İSLAM TARİHİ (2 - Orta Çağ)

Son güncelleme: 02.10.2008 11:14
  • Roket sisteminin esasi bize aittir !

    27 Temmuz 1612 Cuma günü Istanbul Beylerbeyi semtinde dogan ve 1623 yilinin 10 Eylül Pazar günü tahta çikip 16 sene, 4 ay, 29 günlük bir saltanattan sonra 8/9 Subat 1640 Çarsamba/Persembe gecesi 28 yasinin içinde vefat eden Sultan Dördüncü Murad, saltanati boyunca Revan ve Bagdat Fethi gibi muhtesem zaferler yanisira Istanbul'da iki garip olayi da görmüstür.

    Bu iki olaydan ilki, dünya havacilik tarihi yönünden mühimdir. Söyle ki: Hezârfen (elinden bir çok is gelen, çok bilen) lákabli Ahmet Çelebi, takindigi iki kanat ile Galata kulesinden Üsküdar'in Dogancilar meydanina kadar basari ile uçmus ve zamanin pâdisahi Dördüncü Murad, Hezârfen Ahmet Çelebi'nin bu marifetini Sarayburnu'nda Sinan Pasa köskünden seyretmistir.

    Hezârfen Ahmet Çelebi kimdir, bilmiyoruz. 17. asirda böyle bir uçusun gerçeklestiren Ahmet Çelebi'nin Okmeydani'ndaki sekiz dokuz defa uçarak ta'lim ettigini yazan Evliyâ Çelebi hakkinda nedense genis bilgi vermemistir. Kendisine "Hezârfen" lâkabi verildigine göre, Ahmet Çelebi'nin zeki, gayretli, mütesebbis bir kimse oldugu ve bu ucus icin hayli emek sarfettigi anlasilmaktadir.

    Galata Kulesi damindan Üsküdar'a kadar rüzgar akimini iyi kullanarak ucmayi beceren Ahmet Çelebi'nin bu basarisini Evliyâ Çelebi "Seyahatnâme"'sinde söyle anlatiyor:

    "Hezârfen Ahmed Çelebi evvelâ Okmeydani minberi üzerinde rüzgârin siddetinde kartal kanatlariyla sekiz dokuz kere havada uçarak ta'lim etmistir. Sonra, Sultan Murad Han Sarayburnunda Sinan Pasa köskünden seyrederken Galata Kulesi'nin tâ tepesinden lodos rüzgâri ile uçarak Üsküdar'da Dogancilar meydanina inmistir."

    Dünya havacilik tarihi yönünden mühim olan bu uçusu Evliyâ Çelebi böyle anlatmakta ve padisahin Ahmet Çelebi'ye bir kese altin ihsan ederek Cezayir'e gönderdigini, Hezârfen'in orada öldügünü ilâve etmektedir. Bazi kaynaklar da Istanbul'da elçi olarak bulunan Busbegius'in de hatiratinda bu mühim olaydan bahsettigini ve bu elçinin yazdiklarinin Bati'daki çalismalara kaynak oldugu öne sürülmüstür.

    Hezârfen Ahmet Çelebi'nin Sultan Dördüncü Murad devrindeki uçusunun bu yolda ilk olduguna dair çesitli iddia varsa da, Ahmet Çelebi kanat takinarak uçmak isinde ilk degildir. Ondan evvel Ismail Cevherî adli bir Türk de Nisanbur'da kanat takinarak uçmaya tesebbüs etmis, fakat muvaffak olamamistir. Bu zat, ünlü bir dil bilgini ve hattattir. Tahminen 950 yilllarinda Farab'da dogmus, dayisi "Divânü'l-Edeb" sahibi Ebû Ibrahim Ishak El Farabi'nin yaninda okumus, bilâhare Arapçayi ve Arapçanin bâzi lehçelerini ögrenmek üzere Bagdat'a gitmis, sonra Hicaz'a Suriye'ye geçmis, daha sonra Horasan'a gelerek dil, dilbilgisi ve hatt mevzuunda söhrete ermistir. Siir de yazan bu zatin "Mukaddime" (Giris, baslangiç, M.K.) adinda küçük bir dilbilgisi, aruz ile ilgili "Arûzu'l-Varaka" ve "Sihâhu'l-Arabiye" adli mühim bir lügati vardir. Hatt sanatindaki mahareti ile yazdigi Kur'an-i Kerim'ler ise o devirde her yerde istiyakla aranmistir!...

    Ismail Cevherî dil bilginligi yanisira uçmaya heves eden ve bu yolda ölen ilk Türk olarak da ünlüdür. Kuslari inceleyen, kanat genisliklerini tesbit eden, ancak fen adami olmadigindan bunlari iyi hesaplayamayan Ismail Cevherî 1010 yilinda kapi gibi iki büyük sathi vücuduna baglayip Nisanbur'da Eskicami minaresinden bir rivayete göre de evinin damindan kendisini bosluga birakmis ve hizla yere düsüp ölmüstür.

    Hezârfen Ahmet Çelebi bu kanat takinarak uçmak isini Ismail Cevherîi'den sonra ikinci defa tecrübe eden ve basariya ulasan kimsedir.

    ***

    Yine Sultan Dördüncü Murad devrinde vukuu bulan ikinci garib olay ise, Lâgarî veya Lâgri Hasan Çelebi ismindeki zatin yedi kollu bir fisege binip bunu atesleyerek göge yükselmesi ve fisekdeki barut bitince kollarindaki kanatlari açip süzülerek yere inmesidir!...

    Bu uçus da basari ile neticelenmis ve Lâgarî - Lâgri Hasan Çelebi'nin bu basarisi roket sisteminin esasi sayilmistir!..

    Okuyalim bu zatin macerasini yine Evliyâ Çelebi'nin "Seyahatnâme"'sinden:

    "-Murad Hân'in Kaya Sultan adli kizi, dogdugu gece akika senligi oldu. Lâgri Hasan Çelebi, elli okka barut macunundan yedi kollu bir fisek icad etti. Sarayburnu'nda Hünkâr huzurunda fisege bindi. Talebeleri fitili ateslediler. Lâgri: "Padisahim seni Allah'a ismarladim" diyerek ve dualar ederek göklere çikti. Yaninda bulunan fisekleri atesleyip denizin yüzünü ayinlatti. Gökkubbede büyük fisegin barutu kalmayip da yere dogru inerken, ellerinde olan kartal kanatlarini açip Sinan Pasa köskü önünde denize indi. Kendisine bir kese akça ihsan olunup, yetmis akça ile Sipahi yzildi. Sonra Kirim'da Selâmet Giray Hân'a gidip orada vefat eyledi. Rahmetli yakin dostumuzdu. Allah rahmet eyleye."

    Baskalarinin türlü efsaneyi evlâdlarina tarih diye okuttugu devrimizde biz geçmisin bu basarilarindan neden korkariz bilinmez!... 1955'de yurdumuza gelen Amerikan Hava Kuvvetleri Kurmay Baskanligi Ilmî Istisare Kurulu üyesi ve NATO Arastirma Grubu Baskani Prof. Theodor Karman, Istanbul'da Teknik Üniversite salonunda verdigi konferansta, roket sistemini ilk defa 17. asirda bizim kullandigimizi söyler ve eski eserlerden projeksiyonla naklettigi resimlerle bunu izah ederken, biz bu gerçeklere neden sahip çikmayiz anlasilmaz !

