sevil1903

sevil1903

Üye
29.08.2008
Yarbay
42.026
Hakkında

#12.04.2012 18:33 0 0 0
#12.04.2012 18:30 0 0 0
#05.10.2011 18:45 0 0 0
  • Konu: Can Bonomo
    Can Bonomo Kimdir - Can Bonomo Hakkında - Can Bonomo Resimleri


    İzmirli Can Bonomo, müziğe 8 yaşında gitar çalarak başladı. Ortaokul ve lise boyunca sürdürdüğü müzik çalışmalarına İstanbul'da devam etti.

    17 yaşında İstanbul semalarına açılmaya karar veren Bonomo, müzik dünyasına ses prodüksiyonculuğu yaparak atıldı. Bilgi Üniversitesi'nde Sinema-Televizyon Bölümü'nde okudu. Üniversite yıllarında Radyo Klas, Number One FM ve Radio N101'de radyoculuk yaptı. Daha sonra, televizyona geçerek Number One TV ve MTV'de televizyon programları hazırladı. Televizyonculuk kariyeri süresince çeşitli reklamlarda rol aldı.

    Müzisyenlik kariyeri, Irwin Welsh'in Porno adlı kitabının ilk yaprağına sardığı demosunu Can Saban'a gönderdiğinde yeni bir boyut kazandı.



    noimage






    Lise ve üniversite yıllarında amatör müzik gruplarıyla İzmir ve İstanbul'da birçok konser veren Bonomo, sonunda "Hazırım" diyerek ilk albümü için kolları sıvadı. Yaklaşık iki yıllık hummalı bir hazırlıktan sonra da Ocak 2011'de Can Saban'ın yapımcılığı ile ilk albümü "Meczup"u yayınladı. Can Bonomo ve ilk göz ağrısı "Meczup", 24 Ocak'ta Babylon'da düzenlenen bir geceyle dinleyicileriyle buluştu.

    "Meczup"un biri hariç tüm parçaları Can Bonomo imzasını taşıyor. Düzenlemeler ise aynı zamanda albümün prodüktörlüğünü ve müzik direktörlüğünü üstlenen Can Saban'a ait. Parçaların miksing ve mastering'i Ali Rıza Şahenk tarafından yapıldı. FatLab'de kaydedilen "Meczup", We Play-Odeon tarafından yayınlandı. Albüm kapağındaki albümün art work'leri bizzat Can Bonomo'ya ait, kapak fotoğrafını ise Dilan Bozyel çekti. Albümün çıkış parçası "Şaşkın"ın klibinin yönetmeni ise Can Eskinazi.


    Müzikal yolculuğu boyunca The Shins, Wax Poetic, The Kinks, The Libertines ve The Beatles'dan etkilenen ve esinlenen Bonomo, deneysel rock ile rock-pop arasında denge kuruyor.

    Sanatın hemen her dalına ilgi duyan Can Bonomo, müziğin yanı sıra illüstrasyon, logo ve grafik dizayn da yapıyor.



    noimage










    https://www.main-board.com/unluler/592275-can-bonomo-resimleri.html#post4741154
#05.10.2011 18:34 0 0 0
  • noimage
    noimage
    noimage
    noimage


    Beşiktaşımız, Kayserispor maçı hazırlıklarına devam etti.

    noimage


    Spor Toto Süper Lig'in 6. haftasında Kayserispor ile karşılaşacak olan takımımız, çalışmalarına bu sabah yaptığı antrenman ile devam etti.

    Siyah-beyazlılarımız'ın basına kapalı olarak yaptığı antrenman, 1.5 saat sürdü.

    Milli takımlara giden oyuncularımız Tomas Sivok, Filip Holosko, Ricardo Quaresma, Ekrem Dağ, Veli Kavlak, Egemen Korkmaz, İsmail Köybaşı, Mehmet Aurelio, Necip Uysal ve Burak Kaplan katılmadı.

    Çalışmaya, tedavilerine devam edilen futbolcularımız Hugo Almeida, Guti Hernandez ve bağırsak enfeksiyonu olan Fabian Ernst katılmadı.

    Ersan Gülüm yürüyüş ve koşu çalışması yaparken, İbrahim Toraman ise takımla birlikte çalıştı.

    Antrenörümüz Carlos Carvalhal'ın yönettiği antrenmanda kondisyon ve taktik çalışması yapıldı.

    Kısa koşular ile başlayan idman, pas ve 5-2 çalışması ile devam etti. Daha sonra kanat, frikik ve baraj çalışmaları yapan takımımız, minik kale maç ile antrenmanı tamamladı.

    Beşiktaşımız, hazırlıklarını yarın saat 10.00'da basına kapalı yapacağı antrenmanla sürdürecek.
#05.10.2011 17:51 0 0 0
  • noimage


    noimage


    noimage
    noimage


    Futbol Takımımız, Spor Toto Süper Lig'in 5. haftasında Gaziantepspor'la golsüz berabere kaldı.

    noimage


    İki takımın da tedbirli başladığı mücadele ev sahibi ekip, orta sahada oyun kurmakta güçlük çekse de defansın arkasına gönderilen uzun toplarla fırsat kolladı. Hücum bölgesine top taşımakta zorlanan, ilk tehlikeli pozisyonunu ise rakip savunmanın ters vuruşuyla gerçekleştiren takımımız, Gaziantepspor'un baskılı oyunu karşısında etkili olamadı. Kanatlardan hücuma çıkmakta güçlük çeken ve rakip savunmayı ortadan yıkmak isteyen ekibimiz, istediği pozisyonları da bulamayınca duran toplarla gol aradı. İlk yarının son dakikalarına doğru takımımızı, kendi yarı alanımızda sıkıştırmaya başlayan ve kanatlardan tehlikeli ataklar düzenleyen Gaziantepspor, 41. dakikada Sosa'yla gole yaklaşsa da Rüştü, ekibimizin geriye düşmesine izin vermedi ve ilk yarı 0-0 sona erdi.

    İkinci yarıda daha baskılı gözüken siyah-beyazlılarımız, ilk dakikalarda Gaziantepspor kalecisi Karcemarskas'a zor anlar yaşattı. Ancak karşılaşmanın en tehlikeli pozisyonu ev sahibi ekibin lehine gelişti. Gelişen Gaziantepspor atağında Sosa'nın vuruşunu İsmail Köybaşı son anda çizgi üzerinden uzaklaştırarak rahat bir nefes aldırdı. 64. dakikada ise Gaziantepspor karşılaşmada büyük bir avantaj yakaladı. Maçın hakemi Halis Özkahya, Necip Uysal'ın Sosa'ya yaptığı müdahaleyi kırmızı kartla cezalandırınca siyah-beyazlılarımız 10 kişi kaldı ve orta sahanın kontrolü tamamen kırmızı-siyahlı ekibe geçti. Kırmızı kartın ardından Mustafa Pektemek-Roberto Hilbert değişikliği yapan ekibimizde, 75. dakikada Simao yerini Edu'ya bıraktı. Siyah-beyazlılarımız 10 kişi kaldıktan sonra oyunu çoğunlukla bizim yarı sahamızda oynayan Gaziantepspor, Rüştü'yü geçmekte zorluk çekti. 84. dakikada hakem Halis Özkahya, bir kez daha kırmızı kartını kullandı. Hızlı gelişen Gaziantepspor atağında ceza sahasına girmek üzere olan Sosa'ya İsmail Köybaşı faul yapınca, Halis Özkahya kırmızı kartına başvurdu ve takımımız 9 kişi kaldı. Kalan dakikalarda tüm hatlarıyla yüklenen ev sahibi ekip, Ivan de Souza ile tehlikeli bir pozisyon bulsa da Kamil Ocak Stadı'ndan gol sesi çıkmadı ve 5. haftanın kapanış mücadelesi golsüz sona erdi.
#05.10.2011 17:49 0 0 0
  • 3 Karanfi Birol Can - 3 Karanfi Birol Can Dinle - 3 Karanfi Birol Can Sözleri - Beşiktaş Besteleri - Tayfur Havutçu Beste - Serdal Adalı Beste - Çarşı Besteleri


    [DAILYMOTION]xlhpgx_uc-beyaz-karanfyl-medyakartal-com_sport?start=5#from=embediframe[/DAILYMOTION]



    3 karanfil duruyordu
    karanlığın ortasında,
    simsiyahken koca şehir,
    bembeyazdı 3 karanfil.
    .
    kar yağardı şu yaz günü,
    yüreğimin ortasında.
    yanıyorken koca şehir,
    üşüyordu 3 karanfil..
    .
    bilirim bugünler de bitecek,
    hüzünler küllenip te sönecek,
    üzülme karanfilim sabret,
    bitecek elbet...
#05.10.2011 17:39 0 0 0
  • Kakaolu Ekmek - Portakallı Ekmek - Ekmek Tarifleri - Kahvaltılık Ekmekler

    Malzemeler
    • 2 çorba kaşığı kakao
    • 1,5 su bardağı su
    • ½ su bardağı süt
    • 5 su bardağı buğday unu
    • 2 adet portakalın rendelenmiş kabuğu
    • Tuz
    • 1 paket instant maya
    • 2 çorba kaşığı bal
    Üzeri İçin
    • 1 su bardağı dövülmüş fındık
    Yapılışı
    1. Unu ve kakaoyu yoğurma kabına alın.
    2. Üzerine instant maya, rendelenmiş portakal kabuğu, tuz, bal süt ve su ekleyip iyice yoğurun.
    3. Derin bir kabı hafifçe yağlayın ve hamuru bu kaba koyun.
    4. Üzerini streç folyoyla kapatıp hamur iki kat büyüklüğüne ulaşana kadar mayalandırın.
    5. Mayalandıktan sonra unlu zeminde tekrar yoğurup şekil verin.
    6. Fırın tepsisine yağlı kağıt serin ve şekil verdiğiniz hamuru tepsiye yerleştirin.
    7. Üzerine nemli bir bez örterek 20 dakika daha mayalandırın.
    8. Üzerine dövülmüş fındıkları serpin.
    9. Öncen 180 C'ye ısıtılmış fırında pişirin.
    10. Bir bıçak batırın ve bıçağı çıkarttığınızda temiz çıkıyorsa fırından alıp soğumaya bırakın.
    11. Soğuduktan sonra dilimleyerek servis edin.

