800000

800000

Üye
03.05.2010
Onbaşı
955
Hakkında

#26.06.2010 14:23 0 0 0
  • Konu: İndirim
    Komik Resimler - Çalarsan Bedava
    noimage
#26.06.2010 14:21 0 0 0
  • Konu: Öcü Gelir
    Komik Karikatürler - İrtica Gelir
    noimage
#26.06.2010 14:18 0 0 0
#26.06.2010 14:17 0 0 0
#26.06.2010 11:16 0 0 0
#26.06.2010 11:11 0 0 0
#26.06.2010 11:08 0 0 0
#26.06.2010 11:06 0 0 0
#26.06.2010 11:04 0 0 0
  • Metinde Büyük Küçük Harf Değiştir - Microsoft Office Word 2003 için Büyük Küçük Harf Değiştir - Microsoft Office PowerPoint 2007 Büyük Küçük Harf Değişti - Word 2007 için Büyük Küçük Harf Değişti
    Microsoft Office Word 2003 için

    Harfleri büyük harfe dönüştürerek, küçük büyük harf (küçük büyük harfler: Küçük metin harflerinin, küçültülmüş yazı tipi boyutunda büyük harfler gibi görünmesini sağlayan biçim. Küçük büyük harflerle biçimlendirme sayıları, noktalama işaretlerini, alfabe dışı karakterleri veya büyük harfleri etkilemez.) yaparak veya tümünü büyük harf yaparak ya da paragrafın ortasında büyük bir harf oluşturarak büyük hale getirebilirsiniz.

    Metnin büyük/küçük harf yazılımını değiştirme

    1. Değiştirmek istediğiniz metni seçin.
    2. Biçim menüsünden Büyük/Küçük HarfDeğiştir 'i tıklatın.
    3. İstediğiniz büyütme/küçültme seçeneğini tıklatın.

    Metni küçük büyük harfler veya tümü büyük harf olacak şekilde biçimlendirme

    1. Biçimlendirmek istediğiniz metni seçin.
    2. Biçim menüsünden Yazı Tipi'ni, daha sonra Yazı Tipi sekmesini tıklatın.
    3. Küçük büyük harf veya Tümü büyük harf onay kutusunu işaretleyin.


    Microsoft Office PowerPoint 2007, Word 2007 için

    Microsoft Office Word 2007 ve Microsoft Office PowerPoint 2007 uygulamalarında aşağıdakileri yaparak sözcüklerin, cümlelerin veya paragrafların büyük/küçük harf durumunu değiştirebilirsiniz:

    1. Büyük/Küçük harf durumunu değiştirmek istediğiniz metni seçin.
    2. Giriş sekmesinin Yazı Tipi grubunda Büyük/Küçük Harf Değiştir'i Büyük/Küçük Harf Değiştir tıklatın ve sonra da, istediğiniz büyük/küçük harf değiştirme seçeneğini tıklatın.

    noimage

    -Bir cümlenin ilk harfini büyük yapmak ve tüm diğer harfleri küçük bırakmak için Tümce kullanımı'nı tıklatın.
    -Tüm harfleri küçük yapmak için küçük harf'i tıklatın.
    -Tüm harfleri büyük yapmak için BÜYÜK HARF'i tıklatın.
    -Her sözcüğün ilk harfini büyük yapmak ve diğer harfleri küçük bırakmak için Her Sözcüğü Büyük Harfe Çevir'i tıklatın.
    -Büyük/Küçük harf görünümleri arasında geçiş yapmak için (örneğin, Her Sözcüğü Büyük Harfe Çevir ile bunun karşıtı hER sÖZCÜĞÜ bÜYÜK hARFE çEVİR arasında geçiş yapmak için), bÜYÜK kÜÇÜK dÖNÜŞTÜR'ü tıklatın.
#26.06.2010 10:44 0 0 0
  • Çcuk Masalları - Çocuk Hikayeleri
    Seda Nın Bir Tane Bez Bebeği Varmış Bu Bez Bebek Bir Gün Kaybolmuş Seda Bu Duruma Çok Üzülmüş Ve Ağlamaya Başlamış

