şimâl

şimâl

Üye
05.10.2012
Çavuş
1.223
Hakkında

#16.11.2012 21:34 0 0 0
#16.11.2012 06:23 0 0 0
  • Konu: Gel
    çok güzel olmuş seçtiğiniz müzikte çok sevdiğim ve dinlediğim müziklerden olunca daha çok beğendim emeğinize sağlık
#15.11.2012 17:39 0 0 0
  • Konu: Üzülme
    saklama kendini başın dik olsun kimseden kalma geriye
    teşekkürler :)
#15.11.2012 17:36 0 0 0
#15.11.2012 13:52 0 0 0
  • Bir müsveddesini çıkarıp sana veriyorum
    üzerinde insan suretleri başları kesik
    el yordamıyla,ten kokusuyla vardığım yerleri gösterir
    sen oralara doğru yollara çıkmasan da olur
    mutluluğun canına kıydıgı dağlarda ne işin var?
    otur üzüldüğün yerde


    dört yönü gösteren bir yürek çizdim sağ üst başına
    hiç bir gerçekte konaklamayan bir masal sakladım tam ortasında
    burada doğuda gece güneş batıda
    denizinde yıldız yıkanır gök bildiğin yerlerde balık dolanır
    sen oralara doğru yola çıkmasan da olur
    kör bir şairin diliyle döşediği köhne saraylarda ne işin var?
    otur üzüldüğün yerde


    kaderin tekeri patladığında varacağın tanrıların
    yürek ulaşım servislerin dualarını karaladım
    her şekilde kendi gölgene sığınıyorsun nasıl olsa
    yürüdüğün bütün güzergehlarda seni dinsizlik karşılıyor
    sen oralara doğru yola çıkmasan da olur
    ay ışığının p..ç hüzünler doğurttuğu metropol boşluklar da ne işin var?
    otur üzüldüğün yerde