    Afiyet olsun.

    Notlar:
    • Arzu ederseniz üzerine pudra şekeri serperekte servis edebilirsiniz.
#02.10.2011 19:52 0 0 0
  • Kahvaltılık Ekmek Tarifi - Zeytinli Ekmek - Kahvaltı İçin Ekmek Tarifi

    Malzemeler
    • 1 yemek kaşığı kuru maya
    • ¼ su bardağı zeytinyağı
    • 3 su bardağı un
    • 1 tatlı kaşığı tuz
    • 1 su bardağı ılık su
    • 1 yemek kaşığı toz şeker
    Üzeri İçin
    • 1 yumurtanın sarısı
    • 15 adet zeytin
    • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
    • Taze biberiye
    Yapılışı
    1. Mayayı ılık suya atıp eriyinceye kadar karıştırın ve 10 dakika bekletin.
    2. Geniş bir kaba unu eleyin ve ortasını havuz gibi açın.
    3. Ortasına şeker, tuz zeytinyağı ve mayayı ekleyip yoğurun.
    4. Üzerini örtüp 40 dakikalığına mayalanmaya bırakın.
    5. Hamuru unlanmış zeminde merdane ile dikdörtgen şeklinde açın.
    6. Fırın tepsisine yağlı kağıt serin.
    7. Açtığınız hamuru yağlı kağıt serili tepsiye koyup üzerini örtün ve 30 dakika daha dinlendirin.
    8. Yumurta sarısı ve zeytinyağını bir kabta karıştırıp dinlenen hamurun üzerine sürün.
    9. Zeytinlerin çekirdeklerini çıkarın ve yuvarlak şekilde dilimleyip hamurun üzeri dizin.
    10. Taze biberiye yapraklarınıda hamurun üzerine serpiştirin.
    11. 190 C'ye ayarlı fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
    12. Dilimleyerek servis edin.
#02.10.2011 19:49 0 0 0
  • Domatesli Yumurta - Fırında Yumurta - Kahvaltı Yemekleri - Kahvaltı Tarifleri


    Malzemeler
    • 1 küçük soğan
    • 1 çorba kaşığı zeytinyağı
    • ¼ çay kaşığı kırmızı pul biber
    • 1 çay kaşığı tuz
    • 1 avuç ince kıyılmış taze maydanoz
    • 4 adet yumurta
    • 2 diş sarımsak
    • ¼ çay kaşığı kekik
    • ½ çay kaşığı karabiber
    • 1 fincan ufalanmış beyaz peynir
    • 2 adet orta boy domates
    Yapılışı
    1. Soğanı ve sarımsakları soyun ve küçük küçük doğrayın.
    2. Domatesleri yıkayıp küp şeklinde doğrayın.
    3. Tavada zeytinyağını ısıtın ve sırasıyla soğan, sarımsak ve domatesleri bu yağda soteleyin.
    4. Üzerine maydanoz, peynir, kekik, karabiber, pul biber ve tuzu ekleyip karıştırın.
    5. Karışımı fırına dayanıklı kaselere paylaştırın ve her birinin üzerine 2'şer adet yumurta kırın.
    6. Önceden 180 C' ye ısıtılmış fırında pişirin.
    7. Sıcak olarak servis edin.

    Afiyet Olsun.

    Notlar:
    • Dilerseniz üzerini maydanoz yaprakları ile süsleyerek servis edebilirsiniz.
#02.10.2011 19:42 0 0 0
  • Yumurta Dolması Tarifleri - kahvaltılık yumurta tarifleri - Basit yumurta yemekleri

    Malzemeler
    • 2 yemek kaşığı krem peynir
    • 6 adet haşlanmış yumurta
    • Tuz
    • Kekik
    • Nane
    Yapılışı
    1. Haşlanmış yumurtaları ikiye bölün ve sarılarını ayrı bir kaba alın.
    2. Ayrı kaba aldığınız yumurta sarılarını çatalla ezin.
    3. Üzerine krem peynir, tuz, kekik ve naneyi ekleyip iyice karıştırın.
    4. Hazırladığınız bu karışımı krema sıkacağına doldurup yumurtaların içlerine doldurun.
    5. Yeşilliklerle süsleyerek servis edin.

    Afiyet Olsun.

    Notlar:
    • Damak zevkinize uygun baharatlarla hazırlayabilirsiniz.
#02.10.2011 19:41 0 0 0
  • Patates Tortillası - Yumurta Yemekleri - Kahvaltılık Tarifler

    Malzemeler
    • 1 tatlı kaşığı tereyağı
    • ½ çay bardağı zeytinyağı
    • 7 adet patates
    • ½ demet taze maydanoz
    • Tuz
    • Karabiber
    Yapılışı
    1. Patateslerin kabuklarını soyun ve enlemesine ince dilimleyin.
    2. Cam bir kaseye, zeytinyağı, tuz, karabiberi karıştırın.
    3. Bu sosu patateslerin üzerine dökün ve iyice karıştırın.
    4. Kelepçeli kek kalıbının tabanına yağlı kağıt serin.
    5. Patatesleri kat kat dizin.
    6. Alüminyum folyo ile üzerini örtün.
    7. 190 C'ye ayarlı fırında 35 dakika pişirin.
    8. Üzerindeki folyoyu kaldırıp tereyağını küçük parçalara bölerek üzerine yerleştirin ve kızarıncaya kadar pişirin.
    9. Patatesleri kalıptan çıkartın.
    10. Maydanozları doğrayın ve kalıptan çıkarılan patateslerin üzerine serpin.
    11. Dilimleyerek sıcak servis edin.

    Afiyet olsun.

    Notlar:
    • Arzu ederseniz maydanoz yerine taze biberiyede kullanabilirsiniz.
#02.10.2011 19:37 0 0 0
  • Palacinka - Kahvaltılık Tarifleri - Değişik kahvaltı Önerileri
    Malzemeler
    • 3 tane orta boy yumurta
    • 2 çorba kaşığı un
    • 1 çay bardağı süt
    • 1 tutam tuz
    • 1 çorba kaşığı sıvıyağ
    İçi İçin
    • 1 su bardağı kayısı reçeli
    Üzeri İçin
    • 2 çorba kaşığı pudra şekeri
    Yapılışı
    2 çorba kaşığı un, 3 yumurta, süt, tuz ve sıvıyağı bir kaba ekleyip mikser ile topaklanmayacak şekilde çırpın. Hazırladığınız bu karışımı az yağlanmış teflon bir tava içinde pembe rengini alana kadar kısık ateşte pişirin. İki tarafıda iyice pişirilen Palancika'nın yüzeyine kayısı reçelini sürüp rulo şeklinde sarın. Üzerine pudra şekeri serperek servis edin.
#02.10.2011 19:34 0 0 0
  • Simya - Simya Nedir - Simya Hakkında

    Simya yaygın biçimde, temelsiz boş inanç ya da en iyimser gözle kimya biliminin gelişmesinden önceki ilginç bir geçiş dönemi olarak görülmektedir.


    Simyanın, Aquinos'lu Thomas, Isaac Newton, Robert Boyle gibi insanlarca da ciddiye alınmış olduğu ve simya ile Ortaçağ felsefesi ve dini arasında önemli bağlar bulunduğu çok az bilinir. Simyacı, altın üretmeye çalışan bir kimse olarak tanınmaktadır. Elbette bu işle uğraşan birçok kimse vardı. Fakat onlar kadar, yüksek düşünceli ve zeki başka insanlar da vardı ki, altın elde etmek için uyguladıkları kimyasal işlemler aslında simgeseldi ve amaçlanan sonuç altın elde etmek değil, 'Filozof Taşı'nın keşfedilmesi idi. Sanat'ın tüm sırrını kapsayan bu gizemli "taş" bir yandan onların çalışmalarının bir ürünü, öte yandan da, varlığı olmaksızın simyanın da var olamayacağı, Tanrı'nın bir armağanıydı. Hem bir ruhu vardı hem de ruh'un kendisi olarak kabul ediliyordu. Onu araştırırken simyacı, maddenin içinde gizlenmiş olduğuna inandığı ruhu özgürleştirmek çabasındaydı ve böyle yaparak, bir bakıma ruh ile fiziksel gerçeklik arasındaki köprüyü kuruyordu.
    15. yüzyılda bir yazar şöyle diyor: "Sadece felsefe taşını yapmayı bilen kişi onunla ilgili sözlerin anlamını bilir." Bu taş maddeyi altına çevirebilmekte ve bundan elde edilen iksir ile insan ölümsüzlüğe kavuşabilmektedir. Simyada ulaşılan bu son noktaya giden yol "Ars Magna "[1] olarak adlandırılmaktadır. Metallerdeki hastalığın, kirin yok edilip altının ortaya çıkarılması gibi, uzun bir süreçten sonra da insandaki tanrısal töz açığa çıkabilir ve kişi iyi için çalışabilir. Ars Magna, bu açıdan insan için de kullanılabilir, bu anlamı ile inisiyasyonu da temsil etmektedir. Ars Magna ile insan Tanrı ile birleşebilmekte, kendini maddeye bağlayan bağlardan kurtulabilmektedir.

