DuyuLmaz Kahkahadir Sevda
TutuLamaz Bir KatiLdir Sevda
Bir Gonca GüLün Güzelligidir Sevda
Masum Bir Bebenin Dünyaya Gülümsemesidir Sevda
TozLu GeceLerde Bir Parca Aydir Sevda
YürekLerde Yangin Gönüllerin SuLtanidir Sevda
Ne GözLe Görünür Ne Elle TutuLur Sevda
NazLi NazLi Akan PinarLArin Sesidir Sevda
KaracaLarin GözbebekLerinde Saklidir Sevda
KardeLenLerin Kari Delmesindedir Bazen
KalemLerin Yazdigi Misralarda Gizlidir Sevda
Bazen Bir DamLa gözyasinda Bazen Bir GüLümsemede
Şeker hastalığı nedir?
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar.
Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir.
Şeker hastalığı vücudumuzda insülin hormonunun hiç üretilememesine, vücudun ihtiyacını karşılayacak kadar üretilememesi, ya da üretilen insülinin yeterince etki gösterememesine bağlı olarak ortaya çıkar. Toplumun yaklaşık yüzde 6 ile 10'u şeker hastasıdır. İnsülin pankreas denilen midemizin arkasında yeralan bir organımızdan kan dolaşımına verilir. Normalde vücuda yemeklerle aldığımız besinler parçalanarak, vücudun başlıca yakıtı olan şekere dönüştürülür ve kan dolaşımına geçerek kan şekerini yükseltir. Kan şekeri yükselmesi de pankreastan insülinin kana geçmesini arttırır. İnsülinde kanda dolaşan şekerin vücudumuzdaki hücrelere alınarak kullanılmasını ve vücudumuzun ihtiyacı olan enerjinin üretilmesini sağlar.
Şeker hastalığında yediğimiz besinlerle aldığımız ana enerji kaynağı olan şekeri vücudumuz insülin eksikliği nedeniyle yeterince kullanamaz. Çünkü şekeri kullanması için gerekli anahtar olan insülin eksiktir. İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, "zehir" etkisi yapar ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder. Tahrip konusuna yazının ilerleyen bölümlerinde tekrar değinecegiz insAllah.
Kimler şeker hastalığına daha meyilli?
Belki bunu cevaplamadan önce, şeker hastalığının 2 tipinin olduğunu hatırlatmalıyız.
Tip 1 Diabetes Mellitus:
Pankreasta insülin üreten hücrelerin harap edilmesi ile ortaya çıkar. Çoğunlukla vücudumuzun kendi savunma sistemi tarafından insülin üreten hücreler harap edilir. Bunun neticesinde vücutta insülin üretilemez. İnsülin olmadığı için şeker enerji üretiminde kullanılamaz. İnsülin olmadığı sürece kan şekeri yüksek kalır. Tip 1 dediğimiz, "genç tipi" şeker hastalığı 10-14 yaş civarında ortaya çıkar.
Tip 2 Diabetes Mellitus:
Pankreastan kana yeterince insülin salgılanamaması veya üretilen insülinin vücutta yeterince etki gösterememesi ile ortaya çıkar. En sık görülen diyabet (şeker hastalığı) tipidir. Genç insanlarda da görülebilmesine rağmen genellikle bu Tip 2 dediğimiz "erişkin tipi" şeker hastalığı 40 yaşın üstünde görülür. Erişkin tipi şeker hastalığı, tüm şeker hastalarının yaklaşık %90’ını oluşturur.
Bazı kişiler şeker hastalığına daha yatkın. "Risk faktörü" dediğimiz özellikleri taşıyanlar diabete daha çok yakalanıyorlar:
Bunlardan ilki, ailede ve kan yakınlarımızda şeker hastalarının bulunması.
İkincisi kilo fazlalığı ve şişmanlık.
Kilo kadar önemli bir başka faktör de, yağın vücutta daha çok nerede toplandığı. Kilo normal bile olsa, bel çevresi 102 cm’i aşan erkekler ve 88 cm’yi aşan kadınlar çok riskliler. Bel çevresi 94 cm’yi aşan erkeklerle, 80 cm’yi aşan kadınlar ise dikkat etmek zorundalar.
Ne kadar hareketsizseniz o kadar risk altındasınız.
Yüksek tansiyonlularda ve kolesterol sorunu olanlarda; gebeliğinde şeker sorunu (gestasyonel diabet) yaşayanlarda şeker hastalığı daha çok görülüyor.
