Bugün güneşin parıltılarını göremedim,
Penceremden sızarken
Çekemedim taze çay kokusunu ciğerlerime.
Ötmedi mi bu sabah kuşlar
Neden her şey siyah beyaz
Suyun bile tadı yok.
Rabbim kollarım bu kadar ağırmıydı,
Güçlükle tutuyorum telefonu
Gözlerim kararıyor,kanım çekiliyor
Ha düştüm düşeceğim
Senin sevgin,senin sıcaklığındır
Beni ayakta tutan
Hastane koridorları ne kadar da sessiz
ÜrkütücüSoğuk
Belki de üşüyen benim sadece,
Ellerim buz gibi
Ah bu ilaç kokusu beni öldürecek
Niye herkes boş gözlerle bakıyor,
Ne var yüzümde
Sen yoksun
Ne kadar isterdim yanımda olmanı
Elimi tutmanı
OlsunÜzülme sen sevdiğim
Sen yokkende varsın.
Bi sesini duymak bile mutlu ediyor beni
Her an benimlesin
Gözlerimi kapattığımda sen,
Açtığımda sen
Varlığın güç veriyor bana
Uzak olsanda,yakınsın
İçimdesin
Seni soluyorum,
Seninle yaşıyorum
Seninle öleceğim
Eski Japon kültürüne göre parıldayan her şey değersiz ve bayağı kabul edilirdi.Yeni bir fincan veya vazo, ürküntü verirdi. Çünkü parlayan bir nesne yenidir ve yeni olduğundan henüz kullanımının ona kazandırdığı soylulukla değer kazanmamıştır.Eskimiş, pek çok kez çay içmekten ötürü kararmış bir fincan, bizimle yaşamış, sabrımızı ve özenimizi aktardığımız bir eşyadır ve zamanla hem bizim huyumuzu, hem duygularımızı yüklenmiş ve bize hizmet ederek bunun karşılığını vermiştir.Uzun süreli bir dostluk zamanın kararttığı bir fincanınkiyle eş değerde izler taşır.Gündelik eşyalarda da, arkadaşlıklarda olduğu gibi çatlaklar ve gölgeler bulunur.Bir fincanı firlatıp atmamak ve bir arkadaşı yaşantından uzaklaştırmamak için sabır ve sadakat gibi son derece önemli, ama artık pek sık rastlanmayan iki duyguya gereksinme vardır.Sabır, yüklendiği rol gereği bir tuğlaya, sadakat ise bir köke benzer. Sabır acelenin, sadakat ise tüketimin panzehiridir.Bu iki duyguyu fiziksel bir imge olarak düşünürsek,
DOSTLUK TUĞLALARLA ÖRÜLÜR, KÖKLER SAYESINDE GELİŞİR"
Değerli, değeri azalmayan ve kalıcı dostluklar dileğiyle...
Bir şey söyleme, ne oLur sus.
Sadece kafamı omuzuna yaslayayım,
Öylece kalayım.
Ben, Ağlayayım, qözyaşlarımla ıslansın sana yazdığım şu satırlar,
Belki de aldırmadan qüler qeçersin,
... Ama bir şey söyLeme. Neden deme..!
Nefes al ve ben senin nefes alış-verişinLe M u t L u olayım.
Arada ellerinle qözyaşlarımı sil.
Gözlerimin içine bak. Yapabilirsin değilmi bunu..?
Ya da yapma hayır..!
Gözlerinin içine bakmaya dayanamam bilirsin.Daha çok ağlarım...
Sen sus. Sadece sarıl, tek kelime etmeden.
Yanımda varlığını hisse deyim, inan böylesi daha güzel..!!!
Yüreğimi açmak! dedim.
Bir tebessümle bak her şeye dedi.
Tebessüm dedim.
Her kapının anahtarı dedi.
Kapı dedim.
... Girmeden bilemezsin dedi.
Ya korku! dedim.
Bilinmeyenden korkar insan dedi.
Ben kimim? diye sordum.
Sevgiyle beslenensin dedi.
Durdum. Durdum. Yine sustum.
Kimsin? diye sordum.
SEN'im dedi.
Ö Z L E D İ M .. S E N İ " Issız Çölde Bir Yudum Suyu
"DÜNYALARA DEĞİŞMEYEN BİRİ GİBİ"
Yada Yağmuru Unutmuş Toprağın
"BULUTLARA YALVARIŞI GİBİ"
Sessizce, Ama
"YÜREKTEN ÖZLEDİM SENİ"...
Uzaklarda bir yerlerde, bir Özlediğin varsa eğer,
Buruk bir mutluluk yaşarsın kimsenin bilmediği zamanlarda..
Her aklına geldiğinde ya da
Aklından hiç çıkmayışında Gülümsersin
Yarım ve hüzünlu bir gülümsemenin,
... Sıcaklığı yayılır yüzünün kıvrımlarına..
"ÖZLEDİĞİM"...!!! diye haykırırsın rüzgarlara verip sesini.
Duyar da belki yüzünü sana cevirir diye
Nafile olduğunu bilsen de sesini rüzgara emanet edip,
Usanmadan seslenirsin.."ÖZLEDİĞİM"...!