evet çok haklısınız
kelama ulaşamadan böyle yazabiliyorsanız kelama ulaştığınızda nasıl olur hiç düşünemiyorum.şiir yazmak kolay değildir ama siz müthişsinizz.yüreğinize sağlıkk.
çok güzel bir paylaşım emeğinize yüreğinize sağlık
izninizle bende ufak bişey paylaşmak isterim
Gerçekçi ol,imkansızı yaşa(benim hayat felsefem)saygılarımla
Jely Jelybon saygıdeğer arkadaşım;benim herzaman savunduğum birşey vardır ve bunu sizlerin de bilmesini isterim;ben yazdığım şeyleri şiir olarak adlandıramıyorum çünkü ben şair değilim...Sadece yüreğimden geçenleri nacizene bulabildiğim kelimelerle dillendirmeye çalışıyorum.Eğer birşeyler yazan ben kendimi şair olarak kabul edersem gerçek şairlere karşı bir saygısızlık etmiş hissediyorum kendimi ve onların engin hayat tecrübesi ve anlatılamaz duygularına karşı kendimi nasıl savunabilirimki?Onun için sadece hayatın bitmek tükenmek bilmeyen yorucu baskısından kendimi birazcık kurtarabilmek için yüreğimle kalemi ufak valslerin olduğu bir yolculuğa çıkarıyorum.Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.
TeLma,öncelikle main-boar dünyasına hoşgeldin,sayfama da sefalar getirdin.Burası dostluk için açılmış bir sayfadır ve her ne yazmak istersen başım gözüm üstüne...Gelelim senin bu anlamını hayatın karmaşasından aldığın değerli sözü yorumlamaya (hatalarımı görmezden gel emi ) :
Gerçekçi ol,imkânsızı yaşa:Hayatın bizler için hazırladığı tuzağa o kadar kolay yakalanıyoruzki,kendimizi acemi bir av gibi çabucak teslim ediyoruz.Oysa yapmamız gereken tek şey kabullenmek.Her ne olursa olsun bizim hakettiğimiz şeyler gelir başımıza!Ama mükemmeli arama özelliğimiz devreye girer ve kaçmaya çalışırız gerçeklerden...Oysa gerçekçi olup hiç başımıza geleceğini düşünmediğimiz olayları kabullenirsek belki de imkânsız olarak gördüğümüz şeyleri yaşama şansını yakalarız.
Sayfama renk kattın arkadaşım,varlığın daim olsun.
Zübeyir Abimm,ne desen haklısın...Bu aralar siz dostları fazlasıyla ihmâl ettim.Ama benim hatamı kendi üzerinize almayın lütfen!Çünkü bu beni çok üzer.Abimm bu gece sizin güzel sayfanıza birşeyler yazacağım ve inşallah kendimi affettirebilirim!
Yürek ağlarken gözler gülmez,
Bırakıp giden kadir kıymet bilmez,
Kanayan yaraya merhem sürülmez
Geçer derler,geçerrrr!
Onlar derler de sen üzülürsün
Üzülürsün,üzülürsün ağlarsın...
Oysa ne güzeldir sevdaya tutulmak,
Aşk ile yanıp kavrulmak ne güzeldir!
Hasret ile yanarsın,özlem ile kanarsın!
Düşünürsün,düşünürsün ağlarsın....
Sen Leyla olursun,Mecnun'u bulursun,
Dünya döner sen olduğun yerde durursun!
Sonra aniden Mecnun'unu kaybettiğini anlarsın
Üzülürsün,üzülürsün ağlarsın....
Diline dolanır bir sevda türküsü,
Sana acı verir sevenlerin öyküsü,
Kanadıkça kanar yüreğinin kuytusu
Hiç bitmez acımasızca kurduğun sevda sorgusu
Üzülürsün,üzülürsün ağlarsın...
Eline alırsın köşesi yırtık bir resim,
Çaresizce sorarsın;yâr nerdesin?
İşte o zaman sızlar burun direğin
Üzülürsün,üzülürsün ağlarsın...
Gözünde nem yüreğinde dem,kaynayıp durma be küçüğüm!
Baksana haline,ben yanıyorum senin şu kör talihine
Elinden tutsam kalk ayağa desem kalkabilir misin be küçüğüm?
Güçlü ol desem,yenilme yıkılma desem,
Desemki yaralarından yeni bir sen yarat
Yaratabilir misin be küçüğüm?
Yoksa bana sus mu dersin en afilli azarınla?
Sus acılarımı deşme mi dersin?
