Proforma Mali Tablo Tanımı - Proforma Mali Tablo Nedir - Proforma Tablolar - Proforma Bilanço - Proforma Gelir Tablosu
Proforma Mali Tablo Tanımı: Birtakım varsayımların veya tahminlerin gerçekleşmesine bağlı olarak, gerçek olan bir mali tablonun nasıl oluşması gerektiğini gösteren ve sayısal ağırlıklı olan tablolara proforma yani tahmini mali tablolar denir.
Proforma mali tabloların hazırlanması finansal gelecekle ilgili varsayımlarda veya tahminlerde kullanılan en sık yöntemdir. Proforma mali tablo belli bir tahmin süresi sonunda işletmelerin mali tablolarının nasıl oluşması gerektiğini önceden görmemizi sağlayan tahmini tablolardır.
Proforma tablolardaki amaç, işletmelerin geleceğe yönelik olmak kaydıyla ve gelecekte ortaya çıkabilecek finansal ihtiyaçlarını tahmin edebilmektir. Ayrıca finansal açıkları tahmini olarak ortaya çıkacaksa bu durumla karşı karşıya kalmamak için tahmin tekniklerinden yararlanırlar. Bu tahmin teknikleri farklı şekillerdedir ve herkez farklı teknikleri kullanabilir. Ama çoğunlukla işletmeler bu tekniklerini proforma mali tablolar üzerinde yaparlar. Yani en çok kullanılan tahmin teknikleri, proforma mali tablolardır.
Proformo bilançoda, işletmenin gelecekteki bilançonun nasıl olacağı tahmin edilmeye çalışılır. Bilançonun aktif ve pasif hesapları varsayımlara dayanarak proforma yani tahmini bilanço düzenlenmeye çalışılır. Proforma bilanço tahmin edilirken aktif ve pasif değerlerin teker teker tahmin edilmesi gereklidir.
Proforma Gelir Tablosu (Gelir Tablosu Bütçesi)
Proforma Gelir Tablosunun Tanımı ve Özelliği
Gelir tablosu bütçesinde işletmenin bütçe döneminde elde edeceği gelirler ile katlanacağı maliyet ve giderler, brüt satış karı faaliyet karı net kar büyüklüklerine göre tahmin edilmektedir. Bu bütçe işletmenin faaliyet sonuçlarını göstermek işletmenin bütçe döneminde sağlayacağı karı veya zararı göstermektedir.
Proforma Gelir Tablosunun Düzenlenmesi
Proforma gelir tablosu verileri değişik tekniklerden yararlanılarak sağlanabilir. Biz örnekte, muhasebe tekniğinden yararlanmış bulunuyoruz. Bu teknikte gelir tablosu bütçesi bir çok bütçenin konsolide edilmesinden oluşmaktadır. Bu özelliği ile de genel bütçe (ana bütçe)lerden birini oluşturmaktadır.
Faaliyet bütçelerinden birisi olan gelir bütçesi, satış bütçesi, satılan malın maliyeti bütçesi, pazarlama satış ve dağıtım giderleri bütçesi, genel yönetim giderleri bütçesi ile diğer olağan gider ve gelir bütçeleri ve finansman giderleri bütçesinin konsolide edilmesinden elde edilmektedir. Proforma gelir tabloları aylık olarak satış bölgelerine mamullere göre ayrıntılı olarak düzenlenebilir. Böylece hangi mamulün satış bölgesinin daha karlı olduğu saptanabilir.
Biz burada yalnızca yıllık genel proforma gelir tablosunun düzenlenişi ile yetineceğiz.
Gelir tablosu bütçesinin düzenlenişini A Anonim işletmesinin verilerinden yararlanarak göstermek istersek gelir tablosu bütçesi Tablo da görüldüğü gibi olacaktır.
Tablodan da izleneceği üzere işletmenin bütçe döneminde 9.130.238.000. TL kar elde etmesi beklenmektedir. Bunun 4.000.000.000. TL kısmının kurumlar vergisi ve diğer yasal yükümlülükler olarak ödeneceği planlanmıştır.
Proforma Bilançosunun Tanımı ve Özelliği
Proforma bilanço belli bir dönem için planlanan faaliyetlerin işletmenin varlık ve kaynak yapısını ne yönde değiştireceğini gösterir. Başka bir deyişle bütçe dönemi sonunda işletmenin varlık ve kaynak yapısının nasıl oluşacağı proforma bilanço ile gösterilir. Proforma bilanço işletmenin bütçe dönemi sonunda aktif ve pasif kalemlerin hacminin ne olacağını belirlediğinden, finansal yapının saptanmasında önemli bir araç olmaktadır. Proforma bilanço, işletmenin genel bütçesini oluşturmaktadır. Birçok kısım veya fonksiyonel bütçenin konsolide edilmesinden elde edilmektedir.
Proforma Bilançonun Düzenlenmesi
Proforma bilançonun düzenlenişinde çok değişik yöntemlerden yararlanılabilir. Örneğin yüzde yöntemi, rasyo yöntemi, regresyon yöntemi gibi yöntemler aracılığı ile proforma bilançosu düzenlenebilir.
PROFORMA FİNANSAL TABLOLARIN ÖNEMİ
Normal işletme dönemlerinde hazırlanan finansal tablolar, tamamlanmış işletme faaliyetle¬rinin sonuçlarını özetler. Dolayısıyla bunlar, yalnızca fiili durumu yansıtırlar.
Bir işletmenin geçmiş dönemlerindeki faaliyet sonuçlarından yararlanarak, geleceğe dönük hedeflerini gösteren tablolar ise, işletme bütçeleri olarak bilinir, işletme bütçeleri, genel¬likle, bir yıl sonraki işletme faaliyetlerini ve bunların sonuçlarını tahmin eder.
Proforma finansal tablolar ise, işletme bütçelerine oranla, çok daha uzun bir dönemin sonuçlarını görmek için hazırlanır. Ayrıca, bu tabloların hazırlanmasında yararlanılabilecek, geçmiş dönemlere ilişkin finansal sonuçlar da yoktur. Çünkü, kurulma aşamasında olan bir işletmenin, henüz bir geçmişi yoktur. Bu tabloları düzenleyen uzmanların elinde, yalnızca yapılan ekonomik, teknik ve finansal araştırma sonuçları vardır. Proforma tabloların tek dayanağı bu araştırmalardır. Yukarıda da görüldüğü gibi, her türlü finansal tablonun proforması düzenlenebilir. Uygulamada en çok kullanılanları proforma bilanço, proforma gelir-gider tablosu, proforma nakit akı mı tablosu, proforma fon akımı tablosu, proforma borç ödeme tablosudur, iyi hazırlanmış bir yatırım projesinde bu tabloların kesinlikle bulunması gerekir. Bu tablolar olmadan, yatırım projelerinin değerlemesini yapmak, uzun yıllar son¬raki durumunu görmek ve karlılığını ölçmek mümkün değildir.
Yatırım projelerinde, özellikle proforma gelir-gider tablosu büyük önem taşır. Bu tabloda, gelecekteki her yıla ait satış tutarları, işletme giderleri, borç faizleri ve anapara taksitleri, vergiden önceki kar, yatırım indirimi, ödenecek vergiler, vergiden sonraki kar, yasalar gereği ayrılacak ihtiyatlar, karın dağıtılacak ve işletmede bırakılacak kısmı, açık olarak görülür.
Ortalama Tahsil Süresi - Kaldıraç Oranı - Alacak Devir Hızı - Stok Devir Hızı
Likitide Durumunun Analizinde Kullanılan Oranlar:
Kaldıraç Oranı: Bu oran varlıkların yüzde kaçının yabancı kaynaklarla finanse edildiğini gösteren orandır. Kaldıraç oranı borçların toplam varlıklara oranı olarak bilinir. Kaldıraç oranının yüksek olması işletmenin finanse edilirken spekülatif biçimde finanse edildiği ve ana para taksitleri ve faizlerinin ödemede güçlüklerle karşılaşılabileceği durumu ortaya çıkar.
Kaldıraç Oranı = Toplam Yabancı Kaynaklar / Toplam Varlıklar
Borçların Öz Sermayeye Oranı: Bu oran, işletmenin borçları toplamının öz sermayesine oranlanması şeklinde hesaplanır. Bu oran, işletmenin borçlanma yoluyla sağladığı yabancı kaynak ile firma sahip veya ortaklarının kattığı sermaye arasındaki ilişkilerini göstermektedir.
Borçların Öz Sermayeye Oranı = Yabancı Kaynaklar / Öz Sermaye
Kısa Vadeli Borçları Öz Sermayeye Oranı: Bu oran, kısa vadeli borçların öz sermaye toplamına bölünmesiyle bulunur. Bu oran, işletmenin öz sermayesinin yüzde kaçı kadar kısa vadeli borçlarının olduğunu ifade eder.
Kısa Vadeli Borçların Öz Sermayeye Oranı = Kısa Vadeli Borçlar / Öz Sermaye
Kısa Vadeli Borçların Toplam Borçlara Oranı: Bu oran, kısa vadeli borçların toplam borçlara bölünmesiyle hesaplanır ve kısa vadeli borçların, toplam borçlar içindeki payını gösterir.
Kısa Vadeli Borçların Toplam Borçlara Oranı = Kısa Vadeli Borçlar / Toplam Borçlar
Duran Varlıkların Öz Sermayeye Oranı: Bu oran, net duran varlıkların öz sermayeye bölünmesiyle bulunur.
Duran Varlıkların Öz Sermayeye Oranı = Net Duran Varlıklar / Öz Sermaye
Ekonomik Varlıkların Kullanışı İle İlgili Oranlar:
Ortalama Tahsil Süresi: Senetli ve senetsiz alacaklar ile satışlar arasındaki ilişkiyi gösterir. Senetli ve senetsiz ticari alacakların günlük satışlar toplamına bölünmesiyle hesaplanır.
Ortalama Tahsil Süresi = (Alacaklar + Alacak Senetleri) / Günlük Satışlar
Alacak Devir Hızı: Bu oran alacakların tahsil becerisini gösteren bir ölçüdür. Bu orana alacakların paraya dönüşme çabukluğuda denmektedir. Alacak devir hızı, bir hesap dönemindeki kredili satışlar tutarının, yıl sonundaki ticari alacaklar toplamına bölünmesiyle hesaplanır.
Alacak Devir Hızı = Kredli Satışlar Toplamı / Ticari Alacaklar Toplamı
Stok Devir Hızı: Bu oran, bir dönemin stokları ile satışları arasındaki ilişkiyi görmeye yarar. Satılan malların maliyetinin, ortalam stolara bölünmesiyle hesaplanır.
Stok Devir Hızı = Satılan Malların Maliyeti / Ortalam Stoklar
Ortalama Stoklar = (Dönem Başı Stoklar + Dönem Sonu Stoklar) / 2
Nakit Devir Hızı: Bu oran net satışların hazır değerler toplamına bölünmesiyle hesaplanır. Bir hesap döneminde hazır değerlerin kaç katı net satış yapıldığını bize gösterir.
Finansal Analizin Tanımı - Finansal Analiz Teknikleri - Oran Analizi Tekniği - Cari Analiz Tekniği - Karşılaştırmalı raporlar analizi tekniği - Yüzde analizi tekniği - Trend yüzdeleri analizi tekniği - Fon akım analizi
1. Finansal Analiz Tanımı: Analiz teknik ve yöntemlerini muhasebe raporlarına uygulayarak elde edilen sonuçları, işletmenin finansal durumu ile faaliyet sonuçlarını açıklamak amacıyla yorumlamaktır. Finansal analiz genel olarak 3 bölüme ayrılmaktadır;
- Yönetim analizi
- Yatırım analizi
- Kredi analizi
2. Finansal Analiz Teknikleri: Finansal analiz çeşitli anazliz teknikleriyle yorumlanmaktadır. İşletmenin finansal tabloları devamlı bir yıla ait olduğu için işletmenin finansal durumunun geçmişini ve geleceğini sadece bu tablolara bakarak anlayamayız. Buradaki bilgilerin işlenerek finansal kararlara bağlanabilmesi finansal analiz teknikleriyle mümkün olmaktadır.
Finansal analiz teknikleri genel olarak şunlardır;
- Oran analizi tekniği
- Karşılaştırmalı raporlar analizi tekniği
- Yüzde analizi tekniği
- Trend yüzdeleri analizi tekniği
- Fon akım analizi
2.1. Oran Analizi Tekniği: Oran analiz tekniği işletmelerin finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını kendi içinde ve aynı veya farklı sektörden dğer işletmelerin sonuçlarıyla karşılaştırılarak incelemek amacıyla kullanılmaktadır. Bu oranlar sadece bir dönem ait olacağı gibi, birden fazl döneme ait de olabilmektedir. Oran analiz tekniği işletmelerin mevcut durumu, yönetim yeterliliği, finansal kararlar gibi etmenlerin durumunu anlamaya yardımcı olur. Oranlar, finansl tabloda yer alan değerler arasındaki ilişkileri kurmaya yarar. Oran analiz tekniğinde kullanılan oranlar çeşitli şekillerde olabilir.
Likitide Durumunun Analizinde Kullanılan Oranlar:
Cari Oran: cari oran, dönen varlıkların kısa vadeli borçlara olan oranıdır. Cari oran işletmenin kısa vadeli borçlarını ödeme gücünü belirler. Bu orana işletme sermayesi oranı da denmektedir. Cari oran işletmenin kısa vadeli borçlarını ödeme yeteneğini ölçmek ve net işletme sermayesinin yeterli olup olmadığını belirlemektedir.
Cari Oran = Dönen Varlıklar / Kısa Vadeli Borçlar
Buna göre, her bir liralık borca karşılık kaç liralık dönen varlığın var olduğu hesplanmış olur. Net işletme sermayesi, dönen varlıklar toplamı ile kısa vadeli borçlar arasındaki olumlu farktır.
Net İşletme Sermayesi = Dönen Varlıklar - Kısa Vadeli Borçlar
Likitide Oranı: Likitide oranı kısa vadeli borçların ödeme gücünün saptanmasına yarar. Bu oran, cari oranı tamamlayan ve cari oranı daha anlamlı kılan bir orandır. Likitide oranı, dönene varlıklardan stoklar düşüldükten sonra kalan tutarın, kısa vadeli borçlar toplamına bölünmesiyle bulunur. Likitide oranı, cari oranda olduğu gibi stokları kapsamaması nedniyle daha üstün gözükür. Likitide oranına asit-test oranı da denmektedir.
Likitide Oranı = (Dönen Varlıklar - Stoklar) / Kısa Vadeli Borçlar
Hazır Değerler Oranı: Bu oran kasa, bankalar, hisse senetleri ve tahvillerin kısa vadeli borçlara bölünmesiyle bulunur. Hazır değerler oranına nakit oranı da denmektedir. Hisse senetlerinin ve tahvillerin net değerleriyle yer alması gerekmektedir. Hazır değerle oranı, işletmenin stoklarının satışının durması veya yavaşlaması ile senetli ve senetsiz alacaklarının tahsilinin durması veya yavaşlaması durumunda o işletmenin kısa vadeli borçlarını ödeme gücünün ne olacağını gösterir.
Hazır Değerler Oranı = (Kasa + Bankalar + Hisse Senetleri ve Tahviller) / Kısa Vadeli Borçlar
Stokların Net İşletme Sermayesine Oranı: Bu oran, işletmenin stoklarının net çalışma sermayesine bölünmesiyle bulunur. Bu oran, net çalışma sermayesinin ne kadarlık kısmının stoklara bağlandığını gösterir.
Stokların Net İşletme Sermayesine Oranı = Stoklar / Net İşletme Sermayesi
Türk Eximbank - Kobi - Kobinin Tanımı - Kısa Vadeli İhracat Kredileri
1. Türk Eximbank: Türk Eximbank, ihracatın geliştirilmesi, ihraç edilen mal ve hizmetlerin çeşitlendirilmesi, ihraç mallarına yeni pazarlar kazandırılması, ihracatçıların uluslararası ticarette paylarının artırılması ve girişimlerinde gerekli desteğin sağlanması, ihracatçılar ile yurt dışında faaliyet gösteren müteahhitler ve yatırımcılara uluslararası piyasalarda rekabet gücü ve güvence kazandırılması, yurt dışında yapılacak yatırımlar ile ihracat maksadına yönelik yatırım malları üretim ve satışının desteklenerek teşvik edilmesidir amacını taşır.
Türk Eximbank, ihracatçıları, ihracata yönelik üretim yapan imalatçıları ve yurt dışında faaliyet gösteren girişimcileri kısa, orta, uzun vadeli nakdi ve gayri nakdi kredi programları ile desteklemektedir.
Türkiye'de ihracatın kurumsallaşmış tek teşvik unsuru olan Türk Eximbank, bu amaca yönelik olarak ihracatçıları, ihracata yönelik üretim yapan imalatçıları ve yurt dışında faaliyet gösteren müteahhit ve girişimcileri kısa, orta ve uzun vadeli nakdi ve gayrinakdi kredi, sigorta ve garanti programları ile desteklemektir. Türk Eximbank'ın, gelişmiş birçok ülkenin resmi destekli ihracat kredi kuruluşlarından farklı olarak kredi, garanti ve sigorta işlemlerini aynı çatı altında toplamış olması, ihracatçı firmalara verilen hizmetlerde bir bütünlük oluşturulmasına imkan tanımaktadır.
Türk Eximbankın ihracatçı firmalara sağladığı kredileri 4 ana başlık altında toplayabiliriz.
- Kısa vadeli ihracat kredileri
- Özellikli krediler
- Döviz kazandırıcı hizmetler kapsamındaki krediler
- İslam kalkınma bankası destekli krediler
1.1. Kısa Vadeli İhracat Kredileri: Türk Eximbank ihracatçı ve ihracat bağlantılı mal üreten imalatçı firmalara, özellikle ihracata hazırlık döneminde finansman gereksinimlerinin karşılanması amacıyla, kısa vadeli ihracat kredileri tahsis etmektedir. Bu krediler TL ve döviz cinsinden, bankalar aracılığıyla veya doğrudan Türk Eximbank tarafından firmalara kullandırılmaktadır.
KOBİ Tanımı: Yasal statüsü ne olursa olsun, bir veya birden çok gerçek veya tüzel kişiye ait olup, 250 kişiden az yıllık çalışan istihdam eden, yılık net satış hasılatı ve mali bilânçosu yirmi beş milyon TL'yi aşmayan, bağımsız işletme tanımına giren, imalatçı, imalatçı - ihracatçı özelliğine sahip mikro, küçük ve orta büyüklükteki işletmeler kısaca "KOBİ" olarak adlandırılır.