Son risk faktörü de yaş. Yaş arttıkça risk artıyor. Fakat çağımızda şeker hastalığı salgın denilecek oranlarda arttı, bu da hastalığa yakalanma yaşını epey aşağılara çekti.
Bu hastalığın belirtileri nelerdir?
Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür.
Tekrar etmek gerekirse:
Ağız kuruluğu ve çok su içme
Çok idrara çıkma, gece çok idrara kalkmak
Açlık hissinin fazlalaşması ve çok yemek yeme
Halsizlik
Zayıflama
Bulanık görme
Ciltteki yaraların veya kesiklerin yavaş iyileşmesi
(Kadınlarda) Vajinal kaşıntı
Şeker hastalığı tanısı nasıl mümkündür?
Bunlardan üç tanesi önemli. İlki ve en kolayı, kan şekerine açken bakmak. (Açlık Kan Şekeri) Sonuç şayet 110-125 arası ise gizli, 126 ve üstü ise açık şeker hastası sayılabilirsiniz.
İkincisi, "şeker yükleme testi" dediğimiz bir testle, tokken kan şekerine bakmak. 2 saatlık bu test sırasında, şekeriniz 140-199 arasında değerlere sahipse gizli, 200 ve üstü ise açık şeker hastalığınız var demektir.
Sonuncusu da, idrardaki kan şekerinin ölçülmesi.
TEDAVİ
Sağlıklı bir yaşamın 4 şartı vardır;
Dengeli beslenme,
Fiziksel egzersiz,
İyi bir tıbbı yardım ve kişisel kontrol,
Sağlıklı sosyal hayat.
Bu hastalığın tedavisi şayet diyet ve egzersiz ile kontrol altina alinamiyorsa o zaman oral diyabet tedavisi ve disaridan alinan insülin gereklidir.
Oral Diyabet Tedavisi
İnsülin üretimi olan kişilerde kan şekerini düşürür.
Sadece diyet ve egzersizin işe yaramadığı durumlarda bir alternatiftir.
Diyet ve egzersizin yerini tutmaz.
Kombinasyon halinde verilebilir.
İnsülin
Tip 1 diyabetliler her gün insülin kullanmalıdır.
Gestasyonel diyabet’i olan kadınlar diyet’in tek başına yeterli gelmediği durumlarda insülin kullanabilir. Oral ilaç tedavisi hamilelik süresince kullanılamaz.
Kan şekerini oral tedaviyle daha fazla kontrol altında tutamayacak Tip 2 Diyabetliler.
Sindirim sırasında zarar göreceğinden hap formunda alınmamalı.
Bütün bunlar biraz çaba ve iyi bir destek ile elde edilebilir.
Diyabet yaşam boyu devam eden ciddi bir durumdur. Kontrol altına alınabilir fakat iyileşmez.
Şeker hastalığının komplikasyonlari nelerdir?
Yukarida değindiğimiz bu tahribat olayı, çok yavaş ama "kararlı"dır. Yavaşlık, "düzeltme fırsatı" açısından iyidir. Ama kötü yanı, şeker hastalarında şekerin önemli bir zararının olmadığı hissini yaratması ve hastalıkları konusundaki vurdumduymazlıklarını artırmasıdır. Oysa şeker, "azimli bir düşman" gibi, vücudu içten içe, sessizce çürütür. Bu çürüme hem yaşam kalitesini bozar, hem ömrü kısaltır.
Tahribatın etkilemediği organ yok gibidir. Ama en büyük tahribat, damarlarda olur. Erişkinlerdeki görme kaybının başlıca nedeni şekerdir. Ayrıca katarakta ve glokom dediğimiz göz tansiyonuna da yol açar. Böbrek yetmezliği ve üreminin en önemli nedenlerinden biridir. Şeker hastaları, koroner kalp hastalığına ve felce 2-4 kat daha fazla yakalanırlar. Gangren yüzünden ayak-bacak kesilmesine neden olabilir. İsteksizlik, sertleşmeme gibi cinsel işlev bozukluklarıyla karşımıza çıkabilir. Sinir tahribatı yüzünden his kusurları, mide-barsak sorunları gelişir. Pek çok cilt hastalığına çanak tutar.
Son olarak tedavi altinda olanların dikkat etmesi gereken hususları belirtelim.
İki çeşit şeker koması vardır:
- Diabetik Koma:
Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır.
- Şeker Eksikliği Koması:
Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir.
Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler
Türkiye'de turizme yönelik ilk etkinlikler, 1890'da yürürlüğe giren "Seyyhine Tercümanlık Edenler Hakkında Tatbik Edilecek 190 sayılı Nizamname" ile başladı. Seyyahın Cemiyeti daha sonra "Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu" adını aldı. 1934'te kurulan "Türk Ofis"de turizm etkinlikleri yürütüldü. 1939'da da, Ticaret Bakanlığı'nın kuruluşu sonrasında bu ofis, "Turizm Müdürlüğü" adını aldı.
1949'da, "Turizm Danışma Kurulu"nun toplanması kararlaştırıldı. 1953'te "Turizm Teşvik Kanunu" tasarısı kanunlaşarak yürürlüğe girdi. 2 Temmuz 1963 gün ve 265 sayılı Teşkilat Kanunu ile "Turizm ve Tanıtma Bakanlığı" adını aldı. Daha sonra birçok sıfatlarla anılan Turizm ve Tanıtma Bakanlığı, son olarak, 2003'te "Kültür ve Turizm Bakanlığı" adını aldı.
Dolayısıyla sektörün seyir defterine bakarken, 100 yıl geriye gitmek gerekiyor. O dönemlerde Türkiye, turizm sektörünün ulusal ekonomi açısından taşıdığı önemi dünyanın birçok ülkesinden 100 yıl önce kavramıştı
1800'lü yılların ortalarından, Royal, Londra, Bristol, Splendid, Belvü, Grand Novotny, Akasya, Perapalas, Tokatlıyan, Carlton, Dilson, Çınar, Park, Hilton, Halki Palas, Divan, Inter Continental, Etap, Ankara Palas ve daha birçok şehirde oteller açıldı.
1980'li yılların ortasından itibaren uygulanmaya konulan "Turizm Teşvik Tedbirleri" ile sektörde ağırlıklı olarak Konaklama Tesisi ve Bakanlık belgeli yatak üretimi hızla arttı.
Türkiye'de bugün, 40'a yakın turizm türü ile çalışmalar yürütülüyor. Bu sayı giderek artıyor
İnsanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor. Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılıyor.
Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor. Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi. Bilimadamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor. 1860'tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını gösteriyor.
Bilimadamları son 50 yıldaki sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkileri olduğu görüşünde.
Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşılıyor.
Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin ediliyor.
2007'nin de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği öngörüsü var.
İlk yazıyı M.Ö. 3200 yıllarında Sümerler buldular. İlk yazıları şekiller üzerine kurulu yani her varlık ve olay için bir şekil kullandılar. Çivi yazısı işaretleri geçmişteki bir resim yazısına dayanır. Bir kavramı ifade eden işaretlere ideogram adı verilir.
Sümerce'nin Hint-Avrupa ve Sami kökenli dillerle akraba olmadığı bilinmektedir. Dilin bazı özellikleri Ural-Altay grubu dilleriyle benzerlik gösterse de dil bu gruba dahil edilemez. Sümerce bugün yapılan pek çok araştırma Hint-Avrupa Dil Ailesi'nden çok sondan eklemeli yapısı sebebiyle Japonca, Korece, Moğolca ve Türkçe ile yakın akrabalıkları tahmin edilmektedir.
Bu konuda araştırmalar yapan yazar İbrahim Okur, Sümerce'nin Türkçe ile olan yakınlığını çeşitli kaynaklar göstererek göz önüne sermiştir. Her ne kadar Sümer halkı iktidarı daha sonraları başka halklara bıraksa da, her zaman en yaygın konuşulan dillerden olmuştur. Özellikle dini kayıtlarda büyük bir öneme sahip olmuştur. Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ ..Çünkü Sümer diliyle Türkçe arasında o kadar benzerlik var ki... Mesela Sümerce alım-Türkçe alımlı, bab-baba, dim-dimdik, es-esmek, gim-kim, güles-güleç, ib-ip, ir-er, kıya-kıyı, ulu-ulu, kusu-koşmak gibi...sözleriyle Sümerce-Türkçe arasında bir akrabalık olduğunu savunmaktadır.
