Teknik direktör Carlos Carvalhal yönetiminde, BJK Nevzat Demir Tesisleri'nde basına kapalı olarak gerçekleştirilen antrenmanda, futbolcuların dinlenme ve taktik çalışmaları yaptıkları belirtildi.
Ankaragücü maçında sahaya çıkan oyuncuların koşu yapmakla yetindikleri, diğer oyuncuların ise istasyon, pas ve pres çalışmalarının ardından yarı sahada çift kale maç oynayıp, şut çalışmasıyla idmanı tamamladıkları kaydedildi.
Beşiktaş'ın dün akşam oynadığı Ankaragücü maçında beline darbe alan Ricardo Quaresma'nın çalışmada yer almadığı kaydedildi. Oyuncunun durumuyla ilgili bilgi verilmezken, beline darbe alan Quaresma ile tedavisi süren Almeida'nın antrenmana çıkmadıkları ifade edildi.
Beşiktaş takımı, Bursaspor maçının hazırlıklarını yarın yapacağı antrenmanla tamamlayacak
Beşiktaşımız; Tolga Özkalfa, Ali Saygın Ögel, Volkan Narinç hakem üçlüsünün yönettiği karşılaşmaya etkili başladı.
3. Dakikada Besiktaşımız Fernandes sol kanattan serbest vurus kullandi, ceza sahasi içine ortasini yapti ama savunma araya girerek topu uzaklastirdi.
9. Dakikada takımımızın ataginda Simao sol kanattan ceza sahasi içine yerden ortasini yapti, Edu gelisine sert vurdu ve kaleci Özden son anda köseden topu çelerek kornere gönderdi.
17. Dakikada siyah-beyazlılarımızın ataginda Simao sol kanattan çizgiye indi, ceza sahasi içine yerden ortasini yapti, Aurelio gelisine sert vurdu ama top savunmaya çarparak uzaklasti.
22. Dakikada Besiktaşımız'ın ataginda Ismail sol kanattan çizgiye indi ama kontrolü iyi olmayinca top auta çikti.
27. Dakikada ekibimizin ataginda Edu ceza sahasi disindan kaleye sut denedi ama top auta çikti.
32. Dakikada Ankaragücü gole çok yaklasti. Ugur Uçar sol kanattan serbest vurus kullandi, direkt kaleye sert vurdu ve kaleci Cenk güçlükle topu üstten saha içine çeldi, sonrasinda pozisyonu takip eden Theo Weeks bekletmeden sutunu vurdu ama top auta çikti.
33. Dakikada Besiktaşımız ataginda Simao sol kanattan ceza sahasi içine ortasini yapti, Edu bekletmeden sert vurdu ve kaleci Özden güçlükle topu kornere çeldi.
Karşılaşmanın 35. Dakikasında Fernandes sol kanattan korner kullandi, ceza sahasi içine ortasini yapti Sidnei yükseldi kafayi vurdu ve top aglarla bulustu. (1-0)
43. Dakikada siyah-beyazlılarımızın ataginda Fernandes ceza sahasi disindan sut denedi ama top auta çikti.
Karşılaşmanın ilk yarısı Beşiktaşımız'ın 1-0 üstünlüğü ile sonuçlandı.
50. Dakikada takımımızın ataginda Edu sag kanattan ceza sahasi içine ortasini yapti ama savunma topu uzaklastirdi.
53. Dakikada Rajnoch, takımımız ataktayken bir anda topu aldi, ileriye dogru uzun oynadi, Tisdell 2 kisi yakalanan savunma arasindan topu kapti, kaleci Cenk'in de kalesini terkettigini görünce sag kanattan kaleye sutunu vurdu ve top aglarla bulustu.(1-1)
60. Dakikada Fernandes sag kanattan serbest vurus kullandı, ceza sahasi içine ortasini yapti ama savunma topu kornere gönderdi.
64. Dakikada siyah-beyazlılarımız Fernandes sag korner çizgisi yanindan serbest vurus kullandi, ön direge ortasini yapti ama Edu topu auta gönderdi.
71. Dakikada Besiktaşımız'ın ataginda Ismail Köybasi sol kanattan ceza sahasi içine ortasini yapti, Simao topun gelisine sert vurdu ve top üst direge çarparak auta çikti.
77. Dakikada Mustafa Pektemek ceza sahasi içine atilan topa iki kisi arasindan siyrilarak hareketlendi, topla bulusur bulusmaz kaleye sert vurdu ama top yan aglarda kaldi.
81. dakikada Fernandes sag kanattan korner kullandi, ceza sahasi içine ortasini yapti, Egemen'den seken topa son vurusu Sidnei yapti ve topu aglara gönderdi.(2-1)
88. Dakikada Quaresma sol kanattan çizgiye indi, ayaginin disiyla ceza sahasi içine ortasini yapti, Mustafa Pektemek yükseldi kafayi vurdu ve top aglarla bulustu. (3-1)
Beşiktaşımız, Spor Toto Süper Lig'in 2. haftasında, yarın Fiyapı İnönü Stadı'nda saat 20.00'de Ankaragücü ile karşı karşıya gelecek.
Siyah-beyazlılarımız, Spor Toto Süper Lig'in 2. hafta maçında Ankaragücü ile yarın 97. kez karşılaşacak.
Siyah-beyazlılarımız'ın oynayacağı Ankaragücü karşılaşmasını Tolga Özkalfa yönetecek. Yardımcılıklarını Ali Saygın Ögel ve Volkan Narinç yapacak. Hakan Ceylan ise 4. hakem olarak görev alacak.