Bir işletme,
- Başka bir işletmenin %25 veya daha fazlasına sahip değilse,
- Herhangi bir tüzel kişi veya kamu kurum ve kuruluşu veya birkaç bağlı işletme tek başına veya müştereken bu işletmenin %25 veya daha fazla hissesine sahip değilse,
- Konsolide edilmiş hesaplar düzenlemiyorsa ve konsolide hesaplar düzenleyen başka bir işletmenin hesaplarında yer almıyorsa ve bu nedenle bağlı bir işletme değilse, Bağımsız işletme olarak kabul edilir.
Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ) aşağıdaki şekilde sınıflandırılırlar.
- Mikro İşletme: On kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı ya da mali bilânçosu bir milyon Türk Lirasını aşmayan çok küçük ölçekli işletmeler.
- Küçük İşletme: Elli kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yılık net satış hâsılatı ya da mali bilânçosu beş milyon Türk lirasını aşmayan işletmeler.
- Orta Büyüklükteki İşletme: 250 kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı ya da mali bilânçosu yirmi beş milyon Türk Lirasını aşmayan işletmeler.
1.2. Özellikli Krediler: Türk Eximbank, ihracatçıları ve yurtdışında yatırım yapan müteşebbisleri özellikli kredi programları ile de desteklemektedir. Söz konusu kredi programları, standart kredi ve garanti programlarının dışında kalan, ancak bunları tamamlayıcı nitelikteki programlardır.
1.3. Döviz Kazandırıcı Hizmetler Kapsamındaki Krediler: Uluslararası karayolu nakliyat firmalarının finansman ihtiyaçlarının karşılanarak rekabet güçlerinin artırılması ve bu yolla ülkenin döviz kaynaklarının zenginleştirilmesi amacıyla uygulanmaktadır.
Taşımacılık Hizmeti: Tüzel kişiliği haiz nakliyat firmaları tarafından,
- Yurt dışına ihraç malı götürülmesi,
- Yurt dışından yurtiçine ithal malı getirilmesi,
- Transit mal taşımacılığı yapılması
1.4. İslam Kalkınma Bankası Kaynaklı Krediler: Türk Eximbank, ihracatçılarımıza sunduğu finansman imkânlarını artırma gayreti içerisindedir. Bu çerçevede, İslam Kalkınma Bankası (İKB) ile işbirliği içerisinde sevk sonrası ihracat finansmanı ve ithalat finansmanı programlarına Türkiye Milli Acentesi konumunda aracılık yapmaktadır. Söz konusu programlar, İslam ülkeleri arasındaki ticaret hacmini geliştirmek üzere yürürlüğe konulmuş olup, alıcı kredisi niteliğindedir.
Franchisingin Tanımı - Franchisingin Avantajları - Franchising Sakıncaları
1. Franchisingin Tanımı: Franchising, belirli bir ürün ya da hizmetin imtiyaz hakkına sahip tarafın belirli bir süre, çeşitli sınırlamalar dahilinde işin yönetim ve organizasyonuna ilişkin bilgi ve destek sağlamak suretiyle imtiyaz hakkına konu ticari işleri yürütmek üzere ikinci tarafa verdiği imtiyazdan doğan uzun dönemli ve sürekli işbirliği olarak tanımlanmaktadır.
Franchising anlaşması genellikle ticari unvan veya markanın kullanımı ile başlamakta ve daha sonra da mal veya hizmetin üretim satışı ile ilgili her türlü bilgi, destek ve teknik yardımı kapsamaktadır. Franchising, bir malın üretimine ilişkin tüm işletmecilik bilgilerinin, teknolojisinin ve markasının da verilmesini içeren, birbirinin kopyaları sayılabilecek işletmelerin kurulmasını ortaya çıkaran geniş kapsamlı anlaşmalardır.
Franchisingin Avantajları:
- Franchising veren işletmeler, tek başına yapılacak yatırımlardan kurtularak borçlanma ya da ek mali külfetler olmaksızın yeni şubeler açabilmekte ve daha geniş bir dağıtım ağı oluşturabilmektedir.
- Franchising alan işletme, sadece sermayesini ortaya koyarak, hazır bir marka ve hazır bir sistemi satın alarak işinin sahibi olmakta, güçlü bir isme sığınarak kolayca piyasaya girmekte ve daha önce denenmiş ve başarılı olmuş pazarlama tekniklerini kullanarak satış yapma ve kâr elde etme olanağı bulmaktadır.
- Franchising alan işletmeler, franchising veren işletmelerin bölgesel, yurt içi ve uluslararası reklâmlarından araştırma geliştirme faaliyetlerinin sonuçlarından, ayrı bir harcama yapmaksızın yararlanır.
- Franchising alan işletmeler, franchising veren işletmelerden aldığı isim hakkını yine onun izniyle yurt içinde diğer işletmelere satarak belli bir finansman sağlayabilir.
Franchisingin Sakıncaları:
- Üretim ve satışı yapılan ürün veya hizmetin dünya pazarlarında yaygın olması, franchising veren işletmelerin ciro üzerinden talep ettiği ödemeleri ve sağladığı mal, hizmet ve diğer imkânların fiyatlarını yükseltebilmektedir.
- Franchising alan işletmeler, sistem sayesinde güçlendikten sonra, franchising veren işletmelerin ticari politikalarına aykırı davranabilir, hatta faaliyetlerinin denetlenmesini engelleme yoluna gidebilir.
Forfaitingin Tanımı - Forfaiting Süreci - Forfaiting Sözleşmesi
1. Forfaiting Tanımı: Mal ve hizmet ihracatından doğan ve belirli bir ödeme planına göre tahsil edilebilecek olan alacakların bir banka ya da bu alanda uzmanlaşmış bir finansman kurumu tarafından satın alınmasıdır. Alacağın satıcısına forfaitist, devralan kuruluşa forfaiter denir.
Senetli ve senetsiz her çeşit alacak, forfaiting konusu olabilir. Ancak uygulamada poliçe ve bono gibi senetlerle temsil edilen alacaklar üzerinden forfaiting yapılmaktadır. İthalatçı, güvenilir bir borçlu değilse, forfaiter, kendisine devredilecek olan alacağın aval veya benzeri şeklinde kabul edilebileceği bir banka teminatına bağlanmasını isteyebilir. Böylece, forfaiterin alacağı tahsil edememe riski azalmaktadır.
2. Forfaiting Süreci: Forfaiting, ihracatçıların ithalatçılara kredi olarak sattıkları mal bedelleri ile ilgili alacaklarını, kendilerine rücu hakkı olmaksızın üçüncü şahıslara satmalarıdır. Bu nedenle, forfaiting, rücu hakkı olmaksızın, alacağın satın alınması yoluyla, sabit faizli ve genellikle orta vadeli bir ihracat finansman yöntemidir.
Forfaiting'e konu olan alacaklar, genellikle poliçe veya bono şeklinde senede bağlanmış alacaklardır. Çünkü senetsiz alacaklar veya defterlerde kayıtlı alacaklar veya vadeli akreditiften doğan alacakların satın alınması hukuki sorunlar doğurabilmektedir. Forfaiting işlemlerinde yer alan taraflar şunlardır:
- İhracatçı işletme (forfaitist)
- İthalatçı işletme
- Forfaiter
- Garantör banka
Forfaiting sürecinin birinci aşamasında, ihracatçı kredili satıştan önce forfaiter'a başvurmaktadır. İkinci aşamada, forfaiter ihracatçıdan değerlendirme yapabilmek için, bazı belge ve bilgiler ister. Söz konusu bilgi ve belgeler, talep edilen kredinin tutarı, vadesi, döviz cinsi, ithalatçının adı, adresi, bulunduğu ülke, alacakların şekli, teminat türü, teminat verecek bankanın adı, bulunduğu ülke, senetlerin tutarları, vadeleri, ödenecekleri yer, ihraç edilen malın cins ve miktarı, sevk evraklarının teslim tarihi ve gerekli görünen belgelerdir. Bu bilgi ve belgelerin elde edilmesinden sonra, forfaiter ile ihracatçı arasında sözleşme imzalanır. Bu sözleşmede, forfaiting konusu kredinin limiti, vadesi, iskonto oranı ve taahhüt komisyon oranı gösterilir. Forfaiter, elde ettiği bilgilere dayanarak, ihracatçıya bir taahhüt mektubu gönderir. Mektupta ihracatçı ile anlaşmaya varılan ve sözleşmede yer almayan bütün hususlar belirtilir. Böylece, forfaiting işleminin tüm şartları taahhüt mektubunda gösterilmiş olur. Son aşamada, ihracatçı, ithalatçıya krediyle mal satmakta ve ondan poliçe veya bono almaktadır. Finansman gereksimi olan ihracatçı, bono veya poliçeyi bankaya götürerek, belli bir değer üzerinden iskonto ettirebilir.
3. Forfaiting Sözleşmesi: Forfaiting işlemindeki aşamaların biri de taraflar arasında yapılan sözleşmedir. Forfaiter, sözleşme aşamasında ihracatçılardan aşağıda belirtilen belge ve bilgileri istemektedir.
- İhracatla ilgili döviz cinsi, tutarı ve kredi vadesi,
- İhracatçı ülke,
- İthalatçı ve bulunduğu ülke,
- Aval veya garanti verecek bankanın adı ve adresi,
- Satın alınacak olan alacağın şekli (bono, poliçe,vb.)
- Teminatın türü (aval veya garanti),
- Ödeme planı (senetlerin miktarı ve ödeme tarihleri),
- İhraç olunan malların cins ve miktarları,
- Sevk belgelerinin teslim tarihi,
- Transfer ve ithalatla ilgili gerekli müsaadeler,
- Bono ve poliçelerin ödeneceği yer.
4. Forfaiting Avantajları ve Dezavantajları:
4.1. Forfaiting Avantajları:
Forfaiting işleminde finansmanın ihracatçı açısından avantajları:
- Forfaiting ile kredili mal satışından doğan alacağın tahsil edilememe riski ortadan kalkmaktadır. Çünkü söz konusu risk forfaiter tarafından üstlenilmektedir.
- Forfaiting işlemi, ihracatçıya sabit faizli bir finansman sağlamaktadır. Böylece, ihracatçı, döviz kuru, transfer ve faiz oranı risklerinden korunmaktadır. Forfaiter kuruluşları ihracatçıya sözleşme uyarınca ihraç edilen malın teslim tarihinden önce sabit bir iskonto oranı garanti etmektedir. Böylece, ihracatçı iskonto maliyetini, ihraç kontratının hazırlandığı sırada hesaplayabilmekte ve maliyet içerisine dâhil edebilmektedir.
- İhracatçı alacağı nakde çevirebildiğinden, likiditesi artmakta, banka ve diğer kaynaklara olan borçları azalmaktadır. Bu nedenle, satıcının kredi değerliliği ve kredi alabilme kapasitesi artmaktadır.
- İhracatçının ithalatçı hakkında bilgi toplamak ve ülke riskini değerlendirmek gibi sorunları ortadan kalkmaktadır.
- Forfaiting veya kredi işlemi, çok süratli bir şekilde gerçekleşmektedir. Garantörün forfaiter tarafından kabul edilmesi durumunda işlem birkaç saatte sonuçlandırılmaktadır. Başka bir deyişle, diğer kredilerde olduğu gibi, uzun incelemeler gerektiren, kapsamlı kredi sözleşmelerine gereksinim duymamaktadır.
- Forfaiting finansmanı, diğer finansman türlerinin aksine, gizlilik içerisinde yürütülmektedir.
- İhracatçı, kredili satıştan önce, bankanın alacak hakkını satın alma taahhüdünü ve bu taahhüdün kendisine olacak maliyetini bildiği için, ithalatçıya kredi maliyeti içeren CIF fiyatlar verilmektedir.
Forfaiting'in ithalatçı açısından dezavantajları:
- İşlemlerin basit olması ve hızlı gerçekleştirilmesi ithalatçı açısından önemli bir üstünlük sağlamaktadır.
- Forfaiting finansmanı, sabit faizli bir finansmandır.
- Ödemeler hemen yapılmadığından ithalatçının kredi kullanma kapasitesi saklı kalmaktadır.
- İthalatçı bankalardaki nakit kredilerini kullanmak zorunda kalmaz.
- Borçlanma kapasitesini ve çeşidini arttırma imkânına sahip olur.
- Vadeli alacaklar nakde dönüşerek bilânçonun likiditesi artar.
4.2. Forfaiting Dezavantajları:
Forfaiting finansmanının ihracatçı açısından avantajları:
- Garantörün güvenirliliğinin ihracatçı tarafından forfaiter'a anlatılması gerekmektedir. Bu süreç zaman alabilir.
- İthalatçı ülkenin bono, poliçe, garanti ve aval konusunda mevzuatı, ihracatçı tarafından bilinmelidir. Bu konudaki bilgi yetersizliği riskleri arttırır.
- Forfaiting yoluyla finansmanda söz konusu olacak riskler, forfaiter tarafından üstlenildiğinden bu tür finansmanın işletmeye maliyeti diğer finansman alternatiflerinden daha yüksektir.
Forfaiting'in ithalatçı açısından dezavantajları:
- Aval ve garantiler, ithalatçının finansman maliyetini arttırmaktadır.
- Verilen bono ve poliçeler, anlaşmazlık halinde ithalatçı açısından olumsuzluk yaratabilir. Çünkü söz konusu belgeler, ithalatçıya mutlak bir borç yükleyen somut dokümanlardır. Satın alınan mallarla ilgili herhangi bir anlaşmazlık durumunda ödemeler yapılmaktadır. Başka bir deyişle böyle bir anlaşmazlık durumunda, ithalatçının ihracatçıdan zararını tazmin ettirecek şekilde ödemeleri yasal olarak durdurması mümkün değildir.
- Forfaiter'in isteyeceği yüksek komisyon, ihracatçı kadar ithalatçının da aleyhinedir.
Factoringin Tanımı - Factoring İşleyişi - Factoring Türleri
1. Factoring Tanımı: Factoring firmaların mal satışı veya hizmet arzından doğan vadeli yurt içi ve/veya yurt dışı alacaklarının factor adı verilen şirkete devredilmesi yoluyla finansman, garanti ve tahsilât hizmetlerinin sağlandığı finansal bir üründür.
Factor bir firmaya borç veren kişi veya komisyon alarak satış yapan kimse olarak açıklanabilir. Bu kelime günümüzde de benzer bir anlam taşımakta, modern factoring uygulamalarında factoring işlemini yapan firma anlamında kullanılmaktadır.
2. Factoring İşleyişi: Factoring işleminin gerçekleşebilmesi için alıcı, satıcı ve factor olmak üzere üç tarafın mevcut olması şarttır. Uluslararası factoring de ise buna ek olarak alıcının ülkesinde bulunan muhabir factor (ithalat factoru) gereklidir. Yapılan factoring işlemindeki tarafları kısaca şöyledir:
Satıcı: Mal veya hizmeti vadeli olarak satan ve bu satıştan doğan alacakları devreden kişi veya kuruluştur.
Alıcı: Söz edilen mal veya hizmeti açık hesap usulü vadeli olarak satın alan taraftır.
Factor: Alacakları devralarak satıcıya çeşitli hizmetler sunan aracı kurumudur.
Factor ilk işlem olarak alacaklarını devretmeyi düşünen işletmenin kredi değerliliğini belirlemektedir. Olumlu sonuç aldığı takdirde satıcı ile factor arasında factoring sözleşmesi imzalanır. Bu sözleşme ile satıcının bütün veya bir kısım alacakları factor tarafından satın alınmış olur.
Factor aynı zamanda alıcının veya alıcılarında kredi değerliğini belirlemek zorundadır. Satıcı factoring sözleşmesinin imzalanmasından sonra, alacaklarını factore devretmek koşuluyla mal veya hizmet satışını gerçekleştirir. Factor sözleşmeden doğan söz konusu alacakları satın alma yükümlülüğünden dolayı devamlı bir kredi denetimi yapar. Alacak tutarı üzerinden hesaplanan belirli bir miktar factor tarafından satıcı kuruluşa avans şeklinde vadesinden önce ödenir. Alacakların vadesi geldiğinde alıcı (borçlu) factore ödeme yapar.
3. Factoring İşleminin Aşamaları:
- Vadeli mal almak isteyen alıcıların satıcıya başvurması,
- Satıcının factore başvurması,
- Factorun kredi değerlemesi sonucu satıcıya teklifi,
- Satıcının teklifi kabul etmesiyle factoring sözleşmesinin imzalanması,
- Satıcının aldığı siparişleri factore bildirerek onay istemesi,
- Onayla birlikte satıcının malları alıcıya (müşteri) göndermesi,
- Faturaların factore ödenmesini sağlayan alacak temlikinin yapılması,
- Factor ün alacakların vadesinden önce satıcıya ön ödeme yapması,
- Alıcının vade sonunda factore ödeme yapması ve factorün ön ödeme ve masrafları düştükten sonra kalan miktarı satıcıya ödemesi.
4. Factoring Türleri:
4.1. Yurtiçi Factoring: Factoring işleminin yurt içi olmasının özelliği tarafların (alıcı, satıcı ve factor) aynı ülkede bulunmasıdır. Yurt içi factoring Domastic factoringdir.
4.2. Uluslararası Factoring: Farklı ülkelerde olan alıcı ve satıcı gerçekleştirdiği factoring işlemidir. Uluslar arası factoring işleminde dört taraf bulunmaktadır. Alıcı, satıcı yurtiçi factor (ihracat factoru) ve alıcının ülkesinde bulunan muhabir factor (ithalat factoru). Uşuslararası factoring International factoringdir.
4.3. Açık (İhbarlı) Factoring: Satıcının faaliyetinden doğan anlaşma kapsamı içindeki alacaklar doğduğu andan itibaren factore devredilir ve bu işlem alıcıya bildirilir. Genellikle bu bildirim satıcının hazırladığı faturaya not düşülmesi şeklinde yapılır. Factor devraldığıalacakların riskini tamamen veya kısmen üstlenir. Tahsil etmeme durumunda factor belirli bir vadeye kadar alacakları satıcıya iade edebilir veya alacakların takibini üstlenebilir. Alacakların tahsil riski dışındaki factoring işleminin diğer işlevleri de (tahsilât, muhasebe, müşteri değerlemesi vb.) yapılan anlaşma ile factora devredilebilir.
4.4. Gizli (örtülü-sessiz-ihbarsız) Factoring: Factoring işlemleri tamamıyla satıcı adına yürütülür. Temel özelliği alıcının ve üçüncü kişilerin factoring işleminden haberli olmamasıdır. Alıcı, factor ile satıcı arasındaki factoring ilişkisinden haberdar olmadığı için ödemelerini direkt olarak satıcıya yapar ve yükümlülüğünden kurtulur. Satıcı ise ödemeleri anında factore iletir, bu durumda factor alacakların tahsil edilmeme riskini (teminat) işlevini üstlenmez. Bu tür factoring uygulamalarında satıcının factora ödemeleri zamanında veya hiç iletmemesi şeklindeki bir durumun ortaya çıkması halinde factora alıcıya ihbar yetkisi verilmiştir.