    Tipki ilk havan topunu Bizans'i fethimizde kullanildigini, Haliç Tersânesi'nde yapilip halen Dolmabahçe Sarayi'nda bulunan ve hâlâ çalisan saatleri ve daha neleri neleri baskalarina duyuramadigimiz gibi, Hezârfen Ahmet Çelebi'nin 17. asirda gerçeklestirdigi basarili uçusu ve Lâgari-Lâgri Hasan Çelebi'nin bugunkü roketlere esas olan ayni yüzyildaki "Roket uçusu"'nun tarih sayfalarinda gömülüp kaldigi gibi!..
#20.09.2005 11:27 0 0 0
  • HAÇLI SEFERLERI


    Islâm düsmani papalarin Kudüs'ü müslümanlari hakimiyetinden kurtarmak ve müslümanlari Anadolu ve Avrupa'dan atmak gayesiyle baslattiklari seferlere verilen âd.

    Islâmiyetin hristiyanligin aksine büyük bir süratle yayIlmasi, müslümanlarin Suriye, Filistin ve Anadolu'ya hakim olarak Iznik'in baskent oldugu yeni bir devleti kurmalari, hristiyan aleminin dini lideri papayi ve hristiyanligin hâmîsi olarak kabul edilen Bizans Imparatorunu ciddi bir sekilde endiselendiriyordu. Bu yüzden hem Islâmiyetin yayilisini durdurmak hem de sosyal ve ekonomik sIkinti içinde olan Avrupa'yi bu durumdan kurtarmak için Bati Avrupa'da Vatikan kilisesinin önderliginde yogun bir faaliyet baslatildi. Papa II. Urbanus Hz. Isa'nin dogum yeri olan Kudüs'ün ve kutsal saydiklari makamlarin müslümanlar tarafindan kirletildigini, Kudüs'e giden hristiyan haci adaylarina zulüm ve iskence yapildigini öne sürerek böyle mukaddes bir beldenin müslümanlarin baskisindan kurtarIlmasi için bütün hristiyanlarin canla basla seferber olmalari gerektigini söyleyerek halki sefere katIlmalari için tahrik ediyordu. Halbuki uzun süredir bu kutsal topraklar hristiyan haci adaylari tarafindan ziyaret ediliyor, bu konuda onlara engel olunmak söyle dursun yardim bile ediliyordu. Filistin'de kendilerine ayrIlmis hastaneleri, kilise ve manastirlari hatta kütüphaneleri bile vardi. Öte yandan Bati Avrupa'da halkin içine düsmüs oldugu ekonomik kriz ve sIkintidan da ancak dogunun baharat yollarinin ele geçirIlmesiyle kurtulabilecegi söylenerek halk bu sefere katIlmaya tesvik ediliyordu. Bütün bu gayelerin gerçeklesmesi de ancak hristiyan aleminin yek vücut halinde hareket etmesiyle mümkün olabilirdi.

    Birinci Haçli Seferi:

    Papa II. Urbanus 18-28 Kasim 1095 tarihleri arasinda bütün Bati Avrupa'nin ileri gelen din adamlarinin katildigi bir toplantida bu büyük harekâta süratle hazirlanmalari gerektigini hatirlattiktan sonra Ilk büyük haçli kafilesinin harekete geçmesini temin etmistir. Ertesi yil yani 1096'da Pierre L'Ermitte adli bir kesisin idaresinde heyecanli fakat disiplinsiz bir haçli kitlesi düzensiz bir vaziyette Belgrat, Nis, Sofya, Filibe ve Edirne yoluyla Istanbul'a gelmis ve 6 Agustos 1096'da Bizans Imparatoru Alexios Kommenos tarafindan Anadolu yakasina geçirIlmistir. Savas disiplininden uzak bu haçli kitlesi Eylül 1096'da Anadolu Selçuklu Sultani I. Kiliç Arslan tarafindan bozguna ugratIlmistir.

    Bu haçli sürülerinin Kiliç Arslan tarafindan imha edIlmesi üzerine Avrupa'da prensler, dükler ve zirhli askerlerden olusturulan ordularla yeni bir hareket baslatIlmistir. Birincinin aksine tam bir disiplin içinde bulunan bu ordular savas kabiliyeti yüksek sövalyelerden olusuyordu. Meshur kontlarin idaresinde dört kol halinde harekete geçen yeni haçli kuvvetleri 1097'de yine Imparator Alexios tarafindan Anadolu'ya geçirildi. Mayis 1097'de Iznik'i kusatan Haçlilar müstahkem surlarla çevrili sehri sIkistirmaya basladilar. Anadolu Selçuklu Sultani Kiliç Arslan bu sirada Malatya'da bulunuyordu. Üstün haçli kuvvetleri karsisinda basarili olamayacaklarini anlayan müslüman askerler sehri Bizans kumandani Butumites'e teslim etmek üzere müzakerelere basladiklari sirada Kiliç Arslan gelince teslimden vazgeçerek haçlilarla kanli bir mücadeleye girdiler. Selçuklu sultani I. Kiliç Arslan ordusunu Iznik hIsari önündeki ovada savasa soktu. Çok çetin geçen bu çarpismalar sirasinda her Iki tarafin da agir kayiplari oldu. Sonunda Kiliç Arslan Iznik'i kendi mukadderatina birakarak haçlilari daglik bölgelerde ve geçitlerde sIkistirmak gayesi ile geri çekildi. Haçlilar siddetli hücumlar sonunda Iznik'i ele geçirerek Bizans'a teslim ettiler.

    (19 Haziran 1097). Kiliç Arslan böylece yalniz baskentin degil oradaki asker ve hazinelerini de kaybederken haçli kuvvetleri de Eskisehir istikametinde ileri harekâta devam ettiler. 30 Haziran 1097'de Eskisehir ovasinda Haçlilari tekrar sIkistiran Kiliç Arslan arkadan yetisen zirhli birlikler karsisinda geri çekIlmek zorunda kaldi. Anadolu içlerine çekilirken de muhtelif yörelerdeki Türk birliklerini kendisine katIlmaya çagirdi. Bu arada Danismend Gazi ve Kayseri bölgesi emiri Hasan ile ittifak yapti.

    Haçlilar Eskisehir ovasinda birkaç gün dinlendikten sonra Bizanslilarin tavsiyesine uyarak Konya'ya dogru yola çiktilar. Türk birlikler zaman zaman yaptiklari baskinlarla Haçlilara agir kayiplar verdirdiler. Hâçlilar Agustos ortalarinda Konya'ya varip Meram'da bir süre dinlendikten sonra Eregli'ye hareket ettiler. Kiliç Arslan bu sirada tekrar haçlilarin karsisina çikti fakat savasa girmeye cesaret edemedi. Haçlilar Eregli de Iki kola ayrildilar. Bir kismi Kilikya istikametinde yola devam ederken büyük bir bölümü de Kayseri'ye yöneldi. Emir Hasan yol boyunca Haçlilarla kahramanca savastiysa da müslümanlarin Kayseri'yi bosaltmalarina engel olamadi. Haçlilar Kayseri'yi geçip Göksün ve Maras yoluyla Antakya'ya dogru ilerlediler.

    Ana Haçli ordusu Konya Eregli'sine vardigi sirada Kilikya'ya giden Baudouin de Boulogne, Maras'ta birlesik haçli ordusuna katIlmis ve daha sonra Antakya istikametinde ilerleyen ordudan tekrar ayrilarak Urfa bölgesine gitmistir. Telbâsir'de bulundugu sirada kendisine yapilan davet üzerine Urfa'ya hareket etmis ve 10 Mart 1098'de Urfa Haçli Kontlugu'nu kurmustur. Antakya'ya varan haçli kuvvetleri ise burçlardan birini korumakla görevli Ermeni asilli Firûz ile anlasarak 3 Haziran 1098'de sehri isgal etmisler ve burada Antakya prensligini, kurmuslardir.

