Ölüme Dair Aşk Bu İşte

Son güncelleme: 26.11.2012 11:17
  • Ölüme Dair - Aşk Yazıları- Kısa Ölüm Sözleri - Aşk Bu İşte
    noimage
    HaYat EgEr SeNsİz GeÇeCeKsE ÖlÜm ArTıK Bi OyUnDuR BeNdE...

    Ölüm Kokan Yaşam


    Bazen sebepsizdir yüz asmalarım.
    hafiften bi tebessümle kandırırım insanları
    ne kadar içim bi başka gülsede,mutlu gibi oyun oynamakmıdır çare ?
    yalandan yere gülmek,her yalnız kaldığında boğazında bi hıçkırık ağlamak mıdır..?

    noimage
    en ufak bi karanlıkta boynunu büküp çaresizce etrafa bakmak mıdır ?
    geceleri sokaklarda köşe başlarında sabahlamak mıdır çare?=
    yoksa ruhunu teslim etmekmidir kara toprağa...?
    ellerin bağlı vücüdün teslim gözünde birdamla yaş..
    ayak uçlarından başlar azrail..
    ve yavaş yavaş terk başlar dünyaya..
    kararmıştır düşüncelerin
    ben neden geldim ? neden gidiyorum ?
    cevabını bulamadığın dipsiz sorular,sorular..


    noimage

    Son nefesini verir,sen farkında olmasanda rahatlarsın..
    fani dünyanın yalan oyunlarında yenilmiş..
    karanıık sokaklarında kaybolmuşsundur..
    yine tek çarenin o olduğunu bilmesende ÖLÜMde bulmuşsundr kendini..
    sanki yaşam beni hapsediyor hücrelerine
    tek başıma 4 duvar bi odada her saniye geçtikçe
    bir saçın daha döküldüğünde anlarsın,
    zaman geçip gidiyor..
    geriye ne kaldıki ellerimde,
    İçimdeki SEN ve sen hasretinden başka..



#13.04.2011 17:51 0 0 0
  • Hiç tak ettiği oldu mu canınıza birşeylerin?
    Kendinizi şu şehirden ya da dünyadan hatta evrenden dışarı atmak istediğiniz,yapayalnız hissettiğiniz benliğinizi kimsesiz bir sokak kedisi gibi? Ya da izbe bir parkın bankında çiseleyen bir yağmurun altında geceyi geçirmek istediniz mi?Hayatı hergün değişen ve karmaşıklaşan dertler yumağı olarak gördüğünüz,sabahlara kadar gözünüzü hiç kırpmadan efkarlı ve çaresiz bir vefasızı düşündüğünüz?Ahh keşke diye umutsuzca iç çektiğiniz?Sonra ağladığınız,yorulana kadar bitiverir diye...

    noimage

    Kahrolası aşk masalını bir kalemde silmek istediğiniz oldu mu?
    Her geçen gün biraz daha umudunuz kırıldı mı yarınları düşünürken bir başınıza?
    Sonra bir dost aradınız mı hep sadık,güvenilir ve samimi...
    Uzaklara bakıp derin derin daldınız mı mutsuz ve umutsuzca?
    Uçan kuşlara imrendiniz mi ne kadar özgür,temiz ve saflar diye...
    Geçmiş günler canlandığında gözünüzde,neden diye sordunuz mu hiç kendinize?
    Şimdi için kaygılandınız mı?
    Ve gelecek içinse,satmışım anasını diyip boşverdiniz mi herşeye?
    Sizi bilmem ama ben bunların hepsini yaptım,Anlayacağınız HAYATI DENEDİM...Ama olmadı,olamadı...Gönlümdeki öksüz çiçeği büyütemedim,soldu gitti,ruhumdaki mistik melodi sustu gitti..
    Açıkçası ben beceremedim galiba umarsızca yaşamayı...
    Mutluluğu bir çocuğun gözlerinde aramayı bilemedim,kuşların cıvıltısındaki o dinmez coşkuyu duyamadım..
    Korkarım ben hiç kimseyi ölümüne sevmedim,sevemedim.O yüreği görmedim kendimde,kahretsin göremedim...
    Önemli değil nasılsa artık bunların hiçbiri...
    Biraz sonra dinecek bu feryatların hepsi,hayatını bitirecek bu şanssız,bahtsız kişi..

