Turkuaz81

Turkuaz81

Üye
05.03.2005
Onbaşı
822
Hakkında

  • Konu: Dİni film
    Tamamda bunun neresi film? bi flash uygulaması sadece...
#22.07.2007 11:53 0 0 0
#22.07.2007 11:38 0 0 0
  • Kimsenin Zoruna Gitmesin! Bunlar Allah'ın EMRİ (!)

    « Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin. (Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Rasulü'ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur »
    Belirtmek gerekir ki, sözlerin en doğrusu Allâh'ın kitâbıdır. Yolların en hayırlısı da Muhammed (s.a.v)'in yoludur. (Dinde) en şerli işler sonradan ortaya çıkarılan yeniliklerdir, sonradan ortaya çıkan her yenilik bid'at'tir, her bid'at dalâlettir ve her dalâlet de ateştedir.
    (Muslim,Nesei)

    Peruk takmak

    1646. Esmâ radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre bir hanım Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e:
    - Ey Allah'ın Resûlü! Yakalandığı bir hastalık sebebiyle kızımın saçları döküldü. Ben onu evlendirmiştim de. Ona iğreti saç taktırayım mı? diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
    - "İğreti saç takana da taktırana da Allah lânet etmiştir" buyurdu.
    Âişe radıyallahu anhâ'dan da benzeri bir rivayet nakledilmiştir.
    Buhârî, Libâs 85; Müslim, Libâs 115. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 52

    1648. İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem saçlarına saç ekleten ve ekleyen, döğme yapan ve yaptıran kadınlara lânet etmiştir.
    Buhârî, Tefsiru sûre (59) 4, Libâs 83, 85, 87; Müslim, Libâs 115, 117, 119. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tereccül 5; Tirmizî, Libâs 25, Edeb 33; Nesâî, Zînet 22-24; İbni Mâce, Nikâh 52

    1649. İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den nakledildiğine göre kendisi, "Döğme yapan, yaptıran, yüzünün tüylerini yolan, güzel görünsün diye dişlerini seyrekleştiren, Allah'ın yarattığını bozan kadınlara Allah lânet etsin" demişti. Bir kadının İbni Mes'ûd'u aşırı gitmekle suçlaması üzerine bu defa; "Peygamberin lânet ettiği kimseye niçin lânet etmeyecekmişim? Peygamberi izlemek Allah'ın kitabında emredilmiştir. Allah Teâlâ; "Peygamber size ne verirse onu alın, sizi nehyettiğinden de uzak durun!"[Haşr sûresi (59), 7] buyurdu, demiştir.
    Buhârî, Tefsîru sûre (59), 4; Libâs 82, 84, 85, 87; Müslim, Libâs 120. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tereccül 5; Tirmizî, Edeb 33; Nesâî, Zînet 24, 26, 71; İbni Mâce, Nikah 52

    // Buradaki lanetlenen fiillerin özü "Allah'ın yarattığını bozan" lar olarak kabul ediliyor.Yani sonradan yapılan keyfi değişiklikler.Sağlık açısından bir engel oluşturuyorsa buna çoğu alim cevaz veriyor.Ama sırf güzel gözükmek için yapılan müdahaleler -estetik ameliyat , kaş aldırmak ,dişleri seyrelttirmek ..vb- Allah(c.c.) tarafından lanetlenmiştir.

    Sol elle yemek/içmek



    1639. İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Hiçbiriniz kesinlikle sol eliyle yiyip içmesin. Zira şeytan soluyla yer, soluyla içer. "
    Müslim, Eşribe 107. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et'ime 19; Tirmizî, Et'ime 6; İbni Mâce, Et'ime 8


    İçki-Kumar-Putlar-Büyü-Fala bakmak/baktırmak

    5-Maide Süresi
    3 - Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.

    90 - Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.
    91 - Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?

