yola çıkmış bir yolcu edası ile sabah erken kalktım..
pantalonumu gömlegimi ütüledim
çeketimi itina ile giyindim,saçımı taradım.aynada şöyle bir baktım kendime
gülümsüyordum
ayakkabımı boyadım rengi kahverengi,kapımı kilitledim,ufak adımlarla sana dogru yola çıktım
hava uçan kuşları
hafif esen rüzgarı ve evvelki günden kalmış kar'sovugu karşıladı beni
sanada günaydın dedim,kuşlar ve rügarlar
havada başı boş gezinnen kemikleri sızlatan kuru ayaz sanada günaydın osun dedim
unlu mamüller pastanesinden simit aldım,çayı sana ısmarlamıştım
şimdi sıra sende..çayımı ver bana
biliyorsunki çay bahaneydi
eskilerin deyimi ile..çay kahvehane bahane,maksat dostu görmekti..
şimdi evden uzaktayım
sana bir adımdaha yakın
hep yakınıda kal olurmu
Keşke...
Sırsın artık. Her üzüldüğümde kendini hatırlatan acısın. Oyunsun sonra... kuma gömme oyunu... Ki herkesin mecburiyetten inanmış gibi yapıp, inandırmaya da mecbur olduğu: Kumun altında da nefes alınabileceğine.............. yavaş yavaş at şimdi kumları üstümüze. Ölüm olsun adı... daha kolay çünkü. Ağlama. Ben ağlamıyorum... hep gülüyorum... şimdi bile............................... yardım et de bitsin artık.
Okyanusun ortasında bıraktığın düşlerimizi, şimdi hangi kağıt gemilerin küpeştelerinde bir varmış ile bir yokmuş arasında yolculuklara çıkartabilirdim...
kapalı çarşı dudakların, kalabalık ve renkli
susma. Dilimde kurur kelimeler
biliyorum, olmayacak bir şey sana dirilmem
çocuk aklıma uyup da yürüdüm meydanlarında
kapını çalıp kaçmaktı niyetim
bir satır başında birden karşına çıkmak,
ve düşürmek kolunun altındaki cümleleri
olmadı. Ezberimde kaldın karıştırırken gülüşlerini