SAVAS

SAVAS

Üye
04.03.2004
Onbaşı
933
Hakkında

#13.07.2004 16:05 0 0 0
  • :) EVLİYMİŞİZ GİBİ DAVRANALIM
    Soğuk ve karlı bir gecede tipiden yolunu kaybeden bir işadamı ve sekreteri arabalarını terketmek zorunda kalırlar ve uzun bir yürüyüşten sonra üşümüş ve ıslanmış durumdayken bir kulube bulurlar.
    Kulubede bir yatak, bir uyku tulumu ve birsürü battaniye bulunmaktadır. Geceyi geçirmeye hazırlanırlar ve işadamı bir centilmen olarak, yatağı sekreterine verir.
    - Ben yerde uyku tulumunda uyurum, der.
    Sekreter yatağa yatar, adam uyku tulumunun içine girerek fermuarı çeker. Bir süre sonra tam uyumak üzereyken, sekreterinin sesini duyar:
    - Efendim, ben çok üşüyorum. Adam fermuarı açar, uyku tulumundan çıkar, bir battaniye alıp kadının üzerine örter, tekrar uyku tulumuna girer, tam uyumak üzereyken yine sekreterinin sesini duyar:
    - Efendim, ben hala çok üşüyorum. Adam yine fermuarı indirir, tulumdan çıkar, bir battaniye daha alıp kadının üstüne örter, uyku tulumuna girerek fermuarı çeker. Tam uykuya dalacağı sırada yine duyar:
    - Ben yine çoooook üşüyorum.
    Adam yattığı yerden:
    - Bir fikrim var, der. Burası ıssız bir yer. Neler olduğunu kimse göremez, istersen evliymişiz gibi davranabiliriz.
    Genç kadın kıkırdar:
    - Tamam, bana göre hava hoş. Adam yattığı yerden avazı çıktığı kadar bağırır:
    - Öyleyse kalk ve kahrolası battaniyeyi kendin al!
#12.07.2004 16:05 0 0 0
  • :) SOS İSTER MİSİNİZ?
    Elektrik supurgesi saticisi, bir apartman dairesininkapisini calmis, kapiyi acan bayana:
    - "Hanimefendi, bu elimde gormus oldugunuz kovanin icinde at pisligi var!"
    demis ve bu bir kova pisligi evin icine dogru savurarak dokuvermis.
    Sonra da:
    - "Hanimefendi, elimdeki elektrik supurgesi ile 10 dakika icinde bunu temizleyemezsem, bu edit by Denizkizi (Lutfen bu tur kelimeleri editleyelim) yiyecegim..!
    Kadin saticiya soyle bir bakmis
    - "Beyefendi, ustune domates sosu da istermisiniz? Elektrikler kesik de..!"
