Coğrafya > TRABZON

    TRABZON


    TRABZON Resimleri


    [swf1]maraboglu-oy-trabzon.swf[/swf1][swf2]600[/swf2][swf3]450[/swf3]
    Trabzon

    Kent merkezi kuzeyde denizden, güneyde Boztepe''nin üzerine kadar düzgün olmayan teraslar halinde yükselir. Değirmendere, Kuzgundere (ya da Tabakhane) ve Zağnos dereleri yerleşimi güneyden kuzeye derin boğazlarla bölmüştür. Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan ve düzgün olmayan yüksek bir masa formundaki alan üzerinde, kentin bilinen eneski yerleşim kalıntıları tespit edilmiştir. İşte bu nedenle Trabzon adının eski Grekçe masa ya da trapez/yamuk biçimi karşılığı olarak "trapezos" kelimesinden geldiği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Trabzon adına, Trapezos olarak ilk kez, Yunanlı komutan Kesnophon tarafından kaleme alınan, M.Ö. 4. Yüzyılda geçen olayların anlatıldığı "Anabasis" adlı antik kaynakta rastlanmaktadır.
    İyon kökenli Miletoslular Batı Anadolu''dan sonra M.Ö. 7. Yüzyılda Karadeniz''e de gelerek kıyılarda koloni kentleri kurmuşlardır. Trabzon da, merkezi Sinop olan bu kolonilerin arasında sayılmaktadır ve birçok araştırmacı, kentin ilk kuruluşu olarak bu dönemi göstermektedir. Oysa Kolkhlar, Driller, Makronlar gibi yerli kavimler Trabzon civarında çok daha önceden beri yaşamaktaydılar.

    Aynı yüzyılda Karadeniz Bölgesi Kafkasya''dan gelen Kimmerler ve onların ardından İskitlerin akınlarına uğramıştır. Ancak bu akımların kolonilerin kuruluşundan önce mi yoksa sonra mı olduğu konusu tartışmalıdır. M.Ö. 6. Yüzyılda ise Trabzon Perslerin egemenliğine girerek, Pont Kapadokyası adı verilen satraplık içinde kalmıştır.

    Makedonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 334 yılında tüm Anadolu''da Pers hakimiyetine son vermiştir.

    İskender''in ani ölümünden sonra oluşan karışıklık sırasında Pont satrabı II. Ariantes''in oğlu Mithridates, yerli halkın desteğiyle Karadeniz''de Pontus Devletini kurmuştur. Trabzon, M.Ö. 280 yılında merkezi Amasya olan Pontus devletinin sınırları içinde kalmıştır.

    M.Ö. I. Yüzyılda batıda güçlenen Romalılar Anadolu''yu da işgal etmeye başlamışlardır. Roma kralı Pompeius''un Pontus Kralı V. Mithridates''i Kelkit vadisinde bozguna uğratması üzerine Pontus Krallığı dağılmıştır. Böylece Trabzon , M.Ö. 66 yılında Roma yönetimine girmiştir. Roma''da Avgustus''la birlikte M.Ö. 27 yılındanitibaren imparatorluk dönemi başlamıştır. Avgustus''un idari düzenlemesi sonucu Trabzon, Pontus Polemoniacus adı verilen vasallık içinde yer almış, İmparator Tiberius zamanında (M.S. 14-37), diğer bir idare bölüm olan Kapadokya Eyaleti sınırları içinde kalmıştır. İmparator Nero döneminde ise (54-68) serbest kent olma ayrıcalığına kavuşturulmuştur. Trabzon bu dönemde "ünlü" ve "zengin" kent tanımlamasıyla tarihçilerin kitaplarında yer alır. Roma İmparatorluğunun doğu sınırının savunmasına önem veren Vespasian zamanında (69-79) Trabzon, Kapadokya -Galatya Eyaletine dahil edilmiştir.

    Ünlü Roma İmparatoru Hadrian Döneminde (117-138) tüm imparatorlukta olduğu gibi Trabzon''da da önemli imar etkinliklerinde bulunulmuş, birçok dini ve askeri binalar ile yollar, su kemerleri ve yakın zamana kadar kalıntıları görülebilen yapay bir liman inşa edilmiştir Hadrian''dan sonra Trabzon''un parlak dönemi sona ermiş, 244 yılında para basma yetkisi elinden alınmıştır. Roma Döneminde basılan Trabzon sikkelerinin ön yüzlerindeRoma İmparatorlarının büstü olmakla birlikte, arka yüzlerinde Pontus Krallığı döneminden beri süregelen kendi mitolojik figürlerine yer verilmiş ve Grekçe yazı kullanılmıştır.

