Soru 1 : Kur'an'ı Kerim kaç yılda inmiş, tamamlanmıştır?
Cevap : Kur'an'ı Kerim 22 sene, 2 ay, 22 günde inmiştir.
Soru 2 : Allah(c.c.)'ın dilediği şeyleri Peygamberlerine bildirmesine ne denir?
Cevap : Vahy denir.
Soru 3 : Kur'an'ı Kerim'de bulunan, adetleri 114 tane olan müstakil bölümlerine nedenir?
Cevap : Sure ismi verilir.
Soru 4 : Kur'an'ı Azimüşşan'da bulunan sureleri meydana getiren cümlecik yada bir
kaç kelimeden oluşan, 6666 adet varolan Allah kelamlarına ne ad verilir?
Cevap : Ayet denir.
Soru 5 : Kur'an'ı Kerim tek kitap olduğu gibi, tek ciltte toplanmıştır. Kur'an'ı Kerim'in
sayfalarını toplayan cilde verilen ve yalnız Kur'an'a ait olan özel isme ne denir?
Cevap : Mushaf adı verilir.
Soru 6 : Kur'an'ı Kerim ayet ayet, sure sure inerken o gün için mevcut bulunan
kemik parçası veya düz, yassı olan şeyler üzerine yazılırdı. Daha sonra tek bir kitap
haline getirildi.
İşte yüce kitabımızı ilk olarak kim zamanında ve nasıl Mushaf haline getirildi?
Cevap : Hz. Ebu Bekir zamanında Zeyd b. Sabit tarafından Mushaf haline getirildi.
Soru 7 : Kur'an'ı Kerim insan gücünün imkan verdiği ölçüde anlamayı gaye edinen
ve geniş şekilde açıklayan, gerektiğinde yorumlayan eserlere ne ad verilir?
Cevap : Tefsir denir.
Soru 8 : Tefsir yapan alime ne ad verilir?
Cevap : Müfessir adı verilir.
Soru 9 : Tefsir çeşitleri kaçtır ve nelerdir?
Cevap : Tefsir çeşitleri ikidir;
a- Rivayet tefsiri : Ayet ve hadislerle açıklama yapılan tefsirlerdir.
b- Dirayet tefsiri : Ayet, hadis ve akli, felsefi, güncel yorumlarla yapılan tefsirdir.
Soru 10: Ayeti celilelerin mana ve ilahi işaretlerini, insan aklının imkanı ölçüsünde
yapılan tercümelere ne ad verilir?
Cevap : Meal adı verilir.
Soru 11: Kur'an'ı Kerim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e nerede ve ne zaman nazil
olmaya başlandı?
Cevap : Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başladı.
Soru 12: Allah (c.c.)'ın varlığını ve birliğini, doğmadığını ve diğer özelliklerini özlü bir
şekilde anlatan ve buna kısaca Tevhit suresi denilen surenin adı nedir?
Cevap : İhlas suresi
Soru 13: Hz. Muhammed (s.a.v.)'e Nur dağında inmeye başlayan ve 23 senede
tamamlanan, Arapça olarak indirilen ve tevatür yoluyla bize ulaşan,
okunması dahi ibadet olan, dünyevi ve uhrevi tüm meseleleri bildiren,
Allah (c.c.)'ın kelamına ne ad verilir?
Cevap : Kur'an'ı Kerim denir.
Soru 14: Kur'an'ı Kerim'de bir takım ayetler vardır ki; bunlardan birini okuyan
veya işiten her mükellef için secde etmek vaciptir.
Bu secdeye ne ad verilir ve Kur'an'da kaç defa zikredilmiştir?
Cevap : Tilavet secdesi denir ve Kur'an'da 14 defa zikredilmiştir.
Soru 15: Peygamber efendimiz (s.a.v.)'in 13 yıllık Mekke döneminde ve 10 yıllık
Medine hayatında Kur'ân'ı Kerim'in tamamı indirilmiştir.
Mekke ve Medine yaşantısında bildirilen surelere verilen isim nedir?
Cevap : Mekke döneminde inen surelere MEKKİ, Medine döneminde inen surelere
MEDENİ sure adı verilir.
Soru 16: Kur'an'ı Kerim'de hakkında en çok ayet inen kavim hangisidir?
Cevap : İsrail oğulları.
Soru 17: Kur'an'ı Kerim'deki ilk surenin ismi nedir?
Cevap : Fatiha suresi.
Soru 18: Kur'an'ı Kerim'deki son sure hangisidir?
Cevap : Nas suresi.
Soru 19: Kur'an'ı Kerim'in kalbi olarak zikredilen surenin ismi nedir?
Cevap : Ya-sin suresi.
Soru 20: Kur'an'ı Kerim'deki en uzun sure hangisidir?
Cevap : Bakara suresi.
Soru 21: Kur'an'ı Kerim'deki en kısa sure hangisidir?
Cevap : Kevser suresidir.
Soru 22: Kur'an'ı Kerim'de besmele kaç defa zikredilmiştir?
Cevap : 114 defa.
Soru 23: Kur'an'ı Kerimde ismi geçen sahabe kimdir?
Cevap : Hz. Zeyd (r.a.).
Soru 24: Hurf'u Seb'a nedir?
Cevap : Kur'an'ı Kerim'in yedi harf üzerine inmesidir.
Soru 25: Kur'an'ı Kerim'in hangi suresinin her ayetinde "ALLAH" kelimesi vardır?
Cevap : Mücadele suresi.
Soru 26: Allah (c.c.) kelimesi Kur'an'da kaç defa zikredilmiştir?
Cevap : 2697 defa.
Soru 27: Kur'an'ı Kerim'de tek ismi zikredilmiş kadın kimdir?
Cevap : Hz. Meryem.
Soru 28: Kur'an'ı Kerim'in son inen ayeti hangi surenin kaçıncı ayetidir?
Cevap : Maide suresinin 3. Ayetidir.
Soru 29: Kur'an'ı Kerim'de surelerin başında besmele vardır. Ama bir surenin
başında besmele yoktur. Hangi surenin başında besmele yoktur?
Cevap : Tövbe suresi.
Soru 30: Hangi surede besmele iki defa zikredilmiştir?
Cevap : Neml suresi.
Soru 31: Kur'an'ı Kerim'i tefsir eden alimlerimizden üç tanesinin ismini yazınız.
Cevap : Ömer Nasuhi Bilmen, Seyyit Kutup, Bursalı İsmail Hakkı, Muhammet Ali
Sabuni, Mevdudi, Mahmut Ustaosmanoğlu, Elmalılı Hamdi Yazır,
Konyalı Mehmet Vehbi Efendi.
Soru 32: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e göre hangi sureyi okumak Kur'an'ı Kerim'in
üçte birini okumaya bedeldir?
Cevap : İhlas suresi.
Soru 34: Kur'an'ı Kerim'i usulüne göre okumayı belirleyen kuralların tümüne ne ad verilir?
Cevap : Tecvit.
Soru 35: Sahabeler karşılaştıklarında ve ayrılacakları zaman birbirlerine devamlı
olarak okudukları bir sure vardı. İmamı Şafi hazretleri "Kur'an'dan sadece
bu sure nazil olsaydı, insanlara dünya ve ahiret mutluluğu için yeterdi."
Diyerek manasını ve önemini anlattığı bu surenin
ismini ve manasını söyleyiniz.
Cevap : Asr suresi. Manası; "Asra yemin olsun ki, muhakkak insanlar hüsran
içindedir (zarardadır). Ancak iman edip salih amel işleyenler,
birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunların dışındadır."
Soru 36: Kur'an'ı Kerim Peygamber Efendimize nerede ve ne zaman nazil olmaya başlamıştır?
Cevap : Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başlamıştır.
Soru 37: Ayet el Kürsi hangi surededir?
Cevap : Bakara suresinde.
Soru 38: Allah'ü Teala kimin suçsuz olduğuna dair ayet indirmiştir?
Cevap : Hz. Aişe (r.anh.).
Soru 39: Hüküm ayetleri Mekke'de mi yoksa Medine'de mi nazil olmuştur?
Cevap : Medine'de.
Soru 40: Kur'an'ı Kerim2de kaç cüz vardır?
Cevap : 30 cüz.
Soru 41: Kur'an'ı Kerim'deki en uzun ayet hangisidir?
Cevap : Bakara suresi 282. Ayetidir.
Soru 42: Kur'an'ı Kerim'in ilk okunduğu mescit hangisidir?
Cevap : Medine'de "Beni Zerik" mescidi.
Soru 43: Kur'an2ı Kerim'de "Cennet" kelimesi kaç defa zikredilmiştir?
Cevap : 66 defa.
Soru 44: Kur'an'ı Kerim'de "cehennem" kelimesi kaç defa zikredilmiştir?
Cevap : 126 defa.
Soru 45: Bakara suresinden sonra hangi sure gelir?
Cevap : Al-i İmran suresi.
Soru 46: Mekke'de Kur'an'ı Kerim'i ilk kez açıktan okuyan kimdir?
Cevap : Abdullah bin Mesut (r.a.).
Soru 47: Kur'an'ı Kerim'e göre insanlar ve cinler niçin yaratıldı
Cevap : Yalnız Allah'a kulluk etmeleri için.
Soru 48: Kur'an'ı Kerim'de en yüce sure hangisidir?
Cevap : Fatiha suresi.
Soru 49: Kur'an'ı Kerim hangi halife zamanında "Mushaf" halinde toplandı?
Cevap : Hz. Ebu Bekir (r.a.).
Soru 50: Kur'an'ı Kerim hangi halife zamanında çoğaltılıp dağıtıldı?
Cevap : Hz. Osman (r.a.).
Soru 51: Kitap, Furkan, Mushaf, Bürhan, Hablullah, Hablülmetin, Kelamullah, Zikr,
Hüda, Nur, Şifa hangi kutsal kitabın isimleridir?
Cevap : Kur'an'ı Kerim'in.
Soru 52: "Hepiniz topyekün Allah'ın ipine sarılın, ayrı ayrı olmayın". Ayette geçen
"Allah'ın ipi" tabirinden kastedilen nedir?
Cevap : Kur'an, Kur'an hükümleri, Mesajullah.
Soru 53: Halife Hz. Ebu Bekir'in emriyle kitap haline getirilen Kur'an'ı Kerim'i
toplama komisyonunun başkanı olan sahabe kimdir?
Cevap : Hz. Zeyd bin Sabit.
Soru 54: Kur'an'ı Kerim'de din kelimesi hangi manada kullanılmıştır?
Cevap : Ceza, mükafat, hüküm, hesap.
Soru 55: Fatiha suresinde sapanlar olarak nitelendirilenler kimlerdir?
Cevap : Hıristiyanlar.
Soru 56: Hz. Ömer Rasülullah'ın arkasında namaz kılarken hangi ayet okunurken
hiddete kapılarak yüksek sesle "Ben orada olsaydım, mutlaka Firavunun
boynunu vururdum" demiştir?
Cevap : Naziat suresi.
Soru 57: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendisine Fussulet suresini okurken sarılıp
etkilenen ve Islam'ı kabul ederim korkusuyla, eliyle Peygamber (s.a.v.)'in ağzını
kapayarak; "Aramızdaki yakınlık adına rica ederim, daha okuma" diyen kişi kimdir?
Cevap : Utbe b. Rabia.
Soru 58: Tebuk seferine katılmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabın kendisiyle
(hakkında ayet nazil oluncaya kadar) 50 gün konuşmadığı sahabe kimdir?
Cevap : Kab b. Malik.
Soru 59: İfk hadisesini açığa çıkaran ayet hangisidir?
Cevap : Nur suresi ayet 11 ve 12.
Soru 60: Bildiğiniz gibi Kur'an'ı Kerim 30 cüzden müteşekkildir. Her müslümanın
yatarken okuması tavsiye edilen "Muavizeteyn" surelerinin isimleri nelerdir?
Cevap : Felak ve Nas sureleri.
Soru 61: Peygamberimiz (s.a.v.)'in genellikle yatsı namazında okuduğu sure hangisidir?
Cevap : Vettini suresi.
Soru 63: Peygamberimiz (s.a.v.) kıyamet günü cennette bizzat okuyacağı sure hangisidir?
Cevap : Muhammed suresi.
Soru 64: Kıyamet günü Allah (c.c.)'ın bizzat okuyacağı sure hangisidir?
Cevap : Rahman suresi.
Soru 65: Ayeti kerimelerle iktidara yürüyüş ve gerçekleştirilmesi hangi surede ve
kim örnek alınmıştır?
Cevap : Yusuf suresi ve Yusuf (a.s.) örnek alınmıştır.
Soru 66: Abdestin farz olduğunu belirten ayet hangisidir?
Cevap : Maide suresi 5 ve 6.
Soru 67: Osmanlı Devletinin son dönemlerinde yetişmiş İslam bilginlerindendir. Kadı
yetiştiren Mektebi Nüvvab'ı bitirmiş, Beyazıt medresesinde dersler vermiştir.
Meşihat Dairesi'ndeki görevinin yanında Mektebi Nüvvab, Mektebi Mülkiye,
Medrese tül Vaizin ve Medrese-i Süleymaniye'de dersler vermiştir.
2. Meşrutiyetin ilanından sonra Antalya'dan mebus seçilmiş ve özellikle
2. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle ilgili hal fetvasının yazılmasında
oynadığı rolle tanınmıştır. İttihat ve Terakki cemiyetinin ilim şubesinde de görev
almıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Ankara İstiklal Mahkemesinde de
yargılanmış ve berat etmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığının
kendisinden istediği Kur'an tefsirini Hak Dini Kur'an Dili adıyla yazmıştır.
Bu İslam alimi kimdir?
Cevap : Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır.
Soru 68: Seyyit Kutub'un tefsirinin adını söyleyiniz.
Cevap : Fizilali Kur'an.
Soru 69: Muhammed Hamdi Yazır'ın tefsirinin adını söyleyiniz.
Cevap : Hak Dini Kur'an Dili.
Soru 70: Kur'an'ı Kerim'in bir çok adı vardır. Furkan, Kitap, Zikir, Tenzil bunlar
arasındadır. Kur'an'ın birde sıfatları vardır. Bunlardan bazılarıda, Mübin,
Kerim, Nur, Hüda, Rahmet, Şifa, Mev'ize, Büşra, Beşir, Nezir ve Aziz'dir.
Bu isim ve sıfatlara göre Kur'an'ı Kerim'in dikkat çeken beş hususu vardır.
1- Tedricen, ayet ayet, sure sure inmiştir. 2- Vahiy ile Cebrail vasıtasıyla
getirilmiş olması. 3- Hem lafzı hem de manasıyla mucize olması.
4- Allah'ın kelamı olması, söylemediğimiz 5. Hususu da siz söyleyiniz.
Cevap : Kendisi ile ibadet edilmesi.
Soru 71: Allah'ü Teala her dönemde bir şeriat (bir kitap) indirmiştir. Kur'an' Kerim
son peygamberin kitabıdır. Büyün insanların barış içersinde insanca yaşayacakları
bir ortamı meydana getiren ve ahiret saadetinin teminatı olan bu kitabın 114 suresi
bulunmaktadır. Okundukça ve yaşandıkça insanlığı yücelten ayetler Mekki ve
Medeni olarak ikiye ayrılır.
Bütün insanlığın uymakla mükellef olduğu Mekki ve Medeni ayetlerin konusu nedir?