4.5. Gerçek (geleneksel, old-line, non-recourse) Factoring: Factorun kredi riskini üstlendiği factoring türüdür. Factor, satıcının alacaklarını tek bir kalem olarak devralır. Kredi riskini üstlenmesinden dolayı factor, satıcının satış yaptığı veya yapabileceği piyasalarda çok iyi bir araştırma yapmak zorundadır. Uluslar arası factoring işleminde factor, bu araştırma için alıcının bulunduğu ülkedeki factor şirketlerinden yararlanmaktadır.
4.6. Gerçek Olmayan (zahiri - recourse ) Factoring: Factorun kredi riskini üstlenmediği factoring türüdür. Satın alınan alacakların, alıcı tarafından vadesinde ödenmemesi durumunda factor alacakları satıcıya geri verme imkânına sahiptir. Ancak satıcının likidite yapısının bozulması engellemek amacıyla vade bitiminden itibaren 30 ile 90 gün arasında bir süre factor rücu hakkını saklı tutabilmektedir. Kredi riskinin olmaması factorun daha rahat davranmasına neden olur. Alacakların %100 bu tür factoring işleminde devredilebilir ve factor müşteri değerlemesi konusunda gerçek factoring işlemine oranla çok daha az çaba harcar. Factor satıcıya karşı ön ödeme ve hizmet işlevlerini kredi riskinden bağımsız olarak yerine getirir.
4.7. Vadeli (maturity) Factoring: Bu yöntemle factor, satıcıya ödemeleri vade sonunda yapar. Factoring işleminin ön ödeme işlevi söz konusu değildir. Ödeme yapılacak vade aylık kredili satışların ortalama vadesi bulunarak hesaplanır. Ancak farklı bir uygulama; her bir alıcıdan yapılan tahsilâttan sonra veya borçlunun acze düşmesi durumunda tahsilden önce ödeme yapma şeklinde görülmektedir. Ön ödeme dışındaki factoring işleminin diğer işlevleri tarafların anlaşmaları doğrultusunda bu türde de geçerlidir. Ayrıca açık veya gizli olarak gerçekleştirilebilir. Örtülü factoring işleminden bahsedilmesi kendisine yaptığı ödemelerin tamamını factore iletmek zorundadır.
4.8. İskontolu Factoring: Satıcının factore devrettiği alacakların vadesinden önce factorun ödeme yapması (ön ödeme) şeklindeki factoring türüdür. Satıcı factora alacaklarını iskonto ettirerek vadeden önce nakit imkânına kavuşur. Factor satıcıya alacakların % 80' i kadar ön ödeme yapmakta, kalan % 20 yi masrafları ve komisyonu düştükten sonra vade sonunda ödemektedir. Bu tür factoring işleminde % 80 i ön ödemeden dolayı kur riski bu oranda factora ait olmaktadır. İskontolu factoring işleminde görüldüğü gibi temel işlev finansman ihtiyacını karşılamaktır. Bu nedenle factoringin idari hizmetlerine ve riske karşı koruma işlevine ihtiyacı olmayan fakat finansman sıkıntısını içinde olan işletmeler tarafından daha çok tercih edilmektedir.
Gümrük Tarifeleri - Tarife Dışı Araçlar - İhracatın Özendirilmesi - Uluslararası Pazar
1. Dış Ticaret Politikaları: Dış ticaret politikası, ülkenin dış ticaretini, belirlenen hedefler doğrultusunda düzenlemek amacıyla alınan önlemler bütünüdür. Dış ticaret politikası, serbest dış ticaret politikası ve koruyucu dış ticaret politikası olmak üzere iki dala ayrılır. Günümüzde daha çok, koruyucu dış ticaret politikaları önemsenmektedir.
Dış ticareti kısıtlayıcı hükümet politikaları, tüketicilerin ithal mallarına daha yüksek bir fiyat ödemelerine sebep olurken liberal bir dış ticaret politikası uluslararası ihtisaslaşmasının sağlamış olduğu avantajlardan daha fazla yararlanılmasını mümkün kılmaktadır. Dış ticarete müdahale için kullanılan geleneksel araç gümrük tarifeleridir. Ancak zamanla gümrük tarifelerinin etkisi azalmış, bunun yerine çok sayıda yeni araç ve düzenlemeler ortaya çıkmıştır.
Gümrük tarifeleri: Devletin, belirli amaçları elde etmek için dış ticarete müdahale etmeden en çok kullandığı araçlardan en başta geleni gümrük tarifeleridir. Malların, ülke sınırlarından geçişi sırasında alınan vergilerdir. Tarifelerin ekonomi üzerindeki etkileri, fiyat mekanizmasının işleyişine dayanır.
Tarife dışı araçlar: Gümrük tarifelerinin dışında genellikle döviz çıkışına yol açan işlemleri kısıtlamak için hükümetin tek taraflı kararı ile konulan müdahale önlemleridir. Dış ticaret araçlarının bazıları aşağıdaki gibidir:
-Miktar kısıtlamaları: Devletin ithalatı doğrudan doğruya belirli miktarla sınırlandırmasına dayanan uygulamaları kapsar. Bunlar, ithalat kotaları, yasaklamalar ve döviz kontrolü gibi önlemlerdir. Fiyat mekanizmasını kaldırıp yerine hükümet yetkililerinin kararlarını geçirdikleri için, kaynak dağılımı açısından oldukça sakıncalı sonuçlar doğurabilirler.
- Tarife benzeri faktörler: Bunlar da gümrük tarifeleri gibi ithalatı pahalılaştırıp yerli üretimin karlılığını artıran, yani fiyat mekanizması yoluyla serbest ticarete müdahale niteliğinde olan önlemlerdir.
- Görünmez engeller: Bu önlemler devletin halk sağlığı veya kamu güvenliği gibi nedenlerle çıkartmış olduğu idari, teknik düzenleme veya standartları kapsar. Her ne kadar konuluş amaçları farklı olsa da dış ticareti sınırlandırdıkla ölçüde bir tür dış ticaret engeli niteliği taşırlar. Günümüzde bu tür engellerin sayısında hızlı bir artış ortaya çıkmıştır.
-"Gönüllü" ihracat kısıtlamaları: Bunlar ithalatçı ülkenin piyasasını bozduğu gerekçesi ile üretici ülkelerin mal ihracını sınırlandırmaya yönelik kotalardır. İthalat kotalarından farkları, ithalatçı ve ihracatçı ülkeler arasında anlaşmaya dayanması ve karşı tarafın ihracatı üzerine konulmuş olmalarıdır. Bunlara aynı zamanda ihracat kotaları da denir.
İhracatın özendirilmesi: Dış ticaret politikası araçları, her zaman ithalatın sınırlandırılmasına yönelik olmaz. Amaç, bazen ihracatın ya da genel olarak döviz kazandırıcı işlemlerin özendirilmesi olabilir.
Bağlı ticaret: Döviz tasarrufu sağlamak, serbest dövizle satılamayan düşük kaliteli yerli üretimin ihracını gerçekleştirebilmek, yabancı sermaye yoluyla büyük sanayi tesisleri kurmak gibi nedenlerle "bağlı ticaret"e başvurulabilir. Bu tür ticaret çoğunlukla ülkeler arası anlaşmalara dayanır ve taraflardan birisi devlet kuruluşu niteliğindedir. Eskiden sadece takas ve kliringden oluşan bağlı ticaret, günümüzde karşı -satın alım, geri-satın alım, dengeleme (ofset) gibi değişik yöntemleri de kapsayacak biçimde genişletilmiştir.
1.1. Uluslararası Pazar Fırsatlarının Analizi: Yoğun bir rekabetin var olduğu günümüz global pazarlarında başarılı olabilmek için bu pazarlara açılmak isteyen tüm kişi veya kuruluşların her şeyden önce rekabet ortamını iyi tanımaları ve çağdaş bir pazarlama anlayışını benimsemeleri gerekir. Küreselleşen pazarlarda, alışılmış ulusal ve bölgesel farklılıklar ortadan kalkmaktadır. Bir işletmenin, modası geçmiş ve geçen yılın modellerini az gelişmiş ülkelere sattığı günler tarihe karışmaktadır. İşletmeler, yüzeysel, bölgesel ve uluslararası farklılıkları görmezlikten gelerek dünyayı tek büyük bir pazar olarak kabul edip öyle faaliyet göstermeyi öğrenmelidir.
Türkiye'de ve diğer ülkelerde özellikle 1980'lerin başından berihayli yoğun biçimde işletmelerin uluslararası pazarlara açılması, yani globalleşme eğilimi görülmektedir. Bu gelişmelerin başlıca nedenleri arasında iç pazarların durgunluğu, ülke içinde hükümet sınırlamaları veya dış pazarlara açılmaya verilen teşvikler, dış ülkelerde yabancılara konulan ticari engellerin gitgide azalması ve pazarların globalleşme eğilimi sayılabilir.
Uluslararası pazarlara girişte firma tarafından verilmesi gereken kararların başında, üretimin yeni girilecek pazarda mı yapılacağı yoksa ihracat yolu ile mi pazara girileceği gelir. Karar verilirken firma yöneticileri maliyet, kalite, teslimat ve müşteri değeri konuları üzerine detaylı analizler yaparak en uygun pazara giriş yöntemi üzerinde karar kılmalıdır. Firmaların uluslararası pazarlara girerken hangi yöntemin kullanılacağını belirleyen faktör, aslında firmanın arzu ettiği mülkiyet ve kontrol derecesidir. Mülkiyet ve kontrolün tamamen firmanın kendisinde bulunmasının istendiği durumlarda doğrudan yatırım veya stratejik birleşme, en düşük oranda mülkiyet ve kontrol bulunmasının istendiği durumlarda lisans verme, ikisinin arasında bir derecede mülkiyet ve kontrol bulunmasının istendiği durumlarda ise franchising, yönetim sözleşmesi veya ortak girişim yöntemleri arasından seçim yapılır.
1.2. Uluslararası Pazara Giriş Şekilleri: Herhangi bir pazara nasıl girileceğinin belirlenmesi, alınması gereken en önemli kararlar arasındadır. Giriş şekli seçilirken ihracatçı, ihraç pazarında talep edilen hizmet düzeyinin, tarifeler ve nakliyenin, marka bilincinin ve rekabet avantajının iç pazardakiler benzeyip benzemediğini göz önünde bulundurmalıdır. Pazara giriş esas itibarıyla iki şekilde mümkün olmaktadır: Doğrudan (direkt) ihracat ve dolaylı (endirekt) ihracat.
1.2.1. Doğrudan İhracat: Doğrudan ihracatta ihracatçı, hiçbir aracı kullanmayarak tüm ihracat işlemlerini kendisi yapar. Doğal olarak, doğrudan ihracatta ithalatçının bulunmasından ödemenin alınmasına kadarki tüm sorumluluk da ihracatçıya aittir. Doğrudan ihracat yapmak için, şirketin yurt içi satış kısmından bağımsız bir ihracat departmanı oluşturması gerekir. Doğrudan ihracatın çeşitli faydaları bulunmaktadır. Bunlar aşağıda sıralanmıştır:
- Şirket tüm ihracat aşamalarını kontrol edebilmektedir.
- Aracıları bertaraf ederek kâr marjını artırmaktadır.
- Şirket alıcısıyla daha yakın ilişkiler kurabilmektedir.
1.2.2. Dolaylı İhracat: İhracat yapmak isteyen, ancak gerekli personel ve kaynağı olmayan şirketler, komisyoncular, acenteler, SDŞ (Sektörel Dış Ticaret Şirketleri), DTŞ (Dış Ticaret Şirketleri), lokal alım ofisleri vasıtasıyla ihracat yapabilir. Bunların değişik ülkelere ihracat konusunda gerekli deneyimleri ve altyapıları mevcuttur.
Dolaylı ihracatın çeşitli avantajları vardır. Bunlar:
- Bir firma ihracatın teknik ve hukuki yönlerini öğrenme yerine üretim konusunda yoğunlaşabilmektedir.
- Firma, aracının bu alandaki deneyimlerinden faydalanmaktadır.
Dolaylı ihracatın dezavantajları ise:
- Hırslı bir temsilciniz varsa mal üzerindeki kontrolünüzü kaybetme riski vardır
- Bazı aracıların ihracatçılarla ilgili farklı emelleri olabilir.
1.2.3. Ortak Yatırım (Joint Venture): İhracatçı firma ile ithalatçı firma arasındaki hisse, teknoloji transferi, yatırım, üretim ve pazarlama alanlarından biri veya birkaçının söz konusu olduğu bir ortaklık anlaşmasıdır. Bu ortaklık anlaşması, performans, yükümlülüklerin sınırları, kârın paylaşımı ile birlikte pazarlama anlaşmalarındaki sorumlulukları belirlemektedir. Bu tip anlaşmalar maliyeti yaymakta, riski azaltmakta, pazar hakkındaki bilgi ve detayları öğrenmeye olanak sağlamakta ve böylece pazara girişi kolaylaştırmaktadır.
1.2.4. Lisans Anlaşmaları (Licensing): Bir firma sahip olduğu teknolojik know-how, tasarım ve fikrî mülkiyet hakkını, bir sözleşmeye bağlı olarak yabancı bir firmaya, bir ödeme şekli veya telif karşılığında devredebilir. Lisans anlaşmaları yabancı pazarlara hızlı bir girişe imkân sağlamaktadır. Sermaye yatırımına izin verilmekte ve bunun karşılığı genellikle hızla geri alınmaktadır. Ancak, lisans anlaşmaları üretim ve pazarlamadaki kontrolün kaybolmasını ve eğer anlaşma da yasaklanmamışsa istemeyerek de olsa teknolojik know-how'ın lisans kullanıcısı tarafından paylaşılmasını beraberinde getirmektedir.
Yerinde (off-shore) üretim: Bir firmanın, taşıma maliyetlerini azaltarak yasaklayıcı tarifelerden kaçınmak, düşük işçilik ve girdi maliyetlerinden yararlanmak ve devlet teşviklerinden faydalanmak için hedef pazarda bir yer tesis ederek imalat yapmasıdır.
Dış Ticaretin Tanımı - Döviz - Kambiyo - Gümrük - Döviz Alım Belgesi
1. Dış Ticaret: Ticaret, üretilen mal ve hizmetlerin belirli bir ücret karşılığı son kullanıcılara ulaştırılmasını sağlayan alım-satım faaliyetlerinin tümüdür. Ticaret genel olarak, iç ve dış ticaret olmak üzere ikiye ayrılır.
Dış Ticaret, malların ve sermayenin ulusal sınırların dışına akışıyla ilgilidir. Dış ticaret alım satım işlemlerinin teslimi açısından ithalat ve ihracat olmak üzere iki şekilde gerçekleşir. Ülke ekonomisinin kalkınmasında ihracat önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle ülkelerde ihracatın artırılması, ithalatın azaltılması önemli hedefler arasındadır. Ülekelerin bu hedeflere ulaşmak için aldıkları kararlar ve tedbirler dış dış ticaret politikasını oluşturur.
Dış ticaret politikası açısından bir devletin dış ticaretini etkileyebilecek unsurların başlıcaları yasaklar, gümrük resmi, ticaret antlaşmaları, primler, sübvansiyonlar ve idari korumacılık olarak sınıflandırılabilir. Bunlardan yasaklar, ithalat ve ihracat yasaklarıyla transit geçiş yasakları şeklinde bir ayırıma tabi tutulurken; gümrük resmi de aynı şekilde ithalat, ihracat ve transit ticarette uygulananlar olarak üçe ayrılmaktadır.
Dış ticaretle ilgili kavramlar aşağıda belirtilmiştir.
1.1. Döviz: Uluslararası ödemelerde geçerli olan, yabancı paralar, para işlevi gören her türlü bono, çek, poliçe, kredi mektubu, havale ve benzeri varlıkların tümü. Nakit şeklinde olan eldeki paraya "efektif", nakde dönüştürülebilir herhangi bir araç şeklinde olanlara(banka havalesi, ödeme emri, döviz poliçeleri, mevduat sertifikaları, seyahat çekleri vb.) da "döviz" adı verilmektedir.
Döviz, çeşitli şekillerde ifade edilebilen bir kelimedir. Türk Parasını Koruma Kanunu, dövizi efektif dahil, yabancı parayla ödemeyi sağlayan her türlü hesap, belge ve araç olarak ifade etmektedir.
1.2. Kambiyo: Kambiyo, para ya da para yerine geçen belgelerin değiştirilmesi işlemidir. Kambiyo senetleri ise, karşılığı yabancı para ile ödenmek üzere düzenlenen ve uluslararası ticarette kullanılan senetlerdir. Para alım ve satımı ile ilgili işlemleri kapsar. Kambiyo senedi ise kıymetli evrakın tüm özelliklerini taşıyan ve uygulamada en yaygın olarak kullanılan kıymetli evrak çeşididir. Kanunen emre yazılı olarak düzenlenen, içerdikleri hak bakımından mutlaka bir para alacağını konu edinen, ekonomik alanda çok işlem ve etki gören önemlerinden dolayı Türk Ticaret Kanunu'nda özel olarak düzenlenmiştir.
Kambiyo, nakit para veya para yerine geçen her türlü araç ve senetlerin alım ve satımı iken millî para ve yabancı paraların dolaşımına ilişkin olarak kambiyo ise; para yerine geçen ve ödeme aracı olarak kullanılabilen her türlü bono, çek, poliçe ve diğer menkul kıymetler anlamında da tanımlanabilir.
Kambiyo Mevzuatı: Para ve diğer menkul kıymetler ile maden ve taşların iç piyasada tedavülü ve ülkeden ihraç veya ülkeye ithaline ilişkin usul ve esasları düzenleyen hukuki metinler bütününe kambiyo Mevzuatı denilir.
FOB (Free On Board): Malların belirtilen yükleme limanında gemi bordasına aktarılmasıyla satıcının teslim yükümlülüğünün yerine getirildiği anlamına gelir.
CIF (Cost, Insurance, Freight): Satıcının, mal bedeli ve navlunun yanı sıra taşıma sırasında malların kayıp ve hasar riskine karşı deniz sigortası sağlama yükümlülüğü olduğu anlamına gelir.
CFR (Cost And Freight): İşleme konu olan malların, belirlenen varış yerine kadar taşınması için gerekli olan masrafları ve navlun bedelini satıcının ödemesi anlamına gelir.
Konvertibl Dövizler: Uluslararası para piyasalarında bütün ülkelerce kabul gören ve bu sebeple bir diğer ülke parasına serbestçe çevrilebilme imkânına sahip dövizlerdir.
