ultimatom

ultimatom

Üye
14.09.2008
Yüzbaşı
26.248
Hakkında

  • İslam ve sabır - islam dininde sabrın önemi - islam dini ve sabrı anlatmak


    Habbâb (r.a.) şöyle anlatır:

    Bir gün Resulullah Aleyhisselâm'ı Kabe'nin gölgesinde dinlenirken gördük. "Ya Resulullah! Çektiğimiz şu işkencelerden dolayı Allah'a dua etmeyecek misin?" dedik.

    Bunun üzerine hemen doğrulup oturdu, benzi kızarmıştı. Şu cevabı verdi:

    "Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki, inancı sebebiyle yere çukur açılır, sonra bir testere getirilip başının ortasına konur, vücudu ikiye bölünürdü de yine dininden dönmezdi.

    Öyleleri vardır ki, dininden dönmesi için vücudu demir taraklarla taranır, bütün derileri ve etleri kemiklerden ayrılırdı da, bu işkence yine onu dininden döndüremezdi.

    Sabredin! Allah'a yemin ederim ki, O bu dini tamamlayacak, hedefine ulaştıracaktır. Öyle ki San'a'dan Hadramevt(Yemen'de bir bölge)'e gitmek isteyen bir kimse Allah'tan başka hiç kimseden korkmaksızın emniyet içerisinde gidecek, koyunu için sadece kurttan korkacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz!

    "Hatırlayın o zaman ki, biz sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Onlar size işkencenin en kötüsünü yapıyorlardı; oğullarınızı öldürüp, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bütün bunlarda, Rabbinizden size büyük imtihan vardı." (Araf-141)
#20.02.2011 00:26 0 0 0
  • Kur'ân'ı Kerim - Şifa için kuranı kerim okunurmu



    Kur'ân iki şifadan söz eder. Birisi bal, diğeri de Kur'ân'ın kendisi. Bal, maddi bir şifa kaynağı iken, Kur'ân hem maddi hem manevi bir şifa kaynağıdır.
    Üç surede, üç farklı âyette Kur'ân kendisini bir "şifa" kaynağı olarak anlatır:

    "Rabbinizden size bir öğüt, gönüllerin derdine şifa, mü'minlere hidayet ve rahmet gelmiştir."1

    "İman edenler için o hidayet ve şifadır."2

    "Biz Kur'ân'dan mü'minlere şifa ve rahmet olan şeyi indiriyoruz."3

    Kur'ân'ın sunduğu bu şifa nasıl bir şifadır? Küfre, şirke, imansızlığa, zulme ve vicdansızlığa karşı bir şifadır. Bu zaten açıkça ortada...

    Kur'ân'ın davetine uyanlar bu şifayı tadıyorlar, anlıyorlar ve yaşıyorlar. Çünkü Kur'an bu özelliğiyle insanlığın en büyük yaralarını tedavi ediyor.

    İman ederek Rabbini tanıyan insan sahibini, malikini ve mabudunu buluyor, vahşetten, dehşetten ve bütün korkulardan kurtuluyor.

    ***

    Acaba Kur'ân bildiğimiz psikolojik ve bedeni hastalıklarımızın tedavisinde nasıl kullanılır, nasıl kullanılmış?

    Kur'ân'dan istifade etmede örnek ve rehber olan Peygamberimiz bu konuda da bir öncülük ediyor, yol gösteriyor, bizzat kendi uygulamalarıyla ders veriyor.

    Peygamberimiz bazı sureleri özellikle kendi hastalığına karşı okuduğu gibi, aile fertlerinden birisi hasta olunca da okurdu.

    Peygamberimizin hanımı Hz. Aişe (r.a.) diyor ki:

    "Ailesinden birisi hastalandığı zaman Resulullah (a.s.m.) Muavvizatı (Felak ve Nâs Sûrelerini) okuyarak onun üzerine üflerdi. Vefatıyla sonuçlanan hastalığa yakalandığında bu sureleri okuyup onun üzerine üflemeye ve kendi eliyle meshetmeye başladım. Çünkü onun elinin bereketi benim elimden daha fazlaydı."4

    Yine Hz. Aişe'nin anlattığına göre, Peygamberimiz her gece istirahate çekileceği zaman İhlâs ve Muavvizeteyn sûrelerini okuyup avuçlarına üfler, sonra ellerinin yetişebildiği yere kadar vücudunun her tarafını meshederdi. Hadisin devamında, "Sonra Resulullah hastalanınca ona böyle yapmamı bana emrederdi" diyor.5

    Peygamberimizin sözünü ettiği bir diğer şifa suresi, hepimizin bildiği Fâtiha'dır. "Fatiha her türlü hastalığa şifadır"6 buyuran Allah Resulü maddi/manevi bütün hastalıklara karşı Fatiha'nın okunması gerektiğini tavsiye eder.

    ***

    Bu arada Kur'ân-ı Kerim'de "Rabbenâ" ve "Rabbi" ile başlayan pek çok dua âyetleri vardır. Bu âyetleri maddi hastalıkların tedavisi için okuyabileceğimiz gibi, manevi, psikolojik hastalıklar için okumamız da pekâla mümkündür.

    Hz. İbrahim "Hastalandığım zaman bana şifayı veren O'dur" derken, şifayı doğrudan doğruya Allah'tan istiyor.7

    Hz. Eyyup ise seneler süren ağır hastalığına karşı o meşhur duasını okur, Rabbinden yardım ister, Cenab-ı Hak duasını kabul eder, ayağını yere vurmasını emreder. Hz. Eyyup da ayağını yere vurur vurmaz yerden şu fışkırır, bu sudan hem içer, hem de bütün vücudun yıkar, sağlığına kavuşur.

    Kur'ân'daki şifa dualarını okumak, ilaç tedavisini ve tıbbın gerekli gördüğü diğer müdahaleleri terk etmek anlamına gelmemelidir.

    Doktora gitmek, ilaç kullanmak, ameliyat olmak, perhiz yapmak da birer fiili duadır ve şifayı Allah'tan istemektir. Yoksa ne ilaç şifa verir, ne de doktor. Gerçek Şâfi, şifâ verici Allah'tır.

    1. Yunus, 10:57.

    2. İsrâ, 17:82.

    3. Fussilet, 41:44

    4. Müslim, Selam:50.

    5. Buharı, Tıb:39.

    6. Dârimî, Fadlu'l-Kur'ân:12.

    7. Şuarâ, 26:80.
#20.02.2011 00:23 0 0 0
  • İhlâs Suresi - Kulhüvellahüehad - İhlas suresi ve fazileti


    Halk dilinde "Kul hü" olarak da anılan İhlâs'ı yediden yetmişe herkes bilir.

    İhlâs'ın içinde barındırdığı esrarı Peygamberimiz'den öğreniyoruz.

    Ebû Hureyre anlatıyor:

    Bir gün Allah Resulü (a.s.m.) "Toplanınız, size Kur'ân'ın üçte birini okuyacağım" buyurdu.

    Bunun üzerine toplanan toplandı. Sonra Resulullah (a.s.m.) hane-i saadetlerinden çıktı, geldi, Kul huvallâhu Ehad'i okudu ve tekrar hane-i saadetlerine girdi.

