Dilimiz fonetik yönden şiirsel bir yapıya sahiptir. Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan sözlükte şiir 'Seslerin, ritimlerin, uyumların kaynaşmasıyla en güçlü duyguları, izlenimleri, coşkuları canlandırma ve etkileme sanatı' diye tarif edilmiştir. Şiir de resim, heykel ve musiki gibi Güzel Sanatların bir dalıdır ve Aristo sanatı 'Tabiatın taklidi' sayar.
Her sanat dalında olduğu gibi şiiri de şiir yapan temel öğeler vardır. Bunlar ölçü, uyum, mana ve ritimdir. Şiirin bu dört ana kaide üzerine inşa edilmesi gerekir. Zira ölçüsüz sanat olamayacağı gibi ölçüsüz şiir de olamaz. Bir ressam, atın üzerindeki süvariyi, attan daha büyük resmedebilir mi? At ile süvarisi arasında cüsse bakımından bir oran yok mudur? Keza ressam, atın ton rengi olarak istediği bir rengi, mesela yeşili seçebilir mi? Seçemez, atın doğal ton rengine uygun bir renk seçmek zorundadır. Aksi halde, bu resmin bir sanat değeri olur mu? Burada atla süvarisi arasndaki oran şiirdeki ölçüyü, ton rengindeki seçim şiirdeki uyumu, atın duruşu şiirdeki ritmi ve süvarinin yüz hatları ile mimikleri de şiirdeki manayı ifade eder.
Güzel Sanatların her dalında olduğu gibi şiir sanatıda daha iyisini ve daha güzelini bulup söyleyebilmek için devamlı bir arayış içerisindedir. Bu arayış; günümüzde olduğu gibi bazen şiirin temel öğelerini ortadan kaldıran yapısal zorlamalara kadar dayanır. Şiire ve sanata giydirilmek istenilen bu yeni moda elbiseler ilk başlarda yeni bir çığır gibi görünse de temelsiz yapılar gibi zaman içerisinde yıkılıp gitmeye mahkumdur.
Şiirin yukarıda sayılan temel öğelerini göz ardı ederek; işin kolayına kaçıp, her biri ayrı çağrışım yapan, ses ve mana bakımından birbirleriyle hiç bir ilintisi bulunmayan cümle ve ibareleri alt alta yazarak şiir yazdığını zannedip şairlik vehmine kapılanlar şunu iyi bilmelidirler ki bu yazdıkları düpedüz nesirdir. Şairlikde öyle ucuz ve her önüne gelenin yapabileceği bir iş değildir. Eskilerin deyimi ile şairlik;
'Dad-ı Hak' tır. Yani Allah vergisidir.
Son elli yılda resimde, heykelde ve musikimizde gözlenen yozlaşmadan şiirimiz de nasibini almıştır. Prof. Dr. Ziyadettin Fındıkoğlu güzel sanatlarda gözlenen bu yozlaşmaya dikkati çekerek şöyle diyor. 'Yarınki Türk Musikisi Halk Musikisinin, yarınki Türk şiiri Halk Türküsünün ve yarınki Türk Raksı da Halk Oyunları unsurlarından yapılacak terkiplerden doğacaktır.' Zira Halk Edebiyatımızdan esinlenmeyen, bu hazinenin derinliklerine inerek buradan beslenmeyen şiirler bugüne kadar kalıcı olamamış ve zaman içinde yok olup gitmişlerdir. Halkın duygu ve düşüncelerini yansıtmayan şiirler ruhsuz bir taşbebek gibidir. Oysa Yunus' un her şiirinde milyonlarca elemli ruhun sonsuz bir teselli alemine karşı duyduğu bir hasret iniltisi vardır.
Bugün şiir diye ortalıkta dolaşan ölçüsüz, uyumsuz, mana ve ritimsiz nesirler silinip gideceklerdir. Ancak Yesevi' nin, Yunus' un ve Karacaoğlan' ın şiirleri gibi Halk Edebiyatından esinlenen ölçülü, ahenkli, mana ve ritimli şiirler Türk Edebiyatının temel taşları olmaya devam edecektir.
Sevgili Atam!
Sana bu hitabeyi 30 yaşına girmiş, Gelecek güzel günlerden çoktan umut
kesmiş,
Temel eğitimini tamamlamış, Ve ancak şimdilerde seni tanıyabilmeye
başlayan,
Türk istikbalinin evlatlarından biri olarak yazıyorum.
Seni ilk gördüğüm günü dün gibi hatırlarım.
İlkokul birdim. Miniciktim.
Elimde beslenme çantam, önlüğümün cebinde annemin sevgisi,
sınıfımda bilim öğrenecektim.