Bugüne dek oynanan 96 maçta Beşiktaşımız 65, Ankaragücü 8 galibiyet alırken, 23 karşılaşmada da beraberlikle sonuçlandı. Beşiktaşımız'ın attığı toplam 177 gole, Ankaragücü 64 golle karşılık verdi.
Siyah-beyazlılarımız, Ankaragücü maçı hazırlıklarını sürdürüyor.
Beşiktaşımız, 19 Eylül Pazartesi günü oynayacağı Ankaragücü maçı hazırlıklarına, 15 dakikası basına açık olan ve 1.5 saat süren antrenmala devam etti.
Çalışmaya tedavisine devam edilen oyuncularımız Fabian Ernst ve Hugo Almeida katılmazken, Atınç Nukan takımdan ayrı düz koşu yaptı.
Antrenörümüz Carlos Carvalhal'ın yönetiminde yapılan antrenmanda kondisyon ve taktik çalışması yapıldı.
İdman ısınma koşuları ile başladı. Oyunların yapıldığı ısınma çalışmasının ardından istasyon çalışmalarına geçildi. Pas çalışması ve minik kale maç ile devam eden idmana, taktik çalışmasının yer aldığı yarım saha maç ile devam edildi. Antrenman şut çalışması ile sona erdi.
Takımımız hazırlıklarını, yarın aksam 18.30'da basına kapalı yapacağı antrenmanla tamamlayacak ve kampa girecek.
Tüm taraftarlarımız, Ankaragücü maçı biletlerini Biletix'ten satın alabilir.
Takımımız, Spor Toto Süper Lig'in 2. haftasında, Ankaragücü ile 19 Eylül Pazartesi günü Fiyapı İnönü Stadyumu'nda saat 20.00'de karşı karşıya gelecek.
Tüm taraftarlarımız, bugün (17 Eylül) saat 13.00'den itibaren biletlerini, Biletix satış standları, 0216 556 98 00 numaralı Biletix Çağrı Merkezi ve www.biletix.com internet adresinden satın alabilirler.
Bilet fiyatları şöyle:
VIP ÜST D 400,00 TL
VIP ÜST B&E 300,00 TL
VIP ÜST A&F 235,00 TL
VIP ALT C&D 235,00 TL
VIP ALT B&E 200,00 TL
VIP ALT A&F 150,00 TL
NUMARALI ORTA 150,00 TL
NUMARALI KENAR 125,00 TL
KAPALI ÜST 100,00 TL
KAPALI ALT 90,00 TL
YENİ AÇIK 50,00 TL
ESKİ AÇIK 50,00 TL
RAKİP TAKIM (E.Açık) 50,00 TL
Görüşmeyeli uzun zaman oldu Metin Üstündağ - Görüşmeyeli uzun zaman oldu Metin Üstündağ Kitap Tanıtımı - Görüşmeyeli uzun zaman oldu Metin Üstündağ Kitap Özeti - Görüşmeyeli uzun zaman oldu Metin Üstündağ Hakkında
görüşmeyeli uzun zaman oldu
Metin Üstündağ
edebiyat |
öykü |
ISBN: 975-570-202-4 | 128 sayfa
Etiket Fiyatı 6,00 TL
Mizah edebiyatımızın karamsar romantiği metin üstündağ'dan yürek hoplatan, beyin zıplatan 47 yeni hikaye.
"Metin Üstündağ 15 şubat 1965 yılında erzincan'da doğdu. 8 yaşından beri istanbul'da geziyor. Yazar - çizer - şair - baba - editör ve iflah olmaz bir hayal - hayat meneceri . Dünya o yürürken biraz aksıyor
Denemeler Metin Üstündağ Kitabı - Denemeler Metin Üstündağ Kitap Özeti - Denemeler Metin Üstündağ Hakkında
Denemeyenler
Metin Üstündağ
edebiyat |
deneme |
ISBN: 9755702849 | 327 sayfa
Basım Tarihi : Ocak 2006 | Etiket Fiyatı 20,00 TL
Metin Üstündağ'ı okur gözünde ' met üst' sıcaklığına eriştiren 'mavra zamanı', 'ömür törpüsü' ve 'imza: bir dost' kitaplarından harmanlanmış 46 yazı ve 37 hikaye bir arada.
Bu kitap, mizah ve edebiyat adına her türlü biçimin cesurca denendiği tek yazarlı dev bir antoloji.
"Metin Üstündağ 15 şubat 1965 yılında erzincan'da doğdu. 8 yaşından beri istanbul'da geziyor. Yazar - çizer - şair - baba - editör ve iflah olmaz bir hayal - hayat mene
Pablo Nerudaya Cevaplar Kitabı Metin Üstündağ Kitap Tanıtımı - Pablo Nerudaya Cevaplar Kitabı Metin Üstündağ Kitap Özeti - Pablo Nerudaya Cevaplar Kitabı Metin Üstündağ Hakkında
Kitabın Yazarı : Metin Üstündağ
Kitabın Yayınevi : Sel Yayıncılık
Basım Tarihi : Temmuz 2002
Pablo Neruda'ya Cevaplar Kitabı Açıklama
Günümüz mizahının usta ve yenilikçi kalemi metin üstündağ bu kitabında dünyaca ünlü Şilili ozan Pablo Neruda'nın meşhur Sorular Kitabı'ndaki dizelere halk âşıkları geleneğindeki atışma formunu modern bir şekilde kullanarak cevaplar veriyor.