Bilesin ki küçüğüm acılar deşilmeden durmaz,
O deşilecek yüreğin kanayacak
Yüreğin kanayacak ki sen büyüyeceksin
Acılarla acılara büyüyeceksin küçüğüm,hemde çok büyüyeceksin
Şimdi sil gözlerini ve iyi dinle sözlerimi küçüğüm:
Aşk;gözünden akan yaşın kirpiğinle öpüştüğü anda
Kalbinin sevgiliye doğru attığı her adımda
Düşlere düşeyazmaktır kahpe gecenin koynunda...
Aşk,ellerindeki nasırda değildir,
Yüreğindeki fasıldadır küçüğüm.
Aşk,dilindeki şarkıda değildir küçüğüm,
Dişini her sıkışındaki çektiğin acıdadır.
Hadi şimdi tut ellerimi küçüğüm,
Aşktan kurtuluşun değil ama
Aşkı anlatışın var onlarda.
Soğuk bir kış günü,gözlerimi mutluluk için açtığımda üşümeye başladığım yalnızlığım
Beni o kadar çok mu sevdinki bir türlü peşimi bırakmadın!
Sessizlik lütfen!Bir kadeh daha sessizlik alayım
Susun,konuşmayın bu kadehin de tadını çıkarayım,
Bu kadeh sizlerin şerefine olsun sevdiklerim,
Sevenim bilip sevilemediklerim
Duyuyor musunuz sessizliğimi?
Görüyormusunuz yok olup gidişimi!
Bitişimi...
Ah be zalim hayat,ipini çektim senin
İdâm sehpan oldu şu küçücük yüreğim
Ben artık acılar deniziyim
İnadına çılgın,inadına asi
Hadi,gücün yetiyorsa durdur beni
Ne olur durdur beni!
Durdur beni,durdur kalbimi...
Ben zaten hiç yaşamadım bu kahrolası hayatı
Taaki seni tanıyana kadar
Nefesim oldun doldun ciğerlerime
Taht kurup oturdun kalbime
Bu bana nede iyi gelmişti
Neden gittinki?
Bilemedin mi sensizliği çekemeyeceğimi?
Dayandım.
Yandım yandım dayandım
Ama artık kalmadı gücüm
Bak,nasılda eriyip bitiyor sevdiceğin!
Hani bana kıyamazdın,hani beni çok özlerdin
Sesin nefesimdir derdin ya hani
Nefesin senden sonra sustu
Biliyormusun artık dolamıyorum ciğerlerine!
Yetemiyorum kendime ve bunu anlatamıyorum hiç kimseye!
Bulutların arasından bir yağmur tanesi düştü elime
Ben zaten kabullendim de sende mi ağlıyorsun kaderime?
Dalmak istiyorum,bir daha hiç uyanamayacağım bir uykuya
Kolların yastığım olsa,tenin yorganım
Uyusam,hiç uyanamasam!
İnan artık çok yorgunum...
Hadi tut ellerimden ve çek al yanına beni...
Kuşların etrafı şenlendiren cıvıltılarıyla açtı gözlerini.Yatağından çıkmak istemiyordu,zaten çıksada yapacak birşeyi yoktu!Çünkü akşam biraz yaramazlık yapmış ve annesi tarafından bir gün boyunca odasından dışarı çıkmamak üzere cezalandırılmıştı.Ama o hiç yerinde duramazdıki!Cıvıl cıvıldı bahar gibi,kara kuru bir kız idi,o Yıldız idi paylayınca etrafına ışık saçan...
Bu küçücük odada nasıl günü bitirecekti,nasıl akşam edecekti hiç bilmiyordu...O bunları düşünürken,her açılışında gıcırdayan kapının sesiyle annesinin sesinin ağır bir kavgaya tutuşmuş gibi birbirlerine üstünlük taslarcasına çatışmasının şahitliğinde dikti gözlerini bu ağır cezayı kendisine reva gören annesine!Ona kahvaltısını getirmişti;bir bardak süt ve yanında bir yumurta ile biraz da Esmer'in sütünden yapılma peynir.
Esmer,küçük Yıldız'ın kara keçisinin ismi idi.Onunla sürekli kavga eder ama yine de birbirlerini çok severlerdi...Onu elleriyle besler,canı çok sıkıldığında birlikte kovalamaca oynarlardı.Bir tane küçük kuzusu olmuştu Esmer'in ve o kadar tatlıydı ki küçük kuzu doğalı Esmer'in papucu dama atılmıştı.Aslında Esmer bu duruma biraz bozuktu ama dili yokki hayvancağızın Yıldız'a bağırıp çağırsın sitemini dile getirsin!
Neyse,kaldığımız yerden devam edelim:
Annesi kahvaltı tepsisini Yıldız'ın küçük masasının üzerine bırakırken;
-''Bunların hepsi bitecek,birazdan gelip bakacağım'' diyerek odadan yine gıcık kapıyla kavga ederek dışarı çıktı.