    Biz kendi aramızda şöyle konuştuk: "Resulullah (a.s.m.) 'Size Kur'ân'ın üçte birini okuyacağım' buyurmuştu. Ben kuvvetle tahmin ediyorum ki, bu, kendisine gökten gelen bir haberdir."

    Daha sonra Resulullah (a.s.m.) çıktı, geldi ve şöyle buyurdu:

    "Size Kur'ân'ın üçte birini okuyacağımı söylemiştim. Dikkat ediniz, o sure Kur'ân'ın üçte birine denktir."



    ***



    İhlâs Suresi hem dünyanın hem de âhiretin mutluluk vesilesidir. Bu iki sırrı Peygamberimiz şöyle dile getirir:



    "Günde iki yüz defa İhlâs Suresi'ni okuyan kimsenin, borcu hariç elli senelik günahı bağışlanır.



    "Uyumak için yatağa giren kimse sağ tarafı üzerine yatar, sonra yüz defa İhlâs Suresi'ni okursa; kıyamet gününde Cenab-ı Hak o kula şöyle der:



    "Ey kulum! Cennete sağ taraftan gir."



    ***



    İhlâs Suresi sevginin bir alameti, cennetin bir anahtarı mesabesindedir.



    Kuba Mescidi'nde imamlık yapan bir sahebi vardı. Namaza durunca önce İhlâs Suresi'ni okur, ardında istediği bir sureye geçerdi. Her rekâtta böyle yapardı. Cemaatten arkadaşları kendisine:



    "Sen bu sureyi okuyorsun, sonra da onu yeterli bulmayarak başka bir sure okuyorsun. Ya sadece bu sureyi oku veya onu bırak, başka bir sure oku" deyince:



    "Ben bu sureyi bırakacak değilim. Bu sure ile size namaz kıldırmamı istiyorsanız kıldırırım, istemiyorsanız sizi bırakırım" cevabını verdi.



    Sonra durumu Resulullah'a (a.s.m.) bildirdiler. Resulullah (a.s.m.), kendisine "Cemaatinin sözünü ettiği şeyden seni alıkoyan ve her rekâtta bu sureyi okumaya seni sevk eden sebep nedir" diye sordu.



    "Yâ Resulallah, ben bu sureyi seviyorum" dedi.



    Bunun üzerine Resulullah (a.s.m.), "Bu surenin sevgisi seni cennete girdirecektir" buyurdu.



    ***



    Bediüzzaman hadislerde geçen sevapların bir mübalağa/abartı olmadığını bir misalle şöyle açıklar:



    Meselâ, içinde mısır ekilmiş bir tarla farz edelim ki, bin tane ekilmiş. Bazı habbeleri yedi sümbül vermiş farz etsek, her bir sümbülde yüzer dane olmuşsa, o vakit tek bir habbe, bütün tarlanın üçte ikisine karşılık olur.



    Meselâ birisi on sümbül vermiş, her birinde iki yüz dane vermiş. O vakit bir tek habbe, asıl tarladaki habbelerin iki misli kadardır. Ve böylece kıyas et.



    Şimdi, Kur'ân-ı Hakîm'i, nurlu, kutsi semavi bir tarla olarak düşününüz. İşte, her bir harfi, asıl sevabıyla birer habbe hükmündedir. Onların sümbülleri nazara alınmayacak.



    Meselâ, Kur'ân-ı Hakîm'in üç yüz bin altı yüz yirmi harfi olduğundan İhlâs Suresi besmeleyle beraber altmış dokuzdur. Üç defa altmış dokuz, iki yüz yedi harftir.



    Demek, İhlâs Suresi'nin her bir harfinin sevabı bin beş yüze yakındır. İşte, buna kıyas edilerek başkalarını da tatbik etsen, ne kadar lâtif, güzel, doğru ve mübalağasız bir hakikat olduğunu anlarsın. (Sözler, "Yirmi Dördüncü Söz, Dokuzuncu Asıl")
#20.02.2011 00:20 0 0 0
  • İslam dini ve ahiret - ahiret zamanı - cennet ve cehennem


    Ayet-i Kerime'lerde şöyle buyuruluyor:

    ''Sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar.'' (Yusuf: 103)

    ''Kıyamet saati mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmazlar.'' (Mümin: 59)

    ''Şüphesiz ki Allah insanlara karşı lütufkârdır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.'' (Mümin: 61)

    Ebu Said-i Hudrî (r.a.) Hazretlerinden rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyururlar:



    ''(Kıyamet günü) Allah Tebâreke ve Teâlâ 'Ey Adem!' buyuracak. O da icabet ederek 'Buyur Yâ Rabbi! Buyruğunu bekliyorum. Bahtiyarlık ve her hayır senin emir ve fermanında tecelli eder.' diyecek. Allah-u Teâlâ 'Cehenneme gidecekleri seç buyuracak. Âdem Peygamber 'Cehenneme gönderileceklerin sayıları ne kadardır?' diye soracak. Allah-u Teâlâ 'Binde biri cennete, doküzyüzdoksandokuzu cehenneme! diye cevap verecek.

    Cenab-ı Hakk Âdem Peygambere böyle buyurduğu sırada, bunu duyan çocuklar ihtiyarlayacak, her hamile kadın çocuğunu düşürecek.

    Ve o anda mahşer halkını sarhoş sanırsın, halbuki onlar hiç de sarhoş değillerdir. Bununla beraber Allah'ın azabı çok şiddetlidir.'' (Buharî. Tecrid-i Sarih: 1373)
#20.02.2011 00:08 0 0 0
  • İslami nışanlanma - evlenme - nışanlılık süresi


    Daha önce de belirttiğimiz gibi evliliğe talip olmak için karşı tarafı tanıma gayesiyle mubah kılman şeyler, zaruretten dolayı mubah kılınmıştır. Bunun için de kapıyı ardına kadar açmaya gerek yoktur. Karşı tarafı tanımak için gerekli olan sınırı aşmak, boşunadır ve hevaya uymaktır.

    İslam, bu tanımayı ailenin gözetimi çerçevesiyle sınırlar. Gelenekleri, ahlâkı ve kadının iffetini korumak ve nefislerin, alevli şehevî arzuların peşine takılmasını engellemek, ahlâksızlıkların gençlere sirayet etmesini önlemek için sözlüler için halveti (yalnız başlarına kalmalarını) ve buna tabi hususları yasaklamıştır.

    Nitekim Resûlüllah (s.a.v.): "Evlenmeye karar verecek kadar, onu görme imkanı varsa, onu görsün" buyurmak suretiyle kadının ahlâk ve fiziğine dair bazı şeyleri görmenin yeterli olacağını belirtmektedir. Yani kişinin, kızın ne fiziğinin tamamını görmesine ve ne de ahlâkî yönlerinin tamamını bilmesine izin vardır. Kaldı ki kızın bütün bu yönlerine tanımak hem çok uzun zaman ister, hem de kötü sonuçlarından emin olmak mümkün değildir. Böyle bir şey toplumun ahlâk, gelenek ve yapısına zarar verir.

    Sünnet Çerçevesinde Nişanlılık:

    Eş seçimini yapan kişi, nişanlılık aşamasına gelmiştir. '

    Evliliğe bir hazırlık mahiyetinde olan nişanlılık devresi her iki tarafın daha iyi düşünmelerine fırsat verir. Meselenin çeşitli yönlerini bu dönemde daha iyi değerlendirme fırsatı bulur ve evlilik akdinin nasıl tamamlanacağını araştırıp kararlaştırırlar.