    Ve Annesi Dayanayıp Tamam Kızım Demiş Yarın Söz Alırım Demiş Ve Seda Hayır Ben Bugün İstiyorum Diye Ağlamaya Başlamış Sedanın Annesi Hayır Kızım Bugün Musait Değilim Dedi Daha Yemek Yapmadım. Dedi .Seda Odasına Gidip Ağlamaya Başladı. Ve Annesi Daha Yemek Yapmamıştı Acele Acele Yemek Yapmıştı Ve O Arada Babası Zili Çaldı Ve Sedanın Annesi Kapıyı Açtı. Babası Ve Annesi İle Sofraya Oturdular , Seda Nın Babası Seda Nerede Diye Sordu? Annesi Bez Bebeği Kayboldu Ben De Dayanamayıp Yarın Söz Alırız Dedim. Daha Sonra Ben Bugün Musait Degilim Dedim , Odasına Çıkıp Ağlamaya Başladı Seda Nın Babası Sedaya Seslenerek Seda Üstünü Giyin Aşağı Gel Dedi Sana Yeni Bez Bebek Alacağız Dedi Seda Bu Duruma Çok Sevindi Ve Üstünü Giyinip Aşağı İndi. Annesi Üstünü Giyinip Evden Çıktılar . Dışarıda Yemek Yediler Daha Sonra Seda Nın Bez Bebeğine Baktılar Ve Bütün Mağazaları Gezdiler Sonunda Seda Nın Bez Bebeğinin Aynısnı Buldular Sonunda Bez Bebeği Alıp Eve Gittiler Seda O Gün Akşam Annesine Yaptıklarından Dolayı Çok Üzülmüş,Yaptıkları İçin Annesinden Özür Dileyerek Ona Sarılıp Öperek İyi Geceler Deyip Odasına Çıktı. Daha Sonra Yattılar, Onlar Ermiş Muradına Biz Çıkalım Kerevetine Siz Sakın Olaki Ailenizi Bu Durumlarda Üzmeyin.
#26.06.2010 10:39 0 0 0
  • Konu: Özgürlük
    Çocuk Masalları - Çocuk Hikayeleri
    Bir varmış bir yokmuş.bir ormanda bir kurt yaşarmış. Hiçbir yemek bulamazmış bu yüzden hep aç kalırmış.bir gün kendi kendine:
    _Bir dolaşayım,belki bir şeyler bulurum.Demiş.
    Bir evin önüne gelmiş.Evin önünde bir köpek varmış.Köpege:
    _Köpek kardeş,burada yenileçek bir şeyler var mı?Demiş.
    Köpek:
    _Eger benimle birlikte yaşarsan hergün yemek yersin.Hem benim bir sahibim var bana hergün yemek verir benle oyun oynar.
    Köpegin boynunda yara izi varmış kurt sormuş:
    _Köpek kardeş boynun neden yara olmuş?
    _Sahipim beni tasma ile baglar,bu iz onun izi.Peki sen karar verdin mi benle burada kalır mısın?Kurt:
    _Köpek kardeş ben açlıktan ölsem bile özgürlügümü hiç bir şeye degişmem!!!!!
#26.06.2010 10:32 0 0 0
  • Çocuk Masalları - Çocuk Hikayeleri
    ali okulda pek zeki olmayan ama çok iyi kalpli bir çocuktu.berk ise akıllı mı akıllı ama bir o kadar da kötü davranışlı bir çocuktu.
    karne günü yaklaşmak üzereydi.berk ali'ye " ali arkadaşım.kafan pek çalışmıyor.karnen için üzülüyor olmalısın" demiş.ali ise ona "hayır.karnemi o kadar da kötü beklemiyorum.asıl sen hiç endişelenmiyor musun?" demiş ve oradan ayrılmış.
    karne günü gelmiş çatmış.berk ali'nin sözlerinden ne demek istediğini hala çözememiş.karne ler gelmiş.ali ' nin karnesinin sol tarafı kötü ama sağ tarafı mükemmelmiş bu yüzden öğretmenleri ali'ye takdir vermiş.ali çok sevinmiş.
    berkin karnesi tam tersiymiş sağ tarafı kötü(berbat) sol tarafı iyi.öğretmenleri ise ona takdir teşekkür vermemiş.
    berk çıkışta ali'den çok özür dilemiş. ona demişki" ali hep sen haklıydın.seni dinlemedim, hata ettim.bundan sonra senin bana vermiş olduğun dersten ötürü davranışlarımı düzelteceğim.böylece karnemin sağ tarafı düzelecek. senin de derslerine yardım edeceğim.böylece de senin karnenin de sol tarafı düzelecek." ali berk'in iyi bir ders aldığını ve akıllandığını anlamış , öneriyi seve seve kabul etmiş.
    işte o günden sonra ali ve berk çok iyi arkadaş olmuşlar.birbirlerine destek olmuşlar ve iyi notlarla ilköğretimi bitirmişler.
    -ali ve berk'in lise' de yaşadıklarını daha sonra ekleyeceğim.hepiniz bir ders çıkarmışsınzdır umarım.
#26.06.2010 10:31 0 0 0
  • Çocuk Masalları - Çocuk Hikayeleri
    Külahçı amca el emeğiyle külah yapardı.Ve dondurmacıya verirdi.Külahçı amca dondurmacı için çalıştığı halde dondurmacı ona 1YTL vermezdi.Bir gün dondurmacının malı mülkü kayboldu.Dondurmacı kimden iş istese herkes reddederdi.Dondurmacı son olarak külahçı amcadan iş istedi.Külahçı amca bu iş teklifini kabul etti.Dondurmacı artık külah yapıp külahçı amca için çalıştı.Külahçı amca eskiden dondurmacının ona 1YTL bile vermediğini hatırladı.

    Yinede külahçı amca dondurmacıya para verdi.Ama külahçı amca dondurmacı cezasını çeksin diye parsını az verdi.
#26.06.2010 10:29 0 0 0
  • Çocuk Masalları - Çocuk Hikyaleri
    Yavru ağaçkakan annesiyle birlikte çınar ağacındaki yuvasında yaşıyordu. Bir sabah annesinin tatlı sesiyle uyandı.
    -Haydi yavrum kalk artık.Bak sabah oldu. Biraz sonra yola çıkacağız.
    Yavru ağaçkakan,ilgi ve sevinçle sokuldu annesine:
    -Nereye gideceğiz anneciğim?
    -Seninle yiyecek bulmaya gideceğiz. Artık büyüdün. Bundan sonra karnını nasıl doyuracağını öğrenmen gerekiyor.
    Yavru buna çok sevinmişti.Sevinç içinde annesiyle birlikte yola koyuldu.Gidecekleri yer,öyle pek uzak da sayılmazdı.İlerdeki koruda ardıç ve meşe ağaçları vardı. Anne ve yavru ağaçkakan oraya kadar uçtular.
#26.06.2010 10:27 0 0 0
  • Çocuk Masalları - Çocuk Hikayeleri
    Bir gün rüzgar Güneş'le konuşuyormuş. VuvvBen senden daha güçlüyüm demiş.

    -Öyle mi? Demiş Güneş.
    -Elbette demiş rüzgar. Bunu sana göstereceğim. Bak şu aşağıdaki yaşlı adamı görüyor musun?
    Güneş eğilip bakmış.
    -Görüyorum diye cevap vermiş.
    Rüzgar gururla:
    -Gör bak!Onun ceketini çıkaracağım diye konuşmuş.
    Güneş:

    -Peki o zaman demiş. Haydi dene bakalım. Sonra bulutların arkasına çekilmiş. Merakla rüzgarı izlemeye başlamış.

    Rüzgar bütün şiddetiyle esmiş. O estikçe yaşlı adam üşümüş.Üşüdükçe paltosuna sarılmış. Rüzgar buna öfkelenmiş. Daha da şiddetli esmiş. Bu kez adam da paltosunu daha sıkı tutmuş. O ne kadar şiddetli estiyse adam da paltosuna o kadar çok sarılmış. Çünkü çok üşüyormuş.
    Rüzgar sonunda pes etmiş.Bu kez sıra Güneş'e gelmiş.Güneş bulutların arkasından çıkmış. Yaşlı adama sıcacık gülümsemiş.Yeryüzünü iyice ısıtmış. Adam pek sevinmiş. Yeryüzü ısındıkça adam da ısınmış. O da gülümsemeye başlamış.
    -Artık paltoya ihtiyacım kalmadı diye düşünmüş. Ve paltosunu çıkarmış.Güneş rüzgara dönerek:
    -Gördün mü demiş. Nazik olanlar zorbalardan her zaman daha güçlüdür.
#26.06.2010 10:25 0 0 0
  • Osmanlı Beyliği'nin Coğrafyası - Osmanlı Devletinin Doğuşunda Büyümesinde Coğrafyanın Etkileri - İstanbul'un Fethedilmesi ve Yüce Devlet Olma - Ortaöğretimde Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi ile İlgili Sorunlar - Osmanlı Döneminden Bugüne Coğrafya
    https://www.main-board.com/ilkogretim/100685-osmanli-devleti-and-8217nin-dogusu-yukselmesi-ve-gerilemesinde-cografyanin-onemi.html



