Deniz Gezmiş

Son güncelleme: 18.08.2010 01:19
  • @HaviL adlı üyeden alıntı:
    24 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu.
    Ben dogumunu 27 subat olarak biliyorum ama eger 24 subat ise, yasasaydi bugün 62 yasina girecekti
    Orijinali Göster...

    Ben dogumunu 27 subat olarak biliyorum ama eger 24 subat ise, yasasaydi bugün 62 yasina girecekti

    Biyoqrafiyi Vikiden aLdıqımda 24 Yazıyordu... Gerçeqi 27 $ubat 1947 'dir...
#24.02.2009 18:27 0 0 0
  • Denizler ölüme giderken bir an bile tereddüt etmediler kendi sehpalarına kendileri tekme atacak kadar cesurdular onların ne tarihe nede halka verecekleri bir hesapları yok fakat onları kızılderede darağaçlarında işkencehanelrde katledenleri ne türkiye halkları nede tarih affedecektir amerikan uşağı aşağılık katiller hak ettikleri cezayı er yada geç işçi köylü ordusu tarafından alacaklardır...
#28.02.2009 01:38 0 0 0
  • Baba mektup elinize geçtiğinde aranızdan ayrılıyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum.Fakat bu durumu metanetle karşılamanızı istiyorum insanlar doğar büyür yaşar ölürler önemli olan çok fazla yaşamak değil yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir o bu yola bilerek girdi ve sonunun bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için gerekli talimatları avukatlarıma verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkma annemi teselli etmek sana düşüyor kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir son anda yaptıklarımdan hiç pişmanlık duymadığımı belirtir seni annemi ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğin olanca ateşi ile kucaklarım. Oğlun Deniz Gezmiş.

    onlar ülkesi.. icin savastı.. ve ülkesi ıcın gozlerini kırpmadan canlarını verdı... elbet qun gelir devran doner.. bunların hesabıda sorulur...
#01.03.2009 16:18 0 0 0
NaZ NaZ foto
  • Yakın tarihin en çok konuşulan olaylarından biri olan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan`ın idamının üzerinden tam otuz yedi sene geçti. Bu zaman zarfında olayı asla unutmayacağız diyenler de oldu, birkaç sene sonra idamı hatırlamayanlar da.. Fakat idamın perde arkasında iki isim vardı ki onlar bu olayı asla hafızalarından silemediler. Bir yanda 1968`den 72`ye kadar geceleri rahat uyuyamayan bir ağabey diğer yanda bu üç genci astığına asla pişman olmayan ve hep vicdanının rahatlığından dem vuran askeri savcı. Bora Gezmiş ve Baki Tuğ. Bugüne dek hiç karşı karşıya gelmeyen iki insanı buluşturalım istedik ancak Baki Tuğ kabul etmedi. Biz de iki ayrı şehirdeki iki insanla idamları ve pişmanlıkları konuştuk.


    Deniz suçsuz değildi ama...


    Kardeşini devletin verdiği kararla kaybeden bir isim Bora Gezmiş. Deniz Gezmiş`in kendinden iki yaş büyük ağabeyi. Kardeşinin parkasını işyerinde, yanı başında hala saklayan Gezmiş`le kardeşinin idamını ve Baki Tuğ`un idamlarla ilgili açıklamalarını görüştük. Gezmiş, kardeşini mutlak suçsuz olarak görmüyor ama ....


    Öğretmen bir babanın evlatları olarak yetişen Deniz ve Bora farklı çocukluklar geçirmiş. Bora Gezmiş siyasetle çok fazla ilgisi olmayan bir gençken, kardeşi Deniz, ağabeyinin tam zıttıymış. Deniz ile babasının bazen ayrılığa düştüğünü anlatan Gezmiş, "Babam demokrat bir adamdı ancak Deniz`in aktif mücadelesini tasvip etmiyordu" diyor. Deniz Gezmiş`in ilk siyasi olaylara karışması ise aileden habersiz Türkiye İşçi Partisi`nin Üsküdar`daki gençlik kollarına kaydıyla başlamış. Ağabeyinin anlattığına göre herkes bu olayı Deniz, Hukuk Fakültesi`nde okumaya başlayınca öğrenmiş.


    YA MUVAFFAK OLACAĞIM, YA DA...


    Evde bazen aile üyelerine de siyasi telkinlerde bulunan Deniz, pek başarılı olamamış. Bora Gezmiş kardeşini bu konuda birçok kez uyarmış fakat Deniz`den her seferinde şu cevabı almış: "Ben bu davada ya muvaffak olacağım, ya asılacağım." Deniz`in eylemlere katıldığı günlerde ailenin evinin önünden polisler eksik olmazmış. Aile olarak olayların yaşandığı dönemde çok zor günler geçirdiklerini anlatan Gezmiş, "Deniz olaylara karışana kadar karakolla ya da hapishaneyle hiç işimiz olmazdı. Ama hapishane kapılarında da bekledik karakol koridorlarında da" diyor.


