Güneşin doğuşunda acı bir ateş var
Yakar durur yüreklerimizi
Bu güneş içimizde yanar Ey Nebi,
Sen gittin gideli Ey Resul
Gökyüzünde bir sessizlik var,
Kuşlar eskisi gibi cıvıl cıvıl ötmüyor
Ey Nebi
Onlar da Rasülüne hasret,
Bu gönüller Rasulüne hasret
Bu yüreklerimizdeki akan deryaların
Su damlalarında ki yıldızlar gibiydi
Gözlerin, Ya habibullah
Medineye, kapına gelirdik,
O nur kokunu duymak için
Cıvıl cıvıl öterdi kuşlar
Nur-i çehrende,
Kokun öyle güzeldir ki
Karşıdan Allahın Resulü
Geçmiş derler
Ya Muhammed geçmiş derler
Sen gittin gideli insanlar birbirlerine
Kardeş değil, düşman oldular
Ey Nebi
Aşk-ı hasretimiz bu yüzden yanıyor
Sen gittin gideli Gecenin sessizliğinde
Yıldızlar parıldamaz oldu
Ay ışığını kaybetti
Sen gidince, Ya Rasulullah
Mehmet Hazar Sebuktekin
Özlemin solmayacak Ya Resulallah (s.a.v)
Kalbim hasretinden Aşk-figanı oldu
Gönlümdeki derman sülufunu insanlara açtım
Kelebekler bile uçmaz oldu Bu devranda
Hasretin gün geçtikçe artıyor Ya Rasulullah
Hasretin içimde deryan-ı aşk gibi yanıyor
Sevgilerin en büyüğü sana olan özlemimdir
Ya Rasulullah,
Dermanımı bir kalbim bir de Yaradan biliyor
Kalplerimizde senin en derin sevgini yaşıyoruz
Ya Rasulullah
Deryan-ı figan gibi gönlümüzde akan sevgisin
Ey Nebi,
Gönüllerimizde Nur-i çeşmin akıyor
Bir ananın oğluna özlem duyması değildir bu,
Allahın Resulüne özlem duymaktır
Belki de alın yazımız bu kara bahtımız
Ya Rasulullah rüyamda senin nurla akan
Gül yüzünü gördüm,
Uyandım, kalktım ayağa elimi kalbime koydum
Kalbim özlem ateşiyle yanıyor
Ancak yüreklerimizin aşk-deryasıdır bu
Bu özleminle yanan ateş, hiç solmayacak
Yarınlar geçse de,
Özlemim solmayacak Ya Rasulullah
Özlemim bir gün bir gül gibi
Solacak olursa,
Gönlümde solan gülü tutacak olan
Benliğimi unutandır
Mehmet Hazar Sebuktekin
Senin Yolunu Arıyoruz Ya Rasulullah (s.a.v)
Senin yolunu arıyoruz Ya Rasulullah
Kalplerimiz seni arıyor,
Gönlümüz seni arıyor Ey Nebi
Senin gül kokan yolunu arıyoruz
Gökteki yıldızlar senin ışığını arıyor
Kalplerimiz Nur ışığını arıyor
Kalplerimiz sızlıyor, Ya Rasulullah
Yüreklerimiz senin Nurlu yolunu arıyor
Semada Melekler senin yolunu arıyor
Senin Nur kokunu duysam,
Rüyamda senin ışığını görebilsem
Senin sevgi dolu yolundanyürüyebilsem
Keşke Ya Rasulullah
Ey Nebi Sen kalplerimizde taht kuran,
Gönlümüzün Sultanısın,
Gökyüzü sessizliğe bıraktı kendini,
Bulutlarda senin adın yazıyordu
Ey Muhammed diyordu bulutlar
Yer, gök Senin adınla çalkalanıyor
Gönüllerimiz sana hayran,
Yüreklerimiz Aşkınla yanıyor Ey Nebi
Gel Ey Nebi gönüllerimize, yüreklerimize
Yine Nikabınla gel,
Yolunu güllerle donattık,
Bizi yolundan ayırma Ya Rasulullah
H ani sana eziyet edenler, büyücüdür diyenler var ya,
Z alimlerin efendisidir onlar, sen ise dertlere deva
M ekke görmedi daha önce senin gibi bir nur,
U hud duymadı senin gibi başka cesur
H amd olsun alemlerin Rabbine ki ku ona mecbur
A llah azze ve celle kulu üstüne memur
M edine şereflendi seninle, yaşadı vakt-i saadeti
M üslümanlık geride bıraktı seninle cehaleti
E hli İslam nurlandı, senin adınla buldu bereketi
D ünyalar güzeli, alemlerin Resulü, ümmetin peygamberi
S eviyorum seni, canım yoluna feda olsun
A rtık dünya rezil oldu cennet bizim olsun
V e selat ile selam senin üstüne olsun.
