Şimdi sana dönmek var sevgili..
Ama artık gücüm yok..
Yalanları arkama alıp yola çıkmaya..
Yalandan kurduğum mutluluklara
Gerçeklerin esip savurmasına
En sağır halinde bağırmaya,
Sana laf anlatmaya gücüm yok..
♥ ♥ ♥
Mavallarla yıkıp giderken,
Kalbimdeki bu cumhuriyeti..
Issız bırakırken bu şehri..
Ve ben,
Tek başıma ağlarken bunca zaman sonra...
Bana söyleyebilecek en ufak bir özrün yok.
♥ ♥ ♥
Asılı bıraktığın,
Soru işaretlerinin ardında bırakırken izini..
Ben bitirmeye çalışırken bendeki seni..
Dudaklarına vurduğum kilitleri,
Şimdi açmaya niyetim yok...
♥ ♥ ♥
Şimdi sana dönmek var sevgili..
Kalbimin en derin yerinde, neşter gibisin..
Adın geçtikçe hareket ediyor..
Yaralıyorsun en sağlam yerlerimi..
♥ ♥ ♥
Nasılda kanatıyorsun bilmeden..
İzin kalıyor geçtiğin her hücremde..
Gidişinle açtığın yaraları,
Dönüşün kapatmaya yetmiyor...
Anladım artık sen bile merhem olamıyorsun
Kanattığın yerlerime..
♥ ♥ ♥
Şimdi sana dönmek var sevgili..
Aklımın en hatırlanası yerindesin aslında..
Herşey seni hatırlatıyor istemeden..
Herşeyin adı sen sanki...
♥ ♥ ♥
Ben..
Gözbebeklerinde kendimi görmeyi özledim sevgilim
Merak ettiğim sadece şuki;
Aklına geldiğim oldumu hiç geceleri..?
Göz kapaklarının ardında saklımıydı
Suretim.?
İçin rahat uyudunmu benim yastığım ıslakken?
Sen hiç kendini bir hiç olarak gördünmü bensizken?
Çaresiz kaldınmı benim kadar?
Sevmeden sevildinmi?
♥ ♥ ♥
Sığındın mı bir insana tereddütsüz, inandınmı?
Sen hiç tanımadığın bir yolda,
En ıssız sokağında tek bırakıldınmı?
Bulanık sularda duru bir yüz aradınmı?
♥ ♥ ♥
Şimdi sana dönmek var sevgili..
Ama benden geriye sana harcayacak
Ben kalmadıki.
Onca yitirilenlerin ardından,
Parçaları kaybolmuş bir puzzle'ı
Tamamlamak kadar zor artık,bir araya gelmemiz..
♥ ♥ ♥
Gidişinin ardından
Öyle bir yorgunluk bıraktınki
Yıllarca uyusam geçmeyecek
Bilirim...
♥ ♥ ♥
Bilirim sensiz doğacak güneşler..
Sensiz batacak..
Sensiz bitecek günler ve ben
Yokluğuna sığınacağım bu kez..
O bırakmıyacak beni..
Senin gibi...
♥ ♥ ♥
Şimdi sana dönmek var sevgili, ama..
Siyahlığına alışmışken karanlık gecelerimin,
Tekrar güneşim olmana hazır değilim..
Kırıklarla yaşamaya alışmışken
Tekrar tuzla buz olmaya takatli değilim..
♥ ♥ ♥
Şimdi sana dönmek var sevgili
Ama üzgünüm...
Çünkü sana dönmek demek
Kendime ihanet etmek demek
Bilirim...