Dünyada başka örneği bulunmayan son yılların en keyifli kitaplarından biri.
İmza Bir Dost Metin Üstündağ Kitabı - Metin Üstündağ Kitap Tanıtımı - Metin Üstündağ Hakkında - Metin Üstündağ Yazıları
.
İmza: Bir Dost
Metin Üstündağ
:
Parantez Yayınları
1998
Metin Üstündağ, ya da halk arasında bilinmeyen ismiyle, kısaca: 'Met Üst! ' Ece Ayhan'a göre: 'Sıkı Şair'. Aziz Nesin'e göre: 'Mizahımızın suyunu değiştirdi'. Leman ve Öküz okurlarına göre ise: 'Vazgeçilmez, keyifli bir tiryakilik'. Bu kitabında yine, o benzersiz kalemini bir şiire, bir felsefeye daldırarak, sayfaları aynı anda, hem neşeye, hem de hüzne boğuyor.
Bu kitap, Metin Üstündağ ile yeni tanışanlar için görkemli bir şölen, Met Üst tiryakileri için ise tam bir ziyafet. Leydi Diana ile Dodi El Fayed için ise, kitap çıkmadan önce öldüklerinden dolayı, malesef, artık bir pişmanlık abidesi! (Arka Kapak)
Gittiğine inanmak istemezki gözlerim
Mademki gitmedin ne bu gözyaşları derse biri ne cevap veriririm
Dudaklarımı ıslatan yağmur bir daha yağsa nasıl yalnız ıslanırım
Giderken hiç düşünmedin mi?
Sabah odama gelse güneş sensiz nasıl uyanırım
Hep korktuğumuz ölüm hani ikimizi birden götürecekti
Şimdi gelse tutsa kolumdan ben nasıl giderim...! ! !
Sabahlara kadar ağladım mesela, durmadan. Görenlere "en yakınımı kaybettim" dedim. Gözyaşlarıma yalan. Ne aşklarım oldu benim.
Sen de bir şey misin.
Çocuğumu elimden almışlar gibi. Çektim öksüzlüğü. Hiç durmadan koştum, yağmurları içtim.
Adım adım.
Ne aşklarım oldu benim.
Hepsi bir yana.
Bu şiirin sahibi yine de sensin!
Metin Üstündağ - Metin Üstündağ Yazıları - Metin Üstündağ Sözleri - Metin Üstündağ Cümleleri
Biri ile öbürü, iki can ciğer zamir arkadaş... bulmuş buluşturmuş, buluşmuş, içiyorlar... masa paso donatılmış, öyle ki, bir kuş sütü, bir de arı çükü eksik... ve fakat, gel gör ki: ne aktüalite, ne magazin, ne memleket meseleleri, ne hatıralar, ne geyik muhabbeti... tıss... tek harf, tek hece, tek kelime, tek cümle, tek paragraf işlemiyor. Gereksiz ve perakende bir off uleannn off nidaları dolaşımda... yan masalardan , biri ile öbürünün masasına, misilleme yaparcasına şen kahkahalar ve lafını balla kestim hoca cümleleri geliyor. Biri ile öbürü, birbirlerinin yüzlerine ve yüzlerinin ortasında bulunan ve içlerini gösteren pencerelerine -yani gözlerine- bakmamaya büyük özen göstererek, içlerinden; ulan nereden de buluştuk, sanki içecek başka bir pipetdost yokmuş gibi diye geçiriyorlardı ki... tam bu esnada biri, öbürüne yeşil bir evlek umutla dönerek:
Bilmem farkında mısın... hayatımız son günlerde, kötü bir amerikan macera filminden daha hareketli, daha kanlı, daha gürültülü patırtılı ve daha kof geçiyor, değil mi?
Dedi... nefessiz ve binbir umutla sarfettiği bu geyik açıcı ön cümlenin sonundaki değil mi? soru kalıpçığı, mevzuyu dallandırıp budaklandırma harareti taşıyordu. Lakin öbürü hafiften kıçını döndürerek, yellenir gibi...
- sana katılmıyorum
Dedi... öbürünün bu dedisi, birini anında elektrik çarpmışa dönderdi. Demir ağzı kulaklarına varmak için can atan yüz derisi sinirle gerildi ama bu gerginliğini pek belli etmemeye çalışarak gene;
- peki... cümlemi şöyle baştan almak isterim...bilmem farkında mısın... hayatımız son günlerde, kötü bir hint macera filminden daha hareketli, daha kanlı, daha gürültülü patırtılı ve daha kof geçiyor, değil mi?
Dedi... cümlenin ucundaki bu, değil mi? soru kalıpçığı, artık soru kalıpçılığından çıkmış, çoktan kapçık ağızlı bir yakarış cümlesi kalıpçığına dönüşmüştü... öbürü, içkisinden bir yudum, mezesinden bir gıdım, sigarasından bir tadım aldıktan sonra, kıçının çatalına görünür bir rahatlık kazandırarak ve yine yellenir gibi;
- ben bu tezine de katılmıyorum
Dedi... biri, öbürünün bu dedisi karşısında da hormonlu domates gibi vakitsiz kıpkırmızı oldu ve o onda öbürünü dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz nokta dokuz yerinden çatallamak istedi. Ancak öbür masalara madara olup, madaralı roman ödülüne aday olmamak için alttan, yani deniz seviyesinden aldı mevzuyu ve besili taze bir umutla yeni bir cümle kurdu:
- anlıyorum... cümlemi baştan şöyle almak istiyorum... farkında mısın bilmem... hayatımız son günlerde, kötü bir singapur macera filminden daha hareketli, daha kanlı, daha gürültülü patırtılı ve daha kof geçiyor, değil mi?
