paye

paye

Üye
16.04.2008
Uzman Onbaşı
3.547
Hakkında

  • ÂLEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ

    1656 - İmran İbnu Husayn (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Mescidde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Benî Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara:

    "Ey Benî Temim, size müjde olsun!" diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen:

    "Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l-mâlden) iki kere bağış yap!" diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş'ârî) girmişti. Onlara:

    "Ey Yemenliler! Benî Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!" dedi. Onlar:

    "Kabul ettik ey Allah'ın Resûlü!" dediler ve arkadan ilâve ettiler:

    "Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), mahlükatın ve Arş'ın başlangıcını anlatmaya başladı:

    "Bidayette Allah vardı, O'ndan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş'ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı."

    Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed'u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.

    1657 - Ebu Rezîn el-Ukeylî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?" Bana şu cevabı verdi:

    "el-Amâ'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde yarattı." Ahmed İbnu Hanbel dedi ki: "Yezid şunu söyledi: el-Amâ, yani "Allah'la birlikte başka bir şey yoktu" demektir."

    irmizî, Tefsir, Hud (3108).

    1658 - Târık İbnu Şihâb (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Ömer İbnu'l-Hattâb dedi ki: "(Birgün) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) aramızdan doğrularak mahlükatın ilk yaratılışından başlayarak (geçmiş olan gelecek olan bütün safaları) cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar anlattı. Bunu bir kısmı öğrendi, bir kısmı unuttu."

    Buharî, Bed'ul-Halk 1.

    1659 - İbnu Mes'üd (radıyallâhu anh.) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâlâ hazretleri aklı yarattığı zaman ona: "Gel!" dedi, o da geldi. Sonra "Geri dön!" diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlükâtın en sevgilisi olana bindireceğim."

    Rezin ilavesi.

    1660 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: "Allah'ın meleklerinden olan Arş'ın taşıyıcılarından bir melek hakkında rivâyette bulunmam için bana izin verildi" dedi ve ilâve etti: "Onun kulak yumuşağı. ile ensesi arasındaki uzaklık yedi yüz senelik mesâfedir"

    Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4727).

    1661 - Hz.Abbas İbnu Abdilmuttalib (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bathâ nâm mevkide, aralarında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın da bulunduğu bir grup insanla oturuyordum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Bunun ismi nedir bileniniz var mı?" diye sordu.

    "Evet bu buluttur!" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Buna müzn de denir" dedi. Oradakiler:

    "Evet müzn de denir" dediler. Bunun üzerine Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) :

    "Anân da denir" buyurdu. Ashab da:

    "Evet anân da denir" dediler. Sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır?" diye sordu.

    "Hayır, vallahi bilmiyoruz!" diye cevapladılar.

    "Öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, ya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki sema(nın uzaklığı da) böyledir."

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilâve etti:

    "Yedinci semânın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabâni keçi (süretinde melek) var. Bunların sınnakları ile dizleri arasında iki semâ arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisirıde Arş var, Arş'ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var. Allah, bütün bunların fevkindedir."

    Tirmizî, Tefsir, Hâkka, (3317); Ebû Dâvud, Sünnet 19, (4723); İbnu Mâve, Mukaddime 13, (193).

    Bir rivâyette şu açıklama yer alır: "Bu hadisi Câmiu'1-Usül sâhibi, Kütüb-i Sitte'ye dâhil kitaplardan hiçbirine nisbet etmemiştir."

    Katâde ve Abdullah'dan yapılan bir rivayet şöyle: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashalbıyla birlikte otururken bir kısım bulutlar geçmişti:

    "Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Bu, el-anân (denen buluttur), bu arzımızın sakasıdır. Allah Teâlâ bunu kendisine hiç ibâdet etmeyen bir kavme göndererek (su ihtiyaçlarını görür)" dedi. Bir müddet sonra devamla:

    "Bu sema nedir biliyor musunuz? Dürülmüş bir dalga, korunmuş bir tavandır. Bunun üstünde diğer bir sema vardır" dedi ve böylece üst üste yedi semanın olduğunu söyledi. Sonra konuşmasına devamla:

    "İkisi arasında ne (kadar uzaklık) var biliyor musuzıuz?" diye sorduktan sonra "Beş yüz yıl!" dedi. Sonra tekrar:

    "Bunun gerisinde ne olduğunu biliyor musunuz? Bunun gerisinde su var. Suyun gerisinde Arş var. Allah, Arş'ın fevkindedir. Ademoğlunun ef'âlinden hiçbiri O'na gizli kalmaz" buyurdu. Sonra tekrar:

    "Bu arz nedir, biliyor musunuz? Bunun altında bir diğer arz var, ikisi arasında beş yüz yıl var. Böylece yedi arzın varlığını birer birer saydı" hadisi zikretti."

    1662 - Abdullah İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh)'dan yapılan rivayette, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)şöyle buyurmuştur: "Allah yedi semayı yarattı. Her birinin kalınlığı beş yüz yıl yürüme mesafesidir. "

    Derim ki: "Tirmizî'nin Câmi'inde yer alan Katâde hadisi, bazı takdim ve te'hirler, ziyâde ve noksanlarla Hasan Basri an Ebî Hüreyre tarikinden merfu olarak gelmiştir.

    Allahu a'lem.

    1663 - Cübeyr İbnu Mut'im (radıyallâhu anh) anlatıyor. "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a bir bedevî gelerek:

    "Ey Allah'ın Resûlü, (kuraklıktan) insanlar meşakkate düştüler. Aile efradı zayiata uğradı. Hayvanlarımız da helâk oldular. Bizim için Allah'a dua et, su göndersin. Zîra biz Allah'a karşı senin şefaatini, sana karşı da Allah'ın şefaatini taleb ediyoruz!" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) adama şu mukabelede bulundu:

    "Yazık sana, söylediğin şeyin idrakinde misin ? Sübhanallah!"

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sübhanallahları o kadar tekrar etti ki bunun tesiri Ashab'ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne şöyle devam etti:

    "Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah şefaatçi kılınmaz. Allah'ın şânı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah'ın (azametinin) ne olduğunu biliyor musun? O'nun Arş'ı, semavatının' şöyle üzerindedir.-Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş Zat-ı Zülcelâl sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi. "

    Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4726).

    1664 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün elimden tuttu ve şu açıklamayı yaptı:

    "Allah toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekruhları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı ve onda hayvanları perşembe günü yaydı. Hz.Adem (aleyhisselam)'i cuma günü ikindi vaktinden sonra, ikindi ile gece arasındaki gündüz vaktinin en son saatinde en son mahluk olarak yarattı."