    Bu bağlamda "Felsefe Taşı" da mutlak olana, tanrısal töze kavuşturan bilinç anlamını kazanmaktadır. Aynı şekilde iksiri içip ölümsüzlüğe kavuşmak da ruhun ölümsüz olduğunu anlamak anlamına gelmektedir. Öyleyse kendi içindeki Tanrısal özü bulmak isteyen kişi, tıpkı maddenin saflaştırılması gibi, kendi içine dönerek kendini saflaştırmalı ve gizli olan, içindeki "Felsefe Taşı"na ulaşmalıdır. Simyada kullanılan yöntemler ezoterik olarak inisiyasyonu da bu anlamı ile temsil etmektedir.
    Simyacılar eski düşünceye bağlı kalarak Ateş, Toprak, Su, Hava olmak üzere dört elementin varlığını kabul etmişlerdir. Bu elementler bildiğimiz anlamlarından öte bazı özellikleri temsil etmektedirler. Simyaya göre görünen iki element, Toprak ve Su, içlerinde görünmeyen iki elementi de barındırmaktadırlar: Ateş ve Hava. Bunun dışında, bazı simyacılara göre beşinci bir element daha vardır ki bu da Ether'dir. Ether beden ile ruh arasında da aracılık görevi görmektedir.
    Simyada Platon döngüsü denilen kavrama göre elementler arasında sürekli bir de dönüşüm vardır. Ateş Havaya, Hava Suya, Su Toprağa ve Toprak Ateşe dönüşmekte olup bu döngü bu şekilde sürmektedir.
    Ateş; tarih boyunca ilahi gücün sembolü görülmüştür. Herakleitos'a göre her şey ateşten gelmiştir ve ateşe dönecektir. Ateş dönüşüm aracıdır. Dolayısıyla diğer elementler arasında bir aracı görevi görür. Ateşin rengi kırmızıdır ve erkeklik unsuru içerir. Ateş ışık verdiği için aydınlığı simgeler. Ateş yakıcı olduğu için azap verici rolü de olmuştur. Yıkıcı ve tahrip edici yan da vardır. Dolayısıyla sembolik olarak arınmak ve aydınlanmak ile ifade edilen yüksek bir yanı olduğu gibi ayrıca ihtirasları, azabı ve yıkıcılığı simgeleyen aşağılık bir yanı da vardır. Yüksek unsurunu güneş simgeler ve aşağı unsurunu Mars gezegeni simgeler. Ayrıca insanın ilahi pırıltısını simgeler.
    Su, ateşe zıttır. Dişi unsuru içerir. Yansıma gücünden dolayı kadimler onu bilgeliğin simgesi olarak görmüşlerdir. Diğer özellikleri soğukluk, gizlilik ve uykudur. Ateş şuuru ve su şuur altını simgeler. Ateş gündüzün hakimi Güneş'i içerir, su ise gecenin hakimi Ay'ı içerir. Su değişkendir ve etrafındaki tesirlerin özümseyerek sergiler. Dolayısıyla hayat verici de olabilir, zehirleyici de. Temizleyici de olabilir, kirletici de. Ancak saf hali ile sadece hayat verici ve arındırıcıdır.
    Hava; ateş ve suyun unsurlarını içerir. Hava simgesi ortasından çizgi geçen eşit kenar üçgendir. Hava kendi başına bir elementtir ve nötr prensibi içerir. Hava hareketli ve incedir. Genel olarak zihni temsil eder ve mental alemi simgeler.
    Toprak; bazı görüşlere göre gerçek bir element değildir ve diğer üç elementin karışımından meydana gelmiştir. Ancak, tradisyona uygun olarak elementlere dahil edilmektedir. Toprak maddi varlığın temelidir ve pratiktir. Toprak bereketi ve kazancı simgeler. Simyada bir önemli ayrım da dişil/eril ya da dişi/erkek ayırımıdır. Bazı simyacılar İlk Çağdaki bir düşünceyi savunmuşlar ve Tanrı'nın yaradılıştan önce hermafrodit olduğunu ve yaradılışla birlikle erkek ve dişi olarak ayrıldığını iddia etmişlerdir. Buna göre Güneş eril, dünya dişildir. Aslında dişil özellik en çok Ay ile kendini belli etmektedir.
    Simyadaki bir başka düalite de macrocosmos/microcosmos'dur. Bu ikisi arasındaki benzerlik de daha önce gördüğümüz gibi ifadesini zümrüt tabletlerde bulmuştur. Bir başka görüş de insanın doğuşunun evrenin doğuşuna benzediği yönündedir. Simyadaki bir önemli kavram da düalitenin yanında üçlemedir. Ünlü simyacılardan Robert Fludd "Üç dünya vardır: arketipler dünyası, macrocosmos ve microcosmos; yani, Tanrı, Doğa ve İnsan. " demektedir.
    Bu üçleme elementlerde de karşımıza çıkmaktadır. Nasıl Tanrı'da bir üçleme var ise insanda da ruh, can, beden olarak üçleme vardır. Bunun elementler dünyasına yansıması ise, Kükürt, Tuz ve Cıva şeklindedir. Burada anlaşılması gereken bildiğimiz anlamda kükürt, cıva ve tuz olmamakta, ancak bunların temsil ettiği prensipler olmaktadır. Aslında kükürt ve cıva iki karşıt prensip olup aralarında tuz ortayı temsil etmektedir. Kükürt aktif olanı temsil etmekte olup erildir. Cıva ise tam tersi olarak pasif olanı temsil etmekte olup dişildir. Tuz ise ikisini arasında bir bileşim olup, gövdeyle ruhun bağlanması gibi bağlayıcı bir görev yapmaktadır.
    Simyacılara göre: kırmızı iksir adi metalleri altına dönüştürür. Beyaz iksir adi metalleri gümüşe dönüştürür. "Elixir Vitae" ise, bitkilere ve hayvanlara uygulanır, yaşamı yoğunlaştırır, uzatır ve genişletir. Bazı simya metinlerine göre de, Materia Prima içinde Cıva ile belirtilen pasif prensiple, Kükürt ile belirtilen aktif prensip, yumurtanın içinde etkileşime girerler. Daha sonra bunların ölümü ile "Bilge Cıvası" doğar. Bu siyah olandır. Bu yine mükemmel bir metal değildir, ancak bu da bir aşamadır. Daha sonraki aşamada ise beyaz olan açığa çıkar. "Albedo" diye adlandırılan bu beyazlık aşamasında "Rosa Alba"[2] ortaya çıkar. Bu aşamanın sonucu kırmızı olan "Bilge Kükürdü" ile tamamlanır. Son aşama ise "Kırmızı Kükürt" ile "Beyaz Cıva"nın birleşimidir. Bu kutsal birleşme sonucu Felsefe Taşı ortaya çıkar.
    Simyanın pratiğine de baktığımızda ezoterik yön açığa çıkmaktadır. Bu aşamalar aslında adayın inisiyasyon yolunda kat ettiği mesafedir. Şimdi bu aşamaları, simya yöntemiyle yorumlamaya çalışalım: Birinci aşamada haricinin içeriye alındığı tefekkür hücresi siyahtır. Tıpkı simyadaki kara yapıt gibi. Harici burada yeni bir hayata girmektedir. Harici hamdır, rafine edilmemiştir, yontulmamıştır. İçeriye alındığı andan itibaren çürüme başlamıştır. Değişim başlamıştır. Maddenin özü ölmektedir. İkinci aşamada Nur'a kavuşmaktadır. Bu simyadaki beyazdır. Değersiz bir metal altın olma sürecine girmiştir. Yani saflaştırma başlamıştır. Yer altı dünyası denilen kendi benliği içerisinde yol almakta ve kendini tanımaktadır. Tüm boş inançlardan ve bağnazlıklardan uzaklaşmıştır. Özündeki kötülükleri ve iyilikleri ortaya çıkarmaktadır. Bencillikten uzaklaşmaya başlamıştır. Öldürülen maddenin yerine, yeni bir elementin katılması söz konusudur. Madde, yeni kimliğini kazanmaya hazırdır. Üçüncü aşama felsefe taşının ele geçirilerek kırmızı yapıta ulaşılmasıdır.
    Simyacı için amaç felsefe taşını elde etmektir. Ancak bunu elde edebilmesi uzun ve zahmetli bir iştir. Simyacı uzun proseslerden geçireceği "İlk Madde"sini dikkatli seçmek zorundadır. Latince "Materia Prima" diye adlandırılan ilk madde çalışmanın başarıya ulaşabilmesi için çok büyük önem taşımaktadır. Pratik simyada genelde uçucu ve hareketli olarak cıvaya karşılık gelen ilk madde, ezoterik olarak da çırağı, inisiyasyona alınacak, mükemmel olmayan, kişiyi temsil etmektedir.
    Simyacı kendi laboratuarını da kendi kurmak zorundadır. Aletlerini kendi temin etmeli ve laboratuarını bütün gözlerden uzak bir yerde oluşturmalıdır. İlk madde ile uygun zamanda çalışmaya başladıktan sonra, gelen aşama hasta olan metalin temizlenmesi, arınması işlemidir. Bunun için "ignis innaturalis"[3] gerekmektedir. Bu elleri ıslatmayan su ya da alevsiz yanan ateş diye açıklanmaktadır.
    Bütün bunlar hazırlanıp uygun şekilde hazırlandıktan sonra hermetik olarak kapatılmış bir kap içine, ya da yaygın adı ile "Filozofik Yumurta"nın içine konduktan sonra, tıpkı kuluçkada olduğu gibi burada sabit bir sıcaklıkta beklemek üzere, "Athanor" adı verilen fırının içine konur. Yumurta aynı zamanda yaradılışın da bir sembolüdür.
    Burada da görüldüğü gibi pratik simya ile ezoterik simya arasında büyük bir paralellik vardır. Adayın yetişebilmesi için, içinde yakmayan bir ateş olması gerekmektedir. Hermetik kap ise dış etkilerden uzaklaşmayı temsil etmektedir. Yumurta sembolizmi ise zaten adayın yeniden dünyaya geleceğini göstermektedir.


    Notlar:
    [1] Büyük/ulu Sanat
    [2] Beyaz gül
    [3] Gizli ateş.

    Derleyen Bülent Şenocak

    Alıntıdır.
#02.10.2011 19:29 0 0 0
  • Simya - Simya Nedir - Simya Hakkında

    Simyanın ezoterik bilimi belki de okült disiplinler arasında en çok yanlış anlaşılanıdır.
    Modern okültizm genelde yüksek maji sanatı üzerinde odaklanmıştır ve geçmişte ve günümüzdeki yüksek majinin en bilgili uygulayıcıları arasında bile Batı Simya Geleneğinin hakiki niteliği hakkında çok az şey anlaşıldığı veya kabul edildiği görülmektedir. Dolayısıyla, soruyoruz, eğer günden güne kadim misterlere dalan o son derece ezoterik disiplin "yüksek majinin" Büyük Kardeşleri, Simya hakkında kaba bir yanılgıya kapılmışsa, hevesli orta halli kişinin spagirik sanatının gerçek mahiyetini anlamasının ne şansı olabilir?