Gelir misin rüyama bir kez göreyim cemalini
Engelliyor günahlarım gül yüzünü görmeyi
Arzum ahirette cennete seninle girmeyi
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Sensiz dünya zilletle boğuluyor
Asr-ı saadet günleri hasretle çekiliyor
Toplumun ahlakı gitgide çöküyor
Ne olur biraz gül bana Habib-i Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Geceler karanlık, yokluğunda her saniye
Ay doğmuş, güneş batmış ne çare bu çileme
Tutamazsam elini sırat üzerinde
Ne olur biraz gül bana Nebi-î Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Bir bilal olamadım ezanın için
Çıkıpta sahraya, kavrulmadı ayağım elim
Sen varken, sensiz olmak bilmem niçin
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Seni anar Ya Muhammed Kubbe-i Hadra
Yoktu keder yoktu zulüm asr-ı saadet zamanında
Kapılar aralanıyor karanlıklar ortasında
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Sel olur göz yaşlarım, ismini duyunca
Tebessümün de ne hoştur ukbada
Şefaatini eksik eyleme mahşer anında
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Alemlere rahmetsin nurun ile
Kalplere düstursun ahlakın ile
Salat-u selamlar sanadır Ya muhammed
Ne olur biraz gül bana resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa(S.A.V)
Ne zaman saadet asrını düşünsek,
Arkadaşlarından,
O güzîde ashabından biri ağlar gönlümüzde.
Önce sen ağlarsın.
Abdullah bin Mesud'a
"Bana Ku'ran oku" demiştin.
"Ya Rasulallah! Kur'an sana indirilmişken
Sana mı Kur'an okuyayım" demişti.
"O'nu başkasından dinlemeyi de severim" buyurmuştun
İbn-i Mesud, Nisa suresini okumuş,
Bir ayete gelmişti:
"Her ümmetten birer şahit,
Onların üzerine de Habibim
Seni bir şahit olarak getirdiğimiz zaman
Onların hali nice olur"
"Şimdi yeter" demiştin.
İbn-i Mesud gözlerini kaldırıp bakmıştı sana,
Gözyaşların mübarek sakalına inmişti.
Bir defasında ashabına Kur'an okuyordun
'Sakının o ateşten ki o'nun yakıtı insanlar ve taşlardır'diyordun.
Önünde oturan siyahi bir adam yüksek sesle ağlamaya başlamıştı
O ağlayışa Cibril inmişti semadan
Ya Resuallah huzurunda ağlayan bu zat kimdir ? demişti,
Sende Habeşli biri demiş ve o'nu övmüştün
Cebrail ise şu müjdeyi vermişti ; Allah buyuruyorki ;
'İzzet ve Celalime Arş üzerindeki Hakimiyyetime Yemin Ederimki,
dünyada Benim korkumdan ağlayan bir kulun gözünü Cennette çok güldürüceğim'
ne zaman saadet asr-ı'nı düşünsek arkadaşlarından o güzide ashabından biri,
hesap gününden korkar gönlümüzde
Şeddat bin Evs korkar yatağına girdiğinde sağına soluna döner durur uyuyamaz.