    Bilimde ve Mekanda Gerileme Dönemi

    Her ne kadar, Kanuni Sultan Süleyman Han'ın dönemini Osmanlı Devleti'nin zirveye ulaştığı dönem olarak kabul edilse de, çoğu tarihçiler tarafından bu dönemin gerilemeye doğru yüz tuttuğu bir dönem olarak kabul edilir. Çünkü bu dönem artık Osmanlı Yüce Devleti'nin sınırları oldukça zorlanmış ve doğal coğrafi sınır hayli aşılmıştır. Gerek Arap yarımadası ve gerekse Kuzey Afrika, Osmanlı Coğrafyası ile hiçbir zaman bir bütünlük sağlayamamıştır. Öte yandan Balkanlar'da Tuna nehri, doğal bir coğrafi sınırı oluşturmaktadır. Osmanlı'nın Balkanlar'da doğal sınır olan Tuna'yı zorlaması ve nehrin öbür yakasına geçmek için göstermiş olduğu gayretler, Osmanlı Devleti'ne çok pahalıya mal olmuştur.

    Viyana kuşatmasındaki başarısızlık, coğrafyanın ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Kanuni Sultan Süleyman, 1529 yılında Viyana'yı kuşatmak üzere sefere çıkar. Ancak hava şartları göz önünde tutulmaz. Oysa mevsim, Balkanlarda yağmur mevsimidir. Buda ile viyana arasında bardak boşanırcasına yağan yağmur, yolları geçilemez hale getirir. Tam anlamıyla bataklığa dönüşen bölgede özellikle toplar taşınamaz. Buna rağmen Eylül sonlarında kuşatma başlatılır. Hava şartları iyice kötüleşmiş ve durmadan yağmur yağar. Yağışlar ile birlikte umulmadık derecede sert soğuklar yaşanır. Yağmur ve soğuk, Osmanlı ordusunu perişan eder. Bir taraftan yağmur ve soğuk, öte yandan açlık ve hastalıklar, ordunun moralini iyice bozar. Üç hafta süren kuşatma boyunca, gün geçtikçe şartlar kötüleşir. Padişah, tüm askeri birliklerini geri çekip, kuşatmayı yarıda keser ve böylece Viyana kuşatması başarısız sonuçlanır. Viyana, Osmanlı için bir hayal olarak kalır. Hatta bu başarısız kuşatma harekatı, Osmanlı Ordusu'nun moralini bozmuş ve fetih ruhunu zedelemiştir. Bir bakıma Osmanlı Devleti'nin, duraklama dönemine geçişi coğrafya tayin eder.

    Bu dönemi, Katip Çelebi (1609-1657), çok güzel tahlil eder. Katip Çelebi "Cihannüma" adlı eserinde coğrafya ilmi hakkında şu bilgileri verir; "Coğrafya fenninde yalnız ülkelerin ahvali yazılmayıp belki oralarda oturanların usul ve adetleri, devlet işlerinin nasıl yürütüldüğü ve divan ahvali birlikte beyan olunmak, bu fennin vazifesi olduğu cihetinden, tarihe üstünlüğü vardır ve tercih olunur." Yine Kâtip Çelebi, "Tuhfetü'l-Kibâr fi esfaril Bihar"adlı eserinde de, Osmanlı Devleti'nin gerileme sebebini coğrafyaya bağlar ve coğrafya ilminin önemini ve gereğini şu şekilde vurgular;"Hafi olmaya ki, devlet işlerini üzerlerine almış olanlara bilinmesi lazım olan işlerden biri coğrafya fennidir. Bütün yeryüzü ahvalini bilmek kolay olmazsa, bari Osmanlı ülkesinin şekli ve etrafta sınırdaş olan memleketlerin tasviri bilinmek gerektir ki, bir yere sefer etmek ve asker göndermek lazım geldikte, ona göre tedarik oluna. Düşman vilayetine girmek ve sınır boylarını korumak tedbirlerini almak anında kolay olur. Bu babta fenden habersiz kimseler ile meşveret yetmez, yerli dahi olursa. Zira çok yerli vardır ki, kendi diyarını iyice bilip anlatmaktan acizdir. Ve bu ilmin lüzumuna şu delil yeter: Yerebatası küffar, ol ilimlere ehemmiyet ve değer vererek, Yeni Dünya'yı bulup Sind ve Hind limanlarına yayıldı. Venedik taifesi gibi bir hor hakir kavim ki, küffar hükümdarları arasında rütbesi duka payesinden ibarettir ve aralarında balıkçı unvanı ile meşhurdur, Osmanlı Devleti'ninboğazına gelip ve garba hükmeyleyen şanlı devlete karşı kodu..." Gerçekten de öyledir. Gerileme döneminde yapılan tüm savaşlarda coğrafya hep göz ardı edilmiştir.

    Gerileme ve Yıkılış'ta Coğrafya'nın Etkileri

    Osmanlı Devleti'nin Gerileme döneminde, coğrafi bilgi eksikliği, koskoca bir devletin yıkılışında önemli etkisi olmuştur. Gerileme döneminde yapılan tüm savaşlar incelendiğinde, bu etki açıkça görülmektedir. Sözgelimi Gerileme döneminde yapılan Kırım Savaşı'nın sonucunu da coğrafya tayin etmiştir. 14 Kasım 1854 tarihinde ansızın ortaya çıkan beklenmedik kasırga, İngiliz donanmasını darmadağın eder ve İngiliz donanmasının planı gerçekleşemez. Böylece Sivastopol'un kuşatılması gecikir. Ve savaşın gidişatı değişir.

    Çanakkale Savaşları, coğrafi bir yaklaşımla ele alındığında, coğrafyanın önemi açıkça görülür. Gerçekten bugün bile Gelibolu yarımadasını ve Çanakkale Boğazı'nı gezip gören bir insan, bölge topografyasının cazibesine kapılır. Savaşların geçtiği yarımadadaki önemli tepelerin hepsi, tatlı su kaynaklarının hemen tamamı, Türk askerlerinin kontrolü altında kalmıştır. Öte yandan boğazın topografik özelliği, düşman gemilerinin ilerlemesine engel olmuştur. Bölgeye hakim tepeler ve tatlı su kaynaklarının mevcudiyeti, Türk Ordusunu, düşman kuvvetlere karşı üstünlük sağlamıştır. Tüm bu coğrafi avantajlara ek olarak, iklim şartları da Türk tarafına avantaj sağlamıştır. Gelibolu yarımadasına yapılan çıkartma gecesi aniden çıkan fırtına, İngiliz kuvvetlerinin farklı bölgeden karaya çıkmasına yol açmış ve bu gelişme savaşın seyrini değiştirmiştir.