Cevap : Mekki ayetlerin konusu "İtikat", Medeni ayetlerin konusu ise "Hüküm"dür.
Soru 72: Kur'an'ı Kerim'de "Zehraveyn"(iki çiçek manasına gelen) diye bilinen iki sure
vardır. Bu surelerin ikiside Medeni surelerdir. Konusu ise hüküm ayetleridir.
Bu iki surenin adını yazınız.
Cevap : Bakara ve Al-i İmran sureleridir.
Soru 73: Hanımı ve kendisi büyük İslam düşmanlarındandır. Karı koca bu iki kişinin
dünyada iken kazandıklarının kendilerini kurtarmayacağını,
cehennemde de kendilerinin elim bir ateşin vadedildiği ve adamın hanımının ise
cehennemde odun taşıyılıcığı yapacağını konu eden sure hangi suredir?
Cevap : Tebbet (veya Mesed veya Lehep) suresidir.
Soru 74: Kur'an'ı Kerim Berat gecesi indirilmiştir. Hadid suresi 23. Ayette de
"Dünyada olacak her şey, dünya yaratılmadan evvel, ezelde "oraya" yazılmış, takdir
edilmiştir. Bunu size bildiriyoruz ki, hayatta kaçırdığınız fırsatlar için üzülmeyesiniz
ve kavuştuğunuz kazançlardan, Allah'ın gönderdiği nimetlerden mağrur olmayasınız.
" Denilmektedir. İfadelerde geçen "oraya" kelimesi neresi anlamına gelmektedir?
Cevap : Levh-i Mahfuz.
Soru 75: Sevapta ve günahta en küçük bir şeyin unutulmayacağı hangi ayetle anlatılır?
Cevap : Zilzal suresi 7 ve 8 ayetler
Soru 76: Mealini okuyacağımız ayet hangi surededir? Allah'ü Teala buyuruyor ki; "Ey
insanlar! Zannın çoğundan sakınınız. Zira zannın çoğu günahtır. Birbirinizin
suçunu araştırmayınız. Kimse kimseyi çekiştirmesin. Hangi biriniz ölü kardeşinin
etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz. Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah
tövbeleri daima kabul edendir, acıyandır."
Cevap : Hucurat suresi.
Soru 77: Kur'an'ı Kerim İslam dünyasında 7 kıraat üzere okunmaktadır. Bizim şu anda
elimizde bulunan ve okuduğumuz Kur'an'ı Kerim hangi kıraat imamının rivayeti
üzerine yazılmıştır?
Cevap : Kıraatı Asım
Soru 78: Namaz mü'mini kötülüklerden alıkoyar. Kul Rabbine en yakın halini secdede yaşar.
Ve o kulun miracıdır. Kul namazı ile terbiye olur. Kur'an'ı Kerim'de de Allah (c.c.),
zekat, kurban ve benzeri ibadetleri namaz ile birlikte zikretmiştir. Çünkü kul namaz ile
zekatını verir, kurbanını keser hale gelecektir. Peygamberimiz (s.a.v.)'in gözümün nuru
dediği bu güzel ibadet Kur'an'ın hangi suresinde Kurban ile beraber zikredilmiştir?
Cevap : Kevser suresi
Soru 79: 1632 yılında "dünya dönüyor" dediği için idamla yargılanan Galile
Galileu'dan 1000 yıl önce dünyanın döndüğünü haber veren Kur'an ayeti hangisidir?
Cevap : Yasin 40
Soru 80: Aşağıda bazı özellikleri ile tanımaya çalışacağımız sure Kur'an'ı Kerim'de hangi suredir?
a-Bu sure Medenidir,
b-Ey iman edenler niçin yapmadığınızı s?
Soru 1 : İman nedir?
Cevap : Allah (c.c.)'ın dinini, Rasulüllah (s.a.v.)'in getirdiği tüm şeyleri kalp ile kabul
edip dil ile tasdik etmektir.
Soru 2 : İmanın şarları nelerdir?
Cevap : Allah (c.c.)'a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret gününe,
kaza ve kadere, hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine, öldükten sonra tekrar
dirilmeye iman etmektir.
Soru 3 : Hak dinlerin gayesi nelerdir?
Cevap : Aklı, Dini, Nefsi, Nesli ve Malı korumaktır.
Soru 4 : İslam dininin kaynakları (Edille-i Şeriyye) nelerdir?
Cevap : Kitap, Sünnet, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha'dır.
Soru 5 : Peygamberimiz (s.a.v.)'den sonraki dönemlerde bir meselenin dini hükmü
üzerinde o devirde yaşayan müçtehitlerin birleşmesi ve ittifak etmesine ne ad verilir?
Cevap : İcma-i Ümmet denir.
Soru 6 : Kur'an'ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde karşılığı bulunmayan bir meseleyi,Kitap,
Sünnet, İcma-i Ümmet dediğimiz şeri delillerde sabit olan hükümler ışığında,
aynı illete (sebebe), aynı hikmete bağlayarak çözümlemeye dinimizde ne ad verilir?
bu hükümleri verene Fakih denir.
Cevap : Kıyası Fukaha.
Soru 7 : İmam ve müçtehit olarak kabul edilen bir kişinin içtihat ve görüşlerinden
oluşan, itikadi, fıkhi, dini veya şeri yola ne ad verilir?
Cevap : Mezhep adı verilir.
Soru 8 : İtikadi mezheplerimiz ve imamlarını söyleyiniz.
Cevap : a- Maturidiyye; İmam Ebu Mansur Muhammed Maturidi
b- Eşariyye; İmamı Ebul Hasan Aliyyül-Eşari.
Soru 9 : Allah'ın zati sıfatlarını sayınız.
Cevap : a- Vücut (Var olması)
b- Kıdem (Varlığının başlangıcı olmaması)
c- Beka (Varlığının sonu olmaması)
d- Vahdaniyet (Bir olması)
e- Muhalefetül lil Havadis (Yaratılmışların hiç birine benzememesi)
f- Kıyam bi Nefsihi (Varlığının kendisinden olması)
Soru 10: Büyük günahlar nelerdir?
Cevap : a- Allah (c.c.)'a ortak koşmak.
b- Haksız yere adam öldürmek.
c- Namuslu kadına iftira etmek.
d- Sihir yapmak ve yaptırmak.
e- Savaştan kaçmak
f- Müslüman anne ve babaya isyan etmek
e- Yetim malı yemek
g- Mescidi Haram'da günah işlemek
h-Yetim malı yemek i-Zina yapmak
Soru 11: Rabbimizin en güzel, en şerefli manalara ve sıfatlara dalalet eden mübarek
isimleri vardır. Ki bu isimler hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) "Muhakkak ki
Allah (c.c.)'a mahsus 99 ismi şerif vardır. Her kim bu is
Sual: Ticâretle iştigal ediyoruz. Harâma düşmemek için nelere dikkat etmemiz gerekir?
CEVAP
İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: Her san'at ve her ticârette hîle yapmamak farzdır. Müşterîye herhangi bir şekilde zarar vermemelidir! Zarar veren her iş, zulüm olur. Zulüm ise harâmdır. Her müslüman, kendisine yapılmasını istemediği birşeyi, kâfirlere de yapmamalıdır!
Başlıca dört şey yapmamak lâzımdır:
1- Satılan malı, aşırı övmemelidir!
Çünkü, hem yalan söylemiş, hem aldatmış, hem de zulmetmiş olur. Hattâ, doğru olarak da, müşterînin bildiği şeyi söylememelidir! Çünkü, bu da faydasız söz olur. Kıyâmette her sözden suâl olunacaktır. Yemîn ile satmaya gelince, yalan yere yemîn etmek harâmdır. Yanî büyük günâhtır. Doğru yemîn ederse, az birşey için Allahü teâlânın ismini söylemek saygısızlık olur.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Alış-veriş yaparken, vallahi böyledir, billahi öyle değildir diye yemîn eden kimseye ve "bugün git, yarın gel" diyerek sözünde durmıyan san'atkâra yazıklar olsun!) [Deylemî]
(Malını yemîn ederek beğendirmeye çalışan kimseye kıyâmette merhamet edilmez.) [İ.Gazâlî]
2- Malın kusurunu gizlememelidir!
Malın aybını, kusûrunu müşterîden gizlememeli, hepsini, olduğu gibi göstermelidir! Kusûru gizlemek, hıyânettir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Satılan birşeyin kusûrunu gizlemek helâl değildir. O kusûru bilip söylememek de, kimseye helâl olmaz.) [Hakîm]
Malın iyi tarafını göstermek, kötü tarafını gizlemek zulüm, hîle olur. Resûlullah, buğday satan bir köylünün buğdayına, mubârek parmaklarını sokup, yaş olduğunu görünce, sebebini sordu. Köylü, yağmurun ıslattığını söyleyince, buyurdu ki: (Niçin ıslak yerini saklayıp göstermiyorsun? Hîle eden bizden değildir) [Müslim]
Şunu bilmeli ki, hîle ile rızk artmaz, aksine malın bereketi gider. Hîle ile azar azar biriktirilen şeyler, ansızın gelen bir felâketle, birdenbire giderek geride yalnız günâhları kalır. Bir sütçü, süte su katardı. Birgün, ansızın sel gelip, ineği boğdu. Adam şaşkın bir hâlde iken, çocuğu, "Süte kattığımız sular birikerek, gelip ineği götürdü" dedi.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Ticârete hıyânet karışınca, bereket gider.) [Müslim]
Bereket demek, az malın çok faydası olmak, çok işe yaramak demektir. Az bir mal, bereketli olunca, çok kimsenin rahat etmesine, çok iyi işlerin yapılmasına yarar. Bereketli olmıyan, çok mal vardır ki, sâhibinin dünyada ve âhırette felâketine sebep olur. O hâlde, malın çok olmasını değil, bereketli olmasını istemelidir!
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Lâ ilâhe illallah diyen, dünyayı dinden üstün tutmadıkça, Allahü teâlânın gadabından, azâbından kurtulur. Dîni bırakıp, dünyaya sarılırsa, kelime-i tevhîdi söyleyince, Allahü teâlâ, yalan söylüyorsun buyurur.) [Beyhekî]
3- Ölçüde, tartıda hîle yapmamalıdır!
Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Verirken noksan, alırken fazla ölçene acı azâblar yapacağım.) [Mutaffifîn 1]
Büyüklerimiz, her aldıklarını biraz noksan, verdiklerini de, biraz fazla ölçüp, (Bu az fark, Cehennem ile aramızda perdedir. Cenneti, birkaç liraya satanlar ve birkaç lira için, Cehennem azâbını hak edenler, ne kadar ahmaktır) derlerdi. Malın iyisi ile kötüsünü karıştırıp, hepsini iyi diye satmak harâmdır.
4- Satış fiyâtında hîle yapmamalıdır!
Peygamberimiz, (Müslümanların, şehre mal getiren köylüleri karşılayıp piyasa fiyâtını gizliyerek, ucuz satın almalarını) yasakladı. (Müslim)
Piyasayı bilmiyenlere yüksek fiyâtla mal satmak da harâmdır. Hattâ, acemî olup, ucuz satan veya pahalı alanlar ile alış-veriş etmemelidir! Piyasadaki fiyâtı bunlardan gizlemek günâhtır. Müşterîye doğru söylemeli, hîle yapmamalıdır! Malda bir ârıza oldu ise, haber vermelidir! Malı, akrabâ veya ahbâbından, ona yardım olsun diye yüksek fiyâtla aldı ise, müşterîsine bunu söyliyerek, doğru değerini bildirmelidir! Meselâ, on lira etmiyen malı, on milyona aldı ise, o malı satarken, on milyona aldığını söylememelidir! Ucuz aldığı bir malın fiyâtı yükselip pahalı satıyor ise, aldığı fiyâtı söylemelidir! Hıyânet yapmaktan kurtulmak için, herkes, kendine yapılmasını istemediği şeyleri, başkalarına yapmamalıdır! Çünkü, herkes, dikkat ile, pazarlıkla uğraşarak, tam değerini verip aldığını sanır. O hâlde, aldatarak satmak, hıyânet ve dolandırıcılık olur.
CEVAP
Borcunu vaktinde ödemeyen kimsenin, gelip mühlet istemesi lâzımdır. Ödeme imkânı olduğu hâlde, borcunu geciktirmek günâhtır.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Herhangi bir kimse, imkânı olduğu hâlde, borcunu vermeyip geciktirirse, [borcunu verinceye kadar] her gün amel defterine zulmetme günâhı yazılır.) [Taberânî]
(Aldığı borcu ödemek istemeyene Allahü teâlâ, kıyâmette, "Bu kimsenin hakkını sende bırakacağımı mı zannettin?" buyurarak, o kimsenin iyi amellerini alıp diğerine verir. Eğer borcunu vermiyenin iyi ameli yoksa, borç verenin kötü amellerini, günâhlarını borçluya yükler.) [Taberânî]
(Zenginin [ödeme imkânı olanın] borcunu ödemeyip, oyalaması zulümdür.) [Buhârî]
[Borcu vaktinde ödememeye zulüm, ödemiyene de zâlim denmiştir.]
(Allahü teâlâ zâlim zengini sevmez, ona bugzeder.) [Bezzâr]
Borcu olan, borcunu ödemeden sadaka vermemelidir. Çünkü hadîs-i şerîfte, (Borcu var iken verilen sadaka kabűl olmaz) buyuruldu. (Buhârî)
Verilmeyen zekât da borçtur. Borcu ödemek, zekât vermek farzdır. Zekât borcu olanın verdiği sadaka kabûl olmaz. Önce bu borçları ödemek lâzımdır. Bunun gibi farz borcu olanın nâfile namazları da kabûl olmaz. Sünnetler de nâfile demektir. (N.Fıkhıyye)
Borçlanmamaya çok dikkat etmelidir! Hz.Lokman Hakîm, (Borç yükü altında ezilmektense, taş taşımayı tercîh ederim) buyuruyor. Çünkü borçlanmak, insanı küfre kadar sürükler. Peygamber efendimiz, (Yâ Rabbî, küfre düşmekten ve borca girmekten sana sığınırım) buyurarak, borçlanmanın çok kötü olduğunu bildirmiştir. (Nesâî)
Borçluya mühlet
Sual: Borcunu ödeyemiyen müşterilerimize mühlet tanımak sevâb olur mu?
CEVAP
Borcunu gerçekten ödeyemiyenlere mühlet vermek, elbette çok sevâbdır.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Kıyâmet gününün dehşetinden kurtulmak ve Allahın himâyesine sığınmak istiyen, darda kalan borçluya mühlet versin!) [Taberânî]
(Darda olanı ferâha kavuşturan veya böyle bir kimsenin borcunu ödeyeni, Allahü teâlâ, Kıyâmetin dehşet, korku ve sıkıntılarından kurtarır.) [Müslim]
(Fakîr borçluya, borcunu ödemesi için kolaylık gösterene, her gün o borç miktarı kadar sadaka sevâbı yazılır.) [İ.Ahmed]
(Bir kimse, borcunu ödeyebileceği vakte kadar fakîre mühlet verse, günâhlarından tevbe etmesi için Allahü teâlâ da ona mühlet verir.) [Taberânî]
(Musîbetten kurtulmak, istediğine kavuşmak ve Arşın gölgesine sığınmak istiyen, eli darda olanın borcunun vâdesini uzatsın veya o borcu bağışlasın!) [Abdürrezzâk]
(Kıyâmette günâhı çok bir müslümanı hesâba çekerler. O kimse de, (Benim iyiliğim yoktur. Sadece çırağıma, "Fakîr olan borçluları sıkıştırma, ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle, birşey isterlerse yine ver, boş çevirme" diye söylerdim) der. Allahü teâlâ da, o kimseyi affederek buyurur ki: (Ey kulum, bugün sen fakîr, muhtâçsın. Sen dünyada benim kullarıma acıdığın gibi, bugün biz de sana acırız.) [Buhârî]
Alacağı tahsil
Sual: Bir arkadaşa sekiz sene önce beş bin liraya bir gömlek sattım. Şimdi ise bir gömlek bir milyon lira civârındadır. Bu parayı tahsil ederken beş bin lira olarak mi, yoksa o günkü beş bin liranın alım gücüne göre mi alacağız?