    Dolayısıyla, Simyayı bir de Simyagerin gözüyle göz atalım, bir Majisyenin değil, New Age gönüllüsü de değil, ama bu Bilimin Batı Tradisyonuna inisiye olmuş, klasik ve kadim edebiyatının önemli bir bölümünü okumuş ve anlamış, günlük yaşamında, zihninde ve laboratuarında bir Simyagerin yaşantısını yaşamış birinin gözüyle göz atalım.

    Tanım olarak Simyanın ne olduğunu ve ne olmadığını ve her ikisinin lehte ve aleyhte esas savlarını düşündüğümüzde, ilk başta sorumuzun ana hatlarını ortaya atmamız gerekir. Doğada somut ve soyut her "şeyin" ve her "sistemin" Simya kanunları tarafından idare edildiğini genel bir tarzda belirterek başlayabiliriz. Her şey evrime, tekamüle tabidir. Simya evrimdir, doğada ham ve temel bir maddeyi veya nesneyi daha yüksek bir düzeye yüceltmektir. Bu meyanda, bazı müzik ve şiir türlerinin, sanat formlarının, bilimin, sanayinin bazı yönlerinin simyasal olduğunu söyleyebiliriz. Simyanın genel bir tanımı olarak sanırız ki çoğu kişi buna katılır. Eğer burada duracak olursak, genel bir tartışma sonucunda "simyasal" olarak nitelendirebileceğimiz her şeyin bu sıfata uyacağını belirtebiliriz.
    Eğer klasik çağı batı dünyasında herhangi birine Simya nedir diye soracak olursak, hiç tereddüt etmeden ayrıntılı veya basit bir şekilde vereceği yanıtı, altın veya hayat iksirini üretecek şekilde kimyasal maddelerin maniple edilmesinin okült sanatı şekline az çok uyacağını söyleyebiliriz. Hatta günümüzde bile okültist olmayan birine Simya nedir diye soracak olursak, eğer bu konuda herhangi mevhumları varsa, az çok aynı şeyleri açıklayacaklar. Bir okültist ise, hemen hemen kesin olarak birkaç farklı basit veya karmaşık açıklama verecektir, bunlar genelde seks maji, çeşitli şifa yöntemleri, şifalı otlar, Jung psikolojisi gibi olası olarak konunun gerçeklerine önemli ışık tutmayacak türden açıklamalar içerecektir.
    Simya Batıda Alkemi (Al Kimya) olarak bilinmekte, bu da Arapça kökenli bir sözdür. Arapların bu kelimeyi hangi köklerden elde ettikleri ve dil bilimi açısından ne demek istediklerine dair birkaç teori vardır. Ancak Alkemi teriminin standart ve kabul edilen anlamının aynı anda hem kimyasal, hem de ruhsal olan uygulamalarının genel anlamı olarak kullanıldığı hususunda pek şüphe yok. Simyager basit olarak okült kimyayı uygulayan biriydi.
    Simya sanatı karanlık çağlarda Avrupalılar tarafından uygulandığında, aynı zamanda Alkemi terimini icraatlarının genel anlamı olarak uyarladılar. Ayrıca önemli herhangi bir değişiklik uygulamadan bilgilerini aldığı Arap ve Sufi Simyagerlerin yöntem, felsefe ve amaçlarını da uyarladılar. Arap ve Sufi Simyagerler de sanatlarını Grekler ve Mısırlılar'dan önemli değişiklik uygulamadan almışlardı. Bu gerçeklerden yola çıkarak görebiliriz ki, gerçek Simya geleneği metot ve felsefesini koruyarak 3500 yıl veya daha uzun bir süredir varolmaktadır. 20 asrın Batı Geleneksel Simyageri üç yüz yıl önce doğu çöllerin sert iklim şartları altında toprak şişeler üzerine eğilmiş Kardeşleri ile çok benzeri bir yaklaşımı ve hemen hemen aynı amaçları vardır.
    Bu şekilde, bir Simya inisiyesi Simya terimini diğer bir inisiye Simyager ile kullanırken, kişisel tercihlere dayanan birkaç küçük ayrıntı hariç, her ikisi tam olarak diğerinin bu genel terimle ne kast ediğini bilir. Onlar onu Doğa ve evrenin sırlarını açımlamak üzere dikkatle belirlenmiş kadim metotlara göre maddeyi ayrıştırmak, ayrıca ayrıştırma sürecini, elde edilen ürünleri ve bunların yaşamın kutsal yönlerine tekabülleri üzerine tefekkür etmek olarak görmektedirler. Ayrıca onlar olasılıkla Simyagerin esas amacının ruhsal aydınlanma olmasına rağmen, buna varmanın geleneksel yolu Felsefe Taşı denilen bir kimyasal maddenin üretimi olduğu konusunda da anlaşırlar. Bu efsanevi maddenin niteliği konusunda herhangi bir genel argüman yoktur. Bir cinsel sıvı veya sıvılar karışımı değildir. Psikolojik bir hal değildir, ama bu tür bir metaforu kullanmak yanlış değildir. O tarlada veya mağarada bulunan bir taş değildir. Basit anlamda bir metafor veya entelektüel kavram değildir. O Simyager tarafından üretilen ve hem ruhsal olgunluğunu, hem de onun gerçekleşme cevherini taşıyan mineral bir maddeden başka bir şey değildir.
    1700'li yıllarda modern kimyanın doğuş sancıları sırasında, okültistler yanlış olarak simya kavramının bütünlüğünü korumak için onu aslında son 3000 yıldır olmadığı bir şey olarak açıklamak gereğini duymuşlardır. Anlamının kasıtlı tahrifatlarının en önemlilerinden birine göre Simya Tantra'dır ve görünüşe göre bu günümüzdeki okültistler arasında en fazla taraftar toplamaktadır. Klasik ve kadim çağların Simyagerleri metaforu sıkça kullanmaktaydı. Uygulamalarını mecazi kılıflara sokmak tüm okültistler arasında yaygındır. Birçok ünlü Simya temaların arasında erkek ve dişinin çiftleşmesi anlatılır. Günümüzde bu tür betimleri seks maji uygulaması olarak yorumlamak yaygın olsa da, Batı Tradisyonun Simyagerler eğer seks majiyle ilgilenmiş olsalar bile, buna öncelik vermiş olmaları pek olası gözükmüyor. Bu açıdan bu konu üzerine durmaya değmez.
    Seks maji teorisi dışında, psikolog Carl Gustav Jung'ın zamanında beri genelde okültist olmayan veya sahte-okültist kişilerden oluşan bir grup tarafından iddia edilen Simyanın sadece gizli bir psikoloji olduğu görüşünü görmekteyiz. Kimyasal spagiriks'in kanunları direkt olarak psikolojiye tekabül ettiği doğrudur, ama Geleneksel Simyager bir psikolog değildi, ama yine de kimya ve zihinsel dinamikler arasındaki tekabülü tefekkür ederek zihnin niteliği hakkında derin bir anlayış kazanmıştı.
    Çoğu zaman uygulama alanlarda fazla deneyimleri olmayanlar tarafından, Batı Ezoterik Bilime artan oranda giren diğer bir ilgi alanı Doğu Yoganın uygulama ve terminolojileridir. Batı Tradisyonun şekillendiği dönemlerde bilinmeyen veya nadiren bilinen Doğu Mister Tradisyonunda yaygın fikir ve kavramlar şimdi Batı Ekollerin terminoloji ve uygulamasıyla karıştırılmakta ve Geleneksel Batı Maji veya Simya olarak sunulmaktadır. Bazı ithal bilgilerin yararlı eklenti olduklarını kabul ederken, zaten son derece yeterli ve etkin bir sisteme çok sayıda süprüntü, kirlenme, söylenti ve sulandırma başarılı bir şekilde aşılanmıştır.
    Simya sembolleri çözmenin sorunlarından biri de Geleneksel Simyagerlerin günlük meşgalelerinin niteliğini tanımadan, insan bu yanlış anlaşılan okültistlerin gizli faaliyetleri için farklı bir açıklama arayışına girebilir.
    Hiç bir zaman belirli bir sembolizme yazarı tarafından vermek istenmediği fikir ve kavramlar bir şekilde ortaya çıkarma isteği günümüzde cehalet ve entelektüelizmin hakikatin ölçeği görüldüğü pop okültizmde son derece yaygındır.
    Dahası Simyagerin motivasyon, metot ve amaçları hakkında inisiyatik bir bilgisi olmayınca, tehlikeli kimyasal maddelerle uğraşmanın herhangi bir yararlı tarafı olmadığı yönünde sanatı kötüleyenlerin fikirlerine kapılmak çok kolaydır, hele hele modern teknolojinin yararlarından faydalanmayan "cahil" bir ortaçağı okültistin söz konusu olduğu zaman.
    Oysa, bu bir yanılsamadır. Ortaçağ Simyagerleri sadece kutsal niteliği olan bir kimyayla ilgilenmiyorlardı, ama aynı zamanda birçok bakımdan modern bilimi aşan kimya ve fizik konusunda son derece ileri düzeyde bilgileri vardı. Dahası, kimyasal açıdan Simyanın motivasyonu açık bir zihinle anlaşıldığı anda, dirayetli irdeleyici Simyanın belirli bir Kimyasal Ruhsal Tradisyonun dışında her şey olabileceği yönündeki modern eğilimin doğru olmayacağı olasılığını kabul etmeye başlayabilir.
    Simyagerin kendini keşfetmeye karşı motivasyonu basittir. Standart yüksek maji felsefesiyle, hatta herhangi bir saygın kadim felsefeyle hiç bir şekilde çelişkisi yoktur. Magus veya diğer bir deyişle majisyen Hermes'in Zümrüt Tabletinden "yukarıdaki aşağıdaki gibidir ve aşağıdaki yukarıdaki gibidir" sözünü sıkça alıntı yapar. Zira bu onun için ruhsal alemler ve dünya arasındaki eşleşmeyi gösterir. Yine birkaçı fark etmiştir ki...
    "Maddenin niteliğini, başlangıcını, işlevleri, unsurları ve yüceltilmiş şeklini anlamak, üzerinde kesin ayrıntılarıyla İlahi niteliğin yansıdığı içimizdeki bir aynaya bakmaktır."
    etrafında dönen bir ruhsal disiplin aydınlanmaya giden rasyonel ve anlaşılır bir yaklaşımdır.
    O halde, simyager Doğanın metotlarına göre laboratuarında maddeyi ayrıştırması, arındırması ve bir araya getirmesi işlerinin mikrokozmosunda uygulama ve tefekkür ile evrensel ve makrokozmik düzenin sürecini tekrarlamaktadır. İçsel alemlerinin şartları, işlevleri, metotları ve amaçlarının maddede yansıdığını anlamakla başlayarak, "yukarıdaki aşağıdaki gibidir", Simyager her gün her şeyde ilahinin yüceliğine şahit olduğundan hayranlık içindedir. Ayakları sağlam bir şekilde yeryüzüne basarken güvenli bir bilgiyle gözlerini gökyüzüne kaldırır. Zamanla harekete geçirdiği kimyasal süreçleri anlamaya öğrenir, özgün bir iç-görüyle İlahi İradenin Doğada icrasını görmektedir. Bununla, Yaratıcının gerek soyut, gerekse de somut olarak tüm şeylerin evrimini sağladığı formülü tam olarak saptamaktadır. Bundan sonra İlahi İradenin Doğal ifadesini geliştirecek metotları ortaya çıkarması kişisel hünerine kalmıştır ve bu onun Sanatıdır.
    Bu anlayışın doruk noktası, evrim kavramından başka bir şey olmayan, maddeden çıkarılan, arıtılan, yoğunlaştırılan ve bir kimyasal maddede odaklaştırılan Felsefe Taşıdır.
    O halde, amacımız bu felsefenin tümünü ilgilenmeye eğilimi olan kişilere tekrarlanabilir ve güvenilir bir tatbikat ile açık bir şekilde ortaya koymaktır. Hakikati arayan herkese popüler ve ticari okültizmin sahte-simyasına değil, ama Geleneksel Simyanın içeriğine bakmalarını lütfediyoruz. Metotlarını pratik olarak uygulayınız, sindiriniz ve bu metotla geçmiş hatalarınızı düzeltiniz, ve bunu yaparken ayrıca son üç yüz yılın okült inisiyelerinin ki de, ve bunu yaparken Kadimler tarafından doğru bir şekilde tüm sanat ve ilimlerin Anası olarak tanımlanan Simyanın Hakiki Niteliğini anlamaya başlayınız.
    Son olarak sorabilirsiniz, Simyager tam olarak ne yapar diye sorabilirsiniz? Sanatımızın Bilge kişilerinin klasik literatürünü sürekli tefekkür etmek dışında, modern Simyager tam olarak iki faaliyet alanı ile ilgilidir. Bunlardan ilk ve en bariz olanı laboratuar geleneğidir. Bu dereceli etüt kursu modern Simyagerler tarafından birkaç şekilde yapılmaktadır. Genelde bu her zaman simyasal herbalizm (şıfalı otları) ve uygulayıcı isterse Felsefe Taşını aramakla bitirir. Bu aradaki süreçte Simyager hayvan, mineral ve metal alemleri hakkındaki Simyasal görüş açısı hakkında mümkün olduğu kadar tam bir anlayışa varmaya çalışır. Doğa gizli kanunları üzerinde giderek artan bilgileriyle çeşitli madde türleri üzerinde denemeler yapmak üzere yardım arayacaklardır. Birçok Simyager iyi sağlık ve fizik bedenin ıslahını sağlayacak tedaviler arayacaklar ve bulacaklardır, böylece daha çok ruhsal iç-görü ve yaşam süreçlerinin uzaması sağlanmış olacaktır.
    Diğer yandan, laboratuar işinden başka, Simyagerin psişik varlığını ve ruhsal yönünü geliştirmesi gerekiyor. Bu da meditasyon uygulaması gerektiriyor, saatlerce Simya kavramları ve resimsel sembolizmi tefekkür etmesi gerekir. Günümüzde birçok Simyager kendilerini ve Sanatlarını daha derinden anlamak üzere ve Ruhsal Aydınlanma için düzenli olarak zihinsel Yol Çalışmaları veya aktif imgeleme uygulamaktadırlar.
    Simyanın amacı, her zamanki gibi Ruhun İlahi Aydınlanmasıdır. Hayat İksirini veya Felsefe Taşını bulmak bu nihai amaca varmak için birer araçtan başka bir şey değillerdir.