    Trabzon, 276 yılında tüm Doğu Karadeniz Bölgesine akınlar yapan Gotların saldırısına uğramış, bu saldırıda tüm kent yakılıp yıkılmıştır. Roma İmparatorluğunun son dönemlerinde 4. Yüzyılın başında Diocletian Maximian, Constantinius ve Galerius''tan oluşan dörtlü idare zamanında Trabzon''da yeniden bir takım imar etkinliklerinde bulunulduğunu Trabzon Müzesindeki Latince bir kitabeden anlıyoruz.

    Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrılınca Trabzon, merkezi İstanbul olan Doğu Roma / Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. Bizans İmparatoru Justinianus (527-564) Trabzon''da kent surlarını restore ettirerek yeni bir imar etkinliğini başlatmıştır. Heraclius zamanında (610-641) imparatorluk askeri bölgelere ayrılmaya başlanmış, Trabzon, Teophilos zamanında (829-842) kurulan Khaldia Temasının merkezi olmuştur.

    Müslüman Araplar 8. Yüzyılın başlarından itibaren Anadolu''ya düzenledikleri baskınlarda Doğu Karadeniz ve Trabzon''a gelmişlerdir.

    Bizans İmparatorluğunun 1204 de IV. Haçlı seferleriyle gelen Latinlerin eline geçmesi üzerine, imparator I. Andronikos Komnenos''un İstanbul''dan kaçan torunları Alexios ve David, Gürcü Kraliçesi Tamara''nın da yardımıyla Trabzon''da 1204 yılında bağımsız olarak Komnenos Krallığını kurmuşlardır. Anadolu Selçukluları ile evlilik bağı oluşturarak ve vergi ödeyerek siyasi varlıklarını sürdürebilen Komnenos Krallığı, I. Manuel Komnenos zamanında (1238-1265) en parlak dönemini yaşamıştır. Gümüşhane''deki gümüş madenlerinin etkisiyle de ekonomik olarak güçlenen Manuel I''in sikkeleri üzerinde "en mutlu" ünvanı yer almaktadır.

    I. Bayezid''in 1398 de Samsun yöresini almasından sonra Trabzon Komnenos Krallığı Osmanlı Devletine yıllık vergi ödemek zorunda bırakılmıştır. David Komnenos, iktidarı döneminde (1458-1461) vergi ödemeyi durdurarak, önceden ödediklerini de Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan aracılığıyla geri istemiş, Osmanlılara karşı Avrupa''daki büyük devletlere ittifak önerisinde bulunmuştur. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet''in öncülüğündeki Osmanlı Kuvvetleri Bölgeyi kuşatarak, 1461 yılında Trabzon''u ele geçirmiş ve Komnenosların egemenliğine son vermiştir.

    Trabzon, Osmanlı Döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. İlk sancak beyi Hızır Bey''dir. 1470 yılında sancak beyliği küçük yaşta Şehzade Abdullah''a verilmiş; Abdullah, annesi Şirin Hatunla birlikte 1479 yılına kadar Trabzon''da yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim de şehzadeliği sırasında (1491-1512) Trabzon''da Sancak Beyi olarak bulunmuş, sonradan Kanuni ünvanı alacak olan oğlu Sultan Süleyman burada doğmuştur.

    Trabzon 16. yüzyılda, merkezi Batum olan Lazistan Sancağı ile birleştirilerek eyalete dönüştürülmüş ve bu yeni idari birimin merkezi olmuştur. 1867 yılında Trabzon''da büyük bir yangın çıkmış, bir çok kamu binası da bu sırada yanmış ve kent daha sonra yeniden düzenlenmiştir. 1868 yılında vilayet olmuş, merkez sancağı dışında Lazistan, Gümüşhane, Canik Sancakları da buraya bağlanmıştır.

    Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar Trabzon''a saldırır (14 Nisan 1916). Trabzonlulardan oluşan vurucu güçler (Milis), bu saldırı sırasında gerilla savaşı verirler. Bu sıralarda, cepheye gönderilmek üzere Hamidiye Zırhlısının desteğinde Trabzon Limanına gelen cephane Trabzonlu gençlerce büyük bir heyecan içinde boşaltılıp Maçka''ya taşınır.

    Çaykara''da Sultan Murat Yaylasında (10 Haziran 1916), Of''ta Baltacı, Arsin''de Yanbolu Derelerinde Ruslara karşı başarılı savaşlar verilmiş, ancak o yıllardaki koşullar altında düşmanın Trabzon''a girmesine engel olunamaz ve Ruslar 14 Nisan l916 yılında Trabzon''a girer. Rusların Trabzon''da kaldığı bir yıl, on ay, on günlük süre içinde özellikle Rumlar ve Ermeniler, yerli halka büyük işkenceler yaparlar; sayısız insan öldürürler.