    Gerileme dönemindeki, coğrafi bilgi eksikliğine örnekler oldukça fazladır. Bunların içinde Sarıkamış Harekatı ve Yemen Savaşları en bariz olanlarıdır. Sarıkamış Harekatı'nda, Erzurum'da bulunan ordu komutanı tarafından Enver Paşa'ya, harekat mevsiminin bölge iklim şartlarına uygun olmadığı hatırlatılmış, ancak zafere bir an önce ulaşmayı düşleyen, sabırsız ve coğrafi bilgiden yoksun Enver Paşa, komutayı eline almış ve Aralık ayının son günlerinde harekatı başlatmıştır. Oysa Aralık ve Ocak aylarının, bölgede çok sert ve soğuk geçtiği bilinen bir gerçektir. Enver Paşa'nın bu gerçeği göz ardı etmesi, 90 bin Türk askerinin donarak şehit olmasına ve harekatın başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açmıştır. Bu yanılgı, gerçekten Osmanlı tarihinde yapılmış en büyük yanılgılardan birisidir ve Yüce Devletin tamamen yok olmasına yol açmıştır.

    Yemen Savaşları, Osmanlı tarihinde önemli bir yer tutar. Yemen Savaşları'nda Osmanlı Ordusu, İngiliz ve Arap kuvvetlerine değil, bölgenin ağır coğrafi şartlarına yenilmiştir. "Burası Huştur, Yolu Yokuştur. Giden gelmiyor, acep ne iştir." türküsü, coğrafi şartların olumsuzluğunu açıkça ortaya koyar. Huş kasabasının (Muş değil, türkünün aslı ve Yemen coğrafyası incelendiğinde, Huş olduğu görülür), dik ve sarp yokuşu, bölgenin aşırı şekilde sıcak ve kurak oluşu, Osmanlı askerlerini çok zora sokmuştur. Olumsuz iklim ve topografik özellikler, Yemen'de 500 bine yakın Türk askerin şehit olmasına yol açmıştır. Peki, bu savaşlarda coğrafya, neden göz önünde tutulmamıştır? Bunun cevabı gerçekten açık ve nettir. Osmanlı Devleti'nin gerileme döneminde, "Yüce Devlet Olma Gururu" hep ön planda olmuştur. Öte yandan savaşların bir kısmı Osmanlı Devleti'nin isteği dışında başlatılmış, bir kısmında da acelecilik ve bilgisizlik yüzünden coğrafya saf dışı bırakılmıştır. Böylece Anadolu Coğrafyası'nın ortaya çıkardığı Yüce Osmanlı Devleti, coğrafi bilgisizlik ve olumsuzluklar yüzünden gerilemeye ve yıkılmaya mahkum edilmiştir. Ancak bu coğrafya, gelecek yüzyıllarda, büyük devlet çıkarma özelliğini korumaktadır.

    Not: Bu makalede yararlanılan kaynakların sayısı çok fazla olduğundan, burada verilmemiştir. Ancak bu konu ile ilgili ayrıntılı bir çalışma tarafımızdan yürütülmektedir. Çalışma kitap olarak yayınlandığında, yararlanılan kaynakların tümü verilecektir.

    OSMANLI ORTA ÖĞRETİMİNDE COĞRAFYA

    Eğitim; Belli bir konuda, bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme ve geliştirme, eğitme işi. Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme, terbiye. Öğretim ise; Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim. Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi. Bu iki kelimenin anlamlarından da anlaşıldığı üzere, eğitim ve öğretim, birbirinden oldukça farklı, ancak birbirlerini tamamlayan ifadelerdir. Buna göre, bir milletin öz benliği ile ters düşmeyen tüm bilimleri öğrenmek öğretim, onu ülkesinde ve kendi yaşayışında uygulamak ise eğitimdir. Coğrafya dersi, hem eğitim ve hem de öğretim dersidir.

    Osmanlı döneminin ilk yıllarından itibaren eğitim ve öğretime büyük önem verilmiştir. Özellikle ilk ve ortaöğretime denk gelen çeşitli eğitim kurumları, eğitim ve öğretimlerini zamanın bilimsel gelişmelerinin üzerinde bir performansla sürdürmüşlerdir. Sözkonusu bu eğitim ve öğretim kurumlarında okutulan derslerden biri de coğrafyadır. İnsanın yaşadığı çevre ile olan ilişkilerini konu alan coğrafya, ilk öğretimden ortaöğretimin son sınıfına kadar temel dersler arasında yerini almıştır.

    Bir imparatorluğu ayakta tutan kurumlardan biri de şüphesiz eğitim ve öğretim kurumlarıdır. Eğitim ve öğretim kurumlarının seviyesi ile bir devletin ömrü, üstünlüğü ve gücü arasında sıkı bir bağlantı vardır.

    Osmanlı döneminde eğitim ve öğretim faaliyetleri, her düzeyde, Tanzimat dönemine kadar ücretsiz olarak yürütülmüştür. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti döneminde de, 1980'li yılların sonlarına kadar devam etmiştir. Bu sebeble, eğitim alanında, Cumhuriyet'in 1980'li yıllardan sonraki dönemini, Osmanlı'nın Tanzimat dönemine benzetmek mümkündür.

    Osmanlı döneminde Ortaöğretimde Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi

    Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflamasıyla birlikte, Anadolu coğrafyasında, Beylikler Dönemi başlar. Anadolu uç beylerinden olan Osmanlı Beyliği 1299 yılında kurulduktan sonra, kısa sürede topraklarını genişletmiş ve beylikten imparotorluğa yükselmiştir. Osmanlılar, yıkılış tarihi olarak kabul edilen 1922 yılına kadar, üç kıtada çok geniş topraklar üzerinde, tarihte ömrü en uzun olarak kabul edilen (623 yıl) imparatorluklardan biri olan Osmanlı İmparatorluğu'nu kurmuşlardır.

    Osmanlı devletinin kuruluşundan itibaren devlet sınırları içinde çok kuvvetli ve yaygın biçimde medrese sistemi kurulmuştur. Medreseler, devletin sonuna ve 1924'de kapatılmalarına kadar işlevlerini yürütmüşlerdir. Devletin üst düzeyde yöneticileri Enderun adı verilen eğitim kurumlarında yetişmişlerdir. Ayrıca tüm Osmanlı şehzadeleri, saraylarda özel eğitim ve öğretime tabi tutulmuşlardır.

    Osmanlı medreselerinde, dini ilimlerin ağırlıkta olmasına rağmen, ders adının ve ders saatlerinin değişikliğe uğramasıyla birlikte, müsbet bilimler (Ulum-i Akliye) içinde coğrafya ilmi okutulmuştur.