    Murat Kayalı
#15.11.2012 13:49 0 0 0


  • Susmak ten’den ve sen’den ölü hikâyelerini toplamaktı ve ne zaman nerde sussan, ben orda biz mezar kazıyordum ceset sayıp bedenimi, gömüyordum kendimi bedeninin toprağına…
    Bakışların yaşam kıyısında tarihsiz…
    Zaaf adı altında ezilen gözlerim ve sensizlikten gayri yere bırakamadığım kendimle, ağzıma geleni saydım sana…
    Adından başka bildiğim yokmuş…
    Bir an var ki, yokluğuna teselli ikramiyelerinde, birileri anlar ki az süsü verilmiş bir çokluğun yokluktan ve gırtlağına kadar tokluğundan…
    Damıtıldığında ve tortusunda saçlarının bana hep kalan rüzgârlar…
    -‘kalın giy üzerini’ diyen bir kadın sesinin inceliğinde soğuk…
    En ince ayrıntısına kadar ayrışmış bir sukut…
    Normal şartlarda adı ayrılık olan kopuş bizim lisanımızda edebiyat inkârı…
    Her yeni istifasında bir aşkın biz iki yorgun çalışan, aşk mesaisi asgarisinde…
    Taleplerin yerini alan küskünlüklerle, belki boğulmanın eş anlamıydı gözlerine bakmak…
    Çatlatılmış bir kalemin nefsi müdafaasında, iki ayrı yöne gönderilmiş tek bir terk edişin hikâyesinde…
    Yorumsuzluğa beş kala…
    Ağzım dilim ıslak…
    Dudaklarım sana çatladı…
    İçim sana ve ne yazsam az geliyor varlığına…
    Bir ayna olabilseydim elbet…
    Bakacak kadar duracaktın bana karşım olup…
    Sen?
    Üzerine kahve dökülmüş bir A4’ten daha uzaksın yanı başıma şimdi…
    Ayakucumdan atladım başucundaki haklılıklara…
    Senin açtığın bütün kapılar benim anahtarlarımı kilitlerin içinde kırdıkça ve anahtarlar kırılıp başka kapılar seçtikçe…
    Ben senden başkalarına beri’yim sanaysa öte…
    Oysa içimdeki yara yar dediğimden hatıradır bana…
    Hatıralarsa yar dediğim kadar gaddar yüreğimdeki sana…
    Gözlerimde deşifre edilmiş bu ayrılık sen olanca aşk’ı şifreli yaşatmışken…
    Ceylanı yavrusundan eden illetin derdindeyim…
    Yani İlk baştan olmasaydın sonunda sensizde kalmayacaktım ben…
    Terimden silinmene damlıyor şimdi merdivenlerden dökülen boncukların peşinden koştuğumuz anlar…
    Ben ‘’Yar’’ desem?
    Senden başka yine kim anlar?
    Gözüne uyku dökülmüş bir gece ve uğruna yazılmış binlerce hece arasında…
    Ne SEN ayrılabildin ben’den nede BEN sen’den ayrıldım hecelere…
    Emre Gökce
#15.11.2012 13:40 0 0 0
  • “Bir insan nasıl düşünüyorsa odur” ifadesi, yalnızca bir insanın tüm varlığını içine almakla
    kalmaz, aynı zamanda yaşamındaki her durum ve koşulu da içerecek kadar kapsamlıdır. Bir
    insan tam olarak düşündüğü şeydir ve karakteri tüm düşüncelerinin oluşturduğu bir toplamdır.
    Nasıl ki bir bitki tohumdan ortaya çıkmaktadır ve tohum olmadan bitki olamazsa, insanın her
    eylemi da düşüncenin gizli tohumlarının bir sonucudur. Düşünme olmadan eylem ortaya
    çıkamaz. Bu durum planlı olarak geliş tirilen eylemler kadar “kendiliğinden” ve “önceden
    tasarlanmamış” olarak nitelendirilenler için de eşit derecede geçerlidir.
    Eylem, düş üncenin çiçek açması gibidir ve mutluluk ile acı da meyvesidir; böylece her insan
    kendi çiftliğinde yetiştirdiği tatlı ve acı meyvelerini toplamaktadır.
    Beynimizdeki düşünceler oluşturmuştur bizi.
    Her ne isek, düşüncelerle işlenerek yapılmıştır hepsi.
    Bir kişinin beyninde kötü düşünceler etkinse,
    öküzün çektiği arabanın ardından gelen tekerlekler gibi
    onun ardından da acının geldiği bilinse.
    Bir kiş inin beynindeki düşünceler güzelliğini korursa,
    Kendi gölgesi gibi mutluluk takip eder onu nasıl olsa,
    İnsanın bir gelişme kanunu vardır. Rasgele ve tesadüfen yaratılmış bir yaratık olmadığı gibi,
    tıpkı görünen maddi şeyler dünyasında olduğu gibi bir neden ve sonuç ilişkisiyle, insan
    düşüncenin gizli krallığında mutlak bir değişmezdir. Asil ve güzel bir karakter, iltimas ve ş ans
    eseri yaratılmamıştır. Doğru düşünme konusunda sürekli bir çabanın ve uzun süre yaşatılan
    güzel düşüncelerin bileşkesinin doğal bir sonucudur. Onursuz, kötü ve zalim bir karakter de
    aynı süreçle, sürekli olarak muhafaza edilen alçakça düşüncelerin sonucudur.
    İnsan kendisini yapar da bozar da. İnsan düşünce cephaneliğinde kendi kendisini yok eden
    silahları üretebildiği gibi, kendisine cennet gibi mutluluk, güç ve huzur konakları inşa ettiği
    aletlere biçim de verebilmektedir. Düş üncelerin doğru seçilmesi ve tam uygulanmasıyla, insan
    ilahi mükemmeliyete yükselir. Düşüncenin kötüye kullanılması ve yanlış uygulanması ile de
    hayvan seviyesinin altına düşer. Bu iki uç noktanın arasında karakterin çeşitli dereceleri vardır
    ve insan bu derecelerin yapımcısı ve efendisidir.
    Bu çağda gün ışığına çıkarılan ruhla ilgili tüm güzel şeyler arasında şu ifadeden daha fazla
    İnsan düşüncenin efendisi, karakterin
    sevindirici ve umut veren bir gerçek yoktur;
    kalıpçısı, çevre, durum ve şartların, ve özellikle de kaderin yapımcısı ve
    şekillendiricisidir.