- Ne diyorum biliyor musun? Sanki ilk kez tanışmış gibi yapalım. Bana selam yaz, kim olduğunu bilmiyormuş gibi cevap vereyim. Tanışalım en başından. Arkadaş olalım önce. Sonradan yakınlaşıp dost olalım, sırlarımızı paylaşalım. Birbirimize hediyeler alalım, sürprizler yapalım. Çekinmeyelim konuşurken, ne olursa olsun küsmeyelim. Beni kıskandırmaya uğraşma, başkaları kıskansın bizi. İçten içe sevelim birbirimizi. Canım de bana, ama hiç aşkım deme. Çünkü aşk kısa. Aşk bir ömürlük değil. Sen bir ömürlük ol. Hep benim ol. İnsanlar sordu mu en yakın arkadaşım de. İçten içeyse sevgilim. Hiç sevgili olmayalım. Hayat arkadaşım ol. Birbirimizi ihmal etmeden, kırmadan sevelim. Biz olalım, ama iki sevgili değil, iki yoldaş. Her şeyime karışmana izin vereyim. Senden habersiz hiçbir yere gidemeyeyim, attığım her adımdan haberin olsun. Sıradan biriymişim, ama değilmişim gibi..
Halifeligin Kaldirilmasi (3 mart 1924) : Saltanat kaldirilirken kamuoyu hazir olmadigi için halifelikten ayrilmisti. Fakatsaltanat taraftarlarinin halifelik makami etrafinda toplanmasi, abdülmecid efendi'nin saltanati çagristiran davranislari, halifeligin inkilaplarin ve laiklige geçisin önündeki en büyük engel olmasi, islevini kaybettigi i. dünya savasi'yla ortaya çikan halifelik gibi bir kurumun çagdas türkiye cumhuriyet'inde yerinin olmamasi ve basinda gelisen bazi hadiseler yüzünden 3 mart 1924'te halifelik kaldirilmistir.
Ayni gün ;
§ Ser'iye ve evkaf vekaleti kaldirildi (laiklik yolunda önemli bir adim).
§ Tevhid-i tedrisat kanunu kabul edildi (egitim ve ögretimin birlestirilmesi saglandi).
§ Erkan-i harbiye vekaleti kaldirildi (genel kurmayin politikayla ugrasmasi engellendi)
§ Osmanli hanedaninin yurt disina çikarilmasina karar verildi.
§ Harbiye nezareti kaldirildi. (yerine savunma bakanligi kuruldu)[HR][/HR]Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924) [Detay]
1517 tarihinde Memlük devletine son verilmesiyle birlikte Osmanlı padişahlarının kullanmaya başladıkları halifelik yetkisi yalnızca Osmanlı ülkesinde yaşayan Müslümanların değil dünyanın her tarafında yaşayan Müslümanlarında dini liderliği anlamına gelmekteydi.Bu makam Osmanlı devletinde teokratik yönetim anlayışının uygulandığının en temel kanıtı olmuştur.
Halifelik makamının Osmanlı sınırları dışındaki insanlarla da ilgili yetkilerinin olması halifenin dış politika ile aktif şekilde ilgilenmesine neden olmaktaydı.Yine bu yetkiler Osmanlı padişahına başka ülkelerde yaşayan Müslüman toplulukların haklarını korumak için ayrı bir yükümlülük getirmekteydi.Bu durum öncelikle iç düzeni sağlamak ve milli değerlere bağlı bir toplum yapısı ve devlet düzeni kurmak isteyen TBMM'nin faaliyetlerinin zora sokmaktaydı.
II.TBMM inkılap yanlılarının çoğunlukta olduğu bir meclisti.fakat yenilik karşıtı olan muhalefet grubu daha güçlü olabilmek için halife ile yakın bir ilişki içerisinde olmaya ve bu makamı politika malzemesi yapmaya çalışmaktaydı.Yeni rejim karşıtları ve diğer muhalefet grupları için halifelik bir sığınma makamı haline gelmişti.Ülke dışından Türkiye'ye gelen politikacıların eski alışkanlıklarında etkisiyle halifeye önem vererek Onu ziyaret etmeleri bu makamın siyasi yetkisinin tartışılmasına neden olmuş,TBMM'nin faaliyet alanına giren davranışları tepki çekmiştir.