    Haçlilarin Suriye bölgesine inmeleri ve müslümanlarin mallarina ve canlarina kastetmeleri sebebiyle beliren hosnutsuzluk üzerine halife Mustazhir Sultan Berkyaruk'a bir elçi gönderdi ve ordularinin gücü kuvveti artmadan haçlilara karsi cihad için gerekli hazirliklarda bulunmasini Istedi. Berkyaruk da askerlerine "Amîdu'd Devle ile birlikte cihada çikmalarini emretti (491/1097-1098). Hille Arap emîri Sadaka da ayni maksatla harekete geçti ve öncü birliklerini Enbar'a gönderdi. Fakat haçlilarin çok büyük bir orduya sahip oldugu duyulunca müslümanlarin cesareti kirildi. Bu durum Franklarin Suriye'de iyice yerlesmeleri ve daha ileri bir harekâta devam ederek Kudüs'ü isgal etmeleriyle neticelenecektir.

    Kudüs, Tâcu'd-Devle Tutus'un hâkimiyetinde idi. Bilâhere Artuk oglu Sokman'a ikta' etmisti. Haçlilarin Antak ya'yi isgalini ve bütün müslümanlari kiliçtan geçirmelerini firsat bilen Fâtimîler Efdal b. Bedru'l-Cemâlî'nin komutasinda gönderdikleri ordu ile Kudüs'ü muhasara ettiler ve manciniklarla tas yagmuruna tuttular. Sehri kirk gün koruyan Artukoglu 0l-Gazi ve Sokman sonunda Kudüs'ü onlara teslim etmek zorunda kaldilar.


    Haçlilar Antakya'dan sonra asil hedefleri olan ve Fâtimî emîri 0ftihâru'd devle tarafindan idare edilen Kudüs'e yöneldiler. Aç ve per Isan bir halde olan bu kutsal sehri günlerce muhasara ettiler. Nihayet 15 Temmuz 1099 tarihinde ele geçirdiler. Bir kisim müslümanlar Mihrab-i Davud'a siginip 3 gün mücadele verdiler, fakat daha sonra eman ile teslim olmak zorunda kaldilar. Franklar Mescid-i Aksâ'da yetmis bin müslümani kiliçtan geçirdiler. Altin ve gümüs kandillere, sayisiz denecek kadar degerli esyaya sahip oldular. Böylece hedeflerine ulasan haçlilar Kudüs'te Lâtin Devleti'nin Ilk kralligini kurdular.

    Bu müslüman katliami karsisinda Kadi Ebu Sa'd el-Herevî baskanliginda Suriye'den gelen heyet müslümanlarin acikli vaziyetlerini gözler önüne serip yardim diledi. Halife gözleri yasartan ve gönülleri ürperten bu durum karsisinda Kadi Ebu Muhammed ed-Damagânî, Ebu Bekr es-Sasî, Ebu'l-Kasim ez-Zencânî, Ebu'l-Vefâ b. Ukayl, Ebû Sa'd el-Hulvânî, Ebu'l-Hüseyn b. Semmâk'i emirleri ve mü'minleri cihada tesvik etsinler diye gönderdi ise de çogu yaslilik ve hastaligim bahane etti. Bunlardan Ebu'l-Vefâ, Ebû Sa'd el-Hulvânî ve Ebu'l-Hüseyn Hulvân'a geldiklerinde Sultan Berkyaruk'un veziri Mecdu'l-Mülk'ün katledildigini duyup geri döndüler. Böylece bu hayirli tesebbüsten de hiç bir sey elde edilemedi. Sultan Berkyaruk ve digerleri taht kavgalarindan firsat bulup da bu konularla ilgilenemediler.

    Hz. Ömer'in Kudüs'ü fethettigi zaman hristiyan halka can ve mal emniyeti, din ve vicdan hürriyeti tanidigini ve onlara nasil Islâmî ve Insanî bir muamelede bulundugunu bilenlerin onun bu âlicenap hareketiyle hristiyanlarin Kudüs'ü isgal ettikleri zaman sergiledikleri vahsice davranislari birbirleriyle mukayese ederek Hz. Ömer'in bu asilce davranisi karsisinda saygi ile egIlmeleri gerekir. Ama bu gibi olaylar Islâm'in ve müslümanlarin merhametli davranislari ile Islâm düsmanlarinin gaddarca tavirlarinin karsilastirmak arasinda son derece önemlidir.

    Ikinci Haçli Seferi:


    Atabeg 0m adeddin Zengi'nin 1144'te Urfa'yi fethi bütün Avrupa'da çok büyük yanki uyandirdi. Islâm dünyasinin bagrina bir kama gibi saplanan Urfa Haçli Kontlugu'nun yIkilmasi ve Urfa'nin tekrar Islâm topraklarina katIlmasi müslümanlari büyük bir sevince bogarken hristiyanlari da ayni sekilde üzüntüye sevketti. Urfa'yi üs olarak kullanip el-Cezire ve Suriye'deki müslüman halka zulüm ve iskence eden hristiyanlar Aziz Bernard'in tesvikleri ve Papa III. Eugenius'un 1145 tarihli fermaniyla yeni bir haçli seferi için hazirliklara basladilar. Papanin çagrisi üzerine Fransa krali VII. Louis ile Alman Imparatoru III. Konrad bu sefere katIlmaya karar verdiler ve 1147'de ayri ayri hareket ettiler. Konrad Dorylaion yakinlarinda Anadolu Selçuklu sultani I. Mesud'a maglup olarak sIkinti içinde yoluna devam etti. Kral Louis de Antakya üzerinden Kudüs'e hareketle burada Konrad ile bulustu. Iki haçli lideri Sam'a sardirmaya karar verip 50.000 kisilik büyük bir orduyla harekete geçtiler. Sam âtabegi Emir Üner, Musul atabegi Nureddin Zengi'den yardim Istedi. Bir müddet Sam'i kusatan haçlilar hiç bir basari elde edemeden geri döndüler. Böylece Ikinci haçli seferi hedefine ulasamadan sona erdi (1148).

    Üçüncü Haçli Seferi:

    Büyük Islâm mücahidi Salâhaddîn-i Eyyûbî'nin Misir'da hâkimiyeti ele geçirerek Fâtimi devletine son vermesi haçlilar için de agir bir darbe olmustu. Salahaddin 1187'de Hittin'de kral Guy de Lussignan'i maglup etmis ve Gerçek Haç'i ele geçirmisti. Haçlilar Islâm dünyasina geldikleri tarihten beri böyle agir bir darbeye maruz kalmamislardi. Salâhaddin-i Eyyubî bu savasta Kudüs haçli kralligina bagli kuvvetlerin büyük bir kismini imha etmis oldugu için ciddi bir mukavemetle karsilasmadan Taberiyye, Nâsira, Nablus, Akkâ, Hayfa, Sayda, Cübeyl ve Beyrut'u, 4 Eylül 1187'de de Askalan'i zaptetti. 20 Eylül 1187'de Kudüs'ü muhasara etmeye basladi ve 2 Ekim 1187 Cuma günü (27 Receb 583) Mirac gecesinde fethetti. Bu zafer Islâm âlemini hakli olarak büyük bir sevince bogdu. Salahaddin-i Eyyubî de tipki Hz. Ömer gibi esir alinan hristiyan ahaliye sefkat ve merhametle muamele etti. Sehirdeki haçlilar fidye ödeyerek kurtuldular. Fakirlerden hiçbir fidye alinmadan diledikleri yere gönderildi. Kadinlara, çocuklara ve hristiyan din adamlarina her türlü kolaylik gösterildi. Iste Seksen sekiz yil önce Kudüs'e giren haçli zalimlerinin davranisi ile Selahaddini Eyyûbî'nin davranislari arasindaki fark Iki ümmet arasindaki farktir.