#12.07.2004 16:05 1 0 0
  • Konu: CESARET
    BURAYIDA SOHBET YERINE CEVIRDIK HE DERIN DUYGULARDAYIZ DIMI
#09.07.2004 18:03 0 0 0
  • Konu: SANA
    HE RUTME MERASIMI VAR
#09.07.2004 18:01 0 0 0
  • Konu: SANA
    GENARALİM DERSİNNNN
#09.07.2004 17:56 0 0 0
  • YUREGİNE SAĞLIK AYLIN KARDESIM KELIMELER KIFAYETSIZ KALIYOR O YUREĞİNDE NELER SAKLI SENIN KARDESIM
#09.07.2004 17:55 0 0 0
  • Konu: SANA
    YAKINDA PAŞAM DIYECEKSIN
#09.07.2004 17:51 0 0 0
  • Konu: CESARET
    LEV SEN NE DIYON DOSTUM, AYLIN MIDYENIN ICINDEN CIKMAMIS BIR DEĞERLİ YETENEK
#09.07.2004 17:51 0 0 0
  • KOLAYI HERKES BASARIR DIMI:islik:ZOR OLANI ISE SADECE GUCLU İNSANLAR BASARIR
#09.07.2004 17:49 0 0 0
  • Konu: SANA
    HEMIDE ULTRA SUPERSIN GİZ AYLIN
#09.07.2004 17:48 0 0 0
  • Konu: CESARET
    KAVGA ETMEYIN IKINIZDE GUZEL YAZMISSINIZ UZULMEYIN BEN SIZI TESELLI EDIYOM
#09.07.2004 17:38 0 0 0
  • SENDE GİTMİS TEKNEYE BİNMİSSİN AYLIN YAW INSAN MOTORLU BI ARACA BINERKI DAHA CABUK YAKALASIN.LATİFESİ BI YANA ELINE SAĞLIK KARDES
#09.07.2004 17:36 0 0 0
  • HEYTTTTTTTT ACIN AYLININ ONUNU KIM TUTAR AYLIN KARDESIMI BEEE
#09.07.2004 17:35 0 0 0
  • Konu: SANA
    ŞAİRE AYLİN KUTLARİM SENI CANIM BENIM HELAL SANA
#09.07.2004 17:34 0 0 0
  • Konu: SANA
    GUZEL DUYGULAR :islik:
#09.07.2004 17:17 0 0 0
  • Konu: KIYAMET GUNU
    SONUÇ

    Kıyamet saati ve sonrasındaki sonsuz yaşam, insanları bekleyen en önemli gerçeklerdir. Bu nedenle de kitap boyunca dünya hayatının geçici olmasına dair anlatılanlar çok büyük önem taşımaktadır. Dünyadaki hiçbir şey, ne kariyeriniz, ne evliliğiniz, ne de malınız-mülkünüz, uğruna sonsuz yaşamınızı harcayacağınız kadar önemli ve vazgeçilmez değildir. Uğrunda yaşanması ve çaba harcanması gereken tek şey "Allah rızasıdır". Allah, sonsuz hayatın başlangıcını son derece büyük ve ihtişamlı olaylarla gerçekleştirecektir. Bu günle karşılaşan herkes, dünya hayatının artık tamamen sona erdiğini anlayacak ve artık ahiretin varlığını kesin bir bilgiyle kavrayacaktır.
    Tüm insanların böyle bir gün ile karşılaşmadan evvel, daha önce belki de hiç düşünmemiş olduğu kıyamet saatini ve onun beraberinde getireceklerini hatırlamaları gerekmektedir.
    Bu kitapta yazılanlar günlük uğraşlardan ve gelip geçici isteklerden bir an için olsun sıyrılmanızı sağlayıp, yaşamın var olmasındaki asıl amacı görmenizi sağlamaktadır. Bu büyük ve zorlu gün gelip çatmadan evvel sizleri, "kesin bir gerçek olarak" karşılaşacağınız kıyamet gününe karşı uyarmak amaçlanmıştır. Bu uyarı önemli bir uyarıdır. Çünkü böyle bir günün ve sonrasının varlığından gaflet içinde yaşayan her kişinin kıyamet günü şahit olacağı olaylar dayanılmaz olacak ve bu kişiler ahirette sonsuza kadar zorluklarla karşılaşacaktır.