Bütün bunlar TBMM'nin halifelik makamının yetkilerinin kesin ve net bir şekilde düzenlenmesini gerekli kılmıştır.
Halifeliğin Kaldırılmasının Nedenleri:
• Saltanatın kaldırılıp cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra halifeliğin yetkilerinin belirlenme ihtiyacının doğması ve halifeliğin bir sembol haline gelmiş olması
• Halifelik makamının TBMM'nin üzerinde gibi hareket etmesi ve görünmesi
• TBMM tarafından halifeliği onaylanmış olan Abdülmecid efendinin devlet başkanıymış gibi davranması
• Halifeliğin cumhuriyet rejimine ve laikliğe aykırı bir kurum olması
• Yeniliklere karşı olan muhalefet grubunun en önemli dayanağının halifelik makamı olması
Bu nedenlerden dolayı halifelik makamı tartışılmaya açılmıştır. Halifeliği TBMM'nin bünyesinde tutabilmenin mümkün olmadığı görülünce kaldırılması kararlaştırılmıştır.3 Mart 1924'te alına bir kararla halifelik kaldırılmış buna bağlı olarak bazı düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.
Halifeliğin Kaldırıldığı 3 Mart 1924 günü gerçekleştirilen diğer düzenlemeler şunlardır:
• Şer'iye ve Evkaf vekâleti kaldırılarak "Diyanet İşleri Başkanlığı" ve "Vakıflar Genel Müdürlüğü" kurulmuştur. Böylece laiklik alanında önemli bir adım daha atılmıştır.
• Erkan-ı Harbiye Umum Vekâleti kaldırılarak "Genel Kurmay Başkanlığı" ve "Milli savunma Bakanlığı" kurulmuştur. Böylece ordunun siyasetten ayrılması yönünde önemli bir gelişme sağlanmıştır.
• Tevhîd-i Tedrisat kanunu" çıkarılarak eğitimde birlik sağlanmış ve eğitimin laikleşmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır.
• Osmanlı hanedan üyelerinin Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının dışına çıkarılması kararlaştırılmıştır. Böylece Osmanlı devletinin kurucusu olan bu ailenin yeni Türk devletinin iç ve dış politikasında yapılacak yeniliklere engel olmalarının önüne geçilmek istenmiştir.
Halifeliğin Kaldırılmasının sonuçları:
• Laikliğe geçiş süreci hızlanmıştır.
• Ulusal egemenlik anlayışı güçlenmiştir.
• Yapılacak inkılâpların gerçekleştirilmesi kolaylaşmıştır.
• TBMM'deki muhalefetin etkisi azalmıştır.
• Halifeliğe bağlı kurumlarda yeni düzenlemeler gerçekleştirilerek bu kurumların TBMM'nin denetimine girmesi sağlanmıştır.
• Ümmetçi devlet anlayışından ulusçu devlet anlayışına geçiş süreci hızlanmıştır.
• Saltanatın kaldırılmasına rağmen hala etkisini sürdürmeye çalışan Osmanlı hanedanının bu duruma son verilmiştir.
Halifeliğin Kaldırılmasının Önemi:
Millî direniş esnasında Halife ordularının verdiği zarar ve millete çektirdiği acı unutulmamıştı. Saltanatın kaldırılmasından sonra başka isimle aynı anlamda bir kuruluşun yerinde kalışı yeni rejimi tehdit eden büyük bir tehlike teşkil edebilirdi. Hilâfetin kaldırılmasıyla bu kuşku ortadan kalkmış oldu. O devirde Cumhuriyetin ilânından memnun olmayanlar, Halifelik kuruluşunu siyasal hırslarına araç olarak kullanma fırsatını bulamadılar. Türkiye, siyasal iktidarda, dinsel, nitelik taşıyan yarı teokratik vasfından biraz sıyrıldı. Tam anlamıyla layık bir devlet olabilmesi için aşılacak bazı engeller vardı. İlk Anayasanın layık olmayan hükümlerinin de kalkması gerekiyordu (Bak. sayfa 111). Dini siyasetten ayıran, devlet idaresinde dinsel ilke ve kuruluşları, devlet dışı tutan layık bir devlete doğru yöneldi. Mustafa Kemal in tasarladığı devrim hareketlerine engel olacak bir kuvvet yıkılmış oldu. Cumhuriyet Hükümeti için uygarlık yolunda ilerleme ufuklarının açılmış olması bakımından da Halifeliğin kaldırılması önemli bir olaydır.
