Yüreğine gül dikenini saplayıp gülün aşkıyla şakıyan, kanını diken aracılığıyla gül dalına pompalayan, mevsim dışında kanını ve serenadını sermaye edip, gül açtıran ama dalda kuruyup kalan bülbülün de vardı umutları aşka, hayata ve vuslata dair...
Kapkara bulutların sardığı, fırtınanın koptuğu yıldırım ve şimşeklerin bir biri ardı sıra yeri göğü titrettiği bir gecede bülbülün biri yolunu kaybeder... O tarafa bu tarafa can havliyle çırpınıp durmaktadır... Ölümün soğuk nefesi ve korkusu, deniz altında panikleyip aceleci hareketler yaptıkça takati tükenen insanlar gibi; gittikçe takatini tüketmektedir bülbülün...
Son anda bir UMUT IŞIĞIymışçasına uzaktan minik bir ışık huzmesi görür... Son yaşam sevinci, son nefes, son takati ile yönelir ışığa doğru
Yaklaştığında küçük bir kulübenin lumboz vari minik penceresinden geldiğini görür ışığın... Can havliyle tüner ışık gelen cama... Olabildiğince korunma ve ısınma dürtüsüyle yapıştırır titreyen minik bedenini cama... İçerde bir kandil yanmakta, kandilin solgun ışığında gördüğü kadarıyla; içeride yatakta güzeller güzeli bir genç Kız yatmakta... Ama solgun mu solgun... Bitap mı bitap... Etrafında çaresizlik içinde kıvranan genç, gürbüz, yakışıklı ama bezgin, çaresiz ve ümitsizlik içinde omuzları çökmüş bir genç...
İçerdeki sızlanmalardan, serzenişlerden, dualardan ve yakarışlardan anladığı kadarıyla kız amansız bir hastalığın pençesinde erimekte, nişanlısı olan genç götürdüğü bütün doktorlara, denediği bütün ilaçlara rağmen iyileştiremediği sevgilisinin acısı ve gittikçe ölmekte olduğunun bilinci ile çırpınmakta...
Kız gencin çaresizliğini ve acısını gördükçe; kendi acısını unutup ona verdiği acının ızdırabı ile:
" Allah'ım n'olur al canımı, onu böyle acı çekerken görmek daha büyük acı"
Genç bir şey yapamamanın acısıyla;
"Allah'ım n'olur benim ömrümü al ona ver onun acısını bana gösterme" der
Nihayet gencin aklında ani bir ampul yanar O fikrin etkisiyle yüzüne bir gülümseme yayılır ve fırlar evden Birazdan döndüğünde yanında yaşlı mı yaşlı aksakallı bir adam vardır İhtiyarla olup biteni konuştuktan sonra ihtiyar o günlerde pek bilinmeyen bir hastalığa hükmeder ve
"bunun çok basit bir ilacı var" der...
Genç heyecanla üsteler:
"Ne, nerde, nasıl, kimde?.."
İhtiyar mütevekkil:
"Kırmızı bir gülün yaprakları" der..
Genç büyük bir hayal kırıklığıyla yıkılır yere Bu mevsimde kırmızı gül... Olmadığını ihtiyar da bilir Genç ihtiyarın kafasını dalgın-dalgın sallamasından şüphelenip eline eteğine sarılır ihtiyarın Yalvarır-yakarır :
"Var bir yerde ve sen biliyorsun söyle ihtiyar! Kaf dağının arkasında olsa gider bulurum" der...
İhtiyar ümitsiz.... Umut vaat etmeden mırıldanır
"hiç bir yerde yok evladım... Ama imkansız da değil"
Genç heyecanlanır Vaatler yağdırır Heyecanla dolanıp durur ihtiyarın etrafında... Nihayet ihtiyar baklayı ağzından çıkarır umutsuzca, iç çekerek
"Evladım!.. Bu mevsimde bir kırmızı gülün açılabilmesinin tek bir yolu vardır... Ancak güle yazdan aşık olmuş bülbül gül dalına gelip konduğunda, gülü yerinde görmezse ve yasını tutup ağlarsa; gül dikenini yüreğine batırıp onun aşkıyla serenat yapar ve ağıtlar yakarsa bülbülün kalbinden süzülen kanın ve dilinden dökülen figanın aşkıyla o dalda bir kırmızı gül açılır. Ama bülbül kurumuş kalmış olur... Murat, vuslat yoktur"
"Onun için bülbülün figanı kadar samimi ve içten müzik yoktur"
"Onun için kırmızı gül bilinenden daha anlamlıdır aşkı temsil derken... "
Genç yine yıkılıp kalır ümitsizlik içinde... İhtiyar tevekkül ve tefekkür içinde dualar mırıldanarak çekip gider genci çaresizliğiyle, kızı acılarıyla bırakarak...