    Kuran'da detaylı bir şekilde tasvir edilen kıyamet günü ile mutlaka karşılaşacaksınız. O gün, tüm sahip olduklarınızın, hatta kendi bedeninizin bile sizden uzaklaştığını görecek ve yepyeni bir diriliş ile dirileceksiniz. Sizi bekleyen sonsuz hayatta, bu dünyadaki ile karşılaştırılmayacak bir nimet, rahatlık ve huzur elde etmek için, Allah'ın sizlere henüz dünyada iken vermiş olduğu fırsatı değerlendirmelisiniz. Bunun için yapılması gereken tek şey, Allah'a iman etmek, O'nun karşılıksız olarak vermiş olduğu nimetlere şükretmek ve ahiret gününün kesin bir gerçek olduğuna inanmaktır. Bunun tam tersi ahirette büyük bir pişmanlık olacaktır. Allah bir ayette bunu şöyle haber vermektedir:
    Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrana uğramışlardır. Öyle ki, saat (kıyamet günü) apansız onlara geliverince, günahlarını sırtlarına yüklenerek: "Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize&" derler. Dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri ne kötüdür. (Enam Suresi, 31)
    İşte bu nedenle ahiretin kesin bir gerçek olduğunu düşünmeli, bu büyük gün için hazırlık yapmalısınız. Ancak o zaman bu dünya üzerinde yaptıklarınızın bir değeri olacak dünyada ve ahirette benzersiz bir karşılık alabileceksiniz. Bu karşılık kuşkusuz ahirette, nefsinizin dilediği herşeye sahip olabileceğiniz bir mekanda, yani cennette ağırlanma olacaktır. Şu unutulmamalıdır ki, hesap günü her insan Allah'ın huzurunda yapayalnız ve tek başına sorguya çekilecektir. O halde ölüm ve sonrası için ciddi bir çaba göstermek ve bir hazırlık yapmak gerekir. Çünkü her insan ahirette dünyada yapıp ettiklerinin karşılığını, haksızlığa uğratılmadan, tam olarak alacaktır. Ancak herşeyin üzerinde insanın en büyük kazancı kuşkusuz Allah'ın rızasıdır. Haşr Suresi'nde Allah bu gerçeği şu şekilde haber verir:
    Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Kendileri Allah'ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir. (Haşr Suresi, 18-19)
#09.07.2004 15:47 0 0 0
  • Konu: KIYAMET GUNU
    Aşağılanırlar
    Allah'a karşı büyüklenmenin sonucu aşağılanmaktır. Ahiretin varlığına inanmayan insan, Allah'ın apaçık varlığını inkar edip umursuzca yaşamasının karşılığını oldukça pahalı ödeyecektir. Oysa onun dünyadaki yaşamında içine düştüğü; Allah'ın azabına ihtimal vermemesi, bunu bir an dahi düşünmemesidir. Dünyada şeytanın askeri olmuş, onun oyalama yöntemlerine kapılmış ve imtihandan ibaret olan bir yaşamı boş bir amaç uğruna harcamıştır. Hatta Allah'a karşı büyüklenme hırsı onu yapmaması gereken daha başka hatalara götürmüştür. Allah'a karşı mücadeleye girişmiş, Allah'ı inkar için yöntemler aramıştır. Bu kuşkusuz büyük bir hatadır ve sonucu ahirette korkunç bir azap ve büyük bir aşağılanmadır.
    İnkarcılar elbette haksız bir tutum içindedirler. Nimetlere, rızıklara nasıl sahip olduklarını sorgulamadan, kendi üzerlerinde birtakım zevkleri tatma hakkı görürler. Ancak ahirette bu haksız büyüklenmenin karşılığı oldukça büyük olacaktır. Ayette bu gerçek şöyle ifade edilmektedir:
    İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) "Siz dünya hayatınızda bütün 'güzellikleriniz ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız. (Ahkaf Suresi, 20)