    Bir güç, zeka ve sevgi varlığı ve kendi düş üncelerinin efendisi olan insan her durumun
    anahtarına sahiptir. Kendisini istediği şey yapabilecek olan değişimi ve hayat verici gücü
    içinde barındırmaktadır.
    İnsan, en güçsüz ve en çaresiz anında bile daima efendidir. Güçsüzlüğünde ve düşmüş halinde
    “evini” yanlış yöneten akılsız bir efendi gibidir. İçinde bulunduğu durumu iyice düşünmeye
    ve varlığının üzerine kurulduğu yasayı dikkatle aramaya başladığında, enerjisini zekice
    yönlendiren ve düşüncelerini verimli konulara yönlendiren akıllı bir efendiye dönüşür. Bu
    bilinçli bir efendilik halidir ve insan ancak kendi içindeki düşünce yasalarını keşfettiğinde bu
    hale gelebilir. Bu keşif tamamen bir uygulama, kendi kendini analiz etme ve tecrübe
    meselesidir.
    Altın ve elmas gibi değerli madenler ancak çok araştırma ve madencilik bilgisiyle elde
    edilebilir. İnsan da, aynı şekilde, varlığı ile ilgili gerçekleri ancak kendi ruh madeninin
    derinliklerine inerse bulabilir. Eğer düşüncelerini izler, kontrol eder ve değiştirirse,
    düşüncelerinin kendisi, başkaları, yaşamı ve çevresi üzerindeki etkilerini izlerse, neden ve
    sonuç bağlantısını sabırlı bir çalışma ve araştırmayla kurarsa, karakterinin yapımcısı,
    hayatının kalıpçısı ve kendi kaderinin mimarı olduğunu hiçbir tereddüde mahal vermeden
    kanıtlayabilir. Kendisi için anlayış, zeka ve güç olan bilgiyi elde etmek için insan en basit,
    günlük olaylar da dahil olmak üzere, her deneyimini kullanabilir. Başka hiçbir yolda değil,
    sadece bu yolda, “Arayan bulur; ve kapıyı çalana kapı açılır” kuralı mutlaktır. Çünkü bir
    insan bilgi tapınağının kapısından ancak sabır, çalışma ve bitmeyen bir ısrarla girebilir.
    alıntı
#15.11.2012 13:36 0 0 0
  • Bilgi çağı, teknoloji, telekominikasyon, globalleşme, modernizm, iletişim kavramlarının sıkça kullanıldığı günümüzde insanlarımızı genel olarak inceleyecek olursak büyük bir çoğunluğunun temel sorununun iletişim (sizlik) olduğu ortaya çıkmaktadır. Günümüz insanı öyle bir noktaya geldi ki, adeta kendini tanıyamaz hatta tanımlayamaz oldu. Bu durum da insanın gerçek yeteneklerini kullanamaması, sahip olduğu gücü tanıyamaması gibi sonuçları doğurdu. Geleneksel yaşam biçimimiz incelendiğinde iletişimsizliklerimizi de kendi kendimize ürettiğimiz ortaya çıkmaktadır.
    Komşunun komşuyla konuşmadığı akrabanın birbirini tanımadığı, başka insanlara hep kuşkuyla bakıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Aslında tüm insanlar temelde aynı kaygıları duyuyorlar ama bir türlü kabuklarını kırarak birbirleriyle samimi ilişkiler içerisine giremiyorlar. Dolayısıyla giderek büyüyen sorunlar yumağı boğuşan insanlar topluluğu içinde yaşayıp gidiyoruz. Nedeni ise kısaca insanın kendinden uzaklaşmasıdır.