    Bu nedenle beşerî hukuklarla semavî hukuklar, evliliğe önem vermişlerdir. Çeşitli hukuklarda nişanlılığa dair kurallar farklı olsa da hemen hepsi onun, erkekle kadın arasında evleneceklerine dair bir sözleşme olduğunu kabul ederler.

    Müslümanlar arasındaki insanî ve kardeşlik bağlarını korumak için, birisinin sözlüsü olan bir kıza başkasının talip çıkması haramdır.

    "Peygamber (s.a.v.), biriniz birşey almak üzereyken öbürünün onu satınalmağa kalkışmasını yasakladı. Ayrıca kişi, mü'min kardeşinin sözlüsüne talip olmasın. Beklesin, diğeri sözlüsünden vazgeçer veya izin verirse ancak o zaman talip olabilir." (Lafzı Buhârî'nindir.) (93)

    Ahmed ve Müslim, Ukbe b. Âmir'den Rasülüllah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Mü'min, mü'minin kardeşidir. Mü'min kardeşi birşey almak üzere iken o şeye alıcı çıkmak mü'min için helal değildir. Mü'min kardeşinin sözlüsüne talip çıkmak da helal değildir. Ancak o kişi tamamen vazgeçerse o başka." (Lafzı Müslim'indir). (94)

    Bu hadislerden şu neticeleri çıkarıyoruz:

    1- Kişinin, mü'min kardeşinin sözlüsüne talip çıkması yasaklanmıştır ve buradaki yasaklama haramı ifade ediyor.

    2- Yasaklama için bir müddet tayin edilmiştir.

    İlk talip tamamen vazgeçer yahut başkasının talip olmasına izin verirse bu müddet son bulmuş olur.

    3- Bu yasaklamanın sebebi, böyle bir davranışın İslâm kar-deşliğiyle bağdaşmamasıdır. Mü'min, kardeşine eziyet verecek bir davranışa kalkışmaz. Mü'mine eziyet veren hususlardan biri de talip olduğu kıza talip olmaktır.

    4- Müslümana eziyet etmek veya gönlünü kırmak, ancak erkekle evleneceği kadın arasında bir muvafakat bulunduğunda sözkonusu olur. Ama aralarında bir muvafakat yoksa ya da taraflardan biri muvafakat etmemiş yahut kadının henüz bir görüşü oluşmamışsa o zaman talip olmakta bir sakınca yoktur. Bu durumda başkasının talebi üzerine talepte bulunmak diye birşey sözkonusu değildir. Bazen de talipler çok olur ama biri, diğerinden haberdar değildir.

    Yukarıdaki hadislerin ışığında anlaşılan bu, bir de bu anlaşılana ışık tutacak bir vakıayı nakledelim .

    Fâtıma bint Kays, aynı anda hem Muaviye b. Ebî Süfyan ve hem de Ebu'l-Cehm'in evlilik teklifiyle karşı karşıya kaldı. Hangisiyle evleneceğine istişarede bulunmak üzere Peygamber'e (s.a.v.) gitti. Rasûlüllah (s.a.v.), iki kişinin ona talip olmasında bir sakınca görmedi. Danışması sonucunda da ona Üsame b. Zeyd'le evlenmesini tavsiye etti. Buyurdu ki: "Muaviye, fakir biridir; Malı yoktur. Ebu'l-Cehm ise, kadınları çok döver. Ama Üsâme" Rasûlüllah (s.a.v.), Üsâme'den bahsedince, kadın elleriyle işaret ederek: Üsâme mi, Üsâme mi? Onunla evlenmeğe arzusu olmadığını belirtti. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.): "Allah'a itaat ve Rasûlüne itaat senin için daha hayırlıdır" buyurdu. Kadın, Üsâme ile evlendi ve onunla mutlu oldu. (95)

    (94) Müsned, (el-Fethu'r-Rabbanî), XVI. 151. Buhârî, Kitabu'n-Nikâh,ll.1O34.

    (95) bk. Malik, Muvatta', Kitabu't-Talâk, II. 580-581; Şafiî, Risale, s. 309-310; Müslim, Kitabu't-Talâk, III. 1114; Tirmizî, Kitabu'n-Nikâh, III. 441. Tirmizî, Şafiî'nin: "Kişi, mümin kardeşinin sözlüsüne talip olmaz" hadisine görüşüne cevap vermek için bu hadisi nakletmekte ve: Bize göre kişi bir kadına talip olur ve kadın da buna razı olur

    Nişanlılık, bir evlenme sözleşmesidir; karşılıklı olarak evlenmeye söz ve karar verenlerin, bu kararı belgeleyen bazı alametleri, birbirine teslim etmesiyle gerçekleşir. Nişan alametlerinin en başında, iki taraftan takılan nişan yüzüğü gelir. Ayrıca birbirine verilen hediyeler ve evlenme hazırlğı olarak temin edilen eşyalar, nişanlanma işini tamamlar.

    Başlık Parası: Başlık, kız tarafının, kendileri için bir gelir olarak sözleşme, nişanlanma veya düğün sıralarında, damad tarafından alınan para veya eşyadır. Bu bir nev'i rüşvettir ve haksız kazanç yoludur. Islamda yeri ve yurdu olmayan, kadının bir mal gibi satıldığı bâtıl bir âdettir. Başlık parasını kadın deği, kadının yakınları almaktadır. Halbuki İslâm'daki mehri, kadın almaktadır. Damad tarafından kız tarafına verilen şeyler, sırf evlenen kızın hesabına sar-fedilirse, o zaman ismi ne olursa olsun, "Mehir" yerine geçer.

    Mehir: Evlenirken nikâh akdinde müslüman erkek tarafından kadına şer'i bir hak olarak verilen mal veya paradır.

    İslamiyet, rüşvet mahiyetindeki başlığı haram, kıza mehir verilmesini ise vâcib kılmıştır.

    Başlık parasının sosyal yaraları ve zararları vardır. Bu zararlar, mehir konusunda daha genişçe anlatılmıştır. Oraya müracat ediniz.

    Nişanlılar, lüzumlu evlilik meselelerini öğrenmeli, bu hususta az da olsa bilgi edinmelidirler. Bunun için kulaktan dolma bilgiler yerine faydalı kitaplar okumaya ihtiyaçları vardır. Daha iyi tanışmaları için nişanlıların, meşru şartlar dairesinde -akrabalar yanında- ailecek bâzan görüşmeleri faydalı olabilir. Tenha yerlerde başbaşa kalmaları, tehlikeli ve yasaktır! Yani nikâhsız nişanlıların tenhalarda buluşmaları el-ele verip gezmeleri dinimizde caiz değildir, haramdır.

    Nişanlılıkta mühim bir vazife de sadâkattir. Zaten nişanın gayesi de, müstakbel eşlerin evliliğe hazırlanması, başka tarafa istekli olmamalarıdır. Mühim bir sebep olmadıktan sonra, ufak tefek bahanelerle nişan bozulmamalıdır. Samimiyet ve sadâkati bozacak hâllerden uzak kalmalıdır.

    olup meylederse artık o kadına başkası talip olamaz, ama razı olduğu henüz belli değilse ve ona meyletmesi henüz gerçekleşmemişse, ona talip olmakta bir sakınca yoktur.