Dedi... biri, bu dedisini dedikten sonra öbürünün ağzının içine bakarak, o sarımsaklı cacık kokan kıl tomarlı kunduz ağızdan: evet, evet, ne kadar da haklısın hudey hudey hey dost gibi onu onaylayıcı ve geyik muhabbetine omuz verici, küçük, minnacık bir cümlecik bekledi... lakin karşısındaki ağız, ağız değil, sanki çanakkale boğazıydı... öbürü, tekrar içkisinden bir yudum, mezesinden bir tadım, sigarasından bir gıdım aldıktan sonra, o sarımsak kokan kunduz ağzını peçeteyle ufak tefek silerek ve kıçının çatalını biraz daha gevşeterek öbürüne döndü ve yellenir gibi;
- inanır mısın?
Dedi... öbürünün dediği bu inanır mısın? başlangıcı, tam birinin tüm geyik muhabbeti yelkenlerini ve ağız kaslarını havalandırmıştı ki... öbürünün:
- inanır mısın? Sana yine katılmam mümkün değil...
İlavesiyle, birinin tüm geyik muhabbeti yelkenlerini ve ağız kaslarını suya düşürdü... biri, artık çoktan zıvanadan çıkmış ve hatta zıvanaya en uzak semtlere doğru ilerliyordu, kendi içselliği içinde... öbürünün kafasına çatalı, bıçağı, masayı, barbunyayı ve garsonları geçirmek istiyor, lakin aile, toplum ve devlet baskısından ürküyordu... kendi kendisine ulan bu gece, ya bu cümle bir geyik muhabbeti mertebesine terfi edecek, ya da ikimizden birinin nakli tahtalı köye çıkacak diye geçirerek ve de artık kuracağı cümleyi hiç de özen göstermeyerek, makinalı tüfek gibi karşılıklı iletişimsiz bir konuşmaya davrandılar.:
- bilmem, farkında mısın... hayatımız, son günlerde, kötü bir cubuti macera filminden...
- katiyen katılmam...
- bilmem, farkında mısın... hayatımız, son günlerde, kötü bir yukarı volta macera filminden...
- sana katılmam imkan ve ihtimal dahilinde değil...
Biri, öbürünün tüm olumsuzlamalarına rağmen, geyik açıcı cümlesindeki ülke sineması bölümüne kuzey kore, güney yemen, endonezya, peru, san marino, papua yeni gine, çorum gibi aklına gelen gelmeyen, bilinen, bilinmeyen tüm ülke sinemalarını cümle içerisinde yad etmesine rağmen, öbürü tüm hepsini dilinin tersiyle ve de kıçının çatalıyla, yellenir gibi, o hüsnü mübarek kunduz ağzıyla savulladı...
Biri artık kendine hakim olma sınırlarını çoktan aşmış, kendine sanık olma konumuna gelmişti. Birden hışımla dönerek ve öbürünün boğazına sarılarak ve de toplum , aile, devlet baskısına eyvallah etmeyerek avaz avaz:
- peki ulan, farkında mısın bilmem... hayatımız son günlerde, kötü bir NE macera filminden daha hareketli, daha kanlı, daha gürültülü patırtılı ve daha kof geçiyor, değil mi?
Diye, bağırmaya başladı... garsonlar ve şef garsonlar öbürünü birinin elinden adeta sezeryanla aldılar... masa dağılmış, sinirler iyice gerilmiş, gece bomberbatbok olmuştu. Biri, biraz sonra kendine gelerek, çevresine köpek gibi gülerek, kariyerini düşünerek, yerde masada bulduğu her içkiyi kafasına dikerek, mezeleri avuç avuç yiyerek, sigaraları tomar tomar içerek sakinleşmeye çalışıyordu. Öbürü ise, tüm gıcıklığı ve kunduz ağzıyla sakin sakin içkisinden bir yudum, mezelerden bir gıdım, sigarasından bir tadım alıyordu.
Zaman epey geçmiş ve biraz önceki sahne unutulmuş, tam da sarhoş olmuş, tam da birbirlerini öpeyim ağbi kıvamına gelmişlerdi ki, öbürü kıçının çatalına görünür şekilde yüklenerek, adeta yelim yelim yellenir gibi;
- bilmem farkında mısın... hayatımız son günlerde, kötü bir çeçen-inguş macera filminden daha hareketli, daha kanlı, daha gürültülü patırtılı ve daha kof geçiyor, değil mi?
Dedi... öbürünün bu dedisi karşısında biri, bir an durdu (çeçen-induş sinemasının içinde bulunduğu krizi düşündü) ve sonra, gerildi gerildi ve değil uleeaan değil diyerek, öbürüne öyle bir kafa attı ki, öbürü meyhanenin camceresinden fırlayıp yirmi garson, üç patron ve yirmi yedi müşteri tarafından, kaldırımdan zor şer, ancak belki de kürek marifetiyle, kazınacak şekilde yeri öptü.
İsmimi Sormadı İsmini Sormadım Metin Üstündağ - Metin Üstündağ Sözleri - Metin Üstündağ Yazıları
"Sana ve tüm sandıklarıma.."