    Dünyaya yönelik bir çaba içerisinde ömrünü geçiren ve ahireti asla düşünmeyen bu insanlar kıyamet gününde ve sonrasında aşağılanacaklardır. Allah bu gerçeği ayetlerde şu şekilde belirtilmiştir:
    (Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi? O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.' Çalışmış, boşuna yorulmuştur. (Gaşiye Suresi, 1-3)
    Sonra (Allah) kıyamet günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında (mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?" Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir. (Nahl Suresi, 27)
    Kıyamet günü, azab ona kat kat arttırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır. (Furkan Suresi, 69)
    Allah'a karşı mücadelelerini çirkin bir cesaretle sürdüren insanlar, hesap gününü önemsememişlerdir. Allah'ın kendileri için hazırlamış olduğu tuzaktan habersiz yaşamışlardır. Oysa bu tuzak eşi benzeri görülmemiş bir tuzaktır. Tüm inkarcı toplumlara elçiler vasıtası ile yapılan öğütler, çok az bir grup dışında, etkili olmamıştır. Hatta bir kısmının inkarını daha da arttıran bu uyarılar, aslında onların sorumluluğunu da arttırmıştır. En nihayet Allah, dünyada kendilerine hatırlatılan ahiret gerçeğini kıyamet günü en gösterişli şekli ile insanların tümüne göstermektedir. Allah'ın vaadinin sonuçlarının ne olduğunu inkarcılar o gün açık bir şekilde anlayacaklardır. Yaşamları sürekli değildir ve dünya hayatı tüketilmiştir. Artık zevk ve isteklerin bir hükmü yoktur, geçerli olan yegane gerçek Allah'ın hükmüdür. Allah'a karşı zulüm içinde olan bu insanlara yaptıklarının karşılığı verilmiştir; Allah'ın hükmüne göre azap ve sıkıntı içinde sonsuza dek yaşayacaklardır. İnananların da hakettikleri sonsuz hayat, tüm ihtişamı ve güzellikleriyle din gününde tüm insanlığa gösterilecektir.
#09.07.2004 15:46 0 0 0
  • Konu: KIYAMET GUNU
    Pişmanlık
    Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrana uğramışlardır. Öyle ki, saat (kıyamet günü) apansız onlara geliverince, günahlarını sırtlarına yüklenerek: "Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize" derler. Dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri ne kötüdür. (En'am Suresi, 31)
    İnsan yaşamı boyunca sık sık pişmanlık duygusunu yaşar. Yaptıklarını telafi imkanı da vardır. Ama nedense kibirinden dolayı düzeltmeye hiç yeltenmez, doğruya hiçbir zaman yönelmez. Çünkü kendisinin en doğruyu bildiğini zannetmekte, bu yüzden de her öğüte kulaklarını tıkamaktadırlar. Ama o gün insan, dünyada yaptığı bu tavrından dolayı ciddi bir pişmanlık duyar. Ancak duyulan bu pişmanlığın bir geri dönüşü yoktur artık. İnkar edenler o gün yaptıklarını telafi edebilmek için dayanılmaz bir istek duyarlar. Allah'a kendilerini dünyaya geri döndürmesi için yalvarırlar. Dünyada sahip olunan malların, oğulların, eşlerin, geleneklerin, bir temeli olmadan savunulan fikirlerin ne derece anlamsız ve yararsız olduğunu, sadece Allah için yapılan işlerin bir değeri olduğunu tam olarak idrak ederler. Ancak bu idrakın kendilerine artık bir faydası yoktur.