Döviz Alım Belgesi (DAB): İhracat bedellerinin ve ihracatçının bankası tarafından talep edilen banka komisyonlarının alışı yapılırken düzenlenen belgeye denir.
Döviz Satım Belgesi (DSB): Dışarıya ödenen ithalat bedelleri, aracı komisyoncunun komisyonları, yurt içindeki bankanın yurt dışındaki muhabir şubelerinin talep ettiği komisyonlar vb. için düzenlenen belgeye denir.
Döviz Tevdiat Hesabı (DTH): Gerek yurt dışında gerek yurt içinde yerleşik gerçek veya tüzel kişilerin serbest tasarruflarında bulunan döviz veya efektifler banka veya özel finans kurumlarında açtırdıkları tevdiat hesaplarıdır. Bu hesaplardaki dövizlerin kullanımı serbesttir.
1.3. Gümrük: Bir ülkenin giriş ve çıkışında ticari hareketlerin denetim ve gözetiminin yapıldığı yer olarak tanımlanır. Diğer bir tanımla da yurt dışına gidiş veya yurt dışından dönüş sırasında gümrük işlemlerinin yapıldığı yerdir. Gümrük işlemlerinin en önemli bölümünü dış ticaret işlemlerini yapan işletmeleri ilgilendiren aşağıdaki bölümleri önem kazanmaktadır.
Gümrük tarifesi: Dış ekonomi politikasının en eski ve en çok kullanılan araçlarından biridir. Tanımda gümrük, belli bir malın gümrük sınırını geçişinde ödenen vergi ve harçlardır. Tarife ise, uluslararası ticarete konu olan bütün mallara uygulanan vergileri belirleyen listelerdir. Gümrük vergileri, gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte olan gümrük tarifesine göre hesaplanır.
Eşyanın gümrük kıymet: Eşyanın gümrük kıymeti, gümrük tarifesinin ve eşya ticaretine ilişkin belirli konularda getirilen tarife dışı düzenlemelerin uygulanması amacıyla Gümrük Kanunu ile Gümrük Yönetmeliği'nde yer alan hükümler çerçevesinde belirlenen kıymettir. İthal eşyasının gümrük kıymeti deyimi, ithal eşyası üzerinden advalorem sisteme göre gümrük vergisinin hesaplanmasına esas teşkil edecek eşya kıymetini belirtir.
Hazine İşlemi Nedir - Hazine İşlemi Tanımı - Bütçe Denetimi - İç Denetim - Dış Denetim
12. Hazine İşlemleri: Bütçenin uygulanması bir taraftan gelirlerin toplanması, diğer taraftan harcama yapılması demektir. Bu iki işlemin birlikte yürütülebilmesi ve gelirlerle giderler arasında yer ve zaman bakımından uyum sağlanması için yapılan işlemlere hazine işlemleri denir. Hazine işlemlerini hazine yapar. Hazine, bütçenin gelirlerini toplayarak bunları muhafaza etmek, bunları işletmek, gerekirse borç para bularak bütçenin giderlerinin gereken yerde ve zamanda ödenmesini sağlamakla görevli soyut bir kasadır.
Bütçede özellikle gelir gider denkliğinin sağlanmasında ve bütçenin sağlıklı uygulanmasında hazinenin önemli bir görevi vardır. O halde hazine, bütçenin uygulamasında vazgeçilmez bir araçtır. Hazine işlemleri; yer bakımından hazine işlemleri, zaman bakımından hazine işlemleri olmak üzere ikiye ayrılır.
Yer bakımından hazine işlemleri, kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmesinde bölgeler arası ortaya çıkan mali uyumsuzlukları gidermeye yöneliktir. Bir bölgede gelirler, giderlere göre az ise ve bu nedenle ödeme zorluğu çekiyorsa geliri giderine göre fazla olan yerden bu bölgeye T.C. Merkez Bankası ve T.C. Ziraat Bankası gibi bankalar aracılığıyla gelir transferi yapılır. Böylece ödeme güçlüğü ortadan kaldırılmış olur.1931 yılında bütün para nakil işleri T.C. Merkez Bankasınca yapılmaya başlandı. Halen devletin bütün gelirleri, esas itibariyle Merkez Bankasında toplanmakta ve ödemeler buradan yapılmaktadır.
Zaman bakımından hazine işlemleri, kamu gelirlerinin giderlere uyumlu olarak toplanamadığı zamanlarda yapılan işlemlerdir. Gelirlerin toplanamadığı dönemlerde yapılan kamu harcamalarının finansmanını sağlamak için hazine, bazı borç kaynaklarına başvurur. Kısa vadeli ya da dalgalı borç olarak da isimlendirebileceğimiz bu borç kaynakları şunlardır; Merkez Bankası avansları, adi emanetler ve hazine bonosu.
Merkez Bankası avansları, hazinenin gelir gider uyumsuzluğunu gidermek için alınan kısa vadeli borçlardır. 1211 sayılı T.C. Merkez Bankası Kanunu'nun 50. madde hükmüne göre cari yıl genel bütçesi ödenek toplamının %l5'ini geçmemek üzere Merkez Bankası, hazineye kısa vadeli avans hesabı açar. Böylece hazine, devlet gelirlerinin düşük olduğu zamanlarda gerekli harcamaları yapabilir. Gelirlerin fazlalaştığı dönemde ise aldığı borcu Merkez Bankasına geri öder. Borcun ödenmesi, aynı bütçe yılı içerisinde olmalıdır. Uygulamada, özellikle açıkla kapanan bütçelerde, zamanında geri ödeme yapılamadığı için Merkez Bankasından alınan bu kısa vadeli borç, uzun vadeli borç hâline gelmekte; üstelik enflasyon gibi ekonomik sorunlara da neden olmaktadır. 1211 sayılı Kanun'un 53. maddesine göre hazine, altın vererek de karşılığında Merkez Bankasından avans alabilir. Emanet paralar, kanuni zorunluluklar nedeniyle gerçek veya tüzel kişilerce Hazineye yatırılan paralardır. Teminat akçeleri, depozitolar, hakemlik ve bilirkişi ücretleri emanet paralara birer örnektir. Emanet paralar, hazine tarafından gelir ihtiyacını karşılamak için kullanılır ve faiz hesaplanmaz.
13. Bütçe Denetimi: Mali yıl içinde devlet gelirlerinin toplanması ve harcamaların yapılması sırasında bütçe denetimi yapıldığı gibi bütçe yılı bittikten sonra toplanan gelirlerin ve yapılan giderlerin kanunlara ve bütçeye uygunlukları araştırılmaktadır. Türkiye'de bütçe denetimi iç ve dış denetim olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
13.1. İç denetim: İç denetim, kamu idaresinin çalışmalarına değer katmak ve geliştirmek için kaynakların ekonomiklik, etkililik ve verimlilik esaslarına göre yönetilip yönetilmediğini değerlendirmek ve rehberlik yapmak amacıyla yapılan bağımsız nesnel güvence sağlama ve danışmanlık faaliyetidir. Bu faaliyetler, idarelerin yönetim ve kontrol yapıları ile mali işlemlerinin risk yönetimi, yönetim ve kontrol süreçlerinin etkinliğini değerlendirmek ve geliştirmek yönünde sistematik, sürekli ve disiplinli bir yaklaşımla ve genel kabul görmüş standartlara uygun olarak gerçekleştirilir. İç denetim, iç denetçiler tarafından yapılır. Kamu idarelerinin yapısı ve personel sayısı dikkate alınmak suretiyle, İç Denetim Koordinasyon Kurulunun uygun görüşü üzerine, doğrudan üst yöneticiye bağlı iç denetim birimi başkanlıkları kurulabilir. İç denetim aşağıdaki birimlerden oluşur:
- Harcama birimleri; Harcama birimlerinde işlemlerin gerçekleştirilmesi aşamasında yapılacak asgari kontroller, mali hizmetler birimi tarafından ön mali kontrole tabi tutulacak mali karar ve işlemlerin usül ve esasları ile ön mali kontrole ilişkin standart ve yöntemler Maliye Bakanlığınca belirlenir. Kamu idareleri, bu standart ve yöntemlere aykırı olmamak şartıyla bu konuda düzenleme yapabilir.
- Muhasebe; Muhasebe hizmeti, gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm mali işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir. Bu işlemleri yürütenler muhasebe yetkilisidir. Memuriyet kadro ve unvanlarının muhasebe yetkilisi niteliğine etkisi yoktur. Muhasebe yetkilisi adına ve hesabına para ve parayla ifade edilebilen değerleri geçici olarak almaya, vermeye ve göndermeye yetkili olanlar muhasebe mutemedidir. Muhasebe mutemetleri doğrudan muhasebe yetkilisine karşı sorumludur.
- Malihizmetler; Alım, satım, yapım, kiralama, kiraya verme, bakım-onarım ve benzeri malî işlemlerden; idarenin tamamını ilgilendirenler destek hizmetlerini yürüten birim, sadece harcama birimlerini ilgilendirenler ise harcama birimleri tarafından gerçekleştirilir.
- Ön mali kontrol: Ön mali kontrol, harcama birimlerinde işlemlerin gerçekleştirilmesi aşamasında yapılan kontroller ile mali hizmetler birimi tarafından yapılan kontrolleri kapsar. Ön mali kontrol süreci, mali karar ve işlemlerin hazırlanması, yüklenmeye girişilmesi, iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesi ve belgelendirilmesinden oluşur.
13.2. Dış Denetim (Sayıştay denetimi): Sayıştay tarafından yapılacak harcama sonrası dış denetimin amacı, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde, yönetimin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin; kanunlara, kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlanmasıdır. Dış denetim sırasında, kamu idarelerinin iç denetçileri tarafından düzenlenen raporlar, talep edilmesi halinde Sayıştay denetçilerinin bilgisine sunulur.
Yargı denetiminin ağırlık noktası, sayman hesapları üzerinedir. Saymanlar, kendi dönemlerine ait hesapları mali yılı izleyen yedi ay içinde Sayıştaya göndermek zorundadır. Bu hesapları önce denetçiler inceler. İlgililerin savunmaları alınarak rapor düzenlenir. Bunlar Birinci Başkanlığa sunulur ve yargılanmak üzere dairelere gönderilir. Daire üyelerine dağıtılır. Bunları üyeler inceler ve Daire Başkanı'na geri verirler. Sonra da hesapların yargılanmasına geçilir. Yargılama sonunda beraat, tazmin veya zimmet kararı verilebilir.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın denetlenmesi: TBMM tarafından bütçenin uygulanmasından sonra yapılmaktadır. Sayıştay'ın üç ayda bir bütçe uygulanması hakkında TBMM'ye rapor vermesi, hükümetin de her bütçe için uygulamadan sonra bir Kesin Hesap Kanun Tasarısı hazırlayıp TBMM' ye sunması gerekir. Kesin Hesap Kanun Tasarısı, ilgili olduğu yıl içinde elde edilen gelirler ve giderlerin gerçekleşmiş tutarını gösterir. Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan ve ilgili mali yılın bitiminden itibaren bir yıl içinde TBMM' ye verilmesi zorunlu olan Kesin Hesap Kanun Tasarısına Sayıştay'ca hazırlanacak Genel Uygunluk Bildiriminin eklenmesi gerekir. TBMM Kesin Hesap Kanun Tasarısını onaylamakla hükümeti aklamış olur.
Vergi Gelirleri - Sosyal Güvenlik Gelirleri - Teşebbüs Ve Mülkiyet Gelirleri - Giderlerin Yapılması - Gelirlerin Toplanması
11. Bütçenin Uygulanması: Bütçenin hazırlanması ve kanunlaşması aşamalarından sonra bütçenin uygulama aşaması başlamaktadır. Bütçe, hükümet tarafından uygulanır. Görevli kuruluş ise Maliye Bakanlığıdır. Bütçenin uygulamaya girmesiyle faaliyetlerin yürütülebilmesi için gelirler toplanacak giderler ödenebilecektir. Bütçenin uygulanmasında iki yol takip edilir:
- Gelirlerin toplanması
- Giderlerin yapılması
11.1. Gelirlerin Toplanması: Gelirlerin toplanmasında aşağıdaki ilkelere uyulur:
- Maliye Bakanlığı, gelir politikaları ve uygulamaları konusunda ilkelerini, amaçlarını, stratejilerini ve taahhütlerini her mali yıl başında kamuoyuna duyurur.;
- Mükellef ve sorumlulara vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerini kolayca yerine getirebilmeleri için gerekli hizmetler sağlanır.
- Mükellef ve sorumluların vergiye uyumu teşvik edilir.
- Hakların korunması ve yükümlülükler konusunda mükelleflerin bilgilendirilmesi için ilgili idareler tarafından gerekli önlemler alınır.
Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, işlemlerin eksiksiz yapılmasından sorumludur. Yeni hazırlanan analitik bütçe sınıflandırmasına göre gelir kodları aşağıdaki gibidir:
01 - Vergi Gelirleri: Vergiler Devletin; kamu otoritesine dayanarak ve kamu amaçları için, zorunlu, karşılıksız ve geri ödemesiz olarak yaptığı tahsilatlarını içermektedir. Vergi gelirleri, vergilerden alınan cezalarla birlikte, cezaların ödenmemesinden veya geç ödenmesinden doğan faiz ve cezaları da kapsar. Ancak, yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar uygulama problemleri nedeniyle vergilere ilişkin cezalar ve faizler ayrı bölümlerde izlenecektir.
02 - Sosyal güvenlik gelirleri: Sosyal güvenlik gelirlerinin alt detay kodlaması, gelirin ekonomik sınıflandırma listesinde yer almakla birlikte, 31/5/2006 tarihli 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri çerçevesinde bütçe görüşmelerinde revize edilerek değiştirilecektir.
03 - Teşebbüs ve mülkiyet gelirleri: Bu bölüm, Devletin sahip olduğu mülklerden, teşebbüslerden, mali ya da gayri maddi aktiflerden sağlanan gelirlerden, idarelerin sundukları belirli hizmetler karşılığında tahsil ettikleri gelirlerden, malların kullanma veya faaliyette bulunma izni karşılığı tahsil edilen gelirlerden, mal satış (sermayeye dahil olması gerekenler hariç) gelirlerinden, KİT ve kamu bankaları gelirlerinden, kira gelirlerinden ve bunun gibi diğer gelirlerden oluşur.
04 - Alınan bağış ve yardımlar ile özel gelirler: Alınan bağış ve yardımlar, karşılıksız, geri ödemesiz ve zorunluluk esasına dayanmayan tahsilatları kapsar. Alınan bağış ve yardımların kredilerden farkı belirli bir vade sonunda geri ödeme yükümlülüğü getirmemesidir. Ayni olarak edinilenler bütçe geliri olarak kaydedilmeyecektir. Ayrıca, Genel bütçe kapsamındaki idarelerin kamu görevi ve hizmeti dışında ilgili mevzuatında belirtilen faaliyetlerden sağlanarak aynı mevzuatla belirlenen hizmetlerde kullanılmak üzere tahsis edilen ve bütçelerinde karşılığı "6-Özel ödenekler" finansman tipi kodla gösterilen kaynaklar bu bölümde "04.6 Özel Gelirler" başlığı altında izlenecektir.
05 - Diğer gelirler: Faiz gelirleri, kişi ve kurumlardan alınan paylar, para cezaları, diğer çeşitli gelirlerden oluşur.
06 - Sermaye gelirleri: Devleti sahip olduğu sabit sermaye varlıklarının, stokların, arsa, arazi ve gayri maddi varlıkların satışından elde edilen gelirler sermaye geliri olarak bu ana bölümde sınıflandırılacaktır.
08 - Alacaklardan tahsilat: Devlet tarafından kamusal amaçlarla bir mali hakka ya da taahhüde dayalı olarak verilen krediler, alınan hisseler borç verme bölümüne kaydedilecek, öte yandan verilen bu borçlara karşılık daha sonra Devlete yapılan geri ödemeler, satılan hisselerinden elde edilen gelirler ise bu bölüme dahil edilecektir. Verilen borçlar harcamalar bölümde sınıflandırılırken geri ödemeler ise gelirler bölümüne dahil edilecektir. Bu kapsamda, ikraz ve tavizlerden geri tahsil edilen tutarlar da (sadece anapara) bu bölüme kaydedilecektir.
09 - Red ve iadeler (-): Analitik bütçe sınıflandırmasının program bütçe sınıflandırmasından ayrıldığı önemli noktalardan birisi de red ve iadeler bölümüdür. Program bütçede red ve iadeler için bütçede ödenek bulundurulur ve yapılan red ve iadeler bütçeye gider kaydedilirdi. Ancak, bu ödemeler niteliği itibariyle gider kabul edilebilecek ödemeler olmadığından bütçelerde bu ödemeler için ödenek tahsis edilmeyecek ve iadesi gereken tutarlar muhasebe sisteminden yapılacaktır.
11.2. Giderlerin Yapılması: Bütçelerden bir giderin yapılabilmesi için iş, mal veya hizmetin belirlenmiş usul ve esaslara uygun olarak alındığının veya gerçekleştirildiğinin, görevlendirilmiş kişi veya komisyonlarca onaylanması ve gerçekleştirme belgelerinin düzenlenmiş olması gerekir. Giderlerin gerçekleştirilmesi; harcama yetkililerince belirlenen görevli tarafından düzenlenen ödeme emri belgesinin harcama yetkilisince imzalanması ve tutarın hak sahibine ödenmesiyle tamamlanır. Elektronik ortamda oluşturulan ortak bir veri tabanından yararlanmak suretiyle yapılacak harcamalarda, veri giriş işlemleri gerçekleştirme görevi sayılır. Gerçekleştirme görevlileri, bu Kanun çerçevesinde yapmaları gereken iş ve işlemlerden sorumludurlar.
Ödeme belgelerinin şekil ve türleri; kamu borç yönetimine ilişkin olanlarda Hazine Müsteşarlığının uygun görüşünün alınması kaydıyla, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri için Maliye Bakanlığınca, mahallî idareler için İçişleri Bakanlığınca, sosyal güvenlik kurumları için de bağlı veya ilgili oldukları bakanlıklar tarafından, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir. Analitik bütçe sınıflandırması birinci düzey gider kodları şöyledir:
01 - Personel giderleri: Bu bölüm, kamu personeli ile kamu personeli olmasa bile bunlar gibi çalıştırılan veya hizmetinden faydalanılan kişilere veya diğerlerine bordroya dayalı olarak nakden yapılan ödemeleri kapsar.
02 - Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri: Sosyal güvenlik kurumlarına ait devletin sağladığı primlerden oluşan giderlerdir.