CEVAP
Eşyânın değeri altın ile ölçülür. Sekiz sene önce beş bin lira ile kaç gram altın alınıyorsa, bugün de aynı gram altın istemek câizdir. Diyelim ki 2 gram altın ediyorsa, bugün de 2 gram altın istenir. 2 gram altının bugünkü karşılığı olan kâğıt para da istenebilir. Gömleğe göre veya başka eşyâya göre istenmez. Belki bugünkü 2 gram altın iki gömlek eder veya bir gömlek de etmiyebilir. Ne kadar gömlek ettiği değil, ne kadar altın değerinde olduğu önemlidir. İhsân etmek iyidir. Alacaklı arzu ederse beş bin lirayı alarak da hesâbı kapar. Hiç de almayabilir.
Ödünçte kolaylık
Sual: Ödünç verirken, haram işlemeden gün tayin edebilmenin bir yolu yok mudur?
CEVAP
(Bey ve Şirâ Risâlesi)nin İsmail bin Osman tarafından yapılan şerhinin 59. sayfasında, (Ödünç verirken, zaman tayin etmek, malı, misli ile veresiye satmak olur. Bu ise fâizdir, büyük günahtır.) buyuruluyor.
Miktarı az olan paralar için gün tayini mühim değilse de, miktarı fazla olan paralar için gün tayini lâzım olabilir. Senede, ödeme tarihi konabilmesi için, (S. Ebediyye)de bildirilen birkaç usûl:
1- Ödünç vereceği kimseden kefil ister. Kefilden ödeme tarihi belli bono alır. Borçlu da kefilin ödemesi lâzım gelen tarihte öder.
2- Yahut borçlu, borcunu kendine borcu olan birine havâle eder. Havâle olunanın borcunun ödeme zamanı, belli ise, alacaklıya da o zamanda öder.
3- Yahut ödünç isteyene, ödünç vereceği kadar fiyatla, ucuz bir şeyi veresiye satar. Ondan bu satış için belli tarihli ödeme senedi alır. Sonra bu şeyi aynı fiyatla, peşin olarak geri alır. (Hadika)da, (Ödünç vereceği kimseye, bir kâğıt parçasını bile bin liraya satmak câizdir.) deniyor.
4- (Eşbâh)da, (Ödünç verirken, senede ödeme tarihi koyabilmek yollarindan biri de, Mâlikî mezhebini taklid etmektir.) deniyor.
(Mizân)da (Mâlikî mezhebinde, ödünç verilen malı, parayı, ödeme zamanından önce veya sonra isteyemez. Zamanında istemesi lâzımdır.) buyuruldu. Fakat başka mezhebi taklîd, ancak sıkışık durumlarda câiz olur. Taklîd edilen mezhebin taklîd ettiği husustaki bütün şartlarını öğrenip bunlara uymak lâzım olur.
5- (İbni Âbidin)de ("Falana olan borcuma kefil ol" dese, o da kabul edip ödese, kefil borçluya, "Belli zamanda bana ödersin" diyebilir. Fakat "Falana olan borcumu öde" dese, o da kabul edip ödese, borçlunun bunu ona belli bir zamanda [yani gün tayin ederek] ödemesi câiz olmaz. Çünkü borçlu için ödemiş, borçlu şimdi buna borçlu olmuştur. Borcun belli bir zamanda ödenmesi ise câiz değildir.) buyuruldu.
[Samîmi tanıdıklar arasında, daha kolay bir usul vardır. Ödünç isteyene, (Falanca gün bana aynı miktar para hediye edersen, şu parayı sana hediye ederim.) denir. O da kabul ederse, para alınmış olur.]
Alacak Borç Meseleleri
Sual: Bazı kimselerde alacaklarım var. Verecek güçleri yoktur. Vermeleri için sıkıştırsam günah olur mu?
CEVAP
Her zaman alacağınızı istemek hakkınızdır. Ancak borcunu veremiyen fakirleri sıkıştırmamak çok iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamet gününün sıkıntılarından kurtulmak istiyen, eli darda olana, alacağını tehir etsin veya bağışlasın!) [Müslim]
(Bir müslümana Allah rızası için ödünç verene, her gün için sadaka sevabı verilir. Fakirden alacağını çabuk istemiyene, her gün için malın hepsini sadaka vermiş gibi sevap verilir.) [Hakim]
(Başka himaye bulunmıyan günde, Allahın himayesine girmek istiyen, eli darda olana kolaylık göstersin veya alacağını bağışlasın!) [Taberânî]
(Kim, fakirdeki alacağını tehir eder veya bağışlarsa, Allahü teâlâ da, kıyamet günü onu kendi himayesine alır.) [Taberânî]
Akrabaya Yardım
Sual: Yardım yaparken, ödünç verirken akrabayı tercih etmek mi lazım?
CEVAP
Herkese iyilik etmek, ödünç veya sadaka vermek çok sevabdır. Akrabaya yapılan iyilik daha sevabdır. Bir kadın, Resulullaha, (Fakir kocama infakta bulunsam, sadaka yerine geçer mi?) diye suâl ettirdiğinde Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(İki sevab vardır. Biri sadaka, diğeri de sıla-i rahim sevabı) [Buharî]
Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Senden yüz çeviren akrabana verilen sadaka daha faziletlidir.) [Taberânî]
(Yakın akraba ve komşuya verilen sadakanın sevabı iki misli fazladır.) [Taberânî]
(Paranızı önce kendi ihtiyaçlarınıza, artarsa çoluk çocuğunuzun ihtiyaçlarına sarf edin! Bundan da artarsa akrabalarınıza yardım edin!) [Müslim]
(Bir kimseden amcasının oğlu yardım ister de, o da gücü yettiği hâlde, vermezse, kıyamet günü Allahın fazlından mahrum kalır.) [Taberânî]
(Bir müslümana ödünç veren iki misli sadaka sevabı kazanır.) [İbni Mace]
Din istismârı
Sual: Tüccârın, malını müşteriye gösterirken kelime-i tevhîd, salevât okuması uygun mudur?
CEVAP
Tesbîh, tahmîd, tekbîr ve Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîf ve fıkıh kitâbı okumak sevâbdır.
Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
(Allahı çok zikredenlerin günâhları affolur ve çok sevâb verilir.) [Ahzâb 35]
Tüccârın, malını müşteriye gösterirken, bunları okuması, tekbîr getirmesi, kelime-i tevhîd, salevât söylemesi günâhtır. Bunları, para kazanmaya âlet etmek olur. (İhtiyâr)
Rüşvet afeti
Sual: Günümüzde rüşvet yaygınlaşmıştır. Rüşvetin dindeki yeri nedir?
CEVAP
Dinimiz, gasb edilmiş malı ve zulüm, hırsızlık ile alınan, rüşvet, faiz, kumar ücretleri ve diğer hıyanet yollarından birisi ile ele geçen kazancın yenilmesini ve başkalarına yedirilmesini yasak etmiştir. Kur'an-i kerimde mealen buyuruldu ki:
Kızın babasının veya akrabasının, kızı vermeye razı olmaları için damattan istedikleri para veya mal rüşvet olur. Ayakbastı parası almak da rüşvettir, haramdır. Malını, canını, hakkını kurtarmak için istemiyerek rüşvet vermek caiz ise de, rüşvet istemek asla caiz değildir, haramdır.
Layık olmayan kişileri işe almak için rüşvet istemek, ülke idaresini ehliyetsiz ellere terk etmek demektir. Bu da bir milletin yıkılmasına sebep olur.
Bir öğretmenin, kabiliyetsiz bir talebeyi rüşvetle geçirmesi de, layık olmayan kimselerin iş başına geçmesine vesile olur.
Alt sırada olan bir evrağı rüşvetle üste çıkarıp hemen muamelesini yapmak, diğer sırası gelen insanların haklarına tecavüzdür, zulümdür.
Doktorun rüşvet alarak sağlam memura rapor vermesi, düzenin bozulmasının, ülkenin yıkılmasının sebeblerindendir.
Belediyelerce, kanunsuz binalara ruhsat vermek veya ruhsatsız yapılara rüşvet alarak göz yummak veya daha başka şekilde rüşvet almak vazifeye ihanettir.
Müslümanlık ve Rüşvet
Dinsiz bir kimse, Allahtan korkmadığı için, kanunun görmediği yerlerde her rezaleti işleyebilir. Fakat bir müslüman, Allahın her zaman kendini gördüğünü bildiği için rüşvete karışmaz ve diğer günahları işlemez. Eğer müslüman bir kimse, rüşvet gibi kirli işlere karışmışsa, Allahtan korkmadığı veya az korktuğu anlaşılabilir. Bu bakımdan müslüman bir kimsenin rüşvet alması, sadece kendini günaha sokmakla kalmaz, aynı zamanda islâmiyete de ihanettir.
Neticede, rüşvet bir milleti manen ve maddeten çökerten bir illettir. İlgililere yardımcı olmak, her ferdin vazifesidir.
Dinen büyük günah olup, bir milletin felaketine sebeb olan rüşveti kaldırmak ancak islâm ahlâkına sahip olmakla mümkündür. Çünkü ahlâklı bir müslüman haksızlık etmediği gibi, haksızlığa da razı olmaz. Çünkü onda Allah korkusu bulunduğu için rüşvete vasıta bile olmaktan aslandan, yılandan kaçar gibi kaçar.
Bu bakımdan çocuklarımızı, gençlerimizi ahlâklı yetiştirmek, millet olarak başta gelen vazifelerimizden biridir. Devlet memurlarının vazifelerini yaparken, vazife yaptığı kişilerden hediye almaları da doğru değildir.
Hediye ve Rüşvet
Hz. Ömer, devlet başkanı iken, hanımı ile bir köye gider. Köylü kadınlar halifenin hanımına çeşitli hediyeler verirler. Eve geldikleri zaman, hazreti Ömer, hanımına der ki:
- Bunları nereden aldın?
Hanımı cevap verir:
- Köylü kadınlar hediye ettiler.
- Ben halife olmasaydım, sana bu hediyeler verilir miydi? Eskiden ben halife değilken sana niçin hediye vermiyorlardı? diyerek Hz. Ömer, verilen hediyeleri beyt-ül mala verir.
Rüşvet, haksız kazanç yollarından biridir. Bütün dinlerde günahtır. Devletlerin ceza kanunlarında, devlet idaresine karşı işlenen bir amme [kamu] suçu kabul edilmiştir.
Haksızı haklı, yanlışı doğru, kötüyü iyi, liyakatsızı liyakatlı göstermek için bir kimseden para, mal almak rüşvettir. Böyle gayrı meşru hareket için, para, mal verilmesine vasıta olmamalıdır! Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Rüşvet alana, verene ve bunlar arasında rüşvete vasıta olana da Allahü teâlâ lânet etsin.) [Hakim]
Rüşvetin yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Öyle bir zaman gelecek ki, rüşvet, hediye adı altında alınıp verilecek, ibret olsun diye, gözdağı vermek için suçsuz kimseler öldürülecektir.) [İ. Gazalî]
Hediye ve Hükümleri
Sual: Hediye hangi hâllerde, câiz ve hangi hâllerde câiz değildir?
CEVAP
Mu'teber kitaplarda diyor ki:
1- Hediye veya hibe [bağış], mevcut ve bilinen bir malı, birine karşılıksız temlîk etmektir. Belli bir karşılık istiyerek vermek de câizdir. Meselâ, borcunu ödemesini şart etmek câizdir.
2- Karşılık vermek şartı ile yapılan hediye, karşılığı verilmedikçe sahîh olmaz. Hediyenin ve karşılığının, ayrılmadan önce verilmeleri lâzımdır.
3- (Sen ölürsen benim, ben ölürsem senin olsun) diyerek evini birisine vermek bâtıldır.
4- Ali, Veli'ye, (Yaşadigin müddetçe evim senin olsun) dese, Veli ölünce, ev, sâhibine verilir.
5- (Al, sarf et) diye verilip, hediye olduğu söylenmiyen para, teslim edilince, ödünç verilmiş olur. (Al, giy) diyerek verilen elbise, hediye olur.
6- Hediye verilmeden önce, veren vazgeçebilir. Hediye verildikten sonra, ancak ikisinin rızâsı ile vazgeçilebilir.
7- Hâfız, pazarlık etmeden, Allah rızâsı için hatim veya mevlid okursa, kendisine verilen hediyeyi alması câiz olur. Az diye İtirâz ederse, aldığı haram olur.
8- Çocuğun hediye vermesi sahîh değildir. Çocuğa verilen hediyenin sahîh olması için, çocuğun, hediye edilen şeyi eline geçirmesi lâzımdır.
9- Fakir, zenginin verdiği sadakayı zengine hediye etse, zenginin alması câiz olur.
10- Biri, "Bu malı sana hediye ettim" dese, öteki de alsa, hediye tamam olur.
11- Müşteri, mali teslim almadan başkasına hediye edebilir.
12- Henüz ele geçirmeden önce, ikisinden birisi ölse, hediye bâtıl olur.
13- İki kimse, ortak oldukları bir evi birine hediye etseler, câiz olur. Bir kimse, evini iki kişiye hediye etse, câiz olmaz. Çünkü, taksimi mümkün olan şeyi, hisse-i şâyı'alı olarak vermek câiz değildir.
14- Gelecek ay başında, şu mali sana hediye ettim demek sahîh olmaz.
15- Ölünceye kadar nafakasını vermek ve kendine hizmet etmek şartı ile evini birine hediye ve teslim edince, hizmete başlarsa, evi geri alamaz.
Evini, ölünceye kadar içinde oturmak şartı ile satmak fâsid ise de, hediye etmek câizdir ve evi teslim ettikten sonra, geri alamaz. [Mecelle 855.]
16- Hediye verirken malın mevcût olması şart, hazır olması şart değildir.
17- Zorla alınan hediye sahîh değildir. Meselâ bir kimse, hanımına, (Sana borcum olan mehrini bana hediye etmezsen, babanın evine hiç gidemezsin) dese, hanımı da, hediye etse, sahîh olmaz. Çünkü kerhen, zor ile hediye vermek sahîh olmaz.
18- Hediye, ancak ele geçince mülk olur. Satın alınan mal ise, ele geçmeden önce mülk olur.
19- Ölüm hastası, malının üçte birini, vârislerinden başkasına bağışlıyabilir.
21- Kazançları şüpheli olan, hediyeleşmeli ve ödünç alıp kullanmalıdır! Haramdan geldiği kesin olarak bilinmedikçe, hediye gelen şeyler helâldir.