Son Halife Abdülmecit Efendinin Vatan Torakları Dışında Çıkarılması
Hilâfetin ilgasını Abdülmecit Efendiye tebliğ eden İstanbul Valisi Haydar Bey bu hatırasını şöyle nakletmektedir :
"Büyük Millet Meclisinin kararını Halife Abdülmecit Efendiye tebliğ etmek üzere gece yarısı Dolmabahçe Sarayına gittim. Gazetelerin neşriyatından ve kendi hususî istihbaratından halife ve hanedan zaten o gece böyle bir tebliğe muntazır imişler. Huzuruna girip kararı tebliğ ettiğim zaman kemali heyecanla dinledi ve tebligat bittikten sonra bir kelime söylemeden derhal salonu terk ederek yanındaki odaya çekildi. Gelinceye kadar büyük bir endişe ve helecan içinde geçti. Çünkü ne maksatla oraya çekildiğini bilmiyordum ve huzura yalnız olarak girmiştim. Emniyeti Umumiye ve İstanbul Polis Müdürleri dışarıda bekliyorlardı.
Maksadını anlayamadığım için ilk aklıma gelen şey, kararı verenler hakkındaki gayzını benden çıkaracak ve kendisiyle hanedanın intikamını benden almak isteyecek zannettim ve kemali metanetle neticeye ve vazife uğrundaki mukadderatıma intizar ettim.
Fakat bir de baktım elinde birtakım gazete kupürleri, telgraf ve tahrirat müsveddeleri olduğu. halde tekrar geldi ve yana yakıla kendisinin Kuvayi Millîyeye ifa etmiş olduğu hizmetleri sayıp dökmeğe başladı, bu evrakı da, şahit, vesika olarak gösteriyordu.
Bu hali görünce ve tarzı müdafaayı dinleyince helecan ve hayretim zail oldu. Cevaben, bunların faydalı olmadığını, milletçe verilmiş bir kararın tatbikatının zarurî bulunduğunu, şehri terk için daha iki saat vakit olup bu müddet zarfında saraydan ne gibi şeyler istenirse birlikte götürülmesine milletçe müsaade edilmiş olduğunu... söyledim. Bunun üzerine çarnâçar hazırlanmağa başladılar."
hiç veda etmeyi beceremeyiz... Aslında veda etmek istemeyiz... Birileri gitse de hayatımızdan, bir yanımız hep o gidenleri beklemek için ordadır... Çünkü veda etmeyi sevmeyiz... Bir süre sonra her şarkının anlamlı gelmesi bu yüzdendir... Ya da en olmayacak anlarda dolan gözlerimize tahammül etmek zorunda kalmamızın sebebi budur... Ve hiç bir zaman çekip gidemeyiz... Gitsek bile o var olan yokluğu dile getiremeyiz... Alışmaya çalışırız en kötü... Ve bu bekleyişin sonuna yine ekleriz.. 'Bir gün' diye... O bir gün için yaşarız bazen. O bir günü unuttuğumuz anlarımızda kızarız kendimize... yine o bir günü hatırlatırız uyandığımız her sabah kendimize... O bir günü hayal ederek uyumuşuzdur zaten... Ve o bir gün gelir ya da gelmez işte... Bir gün...