    Kudüs'ün fethi ve Haçli hakimiyetindeki bir çok sehrin müslümanlarin eline geçmesi Avrupa'da tepkiyle karsilandi ve Papa VII. Gregorius'un çagrisiyla Kudüs'ü kurtarmak amaciyla yeni bir sefer için hazirliklara baslandi. Çagriya Ilk katilan Sicilya krali Guglielmo 1189'da baslatilan sefere katilamadan öldü. Papaligin tahrIkiyle Alman Imparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa krali Phlippe Auguste ve Ingiltere krali Arslan Yürekli Richard ile Italyan sehir devletleri de gemileriyle bu sefere katildilar. Haçlilar bu seferde sahip olduklari muazzam donanma sayesinde Selahaddin'e karsi uzun süre mukavemet edebildiler. Kral Philippe ile Richard 1191'de Akkâ önlerinde bulusup sehri muhasara ettiler. Haçlilar karsisinda tutunamayan Akka emiri teslim oldu (1191). Bu arada kral Richard ile anlayasamayan Philippe ülkesine döndü. 1192'de Yafa ile Sur arasindaki sahil seridi Franklara birakilarak 3 yil 8 aylik bir anlasma imzalandi. Üçüncü Haçli seferinde haçlilarin yegane kazanci Kibris'i elegeçirmeleriydi. Haçlilar daha sonra burayi önemli bir üs olarak kullandilar.

    Dördüncü Haçli Seferi

    Dördüncü haçli seferinin amacindan saptirildigini gören Papa bu düsüncenin bütün Hristiyan alemine yayIlmasindan korkarak yeni bir sefer için kollari sivadi. Halk arasinda haçli seferlerine katIlma arzusu bütün siddetiyle devam ediyordu. 1212 yilinda binlerce çocuk ayni düsüncelerle sefere katIlmisti. Bunun üzerine Papa III. Innocentius 1215 tarihinde yeni bir sefer için çagrida bulundu. Kutsal Roma Germen Imparatoru II. Friedrich de bu sefere katIlmaya söz vermisti ancak daha sonra ülkesinde kalmasi uygun bulundu. Papa'nin bu seferi gerçeklestirebIlmesi için önemli miktarda paraya ihtiyaci vardi. Venedik ve Cenova'ya müracaat ederek yardim Istedi. Onlar ancak Misir'a bir sefer düzenlenirse para yardiminda bulunacaklarini söylediler. Maksat dini olmaktan çok ticârî bir hüviyet kazanmisti. Uzak Dogu'ya giden ticaret yolunun Misir ve Kizil Deniz'den geçmesi sebebiyle bu yöreye hâkim olmak istiyorlardi. 1218'de Kudüs kralliginin yasal varisi Jean de Brienne önderliginde yola çiktilar. 1219'de Dimyat'i isgal ettiler. Bir Fransiz birligi de Anadolu istikametinde yola koyuldu. Eyyûbiler endiseye kapilarak Kudüs'ü teslim etmeye razi olduklarin bildirdi ve baris talebinde bulundular. Fakat papalik elçisi buna yanasmadi ve 1221 Temmuzunda Kahire'ye dogru hareket etti, fakat Nil'i geçemedi. Eyyubî hükümdari el-Melikü'l-Kâmil haçlilari Dimyat'tan uzaklastirmayi basardi. Neticede haçlilar daha kötü sartlarda bir anlasmayla razi oldular (1221). Bu sefer papaligin önderliginde düzenlenen son haçli seferi oldu.

    Altinci Haçli Seferi:

    Bu haçli seferi karakter bakimindan digerlerinden farkliydi. Papa, III. Honorius Kutsal Roma Germen Imparatoru II. Friedrich'i Kudüs'ü elegeçirerek orada krallik tacini giymeye tesvik etti. 1227 yilinda sefere çIkilmak üzereyken salgin bir hastalik yüzünden bundan vazgeçildi ve geri dönüldü. Yeni Papa IX. Gregorius Imparatorun hastaligi bahane ederek geri dönmesinden hoslanmadi ve onu aforoz etti. Bunun üzerine II. Friedrich papaliktan ayri olarak kendi basina Misir'a hareket etti. Eyyûbi hükümdari dahili mücadeleler yüzünden haçlilarla ciddi olarak mücadele edemedi. II. Friedrich ile anlasarak Kudüs, Nâsira ve Beytüllahm'i haçlilara teslim etti (1229). el-Melikü'l-Kâmil'in bu davranisi Islâm alemini üzüntüye bogdu. Salâhaddin-i Eyyûbi'nin binlerce sehit vererek fethettigi bu mukaddes beldeyi onlara teslim etmesi ihanet olarak kabul edildi. Nihayet el-Melikü's-Salih devrinde sehir yeniden müslümanlar eline geçti (1246).

    Yedinci Haçli Seferi:

    Fransa krali IX. Louis yeni bir sefer arzusundaydi. Papa IV. Innocentius da onu destekledi ve 1245'te hristiyan lara yeni bir çagrida bulundu. Kral Louis Fransiz ve 0ngilizlerden olusan bir orduyla yola çikti (1248). Eylül ayinda Kibris'i alip Misir'a dogru yola çikti. 1249'da Dimyat'i zaptettiler. Robert de Artois adli haçli kumandani Mansûra'ya bir sefer düzenlediyse de yenilip geri çekildi. Daha sonra bizzat Kral Louis Kahire üzeri ne yürüdü fakat Islâm ordusuna yenilerek Turansah'a esir düstüyse de serbest birakildi.

    Sekizinci Haçli Seferi:

    Mogollari Aynicâlut'ta agir bir bozguna ugrattiktan sonra Kutuz'u öldürerek tahta geçen Baybars Haçlilara karsi yogun bir kampanya baslatti. 1265'te Kaysâriyye, Hayfa ve Arsuf'u, ertesi yil Galilea'yi, 1268'de Antakya'yi ele geçirdi ve 1271'de Haspitalier sövalyelerinin karargâhini zaptetti. Bu gelismeler Avrupa'da büyük yanki uyandirdi. IX. Louis yeni bir sefer için hazirliga basladi ve 1270'de Tunus'u isgal etmek gayesiyle harekete geçti. Onun yolda ölümü üzerine Prens Edward kumandasindaki haçlilar basari saglayamadilar. 1289'da Trablussam, 1291'de de haçlilarin son kalesi Akkâ düstü. Papa IV. Nicholaus ve halefleri dogudaki hristiyanlara yardimci olmak amaciyla tesebbüse geçtilerse de sonuç alamadilar. Fransa ile Ingiltere aralarindaki çekismeler yüzünden bu hareketi yeterince destekleyemediler. Üstelik Avrupa ekonomik açidan da giderek zayif düsmüstü. Haçli seferleri daha sonraki asirlarda devam etmekle beraber bunlarin gayesi artik kutsal topraklari elegeçirmek degil Avrupa'daki Osmanli ilerleyisini durdurmakti.