    Fatıma, Rasulüllah'a (s.a.v.), taliplerinden birine rıza gösterdiğini belirtmemişti. Eğer rıza gösterdiğini haber vermiş olsaydı, başkasını tavsiye etmez, rıza gösterdiğini tavsiye ederdi.

    Fatıma hadisini ayrıca İbnu Mâce, I. 601; Nesâî, II. 74; Ebu Davud, II. 283 rivayet etmiştir.

    Nişanlılara Bazı Tavsiyeler:

    1- Olgunlaşmamış, yani henüz anne ve babasının çok kuvvetle te'siri altında kalan yahut onlara lüzumundan fazla düşkün olan bir kimseyle evlenmekte acele etmeyiniz.

    2- Nişanlınızın anne ve babası ile yakın akrabalarını mümkün olduğu kadar iyi tanımaya çalışınız.

    3- Yalnız kendini düşünen bir kimseyle, sonradan onu islâh

    edeceğinizi ümid ederek evlenmeyiniz. Eğer evlenmeden önce o kendini ıslâh edemezse, siz kendinize başka bir eş arayınız.

    4- Hiçbir zaman verdiği sözü tutamayan, hayatın çeşitli hâdiselerine göğüs geremeyecek ve sıkıntısını ya içki yahut kumar oynamakla defetmeye çalışacak kadar zayıf ruhlu kimseyle evlenmek, akıl işi değildir.

    5- Eşlerden herbirinin bambaşka şeylere karşı alâka duymaları, mes'ud geçmeyecek bir evliliğe işarettir.

    6- Ayrı kültürlere, örflere, âdetlere ve milletlere mensup şahısların, birbiriyle evlenmesi bazı proplemleri beraberinde getirir. Uyum zor sağlanır

    7- Nişanlılar birbirine kıskançlık yahut diktatörlük göstermekten çekinmeli, fedâkârlık yapmak hususunda da ölçüyü kaçırmamalıdır. (96)

    Nişanlılık Süresi:

    Nişanlılık devresinin uzunluğu veya kısalığı hakkında kafi bir sınır yoktur. Bu dönem, birkaç haftadan birkaç yıla kadar değişebilir. Fakat bu müddetin iki seneyi geçmesi münasip değildir. Mümkünse çok uzatılmamalıdır.

    Nişanlıların Görüşmesinin Sınırı:

    19 yaşında bir kızım, nişanlıyım. Nişanlım benimle sık sık görüşmek istiyor. Nişanlılık döneminde ilişkilerimiz nasıl olmalıdır?

    Pek çok genç kızımız nasıl olsa evleneceğiz düşüncesiyle sevgilisinden hiç bir şeyini esirgememiş ama sonunda pişman olmuştur. Çünkü gelecekte başımıza neler geleceğini hiç birimiz bilemeyiz. Örneğin komşularımızdan nişanlı bir kızın, nasıl olsa evleneceğiz diye nişanlısına herşeyini vermiş ve bekaretini kaybettikten sonra da nişanlısının trafik kazasında yaşamını yitirdiğini duymuştum. Onun için evlenmeden asla ileri gitmeyin ve helal-haram sınırını aşmayın. Allahü Teâlâ'nın koyduğu sınırların hikmeti burada görünmektedir.

    Olayları olmadan önlemektedir. Sonunda pişmanlık fayda vermez.

    Evlenme Yaşı: Nikah için beliibaşlı bir yaş sınırı yoktur. Ancak bulûğ çağına giren şahıs, evlenme çağının da kapısına gelmiş sayılır. Ancak bu kapıyı hemen zorlamamalı, açılması için müsaid zamanı kollamalıdır Kısacası, eş seçiminde sağlıklı düşünmeyi sağlayacak olgun bir yaşa gelmeden ve bir iş veya mesleğe yönelmeden evlenmek isabetli değildir. Pek erken yaşlarda evlenenlerden birçoğu, evlilik saadetini pek bulamazlar. Erkenden evlilik hayâtına atılanlar, henüz gelişme safhasında kendilerini yıpratırlar. Bulûğ hâli, çocukluk çağında zuhur eder; olgun adamlık veya kadınlık için, daha senelere ihtiyaç vardır

    Fazla erken evlenmek iyi olmadığı gibi, geç kalmak da iyi değildir. Bâzı hâller müstesna, kızlar için normal evlenme yaşı 16-25, erkekler için de 20-30 yaşları devresidir. Evlenmede kızın, erkekten 3-5 yaş küçük olması daha iyidir.

    Nişan Yüzüğü Olarak Adlandırılan Altın Yüzük, !

    İki Sebepten Dolayı Erkeklere Haramdır:

    Birincisi: Körükörüne taklit ve gayri müslimlere benzeme sebebiyle. Zira Resûlullah (s.a.v) müslümanları kör taklitten ve ehl-i küfre benzemekten nehy etmiştir. Şöyle buyurmuştur: "Kendini müs-lümanlardan gayrisine benzeten bizden değildir. Kendinizi yahûdi ve hrıstiyanlara benzetmeyin." (97)

    "Kim kendini bir millete benzetirse o da onlardandır." (98)

    İkincisi: Altının erkeklere haramlığı sebebiyle.

    Allah'ın Resûlu (s.a.v), erkeklerin altın yüzük takmalarını yasaklamıştır.

    Hz.Ali (r.a.) şöyle buyuruyor: "Allah'ın Resûlu (s.a.v) bir miktar ipek alıp sağ tarafına bıraktı, sonra bir miktar altın alıp sol tarafına bıraktı ve ardından şöyle buyurdu:

    "Bunun her ikisi de ümmetimin erkeklerime haramdır." İbni Mace ise: "Kadınlarına helaldir" ziyadeliğini kaydetmiştir. (99)

    İbni Abbas (r.a.) der ki; Allah'ın Resûlu (s.a.v) bir adamın elinde bir altın yüzük gördü, onu elinden çıkardı ve attı, sonra da şöyle buyurdu:

    "Bazılarınız tutuşmuş ateşten bir parça alıyor ve onu eline takıyor." (100)

    Peygamber (s.a.v) oradan ayrıldıktan sonra adama: Yüzüğünü al ve ondan yararlan denildi. Adam: Vallahi! Allah Resûlü'nün (s.a.v) atmış olduğu o yüzüğü asla almam, dedi.

    Nişanlarda takılan yüzüklerden farklı olarak, erkeklerin kullandığı gümüş yüzüklere gelince bunlar şer'an caiz ve sünnettir.

    Gizli Buluşmak Üzere Anlaşmanın Haram Kılınması:

    Birbirleriyle nikâhlı olmayan ve birbirlerine mahrem de bulunmayan erkekle kadının bir arada yalnız kalmaları ile alâkalı İslâmî yasak, nişanlanmış çiftleri de içine alır.

    Nişanlı çiftler dinî ölçülerimize göre birbirlerine yabancıdırlar. Nişan bağı, baş başa bir arada kalmayı meşrûlaştırmaz. Bu itibarla sözlü veya nişanlı çiftler yalnız olarak bir araya gelemezler.