    1673. Safiyye Binti Ebû Ubeyd, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in bir eşinden naklen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
    "Kim, çalıntı veya yitik bir malın yerini haber veren kimseye (arrâfa) gidip ondan bir şey sorar, söylediğini de tasdik ederse, o kişinin kırk gün hiçbir namazı kabul olunmaz. "
    Müslim, Selâm 125. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 429, IV, 68, V, 380

    1797. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "İnsanı helâke sürükleyen yedi şeyden sakınınız. " Sahâbîler:
    - Yâ Resûlallah! Bu yedi şey nedir? diye sordular. Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
    "Allah'a şirk koşmak, sihir ve büyü yapmak, - haklı olarak öldürülen müstesna- Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı bir insanı öldürmek, fâiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum sırasında harpten kaçmak, evli olup hiçbir şeyden haberi olmayan namusuna düşkün müslüman kadınlara zina isnad etmek. "
    Buhârî, Vasâyâ 23, Tıb 48, Hudûd 44; Müslim, Îmân 145. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vesâyâ 10; Nesâî, Vesâyâ 12


    Canlı resim/heykel yapma ve bulundurma

    1682. İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Bu sûretleri (resim ve heykelleri) yapanlar, kıyamet günü, 'bu yaptıklarınıza can verin, haydi!' diye azâb edileceklerdir. "
    Buhârî, Büyû' 40, Bedü'l-halk 7, Nikâh 76, Libâs 89, 92 95, Tevhîd 56; Müslim, Libas 96, 97. Ayrıca bk. Nesâî, Zînet 113; İbni Mâce, Ticârât 5
    1686. İbni Mes'ûd radıyallahu anh, "Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim" dedi:
    "Kıyamet günü azâbı en şiddetli olanlar, sûret yapanlardır. "
    Buhârî, Libâs 89, 91, 92, 95; Müslim, Libâs 96, 97, 98. Ayrıca bk. Nesâî, Zînet 113

    1688. Ebû Talha radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "İçinde köpek ve sûret bulunan eve melekler girmez. "
    Buhârî, Libâs 88, Bedü'l-halk 7; Müslim, Libâs 83, 87
    1690. Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:
    Cebrâil aleyhisselâm, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e belli bir saatte geleceğini vadetmişti. Vakit gelmiş ama Cebrâil gelmemişti. Resûlullah elinde bulunan sopayı yere attı ve "Allah da Resûlleri de va'dinden caymaz!" dedi. Sonra etrafa bakınmaya başladı. Bir de ne görsün, sedirinin altında bir köpek eniği. Bunun üzerine:
    - "Ey Âişe! Bu enik buraya ne zaman girdi?" diye seslendi. Ben:
    - Allaha yemin ederim ki, bilmiyorum, dedim.
    Emir verdi, köpek yavrusu evden çıkarıldı. Cebrâil aleyhisselâm da hemen geldi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
    - "Bana söz verdin, ben de bekledim, ama gelmedin, " dedi. Cebrâil:
    - "Gelmemi, evindeki köpek engelledi. Biz melekler içinde köpek ve sûret bulunan eve girmeyiz" cevabını verdi.
    Müslim, Libâs 81. 82. Ayrıca bk. Buhârî, Bedü'l-halk 7, Libâs 94. İbni Mâce, Libâs 44


    Ölüye ağıt yakma

    1662. İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Ölenin arkasından yüzünü gözünü tırmalayan, yakasını paçasını yırtan, Câhiliye insanı gibi bağıra - çağıra ağıt yakıp kendisine beddua eden, bizden, bizim yolumuzu izleyenlerden değildir. "
    Buhârî, Cenâiz 36, 38, 39, Menâkıb 8; Müslim, İmân 165. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz 22, 25; Nesâî, Cenâiz 17; İbni Mâce, Cenâiz 52

    1668. Ebû Mâlik el-Eş'arî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Ağıtçı, ölmeden önce tövbe etmezse, kıyamet günü üzerinde katrandan bir elbise ve uyuzlu bir gömlek olduğu halde mezarından kaldırılır. "
    Müslim, Cenâiz 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 51

    Kibir

    1577: İbni Mesud (r.a.)'dan rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez." Bunun üzerine bir sahabi insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını arzu eder, dedi. Rasûlullah da şöyle buyurdu: "Allah güzeldir, güzeli sever. Kibir ise hakkı kabul etmemek ve insanları hor görmektir." (Müslim, İman, 147)

    104-Hümeze Süresi

    1- "Ayıp kusur arayan ve göz kaş işaretleriyle alay edenlerin vay haline..."


