşılarının yapılmış olması

    9. Bulaşıcı sarılık, menenjit gibi ciddi bulaşıcı hastalığı olan kişilerle temas sonrası mutlaka doktora başvurulması

    ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN BULAŞICI HASTALIKLAR

    1. KIZAMIK:

    Etkeni kızamık virüsüdür. Kış ve ilkbahar aylarında daha sık görülür. Aşılanmamış ya da hastalığı geçirmemiş herkese bulaşabilir. Damlacık yoluyla bulaşma olur. Bulaşıcılık döküntü başlamadan 2gün önce başlar ve döküntü kaybolduktan 4 gün sonra devam eder. Kuluçka süresi 8-12 gündür. Ateş, burun akıntısı, gözlerde sulanma, öksürük başlangıç belirtileridir. 2-3 gün sonra yüzden başlayıp vücuda yayılan kırmızı döküntüler ve ağız içinde beyaz lekeler ( koplik) görülür. Hastalık ortalama 1hafta -10 gün sürer. Otit, zatürre, ansefalit gibi önemli komplikasyonlar görülebilir. Korunma aşı yoluyla ve hasta kişilerle temasın önlenmesiyle olur. Tedavi bulgulara yöneliktir. Tanı için doktora başvurulmalıdır. Ateş düşürücüler, ılık banyo, loş ortamda dinlenme ve bol sıvı verilmesi uygundur.

    2. KIZAMIKÇIK :

    Etkeni rubella virüsüdür. Kışın ve ilkbahar aylarında daha sıktır. Damlacık yoluyla bulaşır. Bulaşma süresi döküntü başlamadan 7-10 gün önce ve döküntüden 7 gün sonra devam eder. Kuluçka süresi 15-20 gündür. Genelikle hafif seyirli bir hastalıktır. Hafif ateş, boyundaki lenf bezlerinde şişlik ile başlar, yüz ve vücuda yayılan küçük pembemsi döküntüler görülür. Hastalık 2-4 gün kadar sürer. Tedaviye gerek yoktur. Komplikasyon çok nadirdir, bazan trombositlerde düşme ve ansefalit olabilir. Korunma aşı ve temasın önlenmesiyle sağlanır. Aşılanmamış ve hastalığı geçirmemiş hamile kadınlara bulaşırsa fetüs için ciddi riskler yaratır! Böyle durumlarda mutlaka doktora başvurulmalıdır.

    3. BOĞMACA :

    Etkeni bir bakteridir. Kışın ve ilkbaharda görülür. Genellikle 1 yaşın altındaki bebeklerde daha sık görülür. Damlacık yoluyla bulaşır. Kuluçka süresi 7-10 gündür. Hastalık ise 6 hafta kadar sürebilir. Başlangıçta kuru öksürük, hafif ateş gibi bulgular vardır. 1-2 hafta sonra öksürük şiddetlenir; arada hiç soluk almadan patlar gibi öksürür ve kalın bir balgam çıkarılabilir. Öksürük sırasında gözler kızarır, yüzde kızarma veya morarma görülebilir, terleme ve aşırı yorgunluk olur. Bu dönem 1-2 hafta sürer, iyileşme döneminde bu bulgular hafifler ve zamanla kaybolur. Tanı ve tedavi için doktora başvurmak gerekir. Bebeklerde hastaneye yatma, antibiyotik tedavisi, oksijen tedavisi ve ortamın nemlendirilmesi , mukus aspirasyonu gibi tedaviler uygulanır. Aşı ile korunulur. Kulak iltihabı, zatürre, havale gibi komplikasyonlar görülebilir. Özellikle bebeklerde hayati tehlike yaratabilir.