    Osmanlilarin Balkanlara girip Bulgaristan'i ve Sirbistan'in bir kismini ele geçirmesi üzerine bütün Avrupa Hristiyan dünyasi hazirladigi birlesik ordularla Osmanlilar üzerine saldiriya geçtiler. Kurulan Balkan ittifakiyla Bulgarlar, Sirplar, Macarlar, Arnavutlar ve Ulahlar Kosova'da müslümanlara saldirdilarsa da büyük kayiplar vererek geri çekildiler. Fakat birkaç yil sonra Balkan ittifâkina katilan milletlere ek olarak Fransiz, Italy an ve 0ngilizlerin de yer aldigi büyük bir Haçli ordusu daha harekete geçip Balkanlarda müslümanlara saldirdi. Nigbolu'da meydana gelen s avasta Haçlilar büyük bir bozguna ugratildilar.

    Günümüze kadar devam eden Batililarin saldirilari I. Dünya savasinda Osmanliyi yikarak daha sonralari Kuzey Afrika ve Ortadogu'yu istila edip birçok küçük devletçikler kurarak emperyalist bir ruhla sömürmeye baslamislardir. Bütün bunlar yetmiyormus gibi Islâm dünyasinin merkezinde mukaddes Kudüs çevresinde Yahudi devletini kurmakla veya bu devletin kurulmasi için en büyük yardimi saglamakla haçli zihniyetlerini bir kez daha ortaya koydular. Filistin, Kesmir ve Afganistan'in isgali Kibris konusundaki tutumlari haçli zihniyetinin bir devami olarak yasanirligini sürdürmektedir.
#20.09.2005 11:28 0 0 0
  • Önceden verilen haberler

    Muhyiddin-i Arabi, Osmanli Devleti'nin kurulusundan bir asir önce yasamis olmasina ragmen, Edirne kütüphanesinde bulunan ve Efrani tarafindan tercümesi yapilmis olan "Seceretü'n-Nu'mâniyye" adli eserinde, Osmanli devrinde zuhur edecek pek cok hâdiseyi aynen haber vermistir. Osmanli Devleti'nin kurulusundan ve Sam'la Misir'in fethinden Yavuz Selim'in Sam'a girmesiyle kendi kabrinin ortaya cikarilacigina kadar bir düzine hadiseden rümuzlu bir sekilde bahseder. Yine ayni eserde, Hafiz Pasa'nin dokuz ay muhasara etmesine ragmen Bagdat'i alamiyacagi ve fethin 40 gün icinde Dördüncü Murad'a müyesser olacagi anlatilir. Dünyaya gelmesinden asirlar önce, Sultan Abdülaziz'in katledilecegini haber verir. Muhyiddin bin Arabi, bu eserinde Rus-Japon savasindan söz ettigi gibi, müslümanlarin düsmanlariyla muharebe edeceklerinden ve neticede galip geleceklerinden de bahseder. Türkler hakkinda da " Türkler icin muzaffariyat ve saadet var " der

    Bitlisli Mustafa Müstak Dede, Divan'inda Ankara'nin bassehir olacagini 70 sene evvelinden haber vermisti. Siirinin misra sonlarina düsürdügü harfler, Osmanlica olarak yanyana dizildiginde -elif, nun, kaf, ri, he- Ankara'yi gösterdigi gibi, bu hadisenin savaslar neticesi gerceklesecegini ve Haci Bayram'dan bahisle de, Ankar'nin bassehir olacagini gayet acik bir sekilde ifade etmektedir.

    Mevlânâ, yedi yüz ( 700 !, M.K. ) yil evvel, " çok küçük canlilar görüyorum; agizlari var ve yiyorlar " diyerek mikrop veya bakterilere isaret ediyordu.
#20.09.2005 11:28 0 0 0
  • Ibn Teymiye üzerine bir degini

    Geçmise yönelik ilim ve düsünce adamlarindan en fazla tenkit edilenlerden biri de Ibn Teymiyedir. Hatta ülkemizde son çeyrek asirda bazi sahislara Ibni Teymiyeci seklindeki bazi isnadlari bildigim için açikçasi Ibn Teymiyeye dair okumalarimi ve tuttugum notlari okuyucularla paylasmada oldukça yavas ve ürkek davrandigimi söyleyebilirim.

    Fakat Ibn Teymiye ismi üzerindeki spekülasyonlarin çoklugu kanatimce onun iyi taninmamasindan kaynaklanmaktadir. Çünkü kimileri onu yenilenme karsiti olarak görür, kimileri ise, onu en önemli yenilikçi olarak görür. Bu tuhaf, tuhaf oldugu kadar da çelisik ile yaklasimar bir yana, Ibn Teymiye, hakikatte bidatlara, asiriliga ve dine sokulan hurafelere karsi açikça cephe alan bir bilgedir. Nitekim Islâm dünyasinin Haçli Savaslarina maruz kaldigi, Islâmin asli temellerinden uzaklastirilmaya, asabiyetler ve taassuplarla örülmeye çalisildigi bir dönemde Ibn Teymiye, Islâm dünyasindaki sapmalara karsi çikmis, Islâmin aslî kaynaklara dönüsünün zarurî oldugunu savunmustur. Özellikle de, bidat saydigi yenilesmeden uzak kaldigi da bir gerçektir.

    Koyu bir selefi ve Hanbeli görüsü benimseyen Ibn Teymiye hakkinda söylenebileceklerin en azi, onun ilim ve eylem, düsünce ve kiliç adami oldugudur. Adi, düsünce ve eylem olarak cihadla taninmistir. Pratik hayatini, gerçek Islâmin bayragini yükseltme ve bidatler ile sapikliga direnme ugrunda cihada adamistir... Öte yandan, Ibn Teymiye, dünyadan el etek çekmis idealist bir düsünür degildir. Kilici almis ve savas alaninda cihada katilmistir. Mogollara karsi cihada, mülhid (ateist) ve bozgunculara karsi cihada... (1).

    Kisacasi, O, kilicini ve kalemini birlikte kullanmis, Islâmi ödünsüz bir sekilde savunmus ve bu ugurda çesitli zorbaliklara, zulümlere katlanmistir. Dimask kalesi hapishanesinde iki yillik bir tutukluluktan sonra vefat etmesi de onun inancindan, imanindan, düsüncesinden taviz vermediginin somut bir isaretidir.

    Ibn Teymiyenin pekçok eserinin yaninda en meshur olani ise, siyasetnâme türünün en önemli örneklerinden birisi olan es-Siyasetus-seriyye fi islahir-râi ver-raiyye adli eseridir. Bu eserinde Ibn Teymiye, Islâm hukukun anayasa, idare, maliye ve ceza hukuku gibi kamu hukukunun alt dallarina ait bazi konulari da ele alir; hatta bu yüzden eseri Fransizcaya çeviren H.Laoust tercümesine Ibn Teymiyeye göre kamu hukuku adini vermistir. Söz konusu eser yetkin bir akademisyen olan Vecdi Akyüz tarafindan dilimize kazandirilmistir.

    Ibn Teymiyenin siyasete iliskin eserinde benim en dikkatimi çeken görev istenmez, verilir anlayisinin islendigi ilk bölümdür. Emanetler basligini tasiyan bu ilk bölümden asagidaki satirlari iktibas ediyorum:

    Hz. Peygamber (s.a) söyle buyurur. Kim müslümanlarin isini üstlenir de, daha ehil olani varken baskasina bir is verirse, Allah ve Peygamberine hainlik etmis olur. Bir baska rivayette kim, içlerinde taklid (tayin) edeceginden daha çok halkin sevgisini kazanmis biri bulundugunu bilerek, bir topluluga emir tayin ederse, Allaha, Peygamberine ve müminlere hainlik etmis olur buyurur...