    Madem ki temel sorunlarımızın başında iletişimsizlik gelmektedir. Bununda mutlaka bir yolu olmalıdır. Bazı insanların çok ters ya da aksi dediğimiz insanlarla dahi çabucak anlaştıklarını mutlaka görmüşüzdür. Sadece merak ettiği için veya zaman geçirmek için vitrine bakan bir insana almayı hiç düşünmediği bir ürünü satan tezgahtarı, elinde silahla ve öldürme kastıyla gelen bir insanı rahatlıkla ikna eden kişileri duymuşuzdur. Peki nedir bunun sırrı? O insanlar belki de farkında olmadan, karşısındaki insanların ruhsal durumlarına seslenen duyarlılık, esneklik ve uyum sağlama gibi ileri iletişim tekniklerini kullanıyorlardır.
    İnsanların farklı temsil sistemleri vardır. Bunların bilinmesi karşımızdaki insanların dünyayı nasıl algıladıklarını anlamamıza büyük yardımı olmaktadır. Karşımızdaki insanın temsil sistemini bilmemiz ise onlarla etkili bir iletişim kurmamızı sağlayacaktır.
    İnsanların kullandıkları temsil sistemleri temelde görsel, işitsel ve kinestetik (dokunsal- hissel) olarak üç gruba ayrılmaktadır. Fazla detaya girmeden ana hatlarıyla inceleyecek olursak.
    1. GÖRSEL İLETİŞİM
    İnsanların öğrenme süreçleri incelendiğinde, yaklaşık % 38’i nin görerek öğrendiği ortaya çıkmaktadır. Bu tipteki insanların düşünürken ve konuşurken göz hareketleri zaman zaman yukarıya kayar Görüntülerle düşünürler. Bir şey gösterdiğinizde bir bakayım derler. Çünkü onların kendilerine özgü görme şekilleri vardır. Kullandıkları sözcükler ve benzetmeler görsel ağırlıklıdır. Genellikle çok hızlı konuşurlar, konuşma tarzlarına fazla dikkat etmezler ve görmeyle ilişkili sözcükleri sıkça kullanırlar. Ne istediğinizi açıkça görebiliyorum. Söylediklerini anlamadım, şunu bana göster yada çizerek tarif et, ... görünüyor ki vb. bir şeyi anlamak yerine görmeleri daha önemlidir.
    Bu tip insanlarla iletişim kurmanın temel basamağı görsel imajları iyi kullanmaktır. Göz temasları genellikle mükemmel düzeyde olduğundan konuşurken sizi görmeleri gerekir. Onlarla konuşurken göz temasınızı kesmemeniz daha faydalı olacaktır. Bir satıcı iseniz öncelikle sattığınız ürünün renk, estetik vb özelliklerini ön plana çıkarabilirseniz başarılı olma şansınız daha fazladır. Giyim ve kuşama önem verirler ve dikkat ederler. Onlarla konuşurken daha çok görsel ifadeler tasvirler ve mecazlar kullanmamız (renk, şekil, boyut) iletişim açısından daha başarılı olmamızı sağlar.
    2. İŞİTSEL İLETİŞİM
    İnsanların öğrenme süreçleri incelendiğinde, yaklaşık % 28’i nin işitsel öğrenme kapasitelerinin ön plana çıktığı ortaya çıkmaktadır. Bu tipteki insanlar konuşurken kulak hizasına doğru bakarlar. Sözel ifadelere ve anlatımlara daha çok önem verirler. Duydukları bir konuşmayı, sözü veya kelimeyi yıllar sonra dahi rahatlıkla hatırlayabilirler. Görerek öğrenenlere göre daha yavaş konuşurlar, konuşmalarında şiirimsi bir hava hakimdir. Konuşmayı severler ve konuşmalarının kesilmesinden de fazla hoşlanmazlar. Bu tipteki insanlar genellikle ciddi tavırlar sergilerler ve duygularını fazla belli etmezler. Çoğu zaman ruhsal durumlarının iyi veya kötü olduğunu kolay kolay anlayamazsınız. İşlerinde ve iletişimlerinde ayrıntılara daha çok önem verirler. Giyim kuşamlarında profesyonel bir tarz ön plandadır.