    Gizli buluşmaya dair sözleşmenin yasaklanması, gizli buluşmanın halvete götürmesi, fitnenin ve çirkin sözlerin yayılmasına sebep olmasıdır. Nitekim

    Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

    "Bir erkek bir kadınla kapalı bir yerde yalnız kaldıklarında üçüncüleri şeytandır." (101)

    Yine şöyle buyurmaktadır:

    "Kocaları hazır bulunmayan kadınların yanına girmeyin, çünkü şeytan kanın vücutta dolaşması gibi vücudunuzda dolaşır." o02)

    Başkaları Tarafından İstenmekte Olan Bir Kıza Talip Olmak:

    Ahlaklı ve dindar bir kimse bir kadına talipli olur da, kadın ve ailesi tarafından bu isteğe olumlu cevap gelirse, ikinci bir insanın o kıza talipli olması haramdır. Şayet birinci talipli o kızdan vazgeçer veya ikinci talipliye izin verirse o zaman istemesi caiz olur.

    Peygamber (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmuştur:

    "Kişi, müslüman kardeşinin istemiş olduğu kıza talipli olmasın. Birinci talipli kızdan vazgeçer veya ikinci talipliye izin verirse o vakit isteyebilir." (103)

    Basiret sahibi olan kimselerin malumudur ki, istenmiş olan bir kızı tekrar istemek kin ve düşmanlığın meydana gelmesine, İslâm ümmetinin var olan gücünün parçalanmasına, birlik ve beraberliğin sarsılmasına, bir beldede yaşayan insanlar arasında dedikodu ve gıybetin kökleşmesine sebep olur.


#20.02.2011 00:03 0 0 0
  • İddet - Boşanmış kadınla evlenmek - Kocası ölmüş kadınla evlenmek - İslamiyette dul kadınla evlenmek

    Gerek vefat sebebiyle, gerekse boşamadan dolayı iddet bekleyen bir kadını, iddeti (boşama ya da ölüm ile meydana gelen ayrılma neticesinde kadının evlenebilmesi için belli bir süre beklemesi) sona ermediği sürece hiçbir kimsenin onu istemesi caiz değildir. Ancak o kadına talipli olan kimse, üstü kapalı veya kadının anlayabileceği bir tavırla onunla evlenmek arzusunda olduğunu işaret edebilir. Mesala; Ona bir kadın göndermek suretiyle şöyle söylemesi münkündür: "id-detin bitince haberim olsun, iddetinin bittiğini bana bildir" gibi. Zira Allahû Teala bu konuda şöyle buyuruyor: "(İddet beklemekte olan) kadınlarla evlenme hususundaki düşüncelerinizi üstü kapalı biçimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur. Allah bilir ki siz onları anacaksınız. Lakin, meşru sözler söylemeniz müstesna, sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin." (i04) Yani onlarla evlenmek istediğinizi gizlice vaad etmeyin.
#19.02.2011 23:55 0 0 0
  • sevil1903

    Sevgili kardeşim çok merak ediyorum senin başka işin gücün yokmu yaw hani diyorumki bejeke yenince esip gürleyen bi sevil çıkıyor ortaya bejeke yenilince işi gücü bırakıp Fenerbahçe'ye sataşan bi sevil çıkıyor ortaya kendine başka eğlence bulsan belki bizde güleriz :D bu arada eğer hafta sonu size karşı galip gelirsek çok merak ediyorum nerelere saklanacaksın yok eğer siz galip gelirseniz biliyorum olmadık yerlerde olmadık şeyler yazacağına şimdiden garanti veriyorum son olarak Q7 rekor kırdı ............. Ne rekoru dersen kiev maçını çok iyi izle ... :)
#18.02.2011 23:28 0 0 0
  • F atmanur demişler sana ne güzel demişler
    A şkı anlatır sevgiyi yaşatır saygıyı gösterir gibi
    T a derinden gelen bi sesle Fatmanur'la
    M illet'te Fatmanur demiş içten yürekten
    A şkı tatmış kimisi Fatmanur'da sevgiyi yaşamış
    N urlanmış bedenleri bembeyaz zambak gibi olmuş
    U çmuş gönüller Fatmanur'da aşklar sevgilerçoşmuş
    R an olan kalplerde Fatmanur demişler ...
#18.02.2011 00:05 0 0 0
  • noimage


    Fenerbahçe bjk maçı hazırlıkları sürüyor ...


    Fenerbahçemiz, Spor Toto Süper Lig'de 20 Şubat Pazar günü Beşiktaş ile yapacağı derbi maçın hazırlıklarına tek antrenmanla devam etti.

    Teknik direktörümüz Aykut Kocaman yönetiminde, Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri'nde yapılan ve yaklaşık 1,5 saat süren antrenmanda futbolcular, koşu ve istasyon çalışmasının ardından geniş alanda pas çalışması yaptı.

    Sarı-lacivertliler, antrenmanın son bölümünde çift kale maç oynadı.

    -MEHMET TOPUZ ANTRENMANA ÇIKMADI-

    Antrenmana son haftaların formda oyuncusu Mehmet Topuz katılmadı.

    Sol arka alt adale grubunda ağrıları bulunan Mehmet'in salonda çalıştığı bildirildi. Tedavileri devam eden Emre Belözoğlu ve Issiar Dia'nın bireysel oyuncu antrenörü Dolu Arslan yönetiminde antrenmandan önce sahada koşu yapıp, salonda çalıştıkları ifade edildi.

    Antrenmana çıkmayan Güiza'nın da ağrıları nedeniyle salonda çalıştığı belirtildi. Bu arada, antrenmanda Gökay'ın, önce Okan ile sonra Stoch ile boylarını ölçmesi ilginç görüntü oluşturdu.

    -GÖKHAN GÖNÜL ÇALIŞMAYI BIRAKTI-

    Gökhan Gönül, bu akşamki antrenmanı tamamlayamadı. Antrenmanın son bölümünde yapılan çift kale maçta belinde ağrı hisseden Gökhan Gönül, çalışmayı bıraktı. Gökhan'ın durumunun kontrolden sonra belli olacağı öğrenildi.

    -ANDRE SANTOS MASKEYİ DENEDİ-

    Kayserispor maçında aldığı darbenin ardından burnunda kırık tespit edilen Andre Santos, bugünkü antrenmanda kendisi için özel hazırlanan maskeyi denedi.

    Antrenmanın ilk bölümünde maske kullanmayan Andre Santos, daha sonra maskesini taktı. Brezilyalı futbolcu, çalışmanın sonuna doğru maskeyi çıkararak, çift kale maçta oynadı.

    -TARAFTARLARIMIZDAN DERBİ ÖNCESİ DESTEK-

    Fenerbahçe'nin hafta sonunda Beşiktaş ile yapacağı derbi maç öncesinde sarı-lacivertli taraftarlar, bu akşamki antrenmana gelerek, oyunculara ve teknik heyete destek verdi.
    Can Bartu Tesisleri'ne gelen yaklaşık 150 taraftar, meşaleler yakıp, tezahüratlar yaptı. Taraftarlar, antrenmanın başında yanlarına gelen futbolculara, çiçek verip, baklava ikram etti.

    Antrenmanın ilk yarım saatlik bölümünü izleyen taraftarlar, Beşiktaş derbisiyle ilgili tezahüratlar yaptı.