    noimage

    Yalan dünya;SONSUZA DEK ELVEDA...
#13.04.2011 18:17 0 0 0
  • Sen üzülme ağlama kırılmasın kalbin.
    Mutluluk senin olsun.
    Sen iyi ol ben ayrılığıda severim.
    Sen gülümse sevin hep hayat dolu yaşa.
    Ben küserim hayata.
    Senin için her gün bir kere tebessüm ederim.
    Sen uyu güzel düşlerle uyan.
    Ben kabus dolu uykularımda.
    Gözlerinle uyanmasını bilirim.
    Bütün güzellikler senin olsun ki.
    Bende ufak ufak iyimser bir kalple.
    Seni sevmeye devam edeyim.
    Sevgilim değil, sevdiğim.


    noimage
#13.04.2011 18:46 0 0 0
  • noimage
#13.04.2011 19:03 0 0 0
  • noimage
#19.04.2011 11:18 0 0 0
  • YALNIZLIK ÖLÜME Yakın; Öyleyse yalnızlığın da güzel yönü var Hayatın şifresi ölüm; ölüm anlaşılmadıkça hayat anlaşılmaz Gideceği yere göre yaşanıyorsa, buraya neden gelindiği anlaşılmıştır
    Yalnız geldik, yalnızlığa gideceğiz yine; kalabalıklar kapısı bir bir kapanıp bir kapı açık kalacak; kabir
    noimage
    En yakın dost yalnızlık, en uzak sevgili değil ölüm Ömür; yalnızlıkla ölüm arasında sıkışmış yalnızlıklar yumağı Ünsiyet, ülfet; fırtınalar ve dalgalarla dolu ummanın uzağında bir liman Umut; rüzgârsız, durgun bir denizde yelkensiz bir gemi Dertlerin geminde sıkışmış neşe; ne neşe verir? Kederler yalnızlara mı gelir, keder mi yalnızlaştırır?
    Gündüzün yalnızlığı gece, ağacın yalnızlığı çekirdek Gündüz ne gürültülü, dallara tutunmuş yapraklar ne çok Meyveler; çekirdeğin kesreti Meyvelerin kalbi, yine yalnızlık çekirdeğine hamile
    noimage
    Hayatın yalnızlığı ölüm, ölümün kalbinde yine hayat saklı Açılan her bahar; sonbahar yalnızlığında savrulmuş bir çekirdek Solan her gül; bülbülün yalnızlık çilesi
    Yalnızlık yakan bir ateş değil; alevlerin içinde yalnız kalan İbrahim'in (as) yanmaması gibi Nemrut kesreti, kesret Nemrutluğu rüzgârın önünde bir avuç kül, bir ahlık duman
    Çokluğu içine çeken Karun, toprağın altında yapa yalnız Hükmediciliğin esaretinde esir Firavun; dalgalarla boğuşurken, yanında yalnızlıktan başka kim var?
    Kesret dalgalarında yunusun yuttuğu Yunus (as), duayı kaç derin yalnızlık içinde yaptı?