    BAKİ TUĞ MAŞAYDI

    Deniz Gezmiş`i asan hakim ve savcılar vicdanlarını yastık yapıp yatarken Gezmiş ailesi her an kötü bir haber gelecek diye 1968`den 72`ye kadar huzurlu tek gece geçirmemiş. İdama tanık olanların hâlâ pişman olmadıklarına akıl erdiremeyen ağabey Gezmiş, en çok Baki Tuğ`a öfkeli. Tuğ`un idam olayında bir "maşa" olduğunu düşenen Gezmiş, "O emirle hareket eden ufak biridir" diyor. Gezmiş, Süleyman Demirel bile pişmanlığını dile getirirken Tuğ`un iyi ki astık demesine anlam veremiyor.


    İdam kararı alındıktan sonra Gezmiş ailesinin evine devlet adamlarından sayısız telefon gelmiş. Gelen telefonlarda söylenen tek söz ise "Mahkemede pişmanız desinler onları idamdan kurtaralım" olmuş. Baba Gezmiş bir görüş gününde bunu oğluna anlatınca Deniz Gezmiş`in cevabı açık ve net olmuş: "Öyle bir şey söylersen seni babalıktan reddederim." Mahkemelere ağabey Gezmiş katılamazken babası hiçbir duruşmada oğlunu yalnız bırakmamış. İdam kararının verildiği gün Deniz, Hüseyin ve Yusuf diğerlerinden ayrı oturtulunca baba Gezmiş oğlunun asılacağına kanaat getirmiş. Ağabey Gezmiş ise çok fazla zaman geçiremediği kardeşine sarfettiği bir laf yüzünden kendini asla affedememiş. Gezmiş o günü şöyle anlatıyor: "İdamdan yirmi beş gün önce görüşe gittiğimizde o anki üzüntümle Deniz`e "Oğlum neticeyi gördün mü? Ben sana demiştim" dedim babam beni dürttü. O da `Ben vazifemi yaptım vazifesini yapamayanlara bunu söyle sen` dedi. O sözümün pişmanlığını hâlâ yaşarım."


    HÜSEYİN VE YUSUF TOMBALADAN ÇIKTI

    Hüseyin ve Yusuf`un idamının sırrını koruduğunu anlatan Gezmiş "Deniz öne çıkan bir adamdı. Ya Hüseyin ile Yusuf. Onların yargılanan 47 kişiden hiçbir farkı yoktur. Onlar tombaladan çıkmışlar ve asılmışlardır" diyor. Ağabey Gezmiş idam için tüm olayların Deniz`in aleyhine geliştiğini vurguluyor ve ekliyor "Anayasa Mahkemesi`ne CHP`nin yardımıyla başvurduk. 27 tane imza topladık. 35 imzayla başvurabiliyorduk. 8 imza lazımdı. Tam o esnada uçak kaçırma olayları oldu. O 27 imzayı verenler de `Ya biz verdik ama durum kritik imzamızı geri alıyoruz` dediler. Biz 8 imza toplayamadık eğer 8 imza daha olsaydı Anayasa Mahkemesi kararı bozacaktı ve kardeşim bugün yaşıyor olacaktı."


    TEVEKKÜLLE KARŞILADIK


    Deniz`in idamını Gezmiş ailesi tevekkülle karşılamış. O dönemde duydukları en ufak bir haberi bile iyiye yormaya çalışmışlar. İdam günü kardeşiyle görüşmek için babasını da yanına alarak Ankara`ya giden Bora Gezmiş o gün Deniz`le görüşememiş. O gece saat üçte ise Deniz`in idam haberi gelmiş. Aceleyle Karşıyaka mezarlığına giden Deniz`in babası, ağabeyi, Hüseyin`in babası, Yusuf`un eniştesi ve babası bir polis barikatından geçerek evlatlarının cenazelerine ulaşmışlar. O sırada etraftaki sivil polisler sürekli `Yarım saate kadar taksi bulun bulamazsanız buraya gömeceksiniz` diyorlarmış.


