Atlı Karınca"
Çok gereksiz sorular var
Soran hiç çıkmaz ortaya
Yumurta mı tavuktan çıkar
Tavuk mu teşne yumurtaya
...
Oysa hayat denen bir oyun var
Ve biz de geldik oynamaya
Yoksa ne karınca ata binerdi
Ne de bir at karıncaya
Kimsenin cesaret edemediği
Bir dağa tırmandık biz seninle
Ben ne yorulmana izin verdim senin
Ne de durup aşağıyı seyretmene
Bizi izleyenler vardı her yerde
Senin aklın hep
Daha önce deneyenlerdeydi
Ben ne korkmana izin verdim senin
Ne de benden vazgeçmene
Kimsenin cesaret edemediği
Bir dağa tırmandık biz seninle
Anlattın tutunamayıp düşenleri
Ben ne elimi bırakmana izin verdim senin
Ne de bana güvenmemene
Çocukluğunda hiç görmediğini söylediğin
Uçurum çiçekleri vardı zirvede
Ben çocukluğumda
Çıplak ayak gezdiğimi anlattım sana
Keskin kayalıklar üzerinde
Ve ne benden utanmana izin verdim senin
Ne de bana hükmetmene
Bembeyaz karlar vardı zirvede
Ve bir o kadar da ayaz
Kardan evler, adamlar yaptık birlikte
Sen bana diğer adamları anlattın
Ben de sana diğer kadınları
Ben en çok kardan adamı sevdim
Sen de en ukala olanı
Ve sen öyle güzeldin ki zirvede
Ne aldatmama izin verdin sana
Ne de yalan söylememe
Artık kimsenin erişemediği
Bir dağdayız seninle
Ben şimdi kaçağım
Yaklaşan sesler var bir yerlerde
Ve teslim olduğumu söylemem
Sebep olamaz buradan inmeye
Bu dağa çıkarken
Daha önce hiç yaşamadığını söylediğin
Şeyler öğrettim sana
Rütbelerimi sana verdim
Artık kontrol sende, yüreğimse ellerinde
Yoksa ben ne bırakıp gitmek isterim seni
Ne de izin veririm gitmene
Umut tadında sevdim seni herşeyinle yaralarımı sar diye. Veya yara açma diye. Gülüş tadında sevdim seni gözlerimdeki yaşları dindir diye. Veya gözlerimden yaş akıtma diye. Çocuk gibi sevdim seni içimdeki sevgiyi masumca gör diye. Veya bana kıymaya yüreğin el vermesin diye. Yeni doğan gün gibi sevdim seni. Hergün bu bedende doğ diye veya hergünüm ol diye...
Ben demiştim" diyenlere, üzüntümü belli etmemek için kuşandığım, mekanik tebessümlerimin ardındaki yaşlarla sulayacaktım taze mezar toprağına ektiğim çiçekleri...
Ama ben seni içimde öldürmeye kıyamadım...=
Boşuna uğraşma beni asla ÇÖZEMEZSİN.!Acımasız değilim,canım yanmadıkça can yakmam.Her zaman yol vermesini bilirim.Eğlenmesini de bilenlerdenim.Çok Neşeliyim'ASİLİM' en önemlisi.Küçüğümü sevmesini,Büyüğümü saymasını bilirim.Kısacası görmemiş değilim.!Dur durak bilmem.!Sınırı zorlarım KORKAK değilim OLANLA da işim olmaz.!Oynanmışı OYNAMAM.!Pes etmek bana göre değil.Kaybetmem KAYBEDİLİRİM
Yaşlandığın zaman geçmişine bakıp yanarsın..
Geriye dönülemeyeceğini anladığın zaman..
Tecrübelerinle ileriye yol alırsın..Birilerine nasihat ettiğinde..
Seninde yüreğinde vardır bir keşke..Çünkü sende insansın...
Sıradansın... Yükseklerde görme kendini... Dünyayı fetheden, insanlara diz çöktüren, her emri yapılan, karşı konulamayan bir güç olduğunu zannetsen de, yalnız kaldığında mutsuzsun işte! Soğuk bir mutsuzluk değil mi bu? Bir cesedin soğukluğu gibi...
...bazı yollar wardır secmekte zorlanırsın
ama bir bakmışsın adımların seni ilerletiwermiş
bazı kapılar da wardır açmak için bir anahtar bulamazsın
ama gönülden istedin mi gerçekten açılıwermiş
uykuların kaçar binbir türlü hayaller kurarsın gecenin karanlığında
beynini kemiren o düşüncelerin de olmasa gözlerin hemencecik dalıwermiş
bugün sessizliği tercih edersin yarın da bilinmezliği
hadi bir sonraki günde gizemliliği seç bakalım
nereye kadar takacaksın maskeni...
Bir gün bir çocuğa sormuştum, deniz neden tuzludur diye.
Babası uzun bir sefere çıkmıştı.
Çocuk hemencecik karşılık verdi: Deniz tuzludur, çünkü denizciler durmadan ağlarlar!
Neden denizciler böyle çok ağlar ki! Çünkü dedi, yolculukları bitmez
Onun için de mendillerini hep direklere asıp kuruturlar!
Gene sordum: Ya niçin insanlar üzgün olunca ağlar? Çünkü dedi, daha duru görebilelim diye gözlerin camını ara sıra yıkamak gerek!
Bazen; hayal kırıklıkların hançer gibi saplanır yüreğine SUSARSIN!
Bazen; herşey için artık çok geçtir SUSARSIN!
Bazen; hiç kimseye hiç bir yere ait olmadığını anlarsın SUSARSIN!
Bazen; yitip giden geçmişine lanet ede ede SUSARSIN!
Bazen de; gerçkten konuşmaya gücün kalmaz, kelimelerin tükenir SUSARSIN!
.........İşte o zaman, susmanında konuşmak kadar ihtiyaç olduğunu anlarsın.
Ağlayabilir miyim gönlüm....?
Müsaadenle
Şöyle katıla katıla şimşekli bir gökyüzü gibi
Ağlayabilir miyim?
İzin ver lütfen
...Şöyle inceden yağan yağmur masumiyeti gibi
Öylesine ama ölesiye
Bu can çıkana kadar bedenden
Nefsimin nefesi kesilesiye
Pembe güller mor menekşelere düşesiye
Sol yanımın ateşi yükselesiye kadar
Kendi omzumda kimseciklere yük olmadan
Ağlayabilir miyim
Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var diyorlar
Bir fincan değilse de bir acı kahve yudumlamışlığım var..
Bir fincanın kırk yılsa hatırı söyler misin?...
Yüreğim.................
Bir yudum acının ki ne kadar?..