    Zina

    17-İsra Süresi

    32- Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.
    //Dikkat ederseniz yapmayın demiyor, yaklaşmayın diyor

    24-Nur Süresi
    2- Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
    3- Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.

    5- Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

    30- (Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
    31- Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.

    1626. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir, ya da boşa çıkarır. "
    Buhârî, İsti'zân 12, Kader 9; Müslim, Kader 20-21. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Nikâh 43


    1637. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Cehennemliklerden kendilerini dünyada henüz görmediğim iki grup vardır: Biri, sığır kuyrukları gibi kırbaçlarla insanları döven bir topluluk. Diğeri, giyinmiş oldukları halde çıplak görünen ve öteki kadınları kendileri gibi giyinmeye zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. İşte bu kadınlar cennete giremedikleri gibi, şu kadar uzak mesafeden hissedilen kokusunu bile alamazlar. "

    Faiz

    2-Bakara
    275- Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, "alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır.
    278- Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve artık faizin peşini bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz.
    279- Eğer böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız.



    1618. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    - "Yedi helâk ediciden kaçının!" Sahâbîler:
    - Ey Allahın Resûlü! Bunlar nelerdir? diye sordular. Hz. Peygamber:
    - "Allah'a ortak koşmak, sihir (büyü) yapmak, Allah'ın haram kıldığı bir nefsi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş meydanından kaçmak, evli, namuslu ve hiç bir şeyden haberi olmayan kadınlara zina isnad etmektir, " buyurdu.
    Buhârî, Vasâyâ 23, Tıb 38, Hudûd 44; Müslim, Îmân 145. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâyâ 10; Nesâî, Vasâyâ 12

    Namaz ile ilgili meseleler

    1709. Muâz İbni Enes el-Cühenî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, cuma günü imam hutbe okurken dizleri dikip oturmaktan nehyetmiştir.
    Ebû Dâvûd, Salât 228; Tirmizî, Cum'a 18

    1755. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Sizden biriniz, imamdan önce başını (rükû veya secdeden) kaldırdığı zaman, başını Allah Teâlâ'nın merkep başına veya suretini merkep suretine çevirmesinden korkmuyor mu?"
    Buhârî, Ezân 53; Müslim, Salât 114-116. Ayrıca bk. Tirmizî, Cum'a 56; Ebû Dâvûd, Salât 75; Nesâî, İmâmet 38; İbni Mâce, İkâme 41

    1762. Ebû Cüheym Abdullah İbni Hâris İbni Sımme el-Ensârî radıyallahu anh' den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Namaz kılmakta olanın önünden geçen kimse ne kadar günah işlediğini bilmiş olsaydı, kırk şu kadar zaman yerinde durması onun için daha hayırlı olurdu. "
    Hadisin ravisi der ki: "Kırk gün mü, kırk ay mı, kırk yıl mı dedi bilmiyorum".


    Kaynak/Açıklama:
    Kaynak dökümanlar için Her evde olması gerekli eserler
    Ayetler Elmalılı M.Hamdi YAZIR'ın sadeleştirilmiş mealinden ,hadislerde Riyazus Salihin'den alınmıştır. "//.." şeklindeki yazılar benim düşüncemdir.
#20.07.2007 09:22 0 0 0
  • noimage

    İki Dirhem Bir Çekirdek, Prof. Dr. İskender Pala
    Prof. Dr. İskender Pala
    KAPI YAYINLARI

