yokluğa sesleniş bu, kimsesizliğin çığlıkları
avaz avaz boğaz yırtılırcasına bağırırken ben
duyulmamanın sancısı yaşanıyor yüreğimde
giden sevgilinin ardından akıtılan kanlı gözyaşı
havada asılı kalan umutların acı feryadı
yarınlara dair söylenen tüm sözlerin yitip gitmesidir
derinden bir off la savurdum tüm sitemlerimi
duyulmadığını bilerek haykırdım isyanlarımı
yokluğuna seslendim son ilk ve son kez......
Gözlerimi kapattım ve bıraktım kendimi kalbimin emrine
Sürükledi,sürükledi götürdü gözlerinin güzelliğine
Dudaklarımda tatlı bir gülümseme belirdi
Yaşadığım bu mutluluk senin eserindi!!!
Asi kalbim,sen hangi yalnızlığı mahvettin?
Deliydin,kendine benzettin delirttin...
Çılgındın,sessizliği yırttın çıldırttın...
Asi kalbim,asaletini gözlerime sürdün...
Ben içime çektiğim nefesi kalbimde hapsederken sen ayrılığa dair uzun uzun cümleler kursan ne yazar!!!
Varlığıma koyacağın bir nokta ölümüm olsada
Ben,virgüllerle kurduğum sevda cümleleriyle yüreğimdeki sana can veriyorum...
Sevda dediğin kalbi yakmalı
Sevda dediğin umutları kanatmalı
Sevda dediğin ayaklarını yerden kesmeli ki
Aldığın her nefeste kalbin yar için kanatlanıp sevdaya uçmalı...
Hoş geldiniz.Misafir kabul etmem aslında bu sayfaya!Çünkü bu sayfa gönül sayfası ve burada herkes evsahibidir
Teşekkür ederim yürek demindeki ikramınız için...
Sevda dediğin sevdiğinin yüreğine yüreğine vermektir
Sevda dediğin iyi ki varsın demektir
Sevda dediğin iki yüreğin birbirine mühürlenmesidir
Sevda demek her an aklında yüreğinde olmaktır...
Hüzün çökmüş gözlerine kadınım
Belliki benim kadar sevdalısın!
Sevdayı yürekteki yara sanma kadınım
Çekilen acıyı kalbimizin mutluluğuna sayalım...
Başını eğ öne kadınım
Gözyaşların sessizce düşsün yere
Kirpiklerin hissetmesin ağladığını...
Anka Kuşu'nun kanatlarında seninle uzun bir yolculuğa çıkalım kadınım
Ferhat ile Şirin'e uğrayalım
Bize anlatacaklarıyla kalbimizi sevda korunda dağlayalım!!!
Yanalım kadınım,yanalım kül olalım...
Dolunay'ın geceyi tüm çıplaklığıyla okşadığı saatlerde
Kapatalım ayrılıkların şehrinin ışıklarını
Ve alalım karşımıza bütün aşıkları
Birlikte ağlaşalım kadınım...
Başını eğ öne kadınım
Gözyaşların sessizce düşsün yere
Kirpiklerin hissetmesin ağladığını...
Ben,coşkun hasret ırmaklarında
Sevdanla ruhumu yıkadım kadınım
Bir meleğin gülüşüyle gir düşlerime
Hiçbir umuda tutunmadan düşeyim cennet gözlerine...
Tere yel değince ten okşanırmış kadınım
Kalbim sana terledi
Yokluğun,hasret yelime fırtına ekti
Gecenin koynunda sevdana sürükleniyorum kadınım...
Başını eğ öne kadınım
Gözyaşların sessizce düşsün yere
Kirpiklerin hissetmesin ağladığını...
Adımları gittikçe hızlanıyordu,yorgun olduğu yüzünden belli olsa da durmaya hiç niyeti yoktu!Hem yürüyor hem birşeyler mırıldanıyordu...Yüzündeki ifadede korkuyla heyecan kavgaya tutuşmuştu ve hangisinin galip geleceğini kestirmek zordu!Kaşları çatılmış dudakları titriyordu.Farkında değildi ama ellerini yumruk yapmış öyle bir sıkıyordu ki avuçları kanıyordu hasrete!!!
Güneş gökyüzündeki hakimiyetini öyle bir artırmıştı ki alnından dökülen ter buluttan boşalan yağmur gibi toprağın hararetini alıyordu...Belliki artık yürümeye takati kalmamıştı.Adımları yavaşladı,gözleriyle etrafını süzdü ve koca cüsseli bir ağacın hafif rüzgârda çıkardığı hışırtıya sırtını dayamaya ihtiyacı olduğunu düşünerek ona doğru yürümeye başladı.
