Hani tepkisiz insanlara "Duvar gibi" derler ya. Aslında haksızlık ederler duvarlara. Duvarlar dinlemesini bilirler, sır tutmasını bilirler ve ele vermezler seni. Tepkisizlikleri insanoğlunun her türlü sırrının onlarda saklanmasındandır belki..
Bazen özgürlük dört duvar dediğin yerdedir.. kimse sınırlamaz seni.. sadece sen varsın ve sadece senin düşüncelerin, isteklerin... Acıların, kimseyle paylaşmak istemediklerin..Tüm bunlar için kınanmazsın, yargılanmazsın zalimce..
Canı yanan insan içine kapanır, kabuğuna çekilir. Duvar örer kendine. Çünkü sadece kendinde akalsın ister yaşadıkları. Bilir ki ördüğü duvar onu korur dışardan gelebilecek her türlü etkiden. Bilir ki onun canını yakmaz, binbir parça olmuş can kırıklarının üstüne fütursuzca basıp geçmez duvar. Dinler.. sadece dinler..
Ve duvarın soğuk yüzü sana tüm sıcaklığıyla gülümser belki, sen ona dert yanarken...
bir dile gelse duvarlar
insanlar konuşur ama ulaşamayız onlara uzakları seçerler..
duvarlar gitmez biyere..insanın sende duvar olsaydın keşke diyesi gelıyor
emeğine yüreğine sağlık canım..tam benlik bi yazı
ilginiz için tşkler hanımlar
duvarların en büyük özellikleri sadece susmaları dile gelirlerse yerle bir olur duvarlar
yokum17 bayram msj için tşkler.. geç oldu ama bende sizlerin bayramını kutluyorum
Vazgeçtim artık günleri, ayları saymaktan. Zaman akıp gidiyor işte.. ne geri getirme imkanım var, ne de durdurma. Su gibi akıp gidiyor. Farkına vardığındaysa, her şey için çok geç olduğunu anlıyorsun. Bir bakıyorsun ki bir daha yaşayamayacakların film şeridi gibi geçiveriyor gözünün önünden. İşte o zaman pişmanlıklar, keşkeler, yarım kalan sözler ve duygular, söylenememişler, yaşanmak istenenler... gözyaşına karışmış yüzündeki hüzünlü ifadelerde buluyor kendini.
...
Bir bakmışsın ki zaman akıp gitmiş. Saçlar yılların tanığı. Bir yudum ekmeği çiğneyebilecek diş kalmamış ağzında. Gözler neler şahit oldu senelerce, ne gözyaşı akıttı kah hüzünden, kah sevinçten. Gözler önemli, sevgiyi de ondan alırsın ilk, nefreti de. Kimi zaman utangaç, kimi zaman ateşli bakarlar. Kimbilir kaç kalp kırıldı, kaç kalp aşkı buldu o gözlerde. Ya şimdi Odanın penceresinden, binaların şahitliğini yapıyorlar biraz bulanık .
Ten ve eller; nerede gençliğin ipeksi teni? Şimdi her çizgi ve onda ki her derinlik bambaşka hikayeler çıkarır içinden. Eller sevdiğine dokunmakta ne de sabırsızdır. Tutup da bırakmamaktır görevi. Ama bir bakarsın ki zaman gibi, sahip olduğunu sandığın, sevdiğin herkes, her şey su misali kayıp gitmiş ellerinin arasından. Senin olduğunu düşündüklerin, bir hayal, bir anı olmuş.
Kalbin, artık yavaş ve sessiz atmaya başlar. İçindekiler ilk gün ki gibi canlıdır hala bu tekleyen yürekte. Aklından geçenler, gözlerine eski bir film seyrettirirler. İçin de koskoca yaşamın olduğu uzun metraj bir film. Filmin her karesi, kalbinde ayrı anlamlar bulur. Yaşanan acılar, kalbini de acıtır, aşklar ateşe verir yüreği yeniden, sevinçler coşturur, pişmanlıklar içinde yara olmuştur her seferinde kanayan..
Velhasıl zaman hiç bir şeyin ilacı değildir aslında...