    Hz. Ömer (r.a) Kim müslümanlarin herhangi bir isini üstlenir, sonra da, aralarindaki dostluk ve yakinlik dolayisiyla birine is verirse, Allaha, Peygamberine ve Müslümanlara hainlik etmis olur. demektedir.

    Veliyyul-emrin, ilmî, askerî, mülkî siniftaki ve diger hükümet islerindeki valileri, hakimleri, ordu komutanlarini, küçük-büyük askeri birlik komutanlarini, hazine vazifelileri, katipler, mühürdarlar, harac, sadaka ve müslümanlarin diger mallariyla ilgili memurlarin üstlendikleri ise en ehil olanini arastirmasi ve tespit etmesi gerekir. Tayin edilen bu memurlarin da, bu islerin her birine en ehil olani getirmesi ve kullanmasi gereklidir... (2)

    Ibn Teymiye, nakli esas alan, akla ise buna göre yer ayiran bir düsünürdür. Nitekim, Siyaset adli eserinde de kaynaklara; yani âyet, hadis ve ilk Müslümanlarin tatbikatini esas alan bir idare tarzinin esaslarini çizmeye çalisir.

    Ben, Ibn Teymiye ile ilgili bu kisa deginiyi burada noktalarken, onun Siyaset/es-Siyasetüs-Serriyye adli eserini okuyucu dostlara tavsiye ediyorum.

    Dipnot:

    (1) Huriye Tevfik Mücahid, Fârâbiden Abduha Siyasi Düsünce, (Çev. Vecdi Akyüz) Iz Yayincilik, Istanbul 1995, s. 165.

    (2) Ibn Teymiye, Siyaset/es-Siyasetüs-Seriyye, (Çev. Vecdi Akyüz), Dergah Yayinlari, Istanbul 1985, s. 37-38.
#20.09.2005 11:29 0 0 0
  • Murabitun Hareketi ve Murabitlar Devleti

    (1056  1147 m.)


    Giris: Selman-i Farisi'nin, Iran'in kültür tarihinde temsil ettigi misyon gibi Bilal-i Habesi adinin da Afrika'nin siyasi tarihinde simgesel bir anlami vardir. Bu nedenle Islam ordularini komuta edenlerin, kitayi "Bilalilestirmek" gibi bir amaçlarinin daima oldugunu söylemek yanlis degildir. Afrika'nin siyah tenli insanlarini gören her bilinçli müslüman Hz. Bilal gibi bir sahsiyeti hatirlamadan edememistir. Onu, "kölelikten gelmis bir siyah" olarak görmek yerine, "mü'minlerin efendisi" kabul ederek, bütün siyahlari "Bilallestirmek" temel ilke olmustur.

    Müslümanlar açisindan böyle bir tarihi anlam tasiyan bu topraklar, Batililar için,Pon savasindan bu yana, "istah kabartici bir pasta" olma özelligini bütün çaglar boyunca sürdürmüstür. Nitekim, bir "din savasi" gibi gösterilmeye çalisilan Haçli Seferlerinin, aslinda ekonomik amaçlar tasidigini artik herkes bilmektedir. Özellikle, kesiflerden sonra yasanan sömürgecilik döneminin, Sanayi devriminden sonra, uluslar arasi emperyalizme dönüsmesi, bu kara kitanin "kara talihi"ni de belirleyen en temel gerekçe olmustur diyebiliriz.

    Iste bu mütevazi çalisma, önceleri kitanin Islamlasmasini saglayan, daha sonraki asirlarda da, bahsini ettigimiz sömürgecilere karsi örgütlenmis ve önemli basarilar elde etmis sufi hareketlerin, tarihi arka planini ortaya koymayi amaçlamaktadir.1

    Afrika'nin müslümanlasma sürecinin 615 yilinda yasanan "ilk hicret" olayina kadar indigini biliyoruz. Hz. Ömer döneminde gerçeklestirilen ilk fetihlerden sonra, Ukbe b. Nafi ve Musa b. Nusayr'in, Berberi kabileler ile mücadaleleri, bu süreçte ayri bir yer teskil eder. Özellikle Emevi halifesi Ömer ibn Abdülaziz'in arzusuna uyularak, Berberi kabileler arasina gönderilen bilginlerin, bunda daha fazla etkili oldugu bilinen bir konudur. Iskenderiyeli rahip Arius'un "monofizit" ilkelere dayali olarak kurdugu Arianizm mezhebinin, Ortadox Bizans'a ragmen bu kitada yayilmis olmasi ve "gerçek hristiyanliga yakin" ilkeler tasimasi, Islamiyetin de burada yayilmasini kolaylastirici bir neden olarak görülebilir. Buna ragmen Islamlasma süreci, yüzyillarca devam etmis, puta tapan ve kötü aliskanliklarini kutsallastiran ilkel kabileler arasinda Islamiyetin köklesmesi kolay olmamistir.

    Abbasiler döneminin "esitlikçi ve özgürlükçü" politakalari nedeniyle gelisen fikri ve tasavvufi akimlar, ülkenin diger yerlerinde oldugu gibi, Afrika'nin iç kesimlerinde de etkisini göstermis, bir çok mahalli lider veya kabile reisi, Islami kabul ettikten sonra basinda bulundugu kabileler ile birlikte bu akimlardan birine intisap etmistir.2

    Afrika insaninin mistik yapisi ve gizemli kavramlara olan ilgisinin bir gerekçe olarak kabul edilmesi durumunda, Islamiyet'in daha çok neden tasavvuf kanaliyla bu cografyada yayildigi anlasilmis olur. Daha Islam dininin ilk vahyedildigi zamanlarda, Afrikali bir kölenin müslüman olduktan sonra yasadigi "dramatik" hayatin, bir bakima bu cografyada yasayan siyah insanlar için simgesel bir anlaminin oldugunu da unutmamak gerekir.

    Murabitun hareketinin etkili oldugu miladi 11. ve 12. yüzyillarda Islam dünyasinin genel siyasi durumunun çok da iç açici olmadigi görülmektedir. Bagdat merkez olmak üzere Asya'da sembolik gücünü korumaya çalisan Abbasi halifeliginin karsisinda, en ciddi tehdit olarak duran Batini hareketinin3, bütün K. Afrika, Suriye, Bati Arabistan ve Sicilya'yi içine alacak sekilde Fatimi devletini, Basra Körfezi'nin kuzeybati havzasi (Kirman)ni içine alacak sekilde de Büveyhogullari devletini kurdugunu görüyoruz. Bu iki devletin siiligi yaymaya dayanan politikasi, Batini fikir akimlarina dayanan terör hareketlerinin de güçlenmesine ve Sünni devletlerin içeride zayif düsmelerine imkan saglamistir. Fatimilerin, Haçlilari, Islam dünyasi üzerine kiskirtmalarini da bu politikanin bir yansimasi olarak görmek gerekmektedir.

    Batini devletlerin takip ettikleri politikalarin genel ekseni, tarih boyunca hep Sünni devletleri içeriden zayiflatmaya yönelik olmustur. Bu durum Islam dünyasinda, bir tehlike ve tehdit olarak halen devam etmektedir.Tarihimizde birer Sünni devlet olarak yer almis olan Gazneliler'in, Selçuklular'in, Aksitler'in ve sonraki asirlarda Osmanlilar'in disarida ve içeride en fazla mücadele etmek durumunda kaldiklari akim Batinilik olmustur diyebiliriz.4

    Çalismamizin konusunu olusturan Murabitun hareketi de, kurulusundan yikilisina kadar Batini fikir akimlari ile mücadele etmek durumunda kalmistir. Bu bakimdan Murabitlari önemli kilan faktörlerden biri de Batini hareketlerle mücadele etmis olmalaridir. Batinilerin Islam dünyasina ve tarihine yasattiklari sancili süreç, ayrica bir inceleme konusu olarak da ele alinabilir.