çok eski zamanlardı... daha kâmil değildim. daha bulamamıştım, bedeli
olacağım sözcük dizimlerini, "halk anlamaz" diyerek kendimi saklıyordum daha.
gece gündüz içiyor, kendimden geçiyordum.
köprüaltı'ndaydım.. köprüaltı'ndaydı.. köprüaltı'ndaydık.. köprü daha
altımızdaydı. az ötemde duruyordum.. az ötede duruyordu. gözlerimdeki hüzün,
"taşra baskısı.." gözlerindeki hüzün, "kızyurdu yalnızlığı.."
- eskiden, tekel birası vardı, dedim.
- efendim.. yoğurt mu dediniz, dedi.
- eskiden, tekel birası vardı dedim. daha dikik ve daha dolu. tamam
birası birazcık kamu arpalar içerirdi lâkin köprü'ye de yakışırdı.
- ha, şimdi amarcord'um.. evet hatırlıyorum.. bi de golden sakız
vardı. içinden artiz resimleri çıkan. en bir çok da ekrem bora.
ben dedim: "yanıma gelsene.. benimle kalsana.. yalnız benim olsana..
(susadıkça ankara gazozu)
o dedi: "gayet mümkün.." (geldi, kaldı, oldu)
ben dedim: "saçlarınız böyle tuhaf, örgülü.. Vadideki Hayat vardı..
hani dizi.. oradaki kızılderili jim'e benziyor."
o dedi: "ben Rudi Cordeş'i de severdim.. falkonotti ne adiydi değil
mi.. Ramona güzel kızdı.."
ben dedim: "bizim televizyonumuz yoktu.. şimdi acayip bulvar olan bir
aile bahçesinde, çekirdek yiyerek, kaçak Dr. Kimbıl'ı seyrederdik mahallecek."
o dedi: "biz de televizyonu Küçük Ev'in büyük kızı Meri Ingıls'ın kör
olduğu bölümde almıştık."
ben dedim: "beyoğlu civarında şimdi "fast food" ve "atari salonu" olan
her yer, o zaman birahane salonuydu.. değişim en önce beyoğlu ve beyazıt'a
yansıyor bu istanbul'da."
o dedi: "bir çocuk sevmiştim lise'de.. tıpkım eski Tarık Akan.. hani
yerli filmlerdi.. hani uzun saçları ve renkli gözleri vardı onun.."
ben dedim: "bilmiyorum.. her filminde mutlaka, Elmadağ'dan Taksim'e
(en azından bir kere) ağır çekimde koşardı.. akabinde o günün en sevilen pop
şarkısı.. kan ve gül.. gül ve diken mesela."
o dedi: "clip'si şarkılardı.. hayatlarımız clip.. ispanyol paça
pantolonlar, fil kulağı yakalı gömlekler, apartman topuklu ayakkabılar, mini
etekler, favoriler ve bıyıklar.. köylü, kentli demeden tüm hanımlar mini etek
giyerdi nerdeyse. on yıl sonra türban vakası patlaması ne garip."
ben dedim: "bu ülke nerelerine yaşıyorsa bunca hayatı.. ezbere
yaşıyor.. çabucak unutuyor.. sıfırın altında belleği.. anılar emeklemiyor."
o dedi: "1 Mayıs ve Taksim'deki onca insanın yeri.. şimdi her galipli
kupa maçı sonrası, ellerinde bir bayrak, dillerinde slogan, kadınlı erkekli
çıkıp tur atıyorlar.. bayraklar ve sloganlar mı değişti yalnız.. nereden
geliyor bu happening çılgınlık. Taksim niye kusmuyor.."
ben dedim: "devrimciliğimiz de biraz Yılmaz Güney markajı içermiyor
muydu.. erkeglerin hepsi birer Yılmaz Güney kopyası değil miydi.. kısa saç,
küt bıyıklar.. hepsi onun yadigarı.. kafa olarak da belki onun nûveleri ve
gûveleriydik.. bütünsüz olamayan çok tümsek tam tamlardık.. kendimiz değildik
ki belki de bundan yandık.. bütünü oluşturan birer tek tük değildik.. çoktuk
ama yoktuk.. belki bundan yenildik."
o dedi: "menekşe yeşili'ydi prenses süreya'nın gözleri.. rıza şah
pehlevi'den çocuğu olmuyor diye nasıl da üzülürdük."
ben dedim: "ne hızlı yaşlanmışız.. yaşlandırılmışız değil mi.. Haldun
Taner yaşımıza gelmeden, Haldun Taner gibi konuşur olduk.."
o dedi: "çünkü bizim her şeyimiz aşırı toplumsal.. buna kalp mi
dayanır, manda gönünden."
ben dedim: "ne güzel şakıyorsun a bülbül.. uzat alt öperceni, az biraz
öpeyim ufarak."
(öpüştük... öpüştük... öpüştük.. öpüştük..)
- susmak vaktidir dedi. bir arkadaşımın evi var.. kendisi kürt ve
şimdi mülteci isveç'te.