    noimage
    Neslimizin babası Âdem (as); yeryüzünde onun kadar yalnız yaşayan oldu mu? Annemiz Havva; yalnızların anası
    Kâinat ne kalabalık, insan ne kadar yalnız Beden ne kalabalık, ruh bir başına Sevilen ne çok, seven yalnız kalp Yalnızlık sevdiklerinden kaçış değil, sevdiğine kavuşmak
    Secde; kesretin suskunluğu, yalnızlığın yok oluşu "Ben" hapsinden kurtuluş, varlığa vuslat Damla yalnızlığının vuslat denizine dâhil oluş
    Gönlü secdede olana kâinatın hangi köşesi gurbet, zamanın hangi karesi karanlık, mekânın hangi kesiti kesret? Kâbe çok mu kalabalık, secdeden başka kim var orada; ne eş, ne dost, ne keder, ne kesret, ne yalnızlık
    noimage
    Sizden, sevdiklerinizden, ihtiyaç ve musibetlerinizden haberdar bir Habir ve Latif var; neyleyeyim yalnızlığı, neyleyeyim kesreti Keder kimi kederlendirir, suri sevinç ne sevinç verir?
    Nereye gideceğini bilerek yaşıyorsan, buraya neden geldiğini biliyorsundur; Bilmiyorsan yalnızlıklarda yalpalamaya, kesrette koşuşturmaya devam...
#20.04.2011 11:54 0 0 0
  • Uçurumun kenarındayım yine
    Üstüme basıp geçerken çiğnediğiniz ruhumu

    tüm yanlızlıklarıyla intihaR ediyoRum !

    Hiç bir acı benzemiyor diğerine
    Hangisi daha çok acıtıyor ?

    hangisi daha çok kanatıyor belli değiL
    Bu gözlerden akan yaşlar kime ?

    Size Mi?

    Hayata Mı ?

    KadeRe Mi ?

    Kimim Ben ?

    söyleyin bana Bu acı kimin
    Her seferinde paramparça ettiğiniz
    ruhumu yamalamaktan yoruldum..

    Yormayın beni !

    Çekin elinizi üzerimden ..
    Omuzuma yüklediğiniz
    ağırLıkLarı kaldırmıyoR bedenim

    Sahteliği bilmeyen bir çocuktum ben

    Yalan yüzlerinizle sevmiştim sizi
    Uzanan hiçbir eli geri çevirmedim

    Tuttum... SaRdım...

    YaLan ruhlarınıza can kattım kendi yaRaLaRıma

    aLdıRmadan Ama yine eziLen ben
    yeniLen ben oLDum..

    Şimdi LanetLi isyanLaRımla intihaRın eşiĞindeyiM !

    Yüreğim biR ipin uCunda asıLı kaLdı..


    YaRınım yoK... Bense yaRım....
#22.04.2011 14:22 0 0 0
  • YİNE ÖLÜME DAİR...
    Zevcem,
    Ruhu revanım
    Hatice Pîrâyende,
    Ölümü düşünüyorum,
    Demek ki arteryo skleroz
    Başlıyor bende...
    Bir gün
    Kar yağarken,
    Yahut
    Bir gece,
    Yahut
    Bir öğle sıcağında,
    Hangimiz ilkönce,
    Nasıl
    Ve nerde öleceğiz?
    Nasıl
    Ve ne olacak
    Ölenin son duyduğu ses,
    Son gördüğü renk,
    Kalanın ilk hareketi
    İlk sözü
    İlk yediği yemek?
    Belki de birbirimizden uzakta öleceğiz.
    Haber
    Çığlıklarla gelecek,
    Yahut da ima edecekler,
    Ve kalanı yalnız bırakıp
    Gidecekler...
    Ve kalan
    Karışacak kalabalığa.

    Yani efendim, hayat...
    Ve bütün bu ihtimâlât
    1900 kaç senesinin
    Kaçıncı ayı
    Kaçıncı günü
    Kaçıncı saatinde?

    Zevcem,
    Ruhu revanım
    Hatice Pîrâyende,
    Ölümü düşünüyorum,
    Geçen ömrümüzü düşünüyorum.
    Kederli
    Rahat
    Ve hodbinim.
    Hangimiz ilkönce
    Nasıl
    Ve nerde ölürsek ölelim,
    Seninle biz
    Birbirimizi
    Ve insanların en büyük dâvasını sevebildik
    Dövüştük onun uğruna ,
    "Yaşadık"
    Diyebiliriz.