    1917''de Rusya''da "Bolşevik Devrimi" olur, Çarlık Yönetimi yıkılır. Bunun üzerine Rus ordusunda büyük bir panik başlar. Bu Rusların Trabzon''dan çekilmesine de yol açar. Öte yandan, batıdan doğuya doğru kayan ve Karadağ''da toplanan Türk Çeteleri, Akçaabat''a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey''in komutasında üç koldan Trabzon''a doğru yürürler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon''a girer.

    Ulu Önder Atatürk, Cumhuriyet döneminde Trabzon''a üç kez gelir; l924, 1930 ve 1937 yıllarında, ilk geldikleri 15 Eylül 1924 günü, Trabzonlularca "ATATÜRK GÜNÜ" olarak kabul edilir ve bu kendisine bir telle bildirilir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Uzungöl

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Akçaabat yöresindeki yayla şenliklerinin en görkemlisi her yıl 19-20 Temmuz tarihlerinde (Orak yedisi) yapılan Hıdırnebi Yayla Şenliği'dir. Özellikle Yayla Turizminin canlandırılması açısından büyük önem taşıyan Yayla Kent Projesi ile Hıdırnebi Yaylasının turizm açısından değeri artmıştır.
    Trabzon'da bakır ve gümüş işçiliği

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    ----------------------------------------------
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    ---------------------------------------------
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Sıradakilerde benim makinemden...

    --Fındık Dalı--
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Boztepe'de TRABZON yazısı

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    ipekyolu işmerkezinden Maraş Caddesi

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    ----------------------------------
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Yazdan Kalma Trabzon
    Boztepe'den genel görünüm

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    bilmeyenlere: "bu gördüğünüz ufak bir değirmen, üstteki taşı mısır öğütülür ve yarma elde edilir"

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Ganita

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Sahilde "Kanuni Sultan Süleyman" heykeli...

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    resimler calışm9ıyor link ölmüş
    DosTuM LiNL LeR ßoZuK...
    Link Ölmüs !!!!!
    RESİMLER TEK KELİMEYLE ŞAHANE
    harika resimler ellerine sağlık
    Ellerine sağlık
    ben görüyörum harika
    defalarca gittim buraya yolu düsen herkese tavsiye ederim arkadaslar
    teşekkürler eline sağlık
    varmi memleketim gibisi ne kadar ozledim bilemezsiniz arada bir da olsa resimlaere bakip hasret gidermek cok guzel. bu imkani sundugun icin tesekkrler kardesim. tam otuz yilim gecti memleketimde. otuz yildan sonra memeleket hasreti cekmek cok zor ,bunu anlatamam , ama az da olsa hafifliyor hasretim bu resimlere baktikca , saolasin dostum emeginize saglik bu sayfanin daha genis olmasi lazim aslinda , eger zerime dusen bir gorev varssa yapmaya hazirim, simdiden tesekkur
    Maçka'nın 17 kilometre güneyinde. kendi adıyla anılan derenin sağ yanında, yine kendi adıyla söylenen ormanın içinde. oldukça yüksek sarp bir kayanın ortasında, oyukta bulunan ''Meryemana Mantırı'' XII-XIII. yüzyıllarda yapılmıştır.



    Meryemana' nın giriş yeri oldukça dar bir kapıdır, içinden, kapıya çıkan basamaklardan ancak bir kişi kolaylıkla geçebilir.Basamaklar kayanın en dar,.en dik yerinde yapılmış. kapının basamaklara bakan yerine üstten bir gözetleme deliği açılmıştır.Kapının yapılışı kuruluş biçimi ortaçağ şatolarının giriş yerlerine benzer .Savunması çok kolaydır.Bekçiler, gözetleme yerine kapının içinden yukarıya doğru giden ancak bir kişinin sığabileceği pek dar yoldan çıkarlar.Manastırı bu durumda bir bekçi kolayca koruyabilir .Gerektiğinde birkaç basamağın yıkılmasıyla manastırın dışarı olan ilgisi büsbütün kesilebilir, kişi şöyle dursun, içeri bir kedi bile giremez. üst üste dört onarım gördüğü, sıvalarının dört kat oluşundan, duvar resimlerinin en alttan en üste doğru dört kat bulunmasından bellidir.Meryemana bir erkek manastırıdır. iki hölümdür. Birinci bölümün ilk yapılan yer olduğu taş oyuğunda görülen tapınma yerinin tavanındaki resimlerden anlaşılmaktadır .Gerek isa'nın gerek Meryem'in yüzleri kirpik uçlarına varıncaya değin tek düzlem üzerinde, bütün incelikleriyle gösterilmiştir .Resimlerde sonraki çağ resimlerinde görülen derinlik yer kaplama, değişik anlatım özelliği, gölge-ışık bağlantısı yoktur.Tapınak bölümünün içi, dışı incil'den alınmış konuların havarilerin resimleriyle süslenmiştir.Ayrıca Isa'nın uçuşu, Meryem'in ölümü, vaftiz işlemleri. ölü gömme törenleri, bir bir resimle anlatılmaktadır.