Tarihte ilk yazılı hukuk kuralları da Sümerler tarafından oluşturulmuştur. Bu özellikleri ile Sümerlere dünyadaki ilk Hukuk devletidir denebilir. Otoritenin korunmak istenmesi hukuk kurallarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Lagaş Kralı Urukagine tarafından oluşturulan ilk yazılı kanunlar "fidye ve bedel" sistemine dayanıyordu. Sümerlerin en önemli edebiyat eserleri; Gılgamış Destanı, Yaradılış Destanı ve Tufan Hikayesi'dir. Sümerler Matematik ve Geometrinin temellerini atmışlardır. (Dört işlemi bulmuşlar, dairenin alanını hesaplamışlar, çarpma ve bölme cetvelleri hazırlamışlardır. Sümerler astronomide de gelişmişlerdir. (Burçları bulmuşlar, bir ayı 30, bir yılı 360 gün olarak hesaplamışlardır.Ayrıca güneş saatini icat etmişlerdir. Dünyada ilk kez ay yılı hesabına dayanan takvimi Sümerler bulmuşlardır. Akadlar tarafından egemenliklerine son verilmiştir.
Yeni modelde, hem fen-edebiyat hem de eğitim fakültesi mezunları öğretmen olabilecek. Fen-edebiyat mezunlarının liselerde branş öğretmeni, eğitim fakültesi mezunlarının ise anaokulu ve ilkokul sınıf öğretmeni olması üzerinde duruluyor.Halen eğitim gören ve daha önce mezun olan fen-edebiyat fakültesi öğrencilerine formasyon hakkı tanınmasının ardından yeni öğretmenlik modelinin ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Buna göre, fen-edebiyatta okuyan ve formasyonu olan öğretmenler, liselere branş öğretmeni olarak atanacak. Eğitim fakültesi mezunları ise anaokulu ve sınıf öğretmenliğinin yanı sıra ortaokullarda ilk seviye branş öğretmeni de olabilecek. Fen-edebi-yat fakültelerine tanınan kontenjan azaltılacak.
Halen eğitim gören ve daha önce mezun olan fen-edebiyat fakültesi öğrencilerine formasyon hakkı tanınmasının ardından Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile MEB'in üzerinde çalıştığı yeni öğretmenlik modelinin ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Buna göre, fen-edebiyatlar başta olmak üzere önümüzdeki yıldan itibaren üniversite kontenjanları yeniden belirlenecek. Fen-edebiyatta okuyan ve formasyonu olan öğretmenler, liselere branş öğretmeni olarak atanacak. Eğitim fakültesi mezunları ise anaokulu ve sınıf öğretmenliğinin yanı sıra ortaokullardaki ilk seviye branş öğretmenliklerine atanacak. MEB'in de sıcak baktığı formülle, fen-edebiyat fakültesinin işlevini tamamen bitirmeden kontenjanlarının azaltılması üzerinde duruluyor.
Öte yandan MEB, Türkiye nüfusunun 2020'den sonra azalışa geçeceği ve 2030'lu yıllarda öğretmen fazlalılığı oluşacağı yönünde hazırladığı raporu YÖK'e sundu. YÖK, bu rapor doğrultusunda fen-edebiyat ve eğitim fakültelerinin kontenjanlarını belirleyecek. Bu fakültelerin kontenjanları, MEB'in gelecek yıllardaki öğretmen ihtiyacına göre ciddi şekilde daraltılacak. Yeni formülle de hem fen-edebiyat fakültelerinin işlevini tamamen yitirmesi önlenecek hem de kontenjanları azaltılarak öğretmen fazlalığının önüne geçilecek.
Atama bekleyen ve mezun olacak öğretmen adayları ile ihtiyaç duyulan alanlar arasında uyumsuzluk yaşanıyor. Bu nedeni ihtiyaç olmayan bölümlerin yıllarca fazla mezun vermesi ve ikinci öğretimlerin eğitime devam etmesi. Bir başka sebep ise 2008'e kadar MEB ile YÖK arasında uyumlu çalışma yapılamaması. 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından atanan ve 2007'nin Aralık ayına kadar YÖK başkanlığı yapan Erdoğan Teziç, sürekli olarak hükümetle çatışmayı seçmişti. Teziç yönetimindeki YÖK'ün Milli Eğitim Bakanlığı ile koordineli çalışmayı ve planlama yapmayı reddetmesi nedeniyle öğretmen yetiştirmeye dönük planlama yapılamamıştı.
En fazla açık, rehber öğretmenlikte
Öğretmen açığının branşlara göre dağılımına bakıldığında ilk sırada 19 bin 730 ile rehber öğretmenler geliyor. Bunu 13 bin 122 ile okulöncesi öğretmen ve 10 bin 966 beden eğitimi öğretmeni ihtiyacı takip ediyor. Din kültürü öğretmeni ihtiyacı 8 bin 882, İngilizce öğretmeni ihtiyacı 8 bin 465