Seyduna, bir yanıyla sırtını dağlara yaslanmış
rahat rahat uyuyordu
diğer yanı sevda kılıcından geçiriliyordu
hasretin sütlü şafağında
her ah da ciğerine kan otururdu,
buzdu kapkaraydı dağların kuytuluğu
yaşamın korkusu itelemişti dağlara onu
Türkü söylerdi nefes almak için uluyan gecelerde
yorgun sularca uykuya dalmazdı hayat Seyduna'da
etrafı ağaçlı akarsuya benzerdi Şahrud'un gözleri
ay ışığına bakarak şarkı söylerdi akarken
geceleyin bile yedi iklim rengiydi yüreği
güneş rengi gözlerini düşünürdü Şahrud'un
yorgun düşleri dökülürken uykunun gönlüne
gece gibi kapkara gözüyle yıldızlara bakıp düşünürdü Şahrud'u
düşünür içi yarılırdı acıdan
bir türkü gibi gözleri gibi uzaklara uzanırdı
bir şafak güzelliğinde Şahrud'la uyanmaktı ümidi
ve dağ gibi sertleşen yüzüyle düşerdi toprağa
yorgun gözleri öylece açık dururdu uykuda, yüzünde
yıldızların yaşadığı saatte
Şahrud, yağmurun geliniydi
renklerin yedivereni ile nakışlardı gök maviyi
ne vakit Seyduna'ya hasret yaksa kırık su gibi bakardı dağlara
ve genç ölümlere yakılan türküler gibi ağlardı kuytulara
seyduna, sevdasını dağların yüzü yapar, yıldız yanığı gecelerde,
yüreğinin esrarına dalar kara yele ahını salardı
karanlık denizinin kıyısına çekmişim yitik yüreğimi
nicedir senden aldığım avulu sözlerdir ağzımın taşıdığı
saklımda ağlarım
ya da bir dostun yüzüne gülerken
sularımı yer altına çekmişim
az yaşadıklarımda uzun ölmüşüm
ah şahrud !!!
niye yüzün tam okunmuyor sesimde niye !!!