    Alıntıdır.


    noimage
#02.10.2011 19:27 0 0 0
  • Simya - Simya Nedir - Simya Hakkında

    Simyacılara göre madde birdi ancak farklı şekiller almaktaydı. Madde ayrıca kendi parçaları ile birleşebilir ve sonsuz sayıda yeni form alabilirdi. Kuyruğunu ısıran yılan olarak gösterilen Ouroboros sembolü de bunu temsil etmekteydi. Bu düşünce aslında Tanrı'nın birliğinden kaynaklanmaktaydı.

    Evreni yaratan Tanrı Ruh'a çeşitli formlar vermiş ve madde oluşmuştu ; ancak bu Tek olanın farklı görünüşlerinden ibaretti. Her yaratılan unum in multa diversa moda , Türkçesi ile farklı şekillerde tek olan idi. Simyacı ise bu formların arasında ALTIN olanı aramaktaydı.
    Bu yönüyle simya, kendinden önce gelen tek tanrılı ezoterik düşüncenin , dönemindeki temsilcisidir. Simyaya eşlik etmiş olan ezoterik felsefe, Mısır tanrısı Thoth'a Yunanlıların yakıştırdıkları Hermes isminden ötürü Hermetik felsefe ya da düşünce , ya da kısaca Hermetizm diye adlandırılır.
    Orta Çağ boyunca Hermes'e atfedilen hermetik metinler Corpus Hermeticum diye adlandırılmışlardır. Corpus Hermeticum genelde diyaloglardan oluşmaktadır. Hermetik metinlerden en önemlisi Zümrüt tablettir. Hermetik felsefede ruh ve madde birbiri ile iç içe girmiştir. Birisi ötekinin farklı bir görüntüsüdür. Aynı şekilde çoğu hermetiste göre maddenin de bir ruhu vardır.
    Simyacılar eski düşünceye bağlı kalarak Ateş, Toprak, Su , Hava olmak üzere dört elementin (Tetrasomia) varlığını kabul etmişlerdir. Bu elementler bildiğimiz anlamlarından öte bazı özellikleri temsil etmektedirler. Simyaya göre görünen iki element , Toprak ve Su , içlerinde görünmeyen iki elementi de barındırmaktadırlar: Ateş ve Hava. Bunun dışında , bazı simyacılara göre beşinci bir element daha vardır ki bu da Ether'dir. Ether beden ile ruh arasında da aracılık görevi görmektedir.
    Simyada Platon döngüsü denilen kavrama göre elementler arasında sürekli bir de dönüşüm vardır. Ateş Havaya, Hava Suya, Su Toprağa ve Toprak Ateşe dönüşmekte olup bu döngü bu şekilde sürmektedir. Simyacılar ayrıca , Zümrüt tabletlerde belirtilen "Yukarıda olan aşağıda olanın aynısıdır" prensibinden yola çıkarak da her bir gezegen ile bir metal arasında bağlantı kurmuşlardır.
    Buna göre bilinen yedi gezegen ile metaller arasındaki ilişki aşağıdaki gibidir :
    Gümüş Merkür >
    Cıva Venüs >
    Bakır Mars >
    Demir Jüpiter >
    Kalay Satürn > Kurşun
    Bunlar içinden Altın ve Gümüş mükemmel metaller olup diğerleri mükemmel olmayan metallerdir. Bir teoriye göre metaller
    demir >
    bakır >
    kurşun >
    kalay >
    cıva >
    gümüş >
    altın
    sırasını izleyerek altına dönüşmekte , bu süreç döngü şeklinde devam etmektedir. Simya ile astroloji arasında da sıkı bir ilişki vardır.
    Her metale bir gezegen karşılık geldiği gibi, bazı reaksiyonların gerçekleşebilmesi için gezegenlerin uygun konumu da gözlenmektedir. Simyacıların , gnostiklere benzer bir de evren modelleri vardı. Merkezde Dünya, daha sonra yedi gezegen , etrafında sabit yıldızlar , en dışta da saf ruhlar bulunmaktaydı, bundan sonrası ise Tanrı'yı göstermekteydi. Simyacılar için Güneş de büyük önem taşımaktaydı. Güneş bazılarına göre hayatın kaynağı , hatta Tanrısal sözün görünebilir hali idi. Bu nedenle, simyacılar Dünya merkezli evren teorisinden Güneş merkezli teoriye geçişte fazla zorlanma yaşamamışlardır. Simyada bir önemli ayrım da dişil/eril ya da dişi/erkek ayırımıdır. Bazı simyacılar İlk Çağdaki bir düşünceyi savunmuşlar ve Tanrı'nın yaradılıştan önce hermafrodit olduğunu ve yaradılışla birlikle erkek ve dişi olarak ayrıldığını iddia etmişlerdir. Buna göre Güneş eril, dünya dişildir. Aslında dişil özellik en çok Ay ile kendini belli etmektedir. Simyadaki bir başka düalite de macrocosmos / microcosmos 'dur. Bu ikisi arasındaki benzerlik de daha önce gördüğümüz gibi ifadesini zümrüt tabletlerde bulmuştur. Bir başka görüş de insanın doğuşunun evrenin doğuşuna benzediği yönündedir. Simyadaki bir önemli kavram da düalitenin yanında üçlemedir. Ünlü simyacılardan Robert Fludd "Üç dünya vardır : arketipler dünyası, macrocosmos ve microcosmos; yani, Tanrı, Doğa ve İnsan." demektedir. Bu üçleme elementlerde de karşımıza çıkmaktadır. Nasıl Tanrı'da bir üçleme var ise insanda da ruh,can,beden olarak üçleme vardır. Bunun elementler dünyasına yansıması ise , Kükürt, Tuz ve Cıva şeklindedir. Burada anlaşılması gereken bildiğimiz anlamda kükürt, cıva ve tuz olmamakta, ancak bunların temsil ettiği prensipler olmaktadır. Aslında kükürt ve cıva iki karşıt prensip olup aralarında tuz ortayı temsil etmektedir. Kükürt aktif olanı temsil etmekte olup erildir. Cıva ise tam tersi olarak pasif olanı temsil etmekte olup dişildir. Tuz ise ikisini arasında bir bileşim olup , gövdeyle ruhun bağlanması gibi bağlayıcı bir görev yapmaktadır. Kükürt - Cıva karşıtlığı aşağıdaki gibi de özetlenebilir : (Hutin) Kükürt > Eril - Aktif - Sıcak - Sabit Cıva > Dişil - Pasif - Soğuk - Uçucu Bazı simyacılara göre bu prensipler baba/anne düalitesini göstermekte ve ayrı duran bu prensipler , çeşitli şekillerde birleşip yeni maddelerin oluşmasını sağlamaktadırlar. Bazı simyacılar üç prensip ile dört elementi birleştirmeye çalışmışlar ve aşağıda özeti görülen sonuca varmışlardır (Albert Poisson , Théorie et Symboles des Alchimistes, Paris,1891) : Kükürt Toprak (Görülebilir, Katı) (Sabit) Ateş ( Gizli,sübtil) Tuz Ether Cıva Su (görünür, likit) (Uçucu) Hava ( Gizli,gaz) Bu arada dikkat edilmesi gereken bir nokta da simyada her sıvının Su, her katının Toprak, her gaz Hava ve de her ısı kaynağı Ateş olarak adlandırılabildiğidir