    Tapınma yerinin bitişiğinde kayadan üçlü üçlü damlayan suyun düştüğü yerde, sonradan yapıldığı Anadolu Selçuklu süsleme, taş işleme işi ile yakın bir benzerlik göstermesinden anlaşılan, bir ayazma vardır. Gene tapınma yerinin kuzey yanında üç dört hücre bulunmaktadır onların da duvarları, tavanları resimlidir.Bu bölümlerdeki resimlerin daha sonraki çağlarda yapıldığı işçiliklerinden, kullanılan boyanın yapısından anlaşılıyor.Ayazmanın güney yönünde bir fırın, fırına bitişik bir ufak kilercik görülüyor.Fırının bir bölümü düz, bir bölümü ise delikli tuğlalardan yapılmıştır.Bu bölümün sonradan onarıldığı, tuğlaların delikli olmasından anlaşılmaktadır .Delikli tuğla yakın çağların bir buluşudur,



    Tapınma yerinin tavanında ikisi büyük olmak üzere 10-15 resim vardır.En ünlüleri ortada ikisidir, en eskileri de bunlardır. Tapınma yerinin sağ, sol yanlarında kutlu nesnelerin saklanmasına, korunmasına yarayan, duvarlar kireç kullanılarak taş örülmüş iki ayrı karanlık yer vardır.Bir bölüm giriş kapısından inen basamakların solundadır.



    Tapınma yerinin dış duvarlarını süsleyen resimler de incil'de geçen kutlu olayları, kutlu törenleri göstermektedir.Bunlar da bir kaç onarım görmüştür.Resimlerin bu gün görülenlerinin manastırın yapıldığı yıllardan kaldığı söylenemez.Olsa olsa 150 yıllık bir geçmişleri vardır.Gerek iç. gerek dış bölümlerde bulunan resimlerin boyalarına bakılınca sarının bir çok yerde ağır bastığı, daha keskin, daha belirli olduğu görülür.Sarının yanı başında yer alan ikinci boya kızıldır, sonra yeşil-pembe karışımı bir boya göze çarpar, resimlerin işlenişinde, durumlarında, ortaya konuşlarında, olayların birbirine bağlanışlarında, konuların birbiri ardından gelişlerinde elle tutulur bir ortaçağ anlayışı sezilmektedir.



    Birkaç yüzyıl önce Lucas adlı bir ressamın yaptığı söylenen fresklerde en çok göze batan yön yüzlerin çok incelikle işlenmiş olması, açık-seçik bir anlatım özeniği taşımasıdır.



    Tapınma yerinin tavanında görülen büyük resimdeki erkek elinin parmakları ile Kariye Camiinde görülen erkek el parmakları biçimleri, resimlenişleri, işlenişleri, anlatım özellikleri değişmez.Parmaklar biraz biçimsizce, açılışları pek gerçeğe uymuyor .yarı yuvarlak bir durumları var.Burunlar yukardan dar, uca doğru inildikçe geniş, biraz uzunca, gözler yanlara doğru uzamış, belli bir yere bakıyor gibi işlenmiştir.Kaşlar ince, uçları sivri, alınlar açıksa da biraz dar durumdadır.Parmaklar kiminde de uzun, Bütün bakışlarda bir eş anlamlılık, bir üzüntü seziliyor.Böyle bir resim anlayışı yine Ortaçağ'ın üzülen Isa'sı ile boyuna ağlamaklı Meryem'ini dile getiriyor.Omuzlar yuvarlak, boyunlar uzun, çeneler sivri sivri, dudaklar ince bitişik.



    Meryemana, Kariye, Ayasofya resim anlayışı bakımından bir elden çıkmış gibidir.Meryemana'da bulunan resimlerin Kariye, Ayasofya mozaiklerinden çok sonra yapıldığı su götürmez bir gerçektir.Kariye, Ayasofya mozaiklerinde görülen incelik, yaratıcılık, güzellik Meryemana'daki fresklerde yoktur.Bunu da onlardaki eksikliğin bir sonucu olarak almamış, anlamamız gerekir.Eski mozaikler, duvar resimleri daha başarılıdır.