'Allahım' der.Cehennem ateşi uykumu kaçırdı.
Sonra kalkar sabaha kadar namaz kılar,
Ebu'd Derda düşer gönlümüze,
'Keşke ailemin koçları olaydım da kendilerine misafir geldiğin de beni yedirselerdi' der,
İmran bin Husayn düşer gönlümüze 'Keşke bir tepede kül olaydım da fırtınalı bir günde rüzgar savursaydı' der
Ne zaman saadet asr-ı'nı düşünsek arkadaşlarından o güzide ashabından biri, Peygamber sevgisini öğretir bize
Ashabından biri Sana gelmişti ,
Ya Resulallah demişti, 'seni öyle seviyorum ki aklıma geldiğinde gelip seni görmesem canım çıkacak gibi oluyorum, sonra ahireti düşünüyorum cennete girsem bile Seninle birlikte olamıyacağım aşşağı mevkilerde kalıcam buda zoruma gidiyor istiyorum ki ahirette de yanında olayım'
Sende 'Kişi sevdiğiyle beraberdir' buyurmuştun,
Abdurrahman bin Sad anlatıyor ya Resulallah
Diyorki ;
'Bir gün Ömerin oğlu Abdullah ile otururken ayağı kasılıp kaldı
ayağına ne oldu dedim şuradan itibaren sinir toplandı dedi,
Bende dedim ki En çok sevdiğin insanın adını anda iyileşsin'
Ya Muhammed dedi ve hemen ayağını uzattı,
Ya Resulallah Sen abdest aldığın da ashab-ı güzin efendilerimiz koşarak abdest suyunu alır yüzlerine sürerlermiş
Bir defasında sormuşsun:
-'Niçin böyle yapıyorsunuz ?'
-'bereket ve hayır umuyoruz' demişler, Sende buyurmuşsun ki ; 'Allah ve Resulu'nun sevgilisi olmak isteyen doğru söylesin emanete riayet etsin komşusunu incitmesin'
Ne zaman saadet asr-ı'nı düşünsek arkadaşlarından o güzide ashabından biri hamd eder Allah'a şükrü öğretir bize
Ebu Eyyub El-Ensari ona öğrettiğin kelimeleri söyler
'Allah'tan başka ilah yoktur, Mülk ve saltanat O'nundur Hamd O'nun hakkıdır, O'nun ortağı yoktur.'
Ay yüzlüm apaçık sözlüm ruhum sana kurban;
Gönlüm sana hayran!
Nergis bakışlarının tesiri ne de yaman!
Sultanım el-aman!
Bak sinemde bir ok var derûnumda bir acı
Sendedir ilacı
Ey varlığı nûr dünyası sürur sözü kur'ân!
Her derdime derman
Pür âteşim bırakma beni hicranda zinhâr!
Rûhumda âh u zâr
Hem mahzun hem de perişan dertlerle kıvrandım;
Kapına dayandım!
Bilmem başka kor başka ateş ben sana yandım;
Seninle uyandım.
Ey dünyaya arştan gelen nûr ey meh-i tâbân! Aydınlattı ziyan
Baktım şemailine hep dîdârını andım;
Aşkınla kıvrandım.
Ey taptaze gül kâkülü amber saçı reyhan!
Câziben ne yaman!
Görmemiştir cihanda gözler sen gibi dilber
Güneşlerden enver
Aç lütufla bağrını aç ki kıtmir kölendir
Dergâhın uludur
Deryalara denk kereminden bir katre ihsân
Ey gönlüme sultan!
Lutfeyle ne olur bildiğim başka kapı yok!
Derdim herkesten çok.
Nurdan çehrendeki bu nikâb da ne?
Güneşlere taç giydiren ışıkken.
Hep hicranla bunca yıl bunca sene
Geçmiş gidiyorbaharlar beklerken.