22- Doğacak yavrusu benim olmak şartı ile bu hayvanı sana hediye ettim demek câizdir. Yavrusu da hediye olur.
23- Mehr vermemek şartı ile nikâh sahîh olur. Fakat sonradan mehrini verir.
24- Müşterinin başkasına satmaması şartı ile bir mal satmak veya başkasına satmamak şartı ile satın almak sahîh olup, bu şartların hepsi boştur, yapılmaz.
25- Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Verdiği hediyeyi geri istemek, kustuğunu yalamak gibidir) [Müslim]
Buna rağmen, bir kimse, bir ihtiyâçtan dolayı veya sebepsiz verdiği hediyeyi geri isteyebilir.
Ancak şu yedi şeyden biri varsa, hediye teslimden sonra, artık geri alınamaz:
1- Verilen malda kıymetini artıran fazlalık meydana gelmiş olmak,
2- İkisinden birinin ölmesi,
3- Hediyenin karşılığı olduğu bildirilerek bir hediye vermek,
4- Hediye edilen malın, alanın mülkünden çıkması,
5- İkisi arasında nikâh bulunmak veya aralarında nikâhı ebedî haram eden akrabâlık bulunmak,
6- Hediye edilen malın helâk olması, geri almaya mâni' olur.
7- Fakire verilmiş olması. Çünkü fakire verilen hediye, sadaka olacağı için geri alınamaz.
Devletin verdikleri
Sual: Bir vâiz, "Necm sûresindeki (İnsan için çalıştığından başkası yoktur) anlamındaki âyetten anlaşılıyor ki, emekli maaşı ve alın teri karışmıyan her kazanç harâmdır. Yaşlı kimselerin ücretsiz belediye araçlarında seyahat etmesi de böyledir. Yine aynı âyet gösteriyor ki, ölü için yapılan duâ, sadaka ve diğer iyiliklerin hiç faydası olmaz" dedi. Faydası yoksa, niçin cenâze namazı kılıyoruz?
CEVAP
Ölü için duâ edilir, her türlü hayrat yapılır. Emekli maaşı almak da câizdir.Devlet, ihtiyârlara bir ihsân olarak yaşlılık maaşı bağlamıştır. Aynı şekilde belediye, ihsân olarak ihtiyârlara ücretsiz seyahat hakkı tanımıştır. Bu bir hediyedir. Devlet, gâzilere, asker âilelerine maaş bağlıyor. On çocuğu olana ikramiye verebilir. Zelzeleden zarar görenlere karşılıksız yardım edebilir. Yâhut sırf Türk vatandaşı olduğu için herhangi bir yardım yapabilir.
Devlet bir kimseye böyle çeşitli yardımlar yaptığı gibi, bir fert de dilediği kimseye, milyonlarca, milyarlarca yardım yapabilir. Hediye verebilir. Alınan her paranın muhakkak alın teri ile alınması lâzım değildir.Devlet, bir memuruna, bir işçisine anlaşma îcâbı, haftada bir gün veya iki gün izin verebilir. Yılda bir ay, iki ay izin verebilir. Birkaç ay hastalık izni verebilir. Bu izinli olduğu zamanlarda da maaşından kesmeyebilir. Şu kadar yıl çalışanı emekli edebilir. Bunların hiçbiri dîne aykırı değildir. Devlet, 25 yılda emekli ettiği gibi, bunu 50 yıla da çıkarabilir veya on yıla indirebilir. Ömür boyu emekli maaşı verebilir. Devlet, 25 yıl hizmet eden memura ölünceye kadar maaş verdiği gibi, Allahü teâlâ da, îmân edenlere sonsuz mükâfât vermektedir.
Bir kimsenin, îmân ettiği için, kuluna sonsuz mükâfât veren Allahü teâlâya, niçin bu kadar ni'met veriyorsun, diye suâl edemediği gibi, belli bir hizmet karşılığı, ölünceye kadar maaş almaya harâm demek çok yanlıştır. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (İnsana, ancak çalışarak [ihlâs ile] yaptığı işler [âhırette] fayda verir.) [Necm 39]
Bir kimse, başkasının yaptığı amelden fayda görmez. Herkesin yaptığı kendinedir. Meselâ bir kimse, sadaka verse, sevâbı yalnız sadakayı verene ait olur. Başkasının bu sevâbda hissesi olmaz. Ancak amel işliyen, meselâ sadaka veren kimse, sevâbını başkalarına da bağışlayabilir. Onlar da bu sevâbdan faydalanır. Ölülere duâ ve istigfâr etmek faydalıdır. İbrâhim aleyhisselâm, (Ey Rabbimiz, [kıyâmette] hesâb için ayağa kalkıldığı gün, beni, ana-babamı ve bütün mü'minleri affeyle) diye duâ etmiştir. (İbrâhim 4)
Bir mü'minin duâsı ile diğer mü'minlerin günâhları affediliyor ki, böyle duâ edilmesi emredilmiştir. Yine her gün namazda, (İbâdillâhissâlihîn) diyerek müslümanlara duâ ediyoruz. Faydası olmasaydı, her tehıyyatta bunun okunması emredilmezdi.
Hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki:
(Ölünün mezârdaki hâli, imdât diye bağıran, denize düşmüş kimseye benzer. Boğulmak üzere olan kimse, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, ölü de, babasından, anasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duâyı gözler. Ona bir duâ gelince, dünyaya ve dünyada olanların hepsine kavuşmaktan daha çok sevinir. Allahü teâlâ, yaşıyanların duâları sebebi ile, ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin, ölülere hediyesi, onlar için duâ ve istiğfâr etmektir.) [Deylemî]
Günâhkâr bir müslümanın cenâze namazını müslümanlar kılarsa, ölünün günâhları affolur. Yanî dirilerin duâları sebebiyle ölülere çeşitli hediyeler gider. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Müslümanlardan üç saf, bir müslümanın cenâze namazını kılarsa, ölü Cennete girmeye hak kazanır.) [Ebû Dâvüd, Tirmizî]
Ölü için duâ ve Kur'ân-ı kerîm fayda verdiği gibi, ölüler için sadaka vermek de onların günâhlarının affına sebep olur. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Allah için nâfile sadaka vermek istiyen, bunu müslüman ana-babasının niyetine verse, ana-babası için birer ecir, onların ecirlerinden eksilmemek üzere, bir misli de kendisine verilir.) [Taberânî, İbni Asâkir]
(Ölmüş ana-babası nâmına hac eden, bu hac hem kendisi, hem de ana-babası için kabûl edilir ve ana-babasının rûhuna müjde verilir.) [Dâre Kutnî]
(Ölen mü'minin her ameli kesilir. Yalnız üç amelinin sevâbı devam eder. Bunlar, sadaka-i câriye, faydalı ilim ve kitap ile sâlih evlâdın ettiği duâ ve istiğfârlar.) [Ebûşşeyh]
[Sadaka-i câriye, câmi, çeşme, yol gibi, faydası devâm eden işlerdir.]
(Dînimizde iyi bir çığır açana, bunun sevâbı ile bununla amel edenlerin sevâbı verilir, o çığırda [o yolda] gidenlerin sevâbından da hiçbir şey eksilmez. Dînimizde kötü bir çığır açana da, bunun günâhı ile, bununla amel edenlerin günâhı verilir, o kötü yolda gidenlerin günâhından da hiçbir şey eksilmez.) [Müslim]
Tatarhâniyye'de, (Sadaka veren, sevâbının bütün mü'minlere verilmesi için niyet ederse, kendi sevâbından hiç azalmadan, bütün mü'minlere de sevâbı erişir) buyurulmaktadır. (R.Muhtâr)
Kirâcı ve uşur
Sual: Kirâladığım tarlanın uşrunun tamamını benim mi vermem gerekir?
CEVAP
Fıkıh kitaplarında, (Bir kimse, tarlasını kirâya verirse, mahsûlün uşrunu, İmâm-ı a'zama göre, mal sâhibi verir. Kirâ ücreti yüksek olan yerlerde, böyle fetvâ verilir. İmâmeyn'e göre, kirâcı verir. Kirâ az olan yerlerde, böyle fetvâ verilir) buyuruluyor. Meselâ, kirâ ücreti olarak 20 milyon lira verip, masraflar çıktıktan sonra 60 milyon liralık mahsûl almışsanız, mahsûlün uşrunu siz verirsiniz. Masraflar çıktıktan sonra 30 milyon liralık mahsûl almışsanız, tarla sâhibi verir. Çünkü kârın yarısından fazlasını mal sahibi almıştır. 10 milyon liralık masraf yapıp 50 milyon liralık mahsûl almışsanız, 40 milyon lira almışsınız demektir. Bunun 20 milyonunu mal sahibine verdiğiniz için, mahsûlün yarısının uşrunu siz, yarısınınkini de mal sâhibi verir. Uşur verilirken kira ücreti ve masraflar düşülmez. Fakat uşru hangi tarafın vermesi gerektiği hesap edilirken, masraflar nazarı itibâre alınır.
Tek taraflı sözleşmeyi bozmak
Sual: Yapılan bir sözleşme, bilinmiyen bir sebeple aleyhimize dönse, o sözleşmeyi tek taraflı olarak bozmamızda, yani caymamızda bir sakınca var mıdır?
CEVAP
Hiç kimse, tek taraflı olarak sözleşmeyi bozamaz. (Aleyhime oldu, ben de bozdum) demek geçersizdir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ey iman edenler, sözleşmelerinize uyunuz!) [Maide 1]
Satılan malı geri almak
Sual: Boyacılık yapıyorum. Bir müşterim, (Oğlum da, aynı boyadan, benden habersiz olarak başka birisinden almış) diyerek sattığım boyaları geri getirdi. Bunları almaya mecbur muyum?
CEVAP
Sattığınız malı geri almaya mecbur değilsiniz. Ancak ihsan ederek, malları geri almak çok iyi olur. Kur'an-ı kerimde, (İhsan [iyilik] edenlere, rahmetim elbette çok yakındır) buyuruldu. (Araf 56)
İmam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki:
Müşteri pişman olursa, yapılan satışı bozmak iyi olur. Çünkü, Resulullah, (Müşteri pişman olunca, satıcı da kabul edip sözleşmeyi bozarsa, Allahü teâlâ, onun günahlarını affeder) buyurdu. (K. Saadet)
Müteahhitle sözleşme
Sual: Müteahhitle üç yıl sonra evi teslim etmesi için anlaştık. Geciken her gün için bir miktar gecikme tazminatı almak üzere sözleşme yapmam caiz mi?
CEVAP
Evet caizdir. Ancak, vaktinde ödenmiyen alacak için caiz olmaz. Çünkü alacak, evi teslim etmeye benzemez.
Alacağını tehir ederek fazla istemek faiz olur. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Allah, alış-verişi, ticareti helal, faizi haram kıldı.) [Bekara 275]
Alacaklının zarar etmemesi için, paranın o günkü kıymeti altın olarak hesaplanır. Ödeneceği gün, altın olarak verilir. Dolara veya herhangi bir eşyaya göre hesaplanmaz. Kıymet denilince, altın anlaşılır, başka mal ve para anlaşılmaz. Çünkü eşyanın kıymeti altın ile anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer)
Sözleşme gereği para kesmek
Sual: Araba almak için bir organizasyona girdim. Sözleşme yaptık. Birkaç ay sonra maddî sıkıntı yüzünden ayrılmak zorunda kaldım. Sözleşme gereği, paramın bir kısmını kestiler. Onlara itimat ederek sözleşmeyi okumadan imzalamıştım. Ben razı olmadığıma göre, onların bu parayı almaları caiz midir?
CEVAP
Elbette caizdir. Eğer onlar sözleşme dışı bir şey yapsalardı, o zaman onlar suçlu olurdu. Sözleşmenin veya kanunun mahiyetini bilmemek mazeret teşkil etmez.
Kırmızı ışıkta geçen birinin, (Ben bunun suç olduğunu bilmiyordum) demesi mazeret olur mu?
Alış-Verişte Yemin
Sual: Bir malı beğendirmek gayesiyle yemin etmekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Doğru da olsa, alış-veriş yaparken yemin etmemelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Malını, yemin ederek beğendirene kıyamette merhamet edilmiyecektir.) [Müslim]
(Alış-verişte "Vallahi böyle, billahi öyle değildir" diye yemin edenlere ve sanatkardan, "Yarın gel, öbür gün gel" diye sözünde durmıyanlara yazıklar olsun!) [Deylemî]
(Yalan yemin ile mal çok satılsa da böyle kazancın bereketi olmaz.) [Buharî]
(Alıcı ile satıcı birbirine doğru söyleyip, nasihat edince, kazançları bereketli olur, malın kusurunu gizleyip, yalan söyledileri zaman bu bereket kalkar.) [Buharî]
(Satılan bir şeyin kusurunu gizlemek helal değildir.) [Hakim]
(Bir zaman gelecek ki, insanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünüp, helalını, haramını düşünmiyeceklerdir.) [R. Nasıhin]
Malını müşteriye gösterirken tüccarın Allah demesi, Kelime-i tevhid okuması günahtır. Bunları para kazanmaya alet etmek olur. (İhtiyar)
(İhtiyar) kitabındaki bu ifadeden, müşteri çekmek gayesiyle dükkanına dini levhalar asmak da, dini ticarete alet etmek olacağı anlaşılmaktadır. Hele dinden imandan habersiz kimselerin bu hareketi, din istismarı olur.
Akıllı, ahıretin sonsuz kazancını dünyanın geçici kârı ile değiştirmez. Bütün iyiliklerin, dinin emirlerine uymak ve yerine getirmekte olduğunu bilir.
Mushaf Satmak
Sual: Sadece mushaf, dini kitap ve dini levha ticaretinin mahzuru var mıdır?
CEVAP
Mushafı, Kur'an-ı kerim öğretilmesine sebeb olmak niyetiyle satmak caiz ve sevab olur. Aldığı para helal olur. Fakat böyle niyetin alameti maloluş fiyatına yakın az bir karla satmaktır. Geçimi başka kitaplardan sağlanıyorsa, mushafları karsız satmalıdır! (Şira)
Mushaf, dini levha, ilmihal kitapları ticaret malı değildir. Emr-i maruf için satılır. Çarşıda pazarda satılmaz. Dükkanlarda rafa konur. Okumak, bereketlenmek için odaya asılır. Zinet eşyası değildir. Dini levhaları ve diğer dini eserleri yere sermek onlara hakaret olur. Mushafa ve dini kitaplara hakaret eden ise küfre düşer. Yani kâfir olur.
Ödünç alırken
Sual: Hangi durumda ödünç alınır? Alınan borcu geciktirmek uygun mudur?
CEVAP
Şu üç durumda ödünç almak caiz olur:
1- Nafakası olmıyanın, nafakasını, vücudunu örtecek kadar elbise almak için veya kazancı şüpheli olanın, helal nafaka almak için ödünç istemesi caizdir.
2- Evi olmıyan kimsenin, ev satın alması veya evinin kirasını ödemesi için ödünç istemesi caizdir. Soğuktan korunmak [odun, kömür, soba, kışlık palto gibi şeyler almak] için de ödünç alabilir.
3- Evlenmek, mevkii ve vazifesi icabı, adete uygun giyinmek ve bunun gibi işler için ödünç istenebilir. [Zaruret olunca da ödünç almak caiz olur.]