    Osmanlı döneminde, ilköğretimi oluşturan ve halk arasında Sıbyan mektebi veya Mahalle Mektebi adı verilen Darüttalim, Mektep, Mektephane, Darülilim, Muallimhane gibi adlarla anılan eğitim kurumlarını, devlet adamları yada zengin kişiler, çeşitli vakıflar kanalıyla kurarlardı. Bu okullarda öğretmen olabilmek için, sıbyan mektebi mezunları, ilköğretimin üzerinde Ortaöğretim adı verebileceğimiz bir eğitim ve öğretim programına dahil olurlardı. Muallim olabilmek için devam edilen Muallim mekteblerinde okutulan derslerden biri de, Heyet (Sema ve Arz) içinde Coğrafya dersidir.

    Osmanlı saraylarında yürütülen eğitim ve öğretim sistemi ise, Şehzadegâh, Meşkhane ve Enderun mektebleridir. Bu eğitim kurumlarında da, Osmanlı Ülkeleri ve dünya hakkında coğrafya bilgilerinin okutulduğu bilinmektedir.

    Osmanlı döneminde coğrafya ilmi ve bunun eğitim ve öğretimi ile ilgili gelişmeler, esas itibariyle, 17.yüzyıl başlarından itibaren başlamıştır. Özellikle bu gelişmelerin baş mimarı, Kâtip Çelebi'dir. 1608-1658 yılları arasında yaşamış olan çağını aşan ilim adamlarımızdan Kâtip Çelebi, devrinin en büyük coğrafyacılarından biridir. Coğrafyanın dışında felsefi konularda da eserler veren Kâtip Çelebi, yaşamış olduğu yıllardaki ilim düşmanlığına ve cehalete karşı büyük bir mücadeleye girişmiştir. "Talebeliğin hakirliğine bir saat katlanamayan bir kimse, cehaletin zilletinde ebediyyen kalmaya mahkum olmuş demektir."diyen Kâtip Çelebi, çağına göre mükemmel ve modern bir eğitim ve öğretim anlayışına sahip bir ilim adamıdır. Kâtip Çelebi'nin eserleri incelendiğinde görülür ki, sadece coğrafya ilmi değil, köklü bir eğitim ve öğretim sistemi üzerinde durduğu anlaşılmaktadır.

    Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi'nin esas amacını, insanların yaşadıkları çevre ile olan ilişkilerini inceleyerek, toplumun kalkınmasını ve ilerlemesini sağlaması teşkil eder. Kâtip Çelebi "Cihannüma" adlı eserinde coğrafya ilmi hakkında şu bilgileri verir; "Coğrafya fenninde yalnız ülkelerin ahvali yazılmayıp belki oralarda oturanların usul ve adetleri, devlet işlerinin nasıl yürütüldüğü ve divan ahvali birlikte beyan olunmak, bu fennin vazifesi olduğu cihetinden, tarihe üstünlüğü vardır ve tercih olunur." Yine Kâtip Çelebi, "Tuhfetü'l-Kibâr fi esfaril Bihar"adlı eserinde de coğrafya ilminin önemini ve gereğini şu şekilde vurgular; "Hafi olmaya ki, devlet işlerini üzerlerine almış olanlara bilinmesi lazım olan işlerden biri coğrafya fennidir. Bütün yeryüzü ahvalini bilmek kolay olmazsa, bari Osmanlı ülkesinin şekli ve etrafta sınırdaş olan memleketlerin tasviri bilinmek gerektir ki, bir yere sefer etmek ve asker göndermek lazım geldikte, ona göre tedarik oluna. Düşman vilayetine girmek ve sınır boylarını korumak tedbirlerini almak anında kolay olur. Bu babta fenden habersiz kimseler ile meşveret yetmez, yerli dahi olursa. Zira çok yerli vardır ki, kendi diyarını iyice bilip anlatmaktan acizdir. Ve bu ilmin lüzumuna şu delil yeter: Yerebatası küffar, ol ilimlere ehemmiyet ve değer vererek, Yeni Dünya'yı bulup Sind ve Hind limanlarına yayıldı. Venedik taifesi gibi bir hor hakir kavim ki, küffar hükümdarları arasında rütbesi duka payesinden ibarettir ve aralarında balıkçı unvanı ile meşhurdur, Osmanlı İmparatorluğu'nun boğazına gelip ve garba hükmeyleyen şanlı devlete karşı kodu..."

    Osmanlı Devleti'nde eğitim ve öğretim faaliyetlerinde, ilk yenileşme hareketleri 1773 tarihinde, askeri okullarda başlamıştır. III. Mustafa döneminde, 1773'te, askeri deniz okulu olan Mühendishane-i Bahri-i Hümâyûn açılmıştır. İlk ve orta dereceli bir okula tekabül eden bu askeri deniz okulunda, denizcilik bilgileri, harita bilgisi ve coğrafya dersleri okutulduğu bilinmektedir. 1793 tarihinde, III. Selim döneminde açılan Mühendishane-i Berri-i Hümâyûn yani Askeri Kara Okulu'nda topçuluk, istihkam ve haritacılık öğretimi yapılmıştır. Öğretim süresi 4 yıl olan bu okulun 2.ve 3. Sınıflarında okutulan 5 adet dersten biri coğrafya'dır.

    Sultan II.Mahmut (1808-1839) döneminde, 1824 tarihinde bir fermanla, ilköğrenim zorunlu hale getirilmiş ve çeşitli okullar açılmıştır. Bu okullardan birini teşkil eden ve 1834 tarihinde açılan Mektebi-i Fünun-u Harbiye, iki kısımdan oluşmuştu. 8 yıl süren I. Kısım öğrencilerinden başarılı olanlar, II. Kısıma alınmıştır. Bu okulun ikinci kısmında, zamanın şartlarına göre ileri derecede haritacılık, topoğrafya ve coğrafya alanında dersler okutulmuştur.

    II. Mahmut'un mahlası olan Adlî'ye atfen, Şubat 1939'da açılan, özellikle sivil memur yetiştirmeyi amaçlayan Rüşdiye düzeyindeki Mekteb-i Maarif-i Adliye okulunun ders programında coğrafya dersi de yeralmıştır.

    II. Mahmut döneminde diğer bilim dallarında olduğu gibi Coğrafya alanında da, ders kitaplarına büyük ağırlık verilmiştir. Ders kitapları hazırlanırken önemli ölçüde kısaltmalara gidilmiş, bunun sonucunda coğrafya alanında araştırma ve yorumlara dayanan bilgilerden uzak kalınmış ve sonuçta coğrafya isim ezberlenen bir ders olarak görülmeye başlanmıştır. Ancak bu kısaltmalar ve ezbercilik, coğrafya ilmindeki gelişmeleri uzun yıllar geciktirmiştir.