    Müslim, Sıfatu'1-Kıyâme 27, (2789).

    1665 - Hz. Ebu Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Güneş batarken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte mescidde idim. Bana:

    "Ey Ebu Zerr, biliyor musun bu Güneş nereye gidiyor?" diye sordu. Ben:

    "Allah ve Resûlü daha iyi bilirler!" dedim.

    "Arş'ın altına secde yapmaya gider, bu maksadla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip, izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: "Geldiğin yere dön!" denir. Böylece battığı yerden doğar. Bu durumu Cenâb-ı Hakk'ın şu sözü haber vermektedir. (Mealen): "Güneş, duracağı zamana doğru yürüyüp gitmektedir. Bu aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir"(Yâsin 38).

    Buhârî, Tefsir Yâ-sin 1, Bed'u'1-Halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İmân 250, (159); Tirmizî, Tefsir, Yâ-sin, (4225).

    1666 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki.: "Güneş ve Ay kıyamet günü sarılırlar."

    Buhâî, Bed'ül-Halk 4.

    1667 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Yahudiler, gök gürültüsünün ne olduğunu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den sordular:

    "Bulutlara müvekkel olan melektir. Berâberinde ateşten kamçılar var. Bununla bulutları Allah'ın dilediği yere sevkeder"diye cevap verdi.

    Onlar tekrar sordular:

    "Ya şu işitilen ses, o nedir?"

    "Bu, bulutların istenen yere gitmeleri için onlara yapılan bir sevkdir" dedi. Yahudiler:

    "Doğru söyledin. Şimdi de İsrail'in Yakub (aleyhisselam)kendisine haram kıldığı şey nedir onu söyle?" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) :

    "Hz. Yakub (ırku'n-nesâ denen) uyluk mafsalından başlayıp dize, topuğa kadar inen. bir ağrıdan muzdarib idi. Deve eti ve sütü dışında kendine uygun gelen (ne yiyecek, ne içecek) münâsip bir şey yoktu. Bu sebeple o da bunları haram etti" dedi. Yahudiler: "Doğru söyledin" dediler."

    Tirmizî, Tefsir Ra,d, (3116).

    1668 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cehennem, Rabbine şikâyet ederek dedi ki: "Ey Rabbim, bir kısmım diğer kısmımı yiyor. " Bunun üzerine ona iki nefes, izin verdi: Bir nefes, kışta, bir nefes de yazda. İşte bu (yaz nefesi), en şiddetli şekilde hissettiğiniz hararettir. Öbürü de (kışta) en şiddetli bulduğunuz soğuktur."

    Buhârî, Bed'ül-Halk 10; Müslim, Mesâcid 185, (617); Tirmizî, Sıfatu Cehennem 9, (2595); İbnu Mâce, Zühd 38, (4319); Muvatta, Yükûtu's-Salât 27, (1,15).

    1669 - Katâde (rahimehullah) anlatıyor: "Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı:

    1- Allah onları semaya zinet (ve süs) kıldı.

    2- Şeytanlara atılacak taş kıldı.

    3- Geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunlar dışında bir te'vil ileri sürerse (kendi ilâve ettiği) hissesinde hataya düşer, nasibini kaybeder, mânasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan, peygamberler ve meleklerin bile bilmekte âciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah'a yeminle söylüyorum: Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne de ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. (Aksini iddia edenler) Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar..."

    Rezîn ilavesidir. Ancak, (hakkında bilgisi olmayan) ibâresine kadar olan kısmı, Buhârî, Bed'ül-Halk'da (3. bab) senetsiz olarak kaydetmiştir.

    1670 - Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim, şunu söyledi: "Allah Teâlâ hazret1eri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Âdem'in oğulları da arzın kısımlarına göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahdır. Bunlar arasında orta (renkliler) de var. Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir."

    Ebu Dâvud, Sünnet 17, Tirmizî, Tefsir, Bakara, (2948).

    1671 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla, Hz. Âdem (aleyhisselâm)'ı yarattığı ve ruh üflediği zaman, Âdem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teâla'ya hamdetti. Rabbi de ona:

    "Ey Âdem, yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve "Esselâmu aleyküm" de!" dedi. (Hz. Âdem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler):

    "Ve aleyke's-selamu ve rahmetullahi ve berekâtuhu!" diye karşılık verdiler. Sonra Âdem (aleyhisselam) Rabbine döndü. Rabbi ona:

    "Bu cümle senin ve evlâdlarının aralarındaki selâmlaşmadır" dedi.

    Allah Teâla hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Âdem'e:

    "Dilediğini seç!" dedi. Hz. Âdem:

    "Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir" dedi. Sonra Allahu Teâlâ hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Âdem ve onun zürriyeti(nin emsâlleri) vardı. Hz. Âdem (aleyhisselâm):

    "Ey Rabbim, bunlar nedir?" dedi. Rabb Teâla:

    "Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Âdem:

    "Ey Rabbim ! Bu kimdir?" dedi. Rabb Telâla hazretleri:

    "Bu senin oğlun Dâvud'dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim" dedi. Âdem aleyhisselam:

    "Ey Rabbim onun ömrünü uzat!" talebinde bulundu. Rabb Teâla:

    "Bu ona takdir edilmiş olandır!" deyince, Âdem:

    "Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim"diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teâla:

    "Sen ve bu (talebin berabersiniz)." buyurdu.

    Sonra Âdem cennete yerleştirildi. Allah'ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Âdem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Âdem (aleyhisselam) ona:

    "Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmişti!" dedi.

    Melek:

    "İyi ama sen oğlun Dâvud a altmış senesini verdin" dedi. Ne var ki O bunu inkâr etti, zürriyeti de inkâr etti; o unuttu, zürriyeti de unuttu. "

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti: "O günderı itibaren yazma ve şahidlik emredildi."

    Tirmizî, Tefsir, Muavvizateyn (3365). Bu hadis A'raf süresinin tefsirinde geçti. Orada son cümle yoktur.

    1672 - Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Melekler nurdan yaratıldılar, cinler dumanlı bir alevden yaratıldılar. Âdem de size vasfı yapılandan yaratıldı. "

    Müslim, Zühd 60, (2996).

    1673 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Hayır, Allah'a kasem olsun Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. İsa'nın kızıl çehreli olduğunu söylemedi. Ancak şunu söyledi: "Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah'ı tavafediyordum. O sırada düz saçlı, kumral benizli, başından su akar vaziyette iki kişiye dayanıp ortalarında gitmekte olan birisini gördüm.