Bu üç maddede bildirilen hususlar dışında ödünç istemek caiz olmaz. Mesela, parası olmıyan kimsenin baklava yemek, meşrubat içmek ve pahalı kumaşlardan elbise almak, komşunun var diye ihtiyaç olmıyan bir şeyi almak için ödünç istemesi doğru değildir. Kısacası makam ve vazifesi gereği değilse, lüks sayılan yiyecek, içecek ve giyecek için ödünç alınmaz. Ödemek niyetiyle ödünç alana Allahü teâlâ yardım eder, ödünç verene de çok sevab verir.
(Sadaka için on sevab, ödünç için ise on sekiz sevab vardır.) [Taberânî]
(Allah rızası için ödünç verene, her gün için sadaka sevabı verilir. Fakirden alacağını çabuk istemiyene, her gün için malın hepsini sadaka vermiş gibi sevab verilir.) [Hakim]
Borçlanmamaya çok dikkat etmelidir! Hz. Lokman Hakim, (Borç yükü altında ezilmektense, taş taşımayı tercih ederim) buyuruyor. Çünkü borçlanmak, insanı küfre kadar sürükler. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Ya Rabbi, küfre düşmekten ve borca girmekten sana sığınırım.) [Nisai]
(Borçsuz olan hür yaşar.) [Beyhekî]
(Huzur içinde iken, borçlanarak korku içinde yaşamayın!) [Hakim]
(Borçtan sakının! Borç, gece gama, gündüz zillete sebep olur.) [Beyhekî]
Ödünç alınan borçları ilk fırsatta ödemeye çalışmalıdır! Alış veriş neticesinde meydana gelen taksitli, borçları da zamanında ödemelidir! Ödemeyi geciktirmek günahtır. İbrahim Edhem hazretleri, (Borcu olan kimse, yağlı ve sirkeli yemek yememeli) buyuruyor. Borcu olan, borcunu ödemeden sadaka bile vermemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kendi veya çoluk çocuğu muhtaç veya borçlu olanın verdiği sadaka kabul olmaz.) [Buharî]
İhtiyacı olmıyana, malını lüzumsuz yerlere, harama harcıyana ödünç para vermemelidir! Borcunu vaktinde ödemeyen kimsenin, gelip mühlet istemesi gerekir. Ödeme imkanı olduğu hâlde, borcunu geciktirmek zulümdür, günahtır. Bir kimse, malı olduğu hâlde, borcunu ödemeyi bir saat geciktirirse, zâlim ve asi olur. Namaz kılarken de, oruç tutarken de, uykuda da, yani her an, lânet altında bulunur. Malı olmak, parası çok olmak demek değildir. Satılık birşeyi olup da, satmazsa, günah işlemiş olur.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ödememek niyetiyle borçlanan, Kıyamete hırsız olarak gelir.) [İ Mace]
(İmkanı varken, borcunu ödemiyene her gün zulmetme günahı yazılır.) [Taberânî]
(Aldığı borcu ödemiyene Allahü teâlâ, Kıyamette "Bu kimsenin hakkını sizde bırakacağımı mı zannettiniz?" buyurarak onun iyi amellerini alıp diğerine verir. Eğer borçlunun, iyi ameli yoksa, alacaklının günahları borçluya yüklenir.) [Taberânî]
Borcunu ödeyemiyene mühlet vermek sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyametin dehşetinden kurtulmak istiyen, darda kalan borçluya mühlet versin!) [Taberânî]
(Darda olanı feraha kavuşturanı veya onun borcunu ödeyeni, Allahü teâlâ Kıyametin dehşet, korku ve sıkıntılarından kurtarır.) [Müslim]
(Beldan kurtulmak, istediğine kavuşmak ve Arşa sığınmak istiyen, darda kalan borçluya mühlet versin veya ona alacağını bağışlasın!) [Abdürrezzak]
Kıyamette günahı çok bir müslümanı hesaba çekerler. O kimse de (Benim hiç iyiliğim yoktur. Sadece çırağıma, "Fakir olan borçluları sıkıştırma, ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle, birşey isterlerse yine ver, boş çevirme!" diye söylerdim.) der. Allahü teâlâ da, onu affederek buyurur ki: (Bugün sen muhtaçsın. Sen dünyada kullarıma acıdın, bugün biz de sana acırız.) [Buharî]
Cuma Vakti Alış Veriş
Sual: Cuma günü, cuma namazı esnasında alış-veriş yapmak günah mıdır?
CEVAP
Cuma namazı için ezanı işiten ve kendisine cuma namazı farz olan her müslümanın alış-verişini bırakıp namaza gitmesi farzdır. Özürsüz cumaya gitmemek haramdır. Ezan okunurken de, alış-veriş yapmak mekruhtur. Hâlbuki alış-verişin kendisi helaldir. Yani alınan mal mekruh değil, helaldir. Fakat ezan okunurken alış-veriş yapılması mekruhtur. (Dürer)
Sual: Bazıları kıyamete inanmıyor. Hepsi bu dünyadadır diyorlar. Kıyamet hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Kıyamet günü vardır. O gün, elbette gelecektir. O gün; gökler parçalanacak, yıldızlar dağılacak, yeryüzü ve dağlar, parça parça olacaktır ve yok olacaklardır. Kur'an-ı Kerim, bunları haber veriyor.
Kıyamette, bütün mahluklar, yok olup, tekrar yaratılacak, herkes mezardan kalkacaktır. Allahü teâlâ, çürümüş, toz olmuş kemikleri yine diriltecektir. O gün, terazi kurulacak, herkesin hesap defterleri uçarak, iyilere sağ taraflarından, fenalara sol taraflarından gelecektir. Cehennem üzerindeki sırat köprüsünden geçilecek, iyiler geçip Cennete gidecek, Cehennemlikler, Cehenneme düşecektir.
Bu bildirdiklerimiz, olmıyacak şeyler değildir. Muhbir-i sadık [doğru haber veren] Muhammed aleyhisselam haber verdiği için, hemen kabul etmek, inanmak gerekir. Hayâle kapılarak şüpheye düşmemelidir.
1- Kur'an-ı kerimi tecvid ile, teganni etmeden sırf Allah rızası için okuyanlar şefaat eder.
2- Peygamber efendimiz, büyük şefaatçidir. (Büyük günah işliyenlere şefaat edeceğim) buyurdu. (Tirmizî)
3- Şefaat yetkisi verilen akrabalar, yakınlarına şefaat eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Şehid, ev halkından 70 kişiye şefaat eder.) [Beyhekî]
4- Emanete riayet eden salih müslümanlar da şefaat eder.
5- Din kardeşlerimizden, kendisine şefaat yetkisi verilenler, arkadaşlarına, tanıdıklarına şefaat eder.
İtikadı düzgün olan müslümanlar şefaate kavuşur. Bazı bid'at fırkaları şefaate kavuşamazlar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şefaatime inanmıyan ona kavuşamaz.) [Şira]
(Ehl-i beytimi sevenlere şefaat edeceğim) [Hatib]
(Eshabıma dil uzatanlardan başka, her mümine şefaat ederim) [Deylemî]
Kâfirler, hesaptan sonra, Cehenneme girecek, Cehennemde ve azabda ebedi kalacaklardır. Müminler, Cennette ve Cennet nimetlerinde sonsuz olarak kalacaklardır.
Günahı, sevabından çok olan müminlerin, Cehenneme girip, günahlarına karşılık, bir müddet azab görmeleri caiz ise de, bunlar, Cehennemde sonsuz kalmıyacaklardır. Kalbinde zerre kadar iman olan bir kimse, Cehennemde sonsuz kalmıyacak, rahmet-i ilahiyyeye kavuşarak Cennete girecektir.
Kıyamet alametleri
Sual: Bin yılından sonra ahir zaman olduğu söyleniyor. Bu ne demektir?
CEVAP
Kıyamet kopacağı zaman, dünya, bugünkü yörüngesinden çıkıp, başka bir yörüngeye girecek, daha sonra dağlar hallaç pamuğu gibi atılacak, taş taş üstünde kalmıyacak, apartmanlar, gökdelenler, saraylar yıkılacaktır. Madden böyle viran olduğu gibi manen de, iman yönünden de viran olacaktır.
Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, ahir zaman peygamberidir. Yani bin dört yüz seneden beri ahir zamandayız. Hicretin bin yılından sonra birçok küçük alametler belirmiştir. Bazı alametler belli olmuştur. Küçük alametlerden yirmisi şöyle:
1- Emanete riayet kalkar.
2- Kötüler, aşağı kimseler, iş başına geçer, söz sahibi olur.
3- İçki çok içilir.
4- Zekât verilmez.
5- Hanıma uyup, anneye isyan edilir.
6- Erkekler ipek giyer.
7- Zararından korunmak için insanlara müdara edilir.
8- Gençler fâsık olur.
9- Daha önce yaşamış âlimler cahillikle suçlanır.
10- Tefecilik, faiz aşikare olur.
11- Bilgin veya âlim denilenlerde, zerre kadar iman olmaz.
12- İslâma uymak ayıp sayılır.
13- Herkese iyilik eden müslüman ahmak sayılır.
14- İslâma uymak, ateşi elde tutmak gibi zor olur.
15- Mescidlerde, toplantılarda fâsıkların sesi yükselir.
16- Cihad terkedilir.
17- Bid'atler yayılır.
18- Günaha teşvik artar
19- İyiliğe mani olunur.
20- Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker kalkar.
21- Cansızlar da konuşur.
22- Komşuluk kötüleşir.
23- Cimrilik artar.
Bu alametlerin çoğu çıktığına göre ahir zamanda olduğumuz meydandadır.
Ahir zamanda İslâmiyete uymanın, ateşi elde tutmak gibi zor olacağı hadis-i şerifle bildirilmiştir. Müslümanlığa uyanlar hor görülecek, herkese iyilik edenler ahmak sayılacaktır. Peygamber aleyhisselama Kıyametin ne zaman kopacağı suâl edildiği zaman buyurdu ki: (Veled-i zina çoğalır. Mal sahiblerine tazim olunur. Mescidlerde fâsıkların sesi yükselir. Kötülük ehli, iyilik ehline üstün çıkar.)
İbni Ömer hazretleri, bazı alametler zuhur edince dine daha çok sarılmak icabettiğini
bildirmektedir. Bunlardan onu şöyle:
1- Büyükler, küçüklere acımaz, küçükler de büyükleri saymaz.
2- İyilik tavsiye edilmez, kötülük men edilmez.
3- Âlimler ilmi, para karşılığı öğretir.
4- Evlad, ana-babasına kin güder.
5- Kerem sahibleri azalır.
6- Dünya menfaati için din alet edilir.
7- Binalar yükselip heva-i nefse uyulur.
8- Akrabalık münasebetleri zayıflayıp kopar.
9- İltimas, rüşvet ve tefecilik çoğalır.
10- Zengin aziz tutulur.
Küçük alametler
[Kıyametin kopması ile ilgili küçük alametlerle ilgili hadis-i şeriflerden bazılarını bildiriyoruz:]
(Erkekler azalır, kadınlar çoğalır, zina artar.) [Buharî]
(Çalgı her yere yayılır, zaptiye, gammaz ve gıybetçi çoğalır.) [Beyhekî]
(Tehıyyet-ül-mescid namazı kılınmaz olur.) [Taberânî]
(İlim kalkar, cehalet, anarşi ve ölüm çoğalır.) [İbni Mace]
(İşler, ehli olmıyana verilir.) [Buharî]
(Ulema, halkın istediği yönde fetva verip, helala haram, harama helal derler; Kur'anı ticarete, menfaate alet ederler.) [Deylemî]
(Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olur!) [Tirmizî]
(Sadıklar yalanlanır, yalancılar kabul görür. Eminler hain, hainler emin sayılır.) [İ.Ahmed]
(Kur'an-ı kerim çalgı aletlerinden okunur. Tecvid ile, güzel okuyanlar dinlenmeyip, musiki ile şarkı gibi okuyanlar dinlenir.) [Tergib-üs-salât]
(İnsanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünecekler, helalını, haramını düşünmiyeceklerdir.) [R.Nasıhin]
(Sadece tanıdıklara selam verilir. Sıla-i rahm kalkar ve yalancı şahidler ve yazarlar çoğalır.) [Hakim]
(Zengine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, *** çoğalır. Alış-verişte hile yapılır, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez. Kurtlar, kuzu postuna bürünür. O zamanda en iyi kimse, müdahim olandır.) [Hakim]
{Müdahim, kimseye karışmayıp, kendi işine bakandır}
(Bir camide binden fazla kişi namaz kılacak, fakat, içlerinde bir tane mümin bulunmıyacaktır.) [Deylemî]
(İzinsiz ticaret yapılmaz.) [Müslim]
("Keşke şu kabirdeki ben olsaydım" denmedikçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]
(Kötü iyi, iyi kötü gösterilmedikçe, kıyamet kopmaz.) [Haraiti]
(Allaha inanan kaldığı müddetçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]
(Kıyamet, yalnız kötüler üzerine kopar.) [Buharî]
Kıyamet ne zaman kopacak
Sual: Kıyâmet ne zaman ve nasıl kopacaktır?
CEVAP
Kıyâmetin ne zaman kopacağı bildirilmemiş, (Onu ancak Allah bilir) buyurulmuştur. (A'râf 187, Ahzâb 63)
Kıyâmetin kopmasına yakın çeşitli alâmetler çıkacaktır. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:
(Rabbinin bazı âyetleri [alâmetleri] geldiği gün, önce îmân etmemiş veya îmânında hayır kazanmamış olana, [o günkü] îmânı fayda vermez.) [En'âm 158]
Hadîs-i şerîfte, bazı alâmetlerin ne olduğu şöyle bildirilmektedir:
(Şu üç şey ortaya çıkınca, îmân etmemiş veya îmânından hayır kazanmamış olana, îmânı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, deccâl ve dâbbet-ül-arz.) [Tirmizî]
Kıyâmet koparken, dünya, şimdiki yörüngesinden çıkıp, başka bir yörüngeye girer, daha sonra dağlar hallaç pamuğu gibi atılır, taş taş üstünde kalmaz, apartmanlar, gökdelenler, köşkler yıkılır. Her yer maddî ve ma'nevî olarak virân olur.
Kıyâmetin ne zaman kopacağı belli değil ise de, birçok alâmetleri çıkmıştır. On büyük alâmet çıkmadıkça Kıyâmet kopmıyacağını Peygamber efendimiz bildirmiştir.