Doğ ruhlara arştan gelen burhanla!
İnlet dört bir yanı altın sadânla!
Hayat üfle sihirli rayihanla!
Hak adına üfül üfül eserken.
Konuş ki hatipler haddini bilsin
İlahî nefhanla ruhlar dirilsin.
Erilecek zirvelere erilsin.
Başlamış gökler de bunu dilerken
Ey mukaddes kitâb ey ezeli nûr
Ey iklimi ziyâ etrafı huzûr;
Son demde bir kere daha ne olur
Ağar ışık karanlığı boğarken..!
Bahar olmasa da sonbahar olsun.
Cihanlar tekmil âvâzınla dolsun;
Yeniden namın her yanda duyulsun!
Şu fâni ömürlerimiz biterken
Mekke-i Mükerreme'de bir gül
Yüzü dolunay gibi parlak.
Teni pembeye çalan beyaz renginde.
Saçları hafif dalgalı
Açık renkli ve hilâl kaşlı.
İki kaşının arasında bir damar.
Öfkelendiğinde şişen
Mekke-i Mükerreme'de bir gül
Saçları omzuna düşer.
Sakalı gür gözleri kara üzüm gibi siyah
O siyah gözleri daima yerde
Gökten daha çok yere bakar.
Bakışları düşünceli
Boynu gümüş beyazlığında
Fildişinden yapılmış bir suret gibi
Ashabının ardından yürür
Ve; "benim arkamı meleklere bırakın." der.
Birşeye hayret ettiğinde elini çevirir
Konuştuğunda ellerini biraraya getirir.
Öfkelendiğinde yüz çevirir.
Sevindiğinde hafifçe gözlerini kapar.
Gülmesi tebessüm.
O gülünce dişleri dolu taneleri.
Mekke-i Mükerreme'de bir gül
Yüzünde azâmet ve hakimiyet.
Sözünde tatlılık.
Tane tane konuşan.
Sesi gür teri gül
Geçtiği sokaklarda gül kokusu bırakan..
Giyimi sâde
Çoğunlukla sırtında bir ihram.
En çok sevdiği renk sarı ve beyaz.
Yediği yemek;
Ateşin üzerinde
Unla karıştırılan öğütülmüş yulaf
biraz zeytinyağı biber baharat
sofrada oturuşu hamdle şükürle
bir gül
ikinci yurdu Medine!
Medine-i Münevvere'de bir gül
İnsanlık aleminin en şereflisi!
İman hakikatlerinin merkezi!
İhsâni tecellilerin turu!
Rahmani sırların iniş yeri!
Memleket-i Rabbâniye'nin seması!
Peygamberler gerdanlığının ortasındaki en büyük mücevher!
Peygamberler kervanının öncüsü!
Bütün varlıkların en üstünü!
İzzet sancağının sancaktarı!
Ezel sırlarının şahidi!
İlmin hilmin ve hikmetlerin kaynağı!
Yerle gök âlemlerinin göz bebeği!
İki cihanın ruhu!
Dünya ve ahiret hayatının gözü!
Medine-i Münevvere'de bir gül
Aslın ve asaletin nurlu ağacı!
Yaratılışta insanların en üstünü!
Cismani suretlerin en mükemmeli!
Asıl mülk ve gerçek nimetin
Göz kamaştırıcı güzelliğin
Ve yüce rütbenin sahibi!
Kalplerin tabibi ve ilacı
Bedenlerin afiyet ve şifası
Gözlerin nuru ve ışığı
Asırlarca sevilen
Yeniden sevilen
Taptaze duygularla sevilen
En seçkin makamlara layık olan
En büyük dost!
En şerefli sevgili!
Abdülmuttalib'in torunu!
Abdullah oğlu efendimiz
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem
Medine-i Münevvere'de bir gül
O'na sevdalı
Her şeye rağmen
O'na sevdalı
Milyarlarca bülbül!