03- Mal ve hizmet alım giderleri: Faturalı olarak veya ilgili mevzuatına uygun şekilde belgelendirilerek alınan mal ve hizmet bedellerini kapsayacaktır. Devletin karşılığında herhangi bir mal veya hizmet almadığı karşılıksız ödemeler ile sermaye giderleri kapsam dışındadır. Bu bölüm, büro malzemesi alımları, kira, yakıt, elektrik ödemeleri ile parasal limitlere bakılmaksızın rutin bakım-onarım ödemelerini, telefon vb. haberleşme giderlerini, yolluk giderlerini, taşıma giderlerini, düşük değerli veya bir yıldan az kullanım ömrü olan ekipmanlar için yapılan ödemeler ile çeşitleri ve açıklamaları ekli listelerde ve bu rehberin ilerleyen bölümlerinde ifade edilen benzeri giderleri kapsar.
04 - Faiz giderleri: Faiz, ödünç alınan paranın kullanımı karşılığında yapılan ödeme olarak tanımlanır. Bu itibarla, faiz ödemeleri finansman bölümünde sınıflandırılan borç alınan paranın anapara geri ödemesinden ve borçlanma için ödenen komisyon ve ihraç giderlerinden ayrılır.
05 - Cari transferler: Sermaye birikimi hedeflemeyen ve cari nitelikli mal ve hizmet alımını finanse etmek amacıyla karşılıksız olarak yapılan ödemelerdir. Transferler kimin yararlandığına göre değil kime ödendiğine göre sınıflandırılmalıdır.
06 - Sermaye giderleri: Sermaye harcamaları, sabit sermaye edinimleri, gayrimenkuller ya da gayri maddi aktiflerin edinimi için yapılan ve Devlet mal varlığını artıran ödemelerdir. Ayrıca, taşınmaz mal yapımı ile bakım-onarımının gerektirdiği yıkım ve enkaz temizleme işleri de bu kapsamda değerlendirilecektir. Bu ödemeler, her yıl bütçe kanunlarıyla belirlenecek asgari limitin üzerinde olmalıdır ve kullanım ömürleri bir yıl veya daha uzun olmalıdır.
07 - Sermaye transferleri: Bütçe dışına sermaye birikimi amaçlayan veya sermaye nitelikli mal ve hizmetlerin finansmanı amacıyla yapılan karşılıksız ödemelerdir. Transferin cari nitelikli mi yoksa sermaye nitelikli mi olduğunu belirlemek için cari harcama - sermaye harcaması ayrımında kullanılan kriterler dikkate alınmalıdır.
08 - Borç verme: Bir mali hakka dayanan veya Devletin teşebbüs mülkiyetinde hisse (sermaye) katılımına neden olan ve likidite yönetimi veya kazanç sağlama amaçları dışında kamusal amaçlarla yapılan ödemeleri kapsar. Devletin verdiği borçların geri ödenmesinden (diğer bir ifadeyle borçların tahsilatından) veya Devletin elindeki hisselerin satışından elde edilen gelirler ise verilen borçlardan düşülerek kaydedilmeyecek, gayrisafilik prensibine göre "gelirlerin ekonomik sınıflandırması" bölümünde ayrı olarak izlenecektir.
09 - Yedek ödenekler: Bütçede başlangıçta öngörülemeyen hizmetlerin karşılığı olmak üzere veya yıl içi gelişmeler neticesinde yapılan tahminlerde sapmalar olması ihtimaline karşılık hizmetleri aksatmamak amacıyla ihtiyat olarak ayrılan ödeneklerdir. Merkezi yönetim bütçesi için sadece Maliye Bakanlığı bütçesinde yer almaktadır. Merkezi yönetim bütçesinin dışında kalan idareler ise kendi bütçeleri içinde yedek ödeneklere yer verebileceklerdir.
Bütçenin Uygulanması - Gelirlerin Toplanması
10. Bütçe Takvimi: Ülkemizde bütçe hazırlanırken uyulması gereken sürelere bütçe takvimi denir. Hazırlama aşamasından belirtilen sürelere uyulması gerekir. Yapılacak çalışmalar sırasıyla:
10.1. Orta vadeli programın bakanlar kurulunca kabul edilmesi (mayıs sonu): Merkezî yönetim bütçesinin hazırlanma süreci, Bakanlar Kurulunun Mayıs ayının sonuna kadar toplanarak kalkınma planları, stratejik planlar ve genel ekonomik koşulların gerekleri doğrultusunda makro politikaları, ilkeleri, hedef ve gösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükleri de kapsayacak şekilde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca hazırlanan orta vadeli programı kabul etmesiyle başlar. Orta vadeli program, aynı süre içinde Resmî Gazetede yayımlanır. Örneğin; Maliye Bakanlığı, 2008-2010 dönemi için bütçe çağrısında bulunmuştur. Yeni bütçede de faiz dışı fazla vermenin öncelikli hedef olduğu belirtilerek, eğitim, sağlık, Ar-Ge ve sosyal nitelikteki harcamalara daha fazla önem verileceği vurgulanmıştır. Ayrıca Bütçe çağrısında, gelecek iki yılda tarımsal desteklemelerin devam edeceği, verginin tabana yayılacağı, performans esaslı bütçenin yaygınlaştırılacağı, gelir dağılımın iyileştirileceği hedeflenmiştir.
10.2. Orta vadeli mali planının yüksek planlama kurulunca kabul edilmesi (15 Haziran): Maliye Bakanlığı, merkezî yönetim bütçe kanunu tasarısının hazırlanmasından ve bu amaçla ilgili kamu idareleri arasında koordinasyonun sağlanmasından sorumludur. Orta vadeli program ile uyumlu olmak üzere, gelecek üç yıla ilişkin toplam gelir ve gider tahminleri ile birlikte hedef açık ve borçlanma durumu ile kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını içeren ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan orta vadeli malî plan, Haziran ayının onbeşine kadar Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır ve Resmî Gazetede yayımlanır.
10.3. Bütçe çağrısı ve eki bütçe hazırlama rehberi ile yatırım genelgesi ve eki yatırım programı hazırlama rehberinin yayımlanması (Haziran sonu): Maliye Bakanlığı, merkezî yönetim bütçe kanunu tasarısının hazırlanmasından ve bu amaçla ilgili kamu idareleri arasında koordinasyonun sağlanmasından sorumludur. Bu doğrultuda, kamu idarelerinin bütçe tekliflerini ve yatırım programını hazırlama sürecini yönlendirmek üzere; Bütçe Çağrısı ve eki Bütçe Hazırlama Rehberi Maliye Bakanlığınca, Yatırım Genelgesi ve eki Yatırım Programı Hazırlama Rehberi ise Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca hazırlanarak Haziran ayının sonuna kadar Resmî Gazetede yayımlanır.
10.4. Ödenek tekliflerinin gönderilmesi (Temmuz sonu): Maliye Bakanlığı, merkezî yönetim bütçe kanunu tasarısının hazırlanmasından ve bu amaçla ilgili kamu idareleri arasında koordinasyonun sağlanmasından sorumludur. Bütçe Hazırlama Rehberi ile Yatırım Programı Hazırlama Rehberi, bütçe tekliflerinin hazırlanmasına esas olmak üzere, kamu idarelerince uyulması gereken genel ilkeleri, nesnel ve ölçülebilir standartları, hesaplama yöntemlerini, bunlara ilişkin olarak kullanılacak cetvel ve tablo örneklerini ve diğer bilgileri içerir. Yükseköğretim kurumları dışında kalan özel bütçeli idareler ile düzenleyici ve denetleyici kurumlar son üç yıla ait bilanço, gelir tablosu ve yıl sonu kesin mizanı ile 2006 yılı altı aylık bilanço, gelir tablosu ve mizanını yeni yıllar için hazırlanan bütçe tekliflerine eklemeleri gerekmektedir.
10.5. Merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısının TBMM'ne sunulması (17 ekim): Bütçe Komisyonunun ellibeş gün içinde kabul edeceği metin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve malî yıl başına kadar karara bağlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, bütçe kanunu tasarılarının Genel Kurulda görüşülmesi sırasında, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar.
En geç aralık ayının ilk haftası sonunda Bütçe Kanun Tasarı Genel Kurula gönderilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, bütçe kanun tasarılarının Genel Kurulda görüşülmesi sırasında, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar. Bütçe Tasarısının Genel Kurulda görüşülmesi için yirmi günlük bir süre vardır. Bütçe komisyon raporuyla Genel Kurula sunulan genel ve katma bütçe kanun tasarıları, Genel Kurulda, Maliye Bakanının açılış konuşmasıyla Genel Kurul görüşmelerine açılır. Tasarının içindeki tüm maddeler onaylandıktan sonra bütçenin tümü açık oya sunulur.
10.6. Merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısının TBMM'nde görüşülmesi ve kanunlaşması (yıl sonuna kadar): Bütçenin tümü üzerinde yapılan açık oylama sonucu kabul ve red oyları sayılır. Kabul oyları toplamı, red oylarını aşarsa bütçe mecliste onaylanmış olur. Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan Bütçe Kanunu, Resmi Gazete'de yayımlanarak 1 Ocak tarihinde yürürlüğe girer. Anayasanın 89. maddesine göre Cumhurbaşkanı'nın Bütçe Kanunu'nu veto (kabul etmeme, çevirme) hakkı yoktur.
Yasama organının bütçeyi kabulü olabildiği gibi reddetmesi de söz konusudur. Bütçenin yürütme organının gelirleri toplamasına, giderleri yapmasına yetki ve izin veren bir kanun olması red kararının önemini büyük ölçüde artırır. Eğer bütçe reddedilirse "geçici bütçe" uygulaması ile devlet faaliyetleri devam ettirilir. Olağanüstü durumlarda da geçici bütçe uygulaması yoluna gidilir. Geçici bütçeye başvurma nedenleri şu şekilde sıralanabilir:
- Süresinde kanunlaşamayan bütçeler, mali yıla yetişemeyebilir.
- Yasama organı, bütçeyi reddedebilir.
- Seçim takvimi ile bütçe takvimi birbirine uymayabilir.
Geçici bütçe, yıllık bütçe kabul edilip uygulamaya konuluncaya kadar belirli bir süre ile sınırlı olmak üzere gelirlerin toplanması ve giderlerin yapılmasına yetki ve izin veren bir kanundur. Geçici bütçe kanunu ile hükümete belli bir süre için gelirleri toplamasına devam etme izni verilmekte; giderlerle ilgili olarak da harcama birimlerine geçen yıl bütçe üzerinden toptan ödenek verilmesi yoluna gidilmektedir. Genellikle geçici bütçeler bir aylık yapıldığı için bunlara "onikide bir bütçe" de denilmektedir. Böylece geçici bütçeler ya geçmiş bütçenin onikide bir tutarına veya toplam bir tutar hâlinde ödenek verir ve gelirlerin toplanmasına devam edileceğini belirtir.
11. Bütçenin Uygulanması: Bütçenin hazırlanması ve kanunlaşması aşamalarından sonra bütçenin uygulama aşaması başlamaktadır. Bütçe, hükümet tarafından uygulanır. Görevli kuruluş ise Maliye Bakanlığıdır. Bütçenin uygulamaya girmesiyle faaliyetlerin yürütülebilmesi için gelirler toplanacak giderler ödenebilecektir. Bütçenin uygulanmasında iki yol takip edilir:
- Gelirlerin toplanması
- Giderlerin yapılması
11.1. Gelirlerin Toplanması: Gelirlerin toplanmasında aşağıdaki ilkelere uyulur:
- Maliye Bakanlığı, gelir politikaları ve uygulamaları konusunda ilkelerini, amaçlarını, stratejilerini ve taahhütlerini her mali yıl başında kamuoyuna duyurur.;
- Mükellef ve sorumlulara vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerini kolayca yerine getirebilmeleri için gerekli hizmetler sağlanır.
- Mükellef ve sorumluların vergiye uyumu teşvik edilir.
- Hakların korunması ve yükümlülükler konusunda mükelleflerin bilgilendirilmesi için ilgili idareler tarafından gerekli önlemler alınır.
Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin gelirlerinin kanuni dayanakları bütçelerinde gösterilir. Bütçelerde yer alan gelirler, ilgili kanunlarında belirtilen usullere göre tarh, tahakkuk ve tahsil edilir. Genel bütçe gelirlerinin tarh, tahakkuk ve tahsili Maliye Bakanlığı veya tarh ve tahakkuka ilgili mevzuatına göre yetkili idareler tarafından yapılır.
Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, işlemlerin eksiksiz yapılmasından sorumludur.
Bütçe Çeşitleri - Performans Bütçe - Milli Bütçe - Program Bütçe - Denk Bütçe
4. Bütçenin Çeşitleri:
4.1. Performans bütçe: Devletin yüklendiği görevleri yerine getirebilmesi bakımından gerçekleştirdiği hizmetler ile bunların birim maliyetinin önem kazandığı bir bütçeleme sistemidir.
Mal ve hizmet üretimi yapmaya yönelik kamu kuruluşlarının faaliyet ve etkinliklerinin ölçülmesi bu bütçenin amacıdır. Ayrıca üretim maliyetinin düzeyi ile üretim miktarları arasındaki ilişkinin önemi söz konusudur. Gerçekleştirilecek görevlerin planlanması yapıldıktan sonra her bir hizmet biriminin alanına giren hizmetler belirlenmekte, ilgili programlar ve faaliyetler incelenmektedir. Faaliyetler sonucu yapılan nihai üretim ve belirli bir üretimin yapılabilmesi için katlanılması söz konusu maliyetin en aza indirilmesi, performans bütçenin esasını oluşturur.
4.2. Milli bütçe: Milli bütçe kavramı, kamu kesiminin ekonomide taşıdığı önem ve ağırlıktan kaynaklanmaktadır. Kamu ve özel sektör arasında kaynak dağılımın optimal (en uygun, elverişli, akılcı) bir şekilde sağlayabilmek ve toplumsal amaçlarla etkinlik yakalayabilmek amacıyla bu bütçeye başvurulur. Ekonomide toplam kaynakların ve harcamaların denkleştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu nedenle millî muhasebe kavramına dayanarak ekonomideki kaynakların belirlenmesine yarayan bir millî bütçe hazırlanması gerekir. Bu bütçe, planlı ve programlı bir bütçedir. Millî bütçe, iktisadi ve mali politikaya yön verecek bir bütçe türüdür.
4.3. Program bütçe: Kamu faaliyetlerinde verimin, tasarruf ve etkinliğin sağlanması bakımından önemli olan bu bütçe, sahip olunan olanakların mevcut alternatifler içerisinde en iyi şekilde kullanımını amaçlamaktadır. Böylece öngörülen amaçlara ulaşabilmek için maliyet-fayda analizleri yapılmak suretiyle kıt kaynakların, ihtiyaçların en etkin düzeyde karşılanmasına yönelik bir şekilde kullanımına çaba gösterilmektedir. Kamu hizmetlerinin en üst düzeyde yerine getirilmesi kamu giderlerinin etkinliği ve verimliliğin yükseltilmesi amacıyla bütçe kaynaklarının optimal düzeyde kullanılması program bütçenin temelini oluşturmaktadır. Genellikle bir yıllık süre için uygulanan bütçelerin devamlılık ve plan-programlar arasındaki koordinasyonunun sağlanması bakımından büyük önemi bulunmaktadır. Verimliliğin artırılması ve israflardan kaçınılması yanında ödenekler, harcama kalemlerine göre değil; planda belirtilen hedeflerin gerektirdiği hizmetler için ayrılmaktadır.
4.4. Telafi edici bütçe: Kamu harcamaları ile kamu gelirleri arasındaki geleneksel bağ sürdürülmekle birlikte geniş ölçüde ekonomik dengenin gerçekleştirilmesi için çaba gösterilmektedir. Devletin ekonomik hayata müdahalesinin gerekliliği düşüncesine dayanır. Bu bütçe görüşünde bütçe açıkları devam edebilir. Ekonomik hayatın gerektirdiği sürece devletin borçlanmaya başvurması gerekir. Çünkü şartlar daha fazla harcamayı gerektirirken gelirler azaldığında harcamalar artırılmazsa denklik düşüncesi olumsuz sonuçlar meydana getirir. Tam çalışma sağlanıncaya kadar devletin borçlanması gerekmektedir. Ancak devamlı artan borçların faiz ödemelerinin bütçede önemli bir meblağ tutacağı göz önünde bulundurularak borçlanma kontrollü bir şekilde yapılmalıdır.
4.5. Devri bütçe: Bu bütçede bütçe denkliği şart olarak görülmez. İktisadi faaliyetlerin daralma dönemlerinde bütçe açığı meydana gelir. Bu nedenle devlet harcamalarını artırarak talebi teşvik etmeli ve açığı kapatmaya çalışmalıdır. İktisadi faaliyetlerin genişleme döneminde ise bütçe fazla verir. Bu durumda faaliyetlerin daraltılması gerekir. Aksi hâlde daralma dönemindeki gelirlerdeki azalma, vergileri de artırır.
4.6. Denk bütçe: Bütçenin denk olması esastır. Yani kamu harcamaları, kamu gelirleriyle karşılanacak ve bütçe açık vermeyecektir. Kamu harcamalarında artış meydana geldiğinde kamu gelirleri de artırılarak harcamalar finanse edilmeli, borçlanmaya gidilmemelidir. Ancak olağanüstü hâllerde borçlanmaya gidilebilir. Bütçenin denkliğini bozan etkenler içinde devletin para basması, bütçe açıklarının borçlanma ile finanse edilmesi ve bütçe fazlalıkları gelmektedir. Kamu giderlerinin normal kamu gelirleriyle karşılanması gerekmektedir. Devletin ekonomiye müdahale etmemesi ve kamu hizmetlerinin sınırlı düzeyde kalması esastır.
4.7. İktisadi devlet teşekkülü (İDT) bütçeleri: İktisadi devlet teşekküllerinin teşebbüs niteliğinde olması nedeniyle bağımsız bütçeye ihtiyaçları vardır. İktisadi devlet teşekküllerinin idari görev yapan diğer devlet kuruluşlarından farklı olarak iktisadi faaliyetlerde bulunması ayrıca bir bütçe hazırlanmasını gerektirir. İktisadi devlet teşekküllerinin bütçesi özel hukuk hükümlerine tabidir. İktisadi devlet teşekküllerinin sermayesinin tamamı devlete aittir. Bunların ayrıca yatırım ve finansman bütçeleri hazırlanır. Bu nedenle İDT bütçeleri işletme bütçesi niteliği taşır. Yatırım ve finansman programlarını içerir. İDT bütçeleri; genel muhasebe kanununa, Devlet İhale Kanunu'na ve Sayıştay denetimine tabi değildir.