    Bu tip insanlarla iletişim kurmanın temel basamağı işitsel imajları iyi kullanmaktır. Görsel ifadeler ve anlatımlar yerine işitsel ifadeler deyimler, ve anlatımlar daha etkili olmaktadır. Konuşurken sözlerinin kesilmesinden fazla hoşlanmazlar. Anlatım ve ifadelerinde yoğunluklu olarak; anlatmak, söylemek, işitmek, armoni, sağır etmek, ayrı telden çalmak, kulakları tırmalamak, kulağa hoş gelmek, ritim, ses, dalga boyu, vb. kelimeleri sıkça kullanırlar.
    Bu kategorideki insanlar tam bir iş insanıdır diyebiliriz. Gerçeklerle, ayrıntılarla, bilgi ile ilgilenirler. Bir satıcı iseniz satacağınız ürünü kelimelerle çok iyi ifade edebilmelisiniz. Onlarla anlaşmanın en güzel yolu konuşma hızınızı onların konuşma hızlarıyla aynı seviyeye getirerek tane tane konuşmaktır.
    3. KİNESTETİK (DOKUNSAL - HİSSEL) İLETİŞİM
    İnsanların öğrenme süreçleri incelendiğinde, yaklaşık % 34’ü nün kinestetik öğrenme kapasitelerinin ön plana çıktığı ortaya çıkmaktadır.
    Burada Kinestetik sözcüğü dokunsal ve hissel anlamına gelmektedir. Duygulara daha çok önem verirler. Bu tipteki insanlar düşünürken sol alta, konuşurken aşağılara doğru bakarlar, derin diyafram nefesi alırlar ve genellikle ağır, yavaş ve kesik kesik konuşurlar. Duygulara hitap eden anlatımlara daha çok önem verirler. Bu tipteki insanlar için asıl önemli olan duyular ve duygulardır.
    Kısa ,az ve öz konuşmayı tercih ederler genellikle konuşma araları uzundur. Evet ve hayır kelimelerini sıkça kullanırlar. Kullandıkları cümleler dokunsal ve hissel ağırlıklıdır. Anlatım ve ifadelerinde; soğuk, sıcak, ağır, ele almak, dokunmak, hissetmek, katı, kazımak, elle tutmak, konuya parmak basmak, hücrelerinde hissetmek vb. söylemleri kullanırlar.
    Bir şeye karar verebilmeleri için ona dokunmayı tercih ederler. Eğer bir satıcı iseniz, kinestetik bir alıcıya malınızı satmanın en güzel yolu ürüne dokunmasını sağlamaktır.
    GRUPLA NASIL İLETİŞİM?
    Yukarıda verilen oranlamalara dikkat edilirse, her insanın temsil sisteminin farklı olduğu görülecektir. Şunu kesinlikle unutmayalım bir çok insanda birden farklı temsil sistemi bulunmaktadır. İnsanların % 75’i bu temsil sistemlerinden birini yoğunluklu olarak kullanır.
    Hangi temsil sistemi sorusunun cevabını bulmanın en kısa yolu karşınızdaki kişiyi önemli bir karar aşamasında veya stres altında iken görmektir.
    Uyuşmazlık ve anlaşmazlık durumlarında, kızgın bir insanı yatıştırmada, bir ürünü satarken, uzun süreli konuşmayı sürdürebilmek için vb. durumlarda karşımızdaki insanın temsil sistemlerini göz önünde bulundurursak iletişimimiz ve diyaloglarımız daha verimli olacaktır.
    alıntı
#15.11.2012 13:26 0 0 0
  • Onları diğerlerine eşit ve değerli olduklarını düşündüren şey nedir? “Kimlikleri” elbette; yani kendilerini algılayış biçimleri. Geçmişimiz, yetiştirilme tarzımız, genetik kodlarımız ya da eğitimimiz ne olursa olsun, hepimiz kimliğimizi değiştirebiliriz.