    İçlerinden bir kısmı ise gururları nedeniyle böylesine dehşetli bir anda bile pişmanlıklarını gizlemeye çalışırlar. Bunu haber veren ayette şöyle buyrulmaktadır:
    Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir. (Yunus Suresi, 54)
    Suçlarını bilmelerine rağmen bunu belli etmezler. Oysa gördükleri karşılık tam da hak ettikleri gibidir ve Allah'ın adaletinin bir sonucudur. Allah o gün iman edenlerle inkar edenleri kesin olarak birbirinden ayırır. İnkar edenlerin cehenneme girene dek karşılaştıkları her olay şeytanın yolunu doğru yola tercih etmelerinden dolayıdır. Bu ürkütücü karşılamayı gerçekten de hak etmektedirler:
    Kim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe yüzükoyun atılır (ve onlara:) "Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz? (denir)." (Neml Suresi, 90)
    Pişmanlığı getiren çok fazla sebep vardır. Azapla karşılık görmüşlerdir, yapayalnızdırlar, kendi derileri dahi aleyhlerinde şahitlik etmektedir, çirkinleştirilmişlerdir ve sonsuz azabın dehşetini hissetmektedirler. Cehennemi görmüşler ve nasıl bir dehşetle karşılaşacaklarını sonunda anlamışlardır. Kendisine dünyada körü körüne bağlandıkları ve güvendikleri sahte ilahları artık bir rüyanın bitişi gibi yok olmuşlardır. Yolundan büyük bir sebatla gittikleri şeytan da onları yapayalnız bırakmıştır. Şeytanın sözleri Kuran'da şöyle haber verilir:
    İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır. (İbrahim Suresi, 22)
    O gün müminler inkarcıların düştüğü bu çaresiz durumu seyredeceklerdir, yaşadıkları aşağılanmanın sonucunda başları önlerine düşmüş olan kafirler ise utanç ve pişmanlıktan dolayı ancak göz ucuyla müminlere bakabileceklerdir. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilir:
    Onları görürsün; zilletten başları önlerine düşmüş bir halde, ona (ateşe) sunulurlarken göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini, hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır" dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı bir azab içindedirler. (Şura Suresi, 45)
    Ahiretteki pişmanlık kuşkusuz dünyadaki örnekleriyle bir kıyasa meydan vermeyecek şekilde büyüktür. Geri dönüş imkanı ve çaresi olamayan bir pişmanlıktır yaşanan. Artık hiçbir şekilde değiştirilemeyecek bir sonun çöküntüsünü; bunun ağır yükünü tüm omuzlarında hissederler. Bu çöküntü ve pişmanlık, büyük bir yanılgının sonucudur. Bu insanlar kendilerini yaratan ve neredeyse dünyayı tüm nimetleriyle emirlerine veren Allah'ı inkar etme cesaretinde bulunmuşlardır. Seçtikleri bu inkar yolu ahirette konaklayacakları yeri belirlemiştir: Bu mekan cehennemdir. Akıllarına bile getirmek istemedikleri her türlü üzüntünün, acının, kaygının sonsuza kadar yaşandığı yerdir orası. Allah'ın gazabının sonuçları tüm azameti ile karşılarındadır artık.
    Kendi Aralarındaki Çekişmeleri
    Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz, Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk. Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı. Artık bizim için ne bir şefaatçi var, Ne de candan-yakın bir dost." Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik." Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler. (Şuara Suresi, 96-103)
    İnkar edenler o gün hiç ummadıkları kadar büyük bir azap ile karşılaşırlar. İçinde bulundukları durumdan dolayı hem kendilerine hem de kendilerini Allah'ın yolundan uzaklaştıran insanlara karşı büyük bir kızgınlık içindedirler. Dünyada iken en önemli hedeflerden biri olan makam ve mevkilerinin o gün hiçbir anlamı kalmamıştır. İnkarcılar o gün kendilerini doğru yoldan saptıran liderlerine karşı büyük bir kızgınlık duyarlar. Dünyadayken peşinden koştukları bu kişilerden kaçarak uzaklaşmaya çalışırlar. Kendilerine tabi olunan insanlar ile tabi olanların o günkü çekişmeleri ise ayetlerde şu şekilde anlatılır:
    Öyle ki (o gün) kendilerine tabi olunanlar, kendilerine tabi olanlardan uzaklaşıp-kaçmışlardır. (Artık) Onlar azabı görmüşlerdir ve aralarındaki bütün bağlar (ve ilişkiler) de parçalanıp-kopmuştur. (O zaman, yönetilip) Uyanlar derler ki: "Eğer bize bir kere (daha dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (şimdi) onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşır (onları yüzüstü bırakır)dık." Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını onulmaz hasretlerle gösterecektir. Ve onlar ateşten çıkacak değildirler. (Bakara Suresi, 166-167)
    Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki: "Eyvahlar bize, keşke Allah'a itaat etseydik ve Resûl'e itaat etseydik." Ve dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular. Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir lanet ile lanet et." (Ahzap Suresi, 66-68 )
    Allah Kuran'da, dünyada insanları yanlış yönlendiren ve Allah inancından uzaklaştıran etkenler arasında "önde gelenlerin" etkisine de işaret etmiştir. Allah'ın belirlediği ölçülere göre değil de insanların belirlediklerine göre "üstün" kabul edilen bu insanların kendilerine tabi olanlar üzerinde etkileri çok büyük olmuştur. Bu tabiyet sonucunda insanların düşüncesizce bağlandıkları liderler kendilerine dünyanın geçici değerleri için yaşamanın makbuliyetini öğretmekte ve boş uğraşılarla onları oyalamaktadır. Ancak ne kendileri, ne de tabi olanlar, dünya üzerinde yaptıkları hatanın farkına varabilmişlerdir. Allah'a karşı gelip birbirlerini desteklemişler, kendi doğrularına uymuşlardır. Bu büyük yanılgının ortaya çıktığı gün, birbirlerini suçlamaya başlarlar. Bu suçlamalara rağmen her iki taraf da cehennemden çıkarılmayacaktır.