5. Devlet Bütçesi: Bütçe belli bir dönemdeki gelir ve gider tahminleri ile bunların uygulanmasına ilişkin hususları gösteren ve usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan belgedir. Devlet bütçesi, hükümetin bir yıllık programıdır. Bütçe yürütme organı tarafından hazırlanmaktadır. Kamu hizmetlerini ve bunların gerçekleştirilmesiyle ilgili imkânları en iyi bilen yürütme organı hükümettir. Hükümet, kendi programına göre uygun olarak kamu ihtiyaçlarını öncelik sırasına göre belirler ve bütçe ile amaçladığı kamu hizmetlerini gerçekleştirir.
Gelişmekte olan ülkelerde, hükümetlerin en büyük sorunu artan kamu hizmet sayısına rağmen kamu gelir kaynaklarını artıramamaktır. Hükümetler kamu hizmetleriyle ilgili program ve faaliyetlerine, politik, ekonomik, sosyal ve tarihi etkenlerle şekil verir. Burada önemli olan devlet giderleri ve gelirlerinin en iyi tahmini, giderler için en uygun gelir miktarının belirlenmesi, ayrılması ve bunların denetimidir.
6. Türkiye'de Kamu Bütçeleri: Ekonomide fiyat istikrarının sağlanması, gelir dağılımının düzeltilmesi, yatırımların teşvik edilmesi gibi hedeflerin gerçekleştirilmesinde kullanılan en önemli mali araçlardan biridir. Bütçe harcamalarının nitelikleri ve etkileri farklı olduğundan bütçenin etkin bir mali araç olarak kullanılabilmesi için harcamaların temel kriterlere göre sınıflandırılması gerekir. Yeni bütçe kanuna göre bütçe analitik olarak sınıflandırılmıştır.
Genel yönetim kapsamındaki idarelerin bütçeleri; merkezî yönetim bütçesi, sosyal güvenlik kurumları bütçeleri ve mahallî idareler bütçeleri olarak hazırlanır ve uygulanır. Kamu idarelerince bunlar dışında herhangi bir ad altında bütçe oluşturulamaz. Gelir ve giderlerin belirli bir sistematik içinde sınıflandırılması; aynı türdeki gelir ve giderlerin kolaylıkla toplanabilmesi; gelir ve gider açık istatistiklerine ulaşılabilmesi için de yeni bütçe kodlamaları geliştirilmiştir. Yeni bütçe kodlamasının getirdiği önemli yenilikler; detaylı bir kurumsal kodlamayla program sorunlarının tespitine imkan vermesi, mevcut bütçede var olmayan fonksiyonel sınıflandırmanın sağlanması, aynı kodlamanın konsolide bütçeli kuruluşlar dışındaki kuruluşlarda da uygulanabilir olması, uluslararası karşılaştırmalara imkan vermesi, ölçmeye ve analize elverişli olması olarak sıralanabilir. Bu özellikleri ve özellikle de analize elverişli istatistiki veriler üretmeye imkan vermesi nedenleriyle yeni bütçe kodlaması Analitik Bütçe Sınıflandırması olarak adlandırılmıştır.
Kamu bütçelerini pek çok şekilde sınıflandırmak mümkündür. Biz analitik bakımdan bütçeleri inceleyeceğiz. Analitik bütçe sınıflandırması; kurumsal sınıflandırma, fonksiyonel sınıflandırma, finansman tipi ve ekonomik sınıflandırma olmak üzere dört gruptan oluşmaktadır. Bunlar;
6.1. Kurumsal Sınıflandırma: Siyasi ya da bürokratik olarak yönetim yetkisi temel kriter kabul edilmiştir. Kurumsal sınıflandırmayla siyasi ve idari sorumluluğun belirlenmesi ve program sorumlularının tespiti hedeflenmektedir. Kurumsal sınıflandırma, dört düzeyli bir kod yapısından oluşmaktadır. Sınıflandırmanın birinci düzeyinde, bakanlıklar ve anayasal olarak eşdeğer idareler ile bütçe türleri itibariyle bir sınıflandırma yer almaktadır. İkinci düzeyde, birinci düzeyde tanımlanan yöneticilere karşı doğrudan sorumlu birimler; üçüncü düzeyde, ana hizmet birimleri gibi ikinci düzeye bağlı olan ve kurumsal politikanın uygulanmasından sorumlu olan birimler; dördüncü düzeyde ise, destek ve lojistik birimler ile politikaları uygulayan ve hizmetten yararlananlarla doğrudan muhatap olan birimler yer almaktadır. Dolayısıyla üçüncü ve dördüncü düzeyde kurumların teşkilatına ilişkin mevzuatına ve teşkilat şemasına uygun olarak sınıflandırılan idari birimler yer alacak ve bu birimler harcama yetkilisinin belirlenmesinde esas alınacaktır. Kurumsal sınıflandırmada teşkilat yasaları esas alınacaktır. Zorunlu haller dışında teşkilat yasalarında bulunmayan birimlere kodlamada yer verilmeyecektir.
6.2. Fonksiyonel Sınıflandırma: Fonksiyonel sınıflandırma, devlet faaliyetlerinin türünü göstermektedir. Devlet faaliyetlerinin ve bu faaliyetlere yönelik harcamaların zaman serileri boyunca izlenmesi ve uluslararası karşılaştırma imkanının elde edilmesi, fonksiyonel sınıflandırma ile mümkün olabilmektedir. Ayrıca, bütçe politikalarının oluşturulmasında sektörel ayrımların yapılabilmesi de bu sınıflandırmanın hedefleri arasındadır. Fonksiyonel sınıflandırma, dört düzeyli bir kod grubundan oluşmaktadır. Birinci düzey, Devlet faaliyetlerini on ana fonksiyonda gösterilmiş, ana fonksiyonlar, ikinci düzeyde alt fonksiyonlara bölünmüş, üçüncü düzey kodlar ise, nihai hizmetlere ayrılmıştır. Fonksiyonel sınıflandırmanın dördüncü düzeyi de, özel olarak izlemeyi gerektiren bazı kurumsal planlama ihtiyaçlarının karşılanması ve izlenmesi amacıyla yapıya dahil edilmiştir.
6.3. Finansman Tipi Sınıflandırma: Analitik Bütçe Sınıflandırması, genel idare tanımına giren tüm kamu kurum ve kuruluşlarının kullanacağı bir kod yapısıdır. Finansman tipi sınıflandırma, yapılan harcamaların hangi kaynaktan finanse edildiğini göstermektedir. Finansman tipinin belirlenmesinde ödemenin nereye yapıldığı hususu önem taşımamaktadır. Örneğin, herhangi bir genel bütçeli idareden döner sermayeye, özel bütçeli bir idareye veya sosyal güvenlik kurumuna yapılan yardım ve ödemelerde, ödemeyi yapan, genel bütçeli bir kurum olduğundan finansman tipi sınıflandırmada bütçe kodu "1-Genel Bütçe" olacaktır. Finansman tipi sınıflandırma aynı zamanda dış proje kredileri ile özel ödenekler ile bağış ve yardımların da takibine imkan vermekte olup, özellikle mali mevzuatımız gereği ayrı tertiplerde izlenmesi gereken ödeneklerin takibine de olanak sağlamış olacaktır.
6.4. Ekonomik Sınıflandırma: Ekonomik sınıflandırmayla, Devletin görev ve fonksiyonlarını yerine getirirken yürüttüğü faaliyetlerin, milli ekonomiye, piyasalara ve gelir dağılımınaetkilerinin planlanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Ekonomik sınıflandırma; gelirlerin, harcama ve borç vermenin, finansmanın (gelir-gider farkı) sınıflandırması şeklinde üç bölümden oluşmaktadır. Gelir ile harcama ve borç vermenin sınıflandırılmasında, karşılıklı veya karşılıksız, cari veya sermaye ayırımı öncelik taşımaktadır. Karşılıksız işlemler, kanunun emrettiği hususlarda bir mal veya hizmet karşılığı olmadan yapılan, burs ödemeleri veya vergi gelirleri gibi tahsilat ve ödemeleri kapsar. Sermaye ve cari ayırımında ise, bütçe hazırlama rehberi ile bütçe kanununda belirlenmiş asgari değer ile kullanım ömrü dikkate alınmaktadır.
Bütçenin Tanımı - Bütçe Nedir - Bütçenin Özellikleri - Bütçenin İlkleri
1. Bütçe: Bütçe, gelecekteki belirli bir dönemde gerçekleşmesi öngörülen gelir ve giderlerin karşılıklı tahminlerini içeren cetveldir.Bütçe, devletin gelecek bir dönemdeki gelirlerini ve harcamalarını tahmin eden ve yürütme organına harcamaların yapılması, gelirlerin toplanması konusunda yetki ve izin veren bir kanundur. Devlet harcamaları ile gelirlerini ayrıntılı biçimde gösteren, belli bir dönem için harcamaların yapılmasına ve gelirlerin toplanmasına izin veren hukuksal bir belgedir.
Kamusal ihtiyaçlar, kişilerin tek başlarına karşılayamadıkları ancak karşılanması zorunlu olan ihtiyaçlardır. Kamusal ihtiyaçlar olarak belirlenen ihtiyaçlar, ancak devlet ve diğer kamu kuruluşlarınca yerine getirilir. Devletin bu hizmetleri yerine getirebilmesi için birtakım harcamalar yapması (kamu giderleri) ve gelir toplaması (kamu gelirleri) gerekmektedir. Devlet, bu hizmetleri yaparken hangi ihtiyaçlar için ne kadar harcama yapacağını, harcamanın hangi gelir kaynaklarıyla sağlanacağını ve bunların yaratacağı olumlu ve olumsuz sonuçları bilmek zorundadır. Yapılan giderlerin ve sağlanan gelirlerin birbirine denk olması gerekir. Bu dengeyi sağlayan araç bütçedir. Devlet bütçesi mali, sosyal ekonomik ve politik özellik taşımaktadır ve yürütme organının belli bir dönemdeki faaliyet programını oluşturur.
Ülkemiz bütçesinde, uluslararası standartlar ve Avrupa Birliği uygulamalarıyla uyumlu bir kamu mali yönetimi ve kontrol sistemi kurulması yönünde önemli bir adım teşkil eden 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu gereğince, 2006 yılından itibaren ilk defa çok yıllı bütçeleme anlayışına geçilmiştir.
2. Bütçenin Özellikleri: Bütçe, belli bir döneme ait yapılacak giderleri ve elde edilecek gelirleri tahmini olarak gösterir. Bu dönem, mali yıl olarak adlandırılan dönemdir. Bütçe, henüz gerçekleşmemiş olan, tahmini rakamları gösteren bir mali plandır. Bütçe ekonomik, mali, siyasi ve hukuki sonuçlar yaratır. Bütçenin dikkatli kullanılması ile millî gelir, gelir dağılımı, ekonomik kalkınma, ekonomik ve sosyal sorunların giderilmesi vb. üzerinde olumlu etkiler görülür.
Bütçe, kamusal harcamaları ve kamusal gelirleri gösterir. Bütçede sadece kamu ekonomisince yerine getirilecek kamusal gider ve kamusal gelirler yer alır. Özel ekonomideki işletmelerin gider ve gelirlerini içermez. Bu anlamda bütçe ile kalkınma planlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Kalkınma planlarında hem kamu hem de özel ekonomilerin harcama-gelir ilişkileri bir arada yer alırken bütçe de sadece kamusal harcama ve kamusal gelirler yer almaktadır.
Bütçede önce giderler tespit edilir. Devlet bütçesinde önce giderler tespit edilerek zorunlu ihtiyaçların karşılanması esas alınır. Giderler tespit edildikten sonra bunlara uygun gelir sağlanmaya çalışılır. Eğer giderleri karşılayacak kadar gelir sağlanamazsa bütçe açığı oluşur. Bu durumda ise devlet, bütçe açığını kapatabilmek için farklı yöntemlere başvurur. Örneğin, mevcut olan vergi oranlarını artırır ya da yeni vergiler koyarak bütçe açığını kapatmaya çalışır. Bütçe sadece devlet bütçesini ifade eder. Herhangi bir kamu kuruluşuna ait bütçeden bahsedilecek olunursa o kuruluşun ismi verilir.Bütçe denilince akla sadece devlet bütçesi gelir. Yerel yönetim kuruluşlarının ve kamu iktisadi teşebbüslerinin bütçeleri, devlet bütçelerinin dışında tutulmuştur.
Bütçe bir kanundur. Bütçe kanununda yer almayan hiçbir gider ya da gelir kamu kuruluşlarınca gerçekleştirilemez. Bütçe, yürütme organı tarafından hazırlanıp yasama organı tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer. Yürürlüğe giren bütçe kanunu, yeni bütçe kanunun yürürlüğe girmesiyle geçerliliğini kaybeder.
3. Bütçenin İlkeleri:
- Genellik ilkesi: Bütün gelir ve harcamaların bütçede ayrı ayrı gösterilmesini ifade eder. Hiçbir gelir ve harcama birbirinin arkasında gizlenemez. Bu ilke, bütçe uygulaması bakımından eskiden kullanılan safi metodun yerine gayrisafi metodun kullanılmasını gerektirmiştir. Safi metot usulünde kuruluşlar harcama yaparken bir taraftan da elde ettikleri gelirlerin tümünü göstermeden yaptıkları harcamaları elde ettikleri gelirlerden düşürdükten sonra harcamalardan arta kalan kısmını göstermekteydiler. Oysa gayrisafi bütçe usulünde gelir ve giderler eksiksiz olarak, yani birbiriyle mahsup edilmeden bütçede yer alır. Bu usule göre herhangi bir gelirin herhangi bir harcamaya doğrudan tahsis edilmemesi gerekir. Buna "ademi tahsis yöntemi" de denir. Böylece tüm gelirler hazinede toplanır ve bütün giderler buradan yapılır.
- Birlik ilkesi: Kamu sektörünün bütün gelir ve harcamalarını içeren tek bir bütçe hazırlanması anlamına gelir. Gider ve gelirlerin tek bütçede gösterilmesi hâlinde kuruluşlar karşılaştırılabilir. Ayrı ayrı bütçe hâlinde karşılaştırma imkânı azalır ve bu israfa da yol açar. Ülkede bütün harcama ve gelirlerin ekonomideki etkisini topluca görebilmek bakımından birlik ilkesi uygulanmaktadır. Bazı şartlarda olağanüstü harcamalar yapılması gerekebilmektedir. Olağanüstü harcamaların mevcut bütçede yer alması doğru olmayabilir. Bu nedenle olağanüstü bütçe ayrıca hazırlanır.
- Doğruluk ilkesi: Bütçenin gelir ve harcama tahminleri, mümkün olduğu kadar gerçeklere uygun sonuçlar verebilmelidir. Yıl içerisindeki iktisadi değişmelerin doğru tahmin edilmesi gerekir. Bütçe hazırlanırken gerçeğe yakın tahminler yapılmalıdır. Aksi durumda bütçenin uygulaması güçleşir ve bütçe açığı meydana gelir. Tahminlerin, önceki yıllarla ilgili istatistiki bilgilerden faydalanılarak, ülkenin içinde bulunduğu şartların ve dünyadaki gelişmelerin göz önünde bulundurularak yapılması gerekmektedir.
- Açıklık ilkesi: Bütçede gelir ve harcamalarla ilgili yer alan bilgilerin mümkün olduğu kadar açık olması, sadece uzmanların değil ilgi duyan vatandaşların da anlayabileceği şekilde hazırlanması gerekir Ayrıca herkesin incelemesine açık olmalıdır. Bütçeler basılarak yayımlanmalıdır. İsteyen herkesin alıp inceleyebilme imkânı sağlanmalıdır. Bütçe ile ilgili bilgi ve belgelerde herhangi bir gizlilik olmamalıdır.
- Giderlerin gelirlerden önceliği ilkesi: Bütçede önce giderler tahmin edilir. Gider rakamları belirlendikten sonra gelirler tahmin edilir. Gelirlerin önce belirlenmesi durumunda sınırlı gelir kaynaklarıyla yatırımlar artırılamayacağı için ekonomik gelişmenin sağlanması mümkün olamaz. Ancak az gelişmiş ülkelerde yapılması gereken harcamalar, elde edilecek gelirlerden daha fazla olsa bile gelir olanakları yapılacak harcamaları sınırlar. Bu ilke az gelişmiş ülkelerde uygulanmamaktadır. Gelişmiş ülkelerde geçerli olan bir ilkedir.
- Önceden izin ilkesi: Bütçe, hükümet tarafından hazırlanır. Halkın temsilcilerinden oluşan parlamento tarafından onaylanır. Parlamentonun (yasama organının) izni olmadan hükümet, bütçeyi uygulayamaz. Yani ne gelir toplayabilir ne de harcama yapabilir. Bu ilke yasama organının kamu gelir ve giderleri üzerinde söz sahibi olduğunu ifade eder.
- Tahsis ilkesi: Bütçede her yıl yapılacak harcamalar için ödenek ayrılması ilkesidir. Nitelik itibariyle tahsiste alanlar açısından ödenekler saptanır. Miktar itibariyle tahsiste her alana yapılacak ödenek ayrımı hizmet alanı itibarı ile miktar olarak belirlenir. Zaman itibariyle tahsiste ise ödenek ayrımı çok mali yıl için yapılır.
- Anlaşılabilirlik ilkesi: Bütçede yer alan gelir ve giderlerin herkesin kolayca anlayabileceği şekilde açık ve sade olarak düzenlenmesini ifade eder. Bu ilkeye uyulması, aynı zamanda bütçenin uygulanmasını da kolaylaştırır. Bütçe gelir ve giderleriyle ilgili rakamların kolayca anlaşılmasını sağlar.
- Tasarruf ilkesi: En az harcama ile en fazla hizmetin sağlanmasını savunur. Gereksiz harcamaların önlenerek, verimliliğin sağlanmaya çalışılarak, kamu gelirlerinin zorunluluk dereceleri dikkate alınarak kamu giderlerinde kullanılmasını açıklar.
- Denklik ilkesi: Klasik maliyecilerin ve ona uygun klasik maliye görüşünün savunduğu bir ilkedir. Bütçede gelir ve giderlerin birbirine denk olması gerektiği savunulur. Kamu giderleri, normal gelirlerle finansa edilmelidir. Bu nedenle harcamalar gelirlere eşit olmalıdır. Eğer bütçe hazırlanırken giderlerin toplamı, gelirlerin toplamından fazla çıkarsa aradaki fark iç borçlanmalarla kapatılır ve gelir gider toplamları eşitlenir. Bu eşitliğe görünüşte denklik denir. Bütçe uygulandıktan sonra kesin hesap kanununda gelir ve giderler gerçekten birbirine denk çıkarsa buna gerçek denklik denir. Bu ise bütçe hazırlanırken gelir ve giderlerle ilgili tahminlerin gerçeğe yakın olması durumunda mümkündür. Artık klasik iktisatçıların görüşünün dışında bütçe denkliğinin yıllık olarak sağlanması zorunlu görülmemektedir. Çünkü ülkenin içinde bulunduğu ekonomik duruma göre bütçe açık verebilir. Önemli olan, ekonomik duruma uygun olan ekonomik ve mali politikaların doğru bir şekilde uygulanmasıdır.