    "Bu kim?" dedim.

    "Meryem'in oğlu!" dediler.

    Bunun üzerine daha yakından görmek için ilerledim. Kızıl, iri, kıvırcık saçlı, sağ gözü kör, gözü üzüm gibi pertlek bir adam daha vardı.

    "Bu kim?" dedim.

    "Bu, Deccâl !" dediler.

    İnsanlardan en çok ona benzeyeni İbnu Katan'dı."

    Zührî der ki: "İbnu Katan, câhiliye devrinde vefat eden Huzâalı bir kimseydi."

    Buhârî, Tabi 33, 11, Enbiya, 42, Libâs 68, Fiten 26, Müslim, İmam 275,(169); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 2, (2, 920).

    1674 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bana geçmiş peygamberler (aleyhimusselam) arzedildiler. Hz. Musa zayıfca bir erkekti. Sanki Şenûe kabilesinden (uzun boylu) birine benziyordu. Hz. İsa (aleyhisselâm)'yı da gördüm, gördüklerim içinde ona en çok benzeyen Ürve İbnu Mes'üd idi. Hz. İbrahim (aleyhisselâm)'i de gördüm, gördüklerim arasında ona en çok benzeyen, arkadaşınızdı -yani kendisini kastediyor- Hz. Cebrail (aleyhisselam)'i de gördüm. Gördüklerimden ona en ziyâde benzeyen Dıhye İbnu Halîfe idi."

    Müslim, İmam 271, (167); Menâkıb 27, (3651).

    1675 - Semure İbnu Cündüb (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Sâm, Arapların babasıdır.Yâfes, Rumların babasıdır. Hâm Habeşîlerin babasıdır."

    Tirmizî, Tefsîr, Sâffât, (3229), Menâkıb, (3927).

    1676 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Zekeriyya (aleyhisselam) marangoz idi."

    Müslim, Fedâil 169, (2379).
#01.10.2009 12:08 0 0 0
  • Neden kadınlar erkeklerden daha çok ağlar, neden korku filmleri bu kadar korkunçtur ve neden ağrı gerçekten de aklımıza saplanıp kalır? Tüm bunların cevabı bir kitapta bir araya geldi ve beynimizde neler olduğunu ortaya koymak için misyonunu üstlendi.

    LONDRA- Kadınlar duygusal anlamda erkeklere göre neden daha hassas? Kalp krizi sırasında neden insanın kolu ağrır ya da bazı insanlar neden paranormal güçlere sahiptir? Bunların cevabı, beyin üzerine yazılan bir kitapta saklı.

    Rita Carter tarafından kaleme alınan 'The Brain Book' (Beyin Kitabı) insan beynini masaya yatırarak açıklanması zor sorulara cevap arıyor.

    Yetişkin insan beyninde 100 milyardan fazla sinir hücresi olduğunu ve bunların karmaşık süreçler yarattığını söyleyen kitap, beyinde acıyı hisseden bölgenin büyüklüğü ve barındırdığı sinir hücresi kişiden kişiye değiştiği için, kişilerin acı eşikleri de farklı olduğunu söylüyor.

    Kalp krizi öncesi kolda uyuşma ve acı duyma da beyin tarafından kişiye bir uyarı göndermek amacıyla yapılıyor.

    NEDEN KORKU FİLMLERİNDEN KORKARIZ?
    Vücudun kendini koruma hissi, korku filmi izlerken korkmanın en büyük nedeni aslında. Görülen korkunç durum bir tehdit olarak algılanıyor ve suratın şekli de buna göre bir hal alıyor. İnsan, tehlikeyi daha iyi görebilmek için gözlerini 'faltaşı' gibi açıyor, tehlikeye hazır olabilmek için refleksler hazır hale geliyor.

    KADINLAR NEDEN DAHA DUYGUSAL?
    Kadın beyninin duyguları, konuşma ve sanat yeteneğini kontrol eden sağ bölümü erkeklere göre daha iyi çalışıyor. Bu kadınları daha fazla empati sahibi, duygusal ve daha iyi konuşmacı yapıyor. Erkeklerin daha az konuşmasının ve duygularını konuşarak ifade ederken zorlanmasının sebebi bu.

    ASLA HİÇBİR ŞEYİ UNUTAMAZSINIZ
    Anılar ve yaşanılanlar insan beyninin içine hükmeder. Bunlardan biri unutulsa bile, diğerleri hep kalır. Ancak şiddetli bir çarpma ve büyük bir yaralanma sonucunda hafızayı yitirmek mümkün.

    "BU BANA DAHA ÖNCE DE OLMUŞTU"
    Dejavu, benzer hissi ya da olayı tekrar yaşamak anlamına gelir. Yaşanılanlar sanki daha önce de yaşanmış gibidir. Carter'a göre, 'deja vu' da beynin bir oyunu. Buna göre beyin daha önce yaşanan bir olaydan küçük bir parça da bulsa o olayı hatırlayıp, aynısı olduğu yanılgısını hissettiriyor.

    Rita Carter'ın kitabı Amerika'da şu sıralar çok satanlar arasında yer alıyor.

    (YAŞAM GAZETEPORT / RADİKAL
#01.10.2009 10:20 0 0 0
  • Besinlerin satın alınmasından hazırlanması ve pişirilmesine kadar geçen her aşamada amacın hem besinin hijyenini sağlamak hem de besin değerini korumak gerektiğini biliyor muydunuz?
    Tüm gıdaları satın alırken ilk önce son kullanma tarihlerine ve ambalajının zarar görmemiş olmasına dikkat etmek gerekiyor. Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü Uzman Diyetisyen Tuğçe Aytulu, tüketicilere bu tür ürünleri satın alma ve saklama konusunda püf noktaları öneriyor:

    Satın almada dikkat edilecek püf noktalar

    Tüm gıdaları satın alırken son kullanma tarihi, ambalajının zarar görmemiş olması gibi özelliklerine bakılarak satın alınmalıdır.
    Ekmek ve benzeri gıdaları satın alırken ambalaj içinde olanları tercih etmek daha güvenlidir.
    Patates alırken yeşillenmemiş, yarık ve çatlakları olmayanlarin tercih edilmesi gerekir.
    Pastorize olmayan sütten yapılmış peynir tüketilmemelidir. Bu nedenle açık peynirler yerine kapalı kutularda satılanları almak daha güvenli olacaktır.
    Süt, hazır meyve suyu satın alırken UHT (Ultra High Temperature) yöntemi ile paketlenen Tetra Pak kutuda olanlar tercih edilmelidir. Bu ürünler besin değerini daha az kaybetmiş olanlardır ve kullanılan yöntem hijyenik olarak en güvenilir teknolojiyle hazırlanıp paketlenen yöntemdir.
    İyi pişmemiş et ürünlerinin tüketimi bazı mikroorganizmaların bulaşması açısından oldukça riskli ve tehlikelidir.
    Plastik kaplarda saklanan asitli gıdalar , içinde bulundukları kaplarla temas ederek zararlı maddelerin besinin içine geçmesine neden olabilir.Örneğin turşu , portakal suyu gibi gıdalar plastik kaplarda saklanmamalıdır.