Bülbül; fırtınaya yakalandığı andaki ölüm düşüncesini ve kabul edişini hatırladı... Bu kulübecik, bu umut ışığı olmasaydı yaşar mıydı? Her şey bir başka şeye vesile, her şey bir başka amaca amade Gören gözler için
"Ya Allah!"
deyip zıplar yerinden Konar bahçedeki mahsun, viran gül dalına... Batırıp gül dikenini yüreğine başlar feryadı figan etmeye............................
Sabah dışarı çıktığında genç bahçede kan damlası renginde bir gonca gülle karşılaşır...
DALDA KURUYUP KALAN BÜLBÜLÜN FARKINA VARMADAN......
...................
...............
.........
DİLİM... İMLAM... ÜSLUBUM... ANLATI YETENEĞİM... BU KADARINA YETTİ... TABİ GÖREN GÖZLER, ANLAYAN ANLAK İÇİN KELİMELERE SIKIŞTIRILMIŞ BU ÖYKÜNÜN DUYGU VE ALGI BOYUTU BU KADAR BASİT DEĞİL...
BEN DÜŞÜNDÜKÇE VE YAZDIKÇA GIRTLAĞIMA, BURUN KIKIRDAĞIMA SIZILAR GİRDİ... BAŞKALARINI BİLEMEM....
Yüreğinize-ellerinize sağlık,çok güzel bir hikâye.İnsanı alıp götürüyor ve sürüklendiğiniz yerde düşünüyorsunuz:Acaba gencin aşkımı yoksa bülbülün aşkımı ağır basıyor diye.Genç,aşkı için çaresizce beklerken bülbül kendisine Gül'e olan aşkını sürdürme şansı veren küçücük ama acısı büyük evdeki olaya kayıtsız kalamıyor ve başka aşkların devamı için kendisini aşkın acı yokoluşuna teslim ediyor.Hikâye içinde hikâye.Hayat zaten hiç bitmeyen bir hikâye ve her insan başka türlü yaşıyor bu hikâyeyi.
okurken nefes almakta zorlandığımı hissettim yutkunamıyorum bile ve yüreğimdeki yaram kanıyor gözlerimden süzlen yaşlara engel olamadım. nasıl bir duyguyla yazılmıştır bu hikaye burada anlatılanda kendimi herkesin yerine koydum. kah genç kız olup sevdiğimin çaresizliğine, kah delikanlı olup sevdiğim kızın acısına, kah bül bül olup güle olan sevdası için canını vermeye hazır oluşluğa ve gül olup yüreğine batırdığım dikenle ölmesine sebep olduğum bülbülün sevdasına gülümsemeye çalıştım.
yüreğin dert görmesin ve yüreğindeki bu sevda hiç tükenmesin
okurken nefes almakta zorlandığımı hissettim yutkunamıyorum bile ve yüreğimdeki yaram kanıyor gözlerimden süzlen yaşlara engel olamadım. nasıl bir duyguyla yazılmıştır bu hikaye burada anlatılanda kendimi herkesin yerine koydum. kah genç kız olup sevdiğimin çaresizliğine, kah delikanlı olup sevdiğim kızın acısına, kah bül bül olup güle olan sevdası için canını vermeye hazır oluşluğa ve gül olup yüreğine batırdığım dikenle ölmesine sebep olduğum bülbülün sevdasına gülümsemeye çalıştım.
yüreğin dert görmesin ve yüreğindeki bu sevda hiç tükenmesin
sevgili şems-im-sen;
bu güne kadar bir çok forumda, bir çok konuma bir çok güzel yorumlar yazıldı. ama itiraf etmeliyim ki bu güne kadar özellikle bu konuma gelen ve en çok beni etkileyen yorum senin bu yorumun oldu. hem konuyu özümsemen hem de up-uzun bir metinde benim anlatmaya çalıştığım ama tam anlatamadığımı iri harflerle kendim belirttiğim içerik ve mesajı bir kaç cümlede çok güzel hissettirmişsin.
hasılı; yorumunda bir değil bir kaç defa sarsıldım... ürperdim... gönülden gönüle yol gizli-gizli dedikleri bu olsa gerek...
çok teşekkür ederim... iyi ki varsın, iyi ki bu sitedesin, iyi ki bu konuyu okudun, iyi ki bu güzel yorumu yazdın vee iyi ki tanıdım seni...
Bu ulvi AŞK'ı bu şekilde kaleme almak ve yürekteki duyguyu bize,ruhumuza kadar zerk ettirebilmek
O* yüreğin ne kadar derin bir okyanus olduğunun kanıtıdır,bizlerin de sizin girdaplarınıza kapılıp
Atlantis gibi kaybolup,yok olmamamız hiçten bile değil...KUTLUYORUM...
