Konuşma Hacettepe Üniversitesinde Cem Yılmaz ile bir Hacettepeli arasında geçmektedir:
Çocuk: Cem bey basında sizin hakkınızda karizmatikmiş diye söylentiler çıkıyor. size göre sizin karizmanız var mı? Eğer varsa kaç cm?
Cem Yılmaz: Valla karizma insanın içinde hissettiği bir şeydir. Sen içinde kaç cm hissediyorsan benim de karizmam o kadar.
Sokrates bir gün yürürken , tek kişinin geçebileceği kadar mesafe olan bir mevkiide dönemin soylularından biriyle karşı karşıya gelir ve ikisi de durur... Kısa bir süre bakıştıktan sonra :
Soylu: " Ben senin gibi pis bir zavallıya yol vermem!"
Sokrates: "Ben veririm..."
Bir toplantıda bir genç Mehmet Akif'i küçük düşürmek için sorar;
-Affedersiniz, siz veteriner misiniz?
Mehmet Akif'in cevabı;
-Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu.
Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galileo'ye hasımlarından biri:
- "Efendim", demiş. "Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?"
Galileo:
- "Doğru", demiş. "Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?"
(Favori 1)
Show tv'deki ateş hattı programında reha muhtar prens charles'ın müslüman olduğu yönündeki söylentileri eleştirmektedir. Konuyu diyanet işleri başkanıyla tartışmaktadır:
-Efenim prens charles'ın müslüman olduğunu söylüyorlar. Peki ama öyle bir adamdan müslüman olur mu?
-Olur tabi neden olmasın?
-Ama efenim nasıl olur?
-Reha bey siz müslüman mısınız?
-Tabi müslümanım efendim.
-Siz namaz kılıyor musunuz?
-Hayır.
-Oruç tutuyor musunuz?
-Hayır.
-İçki içiyor musunuz?
-Evet.
-E sizden nasıl müslüman oluyorsa, ondan da en az sizin kadar müslüman olur.
Muhabir: Müslüm bey, hakan taşıyan için arabeskin yeni peygamberi diyorlar. ne diyorsunuz?
Müslüm Gürses: Ben öyle bir peygamber gönderdiğimi hatırlamıyorum.
Yavuz Sultan Selim seferleri gizli tutarmış.. Vezirin teki de inatla soruyomuş nereye sefere gidiyosunuz diye..
Yavuz - Sen sır tutmasını bilir misin?
Vezir - Evet hünkarım, bilirim
Yavuz - Ben de.
Fatih Altaylı, Erman Toroğlu için:
Fatih Altaylı: "O kabzımal futboldan ne anlar ki" deyince
Erman Toroğlu: "Ben eski futbolcu ve hakemim futboldan anlarım, kabzımalım hıyardan da anlarım"
(Favori 2)
Mehmet AKif (Ersoy) , Bir Gün Elini Yıkadıktan Sonra Neyzen Tevfik'in Kendisine Kirli Havluyu Uzattığını Görünce Bağırarak :
"Hayır Elimi Yeni Yıkadım"
Teşekkür Etmene Gerek YOk Sonuçta Bu Dil Bizim ve Biz Sahip Çıkmazsak Gelip de Elin İngilizi iç Sahip Çıkmaz Ben En Kısa SÜrede Üye Sayımızın Artacağına İnanıyorum
Bu Birliği Kurduğun İçin Çok Teşekkürler GeceMavisi Ben Buraya Üye Olmak İstiyorum Hatta Yetki de Alabilirilim İstersen Benim Türkçe Kullanma Hassasiyetimi Herkes Bilir !!!