    Bütün olaylaırın bir düzlem üzerinde geçmiş gibi gösterilmesi, resimlerde açık bir gölge-ışık bağlantısının bulunmaması bizi ister istemez eskiye doğru götürüyor.Bu eskiliğin bir gelenekten kaynaklandığı açıktır.Boyalar toprak boyası, eski taş yosunu boyası gibi ortaçağ fresklerinin yapımında kullanılan ilkel boyalardır.Duvar Sıvalarında samanla kireç karışımı kullanılmış, yumurta akıyla parlatılmıştır.Meryemana, bütün öteki Ortodoks-Hıristiyan tapınaklarında görülen anlatım, işleniş, ele, alınış özelliğini taşır.Onun bütün özelliği Karadeniz kıyılarında en eski oluşu, bir eşinin daha olmayışı, bilinmeyen bir yerde kuruluşu, doğanın apayrı bir elle bezediği bir çevrede bulunuşudur.



    Meryemana'nın gerçek değeri, günlük yaşayış ölçüleri içinde inançları ne olursa olsun, bütün kişileri bir araya toplamasında, bütün kişi açılarına kucak açışındadır.Bu durum Meryemana'nın içini, dışını süsleyen fresklerin kişi yaşayışıyla ilgili konuları içermesinden doğuyor.Orada bütün bir yaşama olayının değişik yönlerini, türlerini bulmaktayız.



    Meryemana'nın bu ilk bölümünün yapımında kullanılan taşların bile türleri değişiktir.Fırın, sıcağa dayanıklı, ısıyı uzun bir süre saklayabilen fırın taşından, yan bölmelerin biri düz, biri de delikli olmak üzere iki ayrı tuğladan yapılmıştır.Öteki duvarlar yontulması oldukça güç, çevrede bulunan taştan kireç karışımı ile yapılmış, kapı, pencere gibi yerler ise kolay yontulan, o yörede bulunmayan yumuşak taştandır.Kapı, pencere üstleri, duvar araları meşe, karaağaç hatılları ile yapılıdır.Ufak pencerelerin çoğu yontma taş ile kemerlidir.Döşeme düz taş kaplıdır.Hücreler, tapınak yeri, onlara bitişik dar, karanlık bölmeler, ışık olmakta kullanılan ufak dolapları içerir.Fresklerde duvar resimlerinden başka hayvanlar da görülmektedir.Birkaç yerde ağaç resimleri göz:e çarpar.Tapınağın üç yanı kaya, doğu yanı duvardır.Tavanı, bütün duvarları fresklerle kaplıdır.Doğu kesimindeki duvarların iç, dış yüzeylerinin ikisi de fresklerle donatılmıştır.Meryemana'nın en eski bölümü burasıdır.Tapınağın kuzey yönünde bulunan bölüm iki katlıdır.Üst kesimde hücreler vardır.



    Meryemana'nın ikinci bölümüne gelince; giriş kapısını geçip iç basamaklara inerken sağ yanda görülen bölüm yatak odalarının, salonların, kütüphanenin, kilerin, helaların, yiyecek yerlerinin bulunduğu dört katlı bölümdür.Bütün odalarında ocaklıklar , ışık dolapları, kitap koyma yerleri görülür.Odalar, sofalar çıkma balkonludur.En altta tonozlu bir mutfak, onun altında şarap, yağ saklama yerleri bulunuyor.Bütün duvarlar karaağaç, meşe hatılları ile birbirine içten içe karşılıklı olarak bağlıdır. Duvarların kalınlığı aşağı yukarı 60-100 cm. arasında değişmektedir.Pencereler yontma taştan o1up kemerli değildir.Duvarlarda resim yoktur.Meryemana'nın bu bölümü, alttan önü kapı biçiminde açık, dört kemer üzerine oturtulmuştur. Duvarın temeli, kayanın yukarıdan aşağı üçgen biçiminde inen dar açılı yerinden başlamak üzere kurulmuştur.Bu bölüm de yapı biçimi bakımından açıkça ortaçağ özelliği göstermektedir.Mimarlık bakımından üzerinde durulmaya değer yönü daha çok taşıdığı ortaçağ özelliğidir.Bugün büsbütün yıkılmış olduğundan odalarının gerçek sayılarını iyice bilemiyoruz.Yalnız duruma, yapının kuruluş düzenine bakılırsa, odaların sayısı 20 ile 30 arasındaydı.