- orada oralım mı oralarımız buralarımızı yâni..
atladık bir taksiye.. bile bile yanlış sokaklara girerekten, bile bile
yanlış caddelere çıkaraktan, bile bile taksicinin teybine bir erkin koray
kaseti koyaraktan, bile bile şimdi apartman olmuş arsalardaki çocukluklarımızı
uzaktan severekten, dediği eve geldik.
o dedi: "ellerin niye bu kadar büyük.."
ben dedim: "seni daha büyük kucaklamak için.."
o dedi: "gözlerin niye böyle büyüdü.."
ben dedim: "seni daha net görebilmek için.."
o dedi: "çükün de hemen kalkmış büyükanne"
ben dedim: "gak, guk.. hatta kem, küm.."
sabaha kadar seviştik.. sabaha kadar ter içtik.. öğlen uyandığımda
yastığın öbür ucu sibirya.. sibirya'ya ilişik bir ufacık not'çuk:
"belki yine, rastlaşırız kimbilir.. belki yine, konuşuruz
çocukluğumuzdan.. belki yine, çıkarken anahtarı su saatinin üzerine bırak..
belki yine, seni çok sevdim.. belki yine, kendine iyi bak, sevgili kimsesiz
çocuk jack"
(seni seven pasaklı sally)
kalktım.. giyindim.. anahtarı su saatinin üzerine bıraktım.. vurdum
aşkşamdan kalma kendimi, bir başka istanbul aşkşamına.. gol oldum.
Metin Üstündağ - Metin Üstündağ Sözleri - Metin Üstündağ Hakkında
* Yalnız, tek tabanca'dır... her gördüğüne "daan!" diye vurulur.
* Yalnız'ın toplu fotoğrafları bile vesikalıktır.
* Yalnız'ın hayatını kalabalıklar yaşar.
* Yalnız ölünce, nüfus eksilmez.
* Yalnız iğneyi de çuvaldızı da kendine batırır, yetinmez minare hatta bayrak direği arar.
* Yalnızlar kendi aralarında ikiye bile ayrılamazlar.
* Yalnız çok tutumludur; düş'ünden tırnağından artırır, hep içine atar.
* Yalnız hiçbir şey'in devamını getiremez.. her şey'in ortasını yaşar.. yalnız ortalıkta şaşar.. yalnız orta malı'dır, herkes onu bir defa mutlak kullanmalıdır.
Adnan Menderes'in avukatı Talat Asal idamın yıldönümünde sessizliğini bozdu.
Seda ŞİMŞEK / Bugün
Başbakan Menderes ve arkadaşları Yassıada'ya gönderildi. Demokrat Partililer burada türlü işkencelere maruz kaldı. Davanın sonu başından belliydi, Mahkeme Başkanı Başol, "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor" diyerek kararı zaten açıklamıştı.
Sadece Demokrat Partililer değil, onları savunan avukatlar da 27 Mayısçıların hışmına uğradı. Başbakan Adnan Menderes'in avukatı Talat Asal ile 17 Eylül 1961'de idam edilen Menderes'i ve Yassıada Mahkemeleri'ni konuştuk.
17 Eylül'de idamının 48. yıl dönümünde rahmetle anacağımız Menderes, Yassıada şartlarında dahi demokrasiye sadakatini avukatından son isteği ile ortaya koymuş: Diktatör olmadığımı savunun...
kullanBaşbakan Menderes'in avukatı Talat Asal, o günleri anlatırken "Yassıada'daki 12 metrekarelik odasının üstünde sürekli çalıştırılan bir makine vardı. Uyuması, dinlenmesi imkansız hale getirilmişti. Bu bir işkenceydi" dedi...
Adnan Menderes ile avukatlığını yapmadan önce tanışıyor muydunuz?
Ben DP mensubuydum. Binaenaleyh partiliydim. Rahmetli Adnan Menderes'in yakınları ve özellikle bazı üniversite hocalarının tensibiyle rahmetlinin vekaletini deruhte ettim. Rahmetli ile daha önceden tanışıklığımız ve kendisiyle bazı konuları müzakere ettiğimiz doğrudur.
Yassıada'da ilk görüşmenizi nasıl yaptınız?
Bir akşam üzeri Hava, Deniz, Kara Kuvvetleri mensubu üç asteğmen, kaldığım otele geldiler. Önlü arkalı eskortlarla Dolmabahçe rıhtımına indik. Oradan Lale adlı deniz motoruyla Yassıada'ya gittim. Yassıada'da rahmetlinin 12 metrekarelik odasında meseleleri yarım saat içinde konuşmaya çalıştık. Çünkü süre yarım saatti.
Uyutmadılar bile...
İlk görüşmenizde neler yaşadınız, Adnan Bey nasıldı?
Küçücük bir oda. Odada bir siyah karyola, iki tane tahta iskemle, bir tahta masa... İkinci iskemle kendisini 24 saat bekleyen subaylara aitti. Bu şartlar altında, hiçbir şey konuşmadan bir insanın dünyadan habersiz yaşadığı takdirde ne hale gelebileceğini tahmin ederseniz o haldeydi. Bir manevi işkencenin tesirleri ayan beyan görünüyordu. Kaldı ki, bu işkencenin daha şiddetli tarafları da vardı.
İşkence mi gördü?
Mesela, odasının üstüne konulan bir aletin devamlı çalıştırılması suretiyle Beyefendi'nin uyuması, dinlenmesi imkânsız hale getirilmiştir. Bundan çok şikayet etmiştir. Fakat, Başol nasıl "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor" dediyse, işkence meselesi bu açıdan düşünülmelidir.
İlk görüşmenizde neler konuştunuz?
İlk görüşmemizde davalarla ilgili meseleleri konuştuk. Yarım saat içinde ne kadar konuşulabilirse o kadar konuştuk.
Dışarıda olup bitenlerden haberi var mıydı?
Dışarıdan haber vermemiz yasaktı. Ailesini anlattım.
Savunmanın esasları
İdam edileceğini hissediyor muydu?