    4. SU ÇİÇEĞİ :

    Etken varisella-zoster virüsüdür. Kış sonu ve ilkbahar aylarında görülür. Damlacık ve direkt temas yoluyla bulaşır. Bulaşıcılık süresi başlangıçtan tüm lezyonlar kabuk tutana kadar sürer. Kuluçka süresi 10-20 gündür. Hastalık 7-20 gün sürer. Başlangıç belirtileri ateş, halsizlik, iştahsızlıktır. Ardından önce kırmızımsı olan sonra ortaları sulu sivilceye benzer kaşıntılı döküntüler belirir. 3-4 gün sonra döküntüler kabuklanır ve yenileri çıkar. Tanı için doktora başvurulmalıdır. Tedavi bulgulara yöneliktir. Ateş için KESİNLİKLE ASPİRİN VERİLMEMELİDİR. Ansefalit, zatürre gibi komplikasyonlar görülebilir. !2 aydan küçük bebekler özellikle temastan korunmalıdır. 12 aydan büyük olanlara suçiçeği aşısı yapılabilir. Hamile kadınlarda fetüse bulaşma riski vardır.

    5. BEŞİNCİ HASTALIK (ERİTEMA İNFEKSİYOZA):

    Etkeni parvo virüsüdür. Genellikle ilkbahar aylarında görülür. Bulaşma direkt temas yoluyla olur. Kuluçka süresi 4-15 gündür. Hastalık ortlama 3-10 gün kadar sürer. En sık 2-12 yaşları arasında görülür. Belirtileri; yanaklarda yoğun kızarıklık ( tokat atılmış gibi) ile başlar daha sonra kol ve bacaklarda kırmızı döküntüler görülür. Kalçalardada kızarıklık olabilir. Döküntü 2-3 hafta süreyle kaybolup tekrar ortaya çıkabilir. Tedaviye gerek olmadan kendiliğinden iyileşir. Aşısı yoktur.

    6. ALTINCI HASTALIK (ROSEOLA İNFANTUM) :

    Etkeni bir virüstür. Her mevsimde görülür. Daha çok 2 yaş altındaki bebek ve küçük çocuklarda görülür.. Bulaşma solunum yolu salgıları ve dışkı-ağız yoluyla olur. Kuluçka 5-15 gündür. Hastalık ortalama 1 hafta kadar sürer. Hastalık yüksek ateşle başlar. Huzursuzluk, iştah kaybı olur. Bazen burun akıntısı, lenf bezlerinde şişlik ve havale de olabilir. 3-4. gün ateş düşer ve yüz ve vücudun her yerine yayaılan soluk pembe döküntüler görülür. Bazen döküntü olmayabilir. Tanı konması için doktora başvurulması gerekir. Semptomatik tedavi gerekir. Ateş düşürücüler ve bol sıvı verilebilir. Aşısı yoktur. Korunma temesın önlenmesi ile olur.

    7. KABAKULAK:

    Etkeni kabakulak virüsüdür. Kış ve ilkbaharda daha sık görülür. Bulaşıcılık dönemi belirtiler başlamadan 2 gün önce ve başladıktan 9 gün sonradır. Solunum salgılarıyla doğrudan bulaşır. Kuluçka 15-18 gündür. Yaygın ağrı, ateş ve iştah kaybıyla başlar. Daha sonra çenenin iki tarafındaki tükrük bezlerinde şişme, çiğneme sırasında ağrı gibi bulgular oluşur. Bazen kusma, baş ağrısı, uyuklama ense ve sırt ağrısı olışabilir. Meningoensafalit komplikasyonu görülebilir. Semptomatik (bulgulara yönelik) tedavi uygulanır. Ateş ve ağrı kesiciler, yanaklara soğuk kompres uygulanabilir. Asit içermeyen, ekşi olmayan yumuşak gıdalarla beslenme uygundur. Aşı ile korunma mümkündür.