    Anlatımı güzelleştirmek, savunulan fikir ve düşünceyi daha etkili kalmak ü daha etkili kalmak üzere her dilde kalıplaşmış bazı sözler bulunur. Atasözleri, dua ve temenni cümlecikleri, sövgü ve ilençler, bilmece ve tekerlemeler... Bu tür kalıplaşmış sözler arasında, dilin bünyesinde en sık rastlanılanlar ise deyimdir. Dilin bünyesinde kalıplaşmış ve kökleşmiş olarak değişmeden kullanılan deyimler, hiç şüphe yok ki anlatıma canlılık ve güç katarlar. Bu sayede düşüncelerin ve olayların muhataba daha etkili biçimde yansıtıldığı bir gerçektir.Bazı kişilerle ilgili anılar ve hikâyeler, tarihten alınmış olaylar, ve. Deyimlerin ortaya çıkış nedenleri arasında ön sıraları paylaşırlar. Bu bakımdan deyimlerin kaynaklarını arayıp bulmak, oldukça meşakkatli bir iştir. Bazen rastgele bir sayfada, bazen bir dipnotta, bazen de hiç ummadığınız bir el yazması sayfasında bir deyimin ortaya çıkış hikâyesiyle karşılaşmak mümkündür. Deyimlerimizin ortaya çıkış hikâyelerini bilmenin, dilimizin kültüre yansıyan yüzüne bir renk katacağı kesindir. Umarız, bu konuda daha geniş araştırma yapacaklar için bu küçük kitap bir başlangıç olur.

    Alıntı yapılan kitaptan bir deyimin daha açıklaması:

    TOPRAĞI BOL OLMAK

    İlkçağ inançlarına göre insanlar öldükleri vakit bir takım eşyalarıyla gömülürlerdi. Tanrılarına sunmak ve öte dünyada kullanmak üzere mezarlara birlikte götürdükleri bu eşyalar genellikle kıymetli maden ve taşlardan mamul kap kacak ile taşlardan oluşurdu. Türk beyleri de İslamiyetten önceki zamanlarda korugan dedikleri mezarlarına altın, gümüş ve mücevherleriyle birlikte gömülürler, sonra da üzerine toprak yığdırtarak höyük yapılmasını vasiyet ederlerdi. Eski medeniyetlerin beşiği olan Ortadoğu ve Anadolu'da, pek çok ünlü hükümdarlara ait bu tür mezar ve höyükler hala bulunmaktadır.
    Altın ve hazine her zaman insanoğlunun ihtiraslarını kamçılamış, nerede ve ne kadar kutsal olursa olsun elde edilmek için insanı kanunsuz yollara sevketmiştir. Höyüklerdeki hazineler de zamanla yağmalanmaya başlanınca ölenin ruhunun muazzep edildiği düşüncesiyle üzerine toprak yığılır ve gittikçe daha da büyük höyükler yapılır olmuş. O kadar ki ölenin yakınları ve cenaze merasimine katılanların birer küfe toprak getirip mezarın üstüne atmaları gelenek halini almış. Öyle ya, mezarın üzerinde toprak ne kadar bol olursa, düşmanlar ve art niyetliler tarafından açılması ve hazinenin yağmalanması o kadar engellenmiş olurdu. Bu durumda toprağı bol olan kişi öte dünyada rahat edecek, en azından kullanmaya eşyası ve tanrılarına sunmaya hediyesi bulunacaktır. Bugün dilimizde yaşayan "toprağı bol olmak" deyimi, aslında ölen kişi hakkında bir iyi dilek ifade eder. Türklerin İslam dairesine girdikten sonra yavaş yavaş terk ettikleri höyük geleneği, "toprağı bol olmak" deyiminin de gayrimüslimler hakkında kullanılmasına yol açmıştır. Yakın zamanlara kadar Müslüman ölüler için "Allah rahmet etsin!", diğerleri için de "Toprağı bol olsun!" denilirdi. Şimdiki gazetelerin ölüm ilanlarında bu deyimin bilinçsizce ve Müslüman ölüler hakkında da kullanıldığını görüyoruz. Eğer ilanı verenler kendi ölülerini rahmet yerine bol toprağa layık görüyor ve buna inanıyorlarsa bize de "Toprağı bol olsun!" demek düşer." (S: 195-196)
#20.07.2007 08:28 0 0 0
#19.07.2007 11:12 0 0 0
#19.07.2007 10:58 0 0 0
#18.07.2007 12:11 0 0 0
  • noimage


    BİRKAÇ SÖZ
    Ben, Türk devletlerdeki kardeşlerime karşı vazifesini yapamadığından dolayı mahcup olan bir Müslüman'ım. 0 yüzden, bir fert olarak, üzerime düşen görevimi yapmak için ilk adım olsun diye elinizdeki eserimi takdim ediyorum.