    alıntı
#02.10.2011 19:25 0 0 0
  • Simya - Simya Nedir - Simya Çeşitleri


    "Altın Ölümsüzlüktür". Brahmana kutsal kitaplarından bu alıntı Hint simyagerlerin görüşlerini betimliyor. Aynı altının zamanla yıpranmadığı ve parlaklığını yitirmediği gibi, insan bedeni de mükemmel ve değişimsiz bir duruma geçebilir. Hint simyada bu simyagerlerin sanatı anlamına gelen rasayana "rasa (özler) yolu ile" başarılır.

    Arhaşastra, Suşruta Sahita ve Bower el yazmasında eski kimya ve metalürji işlevleri konusunda bilgi verilmektedir. Ancak, Hint simya geleneği esas olarak bu işlevlerin bedeni mükemmelliğe ulaştırma teknikleri ve amaçları ile bağdaştırılmadan gelişmedi. Rasayana kelimesinin tarihçesine bakıldığında bedensel mükemmelliğe öncelik verilmesini açıkça görülmektedir. Eski Ayrurveda geleneği Caraka Samhita'da , rasayana bedenin zindeleştirmesi ve gençleştirilmesi ile ilgili teknik ve işlevlere denilirdi.

    Hint simya kozmolojisi ve metafiziğin kökenlerini Samkya felsefesinin "zuhurat" (tecelliyat) ve mikrokozmos-makrokozmos ilişkilerinde, yogik Upanişadlar ve Vedanta'da bulmak mümkündür. Bu felsefelere göre, varolan her şey esas bir kaynak veya özün zuhurudur (vyapana ve srsti) ve belirli bir zamandan sonra geldiği kaynak ve özle tekrar özdeşleşecektir (laya veya pralaya). Zuhur ederek tezahür eden evren yapı itibarıyla hiyerarşiktir. Bu hiyerarşinin tepesinde mutlak olan Puruşa, Prakiti, Brahman veya Şiva ve Şakti'nin birleşimi vardır. Zuhurat Mutlaktan tezahürlü dünyanın beş duyusal kaliteler, duyular ve elementler alemine kadar iner. Bunların da aralarında tanmatras sistemini izleyen bir hiyerarşisi vardır. Akaşa (eter) da tekabül eden duyu ve duyusal kalitesi ile birlikte hava, ateş, su ve toprağa doğru dağılır. İnsan, tezahür etmiş dünyanın bu kaba (sthula) elementleri esas ince (suksma) ve mükemmel durumlarına dönüşüm işlevi (samskaras) ile geri getirebilir. Burada elementler madde yerine safhalar olarak görülürler. Bütünlüğe dönme işlemi kavramsal olarak gerçek ve mükemmel özü ortaya çıkarmak için illüzyon içeren formları bir bir soymayı gerektirir.

    Yarı efsanevi Nagarjuna, Hint simyasının atası olarak görülür. Olası olarak, Hindistan'da 2nci ve 12nci asırlar arasında Nagarjuna adı altında tanınan en az 5 simyager vardı. Ancak yaşamları o denli iç içe geçmişti ki, araştırmacılar neredeyse Nagarjuna'nın en az 8 asır yaşadığını varsayan genel Hint görüşüne kabul etmek durumdalar. Nagarjuna maji ağırlıklı Kaksaputa Tantra, cıva ağırlıklı Rasendramangalam ve Ayurveda ağırlıklı Suşruta Samhita (bakınız Nagarjuna'nın biyografisi) gibi farklı eserlerin yazarı veya derleyicisi olarak tanınır.

    Budist simyası, dışsal kimyasal veya cıvalı işlemler yerine, içsel yoga işlevleri ön plana almasından dolayı Hint simyasından farklıdır. Budist simya (rasayana) bedensel yaşamı uzatmak için kimyevi maddeleri kullanır, ancak bunu sadece yoga, seks ve meditasyon teknikleri ile içsel kurtuluşu gerçekleştirmek amacını destekleyici daha yüksek bir amaç için kullanır.

    Dönüşüm ve mükemmel bedeni gerçekleştirmek için cıva ve ilaçlara ağırlık verdiği için, Hint simyası ayrıca Budist rasayana'ya kıyas olarak cıva (dhatuvada) simyası olarak bilinir. Budist yogik ve Hint kimyasal yöntemleri çoğu kes bir arada yürürler ve Nath, Siddha, Sahajiya ve Vajrayana Tantrik geleneklerinde her iki yönetemden de unsurlar bulmak mümkündür. Simyasal düşünce ve uygulamaların filizlenmesi yaklaşık olarak 6. ve 15. asırlar arası Tantra'nın yayılışı ile eşzamanlıydı. Hint simyagerler çoğu kez metafizik görüşleri ve teknikleri aynı anda simya, yoga ve Tantra'yı kapsamına alan siddha'lar tanımlanırdı. Bu geleneklerin guru (mürşid) soy ağaçları da üst üste gelmektedirler. Böylece simyagerler arasında Gorakh, Carpate, Vyâdi ve Nagarjuna Güney Hindistan'ın Sittar (Siddha) simyagerlerinden, Tibet'in Vajrayana Budistlerine kadar bir çok Tantrik gelenekte anılmaktadır. (Bakınız Gorakhnath'ın biyografisi)

    Hint cıva simyagerlerin laboratuarı evrenin minyatürü (mikrokozmos) olarak tanımlanmıştır. Nasıl Vedanta felsefesine göre tezahür edilmiş dünyanın kaba elementleri nihai olarak Mutlak'a dönerse, burada simyager fiziksel maddeleri kullanarak paralel bir bütünleşme gerçekleştirmeye çalışmaktadır. O, bitki, hayvan ve mineralleri, metaller hiyerarşisini: kurşun, kalay, bakır, gümüş ve altın, tırmanmak için kullanır. Kullandığı en önemli element cıva (rasa veya pârada) ve kükürttür (gandhaka). Hint simyasında bu elementlerden cıva erkek Şiva'nın tohumu (bija veya bindu) ve kükürt dişi Şakti'nin cinsel özü veya kanı olarak görülür.

    Hint simya, yoga ve Tantra'ya göre, evrende her nesne ve element birleşiminin cinsiyeti vardır. Hint Tantrik dünya görüşünde tezahür eden dünya Şiva ve Şakti'nin sonsuz birleşiminin zuhurudur. Cinsel özlerinin en üst tekabülleri olarak, cıva ve kükürt dünyayı bütünleştirme ve mükemmelleştirmenin araçlarıdır. Simyasal saskrara'lar çok şiirsel ve etkileyici bir dile anlatılırlar: Cıva kükürdün içine girip (vedhana) nüfuz eder, böylece ölüp (mrta) yineden daha saf ve istikrarlı (bandha) bir durumda "yeniden doğabilir" ve bu durumda başka elementleri dönüştürmeye daha fazla kapasiteye sahip olur. Dönüşüm sürecinde cıva daha basit metallere nüfuz eder. Onlar "öldürülür" ve metal hiyerarşisinde artan derecede daha yüksek seviyelerde "yeniden doğarlar". En sonunda kaba safhaların kabuklar ve tortular içinden mükemmel simyasal altın ortaya çıkar. Bu samskara'ların dili inisiyasyon (diksa), cinsellik ve yeniden doğum dilidir. Simyagerin sanatı ruhsal bir çalışma, ritüel, özveri ve adamak olarak, ayrıca hem genişleyen, hem de ufalıp öze dönen bir evrenin kutsal oyununda katılımcı olma olarak görülür. İşte bu bağlamda ölümsüzlüğü cıva simyasının nihai amacı olarak görebiliriz. Simyasal evrende cıva (Şiva tohumu veya bija) aynı metalik "bedenleri" mükemmelleştirdiği gibi, insan bedenini de arındırıp mükemmelliğe sevk edebilir.