    8. VİRAL ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU (BASİT SOĞUK ALGINLIĞI):

    Etken çeşitli virüslerdir. Bütün yıl boyunca görülür. Kuluçka süresi 1-4 gündür. Bulaşma özellikle el teması ve solunum yolu salgıları ile olur. Hastalık ortalama 3-10 gün sürer. Belirtiler ; burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı, kuru öksürük, ateş, halsizlik ve iştahsızlıktır. Kesin bir tedavi şekli yoktur. Bulgulara yönelik tedavi (burun tıkanıklığının damlalarla açılması, ortam havasının nemlendirilmesi, ateş için ateş düşürücüler ve bol sıvı verilmesi) yapılır. Korunmada el temizliği ve hasta kişilerle direkt temasın önlenmesi önemlidir. Bazen orta kulak enfeksiyonu, bronşit ve sinüzit gibi komplikasyonlara neden olabilir. Bebek 3 aylıktan küçükse, ve 38 dereceden yüksek ateş 2 günden uzun sürerse, aşırı kusma beslenme bozukluğu varsa, solunum güçlüğü ya da 1 haftadan uzun süren şiddetli öksürük olursa doktora danışılmalıdır.

    9. KIZIL :

    Etken streptokoksik bakterilerdir. Kış aylarında daha fazla olmak üzere her mevsim görülür. Daha çok okul çağı çocuklarında yaygın olarak görülür, 3 yaş altı ve erişkinlerde nadirdir. Kuluçka süresi 2-5 gündür. Hastalığın süresi 1-2 haftadır. Boğaz ağrısı, ateş, halsizlik ve iştahsızlıkla başlar. Kusma olabilir. Yüzde , kasıklarda ve koltuk altlarında yoğunlaşan ve tüm vücuda yayılan kırmızı küçük döküntüler olur, döküntüler kaşıntılıdır. Daha sonra deri soyulabilir. Tanı ve tedavi için doktor kontrolü şarttır, antibiyotik kullanmak gerekir. Kulak enfeksiyonu, zatürre, sinüzit, cilt enfeksiyonu, romatizmal ateş ve nefrit gibi komplikasyonlar görülebilir. Korunma enfekte kişilerin izolasyonu ve hijyen koşullarına dikkat ederek sağlanır.
#12.12.2010 16:26 0 0 0
  • Yoksul bir oduncu, ıssız bir ormanın kıyısındaki küçük bir kulübede karısı ve üç kızıyla birlikte oturuyormuş.

    Bir sabah yine işine giderken karısına demiş ki:

    - Bugün öğle yemeğimi büyük kızla ormana gönder. Çünkü öğleye kadar işimi bitiremeyeceğim. Kız yolunu şaşırmasın diye yanıma bir torba darı alıp yollara serpeceğim.

    Güneş ormanın tepesine kadar yükselince, kız bir tas çorbayla yola çıkmış. Fakat ormanlarda, kırlarda uçuşan serçeler, çayır kuşları, ispinozlar, kara tavuklar, kanaryalar darı tanelerini çoktan toplayıp yemişlermiş. Bu yüzden kız yolu bulamamış. Gün batıncaya, gece oluncaya kadar sağ ve esen dolaşıp durmuş. Gecenin karanlıkları içinde ağaçlar uğulduyor, baykuşlar ötüyormuş. Kızın içine bir korku girmeye başlamış.

    O sırada uzakta, ağaçların arasında parıldayan bir ışık görmüş:

    - Orada insanlar olsa gerek. Bunlar beni gece yanlarında misafir ederler diye düşünmüş; ışığa doğru ilerlemiş.

    Çok geçmeden bir evin önüne varmış. Pencerelerinde ışık görünüyormuş. Kız kapıyı çalmış. İçeriden boğuk bir ses:

    - Gel! Diye bağırmış.

    Kız evin karanlık taşlığına girmiş. Odanın kapısını vurmuş. Aynı ses:

    - Girsene içeri demiş. Kız kapıyı açtığı zaman saçı sakalı bembeyaz bir adamın masanın başında oturduğunu görmüş.

    Adam yüzünü iki eliyle kapamışmış. Ak sakalı masanın üzerinden yere kadar uzanıyormuş. Sobanın yanında üç hayvan uzanmış, yatıyormuş: küçük bir horoz, mini bir tavuk, alaca tüylü bir inek..

    Kız başından geçenleri yaşlı adama anlatmış. Geceyi geçirmek için ondan bir yer istemiş. Adam hayvanlara seslenmiş:

    - Güzel tavuk, güzel horoz, alacalı güzel inek! Ne dersiniz buna siz?