    YANYANA GÖMEMEZSİNİZ

    Gezmiş o geceyi şöyle anlatıyor: "Beş kişiyle bütün işlemleri yaptık. Sivil polisler yarım saat içinde araba bulun ve götürün dediler. Arabayı bulamam deyince buraya gömün dediler. Ama yan yana gömemezsiniz dediler. Ben iyice bunaldım ve oradaki polislere `Siz bunların dirilerinden korkuyordunuz ölülerinden de mi korkuyorsunuz` dedim. Aralarına ikişer mezar yeri koyduk öyle gömdük. Namaz saatini beklemek gibi bir olay olmadı. Beş kişiyle cenaze namazı kıldık kordon altında. Tek bir polis yardım etmedi bize. Oranın imamı "Ben bunların cenaze namazını kıldırmam dedi." Gezmiş kardeşini hep en son gördüğü haliyle hatırlamak için cenazeye bakmamış. Karşıyaka Mezarlığı`nın cenaze odasında evlatlarının cenazesini gören üç babanın o kapıdan yıkılmış bir şekilde çıkışı ise asla silinmemiş ağabey Gezmiş`in zihninden. Deniz`in idamından sonra uzun bir süre kendine gelemeyen ailenin tek tesellisi ise oğullarının yüz kızartıcı bir suçtan dolayı idam cezası almaması olmuş.


    Deniz Gezmiş`in veda mektubunda bilimadamı olmasını istediği kardeşi Hamdi muhasebecilik yaparken ağabey Gezmiş bir firmada genel müdürlük görevine devam ediyor. Türkiye`de birçok çocuğa ismi verilen Deniz Gezmiş`in ismi ailede başka hiç bir çocuğa koyulmamış. Bora Gezmiş bu durumu "Bir aileye bir tane yeter. O tekti ve hep tek kalacak bizim için" sözleriyle anlatıyor.


    ASMASAYDIK DA NE YAPSAYDIK

    Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararında imzası olan Baki Tuğ "Asla pişman değilim" diyor. Hatırla Sevgili dizisindeki mahkeme sahneleriyle yeniden canlanan o günlerin en önemli aktörü, diziye de tepkili. Dizideki beş replikten dördünün yanlış olduğunu söyleyen Tuğ, sanat adına da utanç duyduğunu söylüyor


    Sorularımızı sorarken sıkıştığı anlarda sinirlenen ve herkesi tarihi bilmeyen insanlar olarak tanımlayan Baki Tuğ, Sıkıyönetim Mahkemeleri`ne askeri savcı olarak atanmadan önce Deniz Gezmiş`in ismini dahi duymamış. Baki Tuğ idamlardan dolayı asla vicdan azabı duymadığını ifade ediyor. Görev yaptığı yıllarda kara kaplı kitap ve vicdanının sesini dinleyerek kararlar verdiğini anlatan Tuğ, Türkiye`yi kurtarmak adına üç genci feda etmekte sakınca görmediğini dile getiriyor. O gençlerin bizi ve Türkiye`yi yok edeceklerine inanan eski savcı, bir dönem Kenan Evren`in söylediği "Asmasaydık da beslese miydik" lafına "Biz bu çocukları asmasaydık da ne yapsaydık" diyerek gönderme yapıyor. Gezmiş`in ailesinden karşılaştığınız insanlar oldu mu diye sorduğumuz Tuğ, tartışma yaratacak bir cevap veriyor: "Ben politikaya girdikten sonra Deniz Gezmiş`in bir yakını geldi. Çok isabetli bir karar vermişsiniz dedi ve elimi öptü."


    HEPSİ BİRER DENİZ GEZMİŞ`Tİ

    Davalar esnasında hiç bir devlet görevlisiyle görüşmeyen Tuğ, baskı altında kalmadan bu kararı verdiğini söylüyor. O yıllardan bu yana kafasını yastığa, vicdanı rahat bir şekilde koyduğunu anlatan Tuğ, görüşmemiz boyunca yaptıklarından pişman olmadığını vurguluyor. Mahkemede yargılama sırasında orada bulunan gençlerin hepsine aynı mesafede durduğunu ifade eden Tuğ "Oradaki her genç bir Deniz Gezmiş`ti bana göre. Onun hiç bir farklılığı yoktu" diye de ekliyor. "O dönemde tehlike yalnızca asılan üç gençte değildi" diyen eski savcı, geri kalanları asmadığı için de pişmanlık duyuyormuş. Gençlerin alelacele asıldığı söylentilerine de şiddetle karşı çıkan Tuğ`a göre her şey kitabına göre yapılmış. Eski savcının yargısız infaz yaptı diyenlere de cevabı var: "Biz o günde asmasaydık şimdi onlar herkesin başına bela olurdu" Bugüne dek yapılan hiç bir idamın yanlış olmadığını savunan Tuğ, ABD`den örnek vererek "Eğer siz bu medeni bir şey dir diyorsanız o zaman ABD`nin gayri medeni bir devlet olduğunu da söylemiş olursunuz. Çünkü onlar hâlâ idamlara devam ediyor" diyor.
#02.03.2009 00:10 0 0 0


  • dağ gibi karayağız birer delikanlıydık.


    babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
    arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.
    vurulduk ey halkım, unutma bizi


    yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. işkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. isteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. bizleri yok etmek istediler hep.
    öldürüldük ey halkım, unutma bizi


    fidan gibi genç kızlardık. hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.

    hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi


    ölümcül hastaydık. bağırsaklarımız düğümlenmişti. hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. vicdan sustu.

    hukuk sustu. insanlık sustu.

    göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi


    kanserdik. ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. uydurma davalarla kapattılar hücrelere. hastaydık. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.