    Fenerbahçe, yarın yapacağı antrenmanla derbi maçın hazırlıklarına devam edecek.
#17.02.2011 23:15 0 0 0
  • Fenerbahçemiz, Kayserispor ile Kadıköy'de oynadığı maçtan 2-0'lık galibiyetle ayrılarak lider Trabzonspor'u takibini sürdürdü. Şimdi sıra Beşiktaş'ta... GELİYORUZ...



    noimage



    Spor Toto Süper Lig'de 21. haftanın kapanış maçında Fenerbahçemiz, Şükrü Saracoğlu Stadı'nda Kayserispor ile karşı karşıya geldi. Kayserispor karşısında oldukça coşkulu bir futbol ortaya koyan takımımız, karşılaşmadan 2-0'lık galibiyetle ayrıldı.

    Fenerbahçemize galibiyeti getiren goller, karşılaşmanın 3. dakikasında Niang ve 60. dakikasında Lugano'dan geldi. Takımımız, Kayserispor karşısında aldığı galibiyetin ardından ligdeki puanını 42'ye yükselterek lider Trabzonspor'u takibini sürdürdü ve bu hafta oynanacak olan Beşiktaş derbisi öncesi moral depoladı.

    SELÇUK YEDEK ÖZER İLK 11'DE

    Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman, Spor Toto Süper Lig'de Kayserispor ile yaptıkları maçta sakatlığı nedeniyle kadronun dışında kalan Emre'nin yerine Özer'e ilk 11'de görev verdi.

    Emre'nin sürpriz sakatlığının ardından Kayserispor maçı için düşündüğü kadroda mecburi değişiklik yapan Kocaman, Özer'e ilk 11 kişilik kadroda yer verdi.
    Mehmet Topuz'u orta alanda Selçuk ile yan yana oynatan Kocaman, Özer'i ise genelde Mehmet'in görev aldığı orta alanın sağ bölümünde görevlendirdi.
    Emre'nin sakatlığı nedeniyle forma giyemediği sarı-lacivertli ekipte, yabancı kontenjanı nedeniyle Bilica ve Güiza 18 kişilik kadronun dışında kalırken, yedekteki yabancılar Stoch ve Cristian oldu.

    Ligde geçen hafta Manisaspor mücadelesinde cezalı oldukları için forma giyemeyen Gökhan Gönül ve Selçuk'un cezaları biterken, iki futbolcu da Kayserispor mücadelesinde takımdaki yerlerini aldılar. Uğur ve kırmızı kart cezalısı Caner de Kayserispor maçının kadrosunda bulunmadı.

    GÜRÜL GÜRÜL AKAN BİR SARI-LACİVERT!

    Karşılaşmaya fırtına gibi başlayan Fenerbahçemiz, sağlı sollu ataklar geliştirerek Kayserispor'u boğmaya başladı. Müthiş taraftarımızın da desteği ile hırslı futbolu ile rakibi zorlayan takımımız, dakikalar 3'ü gösterdiğinde Niang ile golü buldu! Kadıköy'ü ayağa kaldıran golde Kayserispor kalecisi Volkan Babacan'ın pozisyonun başlangıç aşamasında yaptığı kritik hata da büyük rol oynadı. Golden sonra da topa daha fazla sahip olan ve organize ataklar ile rakip kaleye yüklenen takımımızın coşkulu, hırslı futbolu tribünleri de ateşledi.

    Kadıköy'de sevgililer buluştu! Bugün farklı bir şey vardı Kadıköy'de... O coşku, o destek, o hırs dinmedi; tükenmedi! Karşılaşmanın ilk 45 dakikalık diliminde Özer ve Alex'in de etkili performansıyla Kayserispor yarı sahasında adeta bir makine düzeninde oynayan takımımız Niang ve Dia'nın Volkan Babacan'ın koruduğu kaleyi yoklamalarıyla ikinci golü aradı ancak sonuç çıkmadı. İlk 45 dakikada oyunu sürekli rakip sahada oynamayı düşünen, Kayserispor'a pozisyon vermeyen, topla daha fazla oynayan ve her şeyden önemlisi taraftarıyla müthiş bütünleşen Fenerbahçemiz, soyunma odasının yolunu tutarken ikinci 45 için de oldukça umut verdi.

    LUGANO ASILI KALDI!

    Karşılaşmanın ikinci yarısına da baskılı başlayan takımımız, orta alanı kalabalık tutarak kanat bindirmeleriyle rakip kaleye yüklenmeye başladı. Tüm hatlarıyla kendi yarı sahasına kapanana ve kontraataklar ile kalemizde tehlike yaratmak isteyen Kayserispor karşısında oldukça temkinli ve akıllı bir performans ortaya koyan takımımız, Alex'in savunma arasına attığı derinlemesine paslarla da aradaki farkı açmak istedi.

    Dakikalar ilerledikçe risk alarak kalemize yüklenmeye başlayan Kayserispor karşısında istediği pozisyonları bulmaya başlayan Fenerbahçemiz, önce Alex ile yokladı Volkan Babacan'ın koruduğu kaleyi ardından Niang ile... Yakaladığımız pozisyonlar gelecek golün habercisi gibiydi adeta! Bekledik, sabrettik; desteğimizi kesmedik... Ve o dakika geldi! Dakikalar 60'ı gösterdiğinde Alex yaptı asisti Lugano havada asılı kaldı ve klasik bir Lugano golü ile Kadıköy'ü bayram yerine çevirdi.

    KAZANAN TAKIM SAVUNMASI

    Skorun 2-0 olmasından sonra daha rahat bir futbol ortaya koyan ve oyunun her alanında başarılı bir şekilde mücadele eden takımımız, Kayserispor karşısında genel olarak başarılı bir performans sergiledi. Kadıköy'ü iştahlı futbolu ile inleten, coşkusu, hırsı ile herkese heyecan veren sarı-lacivertli takımımız gerek ofansif hatta gerekse defansif kurguda ortaya koyduğu performansla alkış topladı. Her şeyi bir kenara bırakıp Kayserispor karşısında aldığımız galibiyeti ve kusursuz performansı şu şekilde özetleyebiliriz; "Takım savunması!"
#14.02.2011 21:05 0 0 0
#14.02.2011 21:02 0 0 0
  • Google giremiyorum - google hatası - Google girmeme hatasının çözümü



    İnternette Sadece GOOGle'ye giremiyorum, nedendir.Diğer tüm sitelere girebiliyorum .

    Başlat - Çalıştır'a gir ;

    C:\WINDOWS\system32\drivers\etc

    Yazın

    hosts dosyasını not defteri ile açın orda google ile ilgili kelimeleri silin ve işlem tamam ...
#14.02.2011 21:02 0 0 0
  • noimage


    Profesyonel Futbol Takımımız, Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri'nde akşam saatlerinde yapılan basına kapalı antrenmanla Kayserispor maçınının hazırlıklarını tamamladı ve tesislerimizde kampa girdi.

    Sportif Direktörümüz ve Teknik Sorumlumuz Aykut Kocaman yönetiminde saat 18.00'de başlayan ve 1 saat 20 dakika süren antrenman boyunca Kocaman'ın yardımcıları Fahrudin Ömeroviç ve İsmail Kartal, kaleci antrenörü Murat Öztürk, antrenör Turgay Altay, kondisyoner Alper Aşçı ile maç analisti Arda Keskin de çalışmada hazır bulundu.