    Bu eserimi, beni affetmeleri dileğiyle komünizmin zulmü altında yaşayan tüm mazlumlara ithaf ediyorum.

    Ve diyorum ki: Bütün işkenceler, adı ne olursa olsun, dinsizliğin ürünüdür!

    Allah'a emanet olun can dostlar.

    Emine Özkan Şenlikoğlu 18/6/1997 Kahire
#18.07.2007 12:04 0 0 0

  • noimage

    noimage


    Namaza bir kaldırdı pir kaldırdı!

    'Ömür Boyu Aşk' yazarı Tokpınar, 'Sabah Namazına Nasıl Kalkılır' ile yayın dünyasında yeni bir patlamaya yol açtı. Ve namaz seferberliği başladı. İşte
    şaşırtıcı rakamlar:



    "Amacımız her yönüyle düşünülmüş bir namaz seferberliğidir. Bu çerçevede, namazı gündeme getiren ve namaz şuuru sağlayacak birçok etkinlik düşünüyoruz. Namaz hakkında yazan yazarlarla platformlar kuracağız. Namazı önemseyen vakıf, dernek, TV, radyo, gazete gibi kuruluşlarla namaz duyarlılığını arttıran faaliyetler yapacağız. Ayrıca namazı konu alan ilahî, şiir, film CD ve VCD'leri düşünüyoruz. Camilerde, okullarda, fabrikalarda, hatta çarşılarda ve geçitlerde namaz kitapları dağıtacağız. Önümüzde 3 Aylar var. 1 Eylül Miraç Kandili. Namazın farz kılınışının yıldönümü. İnşallah binlerce camiden binlerce kitap dağıtarak adeta bir 'namaz bayramı' kutlayacağız. Yüzbinlerce, milyonlarca insan namazda buluşacak" diyor yazar Cemil Tokpınar ve 'namaz seferberliğine' dönüşen 'kitap kampanyası' çerçevesinde neler olacağını şöyle özetliyor:

    Camilerde ve büyük salonlarda, namaz konuşmaları, ilahiler, şiirler ve ikramlar yaparak "namaz şölenleri" organize edeceğiz. Bu kampanya, Rabbimizle barışma, buluşma ve kavuşma kampanyasıdır. Namazla ilgili o kadar çok etkinliğimiz olacak ki, bunların içinde namazından taviz vermeyen ve hayatının odağına namazı koyan namaza önem veren bir müminin hayatını anlatan muhteşem bir namaz filmi bile var. Hemen her konuda film olmasına rağmen, malesef bütün yönleriyle ve bütün haşmetiyle namazı konu alan bir sinema film şu ana kadar yok: İnşallah bu projemiz kapsaında o da olacak.
#18.07.2007 10:33 0 0 0
  • İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretleri Şeyh Muhammed Çeterî'ye gönderdikleri mektupta şunları yazmaktadır:

    "Bilmiş olasın(ız) ki, işin aslı kalbe dayanır. Eğer kalb, Allah Teâlâ'dan başkasına meftûn-tutkun ve bağlanmış ise, o kalb harab ve ebterdir; yani vîrandır, hayırsızdır.

    "Yalnız zâhirî ibâdetlerle ve sûrî amellerle bir şey hâsıl olmaz, elde edilmez. Bilakis herkese lâzım olan; Allah Teâlâ'nın gayri hiçbir şeye iltifat etmeyen selîm (temiz ve sağlam, mutmain ve müsterih) bir kalb ve şerîatın yapılmasını emrettiği bedene bağlı sâlih amellerdir. Şu hayatta ruhsuz beden tasavvur edilemeyeceği (düşünülemeyeceği) gibi, sâlih ameller olmadan da kalbin sâlim (sağlıklı ve temiz) olduğunu iddia etmek bâtıldır, boş sözden ibarettir.