    öldürüldük ey halkım, unutma bizi

    giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. istanbul'daki, ankara'daki işçiler, sizin için öldük. adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler,


    sizin için öldük.
    vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi


    bağımsızlık, mustafa kemal' den armağandı bize. emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
    yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi
    yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. kurtuluş savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. bir kez anlamak istemediler.


    vurulduk ey halkım, unutma bizi


    henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. bir kadın eline değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. herkes tanıktır ki korkmadık. içimiz titremedi hiç. mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.


    asıldık ey halkım, unutma bizi


    bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.


    korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi


    bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.
    özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi
#14.03.2009 11:47 0 0 0
  • EmperyaLizme Kar$ı Dimdik Duran,

    I$çinin, KöyLünün ve Bütün EmekçiLerin Yanında oLan,

    Tam BaqımSız Türkiye Için KendiLerini Feda Eden,

    Büyük DevrimCi MuStafa KemaL Atatürk 'ün Izinde Giden,

    Bütün DevrimCiLere SeLam oLSun...

    Deniz Gezmi$ 'in de Dediqi Gibi, ZaLimLerin YaptıkLarı SadeCe öLümLü oLan BedenLeri öLdürmek oLdu... Dü$ünCeLeri aSLa öLmeyeCek...



    Bu Arada SeviL 'in Sunduqu $iir ZüLfü LivaneLi 'ye Ait Eqer YanıLmıyorSam...
#14.03.2009 12:42 0 0 0
  • noimage
#27.03.2009 01:25 0 0 0
  • Deniz (Deniz Gezmiş'e)

    Belki değmedi elleri bir güzelin ellerine,
    Kendini kaptıralı memleket sevdasına.
    Ağlamazdı.. Bizim Deniz. Korkmazdı.
    Sivas'ta bakardı güneşe,
    Kayseride sayardı yıldızları.
    Korkmazdı Bizim Deniz.. Cesurdu.
    Sinesinde kurşun yarası,
    Elinde cigarası.

    Bir gün vurdular prangayı..
    Hapsettiler koğuşlara.
    Eziyetlerden geçti,
    Kapatıldı karanlığa.
    Oysa aydınlıktı düşünceleri,
    Devrim yolunda.. Memleket uğruna.
    Ağlamazdı Bizim Deniz. Korkmazdı.

    Karanlık bir gecede astılar Deniz'i
    İdam sehpasına çıkarken bile metindi.
    Üstelik daha gençti, ensizdi.
    Başı dik ağır ağır yürüdü ipe
    Ve son nefesinde bile haykırdı gerçeği.
    Herkez bilir ki korkmadı Deniz,
    Elleri titremedi.

    Arz ederim ki yoktu dünyada eşi.
    O ki ihtilalci yenilikçi, bilirkişi! .
#06.04.2009 16:47 0 0 0
NaZ NaZ foto
  • Kapatıldı karanlığa.
    Oysa aydınlıktı düşünceleri,
    Öyle aydinliktiki düsünceleri, bu gün bile bizlere isik tutuyor
#06.04.2009 22:39 0 0 0
  • Öyle aydinliktiki düsünceleri, bu gün bile bizlere isik tutuyor

#09.04.2009 01:03 0 0 0
  • Kime sorsam deniz diyor
    Senin mirasını yiyor
    Ama inan deniz yoldaş
    Gittiğin yoldan gitmiyor

    Kimliğinden korkar olmuş
    Tarihine düşman olmuş
    Özgürlüğe giden yolda
    Şerh ile kol kola girmiş