Yıldız'ın gözleri dolu dolu olmuştu.Çünkü ne Yıldız'a ''Günaydın'' demişti ne de sarılıp koklayarak onu öpmüştü!
Küçük Yıldız yatağından kalktı,kapının hışmından korkarcasına çok yavaş,onu okşarcasına ve ne olur kızma
diye yalvarırcasına kapıyı açtı.Lânet olası kapı yine yapmıştı yapacağını;gıcırtısıyla bütün evi inleteceğini bilerek Yıldız'a bağırıp çağırmıştı ve daha beteri annesi onun dışarı çıktığını anlamış,avazı çıktığı kadar sesini yükselterek;''sen cezalısın,nereye gidiyorsun'' diye bağırıp duruyordu...
Oysa Yıldız'ın tek isteği yüzünü yıkamaktı.
-''Anne,yüzümü yıkayacağım'' diye seslendi korkak ve titrek bir ses tonuyla.
Odasına döndüğünde hiç istemeyerek kahvaltısını yaptı ve yatağının üzerine kendisini sert bir şekilde bıraktı,biraz canı yanmıştı ama akşam yaptığı hereketin ağır cezası kadar değildi çektiği acı;bugünü nasıl akşam edecekti!
Yıldız hiç nefes almıyordu.Sanki annesinden aldığı ceza yetmiyorcasına bir ceza da kendisi veriyordu bu yaramaz çocuğa...
Soluk soluğa nefes almaya başladı ama tıkandı ve hemen pencereye koştu.Perdeyi açtı,derin derin nefes almaya çalışırken gördüğü şey karşısında gözlerine inanamıyordu;camın önüne küçük bir Kelebek konmuştu.Öyle rengârenk kanatları ve kocaman gözleri vardı ki Yıldız nefes almayı yine unutmuştu!
Sadece ''vvaavv' diyebildi...Onu daha yakından görebilmek için camı açtığında küçük Kelebek uçup gitti.
Yıldız bu duruma çok üzülmüştü,onu korkutmuştu.Oysa onun tek isteği bu güzelliği daha yakından görebilmekti!
Akşama kadar pencerenin önünden ayrılmadı hatta küçük Kelebek gelecek de kendisinden yine korkacak diye camı dahi açmadı!Bir ara odaya annesi gelmiş ve içerinin biraz havalanması için camı açmış fakat küçük Yıldız büyük bir korku içindeymiş gibi bağırarak camı hemen kapatmıştı.Annesi bu duruma anlam verememişti,Yıldız'ın şımarıklığıyla da uğraşacak zamanı yoktu!
Akşam olmuştu.Güneş yerini karanlığa teslim etmek için ufukta ağır ağır kaybolurken Yıldız'ın da Kelebek aşkı iyice büyümüş ama o bir türlü geri gelmemişti!''Sende mi beni cezalandırıyorsun'' dedi hafif bir sele ama kendi yaptığı hataya duyduğu öfkeyle...
Annesi aşağıdan Yıldız'a seslendi;
-Cezanı affediyorum,gel hadi aşağı.''Hıh hiç affetmeseydin'' dedi mırıldanarak.
Oysa bugün onun dışarı çıkmasına müsaade etseydi o küçük Kelebeği belki bulabilirdi!
Aklından bunu geçirirken kapıya büyük bir öfkeyle baktı.Anlaşılan bu akşamki son kavgası onunla olacaktı!Kapıyı öyle bir açtı ki daha o küçücük eli kapının kolunu kavradığında başına gelecekleri anlayan gıcık kapı o anda pes etmişti.Bu defa hiç gıcırdamadı.Yıldız bu duruma daha çok öfkelenmişti ve kapıyı olabildiğince kin dolu bir halde sertçe çarptı annesinin azarını hiç düşünmeden!
...
Baçede oturmuş Esmer'in yavrusunu seviyordu.Ne olduysa işte o zaman oldu;
Küçük Kelebek yine gelmişti.Hatta tam da Yıldız'ın oturduğu kütüğün diğer ucuna konmuştu.Yıldız'ın kalbi öyle bir atmaya başlamıştıki sanki heyecandan bayılacak gibiydi.Onu ilk gördüğünden beri üç gün geçmişti ve bir daha gelmeyeceğini düşünüyordu!Onu yine korkutmak istemiyordu ama ona dokunmak,onu sevmek için de büyük bir istek duyuyordu.Kelebek birden havalandı ama sanki Yıldız'a bakıyordu o kocaman gözleriyle...Onu çağırıyordu peşinden,''gel oynayalım'' diye.