- Yıllık olma (zaman) ilkesi: Söz konusu ilke, bütçenin uygulanması için verilen iznin bir süre ile sınırlandırılmasını ifade eder. Bu süre bir yıl olarak kabul edilir. Ancak bazı istisnai durumlarda geçici bütçe uygulanabilir. Geçici bütçeler, bir yıldan daha az dönemi kapsayabilir. Ekonomik dalgalanmalar, ekonomik planlar nedeniyle daha uzun süreli bütçeler yapılabilir. Genellikle her ülkede kabul edilen ve uygulanan mali yıl, bir yıllık bir süreden oluşur. Bu dönem bütçe uygulaması itibariyle uygun bir zaman dilimidir ve ülkemizde de anayasanın 161. maddesinde "yıllık" ifadesi kullanılmaktadır. Mali bakımdan daha isabetli tahminlerde bulunmak, muhasebe uygulamalarını kolaylaştırmak, bütçenin incelenmesi, onaylanması ve meclis denetimine uygun zaman tanıması açısından bir yıllık süre
uygun görülmektedir. Bir yıllık süre meclis araştırmaları, kamuoyundaki eğilim ve değişmelerin izlenmesi, toplumsal karar alma süreci açısından doğru bir süredir.
Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi Beyannamesi - Hizmet Vergisi Beyannamesinin Matrahının Hesaplanması - Hizmet Vergisi Beyannamesi Mükellefi
1. Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi: Banka ve sigorta muameleleri vergisi, banka ve sigorta işlemlerine uygulanan bir gider vergisi türüdür. 6802 sayılı Gider Vergisi Kanununun 28. maddesine göre, Banka ve sigorta şirketlerinin 10/6/1985 tarihli ve 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa göre yaptıkları işlemler hariç olmak üzere, her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün muameleler (işlemler) dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralar banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir. Bankerlerin yapmış oldukları banka muamele ve hizmetleri dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralar (kendileri veya başkaları hesabına menkul kıymet alıp satmayı, alım-satıma tavassut (aracılık) etmeyi veya alıp sattıkları menkul kıymet karşılığı borçları ödemeyi taahhüt etmeyi meslek haline getirenlerin bu faaliyetleri dolayısıyla lehlerine kalan paralar ile mevduat faizi vermek veya sair adlarla faiz ve benzeri menfaatler sağlamak üzere devamlı olarak para toplama işiyle uğraşanların topladıkları paralara sağladıkları gelir ve menfaatler üzerinden komisyon, ücret, hizmet karşılığı gibi adlarla aldıkları paralar dahil) da banka muameleleri vergisine tabidir.
1.1. Banka ve Sigorta muameleleri Vergisi Mükellefi: Banka ve sigorta muameleleri vergisini banka ve bankerler ile sigorta şirketleri öder (Gider Vergisi Kanunu madde 30).
1.2. Kullanım Amacı: Banka ve sigorta muameleleri vergisi mükellefleri olan banka ve bankerler ile sigorta şirketleri banka ve sigorta muameleleri vergisine tabi işlemlerini hizmet vergisi beyannamesi düzenleyerek bağlı oldukları vergi dairesine bildirmek ve ilgili vergiyi ödemek zorundadırlar. Bankalar banka muameleleri vergisi beyannamesini, sigorta şirketleri ise sigorta muameleleri vergisi beyannamesini düzenlerler. Yani banka muameleleri vergisine ait beyanname ile sigorta muameleleri vergisine ait beyanname farklıdır. Hizmet vergisi beyannamesi olarak iki ayrı form vardır.
2. Beyanname Şekli Ve Zamanı:
Beyan Esası: Dahilde alınan gider vergileri, mükelleflerin yazılı beyanı üzerine tarh olunur (Gider Vergisi Kanunu madde 45). Beyanname, Gider vergileri beyannamelerinde aşağıdaki bilgiler bulunur (Gider Vergisi Kanunu madde 46).
3. Beyanname Verilme Zamanı ve Yeri: Her mükellef, bir ay içindeki vergiye tabi muamelelerini bir beyanname ile ertesi ayın 15 inci günü akşamına kadar banka ve sigorta hizmetleri vergisinde muamelelerin yapıldığı yer vergi dairesine bildirmek mecburiyetindedir. (Gider Vergisi Kanunu madde 47) Vergi dairelerine verilen beyannameler, bilgisayarda değerlendirildiğinden beyannameye yazılan bilgiler açık, okunaklı ve hatasız olmalıdır. Her bilgi, beyannamede ait olduğu tablodaki satıra ve sütuna yazılır. Beyanname mavi veya siyah tükenmez kalemle okunaklı ve büyük harflerle doldurulmalıdır. Tutarlar sağa yanaşık yazılmalıdır.
Beyanname elde veya bilgisayar ortamında düzenlenebilir. İlgili vergi dairsine elden verilebilir ya da posta yolu ile; taahhütlü veya iadeli taahhütlü olarak gönderilebilir. İnternet ortamında (elektronik ortamda) İnternet vergi dairesi aracılığı ile E-Beyanname şeklinde düzenlenip gönderilebilir.
4. Beyannamenin Düzenlenmesi:
4.1. Matrah: (Gider Vergisi Kanunu madde 31)
- Banka ve sigorta muameleleri vergisinin matrahı 28. maddede yazılı paraların tutarıdır.
- Kambiyo alım ve satım muamelelerinde kambiyo satışlarının tutarı vergiye matrah olur.
- Vergi matrahından gider ve vergi adı altında indirim yapılamaz. Bu kanunla alınan banka ve sigorta muameleleri vergisi matraha dahil edilmez.
4.2. Nispet: (Gider Vergisi Kanunu madde 31)
- Sigorta sözleşmeleri yapma ve prim tahsil etme yetkisi bulunan sigorta acenteleri söz konusu verginin mükellefi olup, imzalanan acentelik sözleşmelerindeki yetkiye istinaden düzenlenen poliçeler ve bunlara bağlı olarak tahsil edilen primler üzerinden sigorta acentelerince % 5 oranında banka ve sigorta muameleleri vergisinin hesaplanması ve vergi dairesine ödenmesi gerekmektedir.
- Banka ve sigorta muameleleri vergisinin nispeti % 15
- Bankalararası mevduat muameleleri sonucu lehe alınan paralar üzerinden %1
- Bankalar ile 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan aracı kurumlar arasındaki borsa para piyasası muameleleri sonucu lehe alınan paralar üzerinden %1
- Devlet tahvili ve Hazine boNuları ile Toplu Konut İdaresi, Kamu Ortaklığı İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerin geri alım ve satım taahhüdü ile iktisap veya elden çıkarılması karşılığında lehe alınan paralar üzerinden %1
- Devlet tahvili ve Hazine bonoları ile Toplu Konut İdaresi, Kamu Ortaklığı İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerin vadesi beklenilmeksizin satışı nedeniyle lehe alınan paralar üzerinden %1
- Kambiyo muamelelerinde satış tutarı üzerinden binde bir (%0,1)
- Bankalar arası kambiyo satış muamelelerinde satış tutarı üzerinden sıfır
- Diğer banka ve sigorta muamelelerinde lehe alınan paralar üzerinden % 5
- 22.03.2004 tarihli ve 2004/7131 sayılı Karar kapsamında, KOSGEB ile banka arasında yapılacak protokoller çerçevesinde kullandırılacak kredilerden (Türkiye Halk Bankası A.Ş. tarafından kullandırılacak krediler hariç) %1
- 2005/8871 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, bankalar ve özel finans kurumlarının, TMO tarafından 2699 sayılı Umumi Mağazalar Kanunu hükümlerine göre düzenlenen makbuz senetlerini teminat olarak gösteren gerçek veya tüzel kişilere kullandıracağı kredilerde banka ve özel finans kurumlarının söz konusu krediler nedeniyle lehe aldıkları paralar %1 oranında banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir.
- Bakanlar Kurulu, bu maddede belirtilen vergi oranını bankalar arası mevduat muameleleri, bankalar ile 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan aracı kurumlar arasındaki borsa para piyasası muameleleri ve diğer banka ve sigorta muameleleri için ayrı ayrı veya birlikte %1'e, bankalar arası kambiyo muamelelerinde ise sıfıra kadar indirmeye ve yukarıdaki oranları aşmayacak şekilde yeniden tespit etmeye yetkilidir.
5. Hizmet Vergisi Beyannamesi (Banka Muameleleri Vergisi): Bankaların işlemlerine ilişkin düzenlenen vergi beyannamesidir.
5.1. Hizmet vergisi beyannamesinin üst bölümü: Bu tabloda vergi dairesi (muamelelerin yapılığı yerdeki), il veya ilçe, vergilendirme dönemi, mükellefe ait bilgiler doldurulur.
5.2. Banka muameleleri vergisi bildirimi: bu tabloda, alınan paraların türlerine göre vergi matrahları ve bu matrahlar üzerinden kanundaki oranlara göre hesaplanan vergi tutarları yazılır.
Beyanenamnin arka sayfasında alınan paraların türleri, vergi matrahları ve vergi tutarları satırları devam eder. Bu türlere ilişkin alınan paralar var ise; ilgili satırlar doldurulur.
34. satırda matrahlar ve vergiler toplanarak toplamlar yazılır.
35. satıra kambiyo satış bedelleri toplamı yazılır.
36. satıra 34. ve 35. satırların toplamları yazılır.
Beyannamenin hangi sıfatla verildiği "x" işareti konularak belirtilir. Beyannameyi verenin bilgileri ve beyanname düzenleme tarihi yazılır. Varsa beyannameyi düzenleyen, imzalayan SM veya SMMM'nin bilgileri, imza ve tarih yazılır.
6. Hizmet Vergisi Beyannamesi (Sigorta Muameleleri Vergisi): Sigorta şirketlerinin işlemlerine ilişkin düzenlenen vergi beyannamesidir. Bir sayfadan oluşmaktadır.
6.1. Hizmet vergisi beyannamesinin üst bölümü: Bu tabloda vergi dairesi(muamelelerin yapıldığı yerdeki), il veya ilçe, vergilendirme dönemi, mükellefe ait bilgiler doldurulur.
6.2. Tablo - 1 Poliçe üzerinden alınan vergi bildirimi: Tablo-1'e sigorta poliçeleri üzerinden alınan para tutarları türlerine göre yazılır. Varsa iptal edilen işlem tutarları da türlere göre yazılır. Poliçe üzerinden alınan para tutarlarından iptal edilen işlem tutarları çıkarılarak Vergi matrahı bulunur. Bu matrah üzerinden vergi hesaplanarak vergi sütununun türe ait satırına yazılır. 14. satıra toplam tutarlar yazılır. Sigorta şirketleri vergi dönemi içinde iptal ettikleri sigorta muamelelerine ait meblağları o dönemin vergi matrahından indirebilirler (Gider Vergisi Kanunu madde 31).
6.3. Tablo - 2 Muhasebe kayıtlarından çıkarılan vergi bildirimi: Tablo-2'ye muhasebe kayıtlarına göre, gider vergisin tabi olan işlemlere ait alınan paraların tutarları ve bu tutarlar üzerinden hesaplanan vergiler yazılır.
24. satıra tablo-2'deki tutar ve vergiler toplamı yazılır.
25. satıra tablo-1'deki matrah ve vergi toplamı ile tablo-2'deki tutar ve vergi toplamları
toplanarak (14 + 24) bu satıra vergi matrahı ve vergi genel toplamı olarak yazılır.
Beyannamenin hangi sıfatla verildiği "x" işareti konularak belirtilir. Beyannameyi verenin bilgileri ve beyanname düzenleme tarihi yazılır. Varsa beyannameyi düzenleyen, imzalayan SM veya SMMM'nin bilgileri, imza ve tarih yazılır.
7. Verginin Ödeme Şekli Ve Zamanı: Mükellefler beyanname üzerinden tarh ve tahakkuk ettirilen vergileri beyanname verme süresi içinde ödemeye mecburdurlar (Gider Vergisi Kanun madde 48). Yani banka ve sigorta muameleleri vergisi ertesi ayın 15.günü akşamına kadar ödenmelidir.
1.1. Kurumlar vergisi matrahının hesaplanması: Kurumlar vergisi kanunun birinci maddesinde yazılı mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır. Safi kurum kazancı kurumlar vergisi matrahıdır. Kurumlar vergisi matrahı aşağıdaki gibi hesaplanır.
1. Kurum Kazancı
- Ticari Bilanço kârı/zararı
2. İlaveler (+)
- Kanunen kabul edilmeyen giderler
- Önceki yıl ayrılan finansman fonu
3. İlaveler Sonrası Kâr/Zarar (1 + 2)
4. Zarar Olsa da İndirilecek İstisna ve İndirimler
- İştirak kazançları
- Yatırım fonları ve ortaklıkları portföy işletmeciliği kazancı
- Rüçhan hakkı satışı ve emisyon primi kazancı
- Yurt dışı inşaat ve onarım işlerinden sağlanan kazançlar
- Eğitim, öğretim ve rehabilitasyon merkezi kazançları
- İştirak hisseleri veya gayrimenkullerin satışından doğan kazançlar
- Serbest bölgelerde elde edilen kazançlar
- OHAL ve kalkınmada öncelikli yörelerde elde edilen kazançlar
- TekNuloji geliştirme bölgelerinde elde edilen kazançlar
- ARGE indirimi
- Diğer indirimler (Uluslararası anlaşmalarda yer alan istisnalar ve Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi veya devrinden sağlanan kazançlar)
5. İstisnalar Sonrası Kâr/Zarar (3 - 4)
6. Geçmiş Yıl Mali Zararları (İstisnalar sonrası kârdan büyük olamaz)
7. Zarar Mahsubu Sonrası Kâr/Zarar (5 - 6) (bu tutar pozitif çıkarsa yatırım indirimi uygulanır. Uygulanacak yatırım indirimi bu tutarı aşamaz).
8. Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler (-)
- Risturnlar
- Bağış ve yardımlar
- Eğitim ve sağlık tesisleri ile yurt inşaatına ilişkin bağış ve yardımlar
- Kültür ve turizm amaçlı bağış ve yardımlar
- Sponsorluk harcamaları
- Yatırım indirimi
- Diğer indirimler (temettü ikramiyeleri)
9. Kurumlar Vergisi Matrahı (7 - 8)
Örnek: HG AŞ'nin 2008 yılı ticari bilanço kârı 15.000.000 TL, Kanunen kabul edilmeyen giderleri 250.000 TL, HG1 AŞ'den alınan kâr payı 1.200.000 TL'dir.
Kurumlar vergisi matrahı aşağıdaki gibi hesaplanır:
Ticari bilanço kârı:..........................................................................................15.000.000 TL
Kanunen kabul edilmeyen giderler:.....................................................................250.000 TL
İndirim ve istisna öncesi kurum kazancı15.000.000 + 250.000).........15.250.000 TL
İştirak Kazancı:..................................................................................................1.200.000 TL
Kurumlar Vergisi Matrahı15.250.000 - 1.200.000)...............................14.050.000 TL
1.2. Geçmiş Yıl Zararları: Geçmiş yıl zararları kurumlar vergisinin tespitinde, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek üzere, her yıla ilişkin tutarlar ayrı ayrı gösterilmek ve 5 yıldan fazla nakledilmemek koşuluyla kurum kazancından indirilebilir.
Kurumlar vergisi, kurum kazancı üzerinden % 20 oranında alınır.
2. Kurumlar vergisi beyannamesinin doldurulması: Kurumlar vergisi beyannamesi 1010 numaralı form ile bildirilir.
2.1. Kurumlar vergisi beyannamesinin üst bölümü: 1 ve 2 numaralı satırlara mükellefin bağlı olduğu vergi dairesi müdürlüğü ile il veya ilçesiyazılır.
3. satıra mükellefiyet şekli işaretlenir. (tam ya da dar mükellefiyet)
4. satıra vergilendirme dönemi yazılır.
5. satıra vergi kimlik numarası yazılır.
6. satıra bu satıra kurum sicil numarası yazılır.
2.2. Tablo - 1 Kurumun kimlik ve adres bilgileri: 1. satıra mükellefin ünvanı yazılır.
2. satıra kurumun hukuki yapısı (anonim şirket, limited şirket gibi) yazılır.
3. satıra kurumun faaliyet konusuna göre kod listesinden faaliyet kodu bulunarak yazılır.
4. satıra adres değişikliği olup olmadığına ilişkin kutu işaretlenir.
5. satıra kurum kanuni veya iş merkezi adresi yazılır.
6. satıra kurumun bulunduğu ülke yazılır.
7. satıra varsa E-Posta adresi yazılır.
8. satıra kurumun telefon ve faks numaraları yazılır.
2.3. Tablo - 2 Dar mükellefin temsilcisinin kimlik ve adres bilgileri: Dar mükellefiyet söz konusu ise bununla ilgili olarak tablo-2 kısmı doldurulur.
2.4. Tablo - 3 Kuruma bağlı işyerlerinin türü ve sayısı: Var ise kuruma bağlı işyerlerinin türlerinin karşısına adetleri ve toplam işyeri sayısı yazılır.
2.5. Tablo - 4 Geçmiş yıl zararları: Bu tabloda, geçmiş son beş yıla ilişkin zararlar ve bunların toplamı gösterilir.
2.6. Tablo -5 Kazanç ve matrah bildirimi:
Kurum Kazancı:
29. satıra ticari bilanço karı var ise yazılır,
30. satıra ticari bilanço zararı var ise yazılır.
İlaveler:
31. satıra kanunen kabul edilmeyen giderler yazılır (kara eklenmek üzere),
32. satıra 4369 sayılı Kanunla finansman fonu uygulaması 01.01.1999 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır. Sermaye şirketleri ile kooperatifler, yatırım indiriminden faydalanması kabul edilmiş bulunan yatırımlarının finansmanında kullanmak ve yatırım
indirimi belgesinde bu yatırım için öngörülen süre ile sınırlı kalmak kaydıyla finansman fonu ayırarak safi kurum kazancından indirebiliyorlardı.
Zarar Olsa Dahi İndirilecek İstisna ve İndirimler:
33 numaralı satırdan 44 numaralı satıra kadar olan bölüme kurum kazancı zarar dahi olsa yazılması gereken istisna ve indirimler yazılır.