    Hayvanlar hep bir ağızdan:

    - Bizce uygun! Demişler

    - Yaşlı adam kıza dönerek:

    -Burada her şeyden bol bol var! Haydi ocağa git, bize akşam yemeği pişir! Demiş. Kız mutfakta ne aradıysa bulmuş. Güzel bir yemek pişirmiş, ama hayvanları hiç düşünmemiş. Doldurduğu tabakları sofraya getirip koymuş. Ak saçlı adamın yanına oturmuş, karnını tıka basa doyurduktan sonra:

    -O kadar yorgunum ki demiş, uzanıp uyuyacağım yatak nerde?

    Hayvanlar seslenmişler:

    - Onunla yedin içtin bizleri düşünmedin. Geceyi nerede geçirirsen geçir!

    Bunun üzerine yaşlı adam:


    - Haydi merdivenden yukarı çık. Orada iki yataklı bir oda göreceksin. O yatakları düzelt, beyaz keten çarşaflarını yay. Biraz sonra ben de gelip yatarım! demiş.

    Kız yukarı çıkmış. Yatakları düzeltip çarşaflarını yaydıktan sonra, yaşlı adamı beklemeden, bunlardan birinin içine girip uzanmış. Bir süre sonra ak saçlı adam gelmiş. Elindeki ışığı kızın yüzüne tutmuş. Başını sallamış. Kızın derin uykuda olduğunu görünce döşemedeki kapağı açmış. Kızı, odanın altındaki mahzene indirmiş.

    Akşam üstü ortalık kararırken oduncu evine dönmüş. Kendisini bütün gün aç bıraktığı için karısına çıkışmaya başlamış. Kadın:

    - Benim suçum yok! Demiş. Kız yemeği alarak çıkıp gitmişti Herhalde yolunu şaşırmış olacak..Sabahleyin dönüp gelir.

    Oduncu güneş doğmadan kalkmış. Yine ormana gidecekmiş. Bugün de öğle yemeğini ortanca kızın getirmesini tembih etmiş:

    - Yanıma bir torba mercimek alıyorum. Taneleri darınınkinden iridir. Kız bunları daha iyi görür, yolunu şaşırmaz! Demiş.

    Öğle üzeri kız yemeği alıp yola çıkmış. Fakat mercimekler ortada yokmuş. Ormandaki kuşlar bunları da, dünkü gibi, yiyip bitirmişlermiş. Kızcağız bütün gün ormanda dolaşıp durmuş. Akşam olunca o da yaşlı adamın evine varmış. İçeri alınmış. Yiyecek bir şeyle, yatacak bir yer istemiş. Ak saçlı adam yine hayvanlara sormuş.

    - Güzel tavuk, güzel horoz, alacalı güzel inek! Ne dersiniz buna siz?

    Hayvanlar aynı yanıtı vermişler

    - Bizce uygun: demişler

    Bundan sonra her şey bir gün önceki gibi olmuş: Kız güzel yemekler pişirmiş. Yaşlı adamla birlikte yemiş, içmiş; fakat hayvanları düşünmemiş. Yatacağı yeri sorunca hayvanlar:

    - Onunla yedin içtin..Bizleri düşünmedin.. Geceyi nerde geçirirsen geçir!

    Kız uykuya dalınca yaşlı adam gelmiş. Kafasını sallayarak kızı seyretmiş. Onu da mahzene indirmiş.

    Üçüncü gün sabah oduncu karısına demiş ki:

    - Bugün bana yemeği küçük kızla gönder! Bu çocuk her zaman usludur, söz dinler. Herhalde dosdoğru yoluna gidecek, öbür haylaz kardeşleri gibi ormanda dolaşıp durmayacak!

    Fakat annesi bu kızını da göndermek istemiyormuş. "En sevgili yavrumu da mı yitireyim?" demiş. Adam.

    - Merak etme; demiş, kız yolunu şaşırmaz! Bu kez bezelye götüreceğim. Yollara serpeceğim. Bunlar mercimekten daha iridirler. Ona yolu gösterirler.