    Murabitun Hareketinin Dogusu: Hareketin lideri olan Abdullah b. Yasin, Büyük Sahra ile Fas siniri arasinda yasayan Cuzuli kabilesine mensuptur. Ispanya'da Kurtuba sehrinde basladigi tahsiline, bölgenin ünlü fakihi Veccac b. Zellu el-Lamti'nin yaninda (Sus'ta) devam etmis ve burada Darülmurabitin adiyla kurulmus olan ilk ribatta egitimini tamamlamistir.5

    Bu dönemin Afrika müslümanlik tarihine dair fazla bilgi içermeyen kaynaklarin satir aralarinda elde ettigimiz bilgilere bakarak, onun Berberilerden Cüdale kabilesi reisi Yahya b. Ibrahim'in davetine uyarak, Büyük Sahra'nin güneyinde yasayan ve kelime-i sahadetten baska Islamla bir iliskisi olmayan kabilelere Islam dinini ögretmeye basladigini ifade edebiliriz.6

    Abdullah b. Yasin'in irsad faaliyetlerinin ilk dönemlerde, bahsi geçen kabileler arasinda umdugu basariyi saglayamadigini görüyoruz. Bu nedenle o, kendisine siki bagli kimselerle, Senegal nehri çevresine çekilmis ve bu nehir üzerinde bulunan adada ilk "ribat"tan faaliyetlerini yürütmeye baslamistir. Bu degisiklik sonuç vermis, çevredeki kabilelerden, bilhassa Senhacelerin bir kolu olan Lemtune kabilesinde etkili olmustur.Böylece, "murabitun" hareketi, merkezi Senegal olmak üzere çevrede yayilmaya baslamistir.7

    Kaynaklardan ögrenebildigimize göre Murabitlar hareketi sadece bir züht hareketi olarak toplumun degisik kesimleri içinde yayilmakla kalmamis, giderek bir devlet disipliline dönüsmüstür. Özellikle Senhaceleri'in bir kolu olan Cudale kabilesi reisi, Islami bilgilere vakif, kültürlü ve cesur bir insan Yahya b. Ibrahim'in destegi ile, Murabitun hareketi çevrede bulunan diger kabilelerin de intisabi ile hizla yayilmaya baslamistir.

    Abdullah b. Yasin'in baslattigi bu sufi hareketin, kabileler arasinda yayilip devletlesmesinde, doktrininin ikna ediciligi yaninda, süphesiz hareketin askeri bir disipline dönüsmüs olmasi da yer alir. Farkli bölgelerde yasayan kabileler arasinda kurulun ribatlarda meskun muridandan olusan fedailerin, hareketin prensipleri dogrultusunda belirlenmis kurallari uygulamalari ve ticaret yollarinin güvenligini saglamalari ile, bölgede huzur ve adaletin tesisi sonucu kurulan bu devlete, tarihte Murabitun Devleti denilmistir.8

    Lemtune, Cudale ve Senhace kabilelerinin kendisine baglanmasindan sonra, Abdullah b. Yasin, sayilari 30.000'i asan, dini ve askeri yönden iyi yetistirilmis bir ordu tesekkül ettirmis ve baslarina da dava arkadasi Yahya b. Ibrahim'i, daha sonra da Yahya b. Ömer'i getirmistir. Sicilmase hakimi Mesut es-Zenati gibi9 mahalli liderlerin halka ve alimlere zulmetmesi üzerine, fetih faaliyetlerine girisilmistir.

    Murabitlar Devleti: Yahya b. Ömer'in sehit düsmesi üzerine, 1056 yilinda "emirü'l-müslimin" ünvani ile Ebubekir b. Ömer (lemtuni) is basina getirilmistir.Bazi kaynaklar, Murabitlar devletinin kurulusunu bu tarihle baslatirlar.10Bunun sebebi, esas fetihlerin bundan sonra yasanmasi olmalidir.

    Islam dinine sikica bagli ve Bati kaynaklarinda "Almovarides" seklinde geçen Murabitlar, ehl-i sünnet mezheplerinden Malikiligi benimsemisler ve cihat düzenine dayanan devletlerinin sinirlarini,Misir'dan Atlas okyanusuna, Nijer havzasindan Ispanya'da Ebro nehrine kadar genisletmislerdir.Baskentleri ise Merakes sehridir.

    Abdullah b. Yasin'in manevi liderliginde kurulan ve giderek genisleyen Murabitlar Devleti'nin, Ebubekir b. Ömer'in emirligi döneminde büyük fetih hareketine giristigini görüyoruz. Ilk hedef olarak Fatimilerin bir kolu olan Sii Sus prensligi ortadan kaldirilmis, iyi yetistirilmis bir komutan olan Yusuf b. Tafsin'in de yardimi ile ele geçirilen bu prenslikte sii akidesine son verilip Maliki mezhebinin esaslarina dayanan yeni bir idare kurulmustur. Murabitlar bundan sonra Mesmudalar idaresindeki, Magrip topraklarina girmisler ve buranin bir kismini ele geçirmislerdir.Daha sonra da, Afrika'nin bati kismina egemen olan Fana Kralligina son vererek, sufi hareketin yayilma alanini da genisletmislerdir. 1059'da Temasna bölgesinin hakimi olan putperest Bergavatalarla yapilan savasta Abdullah b. Yasin sehit düsmüstür.11

    Ebubekir b. Ömer Lamtuni'den sonra devletin basina sirasi ile su isimler geçmistir:

    1- Ebu bekir b. Ömer Lamtuni (1056-1061)

    2- Nasiruddin Yusuf b. Tafsin (1061-1106)

    3- Ebu'lHasan Ali b. Yusuf (1106-1143)

    4- Ebu Yusuf Tafsin b. Ali (1143-1145)

    5- Ebu Ishak Ibrahim b. Tafsin (1145-1146)

    6- Ishak b. Ali (1146-1147).12

    Murabitlar, esas ihtisamli dönemini Yusuf b. Tafsin döneminde yasamislardir. Onun zamaninda, zahidlerden olusan Islam ordusu, Ispanya'ya çikartma yaparak Hristiyanlari Zellaka Meydan Muharebesinde (1086) agir bir yenilgiye ugratmislardir. Diger müslüman emirlerin de itaat etmesi ile Ispanya'da Murabitlar devri baslamis, böylece bölgede Islamin hakimiyeti bir kaç asir daha uzamistir. Onlarin bu faaliyetleri, Islam dünyasinda büyük yanki uyandirmis, hatta Abbasi ve Selçuklu hükümdarlari üzerinde büyük tesirleri olan Nizamiye medreselerinin bas rektörü Imam Gazali Hazretleri, Emir Tafsin'i ziyaret için yola çikmis, ancak Misir'a geldiginde vefat haberini duyup geriye dönmüstür.

    Murabitlarin Ispanya hakimiyeti 1147 yilina kadar, yarim asirdan fazla sürmüstür. Onlarin hakimiyeti döneminde yetistirilen Islam bilginleri ve sufilerin gayretleri ile Islam dini, Moritanya, Senegal, Gana, Yeni Gine, Nijerya, Mali ve Gambiya gibi yerlere yayilma imkani bulmustur.