Son görüşmemizi ağustos ayında yaptık. Son görüşmemizde birbirimizden ayrılırken, bir elimi eliyle tuttu ve sağ kolunu yukarı kaldırarak, "Milletime ve Allah'a hesap veriyorum" dedi.
Bir isteği olmuş muydu?
Olmuştu. "Benim diktatör olmadığımı, dikta rejimine gitmek istemediğimi savunun" demişti. Bu suretle savunmamın esaslarını tespit etmiş oluyordu. Ben de onu yaptım. Gerek iddia makamı gerekse mahkeme dedikleri heyet, o kadar teferruat ve komik hadiselerle meşgul olmuştur ki, şaşırmamak elde değildir. Bunların üç örneği.
Bebek Davası, Örtülü Ödenek Davası, Köpek Davası'dır. Bu davaların komik tarafları da dahil olmak üzere özelliklerini "Don Davası, Cımbız Davası, Köpek Davası" adlı kitabımda yayınladım. Orada adaletin ne hale getirildiği ortadadır.
Siyasi vefanın örneği
Kendisi aleyhine tanıklık eden siyaset arkadaşlarıyla ilgili sizinle hiç konuştu mu?
Ethem Menderes, Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Paşa'nın yazdığı mektubu kendisine göstermemiş. Ama, yapacağımız savunmalarda hiçbir siyasi ve gayri siyasi şahıslara atıfta bulunulmaması hususuna dikkat etmemizi arzu etmişti. Bu, siyasi vefanın müstesna örneğidir. En büyük arzusu 10 yıllık iktidar dönemindeki sosyal ve ekonomik icraatın tüm ayrıntılarıyla sergilenmesiydi.
Hukuku, siyasetin oltasına yem yaptılar
Başbakan, Yassıada'da anayasayı ihlal etmekle suçlanmıştı, özü neydi?
Anayasanın ihlali filan söz konusu değildir. O zamanki Ceza Kanunu'nun 146. maddesinin hiçbir unsuru oluşmamıştır. O mahkememahkûm etmek için kurulmuş bir mürettep, sözüm ona mahkemedir.
Bir iftira kampanyasıydı
İstanbul ağırlıklı hukuk profesörlerinin 27 Mayıs ve sonrasında özellikle Yassıada Davası'ndaki rolleri neydi?
27 Mayıs darbesi bir iftira kampanyasıydı. Bu husus aydınlığa kavuşunca, normal bir mahkemenin mahkumiyet kararı veremeyeceği gerçeğine ulaşan birtakım fetvacı profesörler, Yassıada Mahkemesi'nin, Yüksek Adalet Divanı gibi bir mahkemenin kurulmasını istemişler ve o mahkeme bu suretle meydana getirilmiştir. Hukuk profesörleri, hukuku siyasetin oltasına yem yapmışlardır.
Bu Türkiye'de hukukun ve yargının siyasallaşmasının başlangıç tarihi mi?
O mahkemede adalet yoktur. Adalet gece kulübünde dans eden oryantalistin ta kendisidir.
Naaşı teslim edildi mi?
Güneşli bir sonbahar günü, 17 Eylül 1961'de 13.05'de kendi devletinin darağacına çıkıp, kendi devletinin cellâdı tarafından asılarak öldürüldü. Naaşı alınmadı. İmralı'da gömüldü. Avukat olarak benim infazda bulunmam gerekiyordu, ama bulundurmadılar.
Berin Menderes'e mektup
Berinim, Dün ... tarihli mektubunu aldım çok şükür. Asal'ı görüp teşekkür edemedim, sen telefonla tarafımdan teşekkür et ve bana da bildir ki müsterih olayım; çünkü kendisine çok müteşekkirim, elinden geleni yaptı ve büyük külfetlere katlandı kaç aydır ve hepsinin üstünde candan ve dostça çalıştı. Bütün ıstırabımın tesellisi mektupların ve görüşmemiz müsaade olunur ümidi; ben minnet en derin hasret ve sevgiyle öperim.
İDAM FERMANI ERTESİ GÜN KAPISINA ASILDI
'Kendi devletinin cellâdı tarafından asılarak öldürüldü. İdam edildikten bir gün sonra, neden idam edildiğine dair belge ile celladın parasını istedikleri yazı evlerinin kapısına asıldı...'
Menderes'in idamından sonra ailesine gönderilen icralar var, cellâdın ve darağacının parasını da ailesinden istemişler, siz gördünüz mü o tebligatları?
İdamın ertesi günü, neden idam edildiğine dair belge, Aydın Beyefendi'nin ifade ettiği darağacının ve celladın parasını talep eden belge ile birlikte Tahran Caddesi Arman Apartmanı'nda oturdukları dairenin kapısına asılmıştır.
Ne kadarlık bir icra söz konusuydu ?
Örtülü Ödenek Davası'ndan 4 milyon 877 bin 719 lira civarı bir meblağ, cellada verilen para da 150 liradır.
Ne yaptınız, ödendi mi bunlar?
Maliye Bakanlığı Müsteşarı'na gittim, yüzüme bakmadı. Aile tarafından ödendi.
Berin Hanım nasıldı, bir gün Adnan Bey'in çıkacağını ve kavuşacaklarını ümit ediyor muydu?
Ümit ediyordu. Ümidin en az olduğu yerde ümit en fazladır.
Ailesiyle görüşmesine izin yoktu değil mi?