On büyük alâmet
Müslim'deki Hadîs-i Şerîfte, şu on alâmetin çıkacağı bildirilmiştir:
1- Mehdî gelecek:
Babası Abdullah, annesi Âmine'dir.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Mehdî'nin başı hizâsında bir bulut olacak, buluttan bir melek, "Bu Mehdî'dir, sözünü dinleyin" diyecektir.) [Ebû Nuaym]
(Ehl-i beytimden bir zât yeryüzüne hâkim olmadıkça kıyâmet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. Yeryüzü zulümle dolu iken, o, dünyayı adâletle doldurur. İdâresi yedi yıl sürer.) [Müslim]
2- Deccâl gelecek:
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Deccâl çıkar, tanrı olduğunu söyler. Onun tanrı olduğuna inananın îmânı gider.) [İ.E.Şeybe]
3- Hz. Îsâ gökten inecek:
Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
(Allahın Resûlü Meryem oğlu Îsâ'yı öldürdük dedikleri için Yahûdîleri la'netledik. Onlar Îsâ'yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine Îsâ gibi gösterildi.) [Nisâ 157]
Hz.Îsâ göğe kaldırılmıştır. (Nisâ 158)
(Elbette o [Hz.Îsâ'nın Kıyâmete yakın gökten inmesi], Kıyâmetin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyiniz!) [Zuhruf 61, Beydâvî]
Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:
(Meryem'in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak iner, haçı parçalar, domuzu öldürür [yasaklar], kin, nefret ve haset ortadan kalkar.) [Müslim]
(İsâ aleyhisselâm, inince, her yerde sükûn, emniyet meydana gelir. Öyle ki aslanla deve, kurtla kuzu serbestçe dolaşır, çocuklar yılanlarla oynar.) [Ebû Dâvüd]
4- Dâbbet-ül-arz çıkacak:
Bu husûsta birçok Hadîs-i Şerîf vardır. Bir tanesinin meâli şöyle:
Bu hayvandan Kur'ân-ı kerîmde de bahsedilmektedir. (Neml 82)
5- Ye'cûc ve Me'cûc çıkacak:
Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
(Ye'cûc ve Me'cûc, set yıkılıp her tepeden akın ederler.) [Enbiyâ 96]
Hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki:
(Ye'cûc ve Me'cûc, Kıyâmetin ilk alâmetlerindendir.) [İbni Cerîr]
6- Duman çıkacak:
Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
(Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle!) [Duhân 10]
Hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki:
(Duhânın [dumanın] te'siri mü'mine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir.) [Ebû Dâvüd]
7- Güneş batıdan doğacak:
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Güneş batıdan doğmadıkça Kıyâmet kopmaz. O zaman herkes îmân ederse de fayda vermez.) [Buhârî, Müslim]
8- Ateş çıkacaktır.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Hicâz'dan çıkan ateş, Basra'daki develerin boyunlarını aydınlatır.) [Müslim]
9- Doğu, Batı ve Arabistan'da ay tutulacak ve yer batması olacaktır. (B.Ârifîn)
10- Kâ'be yıkılacaktır.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Habeşli biri Kâ'be'yi tahrip edecektir. Onu şu anda siyah elleri ile Kâ'be'nin taşlarını bir bir söker hâlde görüyorum.) [Buhârî, Müslim]
Saçma te'viller
Sual: Bazı kimseler, Kıyâmetin büyük alâmetlerinden olan güneşin batıdan doğmasını, İslâmiyetin batıdan yayılacağı şeklinde te'vil ediyorlar. Dâbbet-ül-arzın ise, Aids hastalığının virüsü olduğunu söylüyorlar. Böyle te'vil câiz midir?
CEVAP
Kur'ân-ı kerîmin açık, meşhur manâlarını değiştirenler, bâtınî denilen sapık bir fırka mensupları idi.
Bunlar, Kur'ân-ı kerîmin açık manâlarına inanmayıp, kendilerine göre başka manâlar çıkarırlar, (Kur'ânın zâhir ve bâtın manâları vardır, bâtın, yanî iç manâsı lâzımdır. Cevizin kabuğu değil, içi işe yarar) diyerek, dînin emirlerini bozmaya çalışırlar.
(Tarîkat-ı Muhammediyye) ve (Akâid-î Nesefî) şerhinde böyle kimselerin müslümanlıktan çıktığı bildirilmektedir. Bu iki kitapta bildirilen fetvâ şöyle:
(Kur'ân-ı kerîmin âyetlerine, kelimelerin açık, meşhur manâları verilir. Bu manâları değiştirerek bâtınîlere uyanlar kâfir olur.)
Bunlar gibi Kur'ân-ı kerîm te'vil edilirse, ortada din diye bir şey kalmaz. Namaz, oruç, zekât te'vil edilerek ortadan kaldırılır!..
Güneşin batıdan doğması
Kur'ân-ı kerîmde, meâlen buyuruluyor ki:
(Rabbinin ba'zı âyetleri [alâmetleri] geldiği gün, îmân etmemiş veya îmânında hayır kazanmamış olana, [o günkü] îmânı fayda vermez.) [En'âm 158]
Bir hadîs-i şerîfte, bazı alâmetlerden üçü şöyle açıklanmaktadır:
(Şu üç şey ortaya çıkınca, îmân etmemiş veya îmânından hayır kazanmamış olana, imânı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, deccâl ve dâbbet-ül-arz.) [Tirmizî]
Başka bir hadîs-i şerîfte on alâmet bildirilmiştir. Konumuzla ilgili bir hadîs-i şerîfin meâli şöyle:
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyâmet kopmaz. O zaman herkes îmân ederse de fayda vermez.) [Buhârî, Müslim]
Avrupa müslüman olunca, îmân fayda vermez mi? Ne saçma te'vil...
Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Te'vile ihtiyaç yoktur. Dinsizler anlayamaz diye zoraki te'vile gitmeye ihtiyaç yoktur.
Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.
Aids hastalığına, Kur'ân-ı kerîmde bildirilen hayvan olduğunu söylemek kadar saçma bir şey olmaz. Dînî konuda şahsî görüşün, tahminin yeri olmaz.
(Kötü kadınlar çoğalıp, zinâ yayılınca, daha önce görülmemiş bulaşıcı hastalıklara mâruz kalınır) meâlindeki hadîs-i şerîf için de, Aids diyenler çıkmıştır. Bu hadîs-i şerîfte bildirilen hastalık, Aids olabilir de, olmayabilir de. Kesin konuşulmamalıdır! Yarın daha başka hastalıklar da çıkabilir.
Dâbbet-ül-arz'ın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu Kur'ân-ı kerîmde de bildirilmektedir:
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyâmet alâmetleri zuhur edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir îmân etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Tefsîr-i Kurtubî]
Hayvan konuşabilir mi?
Bu hayvanın konuşması aklen de câizdir. Çünkü Allahü teâlâ hayvana konuşma sıfatı vermeye kâdirdir. (Sevâb-ül kelâm fî akâid-il islâm)
Dâbbet-ül-arz hakkında birçok hadîs-i şerîf vardır. (Ferâid-ül fevâid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubî), (Megaribüz zaman) ve (El kavlül muhtasar fî alâmâtil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki hadîs-i şerîflerden birkaçı şöyle:
(Dâbbet-ül arz'ın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu ise, koç kuyruğuna benzer.)
(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, "Ey kişi şimdi mi namaz kılıyorsun" diyerek yüzünü damgalar. Böylece mü'minler kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)
(Mehdî Çin'e gider, orada evlenir ve bir oğlu olur. Bu son doğan çocuk olur, ondan sonra kısırlık yayılır, doğum olmaz. Böylece halk tükenir.)
Cennet-Cehennem şimdi vardır
Sual: Sunucu Cenk Bey, radyodaki konuşmasında "Bugün Cennet ve Cehennem yoktur. Bunlar ahirette olacaktır." dedi. Şimdi Cennet ve Cehennem yok mudur?
CEVAP
Bir artistin sözüyle mevcut olan Cennet ve Cehenneme yok denmez. Her müslüman bilir ki, ilk insan ve bütün insanların babası olan Hz. Âdem, yıllarca Cennette yaşadı. Yasak ağaçtan yiyince, dünyaya indirildi. Bu hususta Kur'an-ı kerimde birçok ayet-i kerime vardır. Mesela Bekara suresinin 35 ve 36, Araf suresinin 17. ayet-i kerimesinden 27. ayet-i kerimesine kadar. Taha suresinin 117-119. ayet-i kerimeleri bu hususlardan bahsetmektedir. Kur'an-ı kerimde ayrıca müminler için Cennetin, kâfirler için de Cehennemin hazır vaziyette beklediği bildiriliyor:
(Takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan Cennete koşun.) [A.İmran 133]
(Kâfirler için hazırlanmış olan Cehennem ateşinden sakının!) [A.İmran 131]
Peygamber efendimiz de, Miraca gidince, Cennet ve Cehennemi de gezdi. Gördüğü şeyleri anlattı. Bunlardan birkaçı şöyle:
(Miraca çıktığım zaman Cennetin kapısı üzerinde "Sadakanın sevabı on, ödünç vereninki ise on sekiz mislidir." yazılı olduğunu gördüm.) [İbni Mace]
(Miracda Cehenneme baktım. Kokmuş leşler yiyenler gördüm. Bunların kim olduğunu sordum. Cebrail aleyhisselam, "Bunlar, gıybet etmek suretiyle insanların etlerini yiyenlerdir" dedi.) [İ. Ahmed]
Hesaba hazırlanmak
Allahü teâlâ yegane mülk ve kudret sahibidir. Nasıl istiyorsa öyle yapar.
Cennet müminler için ebedi mükâfat yeri, Cehennem de kâfirler için ebedi ceza yeridir. Cennet, hatıra, hayâle gelmiyen nimetlerle doludur. Cehennem de, akıl almayacak azablarla doludur. Mükâfat ve azablar bir hâl işidir. Yaşanmadıkça anlatılamaz. Nasreddin Hoca ağaçtan düşer. "Oy bacağım" diye feryat ettiğini görenler gelip, "Hoca ne var da bağırıyorsun? Hani bir şeyin yok" derler. Hoca merhum da, "Kardeşim sen ağaçtan hiç düştün mü?" der. Ağaçtan düşmeyenler, o acıyı hissedemezler.
Mükâfat ve ceza büyük olduğu için sorgu-suâl işi de büyük olacaktır. Allahü teâlâ, (Salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, hatta hatıra gelmiyen, hayâl edilemiyen nimetler hazırladım) buyuruyor. (Müslim)
Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki: (Artık onlar için yaptıklarına mükâfat olarak göz aydınlatıcı ne nimetler saklandığını [hazırlandığı] hiç kimse [Hatta melekler ve peygamberler bile] bilemez.) [Secde 17 Bedavi]
Cehennem Azabı
Cehennem azabının şiddeti de çeşitli ayet-i kerimelerle bildirilmiştir. Böyle büyük mükâfat ve büyük ceza için elbette büyük imtihan olacak ve ince şeyler sorulacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Zerre kadar hayır yapan sevabını, zerre kadar şer yapan da cezasını görecektir) [Zilzal 7,8]
Ahırette hiç kimseye zulmedilmiyecektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
Haksızlık yapılmıyacak ama, mükâfat verilirken de bol bol ihsan edilecektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Şüphesiz Allah, zerre kadar haksızlık etmez. Zerre kadar bir iyiliğin sevabını da kat kat artırır, kendinden de büyük mükâfat verir.) [Nisa 40]
İlkokul imtihanı ile üniversite imtihanı aynı olmadığı gibi, her fakültenin imtihanı da farklıdır. Çöpçülük imtihanında da fizikten, cebirden sorulmaz. Kuyumculardaki küçük terazilerde küçük ağırlıklar tartılır. Ona niçin beş on kiloyu tartmadın diye sorulmaz. Kırk elli tonluk büyük basküllere, kantarlara da niye beş-on gramı tartmadın diye sorulmaz. Herkes gücüne göre imtihana tabi tutulur. Herkese ne nimet verilmişse, onun hesabı sorulur. Amaya göz nimetinden sorulmaz. Dilsize dilden sorulmaz. Başbakanın mesuliyeti ile odacınınki farklıdır. Âlim ile cahilinki de farklıdır. Dağda, ormanda veya demirperde gerisinde yaşayıp da müslümanlığı duymıyanlar, hesaba çekilmiyecektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kendilerine peygamber gönderilenlere ve gönderilen peygamberlere de elbette hesap soracağız.) [Araf 6]
[İnsanlara peygamberlere tabi olup olmadıkları, peygamberlere de tebliğ vazifesini ne derece yaptıkları sorulacaktır. (Beydavi)]
Azabdan kurtulanlar
Bir millete peygamber gönderilmemişse, yahut bir millet peygamberi duymamışsa cezalandırılmayacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen, (Biz, peygamber göndererek bildirmeden önce azab yapıcı değiliz) buyuruluyor. (İsra 15)
Peygamber gönderilenlere, müslümanlığı duyanlara mutlaka hesap sorulacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen, (Rabbin hakkı için, onların hepsine yaptıklarının hesabını elbette soracağız) buyuruluyor. (Hicr 92-3)
Her insanda bulunan kiramen katibin melekleri, insanların yaptığı bütün işlerin resmini çekmekte, her anını filme almaktadır. İnsanların yapacağı işleri Allahü teâlâ ezelde bildiği için levh-i mahfuza da kaydetmiştir. En ufak bir yanlışlık ve haksızlık olmıyacaktır. Kur'an-ı kerimde mealen, (Hiç kimseyi gücünün yettiğinden fazlası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır. Hiç kimse haksızlığa uğratılmaz) [Müminun 62]
Milyarlarca insanın hesabı çok kısa bir zamanda yapılacaktır. Kur'an-ı kerimde "Vallahü seriulhisab" ifadeleri geçmektedir. (Allah, hesabı çok çabuk görür) demektir.
Herkes hesaba hazırlanmalıdır!
Hesaba çekilmek
Sual: Kıyamette hesaba çekilen herkes sıkıntıya maruz kalacak mı?
CEVAP
Hesaba çekilen herkes sıkıntı görür. Sorgusuz suâlsiz cennete girmeye çalışmalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Sorgusuz suâlsiz Cennete girmek kolay mı? Herkes mutlaka hesaba çekilmiyecek mi? Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kıyamette herkes, şu dört suâle cevap vermedikçe hesabdan kurtulamaz:
1- Ömrünü nasıl geçirdi?
2- İlmi ile nasıl amel etti?
3- Malını nereden, nasıl kazandı, nereye harcetti?
4- Bedenini nerede yordu?) [Tirmizî]
Ancak hesabı çok kolay geçenler de olacaktır. Mesela (Sen falanca mısın?) diye sorulacak, sonra bekletmeden Cennete konacaktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Osmanın şefaati ile hepsi Cehennemlik olan yetmiş bin kişi, sorgusuz
İhlâs, gerek beden ile, gerek mal ile yapılan farz veya nâfile bütün ibâdetleri, Allah rızası için yapmaktır. Mal, mevki, saygı, şöhret kazanmak için yapılan ibâdette ihlâs olmaz, riyâ olur. Böyle ibâdete sevap verilmez. Günah olur, azaba layık olur. Haram işleyenlerle, bid'at ehli ile, kâfirlerle, arkadaşlık, komşuluk edenlerin ihlâsları kalmaz.
İmâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İbâdet yaparken, Allahü teâlâ emrettiği ve beğendiği için yapmaya niyet etmelidir. Bütün işlerin, iyiliklerin hep ihlâs ile yapılması lâzımdır. Kiminde, ihlâs, kendini zorlayarak hâsıl olur ve kısa bir zaman devam eder. Sonra kalbe nefsin arzuları gelir. Devamlı ihlâs sahiplerine Muhlas denir. Zahmet çekerek elde edilen, devamsız ihlâs sahiplerine Muhlis denir. Muhlas olana, ibâdet yapmak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda, nefislerinin arzusu ve şeytanın vesvesesi kalmamıştır. Böyle ihlâs, insanın kalbine ancak bir evliyanın kalbinden gelir.
Muhlis olarak ibâdet etmek övülmüştür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (De ki, ben ancak Allaha muhlis olarak ibâdet ederim.) [Zümer 14]
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (İhlas ile yapılan ibâdet az da olsa insana kâfi gelir.)