    Diyet ürünlerin satın alınmasında dikkat edilecek püf noktalar

    Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de şişmanlığın ve buna bağlı olarak oluşan hastalıkların giderek artmasıyla düşük kalorili ürünlere olan talep artmıştır. Tüketiciler bu ürünleri kullanırken üzerinde 'light, %0 yağlı, diyet, şekersiz'gibi ibareler görmektedirler.Bir ürünün light olması veya şekersiz olması o ürünün kalorisinin düşük olduğunu göstermez. Bir ürünün light olması bu ürünün yağının veya kalorisinin azaltılmış olduğu anlamına gelir.Ancak yağı azaltılmış ürün mutlaka düşük kalorili olmak zorunda değildir. Çünkü ürünün yağının azaltılması işlemi sırasında yağı azaltılırken diğer besin öğelerinin içeriği artabilir. Karıştırılan diğer bir konu ise üzerinde diyet yazan ürünlerin kalorisiz olup istenildiği kadar yenilebileceği düşüncesidir. Oysa bu mümkün değildir; diyet bisküvi olarak satılan ürünler markasına göre farklılık göstermekle beraber ortalama olarak 2-3 adet Diyet bisküvinin kalorisi 1 dilim ekmekteki kaloriye eşittir.
    Diyabet hastaları için piyasada 'diyabetik'etiketi ile satılan ürünlerde şeker yerine yapay tatlandırıcılar kullanılmaktadır. Bunların yağ miktarları azaltılmış olmayabilir. Bu durumda zayıflama diyetlerinde kullanımı uygun olmayacaktır.


    Bu ürünlerin piyasadaki yeri kaçınılmazdır. Ayrıca artan hastalıklarla birlikte bu ürün çeşitleri hayatımızda yer almalıdır. Ancak ürünün üzerinde ürün hakkında daha ayrıntılı bilgiler içeren etiketler bulunmalıdır. Bu, hem ürünün daha güvenilir olmasını hem de üründen daha verimli bir şekilde yararlanmayı sağlayacaktır.

    Bununla birlikte bu ürünlerin diyetisyenler ve gıda mühendisleri gibi uzmanların yer aldığı belirli kuruluşlar tarafından kontrol edilmesi ve denetlenmesi gereklidir.


    ETİKETLERİN ANLAMLARI

    Diyabetik: Şeker yerine tatlandırıcı ile hazırlanmış ürünlerdir .Ürünün yağı ve kalorisinde azalma olmayabilir.

    Light:Yağı %40 azaltılmış ürün veya kalorisi %25 azaltılmış anlamındadır.

    Diyet:Kalorisi azaltılmıştır ancak içinde şeker bulunabilir.

    Piyasada bulunan bu tür ürünlerin bazıları ülkemize yurt dışından ithal edilerek gelmektedir. Yurt dışında bu ürünlerin yapım aşamasından etiketlenmesi ve sunumuna kadar geçen tüm süreçler profesyönelce yürütülmekte ve denetimler belirli kuruluşlarca yapılmaktadır. Bu ürünlerde bulunan etiketlerde tüketiciyi aydınlatıcı ve besinin içeriği ile ilgili her türlü bilgi bulunmaktadır. Ancak ülkemize girişi sırasında bu etiketlerin bazıları Türkçeye çevrilmekte bazıları ise çevrilmemektedir. Bu noktada tüketicilerin bilgi edinmelerini zorlaşmaktadır

    Gıdaları saklarken dikkat edilecek püf noktalar

    Pişmiş gıdalar buzdolabında saklanırken rafın en üstünde saklanmalıdır. Bu sayede çiğ ve mikrop barındırabilecek olan gıdalardan pişmiş gıdanın içine suyunun akması engellenmiş olur.Özellikle çiğ et/tavuk gibi gıdalar dolapta saklanırken ya da çözdürülürken dolabın en alt bölümünde veya çözdürme bölümlerinde bekletilmelidir.
    Yağlar serin, ışıksız ortamda saklanmalıdır.
    Yumurta buzdolabında yıkanmadan saklanırsa besin değerini korumuş olur. Ancak kullanımdan hemen önce dış yüzeyi iyice yıkanmalıdır.
    Gıdaları açıkta saklarken sıcaklık ve neme dikkat edilmelidir. Örneğin patates aydınlıkta yeşillenir. Bu nedenle serin, kuru ve ışıksız bir dolapta saklanmalıdır. Ekmek iki günden fazla saklanacaksa açıkta değil ,buzdolabında saklanmalıdır.
    Hazırlama ve pişirmede besin değerini artırıcı bazı öneriler