    Fakat kız kolunda bir sepetle yola çıktığı zaman kuşlar bezelyeleri yiyip bitirmişlermiş. Kızcağız nereye gideceğini şaşırmış. Üzüntü içindeymiş. Babasının acıkacağını, yiyecek bir şey bulamayacağını, gecikirse anneciğinin merak edeceğini düşünüyormuş.

    Sonunda ortalık kararınca uzaktaki ışığı görmüş. Ormandaki evin yanına varmış. Geceyi orada geçirmesini güler yüzle rica etmiş. Ak sakallı adam yine hayvanlara sormuş:

    - Güzel tavuk; güzel horoz, alacalı güzel inek! Ne dersiniz buna siz.

    Onlar bir ağızdan:

    - Bizce uygun demişler!

    Bunun üzerine kız, önünde hayvanların yattığı sobaya doğru gitmiş. Tavukla horozun parlak tüylerini okşamış. Alaca ineğin alnını hafif hafif kaşımış. Yaşlı adamın isteği üzerine güzel bir çorba pişirmiş. Tasa koymuş. Sofraya getirmiş. Sonra:

    - Ben karnımı doyururken bu hayvancıklara hiçbir şey yok mu? Dışarıda her şeyden bol bol var. Önce onlara yiyecek getireyim demiş. Dışarı çıkmış; arpa getirerek tavukla horozun önüne serpmiş. İneğe de bir kucak dolusu güzel kokulu saman vermiş:

    - Afiyetle yiyin sevgili hayvanlar! Susadığınız zaman içersiniz diye size serin su da getireyim! Demiş. Bir kova su getirmiş. Tavukla horoz hemen kovanın kıyısına sıçramışlar, gagalarını suya daldırmışlar; sonra kafalarını havaya kaldırmışlar. Böylece su içmeye başlamışlar. Alaca inek de bu sudan kana kana içmiş. Hayvanlar yemlerini yiyince kız, yaşlı adamın yanına giderek sofraya oturmuş. Ondan artan yemekleri yemiş. Çok geçmeden tavukla horoz başlarını kanatları arasına sokmaya başlamışlar. Alaca inek de gözlerini kapamış. Bunun üzerine kız:

    - Artık ben de dinlenmeliyim demiş.

    Kız merdivenlerden çıkmış, yatağı düzeltmiş, tertemiz örtüler örtmüş. İşi bitince yaşlı adam gelmiş, yataklardan birine yatmış. Ak sakalı ayaklarına kadar uzanıyormuş. Kız ikinci yatağa girmiş, duasını etmiş, uykuya dalmış.

    Küçük kız gece yarısına kadar rahat bir uyku uyumuş. Fakat ondan sonra evin içinde bir karışıklık olmuş. Evin köşe bucağından gıcırtılar, çıtırtılar duyuluyormuş. Kapılar kendiliğinden açılıyor, duvarlar yumruklanıyormuş. Tavanın kirişleri yerlerinden fırlayacaklarmış gibi büyük bir gürültü olmuş.

    Az sonra daha güçlü bir çatırtı duyulmuş. Bu kez de evin damı çöker gibi olmuş.

    Sonunda her yanı yine sessizlik kaplamış. Keza hiçbir şey olmamış. Yattığı yerden kımıldanmamış, yine uykuya dalmış.

    Sabahleyin ortalık aydınlandıktan sonra uyandığı zaman bir de ne görsün? Kendisi büyük bir salonun ortasında yatıyormuş. Kız sanki bir saraydaymış. Duvarlarda yeşil ipekten fon üzerinde altından çiçekler fışkırıyormuş. Yatak fil dişindenmiş. Üstündeki yorgan kırmızı kadifedenmiş. Yanındaki bir sandalyenin üzerinde incilerle işlenmiş bir çift terlik duruyormuş. Kız bunları düşte gördüğünü sanmış. Fakat içeriye çok şık giyinmiş üç uşak girmiş. Ne gibi buyrukları olduğunu sormuşlar. Kız:

    - Gidin demiş, şimdi yataktan kalkacağım, yaşlı adama çorba pişireceğim. Güzel tavukla güzel horoza, alacalı güzel ineğe de yem vereceğim.