Murad, istek, arzu demektir. Tasavvufta ise Murad, seçilmiş kimse demektir.
Allahü teâlânın rızasına kavuşturucu iki yol vardır. Birisi talibler yolu, ikincisi, muradlar yolu. Yani seçilmişlerin yoludur. Birinci yoldaki talibler, sıkıntı çekerek yürürler. İkinci yoldaki muradlar ise sıkıntı çekmeden, hatta nazlı nazlı okşanarak maksada kavuşurlar. Bu yol, peygamberlerin ilerledikleri yoldur. Bu yol bazı evliyaya da ihsan edilir.
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah, dilediğini kendine seçer, kendine kavuşmak isteyenlere de, kavuşturan yolu gösterir.) [Şura 13]
Devamsız olan ihlâs ile yapılan ibâdetler de, zamanla nefsi zayıflatır, devamlı ihlâs elde etmeye sebep olur. Süfyan-ı Sevri hazretleri, (Allah rızası için, niyet etmeden yemeğe dâvet edene bir günah, niyet etmeden gidene de, iki günah yazılır) buyuruyor.
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Amellerinizi Allah için halis kılın. Çünkü Allahü teâlâ, ancak kendisi için ihlâsla yapılan ameli kabul eder. [Dâre Kutnî]
(İbadetlere riya karıştırmayın ki amelleriniz boşa gitmesin.) [Deylemî]
(İbadetine riya karıştırana ahirette denir ki: Git sevâbını o kişiden iste.) [İ. Mâce]
(Sırf Allah rızâsı için, arkadaşını veya bir hastayı ziyaret eden için, Allahü teâlâ buyurur ki: Ne güzel ettin. Cennette kendine bir köşk hazırlamış oldun.) [Buhârî]
(Allah rızası için câmi yapana cennette bir köşk verilir.) [Taberânî]
(Kim Allah için yenerse gazabını, Allah da, ondan def eder azâbını.) [Taberani]
(Allah rızası için, ana babasına itaat ederek güne başlayana cennetten iki kapı açılır.) [İ.Asakir]
(Dünya ve ahiret hayırlarına kavuşmak için, Allahı ananlarla beraber ol, hep Allahı an, Allah için sev, Allah için buğzet.) [Ebu Nuaym]
(İbadetleri ihlas ile yap! İhlas ile yapılan az amel, kıyamette sana yetişir.) [Ebu Nuaym], (Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]
(Sabırlı ve ihlâslı olanlar, hesaba çekilmeden cennete girer.) [Taberânî]
(40 gün Allah için ihlâsla ibadet yapanın, kalbinden diline hikmet pınarları akar.) [Ebuş-şeyh]
(İhlaslı olanlara müjdeler olsun. Onlar fitne karanlıkları içinde, parlayan ışıklardır.) [E.Nuaym]
(İhlasla "Lâ ilahe illallah" diyen cennete girer.) [Bezzar]
(Cennetin güzel köşkleri, Allah rızası için birbirini sevenler içindir.) [Ebuş-şeyh]
(Allah rızasından başka maksat için ilim öğrenen veya ilmini dünya menfaatine alet eden, cehennemdeki yerine hazırlansın!) [Tirmizî]
Kur'anı kerimde salihler övülürken buyuruluyor ki: (Onlar, kendi canları çekerken yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz bunları Allah rızası için veriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz." derler.) [İnsan 8,9]
Münafıklık
Sual: Allaha inanıyor, namaz kılıyorum. Fakat çok günah işliyorum. Ben münafık mıyım?
CEVAP
Allahü teâlâya inanan mümindir. Kimse zorlamadan namaz kıldığınıza göre, münafık olmanız mümkün değildir.
Yalan söylemek, emanete hıyanet etmek ve verdiği sözde durmamak münafıklık alametidir. Fakat bu günahları işliyene münafık denmez.
Münafık, inanmadığı hâlde, herhangi bir dünya menfaati için inanmış gibi görünen kimsedir. Eshab-ı kiramı seven de münafık olamaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Alinin sevgisi [radıyallahü anhüm] bir münafığın kalbinde toplanmaz.) [Taberânî]
(Ensarı ancak mümin sever. Ancak onlara münafık buğzeder.) [Buharî ]
Sözün kısası, Allahü teâlâya ve Onun Resulü Muhammed aleyhisselama inanan kimse mümindir. Çok günah işlese de münafık değildir.
Kalb ve Yürek
Sual: Kalb ile yürek farklı mıdır? Kalbi nasıl temizlemek gerekir?
CEVAP
Göğsün sol tarafındaki et parçası yürektir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez.
Kötü huyların tesbiti
Sual: Kendimizde bulunan kötü huyları tesbit için nasıl hareket etmeliyiz?
CEVAP
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mümin, müminin aynasıdır.)[Taberânî]
İnsan kendi kusurlarını zor anlar. Güvendiği arkadaşına sorarak da, kusurunu öğrenir. Sadık olan dost, onu tehlikelerden, korkulardan muhafaza eden kimsedir. Böyle bir arkadaş bulmak çok müşküldür. Bunun içindir ki, İmam-ı Şafiî hazretleri buyurdu ki:
Sadık dost ve halis Kimya
Az bulunur, hiç arama!
Hz. Ömer de, buyurdu ki:
Arkadaşım aybıma uyardı beni,
Kardeşlik sünnetinin budur temeli!
Düşmanlarının kendisine karşı kullandıkları kelimeler de, insana ayıplarını tanıtmaya yarar. Çünkü düşman, insanın ayıplarını arayıp, yüzüne çarpar. İyi arkadaşlar ise, insanın ayıplarını pek görmezler. Birisi İbrahim Edhem hazretlerine aybını, kusurunu bildirmesi için yalvarınca, (Seni dost edindim. Her halin, hareketlerin, bana güzel görünüyor. Aybını başkalarına sor) dedi.
Başkasında bir ayıp görünce, bunu kendinde aramak, kendinde bulursa, bundan kurtulmaya çalışmak da, kötü huyların ilaçlarındandır. (Mümin müminin aynasıdır) hadis-i şerifinin manası budur. Yani, başkasının ayıplarında, kendi ayıplarını görür. Hz.İsaya, güzel ahlâkını kimden öğrendin, dediklerinde; (Birinden öğrenmedim. İnsanlara baktım. Hoşuma gitmiyen huylarından kaçınıp Beğendiklerimi ben de yaptım) buyurdu.
Hz.Lokmana da (Edebi kimden öğrendin) dediklerinde, (Edebsizlerden) dedi.
Eshab-ı kiramın velîlerin hayat hikayelerini okumak da iyi huylu olmaya sebep olur.
Kötü huyun ilacı
Sual: Kendimizde bulunan kötü bir huydan kurtulmak için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Kendinde kötü huy bulunan kimse, buna yakalanmanın sebebini araştırmalı, bu sebebi yok etmeğe, bunun zıddını yapmağa çalışmalıdır. Kötü huydan kurtulmak, bunun zıddını yapmak için çok uğraşmak gerekir. Çünkü insanın alıştığı şeyden kurtulması müşküldür. Kötü şeyler nefse tatlı gelir.
İnsanın, kötü şey yapınca, arkasından riyazet çekmeği, nefse güç gelen şey yapmağı adet edinmesi de, faideli ilaçtır. Mesela, bir kötülük yaparsam, şu kadar sadaka vereceğim, veya oruç tutacağım, gece namazları kılacağım diye yemin etmelidir. Nefs, bu güç şeyleri yapmamak için, onlara sebep olan kötü adetini yapmaz. Kötü ahlâkın zararlarını okumak, işitmek de, faideli ilaçtır. Bu zararları bildiren hadis-i şerifler çoktur. Bunlardan İslâm Ahlâkı kitabındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şunlardır:
(Allah katında kötü huydan büyük günah yoktur.) Çünkü, bunun günah olduğunu bilmez. Tevbe etmez. İşledikçe, günahı katkat artar.
(İnsanların hiç çekinmeden, sıkılmadan yaptıkları günah, kötü huylu olmaktır.)
(Her günahın tevbesi vardır. Kötü ahlâkın tevbesi olmaz. İnsan, kötü huyunun tevbesini yapmayıp, daha kötüsünü yapar.)
(Sıcak su, buzu erittiği gibi, iyi ahlâk da, hataları eritir. Sirke, balı bozduğu gibi, kötü ahlâk da, hayratı, hasenatı mahveder.)
Can çıkar huy çıkmaz mı?
Sual: Huy değişir mi? Kötü alışkanlıklarda çevrenin rolü nedir?
CEVAP
Alışkanlık, bir şeyi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilme melekesidir. Huy, kalb ile ruhun melekesi, alışkanlığıdır. Yerleşmiş olan huya meleke denir. Geçici olan huya hâl denir. Meselâ gülmek, utanmak, birer hâldir. Cömertlik, cesaret, birer melekedir. Huy, meleke demektir. Ara sıra hayır işlemek huy değildir. Her zaman hayır işlerse, cömert huylu olur. Fakat kendini zorlayarak yaparsa, yine cömert huylu olmaz. Kolaylıkla, seve seve yaparsa, huy denir. Huy, iyi veya kötü iş yapmaya veya, iyi ve kötü olmayan şeye sebep olur. Bunlar üçe ayrılır. İlkine fazilet veya güzel huy denir. Cömertlik, yiğitlik, böyledir. İkincisine rezâlet veya kötü huy denir. Cimrilik böyledir. Üçüncüsüne sanat denilir. Terzilik, çiftçilik gibi.
Alimler huyun değişip değişmemesi hakkında diyorlar ki:
1 - Huy değişmez. Çünkü bir hadis-i şerifte, (Bir dağın yerinden ayrıldığını işitirseniz tasdik edin. Ama bir kişi huyunu değiştirmiştir derlerse tasdik etmeyin. Çünkü insanın yaratılışındaki huy devam eder.) buyuruluyor. Bu bakımdan portakal çekirdeğinden ceviz olmaz. Gazap, şehvet gibi insanın fıtratında olan şeyler yok edilemez. Onun için can çıkar huy çıkmaz denmiştir.
2 - Huyun, insanla birlikte yaratılmış olanı değiştirilemez, sonradan hasıl olanı değişebilir. Evet gazap ve şehvet terbiye ile yok edilemez. Fakat dinimiz de bunların yok edilmesini değil, terbiye edilmesini emrediyor. Terbiye edilince de zararları önleniyor. Terbiye etmek başka, yok etmek başkadır. Nasihat ile insan terbiye edilebilir. Onun için Kur'an-ı kerimde, (Nasihat et, nasihat müminlere elbette fayda verir.) buyuruluyor. (Zariyat 55)
(İnsan huyunu değiştiremez. Çünkü yaratılıştaki huy devam eder.) hadis-i şerifi, yaratılışta olan huyların değişmeyeceğini gösterir. Fakat, (Huyunuzu güzelleştirin,) (Herkes, Müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları sonra anaları babaları, gayri müslim ve îmansız yapar) hadis-i şerifleri de, huyun değişebileceğini gösterir. Evet portakal çekirdeğinden ceviz olmaz. Fakat bakıp, aşılanırsa, çekirdeksiz tatlı, iri portakal olur. Akılsız hayvanı bile ehlileştirmek, ona bazı alışkanlıklar kazandırmak mümkündür. Mesela av hayvanına, avını yememesi, tuttuğu avı getirmesi öğretilebiliyor. Akıllı insanın terbiyesi, huyunun değiştirilmesi ise daha kolaydır.
3 - Huy sonradan elde edilir ve değiştirilebilir. Âlimlerinin çoğu bu üçüncü görüşü benimsemişlerdir. Onlara göre, (Çocuğu güzel terbiye, evladın babasındaki haklarındandır.), (Evladınıza ikram edin, onları edepli, terbiyeli yetiştirin!) (Çocuğu terbiye etmek, tonlarla sadakadan daha sevaptır.), (Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altındakileri cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) hadis-i şerifleri gösteriyor ki, insanlar iyiliğe elverişli olarak doğar. Sonra, nefsin kötü arzuları ve güzel ahlâkı öğrenmemek ve kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak, çevrenin etkisiyle kötü huyları meydana getirir.
Kötü alışkanlık, haram işlemeye alışmak demektir. Haram olmayan şeyi kullanmaya, mesela çay içmeye kötü alışkanlık denmez. İçki, kumar, esrar, zina alışkanlığı [bağımlılığı] birer kötü alışkanlıktır. Kötü alışkanlıklara elini veren kolunu alamaz. Onun için alışmış kudurmuştan beterdir denir.
Kötü alışkanlıklara çevrenin etkisi büyüktür. Çevreyi değiştirmeli, iyi insanlarla beraber olmalı, her haramdan kaçmaya çalışmalı ve bilhassa namazı asla aksatmamalıdır. Çünkü cenab-ı Hak, (Namaz insanı fahşa ve münkerden, [yani her türlü kötülükten] alıkor) buyuruyor. Salih kimselerin kontrolü altında namaza devam eden kimse, her türlü kötü alışkanlıktan kurtulur, tertemiz insan olur.
Oruç ile, insan güçlü bir irade kuvveti kazanır. Alkol, uyuşturucu gibi, kötü alışkanlıklardan oruç vesilesi ile kurtulanlar çok görülmektedir. Allah'ın emri olduğu için, ramazanda bir ay oruç tutan bir Müslüman, Allahü teâlânın emirlerini yapmak itiyâdını da kazanır. Böylelikle, O'nun başka emirlerini yapmaya da istidat peydâ eder.
Tembellikten kurtulmak için, önce bunun kötülüğünü bilmeli, ondan sonra da tedavisine bakmalıdır. (İnsan, ancak çalıştığının faydasını görür) meâlindeki ayet-i kerimeyi düşünmelidir. Resûlullah tembellikten Allahü teâlâya sığınmış, (Yâ Rabbî, beni, tembellikten koru!) diye duâ etmiştir. Tembelliğin ilâcı, çalışkanlarla konuşmak, tembel, uyuşuk kimselerden kaçınmak, Allahü teâlâdan hayâ etmek lâzım geldiğini ve azâbının şiddetli olduğunu düşünmektir. Dînini iyi bilen salih kimselerle görüşmelidir. Sabah namazına uyanmak için çalar saat gibi bir tedbir almalı. Birkaç gece kalkınca, artık âdet olur, uyanmak kolaylaşır. Bir insan bir işin kendisi için faydalı olacağına inanmadıkça, yeni bir şeyi kabul etmez, eski alışkanlığından da vazgeçemez.
İyi işleri yapmaya kendini zorlayan, güzel huyları elde edebilir. Mesela hat kabiliyeti olan, hiç hat ile uğraşmazsa, gizli kabiliyeti meydana çıkmaz. Fakat bu sanatla uğraşmaya çalışırsa, güzel yazı yazabilir. Güzel huyları itiyat hâline getirmek, güzel huylu olmayı kolaylaştırır. Cimri bir kimse, hayır yapmayı, tanıdıklarına ziyafet vermeyi âdet hâline getirirse, cimrilikten kurtulması mümkündür. İtiyat hâline gelen küçük günah da, büyük günah olabilir. Büyük günaha alışan da küfre düşebilir.
