Aşk a dair

Son güncelleme: 07.11.2009 07:02
  • noimage

    Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk
    edebilirsiniz.
    Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında...
    En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç
    çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin
    konusudur.
    Göz yaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak,
    coşunca öptüğünüz bir bayrak...
    Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz;
    "Ölmek var, dönmek yok"tur.

    Lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını...
    Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya... Şurasından,
    burasından eleştirmeye koyulursunuz:
    "Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da ESKİSİ GİBİ OLSAolsa..."
    Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye
    başlarsınız.
    Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın
    gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden
    böyle miydi ya.." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı;
    açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından...
    Böyle süremeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz.
    O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde
    ihanetin bedeli ölümdür.
    "Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler...

    Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ışıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden...
    Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size... Hoyrattır, bakmaz yüzünüze...
    Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder.
    Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi
    defterden...
    "İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz. Ayrılırsanız
    yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz.
    İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz...
    noimage
    "Madem öyle..."nin çağı başlar ondan sonra...
    Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki
    kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmiştir".
    Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.
    Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece...
    Daha özgür olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki
    unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni... Etrafı bir sürü
    uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar,
    uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini...
    Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye...
    Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla...
    "Bana ne... kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...
    Ama sonra... ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından
    süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden...
    Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu
    özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi,
    elinden bir kadeh rakı içmeyi...
    Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına
    fısıldasın diye...
    Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden...
    Dönemezsiniz.
    Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.

    Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz...
    Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu...
    Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
    Sürünür gidersiniz....

    noimage


    CAN DÜNDAR!!!!!
#06.11.2009 11:40 0 0 0
  • ellerine sağlık ;)
#06.11.2009 11:42 0 0 0
  • saol
#07.11.2009 07:02 0 0 0