    Kız yaşlı adamın kalktığını sanıyormuş. Onun yatağına bakmış. Fakat yatakta yaşlı adamın yerine yabancı bir erkek yatıyormuş. Dikkatle bakınca bu adamın hem genç, hem de güzel olduğunu görmüş. Adam uyanmış. Yatakta doğrulmuş.

    - Ben bir prensim demiş, kötü bir cadı beni ak saçlı, ak sakallı bir yaşlı kılığına sokarak ormanda yaşamaya zorlamıştı.Bir tavuk, bir horoz ve alacalı bir inek kılığında üç uşaktan başka hiç kimse benim yanıma gelemiyordu. Eski durumuma dönmem için yalnızca insanlara değil; hayvanlara da iyilik etmeyi seven, temiz yürekli bir kızın yanıma gelmesi gerekti. İşte bu kız sen oldun. Cadının yaptığı tılsım, bu gece yarısısenin yardımınla bozuldu. Eski orman kulübesi yeniden sarayıma dönüştü.

    Yataktan kalkınca prens üç uşağını kızın ana-babasına yollamış. Onları düğüne çağırmış. Bu sırada kız:

    - Ama benim öbür kız kardeşlerim nerede? Diye sormuş.

    Oğlan yanıt vermiş:

    - Onları mahzene kilitledim. Sabahleyin ormana götürülecekler. Kötü huylarını düzeltinceye, zavallı hayvanları aç bırakmayıncaya kadar bir kömürcüye hizmetçilik edecekler!
#12.12.2010 16:23 0 0 0
  • Görmüyor musun? kabuk bağlamıyor, ''kanattığın'' hiç bir yaran.
    Hiç bir zaman geri dönmüyor, kaybettiğin onca insan.


    Her 'kaLp' 1 büyük dünya <3 <3 <3


    Sen önceden buradayken, gözlerinin içine bakamıyordum
    Bir melek gibisin, tenin beni ağlatıyor
    Bir tüy gibi süzülüyorsun güzel bir dünyada
    Özel olmayı dilerdim,sen çok özelsin


    bu sabah kapıyı çarpışınla uyandım yeni bir güne!!
    ne küfürler yağdırdım sen giderken aşk denen şeye!!



    filimlerdeki gibi sahte herşey
    aşkta yalanmış,yalanmış
    geride kalan alışkanlıklarmış
    hayat denen bu uzun metrajda
    her son yeni bir başlangıçmış


    yalan aşk nickleri
    sevip de söyleyemediğim şarkılar var
    bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler
    keşke keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları

#11.12.2010 13:50 0 0 0
  • Konu: Maden Nedir?
    Maden, yer kabuğunun iç ve dış doğal etkenlerle oluşan, ekonomik yönden değer taşıyan minerallere verilen addır.

    Ve ekonomiye kazandırılması süreci, jeoloji mühendislerinden, maden mühendisleri ve metalurji ve malzeme mühendislerine kadar çeşitli mühendislik dallarında çalışan mühendisleri içine alan uzun bir süreçtir. Birçok maden çeşidi vardır. Yer altından çıkartılır. Elmas madeni bu gruba örnek olarak verilebilir.
#10.12.2010 16:12 0 0 0
#09.12.2010 17:30 0 0 0
#08.12.2010 16:57 0 0 0
#08.12.2010 16:51 0 0 0
#07.12.2010 14:41 0 0 0
#06.12.2010 18:15 0 0 0
#06.12.2010 18:07 0 0 0
#06.12.2010 18:02 0 0 0
  • Konu: Susmak
    şiirli müzikler yarışmasında 1. olmanı temenni ediyorum kardeş gerçekten güzel.
#04.12.2010 18:02 0 0 0
#04.12.2010 18:00 0 0 0
#03.12.2010 16:23 0 0 0