Beyefendi, her görüşmemizde ailesini görmek için gayret sarf etmemiz direktifinde bulunuyordu. Ama, çabalarımız sonuç vermedi. 10 Ağustos 1961 tarihli mektuplarının sonunda da aynı isteği tekrarlamıştı, ama görüşemedi. Bunun hiçbir kanuni ve insani dayanağı yoktur. Beyefendi'ye bu dünyaya, sevgili eşinin ve sevgili evlatlarının özlemi içinde terk ettirilmiştir.
Uçaklar onun ismiyle iniyor
Sizce neden idam edildi?
Menderes'in zihniyeti Türk siyasal sosyal, ekonomik hayata girmiş ve hâkim olmuştur. Bu İnkılâbın ortadan kaldırılması mümkün olamayacağı için sahibini ortadan kaldırmak istemişlerdir. Ama, Menderes'in çizdiği zihni inkılâp yolu bütün gücüyle vardır. İzmir'e uçaklar Adnan Menderes sesiyle inmektedir. Yüzlerce, binlerce defa Adnan Menderes ismi telaffuz olunmaktadır. Şimdi 27 Mayısçılardan kimin ismi vardır? Demokrasi, Menderes'in mezarında dahi onun ismi ile bayraklaşmaktadır.
MENDERES ZiHiN iNKILABININ ÖNDERi
Bugün geriye baktığınızda Adnan Menderes sevgisinin bitmemesinin sizce en önemli sebebi nedir?
14 Mayıs 1950 seçiminde yüzde 89 iştirak gerçekleşmiş, DP'nin oy oranı yüzde 53.3 olmuştur.1954 seçimlerinde ise DP, oyunu yüzde 3.2 oranında artırarak iktidar olmuştur. Bunun sebepleri vardır. Hayvan vergisi, yol vergisi, yeşil ekin vergisi...
Hepsi zulüm vergisidir, vatandaşı bezdirmiştir. Adnan Menderes Hükümeti bunların tamamını kaldırmıştır. Vatandaş arasında ayrılıklara, hatta husumete sebep olan "Türkçe Ezan Kanunu"nu DP kaldırmış ve Ezan-ı Muhammedi'ye tekrar okunmaya başlanmıştır.
DP iktidarının Başbakanı merhum Adnan Menderes, Türk siyasi tarihinde bir zihni inkılâbı meydana getirmiştir. Adnan Menderes, zihniyet inkılâbının önderidir, DP iktidarının Harun Reşidi'dir.
GÜNEŞ BATMADI
Menderes'in idamının 48. yıl dönümünde neler hissediyorsunuz?
Müvekkilim rahmetli Adnan Menderes, bugün İstanbul'da, Vatan Caddesi'nde, vatanın bağrında, ay yıldızlı al bayrağın süslediği anıt mezardadır. Akan sular, uçan kuşlar, onun sevgisiyle ve hasretiyle yanan gönüller, günün her saatinde "Menderes'im, aziz şehidim" diye kendisinin ruhuna ulaşmaya gayret etmektedir.
Menderes'im, aziz şehidim, size savunmamı yaparken, "güneş batarken, gölgeler büyük olur" demiştim. Yanılmışım, beni lütfen bağışlayınız. Her günün seherinde yükselen ses semada yansıyor. Güneş batmadı.
BASKI ALTINDA ADALET
Darbe ile görevine son verilen Başbakan'ın avukatlığını yaptığınız için baskıya uğradınız mı?
İstanbul'da ilk baskı otel meselesinde çıktı. Çünkü, oteller beni ve Cindoruk'u kabul etmiyorlardı. Ondan sonra hep baskı altında bulunduk. "Mezar" denilen hücreye konuldum. Balmumcu Hapishanesi'ne tıkıldım, dövüldüm, sövüldüm, baskıların içerisinde görev yapmaya çalıştım, yapabildiğimiz kadar
Avukatlık yapabildiniz mi?
Yapabildiğimiz kadar yapmaya çalıştık. Zaten Burhan Apaydın arkadaşımın tutukluluğu devam etti.
TALAT ASAL KİMDİR?
1922 yılında Çankırı'da doğdu. Ankara Hukuk Fakültesi'nden 1945 yılında mezun oldu. 1950 yılında serbest avukatlığa başladı. 27 Mayıs 1960 İhtilali'nden sonra Yassıada'da kurulan Yüksek Adalet Divanı'nda, Başbakan Adnan Menderes'in savunma avukatlığını yaptı. Dava nedeniyle bir süre Harbiye'de hücrede, bir süre de Balmumcu Hapishanesi'nde yattı.
Menderes hakkında verilen karardan sonra bir daha avukatlık yapmadı. Süleyman Demirel'in genel başkan seçildiği Adalet Partisi'nin 1964 Kongresi'nin Divan Başkanlığı'nı yaptı. 1961 seçimlerinde Edirne'den, 1965 seçimlerinde Zonguldak'tan, 1969 seçimlerinde Samsun'dan, 1973 ve 1974 seçimlerinde de İzmir'den milletvekili seçildi. 12 Eylül 1980 tarihine kadar parlamentoda görev aldı.
12 Eylül 1980 darbesiyle düşürülen hükümette Gençlik ve Spor Bakanı olarak görev aldı. Aynı yıllarda Sıkıyönetim Komutanları Koordinasyon Kurulu üyeliğinde de bulundu. "Yassıada Don Davası, Cımbız Davası, Köpek Davası" ve "Güneş Batmadı" isimli iki eseri bulunmaktadır.