Hayatta hepimiz başarılı ve mutlu olmak istiyoruz. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki çocuklarımız dünyaya gelir gelmez onların gelecek yaşantıları hakkında planlar yapmaya başlıyoruz. Mutlaka başarılı olmalı, iyi bir yaşantısı olmalı. Mutluluk mu? “Siz başarılı olursanız o kendiliğinden gelecektir” inancı içerisinde yaşıyoruz.
Çocuğumuza iyi bir gelecek sağlamak için o iş senin bu iş benim çalışıp duruyoruz. Daha bir buçuk yaşına gelmeden bilgisayarın önüne oturtuyor, kendimizi iş alanında geliştirip yenilememiz gerektiği için çocuğumuza sevgi verecek bakıcılar tutuyor, bizim sesimizi duymak isterlerse de radyo ve teyp açıp arabesk müzik dinletiyoruz. Çocuklarımızla biz değil elektronik eşyalarımız iletişim kuruyor.
Sevgi, sevenin sevgilisinin en iyiye ulaşması için fedakarlıkta bulunmasıdır. Eskiden anneler bu fedakarlığı çocuklarına zaman ayırarak yaparlardı. Sevgilisinin (çocuğunun) en iyiye ulaşması için onun geleceğini yönlendiren ninniler söylerlerdi. Ninniler annelerin süt emen çocuklarını uyutmak için kendi seslerinden söyledikleri yüreklerinden gelen ezgilerdir.
Ninni, çocuk emzirilip beşiğine konduktan sonra annenin, çocuğunun başında iki diz üstüne çöküp onun uyumasını seyrederken mırıldandığı bir ezgidir; çocuğun ağlamasının durması ve uykuya dalması ile son bulur. Çocuk uyuyunca bile annenin sesini şuuraltında duyacak ve canının sıkıldığı, üzüldüğü, zor durumda kaldığı her an annesini yanında hissedecek, ne kadar sevildiğini bilecektir.
“Dandini dandini danalı bebek
Elleri kolları kınalı bebek
Benim oğlum nazlı bebek
Uyusun yavrum ninni”
Çocuklarına ninni söyleyen anneler kendi dert ve sıkıntılarını da dile getirirler. Huysuzluk yapan çocuklarını ninni ile tehdit eder, babalarına ninni ile şikayet ederler;
“Yağmura kurdum salıncak
Eyüp’ten aldım oyuncak
Şimdi baban gelecek
Sakın kırma yumurcak ninnii”
Yalnızlık yaşayan anneler çocuklarını dert ortağı olarak görürler, sıkıntılarını yeni doğmuş çocuğu ile paylaşırlar;
“Ninni dağların eteği ninni
Bura aslanların yatağı
Anasının dert ortağı
Uyusun da büyüsün ninni”
“Akar suda destim susuz
Eve geldim evim ıssız
Bir kuzu meledi babasız
Allah sana ömür versin ninni”
Kızlarının büyüyünce gelin olup kendisinden ayrılacağından endişe eden anneler de korku ve endişelerini ninni ile dile getirmişlerdir;
“Gidin söyleyin boyacıya
Al boyalar boyamasın
Allar giyen gelin olur
Ben kızıma dayanamam ninni”
Kısacası ninniler annelerimizin çocuklarıyla yaptıkları hasbıhaldir. Bizim değişmez bir kültürümüzdür. Her ne kadar bugün teknolojinin mikrofonik sesleriyle çocuklarımızı baş başa bıraksak da güzel ülkemizin bazı yerlerinde hâlâ akşamın geç saatlerinde annelerimizin ninni söyleyen o güzel ve yanık seslerini küçük yavrularımızla beraber, yıldızların üzerine oturmuş ayaklarını aşağıya doğru sallayıp çocuklara el sallayan melekler de dinliyor.
Şiirden ninniye
Şair ve yazar Refet Körüklü, “Daha bebekken kulağımıza söylenen ninniler, bizim kültürümüzün hamurunu oluşturuyordu. Şimdi, bir kültür erozyonuna uğratıldık” diyor.
Günümüzde bir kavram kargaşası yaşanıyor. Bu konuda en çok şaşıranlardan biri de şair ve yazar Refet Körüklü. Yazar,Osmanlı’nın 700. kuruluş yıldönümü kutlamalarının yetersiz olduğunu, kültürel bir yabancılaşma ile karşı karşıya bulunduğumuzu belirterek, özellikle edebiyat alanında ciddi eserler verilmesi gerektiğini söylüyor. “Türk âdet ve ananesi ile töresinin devam ettirilmesi gerekiyor” diyen Körüklü, “Türk çocuğunun yetişmesinde şahsiyetini bulmasında en büyük faktör Türk anasıdır. Türk anası İslâmiyetten önce dünyaya getirdiği çocuğunu şiir ve ninnilerle uyutur. Erkek çocuksa Türk töresine göre ad alabilmesi için bir meziyet veya kahramanlık göstermesi gerektiğinden, annesinin erkek çocuğuna anlatacağı masallar ona göre tanzim edilerek anlatılırdı, İslâmiyetten sonra ise anasından doğan yavrunun herşeyden önce kulağına ezan okunarak ad verilmesinden sonra başlanarak yine anne şiir ve ninnilerle yavrusunun beşiğini sallayarak uyutur. Biraz büyüyünce masallara başlar, erkek çocuğa ve kız çocuğuna anlatılan masallar ayrı ayrıydı, bu töre asırlar ötesinden bu yana devam ettirilerek ordu millet, şair millet vasfını koruyarak ve geliştirilerek günümüze taşınmıştır” diye konuşuyor. Şiir ve ninnilerle, masallarla yetiştirilen erkek ve kız çocukların edebiyatla bütünleşmiş olmaları kadar normal birşey olamayacağını belirten Refet Körüklü şunları söylüyor:
AİLE KORUNMALI
Bu edebî bütünleşmenin ana kaynağı ninni ve masallardır. Türk anası bitmez tükenmez işlerinin arasında yavruları için ninni ve masallar hazırlar. ‘Dişi kuş yuvayı yapar’ sözü gerçek mânâsıyla Türk aile hayatında şekillenir. Ninni ve masal çağını geçiren çocuklara ana ve babaları mükemmel insan olmaları için tavır ve hareketleriyle örnek olmuşlardır. Erkek ve kadınlarımız arasında hangi meslekten olurlarsa olsunlar, meslekleri haricinde şiir, hikâye ve roman yazan beste yapan ve hanendelik yapan çok değerli insanlarımız görülmüştür ve bu vasıflar hâlâ devam ede gelmektedir.”