    "Uyan deniz yoldaş uyan
    Kaldır başını bir bak karşıyakadan bizim yakaya doğru
    Bak da gör senin adına yola çıkanları
    Hatırlat deniz o yılları
    Hatırlat tam bağımsız Türkiye için Samsun-Ankara yürüyüşünü
    Anlat gemilerin boğazda denize dökülüşünü
    Ve Nazım'ı hatırlat deniz kurtuluş savaşı destanını yazan
    toprağa, kitaba ve ay yıldızlı esir bayrağımıza hasretini haykıran o büyük ozan'ı hatırlat
    Kavgayı, direnci anlat, barları mesken tutanlara, tükür yüzlerine
    Denizlerin hırçın dalgalarından korkan tatlı su balıklarının,
    ellerinde içki kadehleriyle sana ağıtlar yakan soytarıların,
    Türküyle, kürtüyle, lazıyla, çerkeziyle akdenize bir kısrakbaşı gibi uzanan bu memleket bizimdir yoldaş,
    Bir kez daha göster okyanus ötesindeki halkların ortak düşmanını,
    ve hatırlat her milletten şehitlerin yattığı "Çanakkale"yi
    hatırlat ki yeniden kuralım bağımsız Türkiye'yi "

    Denize döktüklerinden
    Medet umanlar var artık
    Bağımsız Türkiye demek
    Eskilerde kaldı yazık

    68 lerin ruhu
    Neredesin çık gel haydi
    Doğusuyla batısıyla
    Yürü deniz, deniz şimdi
#09.04.2009 18:51 0 0 0
  • Artık vatan hainlerini karşımıza kahraman gibi cıkarmaya calışıyorlar, bir sürü anasından helal süt emmiş Türk kahramanları varken devletin anayasasına karşı gelen bir sürü masum insanı ideolojileri yüzünden hiç gözünü kırpmadan öldüren, devletle silahlı mücadele girişiminde bulunan ve sucu vatan hainliği cezası idam olan bir insanı kahraman yapan insanlardan ne hayır gelir bu vatana .bu millet 78 kafalılardan kurtulmalı hemen şimddii.....



    DENİZLİSPORLUYUZ O KADAR
#01.05.2009 13:48 0 0 0
NaZ NaZ foto
  • Ayni seyleri daha kaç kere yazacaksin ?

    Sen söyle bir dönde etrafina iyice bir bak bakalim, kimmis vatan haini. Her sehit düstügünde biraz daha zengin olanlar mi hain, milleti kandiranlar mi hain, yoksa ideolojileri ugruna gencecik yasta dar agacina gidenlermi hain ?
#01.05.2009 16:26 0 0 0
NaZ NaZ foto
#02.05.2009 16:54 0 0 0
NaZ NaZ foto
  • Ulusalcı mı Darbeci mi Marksist mi?


    En yakın arkadaşı konuştu

    Sosyalist, ulusalcı ve romantikti


    6 Mayıs; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilmelerinin 37. yıldönümü. Hakkında, 'ulusalcı mıydı, darbeci mi', sonunda 'sadece bir pop kültür ikonu oldu' şeklinde tartışmalar yapılırken, Deniz Gezmiş'i yakın arkadaşı Bozkurt Nuhoğlu'na sorduk.

    Aslında, önce biraz Bozkurt Nuhoğlu'nu hatırlayalım. Nuhoğlu, 1960 öğrenci hareketinin içinde yer almış, kendi deyimiyle 'uzun öğrencilik' yaptığı için de 68 Hareketi'nde bir nevi abi-önder olarak ön saflarda yer almıştı. 1968'in 'dünyayı değiştireceğine' inanan delikanlılarından... Kamuoyunun dikkatini birkaç yıl önce ünlü sağcı-mafya Abdullah Çatlı'nın avukatlığını yaptığı gerekçesiyle çekti, yeniden. Şimdilerde Ergenekon Davası sanıklarından Emin Gürses'in avukatı. Çatlı meselesinde kendince gerekçeleri olsa da aslında pişman olduğunu itiraf ediyor. ABD eski Başkanı Bush'a ayakkabı fırlatan Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi'nin savunmasını üstlenmek için de girişimde bulunmuş; yani hala sıkı bir Amerikan karşıtı. Hatta 19 Mayıs'ta Büyük Ortadoğu Projesi BOP'a karşı, Halkların Ortadoğu Projesi HOP'un kuruluşunu ilan edecek; yani hala sıkı bir eylemci. Nuhoğlu ile yakın arkadaşı Deniz Gezmiş'in 'ulusalcı'lığını, temsil ettiği değerleri, bir pop kültür figürüne dönüşmesini konuştuk. O günleri anarken çoğunlukla parlayan gözleri ara ara nemlense de eylemci ruhunu kaybetmeyen Nuhoğlu, Deniz Gezmiş'i anlatırken şiirler okudu, geçmişin muhasebesini yaptı ve bugünü değerlendirdi...

    Deniz Gezmiş'le arkadaşlığınızın derecesi neydi?

    Dostluğumuz, arkadaşlığın hatta devrimci yoldaşlığın ötesinde bir konumdaydı. Sonra tabii 70'te yollarımız ayrıldı. Deniz, silahlı mücadeleyi seçti. Ben buna o gün de inanmıyordum, bugün de inanmıyorum. Her şiddet kendinden daha büyük bir şiddeti davet eder. Asıl olan kitlelerle bütünleşmek, kitlesel başkaldırıyı örgütlemektir.