Sevinç bayrak açmış her sinede
Çünkü O Gül hâlâ Medine'de
En Güzel Gül'e Yar Olanlara
Gül'e Gönül
Verenlere
Binlerce Selam Olsun
Sevdam seni nasıl anlatsam ,nasıl
söylesem,hangi yaman sözcükleri,tesbih taneleri gibi dizsem de seni cümlelere
döksem Adına mevlitler yazılmış , güzelliğine kasideler sunulmuşken Kelimeler
kifayetsiz bir durak ¦Ben ise suya düşmüş yaprak kadar çaresizken Seni nasıl
anlatayım Ya Rasulallah
Meleklerden işittim şanını ,dünyaya gelmeden
evvel Yüce ALLAH ın Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım. dediğisin ,yaratılış
sebebim,nefes alışım.ALLAH ın tecellisi olan güzelliklere kimi zaman akla
durgunluk veren bir edayla dalışım .Kimi zaman hayranlıkla taa yürekten bir çift
kömür gözle bakışım İlahilerden dinledim seni.Ne ihtişammışsın ki doğduğun gece
,o asude nisan gecesi bütün dünya göklere dek nur ile bezenmiş.Ne büyük bir aşk
ateşiymissin ki ,uğrunda bin yıldır yanan ateşler sönmüş .Sündüsi altın
işlemeli,ipek kumaşlarla döşemiş Amine Hatunun döşeğini,Melekler birbirine seni
müjdelemişler ALLAH ın izniyle
ALLAH bir davetçi ışık saçan bir kandil
olarak göndeilmişsin.
Ey Bâki Sultan sensin beni ALLAH ulaştıracak
olan.Seninle fark ettim iki cihanın görkemini.Hasretinle dolu bir yolcuyum şimdi
Hırkanla şereflendirdiğin Veysel Karani olmaya aşkım yetermi
bilemiyorum.
Ama sevginden kızarmış bir mısra gülüm şimdi.Güneş vurdukça
kavrulan kalaylı bahçelerde sana açıyorum sana susuyorum.Ümmetin
girmedikçe,Cennet kapısından içeri girmeyen sensin biliyorum.Yudum yudum
merhametini tadıyorum uzayıp giden gurbetlerde ,Sakal-ı Şerifini izliyorum
camilerde mescitlerde
Seni düşünürken yüreğim yırtılır,adını zikrederken
sesim boğulur,ismini yazarken ellerim titrerse ne olur bilki Ya
Resulallah,aşkımın tarif edilmez gücündendir
Evet Sevdam ben seni tarif
edemem.Ama son nefesimde Cenab-ı ALLAH ı ve senin gönlüme Nur ile yazılmış adını
zikretmeyi dilerim.
Suya hasret çöllere kanlanmış asırlardan
Zamanın en hasına gözde bir sultan düştü
Kurtuldu kara tarih küf kokulu sırlardan
Kirlenmiş perdelerin nakışına tan düştü
Bulutlar gözü yaşlı yağmurlarla bekledi
Nefret kokan bir çağa gül kokusu ekledi
İsa'nın son müjdesi, İbrahim'in duası
Âmine'nin rüyada gördüğü kutlu Nebi
Ebu Kubeys dağında doğan büyük davası
Aydınlattı Yemeni, Hadramevti, Halebi
Yeşerdi tüm kâinat parmağında ki suyla
Güller bir başka açtı Nebi'nin kokusuyla
Âsuman'ın çehresi değişti senin ile
Yıldızlar gecelerin saçlarını tarıyor
Nasipsizler son Nebi bekliyorlar nâfile
Bahîra bulutlarda kendini kurtarıyor
Yeryüzünde çiçekler başka açtı bu bahar
Kâinat bu muştuyla gülüyordu aheste