    Hamuru mayalandırmak besin değerini arttırır.
    Beyaz un yerine tam buğday unu besin değeri olarak daha yüksektir.
    Şeker yerine pekmez kullanımı hazırlanan gıdanın besin değerini arttırır.
    Kurubaklagiller iyi pişirilirse besin değeri artar.
    Ekmek çok kızartılırsa besin değeri azalır.
    Sebzeler kavrulur veya haşlanıp suyu dökülürse besin değeri azalır
    Yoğurdun yeşil suyu atılmamalıdır. Çünkü riboflavinden (B2 vitamini) zengindir.Yoğurt tüketilmeden hemen önce karıştırılabilir ya da kek, poğaça gibi gıdalar hazırlanırken kullanılabilir.
    Taze meyve suları ve doğranmış sebzeler açıkta bırakılırsa veya hemen tüketilmezse besin değeri azalır.
    Gıdaların temel olarak en iyi pişirme şekli kavrulmadan ve kısık ateşte pişirilmesidir. Besin değerini kaybetmemesi için kavrulmaması, kızartılmaması gerekir.
    (Haber 7)
#30.09.2009 09:55 0 0 0
#30.09.2009 09:47 0 0 0
  • Yeni nesil veri aktarım standartlarından biri olarak kabul edilen USB 3.0 teknolojisini enine boyuna ele alıyoruz. Referans niteliğindeki bu yazıyla birlikte merak ettiğiniz her şeye cevap bulabileceksiniz.
    Teknoloji sitesi ShiftDelete.Net'in haberine göre, ocak ayında Seagate, SuperSpeed USB 3.0 demosunu tanıttıktan sonra, 2009 senesinin sonlarına doğru bu teknolojiyi kullanan aygıtların bir bir duyurulması bekleniyordu. Bu tahminler boşa çıkmadı ve Freecom, USB 3.0 teknolojisini kullanan ürününü basına tanıttı bile. hızlı veri aktarımını sağlayan USB, ilk kullanıcıyla buluştuğundan bu yana 3 milyar aygıt tarafından tercih edilmesi, ne kadar doğru bir teknoloji olduğunu gösteriyor. USB 2.0 ile birlikte teknolojiyi bir adım öne taşıyan geliştiriciler, uzun süredir USB 3.0 üzerinde çalışıyordu.


    USB Geliştiricileri Forumu USB-IF, bu teknolojiyi merak edenlerin başvurduğu ilk adres olarak biliniyor. Şimdi de USB-IF tarafından tüm USB 3.0 ürünleri yavaş yavaş mercek altına alınmaya başlandı. Uzun süredir de USB 3.0'ın kablosuz veri aktarım standardı olacağı ile ilgili dedikodular dolanıyordu. Bu dedikodular geçtiğimiz aylarda kesin bir dille yalanlandı ve USB 3.0'ın kablolu bir aktarım seçeneği olacağı açıklandı.

    USB 3.0 Nedir?

    Peki tüm teknolojik aygıtlar kablolarını koparıp atarak, kablosuz olma yolunda hızla ilerliyorken, yeni bir kablolu aktarım standardına ihtiyacımız var mı gerçekten de? Açıkça söylemek gerekirse, evet var. Zira USB 2.0 artık dünya genelinde birçok kullanıcı tarafından yetersiz görülüyor. Bu yetersizliği aşabilmek için yeni bir standart şart.

    USB 3.0 için, USB 2.0'dan 10 kat hızlı bir teknoloji demek yeterli midir? Tabii ki bu söylem eksik kalır. Peki tam olarak nedir USB 3.0?



    SuperSpeed, yani süper hızlı teknoloji olarak adlandırılması USB 3.0'ın hız konusunda ne kadar iddialı olduğunu gösteriyor. Yeni nesil bağlantı standardından bahsediyorsak, hızın yanında başka özellikler de barındırmalı. Zira sadece bilgisayarlarda değil, dijital kameralardan taşınabilir medya oynatıcılarına, cep telefonlarına, harici hard disklere ve benzeri onlarca ürüne bağlantı sağlayacak bir teknoloji olacak USB 3.0.



    Yazan: Akhun Aktosun
    shiftdelete.net
#30.09.2009 09:28 0 0 0
  • Konu: Zenci
    Temel amerikada bir gece kalacakmis fakat oteller full dolu yalvar yakar bir oda bulmus fakat odayi sabaha kadar bir zenciyle paylasmak zorundadir.Odayaçikar zenci adam yatakta uzanmaktadir,söyle bir temele bakar temelde asagalarmis gibi onu süzmektedir adam kendisini küçük gördügünü fark etmistir.Gece olur yataklarina çekilirler temel resepsiyonu arayarak yarin beni sabah 7 de kaldirin der ve yatar sabah saat 6 gibi zenci temelin suratini siyaha boyar ve çikip gider.Saat 7 de resepsiyondan ararlar
    Bey efendi saat 7 uyandirmamizi istemistiniz derler.
    Temel kalkar ve lavaboya gider aynaya baktiginda sasirir ve bagirmaya baslar:
    Ula salaklar yanlis adami uyandirmis
#25.09.2009 18:10 0 0 0
  • Beş bin Windows XP işletim sistemi kullanıcısıyla yapılan anket sonuçları oldukça ilgi çekici. Kullanıcılar Vista ve Windows 7 hakkında ne düşünüyor?
    Teknoloji sitesi ShiftDelete.Net'in haberine göre
    Windows XP kullanıcıları herşeyi hesaba katarak ilerleyen kullanıcılar gurubuna giriyor. Çünkü sekiz yıl gibi uzun bir süredir aynı işletim sistemini kullanıyorlar ve değiştirmekten korkuyorlar. Belki de, Windows XP işletim sistemi kullananların tüm ihtiyaçlarını giderebiliyor. Fakat Windows 7 işletim sistemiyle birlikte XP kullanıcıları da etkilenecek ve kısa bir süre sonra Windows 7 ve Vista arasında seçim yapacaklar.



    Amerika da yapılan ankette 5000 Windows XP kullanıcısı işletim sistemi seçimleri ile ilgili bilgiler verdi. Onlar niçin Windows Vista'ya geçmedi? Ve onlar Windows 7 hakkında ne düşünüyor? Bu kullanıcılar Vista'dan muaf kaldılar, fakat onların çoğu Windows 7 konusunda açık fikirli ve Windows 7'yi gerçekten denemek istiyorlar.


    Yapılan araştırmanın bir kısmıda yeni çıkacak olan Windows 7 işletim sistemiyle ilgili. Bu araştırma özellikle Windows XP işletim sistemini kullananlar arasında yapılmış. Bu anketin amacı insanların neden hala Windows XP işletim sistemini kullandıklarını belirlemek. Kabaca sonuça baktığımızda iki sebep ağırbasıyor. Bir numaraları sebep Windows XP işletim sisteminin basit olması. İki numaralı sebep ise Windows Vista'nın anlaşılmaz olduğu ve bu yüzden yükseltme zahmetine girmedikleri.



    Sonuçlara baktığımızda Windows Xp kullanıcılarının mantıksız bir korkuya sahip olduklarını görüyoruz. Bu korkunun çoğu Windows Vista hakkındaki kötü dedikodulardan kaynaklanıyor.

    Katılımcıların çoğu Vista işletim sistemini kullanmış. Bu kullanıcıların çoğu fazla bir şey bilmediklerini söyleselerde Vista hakkında oldukça karamsarlar. Olumsuz düşünenlerin oranı yüzde 82. Olumlu düşünenler ise sadece yüzde 2.