Sonra o bir güne sığmayan bir 'biz' birikir içimizde... .Olanlara, olduğundan fazla anlam yüklememizden dolayı olsa gerek ki, adımımızı attığımız an değdiğimiz her boşlukta sarsılırız.... Ama bu boşlukları da kabul edemeyiz...
Çünkü veda etmeyi beceremeyiz...
'Görüşmek dileğiyle' deriz... O 'bir gün'ü bekleriz ...
Boyun düzleşince beyine giden dört damardan ikisi (vertebral arterler) gerilir ve beyine yeterince kan gidemez, kişide başağrısı, başdönmesi, bulantı, unutkanlık, tedavi edilmezse daha ileri safhalarda dengesizlik, konsantrasyon bozukluğu, ileri derecede alınganlık, isteksizlik oluşur. 1-Boyun Düzleşmesi: (%70) Boyun düzleşince beyine giden dört damardan ikisi (vertebral arterler) gerilir ve beyine yeterince kan gidemez, kişide başağrısı, başdönmesi, bulantı, unutkanlık, tedavi edilmezse daha ileri safhalarda dengesizlik, konsantrasyon bozukluğu, ileri derecede alınganlık, isteksizlik oluşur. Boyun gerginliği çok ilerlememiş, henüz başlangıç safhasında ise kas gevşetici ilaçlar, sıcak uygulama, gürültüsüz ve az ışıklı yerlerde istirahat ile önlenebilir. Fakat boyun gerginliği ilerlemiş, ağrılar kollara da yayılıyorsa tedaviye fizik tedavinin veya tamamlayıcı tıp tedavisinin de eklenmesi gerekir. Eğer mevcut hastalığa eklenen ileri derecede bir boyun fıtığı da varsa cerrahi müdahale de gerekebilir.Boyun gerginliği tedavi edilmezse başağrıları sıklaşır ve ağrı kesici ilaçlara cevap vermez hale gelir, kişide mutsuzluk hali depresyona dönüşür. Sürekli boyun gerginliği boyun fıtıklarına zemin sağlar, kollarda uyuşukluk, güçsüzlük oluşur. Dengesizlik ve yürüme güçlükleri, ince beceri gereken hareketlerin yapılamaması gibi sorunlar ortaya çıkar. 2-Karpal Tünel Sendromu: (%10) Koldan gelen bir sinir ve kas bağları el ayasının tabanında, bilek bölgesinde dar bir kanal ya da tünelden geçerek ele ulaşır. Bu dar kanala Karpal Tünel adı verilir, karpal tünelin içinden geçen sinir ise Median Sinir olarak adlandırılır. Karpal tünel sadece median sinir ve kas bağlarının sığabileceği kadar bir genişliğe sahiptir. Kanal içinde yer kaplayan herhangi bir oluşum ya da şişlik içindeki dokuların sıkışmasına neden olur. Median sinirdeki bu sıkışma sinirin uyardığı bölgelerde uyuşma ve keçeleşme şikayetleri ile kendini belli eder. Median sinirin karpal tünelde sıkışması ile ortaya çıkan bu tablo Karpal Tünel Sendromu olarak adlandırılır. Karpal tünel sendromu varlığında değişik tedavi alternatifleri mevcuttur. Bandaj bunlar arasında en sık kullanılan yöntemdir. Parmaklar, el ve bileğin doğal pozisyonlarında hareketinin engellenerek dinlendirilmesi karpal tüneldeki basıncı azaltmada oldukça etkili bir yöntemdir. Bandaj ile ağrının azalmadığı durumlarda bilek içine küçük dozda kortizon ya da lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir. Ağrıyı ve enflamasyonu gidermek amacıyla çeşitli steroid olmayan antienflamatuar ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Hamile kadınlarda bu ilaçlar mutlaka hamileliği takip eden doktorun önerisi ile kullanılmalıdır. Israrcı olgularda küçük bir cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Bu işlem hastanede yatmayı gerektirmeyen, ayaktan yapılan bir müdahaledir. El ayasında bileğe yakın bir alandan yapılan küçük bir kesi ile sıkışmaya neden olan bağ dokusu rahatlatılır. İşlem sonrası hasta 4-6 hafta içinde tamamen normale döner. 