Yönünü en nadide güne dönmüştü seher
Bülbüller bile mesrur ötüyordu kafeste
Mudar'ın tüm putları birer birer yıkıldı
Utancın tarihinden Nebî ile çıkıldı
Kırk yaşında nur doğdu Hirâ'da senin ile
Bulutlar selamını Uhud'a dek taşıyor
Mahrumiyet düşüyor gökten Ebu Cehil'e
Ömer, Erkam yolunda Nebî'ye ulaşıyor
Varaka heyecanlı Hadice'nin sesinde
"Ah! Diyordu Ey Nebi, seni kovduğu günde
yanında ben olsaydım kavminin ensesinde
seninle ağlar idim, gülerdim güldüğünde"
Vücudunu Taif'te siper eder iken Zeyd
Musab'ın ellerinde Hudayr'ın oğlu Useyd
Akâbe'de yazıldı bir tarih senin ile
Yesrip bir medeniyet oldu talih kuşunda
Hicret ile yürüdü halk, kafile kafile
Necaşi zor sınavın en mesrur yokuşunda
Müşrikler Sevr'e geldi örümcek ağı perde
Süraka iz peşinde Ebu Bekir muzdarip
Nebi'de teslimiyet, mucizeler siperde
"Korkma ey arkadaşım Allah bırakmaz garip"
Vedâ tepesinde gün doğar peygamber ile
Nur'a gark ediyordu ulaştığı her yeri
Vardı şanslı mekana Kuba'daki menzile
Eyyub el-Ensarî'nin daha arttı değeri
Sevdi bütün kâinat Allah sevmişti O'nu
Mutluluk yağmurları döküyordu asuman
Zorba krallıkların görünüyordu sonu
O'nu bir rahmet gibi kucaklamıştı zaman
Ey mazlumlar ağlayın, rahmet: gözün döktüğü
Hatırlayın nasıl da inler hurma kütüğü
Batıl zail olmuştu Hak geldi senin ile
Bir bir yıkılıyordu Lat, Menat,Uzza; Hübel
Merhamet deryasından, rahmet sızar cahile
Bekliyor zaman yine Ey Nebi, bekletme gel
Ey yiğit Sümeyye'ler, Ey İslam'ın kızları
Kurtuldunuz kan sızan utanç duvarlarından
Şimdi bir başka doğar ümmetin yıldızları
Karanlığı sıyırır bir çağın esrarından
Zemzemin suyu damlar siyah kaküllerinden
Misk kokusu duyulur çehrende güllerinden
Zaman seni bekliyor sünnetinle gel artık
Kararmış umutlara nur gibi doğmaz mısın
Tanımaz Sen'in nurun ne yar, ne engel artık
Hüsran bulutlarını nurunla boğmaz mısın
Medine'ye giden kervan
Yolcuları dolu kervan
Resulûllah'a selam söyle
Asığı götüren kervan
Resulûllah'a selam söyle
Hasreti bitiren kervan
Kervan kervan güzel
Develeri güzel kervan
Alında götürün beni Resulûllah'a giden kervan
Resulûllah'a kurban olam
Ayağına türap olam
Bastığın yerde Senin
Bir zerrecik tozun olam
Kervan kervan güzel kervan
Develeri dolu kervan
Alında götürün beni Resulûllah'a giden kervan
Bizi alda onu götür ona
Hasan ve Hüseyin'im orda
Yanar annem Fat-i ma Zehra
Kavuştur bizi onlara
Yanar annem Fat-i ma Zehra
Kavuştur bizi Resulûllah'a
Kervan kervan güzel kervan
Develeri dolu kervan
Arş'ın kubbelerine, adı nûrla yazılan,
İsmi; semâda ''Ahmed'', yerde ''Muhammed'' olan,
Yedi katlı göklerde, Hâk Cemâli'ni bulan,
Evvel-Âhir yolcusu, Yâ Hazreti Muhammed.