.....
Velhasıl zaman hic bir seyin ilacı degildir aslında...
Cok haklisiniz.
Ben de, zamanin herseye care olacagina, inanan insanlardan biri idim. Lakin, bunun boyle olmadigini, bilakis kendisi gosterdi zamanin Acilarin, elem kederlerin, mutlulugun, gulumsemenin, yasadigini zannettigin hergunun uzerini, sadece incecik bir toz misali kapamis zaman. Kucucuk bir yel esintisi, tum ciplakligi ile yeniden karsiniza dikmis gercekleri. Ama, guzel yanlarini gostermemis hic, hep kanatmis henuz kabuk baglamamis yaramizi
Artik zamana birakmak mi? Asla
Omer Hayyam ne guzel demis:
Bu omur kervanı, bir tuhaf gelir gider
Kazancın, yasamasını bildigin gunler
Saki, bırak su yarını dusunenleri
Gecti gidiyor gece, gecmeden sarap ver
Yureginize saglik cok guzel dizeleriniz. Tesekkur ederim
zamanı durduramıyoruz değil mi? illaki geçiyor... pişmalıklarımız,neşelerimiz,hüzünlerimiz,günlerimiz,gençliğimiz ama aslında ömrümüz...
zaman bedene işlediği gibi işlemiyor yüreğe.En genç tarafımız kalbimiz...
zaman kabullenmişliği öğretir bizlere...geçen zamanın bir daha gelemeyeceğini anlıyoruz...
ya bu günümüzün değerini biliyormuyuz...işte hayat işte zaman...
işin içinde kabullenmişlikte var ...kıymeti varmı bu günümüzün..geri gelmeyecek dünleri serbest bırakabıldik mi..yoksa bir ucundan tutuyormuyuz hala...sona geliyoruz işte...
canım çok güzel yazmışsın...zaman, hayat ve yaş alma üzerine benim soleyeceklerım hep vardır...bunu da belli ediyorum sanırım...yaşlı halime göz atmış gelmiş bir halde duruyorum işte ortalıkta...hala da orta bir yerlerde duruyorum...
yüreğine sağlık...tşkler paylaştığın için...
ben teşekkür ederim aynı duyguları paylaşmak güzel sizinle...
nermin ne güzel ifade etmişsin küçücük bir yel esintisi yetiyor bazen..
zamanla kapanmayan tek yara yürekteki yara sanırım.. artık kanamasada sızlıyor her daim içiten içe..
hayal sanada çok tşkler her daim seni yanımda hissetmek çok güzel...
ben geri gelmeycek günleri serbest bırakamadım en büyük sorunum bu sanırım
________
nedense şimdi Mirkelam'ın bir şarkısı düştü aklıma
Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam
Sonra üzülsem, üzüldüğüme üzülsem
Gözyasıma dalıp dalıp seni hatırlarım
Gel ey YaR!
Gözlerin su serpsin yanan yüreğime
ki gözlerindir...
Bu ateş-i aşkın sebebi.
Gel
Yüreğimi Hicran yarası sarmakta
Tükeniyor bu can bedende
Gel de
YaR/ama merhem ol!
Daha fazla YaR/a(ğ)la(t)ma!
_________
Ben pervane misali dönüyorum ateşin etrafında..
yanıyorum..
yandıkça sen oluyorum
yandıkca aŞk kokuyorum
Ruhum avuçlarımda kanıyor sen diye. Kalbim gözlerinden yara almış intiharın eşiğinde. Kefen giymiş umutlarım.. Kirpiklerime hüzün bulutları takılmış.. Gözyaşlarımı sesinde avut sevdiğim...
..
Hangi kalbe eğilsem sen bakıyorsun.. hangi yüze baksam sen..
..
Direncim kalmadı bu suskunluğa.. Dilinin paslı kilidini kırmak için kaç çığlık gerek, daha ne kadar katletmeliyim yüreğimin sokak aralarında avazımı? Daha ne kadar diyet ödemeliyim?
Simsiyah suskunluğuna mahkum etme beni sevdiğim. Hüzün karası kalbime ışık olsun artık sesin.