    Semih Takımla birlikte çalıştı

    Dün akşam saatlerinde yapılan antrenmanın son bölümünde sol ayak bileği burkulan Semih Şentürk, bugün takımla birlikte çalışmalara katıldı. Koşu, ısınma ve koordinasyon çalışmasıyla başlayan antrenman oyuncularımızın 4 grup halinde yaptıkları top kapma ve pas çalışması ile devam etti. Oyuncularımız antrenmanı taktiksel çalışmalar ile tamamladılar.

    Dün akşam saatlerinde yapılan antrenmanın son bölümünde sağ arka adelesinde hissetiği ağrı nedeniyle antrenmanı yarıda bırakan Emre Belözoğlu'nun, sağ arka alt adelesinde birinci dereceden yırtık tespit edildi. Oyuncumuzun tedavisine başlanıldı. Uğur Boral ise bireysel oyuncu antrenörümüz Dolu Arslan eşliğinde yaptığı ayrı bir çalışmayla antrenmanı tamamladı.

    Bu antrenmanla Kayserispor maçının hazırlıklarının tamamlayan Fenerbahçemiz, Can Bartu Tesisleri'nde kampa girdi.
#13.02.2011 22:24 0 0 0
  • S evda yeli esiyor doğudan batıya
    E llerim ıslak rüzgarda üşüyor
    V armı sıcak yel, değse şöyle yüreğime
    D erinden ısıtsa soğuk benliğimi
    A dı aşk olsa sevda yelinin

    Y el eserde geçer yüreğimden
    E llerim üşüsede gece yarısı
    L aleler açmasa ben yine
    İ şte orada doğuda diyeceğim esen ''sevda yeli''
#05.02.2011 23:30 0 0 0
  • Bir aşk - aşk şiirleri - şiirler
    Gözler görmediği zaman aşk biter,
    duymak istemediği zaman kulaklar,
    İşte aşk biter,

    dil konuşmaz, konuşunca da susmazsa
    işte şimdi aşk biter,

    nefret başlarsa, aşk biter,
    kalp düzenli atıyorsa,
    İşte aşk biter,

    ...

    Gözler başka bir şey görmüyorsa aşk başlar,
    kulaklar sadece onu duyuyorsa
    İşte aşk başlar,

    Dil konuşmaz, kalp konuşursa,
    dil konuşunca da saçmalıyorsa,
    işte şimdi aşk başlar.

    Nefret nedir bilinmiyorsa,
    kalp düzensiz atıyorsa,
    İşte aşk başlar.



    Sadık Cebe
#05.02.2011 00:55 0 0 0
  • A şkın derininde hissediyorum seni
    T a derinde aşkın ta derininde
    A şk dolu yıllar yaşıyorum sevdiğim
    K albim sen diye atıyor gel yüreğime
    A nlayorumki sensiz olmuyor
    N eden diye sorma aşığım sana

    &

    Z aten yüreğinin derinliklerindeyim hep
    E llerinin sıcaklığını hissediyorum derinlerden
    Y ani olmasanda yanımda hissediyorum bunu
    N eden diye sorma çünkü bende sana aşığım
    E llerimi tut sevdiceğim gerçekten yanımda ol
    P ark lambası altında bekliyor olacağım ...
#04.02.2011 01:53 0 0 0
  • B ir gece ansızın gelirim yüreğine bekle
    E skiden olduğu gibi sessiz girerim kalbine
    Y a korkarsan sevdiğim diye düşünmem
    Z aten bilirsin kokumu o geldi dersin
    A şkım dersin bilirim canım diye içine çekersin
    M aksadım sensin beyzam tek gayem herşeyim ...
#04.02.2011 00:00 0 0 0
  • Veysel Karani Hazretleri - dini hikayeler - menkıbeler

    Mübareğin çok yaşlı bir annesi vardır. Hem kör, hem de kötürümdür. Veysel Karani onun eli ayağı, gözü kulağıdır. Yedirir, içirir, yıkar, paklar. Kadıncağıza bebek gibi bakar. Ne derse, ama ne derse yapar. En olmayacak arzularını bile ikiletmez. Bir yüz ifadesinden bin mânâ çıkarır ve hepsini de getirir yerine. Tabiri caizse, anasına kölelik eder.

    Veysel Karani Hazretleri haram bilmez, yalan söylemez. Hoş, sahrada bir başına dolanan böylesi bir insanın günaha girme şansı da azdır ya. O, gün boyu zikreder, af diler. Ümmet-i Muhammede dua eder. Ama en bilinen özelliği Allah ve Resulüne duyduğu tarifsiz aşktır. Veysel Karani'nin tek arzusu vardır. Yüzü suyu hürmetine kainatın yaratıldığı Server'i görebilmek. Efendimizi düşündükçe burnunun direği sızlar, yüreği bir hoş olur. Yumruk iriliğinde bir şeyler gelir, oturur boğazına. Hani o, anlaşılamayan ve anlatılamayan şeyler.

    Ve gün gelir muhabbet ve Muhammed kelimeleri yüreğinde buluşur, dışarı taşar. Efendimizin hasreti kor olur, ciğerini yakar. Onu bir kez, ama bir kez görebilse, bir solukluk olsun sohbetinde bulunabilse ve adına sahabe denilen kutlu kadroya katılabilse...

    Annesi itiraz etmese de, bu yolculuğa razı değildir. Omuzlarını kaldırıp boynunu büker. Mahzun bir üslupla "İstiyorsan git!" der, "Git bakalım, beni kime emanet edeceksen?" Doğrusu onu bırakabileceği kimse yoktur. Bu yaşlı kadına incitmeden kim bakabilir ki? Onun nazını kim çeker sonra?

    HASRETİNİ YÜREĞİNE GÖMER

    Üveys hasretini yüreğine gömer. Bir daha bu konuda tek kelime etmez. Ama o günden sonra daha fazla ağlar, daha fazla yalvarır. Aşkını kayalara, kumlara, anlatır. Kuşlarla, develerle dilleşir, serin seher yeliyle selâmlar yollar Haremeyn'e. Ve ufuklar perde perde açılır, dağlar çekilir aradan. Artık o günboyu ibadet eder, sürüyü melekler bekler. Hayvanlar mı? İnanın muma döner.

    Evet Üveys, Allah Resulünün muhteşem sohbetine (madde planında) erişemez, ama mânâ aleminde çok şeye kavuşur. Efendimizle aralarında imrenilecek bir dostluk başlar. Hoş onlar için mesafelerin ne önemi vardır. Öyle ya alan uygun, veren olgun olduktan sonra "feyz" nehir olur akar.

    Serveri Kainat zaman zaman mübarek yüzlerini Karen taraflarına döndürür ve "Yemen cihetinden rahmet rüzgarları esiyor" buyururlar, "İhsan ve iyilikte Tabiinin en iyisi Üveys-i Karni'dir!"