    "Kalıpla (bedenle) yapılması gereken sâlih ameller olmadan, kalble alâkalı hallerin hâsıl olması (elde edilmesi) da muhâldir, mümkün olmaz. Bu zamanda ise mülhidlerden pek çoğu, bu elde edilmesi mümkün olmayacak şeyin iddiâsındadırlar. [Meselâ: Sen benim abdestle-namazla alâkam olmadığına bakma, benim kalbim temizdir... derler. Bu ve benzeri laflar, boş lakırdıdan ibârettir.]

    "Allah Teâlâ bizleri, Habîbi (aleyhi's-salâtü ve's-selâmü ve't-tehıyye) hürmetine onların bu kötü itikatlarından necatta kılsın." Âmîn...
#18.07.2007 10:14 0 0 0
  • Allahü teâlâyı inkâr eden zeki bir dehri [ateist] vardı. Hıristiyan din adamları bu dehriye cevap veremeyince, sana ancak İslam âlimleri cevap verebilir diyerek onu Basra'ya gönderirler. Basra'ya gelip, dünyada bana cevap verebilecek bir âlim bulamadım der. Herkese meydan okur.

    Hammad hazretleri (hele önce bizim çocuklarla tartış, gerekirse âlimlerle görüşürsün) der, onun karşısına genç yaştaki Numan bin Sabit'i [imam-ı a'zam Ebu Hanife hazretlerini] çıkarır. Dehri, çocuk denilecek yaştaki bir gençle tartışmayı gururuna yediremez. Kürsüye yumruk vurur, "Hani nerede, o meşhur âlimleriniz" der.

    Genç Numan bin Sabit onu, onun silahı ile vurur. "Ne o der, demek benden korkmaya başladın?" Dehri bu söze tahammül edemeyerek ilk sorusunu sorar:
    - Var olan şeyin başlangıcı ve sonu olmaması mümkün mü?
    - Mümkündür.

    - Nasıl olur?
    - Sayıları bilirsin birden önce hangi sayı vardır?

    - Bir şey yoktur.
    - Mecazi bir olanın önünde bir şey olmayınca, hakiki bir olanın önünde ne olabilir?

    - Peki hakiki olanın yönü ne tarafadır?
    - Mumun ışığı ne taraftadır?

    - Bir tarafta denemez.
    - Mecazi ışık için böyle denirse ebedi nur olan için ne denebilir?

    - Her var olanın bir yeri olması gerekmez mi?
    - Mahluklar için öyledir.

    - İlah kâinatta ise, bir yerde görünmesi gerekmez mi?
    - Yaratan ile yaratılan mukayese edilmez ama sütte yağı görebiliyor musun?

    - Görülmez.
    - Sütte yağ olduğu bir gerçek iken, göremiyoruz diye nasıl inkâr edilir? Ben de sana bir soru sorayım: Senin aklın var mı?

    - Elbette var.
    - Var olan şey görünür dedin. Aklın varsa gösterebilir misin?

    - Peki O, şu anda ne yapmaktadır?
    - Sen bütün soruları kürsüden sordun. Biraz da ben kürsüden cevap vereyim.

    - Peki geç kürsüye.

    İmam-ı a'zam olacak bu genç, kürsüye çıkıp, "Allahü teâlâ şu anda, senin gibi imansız bir dehriyi kürsüden indiriyor ve benim gibi bir muvahhidi kürsüye çıkarıyor" der ve ardından Rahman suresinin (Öyle iken Rabbinizin hangi nimetlerini inkâr edebilirsiniz?) mealindeki 28. âyetini okur. Kalabalık hep bir ağızdan istiğfara başlar. Bu arada dehri çoktan uzaklaşıp gitmiştir.
#18.07.2007 09:56 0 0 0
#18.07.2007 09:33 0 0 0
#18.07.2007 09:06 0 0 0
  • "tarih bilimi objektiftir ama tarih asla objewktif değildir"

    güzel bu sözüne katılıyorum...