    Nâzım Hikmet
#22.04.2011 14:22 0 0 0
  • harikaydi emegine saglik resimler hersey birbirine uymus:)
#22.04.2011 15:06 0 0 0
#22.04.2011 15:13 0 0 0
  • Ölüm Üzerine Bir Çift Söz

    Ölüm düşünüldüğünde ne kadar soğuk boğucu bir şey gibi gelir ilk bakışta , ama düşünün ki size bir kıyak yaptılar ve
    sen hiç ölme dediler. Hoş olurdu dimi tabi bu hoşluk ne kadar sürerdi tartışılır bir yıl on yıl ne kadar ben söyleyeyim ta ki sevdiklerinizden biri kollarınızda gözlerinizin içine bakarak elinizi tutarak son nefesini verinceye kadar. İsterseniz biraz daha açayım mevzuyu
    günün birinde hasbel kader aşık oldunuz gözünüz ondan başkasını görmüyor ve işte yaşamak bu hep yanımda kalsa
    gözlerinin içine ömrümün sonuna kadar baksam diye düşünüyorsunuz sonra olmaz ya her şey yolunda gidiyor .
    Evleniyorsunuz pembe panjurlu bahçeli felan bir eviniz oluyor. Derken çocuklar derken zaman geçiyor dede nene oluyorsunuz işte o bahçeye salıncak kaydırak bir şey yapıp
    torunları eğlendiriyorsunuz günler geçiyor gene torunlar oynuyorlar koşuyorlar evi dağıtıyorlar ama bu kadar aksiyona eşinizin yorgun kalbi dayanamıyor ve kollarınızda ölüyor tabisizde o anda hiç ölmeyeceğinizi hatırlıyor kahroluyorsunuz bu veletlerle ömürlerinin sonuna kadar ben uğraşacağım diye üzülüyorsunuz.
    Şaka bir yana da hiç ölmezseniz sevdiğiniz herkesin mezarına birkaç kürek topraktan başka bir de kendinizden bir parça atarsınız. Ömrünüz, hani şu hiç bitmeyecek olan sevdiklerinizle beraber ruhunuzu da parça parça bir yerlere
    Gömmekle geçer tabii bu kısır döngüye ne kadar dayanırsınız ve Allah'a al artık şu canımı diye kaç gece yalvarırsınız bilemem.
    Uzun lafın kısası ben şunu bilir şunu söylerim; hayatta insana verilmiş en büyük nimet ölümdür'
    İ.H.Y.
#27.04.2011 17:10 0 0 0
  • Kutsal yalnızlıklar yaşıyorum.
    Kıştan bahara martılar uçuruyor,
    İçimdeki küçük kıza sesleniyorum
    İçimdeki kadına çığlık atıyorum
    Sesim bumerank....
    noimage


    Denizi seyrediyorum şimdi
    Rüzgar üşütüyor,
    Umursamıyorum.
    Ben mi sana benziyorum
    Yoksa;
    Sen mi bana dahilsin
    Çözemiyorum...
#06.05.2011 16:50 0 0 0
  • noimage
#05.01.2012 10:39 0 0 0
  • noimage
#06.01.2012 08:22 0 0 0
  • Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler...
    noimage