    MÜJDELER

    Yine Efendimiz buyururlar ki: "Ümmetimden bir kimse vardır ki, Kıyamet günü Rabia ve Mudar kabilelerinin koyunlarının kılları adedince insana şefaat edecektir." (ki bu iki kabile sürülerinin çokluğu ile tanınırlar)
    Eshab-ı kiram sorar:
    - Ya Resullallah kimdir bu nasipli?
    - Allahın kullarından biri.
    - Peki adı nedir?
    - Üveys!
    - Ya memleketi?
    - Karen!
    - O sizi gördü mü?
    Efendimiz mânâlı mânâlı gülümser, "Baş gözü ile hayır!" derler. Sahabeden "Hayret!" diyenler olur, "Size böylesine aşık olan biri nasıl oluyor da koşmuyor huzurunuza?" Efendimiz izah eder: - Onun gelmemesi de bana olan bağlılığındandır. İhtiyar bir annesi vardır. İman etmiştir. Ancak gözleri görmez, hareket edemez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, kazandığını annesine harcar".
    Hazret-i Ebubekir sorar:
    - Ya Resulallah biz onu görür müyüz?
    Efendimiz mübarek kafalarını "ne yazık ki hayır" manasında sallar, "Sen göremezsin" buyururlar, ama Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ali'ye dönüp müjdeyi verirler: "Onu, siz göreceksiniz!" Sonra bir bir vasıflarını tarif ederler ki, bu işaretlerden biri avucunun içindeki gümüşi beyazlıktır.

    "Aşık için zaman geçmez" derler, ama aradan yıllar geçer. Hani o dakikaları asırlaşan yıllar... Efendimiz hayatlarının son soluklarını aldıkları demlerde mübarek hırkalarını çıkarır ve "Bunu Üveys-i Karni'ye verin!" buyururlar.

    Resullullah'ın (Sallallahü aleyhi ve sellem) dar-ı bekaya göçmelerinin ardından Hazreti Ömer ve Hazreti Ali yollara düşer, Veysel Karani'nin izini bulurlar. Ahali böylesine şerefli iki kimsenin böylesine köhne bir yeri ziyaretine mânâ veremez. Hele "Üveys'i arıyoruz!" cümlesine çok şaşırırlar. "O divanenin tekidir" derler, "İnsanlardan kaçar. Kimseyle konuşmaz, kimseye karışmaz. Ağladıklarımıza güler, güldüklerimize ağlar. Neşe nedir bilmez. Aradığınız sakın başka biri olmasın!"
    Hazret-i Ömer dikkatle dinler, "Bilakis!" der, "Aradığımız o olmalı!"

    Karenliler iki şanlı sahabenin önüne düşer, onları Arne Vadisi'ne getirirler. Veysel Karani'yi namaz kılarken görürler. Develer akıllı uslu dolanmakta, çobanlarını üzecek hareketlerden sakınmaktadırlar. Namazı biten Üveys misafirlerine döner. "Hoşgeldiniz!" der. Hazret-i Ömer önce müsafaha eder, sonra gülümseyerek sorar "Kimsin sen?"
    - Abdullah! (Allah'ın kulu)
    - Evet hepimiz Abdullah'ız, ama seni ne diye tanırlar?
    - Üveys derler.
    - Sağ elini açar mısın?
    Açar. Efendimiz'in belirttiği işaret ayan beyan ortadadır. Büyük sahabe "Ben Hattapoğlu Ömer'im" der, "Arkadaşım Ali bin Ebu Talip!"
    Vadiyi kısa ama mânâlı bir sessizlik kaplar. Sükutu yine Hazreti Ömer bozar: - Efendimiz sana selâm ettiler ve mübarek hırkalarını gönderip buyurdular ki "Alıp giysin, ümmetime dua etsin!"

    BEN GÜNAHKARIN BİRİYİM

    Veysel Karani ağlamaklıdır. Şaşkınlıktan titreyen bir sesle "Ya Ömer" der, "Ben aciz ve günahkar bir kulum. Sizin aradığınız başka Üveys olmasın?"
    Hazret-i Ömer "Hayır sensin!" buyurur. "Zira Efendimiz çizgi çizgi eşkalini verdi ve sen tamı tamına uyuyorsun buna."
    O büyük mücahide, o koca Ömer'e itiraz ne mümkün. Hele müjdenin böylesini getiriyorsa.

    Üveys-i Karani mübârek hırkayı hasretle koklar, (ki ziyaret edenler iyi bilirler, Efendimizin gül teniyle ıtırlanan Hırka-i Şerif aradan geçen asırlara rağmen tarif edilemeyecek kadar güzel kokar) sonra yüzüne gözüne sürerek bir kuytuya çekilir. Mübarek alnını toprağa koyar ve ağlayarak yalvarır. "Ya Rabbi !" der "Bu ne nimettir. Yüzü suyu hurmetine kâinatı yarattığın Server benim gibi bir acizi hatırlıyor ve mübarek hırkalarını Ömer ve Ali gibi iki güzide sultanla bu günahkâra yolluyor. Senden bir tek dileğim var: Ümmet-i Muhammedi affeyle. N'olur. Bu hırkanın hakkı için!"

    Gaibden bir ses gelir. "Şu kadarını sana bağışladım. Haydi giy hırkayı!"
    - Hepsini ya Rabbi! Hepsini.
    - Şunları, şunları, şunları da bağışladım.
    - Diğerlerinin hali n'olacak Ya Rabbi? N'olur, hırkanın ve hırkanın sahibinin hatırına...

    HIŞŞT BAKSANA GİDİYORLAR

    Tam bu sırada Karenlinin biri gelir ve o muhteşem huzuru bozar. "Misafirlerin dönmeye niyetliler" diye ikaz eder güya, "Onlara diyeceğin bir şey yok mu?"
    Veysel Karani "Ahh!" der, "Ahh bu hali bozmayacaktın işte. İnanın az kalmıştı. Bütün ümmeti Muhammed affedilmedikçe giymeyecektim hırkayı."

    Aradan günler geçer. Karenliler şaşkın, hatta pişmandırlar. Öyle ya, elinin altında Üveys gibi bir cevher olsun da, sen onun kıymetini bilme. Ama bu kez mübareği hurmet ve ilgiyle bunaltırlar. Huzurunda el pençe divan durur, ısrarla nasihat isterler. Hele bazıları aşikare keramet bekler. Veysel Karani gibi mütevazı biri, ilginin böylesinden sıkılır. İşte tam o günlerde biricik annesi vefat eder ve onu Karen'e bağlayan hiçbir şey kalmaz. İşte şimdi yollara düşebilir.

    Mübâreğin ilk hedefi elbette Haremeyndir. Önce hacceder, sonra Medine'ye gider. Ancak o münevver şehrin hüzünlü yüzünü görür ve Resullulah'ın yaşamadığı Peygamber beldesinde duramaz. Çeker çarığını, yürür uzaklara. Bir ara Basra'da eyleşir, bir ara Kufe'ye yerleşir. Yine eskisi gibi deve güder. Aç kalır, açıkta kalır. Horlanır, aşağılanır. Garip bu ya milletin gücü hep ona yeter. Hatta ufacık veledler bile sataşır, taş yağdırırlar. Büyük veli, çığlık çığlığa saldıran afacanlara gülümser "N'olur ayaklarımı kanatacak kadar büyükleri atmayın" der, "Abdestim bozulmasın e mi?" Zira o güne kadar bir kez olsun abdestsiz basmamıştır zemine.
#02.02.2011 15:22 0 0 0