3-Ulnar Oluk Sendromu: (%5) El önkol kemikleri olan radius-ulna ile bilek eklemini ve birbirleriyle eklem yapan 2 sıra halinde 8 kemikten oluşan küçük karpal kemikler, 5 tarak kemiği, 14 parmak kemiğinden oluşur. Median, radial sinir ve ulnar sinir eldeki ana sinirlerdir. El hareketlerinin büyük kısmı önkolda bulunan ve tendonları ele uzanan adaleler aracılığı ile olur. Eğer 4. ve 5. parmaklarımızda uyuşukluk hissediyorsak ve dirseğimizden başlayan bir ağrı varsa ulnar sinir basısından şüphelenmek gerekir. Teşhis EMG ile konur. Eğer ileri safhadaysa cerrahi müdahale gerekir. 4-Boyun Tutulması, Kas Spazmı: (%5) Genellikle boyunu destekleyen kasların aşırı gerilmesi ile oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabilmektedir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm ve tutulma çözülmektedir. "Miyofasial ağrı, Fibromiyalji , Fibrosit ve Miyozit" diye de adlandırılan uzun süreli kas ağrısında, kas içersinde ağrıyı tetikleyen noktalar ve elle de hissedilebilen düğmecikler mevcuttur. 5-Boyun Fıtığı: (%5) Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir. 6-Hipotiroidi: (%1) Tiroit hormonlarının kanda çok az bulunması durumuna hipotiroidi veya hipotiroidism denir. Kadınlarda erkeklere nazaran çok daha sık görülür.Hipotiroidide şikayet ve belirtiler: Yorgunluk hissi, Uyuşukluk, Uyku hali, Konsantrasyon bozukluğu, Sersemlik hissi, Depresyon , Ciltte kuruluk, Saç dökülmesi, Kuru ve kırık saç, Kabızlık, Kilo alma, Kilo vermede zorluk, göz kapaklarında şişme, Balmumu renginde yüz, Terlemede azalma, Boğuk ses, Üşüme, İştah azalması, Eklem ağrısı, Ellerde uyuşma hissi, Hareketlerde azalma, Konuşmada yavaşlama, Nabız sayısında düşme, Bacaklarda şişme, Reflekslerde azalma, Tırnaklarda kolay kırılma, Kas krampları, Guatr, Tansiyon yüksekliği, Kolesterol seviyesinde yükselme, Aybaşı halinin bozulması, Düşük yapma, Çocuk yapamama, Sekste azalma, Çocuklarda boy kısalığı. Hipotiroidide en sık görülen bulgular yorgunluk, halsizlik aşırı uykuya meyil, saç dökülmesi ve üşüme hissidir. Bazen hasta hafıza kaybının farkına varmayabilir, arkadaşları tarafından bu yüzden uyarılabilir. Orta derecede kilo alma olur ve zayıflamakta güçlük çekilebilir. Aşırı şişmanlığa hiçbir zaman neden olmaz. 7-Diyabet: (%1) Sürekli yüksek değerlerde seyreden şeker hastalığı da ellerde uyuşmaya sebep olabilir. 8-Diğer: (%3) Romatizmal hastalıklar, kas hastalıkları, multipl skleroz, beyin tümörleri, beyin damar tıkanmaları, kol damarlarındaki tıkanıklıklar v.s. Ellerde uyuşma varsa ilk yapılması gereken öncelikle bir beyin cerrahına başvurmaktır. , yüzde uyuşma, el ve yüzde uyuşma, ulnar yüz uyuşması, ulnar sinir boyun, kollarda ve yüzde uyuşma, tümör neden olur, yüzde uyuşukluk hissi, bedenin uyuşması, gebelıkte yuzde ellerde uyusma nedenlerı, 60 yaş üzeri kol uyuşma nedenleri, dengesizlik uyuşmanın nedenleri, ellerin uyuşmasının nedenleri, dengesizlik uyuşma, yüzde uyusukluk,
Sahabeleri düşünen kimse onların hem ciddî bir amel ve çaba, hem de büyük bir korku içinde olduklarını görür. Biz ise, amelde gevşek hatta ihmalkâr olduğumuz gibi aynı zamanda korkudan uzakta, güven hissi içindeyiz
İşte Ebû Bekir Sıddık
O: "Keşke bir mü'minin bedeninde bir tüy olsaydım" demiştir.