Gölgesinde karıncaların gövdesinde arıların olduğu ağacın bir köşesinde kendine boş bir yer buldu.Sırtını ağaca dayadı ve topuklarının üzerinde yavaş yavaş kendisini toprağın yumuşak bağrına bıraktı.Gözünden düşen damlalar dudağındaki titremelere çarptıkça yön değiştirip yüzündeki kıvrımlarda daha bir acı yüklenip toprakla buluşuyordu.
Gözlerini kapattı ve bir müddet öyle kaldı.Yorgunluğun ve içindeki ızdırabın verdiği ağırlıkla tam uykuya dalmak üzereydi ki kulaklarına ilişen bir sesle yerinden ve derinden irkildi!!!
Kafasını kaldırıp yaşı kesilen ama nemi kurumayan gözleriyle kendisini ürküten sesin geldiği yöne doğru bakındı;beyaz bir güvercin ona sanki birşeyler söylermiş gibi sesler çıkarıyor acısına ortak olurcasına ona bakıyordu.Yerinden doğrulmak istedi ama doğrulamadı.Bedeni o kadar ağır geliyorduki kımıldayacak dermanı kalmamıştı.
Güvercine gülümsedi ve acısına ortak olmasını istediğini gösteren açık bir davet gönderircesine bütün hüznünü gözlerine toplayarak ona baktı.
Yerçekiminin acı gücüne karşı koyamayan beyaz güvercin nemli gözlerdeki hüzne ortak olmak istercesine bıraktı kendini bu yabancı adamın omuzlarına.
Bir müddet sessizce baktılar birbirlerine.Güvercinin sessizliği yırtarcasına bakışlarına dayanamayan adam anlatmaya başladı olan biteni...
Güvercin sevginin dilidir nasıl anlamazki çekilen acıyı!
Kanatlarıyla kanayan yüreğe gölge olmak istercesine yaptığı bir iki çırpınıştan sonra dillendi ve adama dediki:
''Ben gidiyorum sana bu hüznü yükleyen sevdaya selamını söylemek için.Ona ne söylememi istersin?''
Adam;ona hiçbirşey söyleme,kalbinden içeri süzül ve ordaki bana dekienin yerin artık burası,sevda dediğin kalp yarası,bu yaşadığın acı aşkın hiç bitmeyecek mirası.Yar her hasrete düştüğünde savrul umut rüzgârlarına ki sevda baksın sevgilideki gözler,sevda koksun yarin içinne dolan nefesler...
Bu yük güvercine yetmemişti,''ona da birşeyler söylemek istiyorum'' dedi.
Adam,o zaman ona deki;Gözleri doğuyor geceme ve bir damla gözyaşı düşüyor elime.Hiç acımasın benim bu halime,Mecnun misali yansam da aşk ateşinde ömrüm feda olsun o sevda bakan gözlerine...
Ey yar
Lal olup sussam sana
Üstüne giyinir misin sessiz kelimelerimi?
Isıtır mısın kış yanımı?
Güvercin aldığı yükü sahibine ulaştırmak için uçup gittiğinde,çektiği sevdayla bitap düşmüş haline acıyan adam,ruhunun bulduğu huzuru bedeninin de yaşaması için son hükmü verdi hüzün kokan varlığına;
Eyy dudaklarım;kalbim bu sevdayla gülmüşken
Bu somurtma kime!!
Eyy kaşlarım;gözlerim bu sevda ile parlarken
Bu çatılma niye!!
Eyy ellerim;hayallerim bu sevdaya tutunmuşken
Bu güçsüzlüğünün sebebi ne!!
Umudu aldım kanatlarımın altına,yıkılmam bundan gayrı hiçbir deli fırtınada!Yan Güneş,delicesine yan...Tutuştur bütün kâinatı!İstersen çek al yanına Ay'ı,geceyle gündüz girsin birbirine ve kalksın ortadan geçmişle geleceği ayıran zaman...Zaman artık benim ve umuda her kanat çırpışımda katili olmaya razıyım zamanı kendine esir eden akrep ile yelkovanın.Ben akrep'i yelkovanın kalbine çaktım ki dursun zaman,akmasın bugünün acıları yarına diye...
Aldığı görevin kutsallığıyla gökyüzünde nazlı nazlı salınan Beyaz Güvercin Güneş'in battığı yöne doğru yol alıyordu.Bembeyaz rengiyle kızıla boyanan gökyüzünü yırtarcasına kanat çırparken siyah elbisesini giymek üzere olan semaya adeta meydan okuyordu...
Bana durmak yok,çekil önümden kara gece, benden saklasanda Ay'ını yıldızını bakışlarım yırtar senin siyahını...