    Gerek odaların, gerek öteki bölmelerin yapımı biçimi düzen bakımından ortaçağ yapı işçiliğinin açık izlerini taşımaktadır.Bunu duvarların taş işçiliğinden, örgüsünden de anlamak kolaydır.Meryemana'nın bu bölümü iyice kaya üzerine oturtulmuş, bütün ağırlık kayanın doğu kesimine yüklenmiştir. Bu bölümde de, yumuşak, işlenmesi güç soyundan türlü türlü taşlar kullanılmıştır.Manastırın doğu kesimi aydınlık, iç açıcı, yüksek, çevreyi görür biçimde, tapınağın bulunduğu kesim ise kapalı, karanlık, basık, biraz sıkıcı, ağırlık vericidir.Içinden girip bakıldığında tapınak bölümünün kayanın içine gömülmüş, odaların olduğu kesimin ise kayaya yamanmış gibi durduğu anlaşılır.Bu durum bize bu iki bölümün ayrı ayrı zamanlarda yapıldığını, ayrı ellerden çıktığını gösterir.
    Ister tapınağın olduğu bolüm üzerinde durulsun, ister öteki 'kesimler ele alınsın Meryemana'nın ayrı ayrı çağlarda yapıldığı, onarıldığı bir takım eklemelerin katılması sonucu, zamanla genişletildiği açıkça anlaşılır.Kapladığı yerin genişliği büyütülmeye elverişli oluşu, az bir süre içinde geniş ün kazanışı buranın bir takım eklemelerle büyütülmesini gerektirmiştir.Bir Pontus kralının orda taç giymesi, bir yandan Meryemana'nın o çağdaki ününü, bir yandan da bu olayın ona kazandırdığı önemi göstermeye yeter. Sonraları da bir çok önemli kimsenin görmeye gelişi Meryemana'ya ayrı bir değer kazandırmıştır.Ikinci bölümün daha güzel onarımı, yaşamaya daha elverişli bir biçimde yapımı manastırın bir çok önemli işlere yaradığının da açık belirtisidir.
    Manastırın suyu eski Roma yapısına benzer kemerlerden geçen kiremit borularla derenin batı yönündeki ırmaktan getirilirdi. Yapının içinde taştan su olukları, yağmur akışını toplayan taştan evlekler vardır. Bugün bunların ancak silik izleri kalmıştır.Taş döşemeli avlular yıkılmış, basamaklar kopmuş, su yolları, giriş yerleri, odaları, sofaları, alt-üst katları, hücreleri birbirine bağlayan yollar, geçitler görünmez olmuştur. Meryemana'nın içinde en alt katta bir de kilisede kullanılan öteberinin saklandığı bölümler , suçluların atıldığı hapishane, ceza odaları vardı. 19 yüzyıl başlarında Istanbul'dan gönderilen bir takım suçluların atıldığı hapishane, ceza odaları vardı. 19. yüzyıl başlarında istanbul' dan gönderilen bir takım suçluların padişah fermanı ile Meryemana'da içeri atıldığını bildiren belgeler bu gün eldedir.O çağlarda bile Meryer:nana'nın değişik yönlerde önemi vardı.



    Bu manastırın kuruluşu ilkin din amacını gütmüşse de sonraları askerlik bakımından da önem taşımaya başlamıştır. Meryemana'nın Birinci Dünya Savaşından önceki yıllarda 'Pontus Rum Devleti'ni kurma yolunda çalışan Rumların özellikle '_ivera, Santa Rumlarının savaş araçları yığınağı olarak kullanıldığı bu gibi işlerin konuşulma yeri olduğu, söylenmektedir.



    Manastlrılı giriş kapısından önce, daha içeri girmeden yolun dışında, solunda görülen iki yapı daha vardır.Bunlardan kayanın üstünde duran ilki Ayavarvara adını taşıyan ufak kilisedir.Bunun yanında görülen yapıcıklarda kadınlar oturur , manastırın ineklerine, öte beri işlerine bakardı.Kadınlar manastırın içerisine girip orada erkeklerle karışık tapınmalarda bulunamazdı.Bu yapı kemerlidir ufak yolludur.Yanında yatacak yerleri, aşevi, konaklama yeri vardır.Aşağı yukarı manastırdan biraz sonra yapılmıştır.Meryemana'nın karşısındadır.Onun da giriş yeri güvenlidir.Manastırın giriş kapısının karşısında görülen yapı manastıra yiyecek, öteberi taşıyan hayvanların saklandığı ahırdır.Onun da yanında hayvan bakıcılarının yatıp kalktığı yerler, bölmeler vardır.Manastıra bağlı bahçelerin, ağaçlıkların, korulukların bakımı ile uğraşanların durduğu yerler de gene manastırın dışındaydı.Meryemana'nın kuzey yönünde görülen ufak hücre, ölülerin konduğu yerdi.Şimdi orası da yıkılmış gitmiştir.Ölülerin gömüldüğü yerler manastırın yakınındadır, bugün pek belli olmuyor.Meryemana'nın oldukça geniş, bol, verimli gelir kaynakları olması yüzünden varlıklı sayıldığını biliyoruz.Çevresinde görülen sık ormanlarda, manastırın içinde, kayalıklarda pek çok değerli nesneleri gizlemek, saklamak için çok az kimselerce bilinen yerler vardır.Özellikle hücrelerin altları tapınağın altı, manastırın en alt katları, duvarların içleri değerli nesnelerin, altınların, kutlu nesnelerin saklandığı yerlerdi.Bugün bir çoğu yıkılmış, aranmış, yerle bir olrnuştur .Oysa manastırın gerçek değeri bunlar değildi.