Sağnak nûr yağmurları, inerken yedi kattan,
O gece, Sendin gelen, ezel kadar uzaktan,
Melekler, her zerreye, müjde verirken Hâkk'tan;
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Güneşler, o gecenin, nûruna secd ederken,
Yıldızlar, meşk içinde, kâinat vecd ederken,
Bütün hamd ü senâlar, Yüce Rabb'e giderken,
O gece sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Kâbe'de şirk taşları, putlar yere dönerken,
Cehâlet bayrakları, birer birer inerken,
Bin yıllık, küfr ateşi, ebediyyen sönerken,
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; doğum kundağı, ak bulutla örülen,
Doğar doğmaz, Allah'a secde emri verilen,
Alnında, âlemlere rahmet tâcı görülen,
Kâinat Efendisi, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; asâletine, ezelden hükmedilen,
Tertemiz rahimlerle, lekesiz soydan gelen,
Beşeri şüpheleri, Kur'ân ilmîyle silen,
Seçilen sevgilisin, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; büyük yargıda, şefaat müjdecisi,
Bunca âciz beşerin, Mahşer günü bekçisi,
Sen ki; Kur'ân şâhidi, Allah'ın son elçisi,
Kurtuluş habercisi, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; güzel huyların, ahlâkın meş'alesi,
Sabır doruklarında, beşerin en yücesi,
Senin Cennet mekânın, fakirlerin hânesi,
Gönüller hazinesi, Yâ Hazreti Muhammed.
Câhiliye devrini, kapatan, ulu Sultan,
Şefaatin, Allah'a yalvaran kolu Sultan,
Rabb'imin, en sevgili, en yakın kulu Sultan,
Melekler Sana hayran, Yâ Hazreti Muhammed.
Sana şâhid, sonsuzlar, ezelden beri her an,
Sana şâhid, âyetler, her zerre ve her mekân,
Senden uzak kalmaya, nasıl dayanır ki can?
Sen, her canda Cânânsın, Yâ Hazreti Muhammed.
Mîraç gecesi, bir bir, açılıyorken gökler,
Seni selamlıyorken, her katta peygamberler,
Öyle bir an geldi ki; durdu bütün melekler,
Hâkk' a yalnız yürüdün, Yâ Hazreti Muhammed.
Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin,
Dünya'da dönmeyen dil, mahşerde ne söylesin,
Allah, bütün beşeri, ümmetinden eylesin,
Sancağının altında, Yâ Hazreti Muhammed.
Hâkk ile, kul vuslatı, o îlahi düğünde,
Hiç kimseden kimseye, fayda olmayan günde,
Hasatları, has tartan, o terazi önünde,
Noksanları bağışlat, Yâ Hazreti Muhammed.
Bu îman meş'alesi, hiç sönmeden yanacak,
Ümmetin, Seni her an, mahşere dek anacak,
Gönül tortularımız, nûr'unla paklanacak,
Andımıza şâhid ol, Yâ Hazreti Muhammed.
Biliriz ki; hükmü yok, bu dünya nîmetinin,
Gönüldür sermayesi, âhiret servetinin,
Sana, Salât ve Selâm, gönderen ümmetinin,
Cennetler şâhidi ol, Yâ Hazreti Muhammed
Sevdim seni bir kere sonsuza dek bırakmam
Her mevsim çiçek açan güllerin sultânısın.
Sökülmez çivi çaktım yüreğimden çıkarmam
En güzel koku saçan güllerin sultanısın
Sünnetlerin olmazsa ömrümüz boşa gider
Hadislerin kandildir birer ışıklı fener
Yıldız olan sahâben şaşırana hep rehber
Dertliye derman olan güllerin sultânısın
Habîbimin aşkından bülbüller figan eder
Âşıkların yüzüne seher rüzgârı eser
Zikirle beslenenler gece gündüz Allah der
Ruhlara sevda koyan güllerin sultanısın
Dilimizde salevât mübarek adın güzel
Ne olursun rüyâma ümmetim diyerek gel
Şu fânî ömrüm bitip vakit gelince ecel
Bize şefaat sunan güllerin sultanısın.