    Sultan Abdülmecit (1839-1861), 1839'da tahta çıkınca, Reşit Paşa'nın etkisiyle, Tanzimat Fermanı (ya da Gülhane Hatt-ı Hümayûnu) denen bir ferman yayınlamış ve 1876 yılına kadar devam eden Tanzimat Devri'ni başlatmıştır. Sultan Abdülmecit (1839-1861) ile Sultan Abdülaziz (1861-1876)'in padişahlık dönemlerini içeren Tanzimat döneminde, siyasal ve sosyal bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bu arada, eğitim ve öğretim konusunda da bazı düzenlemelere gidildiği görülmektedir. Bunların başında ortaöğretimde atılan yenilik ve gelişmeler gelir. Bu dönemde, orta öğretimi temsil eden Rüşdiyeler, İdadiyeler ve Sultaniyelerin sayısı hızla artırılmıştır. 1852 yılında İstanbul'da 12 Rüşdiye bulunmaktayken
#25.06.2010 20:49 0 0 0
  • Dünya Mirası Listesinde Türkiye - Dünya Miras Listesindeki Doğal ve Kültürel Varlıklarımız
    Bütün insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal sitleri dünyaya tanıtmak, toplumda sözkonusu evrensel mirasa sahip çıkacak bilinci oluşturmak ve çeşitli sebeplerle bozulan, yokolan kültürel ve doğal değerlerin yaşatılması için gerekli işbirliğini sağlamak amacıyla UNESCO'nun 17 Ekim - 21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris'te toplanan 16. Genel Konferansında sorunun uluslararası bir sözleşme konusu yapılmasına karar verilmiş ve 16 Kasım 1972'de "Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme" kabul edilmiştir. Türkiye, bu sözleşmeyi 23 Mayıs 1982 tarihinde onaylanmış ve 1983 yılında Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

    2000 yılı sonu itibariyle Dünya genelinde Dünya Miras Listesine kayıtlı 690 kültürel ya da doğal varlık bulunmaktadır. Bunların 530 tanesi kültürel/arkeolojik sit, 137 tanesi doğal sittir. 23 tanesi ise karma (kültürel/doğal) sittir. Her yıl gerçekleşen Dünya Miras Komitesi toplantıları ile bu sayı artmaktadır.

    Ülkemiz, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün sorumluluğu altında yürüttüğü çalışmalar neticesinde bugüne kadar Dünya Miras Listesine 9 adet varlığımızın alınmasını sağlamıştır.

    Bu varlıklardan; İstanbul, Safranbolu, Boğazköy, Nemrut Dağı, Xanthos-Letoon, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Truva Arkeolojik Kenti kültürel, Pamukkale ve Göreme-Kapadokya hem kültürel, hem doğal miras olarak listeye alınmıştır.

    Dünya Miras Listesindeki Doğal ve Kültürel Varlıklarımız

    Sıra : 356
    Niteliği : Kültürel
    Varlığın Adı : İstanbul'un Tarihi Alanları
    Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 6.12.1985

    Sıra : 357
    Niteliği : Doğal / Kültürel
    Varlığın Adı : Göreme ve Kapadokya Milli Parkı
    Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 6.12.1985

    Sıra : 358
    Niteliği : Kültürel
    Varlığın Adı : Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası
    Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 6.12.1985

    Sıra : 377
    Niteliği : Kültürel
    Varlığın Adı : Hattuşaş (Boğazköy)
    Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 28.11.1986

    Sıra : 448
    Niteliği : Kültürel
    Varlığın Adı : Nemrut Dağı
    Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 11.12.1987

    Sıra : 484
    Niteliği : Kültürel
    Varlığın Adı : Xanthos-Letoon
    Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 9.12.1988

    Sıra : 485
    Niteliği : Doğal / Kültürel
    Varlığın Adı : Pamukkale - Hierapolis
    Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 9.12.1988

    Sıra : 614
    Niteliği : Kültürel
    Varlığın Adı : Safranbolu Şehri
    Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 17.12.1998

    Sıra : 849
    Niteliği : Kültürel
    Varlığın Adı : Truva Arkeolojik Kenti
    Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 2.12.1998

    Uygarlıkların beşiği olarak çok zengin bir kültürel ve tarihi mirasa sahip olan Ülkemizin bu zenginlikleri eşsiz doğal güzelliklerle de desteklenmektedir.

    Bir çok dünya ülkesi için 9 adet varlığın Dünya Miras Listesinde yer alması ülke ve dünya ölçeğinde sayısal olarak yeterli görülebilecekken, Türkiye'nin sahip olduğu zenginlikler dikkate alındığında bu sayının olması gerekenin çok altında olduğu açıktır. Tarihin her döneminde farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan Anadolu'daki bu uygarlıklara ait mimari ve yöresel çeşitlilikleri, farklı bölgeleri ve farklı kültürlerin tanıtımı ve yansıtılması açısından bu sayı yetersiz kalmaktadır.

    Dünya Miras Listesinde yer alan 9 varlığın yanısıra UNESCO Dünya Miras Endikatif (Geçici) Listesinde yer alan Efes ve Karain örenyerlerine ait adaylık dosyaları UNESCO Dünya Miras Merkezine gönderilmiştir.

    Diğer yandan Dünya Miras Listesinde daha fazla kültürel ve doğal varlıkla temsil edilebilmemiz için gerekli olan geçici liste (endikatif liste) UNESCO Genel Müdürü Mr. Koichiro Matsuura'ya bizzat sunulmuştur. Bu listede 2 doğal külterel alan, 2 kültürel peyzaj alanı, 12 kültürel varlık olmak üzere toplam 16 adet varlık bulunmaktadır.

    UNESCO Dünya Miras Merkezi'nce onaylanan bu listede yer alan varlıklara ilişkin dosyalar kapsamlı olarak hazırlanacak ve Dünya Miras Komitesinin onayına sunulacaktır. Bu aşama oldukça uzun bir süreç olup, Dünya Miras Merkezinin uygun görüşü ve ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) ve/veya IUCN (Uluslararası Dünya Doğayı Koruma Birliği) uzmanların yerlerinde inceleme yapmalarını takiben büro ve komitenin onayı ile Dünya Miras Listesine alınmaları mümkün olabilecektir.

    Liste hazırlanırken önerilen varlıkların, mimari, tarihi, estetik ve kültürel değerlerinin yanısıra ekonomik, sosyal, sembolik ve felsefi özellikleri de dikkate alınmıştır. Ülkemizde Dünya Miras Listesinde olması gerektiğini düşündüğümüz onlarca varlık bulunmakla birlikte UNESCO'ya taraf ülkelerin Dünya Miras Listesinde dengeli olarak yer almalarına önem verildiğinden, arzu edilenden daha az sayıda varlık bu aşamada geçici listede yer almaktadır.