    Anlatamadınız mı ona bunları?

    1971'de Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı başkanıydım. Ocak ayıydı, Ankara'ya gittiğimde ODTÜ'ye uğrayıp onu ziyaret ettim. Yaklaşık 16 saat konuştuk. Silahlı mücadeleden vazgeçirmeye, bu yolun çıkmaz olduğunu anlatmaya çalıştım ama başaramadım. Bir hafta sonra İş Bankası Emek şubesini soydu, ardından da zaten THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu)'nun kuruluş bildirisini yayınladılar.

    40 YIL FAZLA YAŞADIM DA NE OLDU?


    Ne konuştunuz 16 saat boyunca?

    Silahlı mücadelenin Türkiye'de başarı şansı olmadığını anlatmaya çalıştım. O da aksini savundu sonuna kadar... Onu ikna etmek için 'Peki, ben sana neden katılmıyorum, senden daha mı yüreksizim?' dedim. 'Hayır' dedi. Söylediği en önemli şey bence şu: 'Benim için legal mücadele şansı ortadan kalktı. Dışarıda gezemem, beni nasıl olsa öldürecekler. Ama senin o şartların var, sen devam et. Bir sene sonra dağda kurtarılmış bölge yaptığımız zaman, seni orada törenle karşılayacağız' dedi. Deniz, kısa ömrünün büyük bölümünü hapiste geçirdi. Çocuğun, legal politika imkanlarını ortadan kaldırdılar. O da bir çıkmaz yola girince 'Çözüm, silahlı mücadeledir' dedi. Bugün 'keşke ben de onlara katılsaymışım' diyorum. Bu kadar rezillikleri görmezdim. Ne oldu 40 sene fazla yaşadım da? İçimde bir şey yapamamanın hüznünü taşıyorum.

    Şartlar çıkmaz yola girmişti diyorsunuz ama abisi geçtiğimiz aylarda, Süleyman Demirel tarafından Deniz'e yurtdışında burs önerildiğini söyledi. Eylemlerine son verip yurtdışına çıkmayı kabul ederse hakkında dava açılmayacakmış.
    Öyle bir mesajın Demirel'den gelmiş olduğuna inanmıyorum. Böyle bir teklif gelseydi ben de bilirdim. Bütün bu olayların zaten müsebbibi Demirel'dir... Abisi, ilkesiz bir adam... Deniz'e yakışmayan bir tavır içinde oldu her zaman.


    Ulusalcı olduğuna dair tartışmalar yapılıyor. Sizce ulusalcı mıydı?

    Ulusalcılığın ne olduğunu anlayalım önce. Ben Kemalist-sosyalistim. Çünkü Kemalizm'i kavramadan sosyalist olamazsınız. Kemalizm'in özü; tam bağımsızlıktır, aydınlanmadır, pozitif ilimlere bağlılıktır. Bir devrimci, bağımsızlıktan yana olmadan nasıl devrimci olabilir? Deniz, hem ulusalcıdır hem de sosyalisttir ve bu birbiriyle çelişen bir şey değildir. Etkilendiği insanlar Che Guevara, Mao Zedung ve Mustafa Kemal'dir. Geçen 100 yılın bütün bağımsızlık savaşlarına komünistler önderlik yaptı, hepsi de ulusalcıydı. Hiçbiri işbirlikçi değildi. Medya nedense bir kavram kargaşası yaratıyor. Bazı bilgisiz sosyalistler de Kemalizm'e karşı çıkmayı bir şey zannediyor.

    Taraf Gazetesi'nde, görüştüğü rütbeli bir subay olduğu, silahları ondan aldığı yazıldı...

    O dönem askerlerle görüşmek doğaldı. Zaten peşimizi bırakmıyorlardı. Bir bölümüyle arkadaştık. O dönem darbeler sürecidir. Bir darbe önlenirdi, bir başkası çıkardı. Deniz'in de askerlerle görüşmüşlüğü vardır.


    Önemli eylemlerinden biri Samsun-Ankara Mustafa Kemal Yürüyüşü... Önderlerinden biri olduğunuz o yürüyüş ne amaçla yapıldı?

    Üniversite gençliği, 1960 deneyimini yaşamasaydı, 1968 de olmazdı. 60'tan sonra Türkiye'de uzun süre sağırlar diyalogu yaşandı. İktidar ne denirse densin kulak asmıyordu. İstanbul Üniversitesi'ni bu nedenle işgal ettik 12 Haziran 1968'de... Egemenlere bir mesaj vermek için. Uyardık onları. Bir faydası olmadı, dedik ki Samsun'dan Ankara'ya yürüyelim ve böyle bir tepki verelim. Bu da uyarıydı.