    Kimliği biçimlendirmenin temel bileşenlerinden birisi iç konuşmalardır. İç konuşma, kaydedilmiş bant kayıtları gibi zihnimizde sürekli tekrarlanan mesajlardır. Bir an için bunun anlamını düşünün. Aşağıdaki durumları yaşadığınızda kendi kendinize ne diyorsunuz?

    Hata yaptığınızda (“Hay Allah, salağın tekiyim ben” mi “Bunu yapabilirim” mi?) Zor bir işin üstesinden geldiğinizde (“Vay, amma da şanslıyım” ya da “Çok zekiyim, çok”) Övgü aldığınızda (“İndirimden aldığım eski bir gömlek sadece” ya da “Ya evet, ben de seviyorum”) Başarısız olduğunuzda ( “Bunu yapmayı asla başaramıyacağım” ya da “Hımm, bu işe yaramadı –başka nasıl yapılabilir acaba?”)


    İnsanlar özgüvenlerini kendilerine başarıyı içselleştiren mesajlar (Heyoo, başardım! Bu bende yetenek olduğunu gösteriyor) ile başarısızlığı dışsallaştıran (Kişisel bir şey değil, sadece kötü gününde) mesajlar yollayarak oluştururlar. Özgüvenimizi olumlu ya da olumsuz anlamda kimliğimizi doğrulayan iç konuşmalarımızla pekiştiririz.


    “Benim neyim eksik ki?” görüşünü geliştirmek, iç konuşmanızı etkin biçimde yönetmenizle başlar. İç mesajlarınıza dikkat edin. Olumsuzlarsa, değiştirin ve yerlerine olumlu olanları koyun. Bu mesajları önce yüksek sesle söyleyin, sonra da zihninizde tekrarlayın. O eski ve yararsız mesajların yerini alıp yeni kimliğinizin parçası olana kadar bu mesajları tekrarlayın. Eski alışkanlıkları değiştirmek yaklaşık sekiz haftalık etkin uğraşı gerektirir; bu nedenle aksatmadan bu süreye uyun. Sonuçta, onlarca yılda yerleşmiş bir süreci tersine döndürmeye çalıştığınızı unutmayın.


    Kendinizle yaptığınız konuşmaları etkin biçimde denetim altına almanız kendiniz hakkında sahip olduğunuz inançları değiştirecektir. Dahası, inançlar edimleri etkilediğinden, davranışlarınızın da değiştiğini göreceksiniz. Daha güvenli olacak ve diğerleriyle denkliğiniz konusunda daha “eşitlikçi” bir görüş edineceksiniz.


    Kendiniz ve fikirleriniz konusunda güven duygunuzun arttığını hissettiğinizde, kendinizi daha etkin ve iddialı biçimde ifade etmenize yardımcı olacak bazı yetenekler geliştirmeniz gerekir.


    İddialı insanlar görüşlerinin duyulduğu duygusuna sahiptir, çünkü güç mesajları karşılarındakilerin kişilik zırhlarını kuşanmalarını gerektirmeyecek biçimde iletebilirler. Bunu yapmak biraz pratik gerektirir, ama hiç de zor değildir. İddialı kişileri bunu yaparken tarafsız bir dil ile “Ben” dili karışımını kullanırlar.

    İşte iddialı iletişim için size basit bir reçete:
    Bir seferde sadece tek bir konuyu ele alın.Karşınızdaki yaralama ya da lafı ağzına tıkayıp zafer kazanma arzunuzu bastırın. “Sen” dili yerine “Ben” dilini kullanın. Dilinizi “Hep” ya da “asla” gibi sözcükler dahil, kışkırtıcı ya da duygusal ifadelerden arındırın. Kişiye değil, olaya ya da davranışa odaklanın. Fark ettiğiniz ya da doğru bildiğiniz konular hakkında konuşun. Davranışın siz dahil insanlar üzerindeki somut ve soyut etkilerini açıklayın. Gerçekleşmesinden hoşnut olacağınız şeyleri ifade edin. Dinleyin ve karşınızdakilere temel ölçüde saygı gösterin.

    Olumlu iç konuşma ve iddialı iletişim becerilerini birlikte kullanabilirseniz düşlerinizi gerçekleştirme ve ilişkilerinizi geliştirme yolunda ilerlemeye başlarsınız.


    Unutmayın, başarısızlık sadece işe yaramayan yöntemlerden biridir, öyleyse kaybedecek neyiniz var ki?

    Alana Billingham
#15.11.2012 13:22 0 0 0
  • Yapılan araştırmaların bazıları, amaçların belirlenmesine çalışanların dahil edilmesinin, en büyük motivasyon faktörü olduğuna işaret etmektedir. Bu, aynı zamanda çalışanın gelecekte ne yapmak isteyeceğini de ifade eder.