    Amrta-bija-rasa'nın tekabülleri sayesinde simya hiyerarşileri ve süreçleri kundalini ve diğer yoga türlerinin psiko-kimyasal sistemleri ile kaynaşırlar. Kundalini yogada, yogin nefsini kıran riyazetleriyle kendi tohumunu içsel dişi kundalini yılanının aracılığıyla altı çakrayı delip geçmesini sağlar. Kundalini her bir çakrayı nüfuz ettikçe, üretilen ısı tohumu (meni) kafatasında mevcut en yüksek çakrada (sahasrãra) ambrosia'ya, yani ilahi sıvıya (amrita) dönüştürür. (Budist simyada benzeri "bodhicitta'yı yerleştirme" cinsel yoga çalışması tohumu amrita'ya dönüştürmenin başlıca yöntemidir.) Bundan sonra kundalini sahasrãra'nın (erkeksi) dolunayı ile birleşir ve orada biriken amrita bedene inip zindeleştirir, gençleştirir ve onu ölümsüz kılar. Cıva birleşimleri mantra, mudra, nefes teknikleri ve diğer yoga teknikleriyle birlikte özümlemeyle simyager bedenin mükemmelleşmesini sağlamak üzere psiko-kimyasal teknikleri katalize eder.

    Birbirini tamamlayan bu uygulamaların sonucu istikrarlı süreçleri (sthira) içeren mükemmel bir siddha bedenidir. Beden altın gibi parlar, sert, elmas (vajra) gibi sağlamdır ve doğa üstü güçlere (siddha) sahiptir. Siddha bedeni sanki daha önce yaşlanma, hastalık ve ölüme tabii bir bedenden yeniden doğmuştur. Şimdi kişi jivanmukta'dır (bedenden kurtulmuş), ölümsüz ve tanrılar kadar güçlüdür. Eğer isterse Mutlak ile nihai birleşme olan samadhi'ye girebilir. Bunu yapmakla fiziksel bedenini aşar ve Tantrik Hinduizm'de moksa veya Budizm'de mahãsukha olarak bilinen tam kurtuluşa ulaşır.

    Yazan David White
    Çeviren Kemal Menemencioğlu


    Hint Simyası konusunda en geniş kapsamlı yaklaşım Prafulla Chandra Ray'nin 2 ciltlik "Hint Kimyanın Tarihi" (A History of Hindu Chemistry, Calcutta, 1904?1909); ayrıca Priyadaranjan Ray tarafından bu eserin bir revizyonu "Eski ve Ortaçağı Hindistan'da Kimya tarihi (History of Chemistry in Ancient and Medieval India, Calcutta, 1956), bazı simya metinlerinden alıntılar ve tercümeler içerir. Ayrıca kurdukları özgün sentezlerden dolayı ilgi çekici Mircea Eliade?in "Simyanın Kaynağı ve Yapısı" (The Forge and the Crucibles The Origins and Structures of Alchemy", 2nci baskı, Chicago, 1978), ve Sashibhusan Da.Sgupta?nın "Sıradışı Dini Kültler" (Obscure Religious c?ults, 3ncü Baskı, Calcutta, 1969). Yakın zamanlarda Hint-Tibet Budist Simyası üzerinde yazılan iki mükemmel eser ise Michael Walter?ın "Tibet Tantrasında Simya ve Tıbbın Rolleri" (The Role of Alchemy and Medicine in Indo-Tibetan Tantra", Doktora tezi, University of Indiana, Bloomington, 1982) ve Edward Todd Penner?s "Rasayana Siddhi: Budist tantralarda Tıp ve Simya" (Rasayana Siddhi: Medicine and Alchemy in the Buddhist Tantras, Madison, Wis., 1983); Bu son eser Kalaçakra Tantra üzerinde bir tevsir olan Vitnala-prabhã'nın simya bölümünü içermektedir.

    Edward B. CowelI tarafından tercüme edilen Madhava?nın ondördüncü asır eseri Sarva-darşana-sarngraba, (7nci baskı, Varanasi, 1978), Hint felsefesinin "Cıva Okulu" konusunda Hint simyasının önemli metinlerini gözden geçiren bir bölüm içermektedir. Bunlar arasında önemli bir yer işgal eden ve simyanın ibadetli yönleri (bakınız 1.37?38, 1.43?52, and 1.109?1 16) ve kükürdün menşei miti (7.57?66) konularında referanslar veren Indradeo Tripathi tarafından derlenen Sanskritçe Rasãrnavam (onuncu asır, 2nci baskı, Varanasi, 1978). Shridharmananda Sharma tarafından derlenen Vagbhata'nın Rasaratnasamucchaya (öndördüncü asır, 2nci baskı, Delhi, 1962), cıvanın menşei mitini içermektedir (1.60?66). Nägarjuna ve diğer simyagerlerin yaşam öyküleri için K. Satchidananda Murty?nin Nagarjuna (New Delhi, 1971) ve Giuseppe Tucci?s "Animadversiones Indicae", Bengal Asya Cemiyeti Dergisi (Bengal Journal of the Asiatic Society of Bengal) 26 (1930 : 125?160) başvurun.
#02.10.2011 19:22 0 0 0
  • Simyacılar - ünlü simyacılar ve buluşları - simyacılar ve buluşları



    Arnaldus de Villa Nova ya da Arnaldus de Villanueva, Arnaldus Villanovanus, Arnaud de Ville-Neuve, Arnau de Vilanova, (~ 1235 Valencia 313), Katalonyalı bir aileden geldiği düşünülen simyacı, gök bilimci ve fizikçidir. Bu bilim dallarının yanında kimya, tıp ve Arap felsefesi de okumuştur. Bir süre Aragon'da yaşadıktan sonra Paris'e gitti ve orada yaşamaya başladı. Savunduğu tezler nedeniyle kilisenin şiddetli baskısına maruz kaldı.Bunun diğer ve bulunduğu yerden kaçmak zorunda kaldı, Sicilya'ya sığındı. 1313 yılında Papa V. Clement'in durumunu duyması üzerine, Papa tarafından Avignon'a davet edildi. Ancak gidiş yolunda hastalanarak yaşamını yitirdi.

    noimage



    Thesaurus Thesaurorum ya da Rosarius Philosophorum, Novum Lumen ve Flos Florum gibi simya ile ilgili kitapların onun yazdığı düşünülmektedir. Ancak bu konuda kesin bir kanıt yoktur. Bilim dünyasına en bilinen katkısı ise korbonmonoksit ve saf alkolü bulmasıdır. Şarap üretimi, korunması ve bozulmaya başlayan şarapları kurtarmaya yönelik yardımcı bilgiler verdiği kitabı üzerine Liber de Vinis o dönemde büyük ilgi görmüştür.



    Ebu Musa Cabir bin Hayyan (Arapça: جابر بن حيان Cabir bin Hayyan; ابو موسی جابربن حیان Ebu Musa Cabir bin Hayyan, Latince: Geber ya da Geberus d. 721 ya da 722 Horasan - Ö. 808 ya da 815 Kufa), Abbasi döneminde yaşamış ve İslam bilimi'nin temelini atan efsanevi Arap ya da Fars Geber veya Cabir ilk pratik simyacı olarak düzenlenmektedir. âlimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur.

    Günümüz dünyasında atomla ilgili ilk çalışmaların ingiliz fizikçi John Dalton (1766-1844) tarafından yapıldığı, uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin de Alman kimyacı Otto Hahn (1779-1868) tarafından ortaya atıldıgı fikri yaygındır.Halbuki onlardan 1000 yıl önce yaşamış ve dönemin en büyük ilim merkezlerinden Harran Üniversitesi'nde Rektörlük yapmış olan Cabir bin Hayyan, maddelerin Atomik yapisini gösteren tespitler yaparak, reaksiyonlarda belirli kütlelerin belirli kütlelerle reaksiyona girdiğini söylemiştir. Atom hakkında, ancak asırlar sonra anlaşılabilecek şu sözleri söylemiştir: "Maddenin en küçük parçası olan" el-cüz'ü la yetecezza "(atom) da yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin söylediği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. Atom parçalanabilir. Parçalanınca da öyle büyük bir güç oluşur ki bir anda Bağdat'ın altını üstüne getirebilir. Bu, Allahü Teala'ın kudret nişanıdır. " Böylelikle görülmektedir ki, Hayyan, Dalton ve Hahn'dan yüzyillar önce bu buluşları gerçekleştirmiştir.[kaynak belirtilmeli]Kimyager ve Eczacı olan babasının oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufa'ya giderek Abbasi halifesi Harun Reşid'e saray alımı olarak hizmet etmiştir.


    Kimya dışında Eczacılık, Metalurji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır. Bazı eserlerinin aslında öğrencileri tarafından yazıldığı anlaşılmıştır.[kaynak belirtilmeli]Nitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'rafine ve de yöntemlerini bulduğu kristalize Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik Asit'i keşfetiği düşünülmektedir. İnbik ( الأنبيق El-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine Katkıda bulunmuştur.



    noimage


    Kendisi o Yüzyıldan ATOMUN parçalayacağını görmüş büyük bir bilim adamıdır. Ayrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.

    Agathodaemon, Hermes-Thot, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Sia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir


    Eserlerinden 12. yüzyılında Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin Kökeni olmuştur.
    Johann Rudolf Glauber, (1604(?) - 10 Mart 1670) Alman-Hollandalı simyacı ve kimyacı. Almanya'nın Karlstadt am Main kentinde dünyaya gelen. Glauber, resmi bir eğitim görmemiş ve 1655'de Hollanda'nın başkenti Amsterdam'a taşınmıştır.

    Hayatı ve çalışmaları





    noimage


    Glauber, Almanya'da doğmuş ve 1655'de Hollanda'ya taşınmıştır. Modern kimyanın ilk bilim adamlarından kabul edilen Glauber'in deneyleri, yeni devrimler için esin kaynağı olmuştur. Hidroklorik asidin üretimini pratikte keşfeden Glauber, 1625'de sodyum sülfatı keşfetmiştir. Madde daha sonraları "Glauber tuzu" olarak literatüre işlenmiştir. Nitrik asitin ilk üretimini de Glauber gerçekleştirmiştir. Bu yöntem, derişik sülfürik asit ile potasyum nitratın beraber ısıtılmasıyla elde edilmiştirIsaac Newton, (Gregoryen takvimi için: d. 4 Ocak 1643 ö. 31 Mart 1727)(Jülyen takvimi için: 25 Aralık 1642-20 Mart 1726), İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof, ilahiyatçı. En büyük matematikçi ve bilim adamlarından biri olduğu düşünülür. Bilim devrimine ve heliyosentirizm'in gelişmesinde katkıları olmuştur.