    Yazan: Yavuz Şahin
    shiftdelete.net
#23.09.2009 18:51 0 0 0
  • Adamin biri California''da bir kumsalda yürürken ayağı eski bir lambaya takılmış, adam lambayı kumların içinden çıkarmış. Dalgasına belki cin cıkar deyip ovalamış lambayı, harbi harbi cin çıkmış.
    Adam çok şaşırmış, cin başlamış konuşmaya:
    - Tamam, tamam. Beni lambadan kurtardin vs...
    - Bu, bu ay içinde dördüncü çıkarılışım ve bu işten sıkılmaya başladım bu yüzden 3 dileği unut. Sadece 1 dilek hakkın var!
    Adam oturmuş ve bir süre düşünmüş ve:
    - Her zaman Hawaii''ye gitmek istedim ama uçaktan korkarım ve deniz beni çok tutar. Benim için Hawaii''ye bir köprü yap böylece arabayla oraya gidebileyim
    Cin gülmüş ve:
    - Bu imkansiz. Bu işin lojistiğini düşün! Köprünün ayakları nasıl Pasifik''in dibine ulaşabilir? Ne kadar beton gerektiğini, ne kadar çelik gerektiğini düşün. Hayır, başka bir dilek düşün.
    Adam tamam demiş ve gerçekten güzel bir dilek düşünmeye başlamış. En sonunda:
    - Dört kere evlendim ve boşandım. Bütün karılarım her zaman duyarsız olduğumu ve onunla ilgilenmediğimi söylerdi. Bu yüzden, kadınları anlayabilmeyi diliyorum... Nasıl hissettiklerini ve neden ağladıklarını, bir şey söylemedikleri zaman gerçekten ne istediklerini...onları nasıl gerçekten mutlu edebileceğimi bilmek istiyorum...
    Cin cevap vermis:
    - Köprü iki şeritli mi olsun dört şeritli mi_!
#23.09.2009 12:11 0 0 0
  • şevval ayı - oruç tutmak - ramazan sonrası oruç tutmak - oruçtan sonra tutulan oruç kaç gündür


    Onbir ayın sultanı Ramazan ayına elveda demekle, oruç tutmaya da elveda dememeliyiz. Oruçla elde ettiğimiz güzellikleri korumak ve nefsimizi temizlemek adına; Arada bir de olsa, oruç tutmaya devam etmeliyiz. Oruç tutmak sadece Ramazan ayında farz kılınmıştır, fakat Ramazan dışında da tutulacak oruçlar vardır.

    Bunlar; Ramazan ayında tutamadığımız oruçların kazası olan oruçlar, Adak oruçları, Yemin Kefaret oruçları ve Nafile oruçlarıdır. Nafile oruçlarının ayrıntısına girmeden, sadece güncelliği açısından birkaçına değinmekte yarar görmekteyim. Kısaca değinmek istediğim, içinde bulunduğumuz "şevval ayında tutulan altı gün oruç" ve "Pazartesi-Perşembe" günleri tutulması faziletli olan oruçlardır.
    Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak sünnet olan bir oruçtur. Peygamber Efendimiz (sav), "Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur" (Müslim, Sıyam:204; Tirmizî, Savm:53; Ebû Davud, Savm: 58) buyurarak, bizleri Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmişlerdir. Bu oruç peşi peşine tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.

    "Şevval ayında tutulacak 6 gün orucun ayrı ayrı günlerde haftada iki gün tutulması müstehabtır"(Büyük İslam ilmihali)

    Ramazandan sonra Şevval ayında tutulan altı günlük orucun, bir yılı oruçlu geçirmiş gibi olmasını, Âlimler; Hz. Ebu Hureyreden rivayet edilen "Âdemoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenabı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah Teala Hazretleri (bir hadis-i kutside) söyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti."(kütübi-sitte/3082) hadisine dayandırarak; Ramazanda tutulan 30 gün orucu 10 la çarpınca 300 eder. 6 gün de şevval orucunu 10 la çarpınca 60 eder. Toplayınca 360 gün eder.(kameri ay hesabına göre yıl 360 gündür) şeklinde değerlendirmişlerdir.

    " Altı gün orucu tutarken kazaya da niyet ederseniz hem kazanız ödenmiş olur, hem de Şevval ayında oruç tutma sevabına kavuşmuş olursunuz"(www.dinibilgiler.com)

    Şevval aynın ilk günü ramazan bayramı olduğu için oruç tutmak haramdır.( kurban bayramının dört gününde de oruç tutmak haramdır.) Yılın diğer günlerinde isteyen oruç tutabilir. Haram günlerin dışında oruç tutmanın hiçbir sakıncası yoktur. Resulullah (sav) "Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır" (Buhari) buyurmuştur.

    Bu kalkana hayat boyu muhtaç olduğumuza göre, mutlaka oruçtan nasip tar olmanın yoluna bakmalıyız. Şevval ayında tutulan nafile veya kaza oruçlarını, pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha faziletlidir. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

    "Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçlu iken arz olunmasını isterim" (Tirmizi)

    "Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum." (Müslim)

    "Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır." (Müslim)

    Konumuzu bitirirken, Cuma günü oruç tutmanın hükmüne de değinelim.

    "Oruç tutulması haram olan bayram günleri dışında, oruç tutulurken dikkat etmemiz gereken bir konuda; Cuma günü tek başına oruç tutmamamız gerektiğidir. Sadece cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (sav): ''Sizden hiç kimse cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir'' buyurmuştur. (Ebû Davud, Savm, 50) Cuma günü nafile oruç tutmak istediğimiz takdirde, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutulması sünnete uygun olanıdır. Gücü kuvveti sağlığı yerinde olan kimseler pazartesi Perşembe günlerini oruçlu geçirmekle çok ulvi derecelere erişebilirler. Aynı zamanda Peygamber Efendimizin çok önemli bir sünnetini yerine getirmiş olurlar.

    Allah (cc) cümlemizin tuttuğu ve tutacağı oruçları kabul eylesin.