Karatahtanın dört parmak üzerine ortalanmış çerçevenin içinden bana
bakıyordun.
Bakışların keskindi.
ABC'den sonra ilk öğrendiğimdin; Gazi Mustafa Kemal'din. Çocuktum...
Bana, bize, tüm dünya çocuklarına bayram armağan etmiştin.
Armağanını, uygun adım
sol-sağ-
Sol-sağ Kutladık...
Kaçımızın ayağı su toplamıştı, kaçımız bayılmıştık...
Biz bayramlarda ağlayan çocuklardık.
(Ne zaman salıncakta sallanan fotografını görsem, geçen 23Nisan'lara
yanarım.)
Ortaokul ve lisede hep seni anlattılar bana...
Dünyaya ancak yüz yılda bir gelen dahiydin...
Şahin bakışların vardı, hürriyete aşıktın...
En azılı düşmanlarına karşı bile merhametliydin,
Ama savaş meydanlarında karşında kimse duramazdı.
Aslandın, kaplandın, kartaldın, panterdin...
Özgür geleceklere açılan pencereydin.
Sözün özü benim sevgili atam;
Kodumu oturtan milli eğiticiler böyle anlatmışlardı.
Beni milli bir şekilde eğitenler,
Failatün, failatün, failatün, failün ölçü sistemini,
Niagara Şelalesi'nin yükseklik ve debisini,
Yes, it is a pensil demesini,
Deli İbrahim'in küpesini,
Bir bir kafama yerleştirdiler de;
Bana senin insan yönünü anlatmadılar.
Sigara tiryakisi olduğunu, Raki içtiğini,
Aşık olduğunu, Evlendiğini, Boşandığını,
Kim bilir kaç geceler
Savaş meydanlarında cesetlere bakıp,Için için ağladığını,
Özlemlerini, hasretlerini,
GELECEĞİ KAZANMAYA DAİR FİKİRLERİNİ,
ANLATMADILAR
Bana, bize, tüm dünya gençlerine
Bayram armağan etmiştin.
Armağanını, uygun adım
sol-sağ-
sol-sağ Kutladık...
Kaçımızın ayağı su toplamıştı.
Biz bayramlarda bunalan gençlerdik.
( Ne zaman baloda smokinli fotoğrafını görsem, geçen 19 Mayıs'lara
yanarım.)
Bir yandan;
Heykellerini diktik,
Dağa-taşa silüetlerini çizdik,
Her kitaba, her yazıya
Mutlaka senden alıntılar yerleştirdik.
Bir yandan;
Her işin kolayına kaçtık,
Ticarette kazık attık,
Üretim yerine kopyaladık,
Bilimadamlarını sindirdik,
Aydınları yargıladık,
Yoktan yere nice vatan hainleri ürettik,
Çoktan yere nice amaçsız gençler yetistirdik.
Zeki, çevik ve aynı zamanda düzenciydik.
Eğitimi siyasete kurban verdik,
Ekonomiyi siyasete kurban verdik,
Aydınlık olması gereken gelecekleri
Siyasete kurban verdik.
Varlığımız siyasi emellere armağan oldu...
Benim biricik Atam;
Biz Demokles'in kılıcını sapından değil
Keskin yanından tutmayı marifet bildik.
Sözün özü sevgili Atam
Senin ruhunu gıdım gıdım içtik,
Tükettik...
Tükettik...
Tükettik...
Dedemden babama, babamdan bana
Politikacı tabiriyle "enkaz devralmış" bulunmaktayız.
Bu gidişle biz, çocuklarımıza devredecek
Enkaz bile bulamayacağız...
Türk'tük, doğruyduk, çalışkanlığımız şüpheli;
Birinci vazifemiz; Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyeti'ni
Ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek,
Ülkümüz; Yükselmek, ileri gitmekti...
Uzun bir yoldu...
Yorucu ve yıpratıcıydı...
Adidas'larımız eskidi,
McDonalds'ta mola verdik.
Belki de "Bir Türk dünyaya bedeldir" deyişini
Biz "Her Türk dünyaya bedeldir"anladığımız için
emanetini, 1 milyon beş yüz seksen bin kat
küçültmeyi becerdik...
Verdiğin en önemli görev:
Bu ahval ve şeriat içinde dahi vazifem
Türk istiklalini ve cumhuriyetini
İlelebet muhafaza ve müdafaa etmektir, bilirim.
Muhtaç olduğum kudretin,
Sana güvenimden mevcut olduğunu belirtir,
ellerinden hasretle öperim...
Baştan sonuna kadar okuyanlara teşekkürler
sizler gerçek bir Atatürkçüsünüz