Bunu Ahmed b. Hanbel zikretmiştir.
Yine onun zikrettiğine göre Ebû Bekir dilini tutar ve "İşte beni, belâlara bu soktu" derdi. Çok ağlar ve "Ağlayın, ağlayamazsanız ağlar gibi yapın" derdi. Namaza kalktığında, bedeni Allah korkusundan sanki bir odun kesilirdi. Bir kez ona getirilen bir kuşu elinde evirip çevirdi, sonra:
"Bir hayvan avlanmış, bir ağaç mutlaka kesilmişse, bu mutlaka Allah'ı tesbih ve tenzihi ihmalden dolayı olmuştur." dedi.
Vefat ederken Âişe'ye:
"Ey kızım, ben müslümanların malından şu abayı şu süt sağıcıyı ve şu köleyi almıştım. Bunları hızla Ömer'e götür" dedi.
Ebû Bekir: "Vallahi şu meyvası yenen ve kesilip direk yapılan ağaç olsaydım" demişti.
Katâde der ki:
Bana ulaşan habere göre Ebû Bekir "Keşke hayvanların yediği bir ot olaydım" demiştir.
----------------------------------------
İşte Ömer...
Tûr sûresini okurken "Şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacak" (Tûr, 7) ayetine ulaştığında hastalanıncaya kadar hüngür hüngür ağladı ve insanlar onun ziyaretine geldiler. Öleceği sıra oğluna:
"Yazıklar olsun sana. Yanağımı toprağa koy. Belki Rabbim ona merhamet eder" dedi. Sonra üç kez:
"Eğer bağışlanmazsam vay halime" dedi ve öldü.
Gece Kur'an okurken bir âyetten ötürü dehşete düşüp hasta olduğu ve günlerce evinde kaldığı; insanların onu hasta sanarak ziyaret ettikleri olurdu. Yüzünde ağlamadan dolayı oluşmuş iki siyah çizgi vardı.
İbn Abbas ona:
"Allah senin vesilenle şehirler kurdurdu, seninle fetihler yaptırdı ve şöyle şöyle yaptırdı" dediğinde:
"Keşke sevapsız ve günahsız olarak azaptan kurtulabilsem" dedi.
------------------------------------------
İşte Osman (r.a.)
Bir kabrin başında dursa sakalı yaşarana kadar ağlar ve:
"Şayet hangisine girmekle emrolunacağımı bilmeksizin cennet ile cehennem arasında bulunsam hangisine gideceğimi bilmeden önce kul olmayı tercih ederdim." derdi.
-----------------------------------------------
İşte. Hz. Ali ve korkusu...
En çok uzun emele düşmek ve hevâya uymaktan korkardı. Şöyle derdi:
"Uzun emel ahireti unutturur, hevâ hevese uymak ise haktan engeller. Dikkat edin! Dünya çekmiş gidiyor, ahiret ise bize doğru gelmekte. Her ikisinin de adamları vardır. Siz dünya değil ahiretin adamlarından olun. Zira bugün amel var hesap yok, yarın hesap var amel yok."