    UĞUR KEPEKÇİ
#22.09.2009 19:55 0 0 0
#22.09.2009 12:30 0 0 0
  • Buna göre Tanrı kelimesi Allah lafzının yerini tutmaz. Ancak kişi isterse Allah'ı niyet ederek bir yaratıcıyı kasdederek İlah ya da Tanrı diyebilir.
    Allah lafzının yerini hiçbir isim tutmaz. Allah ın birçok güzel ismi vardır, ama Allah lafzı ayrıdır
#22.09.2009 12:27 0 0 0
  • Nasa Mars'a adam gönderecekmiş. Sadece bir kişi gidebilecek, giden de geri dönemeyecekmiş.
    İlk aday olan mühendise bu iş için ne kadar isteyeceğini sormuşlar:
    - 1 Milyon Dolar demiş ve eklemiş, kızılhaca bağışlayacağım. İkinci aday olan doktora da aynı soruyu sormuşlar.
    -Doktor: 2 Milyon Dolar demiş. Bir milyonunu aileme bir milyonunu da tıbbi araştırmalara bağışlayacağım. Üçüncü aday olan Temel aynı soruya
    - 3 Milyon Dolar diye cevap verince yetkililer diğerleri bu kadar az isterken kendisinin neden 3 milyon dolar istedigini sormuşlar.
    Temel yetkililere doğru egilmis, kısık bir sesle:
    - 1 milyonunu ben alırım, 1 milyonunu size veririm, mühendisi de Mars'a göndeririz.
#22.09.2009 12:21 0 0 0
  • Grip, soğuk havalarda en sık rastlanan üst solunum yolu enfeksiyonu. Eylül ve ekim gibi mevsim geçişlerinin yaşandığı aylarda yaygınlaşıp okulların açıldığı sırada özellikle öğrencilerde artış gösteriyor.


    Ayrıca sonbaharda bu enfeksiyonların artmasının başka bir sebebi.

    Gribin mevsim geçişlerinde daha çok görüldüğünü ifade eden Dr. Erol Sevim, yüksek ateş, kas ve eklem ağrıları, baş ve boğaz ağrıları, kuru öksürük ve aşırı halsizlikle seyreden bir üst solunum yolu enfeksiyonu olduğunu kaydetti. Dr. Sevim, "Soğuk algınlığı genellikle ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtilerle kendini gösterir. Halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahati gerektirmeyen bir hastalıktır ve griple kesinlikle karıştırılmamalıdır." dedi.

    Sevim, gribin soğuk algınlığına göre çok ağır seyredebileceğini, özellikle çocuklar ve yaşlılarda ikincil enfeksiyonlara zemin hazırlayıp orta kulak iltihabı, zatürre, beyin zarı ve dokusu enfeksiyonları gibi komplikasyonlara yol açabileceğini vurguladı. Gribi önlemenin en iyi yolunun aşılanmak olduğunu belirten Erol Sevim, "Grip aşısı, bir yıl önce salgın yapan virüslerden üretilir. Yaptırmak için en uygun zaman, eylül ve ekim aylarıdır. Her yıl yeniden yapılmalıdır. Etkisi iki haftada başlar, 6 ay kadar korur. Grip aşısı, soğuk algınlığını önlemez." şeklinde konuştu. Eylülle aralık ayları arasında yapılan tek doz grip aşısının korunmada en güvenli yol olduğunu belirten Dr. Sevim, daha önce hiç aşılanmamış 10 yaş altı çocuklarda, bir ay arayla iki defa yarım doz yapıldığını ifade etti. Dr. Erol Sevim'e göre, özellikle okul ve kreş çalışanları, sağlık personeli, astım, siroz ve şeker hastalarının grip aşısı yaptırması gerekiyor. Hem grip hem de soğuk algınlığını önlemek için gereken tedbirler:

    1-Ellerinizi sık sık yıkayın.

    2-Burun ve gözlerinize dokunmaktan kaçının.

    3-Havlu, yemek tabağı ve benzeri eşyalarınızı ayırın. (Mümkünse tek kullanımlık olsun.)

    4-Dengeli beslenin.

    5-Yeterli miktarda su için.

    6-Hasta kişilerle temas etmeyin. Hastaysanız toplu yerlere gitmeyin.
    Griplilerle aynı ortamlarda bulunmamaya dikkat edin. Bulunduğunuzda ise maske takın.

    7-Sıkıntıdan uzak durmaya çalışın.

    8-Düzenli spor yapın. (CİHAN)
#22.09.2009 10:35 0 0 0
  • Yüzyıllardır gıda olarak da kullanılan keten tohumu bitkisinin faydası saymakla bitecek gibi değil...


    Gribin kol gezdiği bu dönemde, üst solunum yolları enfeksiyonları ve öksürüğün de arttığını belirten uzmanlar, keten tohumu bitkisinin kaynatılarak içilmesinin öksüğün en etkili ilacı olduğunu belirtiyor. Kaynatılarak içilen keten tohumu göğsü yumuşatıp, kişiyi rahatlatıp, solunuma da destek veriyor. Keten tohumunun etkisi sadece öksürükle sınırlı değil. Kolesterolü düşürüyor, tansiyona iyi geliyor, sinir sistemini ve hafızayı güçlendirip, romatizmal hastalıkları önlüyor.
#22.09.2009 10:31 0 0 0
  • Ravi: Aişe
    Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah, hiçbir günde, arafe günündeki kadar bir kulu ateşten çok azad etmez. Allah (mahlukata rahmetiyle) yaklaşır ve onlarla meleklere karşı iftihar eder ve: "Bunlar ne istiyorlar?" der."

    Müslim, 436, (1348); Nesai, 194,1 (6, 251, 252)



    Ravi: Talha İbnu Ubeydillah İbni Keiz
    Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Günlerin en efdali arafe günüdür. (Faziletçe) cuma'ya muvafakat eder. O, cum'a günü dışında yapılan yetmiş haccdan efdaldir. Duaların en efdali de arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en efdal söz de: "Lailahe illallah vahdehu la-şerikelehu" (Allah birdir, ondan başka ilah yoktur, O'nun ortağı da yoktur) sözüdür."

    Muvatta, 246, (1, 422)
#19.09.2009 17:01 0 0 0
  • aslında doğrusu tevafuk, ama tevafuk yada tesadüf bunların manasını bilenler zaten tevafuk u kullanıyor. dilimizde manasını bilmeden kullandığımız o kadar çok kelime ve kavram varki; örneğin "ilah" gibi çok kullanılır ama ilah ın "kendisine ibadet edilen, her şeyden çok sevilen, tazim ve tesbih edilen mutlak varlık". manasına geldiğini pek bilen yoktur. Aslında kavram karmaşası var bana göre.
#19.09.2009 16:54 0 0 0
  • Böbrek kanserinin sinsi bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Sinan Sözen, ''Böbrek kanserlerinin yüzde 50'den fazlası rastlantısal olarak saptanıyor'' dedi.