    Allah, Kendisi'ne uyanları doğru yoldan saptıran bu liderleri Kuran'da şu şekilde tarif etmektedir:
    Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık kıyamet günü yardım görmezler. Bu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük... (Kasas Suresi, 41-42)
    O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir. (Hud Suresi, 98)
    O gün inkar edenler dünyada büyük bir sebatla bağlılık gösterdikleri liderle aralarında doğu ve batı uzaklığı olmasını isteyeceklerdir. Bu gerçek Zuhruf Suresi'nde şöyle haber verilmektedir:
    Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. Sonunda Bize geldiği zaman, der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen)." (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azabta da ortaksınız. (Zuhruf Suresi, 36-39)
    O gün insanlar, dünyada çok sevdikleri, güvendikleri, büyük bir şehvetle bağlandıkları, kişilerin bir kısmını tanımayacak, bir kısmını da inkar edecek, hatta onlara lanet edeceklerdir. Ayette şöyle buyrulur:
    (İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur. (Ankebut Suresi, 25)
    Kuran'da, Allah'ı unutup O'ndan başkasını razı etmeye çalışarak ömrünü geçiren bu kişilerin Allah'ın huzurunda birbirleriyle olan çekişmeleri şu şekilde anlatılır:
    Siz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın cehennemin içine, Hayra engel olan, saldırgan şüpheciyi, Ki o, Allah'la beraber başka bir ilah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine atın. Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırdım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi." (Allah buyurur:) "Benim huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim." Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim." (Kaf Suresi, 24-29)
    Müminleri ve onların gittiği dosdoğru yolu beğenmeyen bu insanlar din gününde müminleri kendi yanlarında göremeyince oldukça şaşırırlar. Şaşkınlıkları ise ayetlerde şu şekilde haber verilmektedir:
    Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz." Biz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?" Bu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir. (Sad Suresi, 62-64)
    Dünyada aralarındaki anlaşmazlıklar hiçbir zaman son bulmamış, kendi yaşamlarını kendi elleriyle karartmışlardır. Birbirlerine yaptıkları bu zulmün aslında farkındadırlar. Yaşadıkları ortamda hatta yakınları arasında dahi rahat etmemişlerdir. Buna rağmen aralarındaki münakaşalardan bir türlü vazgeçmezler. Müminler dünyada ve ahirette hep huzur içinde olmalarına rağmen, onlar hep bir huzursuzluk ve sıkıntı ortamında yaşarlar. Kuşkusuz bu durum yaşadıkları ve daimi olarak yaşayacakları azap çeşitlerinden biridir. Hem dört bir koldan acıyı tadacaklar, hem de yakınları sandıkları kişilerle çekişme halinde olacaklardır.
#09.07.2004 15:43 0 0 0