    Sizce Deniz Gezmiş Marksist miydi?

    Olabildiğince Marksist'ti. Ne kadar imkanı oldu da Marks'ı okudu ki...

    BİZİM DEVRİMCİLER UCUZCU

    O dönem, hareketin içinde olanların ideolojik altyapıları sağlam değil miydi?

    Evet, değildi. Biz üniversiteye cahil geldik. Kemalizm'i de bilmiyorduk. Doğan Avcıoğlu öğretti, Nazım Hikmet öğretti... Ama şimdikiler bizden daha cahil. Kaldı ki devrimci olmak için Marksolog olmaya gerek yok... Sınıf bilinci yeter. Marksist değil, duyarlı olmak lazım. Bizim devrimciler biraz ucuzcu. Cebine bir tabanca koyan devrimci oluyor.

    Deniz biliyor muydu bunları?

    Biliyordu, bilinçliydi. O kendini Türkiye halkına adamış bir figürdü. Asla vazgeçmezdi. Kendini ölüme hazırlıyordu...


    Peki, silahlı mücadeleye sevk eden neydi onu?

    İçinde bulunduğu çıkmaz... Che'nin bir sözü var 'Bir ülkede kağıt üzerinde bile bir anayasa varsa, o ülkede gerilla savaşı başarıya ulaşamaz.' Bu söz beni çok etkilemişti. Deniz'e bunları anlatarak nasihatler ettim. Zaten o dönemde belli bir özgürlük de vardı. 'Morrison Süleyman, yolculuk ne zaman' diye sokaklarda bağırıyorduk, akşam da kurşuna dizilmiyorduk. Gösteri yürüyüşleri yasasını belki 100 kere ihlal ettim, yargılandım, serbest bırakıldım. Hiçbirinden de mahkum olmadım. Hukuk da vardı. Demokratik bir denge vardı o zaman.

    Bu demokratik dengeye rağmen 'hareket kabiliyeti kalmadığı için dağa çıktı' diyorsunuz ama o kadar dar bir kadroyla hayal ettiklerini yapması mümkün mü? Fazlaca hayalperest, romantik bir tavır değil mi?

    Romantik olmayınca insan, niye devrimci olsun ki? Her devrimci romantik ve duygusaldır. Deniz de romantikti. Bence, 'bu halk için nasıl fedakarlık yapılır'ı gelecek nesillere örneklemek için de bu hareketi yaptılar. Mustafa Kemal de romantik değil mi?


    Yaşasaydı...

    Şimdi tekrar dağa çıkardı. Şurada, yanımızda oturuyor olsaydı, 'Bırak abi anı anlatmayı, hatıra yazmayı, hadi örgütlenelim, çıkalım' derdi.


    Asıldıkları haberini aldığınızda ne yaptınız?

    Hapisteydim. Davutpaşa'daydık... Derin bir teessür ve üzüntü. Yapacağın hiçbir şey yok.


    68 HAREKETİ BİR ORKESTRADIR

    Türkiye'de 68 kuşağının şu anda bulunduğu durum çok tartışmalı. Kimi ulusalcı, kimi AB'ci olmakla suçluyor birbirini. Avrupa'daki 68 kuşağıysa daha çok yeşil partilerde siyaset yapıyor... O yılları yaşarken dünyadaki diğer 68'lilerle etkileşimde bulundunuz mu?
    Bizim Avrupalı delikanlılardan öğreneceğimiz hiçbir şey yoktu. Kendi tarihimiz bize örnek. Biz 60 ihtilalini yapmışız. Jön-Türk diye bir gelenek var Türkiye'de. Meşruiyeti ilan etmiş, İttihat ve Terakki var. Bizim geleneklerimiz, deneyimlerimiz Avrupa'dan kat be kat fazla. Avrupalı gençlerin gündemiyle bizim gündemimiz farklıydı.

    Onlar da dünyayı değiştirebileceklerine inanıyordu. Siz de...
    Evet, amaç ortaktı, daha güzel bir dünya için barış, demokrasi...

    68'liler kendi aralarında bölünmüş durumda...

    Doğaldır, çünkü sol, eleştiri ve özeleştiri üzerine kurulu. O dönemde de çok fraksiyon vardı. Gündemi geniş tuttuk; temel amaç emperyalizme karşı olmaktı. Bunun için de her fraksiyon kendini orada ifade edebildi. 68 Hareketi bir orkestradır, içinde her çeşit enstrümanın çaldığı bir orkestra...