    Amaç Belirleme ve Kararlara Katılım
    Kurum içinde verimi yükseltecek en önemli adım, amaçlar saptanırken ve bazı kararlar alınırken çalışanların katılımlarını sağlamakla atılabilir. Yapılan araştırmalara göre, işin hızı, görev dağılımı, yapılacak işle ilgili fazla mesai gerektirip gerektirmediği, verilecek dinlenme araları gibi işyeri kuralları konusunda çalışanların fikrini alınması ve kararlara katılımlarının sağlanmasıyla,

    • Ahlaki değerler ve iş doyumunda artış,
    • Devamsızlıkta ve çatışmalarda azalma,
    • İşi bırakma sayısında düşüş görülmüştür.

    Araştırma sonuçlarının da ortaya koyduğu gibi, karara katılım, çalışanların değer sistemlerine, zihinsel yapılarına ve motivasyonlarına olumlu yönde etki etmektedir. Bunun için bir yöneticinin belirli bir günde ve belirli bir saatinde (tercihen gündemli) bir toplantıda, kurumu ilgilendiren konuları ele almasında yarar vardır.

    Çalışanları Motive Eden Bir Kurumun Özellikleri
    Sorumluluk bir seçimdir. Çalışanlarının sorumluluk üstlendikleri, kendilerini bir parçası hissettikleri kurumların, şu özellikleri taşıdığı görülmüştür:

    Açık ve net vizyona sahip olmak
    Kurumun önündeki birkaç yıl için belirlediği stratejik plan ve hedefleri konusunda, çalışanların açık bilgiye sahip olması gerekir.
    Çalışanların kabul ettiği ve benimsedikleri değerlere sahip olmak
    Kurum içinde işlerin nasıl yürütüleceği hakkında yol gösteren, doğruyu yanlıştan ayırmaya yardım edebilecek niteliklere sahip değerlerin varlığı, çalışanları isteklendirir.
    Çalışanlarına ve onların kuruma katkılarına saygı duymak
    Çalışanların kurum için önemli konularda rol almasına fırsat tanınması, onların sorumluluk ve çalışma isteklerini artırır.

    İşin özelliklerine uygun kişileri işe almak
    İşle ilgili beceriler kazandırılabilir, yetkinlikler ise geliştirilebilir. Ancak duygusal olgunluğu yeterli olmayan, kendisi ve kurumla ilgili farkındalık geliştiremeyen insanlar, ne kadar eğitimli ve zeki olursa olsun, kuruma yarardan çok zarar getirir.
    Çalışanlar tarafından gurur kaynağı olarak algılanmak
    Çalışanların içinde bulunmaktan memnun olacakları bir fizik ortamının varlığı, şirketin sektördeki itibar ve başarılarıyla çalışanlarda ait olma ihtiyacını karşılaması; kurumun çalışanlar için gurur kaynağı olarak algılanmasında büyük rol oynar.
    Çalışanlara örnek olacak yönetici tavırları sergilemek
    Bir kurum içinde müdürün tutumu, şeflere örnek olmakta, onların tavırları aynı şekilde diğer çalışanlara yansımaktadır. Kurum içinde olumlu yumuşak bir havanın esmesi, çalışanların birbirleriyle hem rekabet hem de dostça bir ilişki içinde olması, liderlik niteliğine sahip bir yönetici tarafından sağlanabilir.
    Prof. Dr. Acar Baltaş, Değişimin İçinden Geleceğe Doğru Ekip Oluşturma ve Liderlik, Remzi Kitabevi, Aralık 2000, p: 170-173.

    Prof. Dr. Acar Baltaş
#15.11.2012 13:17 0 0 0
#15.11.2012 12:43 0 0 0
#15.11.2012 12:39 0 0 0
#14.11.2012 23:07 0 0 0
#14.11.2012 23:02 0 0 0
  • Yüregimde cigliklar heyhatt...
    Ne bir mutluluk ne bir hüzün...
    Sade bir papatya bahcesinin güzelliginde...
    Sararmis solmus bir goncayim ben...


    ne güzel sölemiş aynı ben
    teşekkürler zelal
#14.11.2012 22:54 0 0 0
  • Konu: Ruhum Deli
    kahretsin işte ruhum deli

    çok güzel ağraz yüreğine sağlık meleğim
#14.11.2012 18:17 0 0 0
#14.11.2012 11:22 0 0 0