Bakma rengimin beyaz olduğuna,kararttım ruhumu bu görev uğruna!Zannetmeki yalnızım senin kahpe koynunda!!!Ben kanatlarıma sevda yüklendim ve umutla yırtıyorum,üzerime düşen o bıkkınlık ve bezginlik rengin olan gri tonunu...
Eyy gecenin gökyüzündeki asılı feneri,
Eyy yalnızların kuytu karanlıklarda akıttığı gözyaşına şahitlik edeni
Çık hadi artık ortaya,
Ortaya çık ki uğruna yollara düştüğüm sevdaya umut doğsun...
Kendisini tamamen gecenin siyahına teslim eden Beyaz Güvercin yorgun kanatlarına umut vurgunu Ay ısmarlıyordu gökyüzünden.O kadar çok yorulmuştuki bir an için kendisini aşağı bırakmak istedi.Bu isteğini hisseden kanatları yavaşlamaya başladı.Gece bütün siyahıyla Beyaz Güvercini boğarken gözünden bir damla yaş aktı.O gözyaşı aşağıda akmakta olan ırmağın suyuna karıştığı anda Ay çıktı ortaya ve böldü gecenin siyahındaki yorgunluğu!Irmak coştukça coştu gözyaşının Ay'ı uyandıran sevdasında ve kıvrımlı yatağı yol oldu aydınlandı Beyaz Güvercin'in önünde...
Sabahın ilk ışıklarıyla girdi derin uykudaki şehre Beyaz Güvercin.Boş sokakları aydınlatan bütün sokak lambaları selama durdu yeni gelen misafirin önünde!!!
Sen,umudun nazlı süzülüşü,
Hadi,sevdayı anlat bizlere
Mahur gözler uykudan uyandığında
Yürekler gelsin dile
Hiç seni seviyorum cümlesi olmadan
Sessizce sevdayı giyinsin kalpler
Üşümesin yar için kurulan hayaller...
Sanki gökyüzünün tek hakimi kendisiydi!Öyle mağrur ve gururlu süzülüyordu ki gökyüzünde
Uykudan uyanan bütün gözler adeta selama durmuştu,bu umut taşıyıcısının önünde...
Adres verilmesede gideceği yeri biliyordu.Çünkü hasretin harman olduğu yüreğin sıcaklığı Beyaz Güvercin'i çağırıyordu...Sessizce süzüldü içeri,yarı açık bırakılan pencerenin kendisini bekleyen yürek yangını hasretine doğru!Kanatlarına ''durun'' emrini verdi ve küçücük ayaklarıyla bastı yer yüzünün yar diyarına.Hazırdı artık,birazdan gözlerini derin uykudan açacak olan sevgilinin kalbine süzülüp sevda mührünü basmak için...
Ne yani!!Bütün gördüklerim bir rüya mıydı şimdi?
Sen,ellerimi hiç tutmadın mı?
Gözlerime bakıp dudaklarıma sevda buğsesini hiç kondurmadın mı?
Canımızı yakan o hasreti yüzümüzden yine soldurmadın mı?
Ahh sevgilim, yandı yüreğim!!!
Kor bastın yine sevdamıza bitmeyen hasretim!!!
Eyy gökyüzünün yangın yeri,
Eyy yeni umutların müjdecisi Güneş
Görüyorum ki usul usul süzülürsün perdemin arasından!
Sakın değme gözlerime,
Sakın dokunma tenime
Yanarsın...
Kapan eyy gözlerim,şu deli gözyaşlarımı salma,yar yarama
Kapan eyy gözlerim,kirpiklerim kırgın sana
Kapan ki düşlerdeki sevgiliye yeniden sevdayla bakalım
Kapan ki sevgilinin kollarında huzura erelim...
Bir insan hiç gözlerine yalvarır mı?Evet,gözyaşları içinde gözlerine yalvarıyordu sürekli!Derinlerine düşüp boğulduğu hasret denizi sevgilinin düşlerine uğramasıyla mavi bir yolculuğa çıkarmıştı onu!!!Ama kısa bir yolculuktu bu ve bitmişti Güneş'in doğuşuyla.Bir yandan Güneş'e isyan ediyor bir yandan da düşlerindeki sevgilinin kollarına yeniden düşmek için gerekirse hiç açılmaması için gözlerine yalvarıyordu...
Ama ne Güneş'in yeniden batmaya ne de gözlerinin sevgili için kapanmaya niyeti yoktu!Üzerine çekip içine gömüldüğü yorganı sanki taş olmuş onu eziyordu...O kadar çarersizdi ki artık hiçbirşey düşünemiyordu.