Ortaokulda okuyan ve kısa bir süre önce annesini kaybeden genç,babasıyla birlikte yaşıyordu. Babasıyla aralarında çok güzel bir dostluk vardı.Genç okulun futbol takımındayd ı.Takımdayd ı ama, ufak-tefek yapısı ve tecrübesizl iği sebebiyle hoca ona bir türlü maçlarda görev vermiyordu. Bu yüzden her zaman yedek kulübesinde otururdu. Buna rağmen babası hiçbir maçını kaybetmez ve her zaman ayağa kalkar tezahürat yapardı. Liseye başladığınd a yine sınıfın en sıska öğrencisiyd i.Fakat babası onu hep futbol oynamaya teşvik etti;bununla birlikte,eğer istemezse oynamayabil eceğini de belirtti.De likanlı futbolu seviyordu ve takımda kalmaya karar verdi.Her idmanda elinden geleni yapıyor takımın as oyuncusu olmaya gayret ediyordu.Am a sürekli yedek kulübesinde oturmaktan kurtulamadı . İnançlı babası tribünde her zaman ki yerini alıp oğlunu desteklemek için tezahürat yapmaya devam ediyordu. Genç üniversitey e başladığınd a futbol onun için önemini kaybetmeye yüz tuttu,ama yine de elinden geleni yaptı.Herke s onun okul takımına giremeyeceğ inden emin olsa da
o bunu başardı. Takımın antrenörü onu listeye dahil ettiğini,Çünkü her idmana yüreğini koyduğunu ve takımın diğer üyelerini de şevke getirdiğini itiraf etti. Takıma girebildiği onu o kadar heyecanland ırdı ve sevindirdi ki , soluğu en yakın telefon kulübesinde aldı ve babasına müjdeyi verdi.Onun bu ba?arısına sevinen baba mutluluğunu paylaştı ve kendine maçların sezonluk biletlerini göndermesin i istedi. Üniversited e dört yıl boyunca hiçbir idmanı kaçırmayan genç, ne yazık ki hiçbir maçta oynayamadı. Futbol sezonunun sonlarına doğru,büyük bir eleme maçının idmanı için sahaya çıkmaya hazırlanan gencin yanına, elinde telgrafla antrenörü geldi.Delik anlı elgrafı okuyunca ölüm sessizliğin e büründü.Güç lükle yutkunarak hocasına şunları söyledi "Bu sabah babam ölmüş izninizle bu gün idmana gelmesem?" Hocası onun şefkatle boynuna sarıldı ve "bu hafta dinlen evlat" dedi. Ve cumartesi günkü maçada gelmeyi aklından geçirme." Cumartesi geldi çattı,ama okul takımının durumu hiçde iyi değildi. Maçın sonlarına doğru sessizce bir kişi soyunma odasına girdi,formasını ve futbol ayakkabısın ı giyip sahanın kenarına çıktı. Babası ölen ufaklıktı bu! Antrenör ve oyuncular bu azimli arkadaşları nı bu kadar kısa sürede tekrar aralarında görmekten son derece şaşkındılar .. Hocasının yanına giden genç "Lütfen izin verin oynayayım" dedi. "Bu gün oynamak zorundayım." Hocası önce onu duymamış gibi davrandı. Böylesine zor bir eleme maçında takımının en kötü oyuncusunu sahaya çıkarmasına imkan olmadığını düşünüyordu .Ama genç o kadar ısrar etti ki,sonunda ona acıyan hocası razı oldu: "Peki,oyuna girebilirsi n." Gencin oyuna girmesinin üstünden çok geçmemişti ki,hem hoca,hem oyuncular hem de arkadaşları gördüklerin e inanamadıla r.Daha önce hiç oynamamış bu meçhul ufaklığın her hareketi harika attığı her pas isabetliydi . Karşı takımın oyuncuları onu durduramıyo rdu. Koşuyor pas veriyor, savunmaya
geçiyor ve maçın yıldızı gibi parlıyordu. Sonunda gencin takımı aradaki farkı kapattı,nihayet atılan gollerle de beraberliği yakaladı.Ve son saniyelerde ufaklık topu tek başına sürükleyip herkesi geçti ve galibiyet golünü attı.Maç bitmişti,okulun taraftarlar ı sevinç çığlıkları atıyor,arkadaşları ufaklığı omuzlarında taşıyordu. Seyirciler stadyumu terk ettikten,oyuncular duşlarını alıp soyunma odasına boşalttıkta n sonra,takımın hocası ufaklığı bir köşede tek başına sessizce oturduğunu fark etdi.Yanına gidip "Evlat,inanmıyorum.Bu gün bir harikaydın" dedi. "sana ne oldu bunu nasıl yaptın anlat bana " dedi. Hocasına bakan genç gözleri dolu dolu şunları anlattı: "Babamın öldüğünü biliyorsunu z. Peki onun gözlerinin görmediğini de biliyor muydunuz?" Delikanlı güçlükle yutkundu,Gülümsemeye çalıştı. "Babam bütün maçlara geldi.Çünkü görmediği halde beni desteklemek
istiyordu. Ve ilk defa bu gün beni görebilirdi . Ben bu fırsatı kullanmak ve oynayabildi ğimi ona göstermek istedim!!!!!"
Bence Allah Kelimesi İle Tanrı Kelimesi Aynı Anlama Gelmektedir.Tanrı Onların Tapılan Şeylerin Genel Adıdır.Mesela Musevilerde Yehova , İsevilerde Teslis Üçlüsü ve Bizde Yani İslamiyette Allah (c.c) Denmektedir.Üçü de Aynı Şeydir Ama İsimleri Farklıdır.Yani Tanrı Onların Geniş Adıdır.Fakat Son Günlerde Allah Lafzını Adını Almak İstemeyen İnsan Dışı Mahluklar Tanrı Kelimesini Kullandığı İçin Bu Başka Yönlere Çekilmiştir.Öyle Bir Hâle Gelmiştir ki Sanki Tanrı Kelimesini Kullananlar Allah'a İnanmıyor.Bu Nedenle Bize de Farklı Şeylermiş Gibi Geliyor !!!
Bu Kadar Uzun Bi Yorum Yaptığıma Ben Bile Şaşırdım