    Gözün arkada kalacaksa marifet değildir gitmek.
#11.01.2012 09:56 0 0 0
  • " KIRIKTI KALEMİM"
    Günler,haftalar değil Yıllar geçti aradan
    Kırıktı kalemim,tozluydu Sayfalarım,Bugusunda,yasında Titrekti yüreğim..
    KİMDİN ? bana yeniden kalemimi aldıran??
    KİMDİN ? Nasır Tutmuş yaralarımı açan tuz basan?
    ... KİMDİN ? KİMDİN , KİMDİN BE BENİ BENLİĞİME KIRDIRAN ?
    KİMSİN ?be beni böyle ağlatan ?
    Ben ki bir harabe, Ben ki Viran Şehir..
    Ben ki terk edilmiş bir Tekne. Ben ben böyleyim işte...
    Dokunmayın lan yaralarıma Dokunmayın...
    Acısında , yasında hala yüreğim bırakın ben böyleyim ..
    Ne Sarhoş gecelerdeyim, ne terk edilmiş teknelerde,Boşalan içki şişelerinde..
    Belki bir Köşede,,belki Kaldırımlarda yüreğim.. OFFF OFFF
    Şimdi vursam elimi Parçalasam Duvarlarda,,Haykırsam Dağıtsam kendimi,
    KÜFÜRLER ETSEM HAYATA...İKİ YÜZLÜ İNSANLARA SEVGİYİ 1 KURUŞA SATANLARA
    Ayaklar Altına alanlara, Yokk yokk sen yinede sakla yamalarını kalbim..
    BIRAKIN ,, BIRAKIN LAN KIRIK KALSIN KALEMİM BEN BÖYLEYİM...
#12.01.2012 08:19 0 0 0
  • Yasal sarılışların terli yataklarında ölümcül dalgadır aşk, yosun tutmaz çarşafta
    Ruhumuzun soğuk odalarını ısıtmaz nefesimiz, mutluluğun bedeli ödenir yasakla
    Tanımsız bir maviliktir gökyüzü, çocuklar sıkılınca sonsuzluğuna bakarlar inatla
    Kekre bir gözyaşıdır beklemek, sevdanın heybesini doldurur bir adam masallarla



    Sırrımızın o kadim obalarında yorgun bir masalı dinlerken, gökyüzüne her baktığımızda insan olmanın erdemiyle, gönlümüzdeki o kıpır kıpır devinimlerle kendi masalımıza yürürüz. Kanatlarımızda alaz bir ıslaklık, kanımızda coşkulu ve haylaz bir kalabalıkla yararız yaşadığımız ovalardaki yaşam denizlerini. Neden bu kadar derinlere indiğimizi asla bilemeyiz. Ama ruhumuzdaki o sıkıntıya bir dokunuşun temasını hayal edip gönlümüzü çocuklaştıran armonilerle ve kapımıza gelip dayanan o mutluluk süvarileriyle karşılaşmayı isteriz.

    Düşün ki, yüreğimizin yüklerini bir yere boşaltabilmek harika bir mutluluk pozudur. O yorgun anlarımızda soluklanıp bir ayrıntıya dalabilmek, bir sevgilinin gözlerinde yaşam olabilmek, yıllar ötesine giderek yollar aşabilmek zor değil. Hayatın ayrıntı karelerinde mutluluk asılıdır gülüm. Biz o ayrıntıların her karesinden mutluluğu çıkaramazsak, gökyüzünü bir çocuk gibi zıplayıp avuçlayamazsak neye yarar yaşamak, neye kar eder hayatı anlatmak.

    Çoğul mutlulukların raflarında hep an'ların tozları birikir, bu yüzden dünleri unutmak zordur ve eskimiş değerlerimizi bir eskiciye vermek bunun için zordur. Yürüdüğümüz anların yelesinde mutluluğu okşarken ellerimiz ve seviştiğimiz zamanların o kirli yataklarında tertemiz sevinçlerle, arıtılamayacak coşkularla birbirine değerken nefesimiz an ne kadar saydamsa, işte o kadar sevinç doludur aşkın heybesi.

    Çıplak suların yangın teninden sıyrılarak dinledim sensizlikte ruhumu. Objeleri aşka dönüktü güneşin, sıkılgan ruh halimizdi gündüzün ve sen bayram urbalarını giydiriyordun çocuksu sevinçlerimizin. Uzak şehirler gibiydi üzgün hallerimizde aşk. Yakasız gömlek, ütüsüz ceketti ve sen uzansan dudağıma değecektin. Sustuk öylece yokluğa, darıldık bizi üzen uzaklığa ve sonra yine sarıldık olmazlığa. Vakit sen oldu, an kendi içinde çıkmaz bir yol oldu birden, dumur gözlerine anladım ki mutluluğun yaşları oturdu.