    "ben senin yorum yaparklen kullandıgın kelimelere tepki veriyorum yoksa umdumda değil yorumun"


    inanki genç kardeşim senin şu ifaden benim başkaları için kullandığım GERİZEKALI dan daha ağır bi ifade. Neyse yorumum sana yönelik olmadığı için çok da önemli değil umrunda olup olmadığı...

    Biz konuyu kapatmıştık zaten , uzatmayalım istersen...
#14.06.2007 11:55 0 0 0
  • "Tarih biliminin ne oldugunu oku ondan sonra burada konuya yorum yapmaya gel arkadaşım okullarda öğretilen tarihlerle burada yorum yapma"


    Bu ne şimdi...

    Arkadaşım ordan burdan kopyala yapıştırı bırak artık. Varsa kendine ait bir fikrin onu yaz.Önce yukarıda yazılanları iyice oku ondan sonra böyle saldırır gibi yorum yapma.Benim derdim seninle değil.

    Sakin ol ve sinirle buraya yazı yazma.Merak etme ben buraya yazdığım yazıları ilkokul 4 te öğrendiğim bilgilerle yazmıyorum...
#14.06.2007 07:40 0 0 0
#13.06.2007 17:01 0 0 0
  • Ne tartışıyorum nede eleştiriyorum. Şiddetle kınıyorum..!

    1. Sözlerim matrakSsS a değil zaten, bu yazıyı yazan art niyetliye..

    2.Alın başlığı google de aratın birsürü forumda bu yazının yazım hataları bile aynı kopyalarını görürsünüz ve kimse yorum bile yazmamıştır.

    3. "Sagol paylasimin icin hos bi konu belki degil ama ben bu yaziyi okudum uydurma degil arkadasim tesekkurler paylasim icin.."
    Nerede okudun ? hangi kitapta? ve uydurma olmadığına nasıl karar verdin?

    Biz tarihimizle övünürüz, tarihimizi eleştirmekten hiçbir zaman kaçmadık ki. Nedemek hoş bi konu değil?
    En güncelinden, biz tartışmak için arşivlerimizi açtık Ermeni meselesi yüzünden ama onlar yanaşmadı haksız oldukları için.

    Yapmayın lütfen, kendi geçmişine bu kadar acımasız olan bir toplum daha varmı.

    Padişahlarımızı psikopat katiller gibi göstermeye çalışmanın bize ne yararı var?. Rusların ruh sağlığı bozuk çarlarıyla ilgili böyle bişeyler konuştuğunumu sanıyorsunuz veya almanların hitleri kahraman görmediklerinimi?.


    Nerqish kardeşim yazdığım yorumu tekrar okudum ve tekrarda editledim.
    Emin ol ki bu yazıyı bu niyetle yazana başka bişey söylenmez bundan kibar.


#13.06.2007 12:23 0 0 0
  • "Kendileri tatlı canlarını kurtarmak için İngilizlere sığınmıştır. "

    "Orhan Bey-bilinen bir cinayeti kayıtlarda yok"

    "II.Mehmed (Fatih)-En çok övündüğümüz padişahlardan.."

    "İyi.Mehmed-Kardeş öldürme rekorunu elinde bulundurmaktadır.Tam 19 kardeşini ve bir oğlunu öldürmek zorunda kaldı.korktuğu için Haçova savaşından kaçmak istedi."

    "II.Selim (Sarı/Sarhoş)-Bütün gün şarap içip sarhoş gezmesiyle tanınan bu padişahımızın döneminde imparatorluk geri vitesine takıyor"

    "II. Mahmud-Vukuatı en fazla olan padişahlardandır.İşe ,ağabeyi IV.Mustafa'yı öldürerek başladı."

    .. vs vs..


    HANGİ GERİZEKALI BU YAZIYI YAZMIŞ MERAK ETTİM DOĞRUSU.

    İfadelere ve kullanılan usluba bakılırsa yazan şahsın soyu biraz şüpheli geldi bana!!

#13.06.2007 07:31 0 0 0
#12.06.2007 07:27 0 0 0