    Amacımız; bu evrensel kültür değerlerimizin özellik ve güzelliklerin Dünyaya tanıtılması ve uluslararası katkılarla korunarak gelecek kuşaklara en iyi ve korunmuş şekilde aktarılmasıdır.

    Dünya Miras Merkezince 2000 yılı içinde onaylanan Geçici (Endikatif) Listede aşağıdaki varlıklarımız yer almaktadır.

    1) Selimiye Cami ve Külliyesi (16. yy)

    2) Bursa ve Cumalıkız Osmanlı Kentsel ve Kırsal Yerleşimleri (13. yy. 15. yy)

    3) Konya Selçuklu Başkenti

    4) Alanya Kalesi ve Tersanesi

    5) Selçuk Kervansarayları Denizli - Doğubeyazıt Güzergahı (13. yy)

    6) Ishakpaşa Sarayı (17. yy)

    7) Harran ve Şanlıurfa Yerleşimleri (17. yy - 19. yy)

    8) Diyarbakır Kalesi ve Surları (12. yy)

    9) Mardin Kültürel Peyzaj Alanı (13. yy)

    10) Ahlat Eski Yerleşimi ve Mezar Taşları (12. yy - 13. yy)

    11) Sümela Manastırı (5. yy - 19. yy)

    12) Alahan Manastırı (7. yy)

    13) St. Nicholas Kilisesi (7. yy - 8. yy)

    14) St. Paul Kilisesi, St. Paul's Kuyusu ve Çevresi

    15) Kekova

    16) Güllük Dağı - Termessos Milli Parkı

    1- Selimiye Camii ve Külliyesi

    Yeri : Marmara Bölgesi
    Boylam : 260 34' Doğu
    Enlem : 410 41' Kuzey
    Kriter : a) i, ii, iii, iv, Kültürel

    Mimar Sinan'ın Ustalık Dönemi eseri ve mimarlık sanatının en görkemli örneklerinden biri olan Selimiye Camii ve Külliyesi 16. yy.'da Sultan III. Selim adına yaptırılmıştır. Ustalık, işçilik ve malzemesi ile Türk mermer işlemeciliğinin seçkin bir örneği olarak adaylık için önerilmektedir.

    2- Bursa ve Cumalıkızık Osmanlı Kentsel ve Kırsal Yerleşimleri

    Yeri : Marmara Bölgesi
    Boylam : 290 04' Doğu
    Enlem : 400 12' Kuzey
    Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

    İlk kez M.Ö. 200 yılında yerleşim görmüş olan Bursa, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra Osmanlıların ilk başkenti olarak en görkemli yıllarını yaşamıştır. Osmanlıların ilk altı padişahı döneminde yapılmış olan 127 cami, 45 türbe, 34 medrese, 25 han, 37 hamam ve 14 imarethane ile Bursa Merkezi ve Osmanlıların Bursa'yı fethi sırasında lojistik destek görevi gören gelenekleri, geleneksel mimarisi ve yaşam biçimi ile Osmanlı köyü olarak yaşayan Cumalıkızık Köyü adaylık listesinde yer almaktadır. Özellikle Bursa İl merkezinin listede yer alması Türk-İslam mimarlığının dünyaya tanıtımı açısından da yararlı olacaktır.

    3- Konya Selçuklu Başkenti

    Yeri : Orta Anadolu Bölgesi
    Boylam : 320 30' Doğu
    Enlem : 370 52' Kuzey
    Kriter : a) i, ii, iv, Kültürel

    12. ve 13. yy'da Selçuklu Türklerinin başkenti olan Konya, Selçukluların Asya'dan getirdiği sanatsal öğelerin ve taş işçiliğinin en görkemli eserlerini barındırır.

    Konya Kalesi, Alaaddin Camii, Sırçalı Medrese ve birçok irili ufaklı camii ve mezar Konya'daki Selçuklu anıtlarının örnekleridir. Halen yaşayan bir kent olarak Selçuklu mimarisi, uygarlığı ve kültürel geleneklerinin tek örneğidir.

    4- Alanya Kalesi ve Tersanesi

    Yeri : Akdeniz Bölgesi
    Boylam : 310 59' Doğu
    Enlem : 360 32' Kuzey
    Kriter : a) iii, iv, Kültürel

    Alanya'nın Helenistik dönemlere dek tarihlenen kalesi Roma, Bizans ve son olarak da Selçuklulara ev sahipliği yapmıştır. Kalede bulunan Selçuklu sarnıcı, Bizans Kilisesi, Sultan Sarayı ve Selçuklu hamamı kalıntıları geleneksel kent dokusuyla bütünleşmiştir. Tarihi Alanya Tersanesi ise Selçuklular tarafından yapılmış ve bugüne dek korunabilmiş tek tersane olma özelliğini taşımaktadır.

    5- Selçuklu Kervansarayları (Denizli-Doğubeyazıt Güzergahı)

    Yeri : Güzergah Anadolu'da Batı-Doğu yönünde uzanmaktadır.
    Kriter : a) ii, iii, iv, Kültürel

    Orta Asya'daki göçebe Türk boylarının geleneksel yaşam biçiminden esinlenerek Selçuklu Dönemi kültür ve mimarisinde önemli bir yer tutmuş olan kervansaraylar ve hanlar en çok bu dönemde çeşitlenmiş ve Anadolu mimarisini de etkilemiştir. Ülkemizin sınırla dışında Asya'ya da uzanan bu güzergah üzerinde yer alan kervansaray ve hanlar Denizli-Doğubeyazıt kervan yolu örneklenerek Dünya Miras Listesine "Kültürel Peyzaj" olarak önerilmektedir.