    Meryemana'nın kuruluş yılı, daha önce de söylendiği gibi, nedense bilinmemektedir.Onun gerçek kuruluş yılı ortaçağın karanlıkları içinde yok olmuş, yada unutulup gitmiştir.

    Bu yüzden bir çok düzmece nedenler yaratılmış, aziz düşleri ileri sürülmüş, gerçekle, bilim anlayışla ilgili olmayan düşünceler ortaya atılmıştır.Manastır kavramı 15. Hıristiyan dininin iyice soyut bir yapı kazanması ile ortaya çıktığından Meryemana'nın kuruluşu da öyle pek eskiye ilkçağa değin götürmemek gerekir.Dinin gerçeklerden büsbütün sıyrılması sonucunda doğan manastır kavramı bu evrenden el etek çekmiş kimselerin yaşama yeri, kendini Tanrıya verme bucağı olmuştur.Durum aşağı yukarı bütün dinlerde böyle olagelmiştir.Bugün kuruluş yılları kesin olarak bilinen manastırların en eskileri Aynaroz' dadır.Ilk manastırın Anadolu'da kurulduğu söylentisi varsa da yılı bilinmemektedir.Aynaroz manastırları ise IS. 9-10. yüzyıllarda kurulmuştur. Meryemana onlardan epeyce sonradır.



    Meryemana bir ortodoks manastırıdır.Hıristiyanların böyle ortadoks-katolik diye ikiye ayrılması Roma Imparatorluğunun bölünmesinden doğu-batı Roma Imparatorluğu adı altında ikiye ayrılmasından sonradır.Meryemana Doğu Kilisesi'ne, Istanbul'a bağlı, Istanbul Kilisesi'nin gittiği yolda giden bir manastlrdır.Bu yüzden kuruluşu da ondan, Istanbul Kilise' sinden çok sonra olsa gerektir.



    Meryemana manastırının gerçek kimliği Latinlerin istanbul'u alması sonucunda Bizans'ın yıkılıp orada bir Prens'in Trabzon'a gelerek Pontus Rum Devletini kurması olayından sonra ortaya çıkmıştır.Hıristiyanlığın yayılış sıralarında dincilerin sessiz, kovalanma, yakalanma korkusundan uzak yerlerde çalıştıkları biliniyor.Meryemana'nın da böyle bir anlayışla, gidilmesi çok güç bir bucakta kurulmuş olması düşünülmeğe değer bir konudur.Meryemana aşağı yukarı bütün dinlerce, bütün dincilerce (Museviler bir yana) kutlu sayılan bir yerdir.Onun ününü hızla, kısa bir zamanda yayılması da bütün acı çekenlere dara düşenlere kucak açmasındadır.Hangi dinden, hangi inançtan,olursa olsun bütün sıkıntıya kapılanlar , dara düşenler Meryemana'ya, onun üçüzlü kutsal suyunda yıkanmaya koşardı.Bugün bile başı dara düşen bir çok kimse Meryemana'ya koşar, ondan yardım umar, ona adaklar sunar, kutsal suyun içine paralar atar, çeşmeye yamalar bağlar, orada okunur, üflenir.Bunlar, üzerinde durulması gereken yönlerdir.



    Meryemana'nın bulunduğu yörede çevreye özgü bir yeşillik, yüksek ladin ormanları, soğuk sular, yararlı otlar, alabalıklar, daha başka av hayvanları vardır.Bunların bir takım gizli, yararlı güçler taşıdığına inanılmaktadır.Bugün Meryemana yörelerinde, eski zengin manastırın bir çok gömülerinin bulunduğu bir gerçektir.Bu gömüleri bir yandan zaman, bir yandan bırakıp gidenlerin gizlilikten duyduğu sevinç bize bulduramamakta, bizden gizlemektedir.Gelecek çağların bunları açığa çıkaracağına, bu uygarlık kalıntılarını bulacağına inanıyoruz.



    Eskiden Meryemana' da dernekler kurulur, şölenler verilir, oyunlar eğlenceler düzenlenirdi.Bugün onlar da yavaş yavaş unutuluyor.

    Meryemana nın böyle sapa, gidilip gelinmesi çok güç bir yerde kurulmasının türlü türlü nedenleri vardır.Bunların birisi yukarıda belirttiğimiz gürültüden uzak kalmaktır Ötekilere gelince baskına uğramamak, başkalarınca görünmeksizin dini yaymak. gözden uzak kalmaktır.Ayrıca kiliselerin, manastırların yüksek yerlerde, özellikle kayaların doruklarında kurulmasında bir Hıristiyan inancı yer almaktadır.Bu inanca göre Isa'nın göğe ağışı yüksek bir yerden, ya da bir kayanın tepesinden kalkarak başlamıştır.Başka bir yön bu gibi yapıların gerektiğinde askerlikte de işe yaradığıdır.