    Üroonkoloji Derneği Genel Sekreteri ve Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Sözen, her yıl yaklaşık 200 bin kişinin yeni böbrek kanseri (renal hücreli karsinum) tanısı aldığını, 100 bin hastanın da böbrek kanseri nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi.

    Böbrek kanserlerinin sık görülen ve ölüm oranı yüksek ürolojik tümörlerden biri olduğunu ifade eden Sözen, yetişkinlerde görülen tümörlerin yaklaşık yüzde 3'ünden böbrek kanserlerinin sorumlu olduğunu belirtti. Sözen, böbrek kanserlerinin ''ürogenital kanserler içerisinde prostat ve mesane kanserlerinden sonra 3. sırada yer aldığına'' dikkati çekti.

    Böbrek kanserlerinin sinsi gelişen ve ilerlerken çok fazla belirti vermeyen bir hastalık olduğunu vurgulayan Sözen, ''Böbrek kanserlerinin yaklaşık yüzde 50'den fazlası rastlantısal olarak saptanıyor'' diye konuştu.

    Sözen, bu durumun, erken tanı ve tedavi olasılığını olumsuz etkilediğini belirterek, şunları kaydetti: ''Maalesef, olguların ortalama yüzde 20-30'u tanı konulduğunda metastatik bir yapıdadır. Organa sınırlı kalan durumlar da yapılan tedaviye rağmen yüzde 20-40 oranında metastaz gelişmektedir. Tanı almış böbrek kanserleri hastalarının yüzde 40'ı, mevcut hastalıklarından dolayı yaşamlarını yitirmektedir. Böbrekler, karnın arka duvarında yerleşik olmalarından dolayı genellikle erken evrede belirti vermemektedir. Yan tarafta ağrı, kanlı idrar yapma ve ele kitle gelmesi gibi şikayetler görülebilir. Genellikle ileri evrede kilo kaybı, ateş, gece terlemeleri görülmektedir.''

    Hastalığın tedavisinde erken tanının çok önemli olduğunu belirten Sözen, bu gibi belirtilerle karşılaşan kişilerin mutlaka en kısa süre içinde uzman hekime başvurması gerektiği uyarısında bulundu.

    Sözen, ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografinin kullanımının artmasıyla birlikte rastlantısal saptanan tümör oranının arttığını belirterek, ''Yüksek teknolojinin kullanımı ile daha küçük boyutlu ve daha erken evrede saptanan tümörlerin sayısında da belirgin artış görülmektedir'' dedi.

    AİLE ÖYKÜSÜ, RİSKİ 4 KAT ARTIRIYOR

    Böbrek kanserinde genetik faktörlerin önemli bir etken olduğunu anlatan Sözen, ''Ailesinde böbrek kanseri hikayesi bulunanlarda böbrek kanseri gelişme riski 4 kat daha fazladır'' uyarısında bulundu. Sözen, bu kişilerin, diğer sağlıklı bireylerden çok daha fazla duyarlı olması ve çevresel risk faktörlerinden uzak durmalarını da önerdi.

    Sözen, sigara kullanımı, obezite, hareketsiz yaşam, et ve süt ürünlerinin fazla tüketilmesinin de böbrek kanseri riskini artırdığına dikkati çekti.

    Böbrek kanseri tedavisinde ise en etkili yöntemin ''cerrahi'' uygulama olduğunu, bunun açık ya da laparoskopi şeklinde yapıldığını belirten Sözen, laparoskopinin, hastalığın organla sınırlı kalması halinde standart bir tedavi haline geldiğini anlattı.

    Küçük böbrek tümörlerinin tedavisinde, organ koruyucu yöntem olan ve sadece tümörlü alanın çıkarılmasını sağlayan ''parsiyel nefrektomi''tekniğinin açık ya da laparoskopik olarak başarıyla uygulandığını ifade eden Sözen, şunları kaydetti: ''Son yıllardaki teknolojik gelişmeler, küçük böbrek tümörlerinin tedavisini ayaktan veya hastanede 1 gece kalınacak şekilde başarıyla uygulanabilmesini sağlamıştır. Tümörün dondurularak yok edilmesini sağlayan 'Kriyoablasyon' veya tümörün ısıtılarak yok olmasına olanak veren 'Radyofrekans ablasyon' gibi yöntemler, küçük ya da organa sınırlı tümörlerin tedavisinde önemli bir çığır açmıştır. Böbrek kanserlerinin moleküler biyolojisinin ve genetik özelliklerinin daha iyi anlaşılması ile tümörün biyolojik davranışı önceden tahmin edilmektedir. Buna göre, spesifik olarak belli mekanizma ve yolları hedef alan çeşitli ajanlar geliştirerek metastatik böbrek kanseri tedavisinde daha iyi anti tümör etkinliğe sahip hedefe yönelik tedaviler kullanılmaya başlanmıştır.''


    AA
#19.09.2009 16:49 0 0 0
  • Tüm main board ailesinin ramazan bayramını kutlar; sağlık ve afiyetle geçmesini diler, hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah tan niyaz ederim.
#19.09.2009 16:45 0 0 0
  • FBI eleman alacaktır. Gazeteye ilan verilir, bir gün sonra üç kişi başvuruda bulunur. ilk adam odaya alınarak karını seviyor musun? diye sorulur. Adam evet efendim der. Peki, ülkeni seviyor musun? deyince adam yine evet diye cevap verir.
    FBI görevlisi peki o zaman, sana bir sürprizimiz var, karını buraya getirdik yan odada su anda kendisi. Al su silahı karını öldür bakalım deyince adam silahı alarak diğer odaya girer. Birkaç saniye sonra geri döner, kravatı gevşemiş ve terlemiştir.
    Yapamayacağını söyleyerek oradan ayrılır.
    Sıra ikinci adama gelir ona da aynı şeyleri söylerler o da yapamayacağını söyler ve oradan çıkar gider.
    Son olarak sıra Temel e gelir. Ona da aynı şeyler söylenir ve Temel içeri girer. Bir-iki saniye sonra bam bam bam bam bam diye silah sesleri ve hem arkasından büyük bir şangırtı ile cam kırılması sesi duyulur.
    Temel geri döner biraz terlemiştir. FBI görevlisi sorar:
    - Noldu?
    - Bana verdiğiniz tabanca kurusıkı çıktı. O yüzden Fadime yi pencereden aşağı atmak zorunda kaldım
#19.09.2009 13:25 0 0 0