    Öneri Güzergahta Yer Alan Önemli Han ve Kervansaraylar

    Akhan
    Pınarbaşı Han
    Eğridir Han
    Pınarpazarı Hanı
    Kantarcı Han
    Obruk Han
    Oklu Han
    Sultan Han (2)
    Akhan
    Ağzıkarahan
    Sünnetli Han
    Sikre Han
    Ertokuş Han
    Kireli Han
    Elikesik Han
    Kavak Han
    Kuruçeşme Han
    Altınapa Han
    Sadettin Han
    Zincirli Han
    Akbaş Han
    Öresin Han
    Han Camisi
    Sultan Han
    Şahruk Köprüsü Han
    Lala Kervansarayı
    Gedik Han
    Latif Han
    Mugar Han
    Cibci Han
    Pervane Han
    Kargı Han
    Köprüköyü Hanı
    Mamahatun Kervansarayı
    Hacı Bekir Han

    6- İshak Paşa Sarayı

    Yeri : Doğu Anadolu Bölgesi
    Boylam : 440 08' Doğu
    Enlem : 390 31' Kuzey
    Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

    18. yy'da inşa edilen ve Topkapı Sarayı'nın küçük bir örneği olan İshak Paşa Sarayı taş oymacılığı ve bezemelerinde hanlar ve kervansaraylar güzergahı üzerinde yer alması nedeniyle İran'dan Anadolu Selçuklu devletine, Gürcistan'dan Kafkasya'ya kadar çok değişik kültürlerin izlerini taşımaktadır ve özellikleri ile Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

    7- Harran ve Şanlıurfa Yerleşimleri

    Yeri : Güney Doğu Anadolu Bölgesi
    Kriter : a) i, ii, iii, iv, Kültürel

    Peygamberler Şehri olarak bilinen Şanlıurfa, Yukarı Mezopotamya'nın bereketli ovalarında kurulmuş tarihi bir yerleşimdir ve yöresel mimari ve geleneksel taş işçiliğinin en güzel örnekleri olan çok sayıda tarihi, dini, resmi ve sivil mimari örnekleriyle bezenmiştir.

    Kentin güneyinde yer alan Harran ise tarihi şehir surları, geleneksel konik çatılı kerpiç evleri ve birçok İslam alimini yetiştiren Harran İslam Üniversitesi ile benzersizdir.

    8- Diyarbakır Kalesi ve Surları

    Yeri : Güney Doğu Anadolu Bölgesi
    Boylam : 400 14' Doğu
    Enlem : 370 55' Kuzey
    Kriter : a) i, iii, v, Kültürel

    Diyarbakır Kalesi 5.500 metre uzunluğundaki surları ile Dünyada Çin Seddi'nden sonraki en uzun ve en korunmuş şehir surları ve hala yaşattığı ortaçağ havası ile Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

    9- Mardin

    Yeri : Güney Doğu Anadolu Bölgesi
    Boylam : 400 44' Doğu
    Enlem : 370 19' Kuzey
    Kriter : a) ii, iii, iv, Kültürel (Kültürel Peyzaj Alanı)

    Doğal yapı ile insan etkileşimi sonucu ortaya çıkan taş mimarisinin benzersiz dini ve geleneksel yapılarını barındıran Mardin, bir ortaçağ kenti görünümüyle "kültürel peyzaj alanı" olarak Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

    http://www.nuvis.com.tr/mardin

    10- Ahlat Eski Yerleşimi ve Mezar Taşları

    Yeri : Doğu Anadolu Bölgesi
    Boylam : 420 30' Doğu
    Enlem : 380 45' Kuzey
    Kriter : a) i, iii, Kültürel

    Van gölü kıyısında yer alan ve tarihi Urartulara kadar inen Ahlat yerleşimi ve Selçuklu dönemi taş işçiliği, inanışları ve yaşam biçimini en güzel şekilde yansıtan mezar taşları ve anıt eserleri ile Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

    11- Sümela Manastırı

    Yeri : Karadeniz Bölgesi
    Boylam : 390 02' Doğu
    Enlem : 400 48' Kuzey
    Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

    Altındere vadisi'nin dik yamaçlarında doğal yapı ile bütünleşen manastır kompleksi tasarım, malzeme, mimarlık ve işçilik açısından eşsiz bir yapı olarak adaylar arasında yer almaktadır.

    12- Alahan Manastırı

    Yeri : Akdeniz Bölgesi
    Boylam : 320 31' Doğu
    Enlem : 370 52' Kuzey
    Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

    M.Ö. 5. yy başlarında yapıldığı bilinen ve doğal yapı ile bütünleşmiş olan Alahan Manastırı, bir manastır ve ona bağlı kilise ile müştemilat yapılarından oluşmakta ve malzeme, tasarım ve yapıdaki süslemeleri ile Bizans Dönemi dini mimarisinin ender örneklerinden biri olarak Dünya Miras Listesine önerilecek adaylar arasındadır.

    13- St. Nicholas Kilisesi

    Yeri : Akdeniz Bölgesi
    Boylam : 360 7.5' Doğu
    Enlem : 290 58' Kuzey
    Kriter : a) iii, iv, Kültürel

    Milattan önce 5. yy'a ait bir Likya yerleşimi olan Myra antik kenti ve kentte yer alan St. Nicholas Kilise kompleksi ve farklı dönemlere ait yapılar barındıran Bizans dini mimarisinin önemli bir örneğidir.

    14- St. Paul Kilisesi, St. Paul Kuyusu ve Çevresi

    Yeri : Akdeniz Bölgesi
    Kriter : a) ii, iii, iv, Kültürel

    St. Paul'un doğum yeri olarak bilinen Tarsus St. Paul Kilisesi ve kuyusu ruhani bir merkez olarak mevcut geleneksel kent dokusu ile bütünleşmiş biçimiyle, Dünya Mirası endikatif listesindedir.

    15- Kekova

    Yeri : Akdeniz Bölgesi
    Boylam : 290 53' Doğu
    Enlem : 360 13' Kuzey
    Kriter : a) i, iii, Doğal a) ii, iii, Kültürel

    Akdeniz Bölgesinde yer alan Kekova Adası, arkeolojik Üçağız ve Kaleköy yerleşmeleri ve adayı çevreleyen batık kentin yanısıra, gerek görsel, gerekse doğal özellikleriyle Dünya Miras Listesine aday olarak gösterilmektedir.

    16- Güllük Dağı - Termessos Milli Parkı

    Yeri : Akdeniz Bölgesi
    Boylam : 300 30' Doğu
    Enlem : 370 00' Kuzey
    Kriter : a) ii, iii, v, Kültürel a) ii, iii, iv, Doğal

    Denizden yaklaşık 1050 m. yükseklikte Antalya'nın kuzeyinde dağlar arasında gizli Termessos (Güllük Dağı Milli Parkı) antik kenti, yerleşim biçimi, savunma sistemleri ile doğanın sunduğu olanakları en iyi şekilde kullanan kentlerden biridir.

    Güllük Dağı'nın dik yamaçları ise Güver Uçurumu ve tipik Akdeniz bitki örtüsünün yanısıra soyu tükenmekte olan hayvanları da barındıran özel bir bölgedir.

    * Efes

    * Karain Mağarası

    * İstanbul ve Tarihi Alanları

    * Göreme - Kapadokya

    * Divriği Ulu Camisi ve Darüşşifası

    * Boğazköy - Hattuşaş

    * Nemrut Dağı

    * Xanthos - Letoon

    * Pamukkale

    * Safranbolu

    * Truva

    * İstanbul ve Göremeyi Korumak için Uluslararası Kampanya
#25.06.2010 20:45 0 0 0