    Isaac Newton İngiltere'nin Lincolnshire kentinde doğdu. Çiftçi olan babasını, doğumundan üç ay önce kaybetmişti. Annesi ikinci kez evlendi. İkinci evlilikten üç üvey kardeşi olan Isaac Newton anneannesinde kalıyordu. On iki yaşında Grantham'da King's School'a yazılan Newton, bu okulu 1661'de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Üniversitesi'ndeki Trinity Koleji'ne girdi. Nisan 1665'te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden eve haciz geldi.

    Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton, burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi. 1667'de taş aparmanı na öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış, beyaz ışığı oluşturan renklere ulaşmıştı. Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayınlamıştır.




    noimage



    Newton'un başına elma düşmesiyle yerçekimini keşfettiği yer, Cambridge'deki Botanik bahçesi'nde bulunuyor.




    Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669'da henüz 27 yaşındayken Cambridge Üniversitesi'nde matematik profesörlüğüne getirildi. 1671'de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi. Royal Society'e sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti.

    1675'de optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu, Newton'un bunlara sahip çıktığını öne sürdü. Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678'de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom ve matematikçi Edmond Halley'in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.


    Newton'un başına elma düşmesiyle yerçekimini keşfettiği yer, Cambridge'deki Botanik bahçesi'nde bulunuyor.
    Isaac Newton'un kendisine ait ilk basım Principia, Üstünde kendi el yazısı ile ikinci basımda yapılacak değişiklikler yer alıyor.Cambridge Üniversitesi'nde Katolikliği yaygınlaştırma ve egemen kılma çabalarına karşı başlatılan direniş hareketine öncülük eden Newton, kral düşürüldükten sonra 1689'da üniversitenin parlamentodaki temsilciliğine seçildi. 1693'de yeniden bir ruhsal bunalıma girdi ve yakın dostlarıyla, bu arada Samuel Pepys ve John Locke ile arası bozuldu. İki yıl süren bir dinlenme döneminden sonra sağlığına yeniden kavuştuysa da bundan sonraki yaşamında bilimsel çalışmaya eskisi gibi ilgi duymadı. Daha sonra 1699'da Fransız Bilimler Akademisi'nin yabancı üyeliğine 1703'de Royal Society'nin başkanlığına seçildi.

    Newton 'Eğer diğer insanlardan ileriyi görebiliyorsam, bu devlerin omuzlarında olduğum içindir.' diyerek kendine yardım edenleri unutmadığını göstermiştir.

    noimage





    John Maynard Keynes'n (1883-1946; nobel ödüllü İngiliz iktisatçı) Newton için yapmış olduğu yorumu okuyalım.

    Newton 18. yy'dan beri çağdaş bilim adamlarının ilki ve en büyüğü, bir akılcı; bize serinkanlı düşünmeyi, katıksız mantığı öğreten biri olarak düşünülebilmiştir. Ben O'na bu göz ile bakmıyorum. 1696'da nihayet Cambridge'i terk ederken derlediği ve kısmen dağılmasına rağmen bize ulaşan sandığının içeriğini inceleyen her hangi birinin de onu böyle görebileceğini sanmıyorum. Newton akıl çağının başlangıcı değildi. O büyücülerin sonuncusu, Babillilerin ve Sümerlilerin sonuncusu; görünür ve zihinsel evreni, yaklaşık 10.000 yıl önce entelektüel mirasımızı kurmaya başlayanlarla aynı gözle gören son büyük beyin idi. 1642 e bir Noel günü babasının ölümünden sonra doğan Sir Isaac Newton müneccimlerin gereken bağlılığı içtenlikle gösterebilcekleri son harika çocuktu.

    Sanırız ki Keynes ait bu yorum Isaac Newton'un insanlık tarihinin neden en eşsiz bilim adamı olduğunun açık kanıtıdır; O görünenin arkasındaki görünmeyeni aramak ile yanıp tutuşan, buna varlığını adamış, bunun için insanlık tarihine yön vermiş ve vermekte olan değerler ortaya koymuş bir bilim insanı idi."

    Doğa ve Doğanın yasası, karanlıkta saklıydı. Tanrı: Newton olsun! dedi ve her şey aydınlandı. Alexander Pope



    Isaac Newton da Scaliger ve Petaviusn Tarih kronolojisine karşıydı. Newton eski Kraliyetlerin Değiştirilmiş Kronolojileri adlı çok geniş bir eser yazdı diye. Bu kitapta eskiden olmuş bir çok büyük olayın tarihlerin oluş zamanların birkaç yüzyıl ileri çekmiştir. Bunu üzerine bir çok bilimci, tarihçi ve felsefeci bilimsel yoldan itiraz edemedikleri için kronoloji incelemesini kamuoyunun gözünden düşürmek amacıyla İsaac Newton'u okkültizme merak sarıp çıldırmış diye kanıtsız olarak suçladılar.
    Nicolas Flamel


    noimage

    Nicolas Flamel , 15. yüzyılda yaşamış Fransız simyacı. Simyacıların iki büyük düşü olan ölümsüzlüğü ve felsefe taşı'nı bulduğu iddia edilir. Abraham adlı bir Yahudiden aldığı gizemli bir kitaptan bilgilerini elde ettiği söylenir. Harry Potter'dan ünlü manga/anime serisi Fullmetal Alchemist'e kadar pek çok eserde göndermeler yapılan Flamel'den Brown'un eserlerinde de "Sion Tarikatı'nın 8. Büyük Üstadı" olarak geçer.1410 yılında pariste ölmüştür.felsefe taşını yapan ilk kişidir.
    Thomas Norton (d.1433 -ö.1513) İngiliz şair ve simyacıdır. 300 mısradan oluşan Simya'nın Ordinali (Ordinall of Alchemy) (1477) isimli simya esinli şiir kitabı ile tanınır. Jonathan Hughes'un Arthuryen Mitler ve Simya isimli kitabına göre Norton, Colne-Wiltshire'da dünyaya gelmiş, 1450'lerde bir simyacı olmuştu ve IV.Edward İngiltere'sinde yaşayan bir saray mensubu idi.



    "Ordinall", Michael Maier'in kitabı latinceye (Tripus Aureus olarak) çevirmesi ile büyük bir şöhret sahibi olmuştur.
#02.10.2011 19:18 0 0 0
  • Bir Zamanlar Anadoluda - Bir Zamanlar Anadoluda Filmi Oscar Adayı


    'Bir Zamanlar Anadolu'da' Oscar Aday Adayı
    Ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın "Bir Zamanlar Anadolu'da" filmi Oscar aday adayı oldu.

    Ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın 'Bir Zamanlar Anadolu'da" isimli filmi Oscar ödüllerinde 'En İyi Yabancı Film' kategorisinde aday adayı oldu.

    Sanatsal Etkinlikler Komisyonu Başkanı İsmail Güneş, yaptığı yazılı açıklamada, komisyonu oluşturan örgütlerinin temsilcilerinden oluşan jürinin bugün 84. Akademi Ödülleri'nde 'En İyi Yabancı Film' kategorisinde yarışacak filmi seçmek üzere toplandığını bildirdi.

    Güneş, 84. Akademi Ödülleri'ne başvuran 'Çınar Ağacı', 'Kavşak', 'Gölgeler ve Suretler', 'Bir Zamanlar Anadolu'da', 'Hayde Bre', 'Çoğunluk', 'Bizim Büyük Çaresizliğimiz' isimli filmlerden yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan'ın yaptığı 'Bir Zamanlar Anadolu'da/Once Upon a Time in Anatolia' filmini, Türkiye'yi 84. Akademi Ödülleri'nde temsil etmesine oy birliği ile karar verildiğini belirtti.

    Sanatsal Etkinlikler Komisyonu jürisi tarafından Oscar'a aday adayı gösterilen film, bu aşamadan sonra 'En İyi Yabancı Film' kategorisine girmek için yarışacak.

    Jüride, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ülger, Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliğinden Yılmaz Atadeniz, Sinema ve Televizyon Eser Sahipleri Meslek Birliğinden Semih Kaplanoğlu, Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliğinden Yüksel Aksu, Film Yönetmenleri Derneğinden Reyis Çelik, Belgesel Sinemacılar Birliğinden Hakan Aytekin, Sinema ve Televizyon Yazarları Derneğinden Gül Dirican, Sinema Emekçileri Sendikasından Sinan Güngör, Sinema Oyuncuları Meslek Birliğinden Meltem Cumbul yer aldı.

    Cannes Ödüllü

    Nuri Bilge Ceylan'ın yönettiği 'Bir Zamanlar Anadolu'da' adlı filmde, Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdoğan, Taner Birsel ile Fırat Tanış rol aldı. Filmin senaryosunu Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan ve Ercan Kesal ile birlikte yazdı.

    64. Cannes Film Festivali'nde 'Jüri Büyük Ödülü'nü kazanan, Uluslararası Altın Koza Film Festivali'nde Türkiye prömiyerini gerçekleştiren ve Hamburg Film Festivali'nde gösterilecek 3 Türk filminden biri olan 'Bir Zamanlar Anadolu'da'nın konusu şöyle:

    'Kasabalarda hayat, bozkırın ortasında sürdürülen yolculuklara benzer. Her tepenin ardında 'yeni ve farklı bir şey' çıkacakmış duygusu ama her zaman birbirine benzeyen, incelen, kıvrılan, kaybolan veya uzayan tek düze yollar.'

    Ceylan: Çok Sevindirici

    Filmin senaristlerinden Ebru Ceylan, aday adaylığını NTV'ye değerlendirdi.

    Ceylan, şunları söyledi: "Haberi sizden aldık. Çok sevindirici bir olay. Çok onure edici bir durum. Yoğun bir süreç bizi bekliyor, yapmamız gereken bazı işlemler var. Çok çok küçük bir ihtimal."

    Geçtiğimiz hafta vizyona giren film, Cannes Film Festivali'nde 'Juri Büyük Ödülü' kazanmıştı.


    Kaynak: ntvmsnbc.com
#02.10.2011 19:09 0 0 0