    Küstah ve şakacı

    Olağanüstü dik başlı, küstah denebilecek kadar ve olağanüstü şakacı bir adamdı. Bir gün Sultanahmet'te tutukluyuz; Demirel'in bir bakanını yuhalamaktan. Bir lümpenle arkadaşlık kurdu. Aşağılık bir adam, tecavüzden tutuklanmış. Sinirlendim, 'neden bu pis herifle konuşuyorsun' dedim. 'Elleme abi, onu örgütlüyorum' dedi. Sonra bir gün, lümpen beni çevirdi; 'abi seninle bir şey konuşacağım.' Çekildik bir kenara. 'Bu Deniz bana ilginç bir öneride bulundu, aklıma yattı' dedi. 'Nedir?' dedim. Dedi ki; 'Bir Amerikan savaş gemisi kaçıracağız... Ama kafama bir şey takıldı, bu gemiyi kime satacağız?'

    (Akşam)

    Vatan Gazetesinden alinti

#04.05.2009 12:54 0 0 0
NaZ NaZ foto
  • Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972'de idam edildiler. Onların idamlarına "onay" verenlerin tümünü tarih silip attı. Deniz, Yusuf, Hüseyin ise bütün gençlikleriyle yaşıyorlar.


    İdam edildikleri tarihte Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan 23 yaşındaydılar. O dönemde (12 Mart Askeri Darbesi) iktidardan indirilen Süleyman Demirel, Denizlerin idamına "Evet" oyu veren Adalet Partisi'nin lideriydi. Nasıl "evet" dediğini gazeteci Altan Öymen 1976'da Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde, bir başka "genç adam"la ilgili olarak anlattı:

    " Süleyman Demirel , Mobilya Yolsuzluğu'ndan yargılanan yeğeni Yahya Demirel'le ilgili olarak '25 yaşında çocukla uğraşıyorlar' diyor. 6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz, Yusuf, Hüseyin'in idam kararları oylanıyordu. Süleyman Bey AP Grubu'nun en önünde oturuyordu. Elini "İdama Evet" için kaldırdığında arkasına dönüp baktı, herkesin kaldırıp kaldırmadığını kontrol ediyordu. Sonra vakur bir ifadeyle önüne döndü. İdamlar kabul edilmişti. Deniz ve Yusuf da 25 yaşındaydı. Hüseyin ise 23'ündeydi. Süleyman Bey onlar için hiç '25 yaşında çocuklar' demedi. İdam edilmelerini istedi. İsteğine ulaştı da..."

    Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ülkesini seven insanlardı. Bu uğurda ölümü göze almışlardı. İdam sehpasında taburelerini kendileri tekmeleyecek kadar cesurdular.
    Asıldılar... Onları asanların beslendiği siyasi kulvar ise sürekli kırmızı bültenle aranan devlet adamları üretti. DGM dosyaları, İnterpol bültenleri, bankaların boşalmış kasaları, kendi ülkesini soyan ihaleler arasında ölüyorlar.

    Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan her 6 Mayıs'ta yeniden doğuyor. Bugün de bir doğum günü... Bugün günlerden 6 Mayıs, bugün günlerden Deniz, Yusuf, Hüseyin.




#06.05.2009 00:11 0 0 0
  • "Yaşasın Devrimci Dayanışma, Emperyalistler, İşbirlikçiler 6. Filoyu Unutmayın, Yaşasın Halkların Kardeşliği, Deniz, Yusuf, Hüseyin Yaşıyor, Emperyalizm Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Deniz, Yusuf, Hüseyin Kavgamızda Yaşıyor"
#06.05.2009 04:05 0 0 0
  • noimage
    Bora Gezmiş Arşivi
    Deniz Gezmiş (sağda), ağabeyi Bora Gezmiş ile evlerinin bahçesinde. Gelecekte yaşayacaklarından habersiz, umutla gülümsüyor hayata.


    noimage
    Bora Gezmiş Arşivi
    Ayakta solda duran annesi, sağda yerde oturan da babası Cemil Gezmiş. Ortada muzur bir gülümsemeyle objektife bakansa tabii ki Deniz Gezmiş...


    noimage
    Bora Gezmiş Arşivi
    Domates fidelerinin arasında, sevgiyle sarılmış ağabey kardeş. Soldaki Bora, sağdaki Deniz Gezmiş...


    noimage
    Bora Gezmiş Arşivi
    İlkokul yılları... Üç kardeş, babaları Cemil Gezmiş'in önüne sıralanmış. Sağdaki sert bakışlı delikanlı küçük Deniz.
#15.11.2009 03:21 0 0 0
  • Bu ReSimLeri Daha ÖnCe Görmemi$tim... InSanı GüLümSeten, Içini ıSıtan KareLer :)
#15.11.2009 07:24 0 0 0