Ahlâk değişmeseydi, peygamberlerin gelmesi, faydasız, lüzumsuz olurdu. Terbiye ve ceza usulleri abes olurdu. İlmin ve terbiyenin fayda sağladığı her zaman görülmüştür. Ancak, bazı huylar pek yerleşmiş, ruhun özelliği gibi olmuştur. Böyle huyları değiştirmek pek müşkül olur. Böyle ahlâk, en çok, cahil, kötü kimsede bulunur. Bunu değiştirmek için riyazet ve mücahede gerekir. Nefsin isteklerini yapmamaya Riyazet, nefsin istemediği şeyleri yapmaya Mücahede denir.
Güzel ahlâk
Sual: İyi müslüman olmak için güzel ahlâklı olmak gerektiğini bildirdiniz. Güzel ahlâka nasıl sahip olunur?
CEVAP
Evet iyi bir müslüman olmak için Ahlâk-ı hamideye [güzel ahlâka] sahip olmak, Ahlâk-ı zemimeden [kötü ahlâktan] uzak durmak gerekir. Ancak bununla dünya ve ahıret saadeti elde edilir.
Güzel ahlâk, ilim ve edeb öğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. Kötü ahlâk da bunun tersidir. Yani cahil kalmak, edebsiz olmak, kötü insanlarla arkadaşlık etmekten hasıl olur. Cenab-ı Hak, Peygamber efendimizi överken (Gerçekte sen büyük bir ahlâk üzeresin) buyuruyor. (Kalem 4)
İyi insan, iyi ahlâklı insan demektir. Dinimiz iyi huylar edinmemizi, kötü huylardan kaçınmamızı emretmektedir.
Güzel ahlâka sahip kimselere gıpta etmek, onlar gibi olmaya gayret etmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Nimete kavuşmuş olanlardan, tevadu gösterene ve kendini hep kusurlu bilene, helaldan kazanıp, hayırlı yerde sarf edene, fıkıh bilgileri ile hikmeti [tasavvufu] birleştirene, helala harama dikkat edene, fakirlere acıyana, işlerini Allah rızası için yapana, huyu güzel olana, kimseye kötülük yapmayana, ilmi ile amel edene ve malının fazlasını dağıtıp, lafının fazlasını saklayana müjdeler olsun) [Taberânî]
Güzel Sözler
Ahlâk hakkında İslâm âlimleri buyuruyor ki:
"Kötü ahlâklı, parçalanmış testiye benzer. Ne yamanır, ne de eskisi gibi çamur olur."
"Her binanın bir temeli vardır. İslâmın temeli de güzel ahlâktır."
"Kötü ahlâk, öyle bir fenalıktır ki, onunla yapılan birçok iyilikler fayda vermez. Güzel ahlâk, öyle bir iyiliktir ki, onunla yapılan günahlar affa uğrar."
"Yükselen bütün insanlar ancak güzel ahlâkları sayesinde yükselmişlerdir."
"Güzel ahlâk güleryüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir."
"Güzel ahlâk, kimseyle çekişmemek ve kimseyi çekiştirmemektir."
"Güzel ahlâk, eziyet vermemek ve meşakkatlere katlanmaktır."
"Güzel ahlâk, genişlikte ve darlıkta insanları razı etmeğe çalışmak demektir."
"Güzel ahlâk, Allahtan razı olmak demektir. Yani hayrı ve şerri Allahtan bilmek, nimetlere şükür, belâlara sabretmektir."
"Güzel ahlâkın en azı, meşakkatlara göğüs germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır."
"Güzel ahlâk, haramlardan kaçıp helalı aramak, diğer insanlarla olduğu gibi aile efradıyla da iyi geçinip onların maişetlerini temin etmektir."
"Güzel ahlâk, Yaratanı düşünerek, yaratılanları hoş görmek, onların eziyetlerine sabretmektir."
Bir müslümana çatık kaşla bakmak haramdır. Güleryüzlü olmayan kimse mümin sıfatlı değildir. Herkese karşı güleryüzlü olmalıdır.
Hadis-i şerifte, Allaha ve ahıret gününe iman edenin, misafirine ve komşusuna ikram etmesi, ya hayır söylemesi veya susması emredilmiştir. (Buharî)
Başkasının kötü ahlâkından şikayet eden kimsenin kendisi kötü ahlâklıdır. Başkalarının kötülüklerinden bahsediyorsak, bu kendimizin kötü olduğunun alametidir. Güzel ahlâk, eziyetleri sineye çekmektir.
Güzel ahlâklı olmanın alameti şunlardır:
İnsaflı olmak, arkadaşlarının hatasını görmemek, hüsn-i zan etmek, su-i zandan [kötü zandan] kaçınmak, arkadaşlarının eziyetlerine göğüs germek, onlardan şikayetçi olmamak, hep kendi ayıp ve kusurlarıyla meşgul olmak, kendi nefsini kınamak, güleryüzlü olup, herkesle yumuşak konuşmaktır.
Güzel ahlâklı kimse, edeplidir az konuşur, hatası azdır, gıybet etmez, Allah için sever, Allah için buğzeder, emanete riayet eder, komşu ve arkadaşını korur. Bütün hasletlerin başı ise hayâdır.
Güzel ahlâklı bir kimsenin kötü huylu bir hanımı vardı. Gayet iyi geçiniyorlardı. Kötü huylu hanımla nasıl iyi geçindiği sorulunca, iyi ahlâklı kimse şöyle cevap verdi. İyilerle herkes geçinir. Marifet kötü ile geçinebilmektir. Onun kötü huyuna sabredemezsem benim iyi huylu olduğum nereden belli olacaktır?
Büyüklerden Ebu Osman El-Hayrii ziyafete davet ettiler. Davet yerine vardığı zaman kendine (Kusura bakma, çok insan geldi seni kabul edemiyeceğiz) dediler. Az gidince tekrar çağırdılar. Gelince tekrar, kabul edemiyeceklerini bildirdiler. Böyle birkaç defa çağırıp geri döndürdükten sonra (Biz seni denemek için bunu yaptık. Gerçekten güzel ahlâklıymışsın) dediler. Cevabında buyurdu ki
(Bu ahlâk o kadar güzel midir? Bir köpeği de çağırsanız gelir, kovsanız gider.)
(Sizin imanca en güzeliniz, ahlâkça en güzel olanınızdır.) [Hakim]
(Ya Rabbi senden, sıhhat, afiyet ve güzel ahlâk dilerim.) [Haraiti]
(Ben ancak mekarimi ahlâkı tamamlamak için gönderildim.) [Beyhekî]
(Güzel ahlâk, büyük günahları, suyun kirleri temizlemesi gibi temizler. Kötü ahlâk ise, salih amelleri, sirkenin balı bozduğu gibi bozar.) [İ. Hibban]
(Allahü teâlâ indinde, kötü ahlâkdan büyük günah yoktur. Çünkü, kötü ahlâklı, bir günahtan tevbe edip, kurtulursa, bir başka günaha düşer. Hiç bir vakit günahdan kurtulamaz.) [İsefehani]
(Bir kimse tevbe ederse, tevbesini Allahü teâlâ kabul eder. Kötü ahlâklı kimsenin tevbesi makbul olmaz. Zira bir günahdan tevbe ederse kötü ahlâkı sebebiyle, daha büyük günah işler.) [Taberânî]
(Güzel ahlâk, senden kesilen akrabanı ziyaret etmek, sana vermeyene vermek, sana zulmedeni affetmektir.) [Beyhekî]
(Din, güzel ahlâktır.) [Deylemî]
(Müminlerin iman yönünden en faziletlisi ahlâkça en iyi olanıdır.) [Tirmizî]
(Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlâkla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim]
(Şüphesiz güzel ahlâk, güneşin buzu erittiği gibi günahları eritir.) [Haraiti]
(Bir müslüman güzel ahlâkı sayesinde, gündüzleri oruç tutan, geceleri ibâdet eden kimselerin derecesine kavuşur.) [İ. Ahmed]
(Bir insan az ibâdet etse de, güzel ahlâkı sayesinde en yüksek dereceye kavuşur.) [Taberânî]
(Yumuşak davran! Sertlikten sakın! Yumuşaklık insanı süsler, çirkinliği giderir.) [Müslim]
(En çok sevdiğim kimse, huyu en güzel olandır.) [Buharî]
(Yumuşak olan kimseye, dünya ve ahıret iyilikleri verilmiştir.) [Tirmizî]
(Cehenneme girmesi haram olan ve Cehennemin de onu yakması haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse insanlara kolaylık, yumuşaklık gösterendir.) [İ. Ahmed]
(Yumuşak olanlar ve kolaylık gösterenler, hayvanın yularını tutan kimse gibidir. Durdurmak isterse hayvan ona uyar. Taşın üzerine sürmek isterse hayvan oraya koşar.) [Ebu Dâvud]
(Mü'minlerin îmân yönünden en fazîletlisi, ahlâkça en iyi olanıdır.) [Tirmizî]
(Cennete götüren sebeplerin başlıcası, Allahü teâlâdan korkmak ve iyi huylu olmaktır. Cehenneme götüren sebeplerin başlıcası da, dünya ni'metlerinden ayrılınca üzülmek, bu ni'metlere kavuşunca sevinmek, azgınlık yapmaktır.) [Tirmizî]
(Îmânı en kuvvetli kişi, ahlâkı en güzel ve hanımına en yumuşak olandır.) [Tirmizî]
(İnsan, güzel huyu ile, Cennetin en üstün derecelerine kavuşur. [Nâfile] ibâdetlerle bu derecelere kavuşamaz. Kötü huy, insanı Cehennemin en aşağısına sürükler.) [Taberânî]
(İbâdetlerin en kolayı, az konuşmak ve iyi huylu olmaktır.) [İbni Ebid-dünya]
(Söz veriyorum ki, münâkaşa etmiyen, haklı olsa da, dili ile kimseyi incitmiyen, şaka ile veya yanındakileri güldürmek için, yalan söylemiyen, iyi huylu olan müslüman Cennete girecektir.) [Tirmizî]
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: "Size gönderdiğim islâm dîninden râzıyım, [bu dîni kabûl edip, bu dînin emir ve yasaklarına riâyet edenlerden râzı olur, onları severim.] Bu dînin tamam olması, ancak cömertlikle ve iyi huylu olmakla olur. Dîninizin tamam olduğunu hergün, bu ikisi ile belli ediniz!) [Taberânî]
(Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi huylu olmak, günâhları eritir, yok eder. Sirke balı bozup yenilmez hâle soktuğu gibi, kötü huylu olmak, ibâdetleri bozup yok eder.) [Taberânî]
(Hak teâlâ yumuşak huyluya yardım eder, sert ve öfkeliye yardım etmez.) [Taberânî]
(Yumuşak olan, kızmıyan müslümanın Cehenneme girmesi harâmdır.) [Tirmizî]
(Yavaş, yumuşak davranmak, Allahın kuluna verdiği büyük bir ihsândır. Aceleci olmak, şeytânın yoludur. Allahü teâlânın sevdiği şey, yumuşak ve ağırbaşlı olmaktır.) [E.Ya'lâ]
(Kişi, yumuşaklığı, tatlı dili ile, gündüzleri oruç tutanın ve geceleri namaz kılanın derecesine kavuşur.) [İ. Hibbân]
(Kızınca, öfkesini yenerek yumuşak davrananı Allahü teâlâ sever.) [İsfehânî]
Hayâ Etmek
Sual: Hadis-i şerifte "Hayâ imandandır" buyurulmaktadır. İbadetlerini başkalarına göstermekten de hayâ etmek böyle midir?
CEVAP
İbadetlerini başkalarına göstermekten hayâ etmek caiz değildir. Hayâ, günahlarını, kabahatlerini göstermemeye denir. Bunun için, vaaz vermekten ve emr-i maruf ve nehy-i münker yapmaktan [din kitabı, ilmihal kitabı yazmaktan ve satmaktan] ve imamlık, müezzinlik yapmaktan, Kur'an ve mevlid okumaktan hayâ etmek caiz değildir. (Hayâ imandandır) hadis-i şerifinde, hayâ, kötü, günah şeyleri göstermekten utanmak demektir. Müminin, önce Allahü teâlâdan hayâ etmesi gerekir. Bunun için, ibâdetlerini sıdk ile, ihlas ile yapmalıdır.
Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri]
Sual: Kelam-ı kibar ne demektir? Büyüklerin nasihatlarından yazar mısınız?
- Başarının sırrı, günahlardan sakınarak sabretmek, insanlara güler yüz göstererek iyilik etmek. Yani tatlı dil ve güzel siyaset herkesi memnun etmektir.
- Bir başarı elde ederseniz, bunu kendinizden bilmeyiniz. Daima büyüklerle beraber olunuz.
- Dini yaymakta sabırlı ol; cömert ol; yumuşak ol; affedici ol. Dine hizmet etmekte üç esas var: İtaat, ihlas, sevgi. Eshab-ı kiramın başarısının sebebi, birbirlerini sevmeleridir.
- Kendinize, Allah rızası için, insan ancak bu kadar iyi olabilir, dedirtin. Herkese yumuşak söyleyin, yumuşaklıkla muamele edin, az konuşun, incitmeyin. Merhametli ve affedici olun.
- Düşmanınıza iyilik edin, hediye verin. Rahat edersiniz. Kırıldığınız müslümana iyilik edin, sevmediğinize ihsan, sıkıldığınız insana güler yüz gösterin. Dinimizde buna fütüvvet denir.
- Fütüvvet [mertlik], seni sevmiyene ihsanda bulunmak ve sevmediğin ile de tatlı konuşmaktır. Herkesin utanacak şeylerini örtün ve kötülükleri affedin.
- Doğru olun, doğru konuşun, arkadaşlarınızın hatalarına tahammül edin, herkese iyilik edin, komşuya eziyet etmeyip ondan gelecek sıkıntıya katlanın. Buna mürüvvet denir. Mürüvvet, insanlık, iyilik yapmak arzusudur
- İki şeyi unutma: Allahın seni her yerde gördüğünü ve ölümü hiç unutma. İki şeyi de unut: Yaptığın iyilikleri ve sana yapılan kötülükleri unut. İyinin de kötü huyu bulunabilir. Bunun kötü huyunu değil, iyi huylarını örnek almalıdır! Çünkü Peygamber efendimiz (Bir müminin iyiliğini unutup, kötülüğünü hatırlayanı Allah sevmez) buyuruyor. Deylemî)
- Dünyada Cehenneme götürücü tuzaklar var. Bu tuzaklara yakalanmamalıdır. Kur'an-ı kerimde, bu tuzaklar şöyle bildiriliyor: (Dünya hayatı, lab, lehv, zinet, tefahur ve malı, parayı, evladı çoğaltmaktır) [Hadid 20] [Lab oyun, lehv eğlence, zinet süslenmek, tefahur öğünmek demektir.] Bunların bir tanesine yakalananın gönlü ölür.
- Yardıma, hizmete giden, kendi aklına, konuşmasına, gücüne, gayretine güvenirse, Allahü teâlâ onun işini kendine bırakır, rezil olur, zelil olur. Rıza-i ilahi için çıkıp, benim elimde bir şey
Batı dünyasının geleceği İslam'dır. Çünkü diğer dinlerin değişen zamana uyması zor. Oysa İslam, her döneme uyarlanabilecek genel ilkelere sahiptir. Bugünkü modern dünyada develer yerine arabalarımız, uçaklarımız var, ama ulaşım ulaşımdır. Yapılacak iş İslam'ın koyduğu ilkeleri günümüz koşullarına uyarlamaktan ibarettir.