Rasûlullah’ın bu ayların ilki olan Receb girince “Allahümme barik lena fi recebe ve şa’bân, ve belliğna Ramazan: Allah’ım Receb ve Şaban’ı bize bereketli kıl ve bizi Ramazan’a erdir” diye dua ettiği rivayeti sabit.

Ramazan’ı anladık, o sahip olduğu tüm bereket ve kudsiyeti içerisinde gerçekleşen bir olaydan dolayı aldı.

Neydi o olay?

Tabii ki, Allah’ın rahmetinin kelamî tecellisi olan vahyin inmeye başlaması.
Vahiy, Kur’an’la sabitti ki Ramazan’da inmeye başlamıştı. Kadr Sûresi’nde, Kur’an’ın inmeye başladığı geceye bir de isim veriliyor:
Kadir Gecesi (Leyletu’l-Kadr).

Bütün bunları yan yana birleştirince ortaya çıkan sonuç şu:
Kur’an, Ramazan ayı içerisinde yer alan Kadir Gecesi’nde indirilmeye başlanmıştır. Kur’an’ın indirildiği gece, sırf bundan dolayı bin aydan, yani 83 yıllık bir ömürden daha hayırlı ve bereketli bir geceye dönüşmüştür.

Neden?

Çünkü, Kur’an indiği zamana böyle bir bereket katmıştır.

Peki, vahyin amacı zamana bereket katmak, onu binlerce kat daha değerli kılmak mıymış?

Ne münasebet! Elbette vahiy insan için inmiştir. İnsana bereket katmak, insanı yüceltmek, onu mübarek kılmak için.

Peki, o halde neden Kur’an vahyin zamana kattığı değeri ve bereketi ifade ediyor?

Bunu anlamayacak ne var?
Kur’an, insana mesaj veriyor. Parmak ayı gösterirken, parmağa değil, aya bakarlar. Eğer sen de âyetlerin (parmağın) gösterdiği yere bakarsan, şunu görürsün:

Ey insan! İndiği geceyi bin aydan daha hayırlı yapan, yani bir ömre bedel bir gece kılan bu vahiy eğer senin yüreğine, zihnine, aklına, hayatına inerse neler yapmaz?
Düşünsene bir! Sana ne hayır ve bereketler katacağını düşünsene bir! Hayatına inen Kur’an’ın hayatını nasıl bereketlendireceğini, değerlendireceğini düşünsene bir!

Evet, açıkça anlaşıldı ki, Ramazan tüm değerini vahyin kendisinde inmeye başlamasından almaktadır.

O halde Receb ve Şaban değerlerini neden almaktadır?

Elbette açık: Ramazan’a komşu olmalarından.
Güzele komşu olan da güzelleşir. Gül ağacının dibindeki toprak gül kokar. Receb ve Şaban, gül ağacının dibinin toprağına benzerler. Rivayetlerin bütünüyle okunmasından şunu anlıyoruz:
Receb’in başlangıcından itibaren Hz. Peygamber nafile oruç ve namazları artırıyordu. Ramazan’a 15 gün kala bu artırma zirveye çıkıyordu.

Tabii ki, Hz. Peygamber’in orucu, bedenin zapt u rabt altına alınıp ruhun daha fazla özgürleşmesini sağlama amacına yönelikti. Bu şekilde akıl, izan, tasavvur, muhayyile daha aktif ve almaya yatkın oluyordu. Çünkü oruç, beden atının sırtına akleden kalbi bindirmekti. Tersi mi? Tersi, akleden kalbin sırtına bedeni bindirmekti ki, bu süvariyi ata değil, atı süvariye bindirmek kadar ters bir işti.

Peki, akleden kalb beden atının süvarisi olursa ne olacaktı?
Vahye, vahyin mesajına hazır olacaktı. Onu sözlerin sultanı olarak karşılayacak ve tahtına oturtacaktı. Yani kalbin tahtında vahiy oturacak, emirleri o verecekti. El ayak, dil dudak, göz kulak gibi beden ülkesinin taşrası da bu emirlere itaat edecek, uygulayacaktı. Böylece insanın Allah’a teslimiyeti tamamlanacaktı.
İşte halkın “Üç Aylar” adını koyduğu günlerin sırrı buydu.

Mustafa İslamoğlu

alıntıdır

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 446
favori
like
share
tekinarslan38 Tarih: 07.08.2007 14:57
teşekkürler arkadaşım emeğine sağlıkkkk
Pedaliza Tarih: 04.08.2007 15:02
Allahu teala beni bu mübarek aya yine kavuştursun inşallah

çok sağol Asiyan..
tekkursun68 Tarih: 30.07.2007 12:32
allah razı olsun
paylasim icin tesekkurler
modifiye hastası Tarih: 28.07.2007 15:22
allah razı olsun eline sağlık
eskitoprak Tarih: 28.07.2007 13:51
ALLAH razi olsun ablam paylasim icin tesekkurler