Diline doladığı ağız dolusu küfürle üzerindeki yorganı tekmeleyerek savurdu odanın diğer köşesine ve öfke dolu bir hışımla perdeyi koparırcasına çekiştirerek bağırmaya başladı gözünün gördüğü herşeye,gözünü karartan sevgili uğruna!!
Kalbim yanıp tutuşmuşken yar aşkına
Sen kendini ateşten mi sayarsın Güneş?
Dünya ısınmak için senin yolunu gözlerken
Ben,gözyaşlarımla soğutuyorum hasret ateşimi...
Hadi,bırak öyle nazlı nazlı süzülmeyi de dol bütün hücrelerime
Dol ki gör bendeki ateşi
Gör ki anla bana neden az geldiğini
Anla ki çöz,geceyi neden senden daha çok sevdiğimi!!!
Sanki bütün acısını Güneş'in varlığına yüklemişcesine öfkeliydi.Çektiği aşk ızdırabının açtığı yaradaki kanayışın suçlusu olarak gördüğü ışığa,gözlerinin yar yansıtan bakışındaki hayallerine ters düşmüşlüğü kadar kırılgandı.
Biraz önce büyük bir harp yaşadığı yatağının üzerine oturdu,başını ellerinin arasına aldı ve gece gördüğü rüyasını gözyaşları içinde defalarca yâd etti.Çektiği acı o kadar çetindi ki ne kadar uğraşsa da metîn olmayı beceremiyordu!
Büyük bir savaşa girmiş ve aldığı mağlubiyet sonucu boynu bükük teslim olan yenik komutan edasıyla içinde yanan ateşi yüzüne yükleyen gözyaşlarını kaybetmek için birkaç avuç suya ulaşmak umuduyla yerinden doğruldu...Yüzüne tokat gibi çarpan soğuk su biraz kendine getirmişti onu.
Ama üzerinden bir türlü atamıyordu düşlerine aniden dalan sevgilinin sevda bakan gözlerinde yaşadığı mutluluğun dalgınlığını!Karşısına boş duvarı alan en sevdiği koltuğuna oturdu.Bu koltukta gündüzleri karşısına aldığı duvara bakar,geceleri arkasını döndüğü camdan karanlıktaki sessizliği dinlerdi.
Gözleri o kadar sevdaya dalmıştı ki arkasındaki camın önünde duran küçücük cüsseli Beyaz Güvercini farkedememişti!Beyaz Güvercin tadına önceden vardığı bu sevdanın ikinci adresinde gördüklerini sessizce izliyordu...
Sevda yanan kadına doğru yürümeye başladı.İçindeki hasret ateşi harlanan kadın Beyaz Güvercin'i farkettiğinde biraz korkmuştu.Bir süre öylece bakakaldılar birbirlerine,tanıdık bir bakış vardı Güvercin'in gözlerinde...
Sessizliği ilk bölen Beyaz Güvercin oldu ve anlatmaya başladı kadının şaşkın bakışları altında;
Ben senin kalbindeki sevdanın umuda kanat çırpışıyım
Ben senin hayallerindeki sevgilinin sana duyduğu özlemin kalbe akışıyım
Sakın ola yar uzaklarda diye ağlama!
Kalbin sevgiliyle doluyken mesafe koyma aşka...
Aşk,ellerin kavuşması değildir
Aşk,kalplerin buluşmasıdır.
Aşk,gözlerin döktüğü gözyaşında değildir,
Aşk,kirpiğine değen sevda yelinin sessizce gözleri öpüşündedir...
Sakın ola yar uzaklarda diye ağlama!
Sarıl,uzağı yakın eden sevdana...
Kadın öyle bir huzur bulmuştu ki Beyaz Güvercin'in yar kokan sözlerinde,dudağında beliren hafif bir gülümsemeyle;
Sol yanım nasıl da acıyor,bir bilsen hasretimi
Ben sustukça yar özlemine
Yüreğim haykırıyor yaşadığım sevdayı!
Hüznümü geceye salıyorum
Mutluluğumu gözyaşıma
Astım dudağımdaki gülüşlerimi şu karşıdaki duvara
Sevda bakan gözlerime hüzün çöktü...
Beyaz Güvercin gördüğü sevdanın büyüklüğüne duyduğu saygıyla kanadından bir telek kopardı ve kadının ellerine bıraktı.Kadın bu değerli hediyenin sevgiliden geldiğini anladı ve Beyaz Güvercine gülümsedi.Beyaz Güvercin yerine getirdiği görevin verdiği huzurla gökyüzüne yükselirken;
Sevdanın kanadı yoktur,uçamaz uzaklara
Sevdanın yeri kalptir,tükenmez akan gözyaşıyla
Yar sevdasıyla kalbim kabardığında gözlerine sür bu hediyemi
Hasretini çeken yar gülümseyerek öpecek kalbini.