----------------------------------------------
Ebû Derdâ şöyle derdi:
Kıyamet günü en korktuğum şey bana:
"Ey Ebû Derdâ, bildin. Peki bildiğinle nasıl amel ettin!" denilmesidir Yine şöyle derdi:
"Ölümden sonra karşılaşacağınız şeyleri bilseydiniz iştahla yemek yemez, su içmez, gölgelenmek için evlere girmezdiniz. Dağlara çıkar göğüslerinize vurur ve kendiniz için ağlardınız. Aah, keşke dikilen ve meyvası yenen bir ağaç olsaydım"
----------------------------------------
İbn Abbas'ın iki gözünün altında gözyaşından meydana gelmiş, ayak bağı gibi bir iz vardı.
----------------------------------------
Ebû Zer şöyle derdi:
"Keşke dikilen bir ağaç olsaydım, keşke yaratılmasaydım"
Kendisine beytülmaldan maaş teklif edildiğinde:
"Bizde südünü içtiğimiz bir keçi, üzerinde eşya taşıdığımız merkeb, hizmet eden hizmetçi, bir de aba var ve ben bunların hesabından korkuyorum; öyleyken maaşın hesabını nasıl vereyim?"
-----------------------------------
Temim-i Dârî bir gece, Câsiye sûresini okurken:
"Yoksa kötülükleri işleyen kimseler kendilerine inanıp salih ameller işleyenler gibi davranacağımızı mı sandılar" (Câsiye, 21) âyetine geldiğinde bunu sabaha kadar ağlayarak tekrarladı durdu.
--------------------------------------------
Ebû Ubeyde Âmir b. Cerrah şöyle demiştir:
"Keşke bir koç olsaydım. Sahibim beni kesseydi ve etimi yeselerdi; çorbamı içselerdi."
Örnekleri teker teker zikretmek istediğimizde konu çok uzayacaktır.
Buhârî Sahih'inde: "Mü'minin, farkında olmadan amelinin yok olması babı" adında bir başlık atmıştır.
------------------------------------------
İbrahim Temîmî derki:
"Sözümle amelimi her karşılaştırışımda, yalancı olmaktan korkmuşumdur."
----------------------------------------
İbn Ebi Melike şöyle demektedir:
"Otuz sahabiye yetiştim hepsi de kendi hakkında korku içindeydi. Onların hiçbiri imanının Cebrail (a.s.) ve Mikail'in (a.s.) imanı gibi olduğunu söylemiyordu."
-------------------------------------------
Hasan-ı Basrî'den şöyle rivayet edilir:
"Allah'tan (c.c.) sadece mü'min korkar, O'ndan ancak münafık güvende olur."
-------------------------------------------
Hz. Ömer Huzeyfe'ye:
"Allah aşkına söyle, Rasûlullah sana benim ismimi de münafıklar arasında zikretti mi?" deyince, o "Hayır." demiş, sonra:
"Senden sonra hiç kimseye peygamberin söylediği isimler arasında olmadığını söylemeyeceğim" dedi.
---------------------------------------------
Hocamızı şöyle derken işittim:
Onun kastı "senden başkasına münafıklıktan uzak olduğunu söylemeyeceğim" değildir. Aksine "Bu kapıyı kapatacağım; bana gelip "Rasûlullah beni münafıklar arasında zikretti mi? diye soranlara cevap vermeyeceğim" dir.
Ben derim ki:
Bunun benzeri Rasûlullah'ın, Ukkâşe'den (r.a.) sonra başka bir sahabinin kendisinden cennete hesapsız girecek yetmiş bin kişiden biri olması için dua etmesini istediğinde, söylediği:
"Ukkâşe senden önce davrandı" sözüdür.
O bu sözüyle bu hakkın diğer sahabilerin değil sadece onun olduğunu kastetmemiştir. Ancak şu vardı; eğer ona da dua etseydi başkaları teker teker kalkıp dua etmesini isterler, böylece bu kapı açılırdı. Belki de bunu hak etmeyen birisi kalkıp isterdi. O yüzden kapıyı kapamak en iyisiydi.
En doğrusunu Allah bilir.