Yüreğinize sağlık ,kaleminiz daim olsun kayboldum yazının içinde ,bülbülemi yanayım,gülemi kanayım?
ilginize, güzel yorumunuza, ve teveccühlerinize çok teşekkür ederim sayın El-keyf...
beğenmenize çok sevindim... siz güle yanın ama bülbüle mutlaka kanın, hatta kanayın... çünkü ne oluyorsa bülbülün giden kanından ve o kanın değerinin bilinmemesinden oluyor.... feryad-ı figanı ayrı...
Sevgili ıssızada,ne güzel özetlemişsin,defalarca okunası ve her seferinde ayrı tadlar bırakan bu yazını ve
değerli yorumunu,kısaca bir dostun dizeleriyle cevaplayayım dedim
Tekrardan Yüreğinize sağlık...
Güller gördüm bülbüle aşık.
Bülbüller de güle maşuk .....
Güller bülbülsüz solmakta
İçler acıyla dolmakta İnsan hep nankör olmakta ....
Kim bilir ki çare nerde. Yiğitlik de var bu serde ...
Sevgili ıssızada,ne güzel özetlemişsin,defalarca okunası ve her seferinde ayrı tadlar bırakan bu yazını ve
değerli yorumunu,kısaca bir dostun dizeleriyle cevaplayayım dedim
Tekrardan Yüreğinize sağlık...
Güller gördüm bülbüle aşık.
Bülbüller de güle maşuk .....
Güller bülbülsüz solmakta
İçler acıyla dolmakta İnsan hep nankör olmakta ....
Kim bilir ki çare nerde. Yiğitlik de var bu serde ...
sevgili El-Keyf;
nette ve özel hayatta binlerce, milyonlarca güzel söze, şiire, nazım ve nesir eserlerle karşılaşıyoruz. şüphsiz ki bazı eser sahipleri eserin dokusunu, ruhunu, duygusal boyutunu ilmek-ilmek işler. var olana biraz daha ekler... ama bir eser ne kadar güzel ve anlamlı olursa olsun aslolan okuyanın yüreğinin ve aklının kelimelere yüklediği anlamdır... baktığını güzel gören, okuduğunu güzel ve değerli olarak anlamlandıran, içerikte geçen acıları duyarsız kalmayan okuyucuda var olan meziyetlerdendir eserin güzelliği ve değeri...
Mevlana hazretleri ne güzel buyurmuş değil mi:
anlattığın; karşıdakinin anladığı kadardır...
yani sevgili arkadaşım sende ve diğer arkadaşlarımda belli güzel meziyetler olmasaydı ben ne kadar güzel anlatırsam anlatayım o kuru-çıplak ve forumda boşuna yer kaplayan bir metinden öteye gitmezdi. ki, binlerce üyesi ve binlerce ziyaretçisi olan sitede sadece 3-5 kişinin konulara ve şiirlere girmesi bunun açık ısbatı değil mi?
okumayan, yazmayan bir millet olduk çıktık... ilgilendiğimiz tek şey futbol, şarkıcı kısacası magazinden ibaret oldu... duygular daha yüzeysel, duyarlılıklar boş şeylere kaydı artık... milli, manevi ve duygusal şeyler toplumsal hassasiyetlerimizin önem listesinde çok geri sıralarda artık...
bunlar çok acı... bunlar gösteriyor ki bizler türümüzün son örnekleriyiz... allah sonumuzu hayretsin...
ilgine, güzel yorumuna ve dostunuzun güzel eserine binlerce teşekkürler...
en büyük merakımdır hep "gülün olsaydı dili"
lafzı ne olurdu bülbüle, ne olurdu fiili?
kapılıp gider miydi gülün kadife sesine?
ehven ve sıradan mı gelirdi bu olay kendisine?
yoksa karşılık bulmamasından mıdır aşkı, bülbülün?
fakat bilemiyoruz değil mi, encamı nedir gülün?
Yorumunuzu okurken çok duygulandım,hele ki dinlediğim şiirinizin ardından ve adıma bahşedilen akrostiş'le
mest oldum,gönülgahın çoşmuş dost vurgun misali dört bir yandan geliyor dizeler,
KALEMİNE EYVALLAH,YÜREĞİNE EYVALLAH...buda benden olsun
harikasın. bu ne derinlik, bu ne sıradışı kelime zenginliği. sanırım eğitim de, eğitim dışı fazla okuma ve kendini yetiştirme bu güzel yürekle bir bütün olmuş. akrostij olmasına rağmen bir mehmet akif, bir necip fazıl şiiri kalitesinde bir şiir okudum... gönlündeki güllere, goncalara, sardunyalara bereket. yağmurun, güneşin hiç eksik olmasın. her iki cihanda mesut, huzurlu olasın.... aklıma ve parmak uçlarıma akın eden bir sürü mısra var... yazarsam abartmış olur muyum diye endişelendim bir an... hasılı konuya kattığın eşsiz renk, güzellik ve derin anlamlardan dolayı hasseten teşekkür ediyorum...