    Meryemana'nın çok geniş toprakları, tarlaları, bahçeleri, çayırlıkları, ormanları, kazanç sağlayan evleri, alış-veriş yerleri, sığırları, koyunları, atları, katırları vardı.Aşağı yukarı Pontus'un en kutsal, en varlıklı bir yeriydi. Orada bulunan halılar, kilimler, işlemeler, ağaç üzerine yapılmış, kazınmış resimler çoktu.Yemekler mutfağın büyük kazanlarında yapılır, sürü sürü konuklar ağırlanırdı.



    Manastırın giriş kapısının karşısında, tapınağın önünden geçip kuzeye doğru dizilen hücrelerin üstünde, kayadan geçen daracık bir yol vardır.Bu yol manastırın bir baskına uğraması durumunda gizlice kaçmak, saklanmak içindi.Bugüne değin o gizli yolu bilen pek yoktu.Şimdi o yol tümden yıkılmıştır.Bu gizli yol son hücrenin üstünden, kuzeye giden en uçtaki odanın önünden geçen aralıkla bitişikti.Kayanın dereye bakan yönünde, altta dar koyu karanlık bir delikten aşağı öldürülmek istenenler atılırdı.Yakın yıllara değin orada bir çok kişi kemikleri, altın yüzükler bulunmuştur.Bu yazıyı yazanın babası bu yüzüklerden bulmuştu.Kayanın aşağında, derenin kıyısında da böyle kişi kalıntıları çok görülürdü.Derenin yanında büyük kireç kuyuları, biraz ileride ormanın içinde kömür ocakları vardı.Meryemana'ya yiyecekler Maçka'dan giderdi, bütün yiyecekleri katırlar taşırdı.Üçü gider, üçü dönerdi katırların.Yemeklerin en güzelleri, içkilerin en iyileri, en eskileri, eğlencelerin, törenlerin, derneklerin en tatlıları Meryemana'da görülürdü.Güzelin iyisi, yemişin olgunu, kişinin göze geleni orada bulunurdu.Gün doğar doğmaz Meryemana ışıldar, Sesli Kaya'ların doruğundan dereye doğru ışıklar akar akar yayılır, çam tepeleri pırıl pırıl olur... Meryemana deresinin otu, sarı çiçekli duğundan tereyağları sarımtıraktır.Sütleri çiçek kokuludur, sarı sarıdır, yağlıdır.O yörede adına 'zifin' denilen sarı bir ağaç çiçeği vardır, arılar bundani bal yapar.Bu bal yiyenleri tutar, baş döndürür, biraz kendinden geçirir, baygınlık verir.Işte Ksenephon'un askerlerini tutan ''delice bal'' dediği bu tür baldır.Meryemana'nın taşıdığı özelliğin sonradan çok değişmiş olması gerekir.Erkek manastırlarına kadınlar sokulmazdı, özellikle Meryemana Türk Kurtuluş Savaşından sonra kadın erkek bütün isteklilerin uğrağı olmuştur.Manastır olarak kaldığı sürece kadınların onun yanındaki Ayavarvara Kilisesi'ne gittikleri bilinmektedir.Manastırların duvarlarını süsleyen fresklerin çoğunda kadınlar bulunur da içeri kadın sokulmaz.Bu davranışın arkasında öylesine gizli kapalı işler aramak doğru değildir.Konu Isa'nın evlenmemiş olması inancından doğmaktadır.Isa'yı çıldırasıya seven Maria Magdalena evlenmediği için bir çok kadının onun yolunda gitmesine, evlenmemesine öncülük etmiştir.Bu inanç yüzünden Isa'nın evlenmeyişini erkekler, Maria Magdalena'nın evlenmeyişini de kızlar örnek edinmiştir.Işte Hıristiyan dininde evlenmeme, kendini Tanrı yolunda arınmış sayma bu inançtan doğmuştur.Manastırların kurulması da bu yüzdendir.Meryemana'nın çevresinde bulunan eski köyler ilkçağ'dan kalmadır, bunların Yunanla ilgisi yoktur .Eski Trabzon yerlilerinin tarihte Pontus denen yörede oturanların kurduğu köylerdir bunlar.Bu yerliler sonradan Hıristiyan dinine girmiş kimselerdir.Bu ilk yerlilerin kimler olduğu, hangi soydan, hangi boydan geldikleri bilinmemektedir.Eski diller üzerinde yazılan uzun boylu araştırmalar bunların daha çok Kafkas boyları oldukları, doğudan geldiklerini göstermektedir .
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    elelrinize saglık...
    Güzel memleket Vesselam
    Burası Daha Uygun sanırım