    Tarihçilerin, bu devletin üç temel nedenden dolayi yikildigini ifade ederler:

    * Ispanya'nin alinmasindan sonra, buranin safahat hayatina kendilerini kaptiran, çöl kültürüne bagli Bedevilerin, benliklerini ve cihatçi ruhlarini kaybetmeleri.

    * Ibn Rüst ve Ibn Hazm gibi rasyonalist Endülüslü feylosoflarin meydana getirdikleri fikir anarsisine halkin ve mutasavvif yöneticilerin hazir olmamalari.

    * Batinilerin yikici faaliyetleri karsisinda, mukavemet edici bilimsellik sürecini olusturamamis olmalari.

    Balear adalarinda 79 yil (1126-1205) hüküm süren Beni Ganiye melikleri de Murabitlara bagli olarak yasamislardir. Akdeniz'in batisinda yer alan bu adalar ülkesinde bundan sonra, egemenligi ele geçirmis olan Sii Muvahhitler'in dönemi de dahil edilecek olursa, müslümanlarin buradaki hakimiyet süreleri, Aragon istilasina kadar, 518 yil sürmüstür.

    Islam dünyasinin Magrip kanadini olusturan ve Berberi kabileler arasinda Islamin yayilmasini saglayan Murabitlar devleti, Gazzali ekolüne bagli olarak bir asir kadar bölgeye hükmetmis, ancak yukarida ifade edilen sebeplerle ve en çok da,Batini Muvahhitlerin saldirilari ile, 1147'de kesin olarak yikilmistir.

    Netice:

    1- Murabitun hareketi, Sunni/Sufi bir harekettir. Islamin coskulu bir biçimde yasandigi ve bu nedenle de kisa sürede yayilarak kita disina tastigi anlasilmaktadir.

    2- Cihat faaliyetini esas alan bir hareket olmasi, Islam dininin Hristiyan veya putperest olan Berberi kabileler arasinda yayilmasini kolaylastirmistir.Bu durum tasavvufun, Afrika'nin Islamlasmasinda en üst seviyede katki sagladigini bize göstermektedir.

    3- Islam dünyasinda çok ciddi bir sorun olan Batini anarsizmi, bu devletin de iç ve dis politikasinin en önemli belirleyicisi olmustur.Bu yüzden Murabitun hareketinin ilgi alanlarindan biri de, Batinilikle mücadele olmustur. Afrika kitasinda Sia'nin yayilmasini engelleyen, tarihsel açidan çok önemli bir görev üstlenmistir.

    4- Sii Erdebil tarikati hariç tutulacak olursa, Islam dünyasinda devlet kuran ve kendi esaslarini devletin kurumlarinin sekillenmesine yansitan Murabitun hareketi, bu yönü ile Senusilige benzemektedir.

    5- Islam dünyasinin baska yerlerinde, daha çok toplum içinde "irsad" misyonunu üstlenerek örgütlenmis olan tasavvufi hareketlerden çok farkli olarak, Imam-i Gazali'nin sistemine uygun gelistirilen tasavvuf egitiminin askeri nitelik tasimasi, onun giderek devlet düzenine dönüsmesini de saglamistir.

    6-Murabitun hareketi, daha çok Afrika'da görülen "ihyaci ve islahatçi" sufiligin bidayetini teskil eder. 19. yüzyilda etkin bir sufi hareket olarak karsimiza çikan Senusiligin; hatta 20. yüzyilda Misir ve Suriye'de, etkili siyasi muhalefet örgütlenmesi olarak bilinen Ihvan-i Müslimin hareketinin arka planinda,Murabitlarla baslayan bu ihyaci tarihi gelenek vardir.

    Dipnotlar:
    -----------------
    1- Afrika'da ortaya çikan belli basli tarikatlar: Rahmaniyye, Kadiriyye, Seyhiyye, Ebu Aliyye, Ticamiyye, Teybiyye, Zeyniyye Bin Nahyiye, Derkiyye,Sazeliyye ve Senusiyye genis bilgi için bkz. Prof. Dr. Fazlur Rahman, Islam trc. M. Aydin-M. Dag, Ist. 181; Filibeli Sehbenderzade, Ahmet Hilmi Efendi'nin, 1905 yillarinda yazdigi Senusiler ile ilgili Osmanlica eser.; 2- Prof. Dr. Philip Hitti, Siyasi ve Kültürel Islam Tar. trc. S. Tug, c.2. s. 338. Ist. 1980; Islam tarihinde ilk hicret olayi için bkz. Ibnü'l Esir El Namil Fi't-Tarih, c. 2, s. 66, trc. A. Özaydin, Ist. 1987; 3- Batinilikle ilgili olarak bkz. Fazlur Rahman, a.g.e Islam Ans. "Batini mad.; M. Semseddin, Hurufattan Hakikati, Ist. 1332 A. Ates "Batiniyye mad. I. A. 2339; 4- Islam Ans (TDV), "Batinilik" md. P.M. Holt Haçlilar Çagi, s. 79-81, Ist. 1999; Ayrica Gazneliler için bkz. Prof. Dr. Erdogan Merçil. Gazneliler Devleti Tarihi, TTK, Ank. 1989; Y.Hikmet Bayur, Hindistan Tarihi, c.1, TTK, Ank. 1947 T. W. Arnold, Isl. Tar. s. 314, Ank. 1982; Abdülkerim Özaydin, "Abdullah b Yasin el-Cuzuli", Islam Ans. (TDV). 142, c.1, Ist. 1988; Dogustan Günümüze B. Is. Tar. 3/444-491; 5- bkz. Islam Ans. (TDV), "Batinilik" mad.; Prof. Dr. Erdogan Merçil, Gazneliler Devleti Tarihi, TTK. Ank. 1989; Y.Hikmet Bayur, Hindistan Tar. c. 1, TTK, Ank. 1947; 6- T. W. Arnold, Isl. Tar. s. 314, Ank. 1982; Abdülkerim Özaydin, "Abdullah b. Yasin el-Cuzuli" Islam Ans. (TDV) s. 142, c.1, Ist. 198; A. Özaydin, a.g.e, s. 142; Arnolt, Yahyali B. Ibrahim'in, Senhace Kabilesine mensup oldugunu nakleder.; 7- Doç.Dr. Ünver Günay, "Zenci Afrida'da Isl. " Atatürk Ünv. Isl. Ilimler Fak. Derg. s. 109, sayi 4, 1980; 8- C. E. Bosworth, Islam Devletleri Tarihi, trc. E. Mercil-M.Ipsirli, s. 34, Ist. 1980; Yilmaz Öztuna Devletler ve Hanedanlar, c. s. 225, K.B.Yay., Ank. 1996; 9- Özaydin, 1/442, M. Larouse 963-64; 10- Öztuna, 1/225; 11- bkz. Groller International Americana Eneyelopedia 1/122-123, Ist.
#20.09.2005 11:30 0 0 0
  • eline saglık kardesim sagol
#26.10.2005 14:29 0 0 0
  • ellerien sağlık


    paylaşımın için saol
#27.10.2005 14:35 0 0 0
  • Paylaşımın için çok sağol,ellerine sağlık.Bu güzel bilgiler için tekrar sağol.
    Allah (c.c) razı olsun.
#10.03.2006 02:27 0 0 0
  • paylaşım için sağol
#21.05.2007 07:49 0 0 0
  • Allah razı olsun
#20.01.2008 19:06 0 0 0
  • allah razı olsun
#16.05.2008 03:10 0 0 0
  • Eyvallah Toprak süper Eline saglik
#02.10.2008 11:14 0 0 0