İmam-ı Buharî de, Hz. Aişe'den vahyin keyfiyeti hakkında şu hadis-i şerifi rivayet ediyor:
"Hâris: 'Ya Resulallah, sana vahiy nasıl geliyor?' diye sordu. Resulüllah da buyurdu ki: 'Bazen bana çıngırak sesi gibi gelir ki, bana en ağır geleni de budur. Benden o hâl zâil olur olmaz Meleğin bana söylediğini iyice bellemiş olurum. Bazen Melek bana bir insan olarak temessül eder. Benimle konuşur. Ben de söylediğini bellerim.'
H.z.Aişe der ki: Soğuğu pek şiddetli bir günde kendisine vahiy nâzil olurken görmüşlüğüm vardır: Kendisinden, o hâl geçtiği vakit şakaklarından ter akardı."
Çeşitli ayet ve hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki, vahyin 6-7 mertebesi ve şekli vardır.
a. Sâdık rüya şeklinde Peygamber Efendimiz rüyalarını bir sabah aydınlığı kadar âşikar görürdü.
b. Uyanıkken Melek görünmeksizin Peygamber Efendimizin kalbine ilka edilmesi şeklinde
c. Meleğin bir insan suretinde temessül etmesi şeklinde
d. Meleğin bir çan sesi gibi hitap etmesi şeklinde
e. Meleğin asıl suretinde görünmesi şeklinde Efendimiz Cebrail'i vahyin ilk başlangıcında ve Miraçta olmak üzere iki defa böyle görmüştü.
f. Cenâb-ı Hakkın Miraç gecesinde Peygamber Efendimize doğrudan vahyetmesi şeklinde Beş vakit namaz ve Bakara Sûresinin son ayetleri böyle vahyolundu.
Kuran'ı Kerim peygamberimizin eline yazılı olarak gelmedi.23 sene boyunca yukardaki yazıdaki gibi yollarla peygamberimize bildirildi.sonra;
Kur'ân âyetleri indikçe vahiy katipleri tarafından yazılırdı ve sonra ezberlenirdi. Peygamber Efendimiz vahiy kâtiplerine, "Şu âyeti, filan sûrenin, filan ayetinin yanına yazın!" diye emir buyururdu ve kâtipler de ait oldukları yerlere onları yazarlardı. B
azı sahih hadis kitapları Hz. Osman'dan şunu naklediyorlar: "Resül-i Ekrem muhtelif sûrelerden birine ait bir ayet nazil olunca vahiy kâtiplerini çağırır, 'bu ayetleri, şu veya şu ayetleri havi olan sûreye yazın!' derdi." Bu yazılan ayetler Sahabelerin ellerinde dolaşır, okunup ezberlenirdi. Ancak hepsi bir arada mushaf hâlinde, bir cilt şeklinde değildi.
burdan da anlaşılacağı üzere katipler arapça değilde başka bir dil biliyor olsalarmış o dilde yazacaklarmış.bence şekil önemli değil arkadaşım.önemli olan ne yazdığı,içeriği.arapça bilmediği için çok insan kuranı okuyamıyor.Atatürk çok okuyan bir insanmış,binlerce kitap okumuş,dinimizi çok ayrıntılı okumuş olduğuna inanıyorum.türkçeye çevrilsin demesi bence de mantıksız değil.
Kürtlerin ezilmişliğini söyleyen arkadaşlara şunu söylemek istiyorum, demokratik haklar konusunda uğradıkları haksızlıklar var bunları da zaten dile getirerek mücadelesini yaptılar bazı şeyler de değişiyor bunun içinde mutluyum,ancak sormak istediğim şu.bu ülkede bütün demokratik haklar türklere bol bol verildi de kürtlere hiç mi verilmedi? kürt ve türk ebeveynlerden olan melezleri hangi kategoriye sokacağız yada diğer etnik vatandaşlarımızı? düşüncelerinden dolayı sürgüne gönderilen memleketine hasret ölen koca şairler cezaevlerinde yatan yazarlar aydınlar,gencecik yaşlarında asılıp ölen insanlar bunların hepsi kürt müydü? evet kürttü diyebiliyorsanız başka bir şey diyemeyeceğim.her ihtilalde çekilen sancıyı hepimiz çektik. her konuda sadece biz derseniz olmaz.yaşanan acılar var hatalar var bunları türk halkı hepimiz yaşadık.üstesinden de hepimiz birlikte geleceğiz demeliyiz.birbirimizi incitmeye ne gerek var.ben kürt değilim dedem selanikten gelmeymiş çok ta merak etmiyorum açıkçası, burada doğdum önce insanım.kürt kuzenlerim var ,arkadaşlarım var hepsini de çok seviyorum.Atatürk kürt olsaydı derseniz bende size, Atatürk memleketini kendi hayatınının önünde gören insandı derim.ne mutlu türk olanlara dememiş, ne mutlu türküm diyene demiş, keşke doğru yorumlanabilse ve kimse kendini farklı görmese.