Yıldız,oturduğu ağaç parçasının üzerinden fırladığı gibi küçük Kelebeğin peşine düştü.O kadar hızlı uçuyordu ki onu yakalamak imkânsızdı sanki!İyice yorulmuştu ve artık pes ediyordu.
Dizlerinin üzerine yere çöktü,küçük Kelebeğin ondan uzaklaşmasını üzüntü içinde izledi.Kendisini geniz yakan kokusuna rağmen çimenlerin üzerine bırakıverdi.Gözlerinden dökülen istediğini elde edememenin verdiği acının yaşlarıyla biraz öylece yattı.
Yüzünü okşayan hafif bir rüzgâr esintisiyle gözlerini yeniden açtı.Bu kadarı da olamaz diye düşündü!Çünkü küçük Kelebek başının üstünde uçuyordu.Birden Yıldız'ın yanuna konuverdi.Elini uzatsa onu yakalayacaktı!
Küçük Kelebek birkaç kanat çırpıştan sonra durdu ve sanki ''hadi sev beni,işte yanındayım al beni'' dercesine hareketsiz duruyordu.
Elini kaldırmasıyla küçük Kelebeğin üzerine indirmesi bir oldu Yıldız'ın.Ama elini açmaya korkuyordu!Ya Kelebek uçup giderse,ya bir daha geri dönmezse!Odasına girinceye kadar elini hiç açmadı.Odasına girer girmez hemen camı kapatıp perdeyi çekti.Artık küçük Kelebek hiçbir yere gidemezdi!
Biyik bir heyecan içinde elini yavaş yavaş açtı.Ama gördükletri karşısında hayatı boyunca unutamayacağı bir yara aldı.
Küçük Kelebek hiç hareket etmiyor,o güzel kanatlarını çırpmıyordu.Üstelik eskisi kadar da güzel görünmüyordu hatta avuçlarının içi Kelebeğin kanatlarının rengini almış ve başka bir Kelebek ama uçmayan bir Kelebek oluvermişti!
Küçük Kelebeğin ona baktığını gördü.Yıldız ağlıyordu;
-''Hadi uçsana,bak seni bıraktım,bak şimdi de camı açıyorum,hadi uçup gitsene'' diye adeta Kelebeğe yalvarıyordu!
Yıldız işte o zaman anlamıştı;''KELEBEĞE DOKUNMAK DEMEK ONUN CANINI ALMAK DEMEKTİ.''Onun için de hiçbir canlıya yanaşamadı ve dokunamadı.
Aradan uzun uzun yıllar geçti fakat Yıldız o Kelebekten hiç geçemedi.Yıldız'ın kalbinde öyle bir yara açmıştıki bu Kelebek sanki neye dokunsa canını alacakmış gibi hissediyordu!Ona yaklaşan her canlı birşeylerini feda edecekti!Oysa sevgi feda etmek değilmidir birşeylerimizi?
Kelebeklere dokunmak onların ölümü demektir evet ama dokunmadan da sevilmezki!
Aslında her seven ve sevilen birer kelebektir.Sonu ölüm olsada uçmak gerekir.
İyi geceler Hanımefendi,nasılsınız?
Beni soracak olursanız;çatısız bir ev gibiyim
Habire yağıp duruyorsunuz üzerime!
Üşüyorum.
Ve elimde olmadan yokluğunuza düşüyorum ...
Günaydın Hanımefendi,bakın Güneş doğdu.
Biliyormusunuz her Güneş doğuşunda
Sanki yeni bir ben doğuyorum
Ve yeni bir siz büyüyorsunuz içimde!
İçim içime sığmıyor
Her gece sessizliğin lisanını öğretiyorum kalbime
Sükûtu lisan eyy kalbim,sükûtu lisan...
Yoruldum artık bunu hergün tekrarlamaktan!
Sevda kurşunu yemek ölümden bir adım ilerde yürümek kadar
Acıtırmış insanın sol yanını!
Sol yanım sizde kaldı Hanımefendi
O kadar siz doluyumki bir bilseniz
Kaç kelime saklıyorum kalp lûgatımda size dair!
Kalp işte,dayanamıyor birkaç kelime ediyor aşka dair...
Duyanlar sözlüklerde arıyorlar
Anlamsız sevdamın anlamı derin tercümesini!
Bulamıyorlar tabii olarak
Tabiat üstü duygularımın siz tarafındaki kelimelere yansımasını...
İçten içe gülüyorlar bana
Ve ben yine susuyorum!
Müsaadenizle Hanımefendi;
Bir defalık daha susa(ya)bilir miyim size?
Bu gün bir şiire yorum yapmıştım, (aşık olasım geldi) diye
Vazgeçtim (Akıl aşkı kabul etmez,aşk ise aklı durdurur... )
Zaten yarım akıllıyım, gerisi de giderse yandım