    O iç yalnızlığını giyindikçe yaşamın, ben kendi gökyüzümün isli bulutları altında ağlamayı sever oldum. O sıvası dökülmüş kırık boyalı duvarlarda aşkın çileli hanelerinde gam ve keder öğütür kadınlar, duman çeker bir adam yüreğinin girdaplarına ve öğünür umuduyla özlem ekinleri boy verirken uzaklarda. Kendimizle sevişmemizin hareli yataklarında bir yalnızlık kokusu vardır. O bize iç sesimizin alyansını sunan zaman düşleriyle, ruhumuzu kendinden eden bir kadının işveli öpüşleriyle yıkılır mihrabımız, dal kuruluğuna isyan eder, deniz sarılığına. Yeşil düşünüşler ömrümüzün ak denizlerine sokulur, en ücramızda bile ansızın sevdanın o mor yapraklı çiçekleri açar.

    Ne çok olmuş sarılmayalı sana karanfil kokulum. Ne çok olmuş gözümün siperine alıp seni yıldız ülkelerine götürmeyeli. Umut zemherilerini gövdemin alaz yataklarından toplayıp, gönül yapılarımı seninle bire üçe beşe katlayıp sana geldim işte. Uzan gövdemin aşkla dalgalanan çardağına, uzan gönlümün ölümsüz kırlarına ve daya yüreğini seven gönlümün fiyakalı surlarına. Ben, sana koşup gelen bir sevdalıydım o an. Ben seni sevmeye âşık, ben seni sarmaya sırnaşık bir adamdım ve tüm sevi yüklerimi yanı başına boşaltarak gözlerine bir ışık gibi aktım ve senin o sevinç parıltılarını haberin bile olmadan çalarak kendimle barıştım. Biz o mutluluk odasında yapayalnızdık bir zaman sonra ve aşka dokunarak düşlerimizle seviştik. İçimizin harami ganimetlerini yine oraya serptik.

    Bizler hep var olmak istediğimiz bir meridyen ararız gölgemize, içimizin dalgakıran boşluğuna tutunarak uzak ülkeler aşarız. Yine kendimize döndürür hayat ve yine bir rulet gibi bizi kendi içinde çevirir AŞK denen yaşamak. Peki'lerle tamlanan o yüzümüzün üzgün çizgilerine bir kuşun kanadı değer, içimizin alaz penceresinden rüzgârı kapı dışı ederken mevsim şarkıları yüreğimizi deler. İmbat yağmurları çoğul bir düşünüşün senfonisiyle dalar ruhumuza, biz insan sevinçlerimizin perdelerini güneşe siper ederken. Aşk sarılır kendine ve dökülür bir sevinç gibi ağrılı yüreğimizin şefkate muhtaç köşelerine.

    Aşkın rengi kendi ırmağında yuvarlanan bir yaprağın özünde gizlidir, görmek istersen önce suya gireceksin. Aşkın rengi sevdanın musallasında yatan aşığın gözlerindedir, onu da görmek istersen aynı musallaya yatmayı göze alacaksın. Aşkın asil rengi sevebilmekten geçer, onu yüreğinde hissetmediğin sürece renklerin asıl anlamlarını asla bilemeyeceksin. Gün gelecek, vakit gelecek yine orada, o odada bir araya geldiğimizde, yine düşlerin yakasını tuttuğumuzda aşkı fısıldayacağız birbirimize. Anlar saygılı bir sessizlik olacak, vakitler sevişmelerle süslenecek ve gönül ağrımız işte o an tatlı bir huzurla esneyecek.



    Hikâyesi: Karanfil kokulu bir mektuptur aşk, ne açmaya gücün yeter, ne de koklamaya yüreğin. O içimizdeki s/özsüz cümleleri birbirine ekleyerek s/öz olabilmek içimizdeki dünyaya ve anlatabilmek bir çırpıda o yangın mevsimlerini. Anlatabiliyorsak iyiyiz/ya/anlatamazsak!.. Hangisi yaman ağrıdır, hangisi soğuk bir rüzgarın ıslığıdır böylesine yüzümüzde konaklayan, hangi acı hatırayla demlenip, aşka filizlenir!.
    Ne denir ki yüreğin yaşayamadıklarını, ya da yaşadım farz edip saramadıklarını betimlemesine. O iç sesimizin miadı takvimlerine günün gözyaşı düşmeden, o fiyakalı yalnızlığımızın bağları bir sarılışla çözülmeden hangi söz anlatır gökyüzümüzün hangi renk olduğunu...
    Aşk, kayıp bir düşünce, yankımızdan önce bizim ruh isyanımız olur işte böyle....


    Selahattin YETKİN
#12.01.2012 08:21 0 0 0

  • Küçümsemiyorum, yanlış anlama.
    Ama sadece 'Annem Edebiyat Mezunu' deme zevkini çocuklarımdan aldığın için bile milyonlarca küfür edebilirim sana.
    Bunun için özür diliyorum senden,
    Ve özür diliyorum;
    O çok sevdiğin oğlun büyüdüğünde karşına geçip
    " Baba, ardında bıraktığın birisi oldu mu? " dediği vakit
    Başını eğdirip, gözlerinden ılık ılık geçeceğim için.
    ' peki neden? ' sorusuna hiçbir zaman cevap vermeyeceğin,
    Ve içerden yemeğe çağıran sesin bana ait olmasını; her duyduğunda biraz daha fazla isteyeceğin için de affet beni!

    Ha unutmadan,
    Dün, beraber izlediğimiz film vardı televizyon kanallarından birinde.
    İzlemedim.
    Çünkü
    Kahverengi gözlü kızın bile renklerinde yeşilimi aradın, biliyorum.
    Eşine saygısızlık etmek istemedim, izlemedim.
    Bak görüyorsun, ben aynıyım, bencil değilim
    Ama artık sen'cil de değilim.

    Ya sen?
    Sabah uyandığında ilk Günaydın'ı karşındakinden mi bekliyorsun hâlâ?
    Dur bir saniye!
    Yoksa gribi dünyanın en kötü hastalığı zannetmeye devam mı ediyorsun?
    Ya da en kötüsü,
    Bırakıp gittiğin ve buna rağmen acı çektiğin için de suçluyor musun beni?

    Sen de hiç değişmemişsin, tebrik ederim.
    Bir eş, bir yuva ve hep hayalini kurduğumuz iki evlat dışında!

    Söylemiştim sana,
    Ben burada, İstanbul'da hatırlamak istemeyeceğin kötü bir anı olarak kalıyorum, diye.
    Evet, hâlâ aynı dairede, aynı yüzük elimde
    Ve aynı isim yine dilimde.
    Tanımlamalar değişti sadece.
    Sevdiğimken, sevdiği oldun;
    Çocuklarımın güven veren hayaliyken,
    Çocuklarının kahramanı

    Başkasının elinden aldığın kahvenin hatırını mı yaşayacaksın kırk yıl boyu?

    Sırf hayatını düzene sokmak için bozduğun düzenin ağırlığı altında ezilmeden
    Devam edebiliyor musun hayata?
    Bunu hiç zannetmiyorum biliyor musun?
    Çünkü 7/8 yıl geçmiş hayatın sonunda kapılar sana açık değildi.
    Zorladın; ya kilit bozuktu, ya anahtarın.
    Muhtemelen anahtarın.
    Ah etmedim, yemin ederim.
    Sonuçta çıkacaktı bir şekilde,
    Beni ağlatmaman gerektiğini benden daha iyi biliyordun.
    Her neyse,
    Şimdi içeri geçmem lazım,
    Kahve cezveyi aşalı çok oldu

    Neslihan Arviş
#12.01.2012 08:22 0 0 0
  • noimage
#13.01.2012 10:47 0 0 0