45. satıra kurum karına, 29 numaralı satırdaki kurum karına 31 ve 32 numaralı satırlardaki ilaveler eklenerek yazılır. (29+31+32). Kurum karı yoksa sadece 31 ve 32'nin toplamı buraya yazılır.
46. satıra kurum zararına (ticari bilanço zararı) istisna ve indirimler eklenir. (30+33+34+35+36+37+38+39+40+41+42+43+44) yazılır.
47. satıra 46. satırdaki zarar, istisna ve indirimler toplamı 45. satırdaki kar ve ilaveler toplamından fazla ise aradaki fark buraya zarar olarak yazılır.
48. satıra 45. satırdaki kar ve ilaveler toplamı 46. satırdaki zarar, istisna ve indirimler toplamından fazla ise aradaki fark buraya kar olarak yazılır.
49. satıra beyannamenin 1. sayfasında tablo-4 geçmiş yıl zararları tablosunda 28. satırda yer alan geçmiş yıl zararları buraya aktarılır.
50. satıra istisnadan kaynaklanan geçmiş yıl zararları yazılır.
51. satıra 49. ve 50. satırlardaki tutarlar bu satıra mahsup edilecek eçmiş yıl zararları olarak yazılır.
52. satıra 48. numaralı satırda bulunan kardan mahsup edilecek toplam geçmiş yıl zararları çıkarılarak indirime esas tutar olarak yazılır. (48 - 51)
Kazanzın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler:
63. satıra 52 nmaralı satırda kalan tutar var ise; bu tutara ulaşıncaya kadar bu tablodaki indirimlere devam edilir. 63 numnaralı satıra idirimlerin toplamı yazılır.
64. satıra 52 numaralı satırdaki indirime esas tutardan 63 nu.lu satırdaki indirimler toplamı çıkarılarak dönem safi (net) kurum kazancı(kurumlar vergisi matrahı) bulunur ve bu satıra yazılır. (52 - 63)
65. satıra 64 numaralı satıraki kurumlar vergisi matrahının %20'i bulunarak hesaplanan kurumlar vergisi olarak bu satıra yazılır. (64 x %20)
66. satıra kurum kazancı kar değilse, 47 numaralı satırda zarar bulunmuşsa; bu tutar gelecek yıla devreden cari yıl zararı olarak yazılır.
67. satıra var ise safi kurum kazancının Türkiye dışında elde edilen kısmı yazılır.
68. satıra 4325 sayılı kanun kapsamında vergi indirimi uygulanacak kazanca isabet eden kurumlar vergisi yazılır.
69. satıra 68. satırda sözü geçen indirim oranı yazılır.
70. satıra indirilecek kurumlar vergisi tutarı yazılır.
2.7. Tablo - 6 Vergi bildirimi: 71. satoıra dönem net kazancı (kurumlar vergisi matrahı) 64. satırdan bu satıra aktarılır.
72. satıra 65. satırdaki hesaplana aktarılan kurumlar vergisi tutarı aktarılır.
73. satıra 70. satırda bulunan 4325 sayılı kanun kapsamındaki indirilecek kurumlar vergisi tutarı yazılır.
74. satıra 72. satırdaki hesaplanan kurumlar vergisinden 73.satırdaki indirilecek kurumlar vergisi tutarı çıkarılarak indirim sonrası kurumlar vergisi tutarı olarak yazılır (72 - 73).
75, 76, 77. satırlara mahsup edilecek vergiler yazılır. Dönem içinde ödenen geçici vergiler, kesinti yoluyla (tevkifat yoluyla muhtasar beyanname ile beyan edilip ödenen) ödenen vergiler ve yabancı ülkelerde ödenen vergilerden mahsup edilecek olanlar kurumlar vergisinden mahsup edilerek düşülür.
78. satıra mahsup edilecek vergilerin toplamı yazılır (75 + 76 + 77).
79. satıra 74. satırdaki indirim sonrası kurumlar vergisi tutarından 78. satırdaki mahsup edileck vergiler toplamı çıkarılarak ödenmesi gereken kurumlar vergisi bulunur ve yazılır.
80. satıra 78. satırdaki mahsup edilecek vergiler toplamı 74. satırdaki indirim sonrası kurumlar vergisi tutarından fazla ise iadesi gereken kurumlar veya iadesi gereken geçici vergi var demektir. 78. satır ile 74 .satır arasındaki fark bu satıra yazılır.
81. satıra 80. satırdaki tutardan 77. satırdaki geçici vergi çıkarılarak iadesi gereken kurumlar vergisi olarak bu satıra yazılır.
82. satıra 80. satırdaki tutardan 81. satırdaki tutar çıkarılarak bulunan fark iadesi gereken geçici vergi olarak yazılır.
2.8. Tablo - 7 Mali bilgiler: Bu tabloda istenen bilgiler kurumun o döneme ilişkin bilanço ve gelir tablosu dikkate alınarak yazılır. Aktif toplamı, ödenmiş sermaye, maddi duran varlıklar vb.
2.9. Tablo - 8 Damga vergisi: Bu tabloya beyanname ve beyanname ekinde verilen belgelere ilişkin damga vergisi hesaplanarak yazılır. (her yıl kurumlar vergisi beyannamesi damga vergisi oranı değişmektedir. )(2008 yılında verilecek damga vergisi 30,30 TL'dir.)
Damga vergisi oranları ve tutarları için >>>>>
2.10. Tablo - 9 Beyannameyi imzalayan SM veya SMMM'nin kimlik bilgileri: Bu bölümde varsa beyannameyi imzalayan SM veya SMMM'nin kimlik bilgileri, kaşe ve imzası bulunmalıdır.
2.11. Tablo - 10 Beyanname eklerini tasdik eden YMM'nin kimlik bilgileri: Bu bölümde varsa beyanname ve eklerini tasdik eden YMM'nin kimlik bilgileri, mühür ve imzası bulunur.
2.12. Tablo - 11 Beyannameye eklenen bildirim ve belgeler: Bu tabloda beyannameye eklenen belglerin yanına kaç adet eklendiği yazılır. Beyannamenin en alt bölümünde beyannamenin hangi sıfatla verildiği işaretlenerek belirtilir. Düzenleme tarihi yazılarak imzalanır.
2.13. Kurum Ortaklarına ve Yönetim Kurulu Üyelerine İlişkin Bildirim: Bu sayfalarda ortakların kurum içindeki durumu işaretlenerek gösterilir. Kimlik bilgileri ile hisse oranı yazılır. Belgeyi düzenleyenin adı,soyadı ile tarih yazılır ve imzalanır.
Kurumlar Vergisi Kazançları - Kurumlar Vergisi Ödemesi - Kurumlar Vergisi Zamanı - Kurumlar Vergisi Mükellefi
1. Kurumlar Vergisi Tanımı: Kurumlar Vergisi, kurum kazançları üzerinden alınan bir vergi türüdür. Kurum kazancı, gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluşur. Kurumlar vergisi, kurum kazancı üzerinden % 20 oranında alınır.
Aşağıda sayılan kurumların kazançları, kurumlar vergisine tâbidir (KV Kanunu madde 1):
a) Sermaye şirketleri,
b) Kooperatifler,
c) İktisadi kamu müesseseleri,
d) Dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler,
e) İş ortaklıkları.
2. Mükellefler:
- Sermaye şirketleri: 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olan anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ile benzer nitelikteki yabancı kurumlar sermaye şirketidir. Bu Kanunun uygulanmasında, Sermaye Piyasası Kurulunun düzenleme ve denetimine tâbi fonlar ile bu fonlara benzer yabancı fonlar sermaye şirketi sayılır.
- Kooperatifler: 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa veya özel kanunlarına göre kurulan kooperatifler ile benzer nitelikteki yabancı kooperatifleri ifade eder.
- İktisadî kamu kuruluşları: Devlete, il özel idarelerine, belediyelere, diğer kamu idarelerine ve kuruluşlarına ait veya bağlı olup, faaliyetleri devamlı bulunan ve birinci ve ikinci fıkralar dışında kalan ticarî, sınaî ve ziraî işletmeler iktisadî kamu kuruluşudur.
- Yabancı devletlere, yabancı kamu idare ve kuruluşlarına ait veya bağlı olup, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları dışında kalan ticarî, sınaî ve ziraî işletmeler, iktisadî kamu kuruluşu gibi değerlendirilir.
- Dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmeler: Dernek veya vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ve bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları dışında kalan ticarî, sınaî ve ziraî işletmeler ile benzer nitelikteki yabancı işletmeler, dernek veya vakıfların iktisadî işletmeleridir. Bu Kanunun uygulanmasında sendikalar dernek; cemaatler ise vakıf sayılır.
- İktisadî kamu kuruluşları ile dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmelerin kazanç amacı gütmemeleri, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması, bağımsız muhasebelerinin ve kendilerine ayrılmış sermayelerinin veya iş yerlerinin bulunmaması mükellefiyetlerini etkilemez. Mal veya hizmet bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olması, kâr edilmemesi veya kârın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesi bunların iktisadî niteliğini değiştirmez.
- İş ortaklıkları: Yukarıdaki fıkralarda yazılı kurumların kendi aralarında veya şahıs ortaklıkları ya da gerçek kişilerle, belli bir işin birlikte yapılmasını ortaklaşa yüklenmek ve kazancını paylaşmak amacıyla kurdukları ortaklıklardan bu şekilde mükellefiyet tesis edilmesini talep edenler iş ortaklıklarıdır. Bunların tüzel kişiliklerinin olmaması mükellefiyetlerini etkilemez.
3. Kurumlar vergisine konu olacak kazançlar: Kurumlar vergisine konu olacak kazanç, Gelir Vergisi Kanununun 2. maddesinde yer alan gelir unsurlarından oluşur. Bunlar:
-Ticari kazanç,
- Zirai kazanç,
- Ücret,
- Serbest meslek kazancı,
- .Gayri menkul sermaye iradı,
- Menkul sermaye İradı,
- Diğer kazanç ve iratlardır.
Kurumlar vergisi yönünden burada sayılan kazanç ve iratlar ayrı ayrı ele alınmayıp tamamı kurum kazancı olarak nitelendirilir.
4. Mükellefiyet Çeşitleri: Kurumlar Vergisi Kanunu uygulamasındaki tam mükellefiyet ve dar mükellefiyet ayrımı, kurumun kanuni veya iş merkezinin Türkiye'de bulunup bulunmadığına göre yapılmaktadır.
4.1. Tam Mükellefiyet: KVK birinci maddede yazılı tüzel kişilerden kanuni veya iş merkezleri Türkiye'de bulunanlar gerek Türkiye'de gerekse yabancı memleketlerde elde ettikleri kurum kazançlarının tamamı üzerinden vergilendirilirler. Buna tam mükellefiyet denir.
4.2. Dar Mükellefiyet: KVK birinci maddede yazılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye içinde bulunmayanlar, yalnız Türkiye'de elde ettikleri kurum kazançları üzerinden vergilendirilirler. Buna dar mükellefiyet denir.
5. Kurumlar Vergisi Kullanım Amacı: Tüzel kişilerin yıllık kurum kazançları Kurumlar Vergisi Kanununa göre vergilendirilir. Bu vergilendirmeye ilişkin olarak tüzel kişiler kurumlar vergisi beyannamesi düzenleyerek bağlı oldukları vergi dairesine verirler. Beyanname, ilgili bulunduğu hesap döneminin neticelerinikapsar. Her mükellef vergiye tabi kazancının tamamı için bir beyanname verir.
6. Beyan Şekli Ve Zamanı: Kurumlar Vergisi, mükellefin veya vergi sorumlusunun beyanı üzerine tarh olunur. Mükelleflerin şubeleri, ajanlıkları, alım ve satım büro ve mağazaları, imalathaneleri veya kendilerine bağlı sair işyerleri için, bunların müstakil muhasebeleri ve ayrılmış sermayeler olsa dahi, ayrı beyanname verilmez (KVK madde 20). Beyannamelerin şekil, muhteva ve ekleri Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tayin ve tespit olunur. Mükellefler beyanlarını bu beyanname ile yapmaya veya bu beyannamelerde yazılı bilgilere uygun olarak bildirmeye mecburdurlar (KVK madde 23). Kurumlar Vergisi Beyannamesi 1010 numaralı formdur.
6.1. Tam Mükellefiyette Beyan: Kurumlar Vergisi beyannamesi, hesap döneminin kapandığı ayı takip eden dördüncü ayın yirmibeşinci günü akşamına kadar (Nisan ayının 25. günü akşamına kadar) mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine verilir. Normal hesap dönemi; 1 ocak - 31 aralık olan takvim yılıdır. Bu nedenle hesap dönemi takvim yılı olan kurumların beyannamelerini 25 nisan akşamına kadar vermeleri gerekmektedir.
Özel hesap dönemi tayin edilmiş mükelleflerin beyannameleri, özel hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü ayın 25. günü akşamına kadar verilir. Sermaye şirketleri dışında kalan kurumların beyanname verme süresini uzatmaya Maliye Bakanlığı yetkilidir.
6.2. Dar Mükellefiyette Beyan: Dar mükellefiyette vergi muhatabının Türkiye'yi terketmesi halinde Kurumlar Vergisi beyannamesi memleketi terke takaddüm eden (terk öncesi) onbeş gün içinde verilir. Yani dar mükellefiyette, yabancı kurumun Türkiye'deki müdür veya temsilcileri, bunlar yoksa kazanç ve iratları yabancı kuruma sağlayanlar Türkiye'yi terk ederse, beyanname bunların (vergi muhatabının) memleketi terk tarihinden önceki 15 gün içinde verilir ve aynı süre içinde de ödenir.
Dar mükellefiyete giren yabancı kurumların vergiye tabi kazancının Gelir Vergisi Kanununun 80. maddesinde yazılı diğer kazanç ve iratlardan (telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, alameti farika ve benzeri gayri maddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında alınan bedeller hariç) ibaret bulunması halinde, yabancı kurum veya Türkiye'de namına hareket eden kimse bu gibi kazançları iktisap tarihinden itibaren 15 gün içinde anılan kanunun 101. maddesinde belirtilen vergi dairelerine beyanname ile bildirmeye mecburdur.
6.3. Tasfiye ve Birleşme Halinde Beyan: KVK 42. maddesine göre, tasfiye ve birleşme halinde, tasfiye edilen veya birleşen kurumlar namına birleşme veya tasfiye kârı üzerinden tarh olunan vergiler, tasfiye veya birleşme beyannamesini verme süresi içinde ( tasfiyenin kapandığı tarihten itibaren 15 gün içinde) vergi dairesine yatırılır. Tasfiye edilen veya birleşen kurumların KVK'na göre tahakkuk etmiş olup henüz vadeleri gelmemiş olan vergileri de aynı süre içinde ödenir. Kurumlar vergisi beyannamesi, mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine verilir.
7. Kurumlar Vergisi Beyannamesine Eklenecek Bildirim ve Belgeler:
- Ayrıntılı bilanço ve ayrıntılı gelir tablosu veya işletme hesabı özeti,
- Kesinti yoluyla ödenen vergilere ilişkin belgeler,
- Yabancı ülkelerde ödenen vergilere ilişkin belgeler,
- Dar mükellef ortağı bulunan kurumların bu ortakların adları, ünvanları ve ikamet adreslerine ait bildirim,
- Bilanço esasına göre defter tutan mükelleflere ait ticari kârdan mali kâra ulaşmak için yapılan hesaplamayı gösteren bildirim,
- Beyannamedeki tabloların yetersizliği nedeniyle ayrıca düzenlenen liste ve ekler.
Kurumlar vergisi beyannamesi internet ortamında (elektronik ortamda) internet vergi dairesi aracılığı ile E-Beyanname şeklinde düzenlenip gönderilir.
E-Beyanname eloktronik ortamda, beyannamenin kanuni olarak teslim etme süresinin bittiği iş günü saat 24:00'a kadar gönderilebilir.
8. Verginin Ödeme Şekli Ve Zamanı: Kurumlar vergisi, beyannamenin verileceği ayın sonuna kadar ödenir. Normal hesap döneminde 30 Nisan akşamına kadar, özel hesap döneminde beyannamenin verileceği ayın sonuna kadar verginin ödenmesi gerekir. Ödeme vergi dairelerinin anlaşma yapmış olduğu bankalar kanalı ile (internet bankacılığı dahil) yapılabilir.
Özel Tüketim Vergisi Beyannamesi Doldurulması
1. Özel Tüketim Vergisi Beyannamesinin Düzenlenmesi:
Özel tüketim vergisi beyannamesi çeşitli formlar şeklinde düzenlenmiştir. Bu beyannameler aşağıdaki gibidir:
1. I sayılı liste: Petrol ürünleri ile doğalgaz ile diğer malların teslimleri için. (Excel) >>>>>
2A. II sayılı liste: Kayıt ve tescile tabi olan motorlu taşıtlat için. (Excel) >>>>>
2B. II sayılı liste: Kayıt ve tescile tabi olmayan motorlu taşıtlat için. (Excel) >>>>>
3A. III sayılı liste: Alkollü içkiler için. (Excel) >>>>>
3B. III sayılı liste: Tütün mamülleri için. (Excel) >>>>>
3C. III sayılı liste: Kolalı gazoz için. (Excel) >>>>>
4. IV sayılı liste: Dayanaklı tüketim ve diğer malların teslimleri için. (Excel) >>>>>
IV sayılı liste: Dayanaklı tüketim ve diğer malların teslimleri için, beyanname düzenleme:
1.1. Beyannamenin üst bölümü: Beyannamenin üst bölümünde mükellefe ait bilgiler ve beyanname dönemi doldurulur.
1.2. Matrah ve vergi bildirimi tablosu: 8. satıra ÖTV'ne tabi IV sayılı listedeki mallardan satış yapıldığında, bunlara ait fatura matrahları toplamı bu satıra yazılır.
9, 10, 11 numaralı satırlara varsa ilgili istisnalar ve 12 numaralı satıra bu istisnaların toplamları (9 + 10 + 11) yazılır.
13. satıra 8 numaralı satırdaki tutardan 12 numaralı satırdaki istisnalar toplamı çıkarılarak (8 - 12) özel tüketim vergisi matrahı bulunur ve bu satıra yazılır.
14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25 numaralı satırlarda matrahın oranlara göre dağılımı matrah, oranı ve vergisi şeklinde yazılır.
26. satıra 14'ten 25'e kadar olan satırların vergi bölümleri toplanarak bu satıra hesaplanan özel tüketim vergisi olarak yazılır.
27. atıra satılan özel tüketime tabi malların (bu beyannamede matrahları gösterilen) alışları sırasında ödenen ÖTV: aynı malların satıldığı dönem ÖTV beyannamesinde İndirilecek ÖTV olarak bu satıra yazılır.
28. satıra 26 numaralı satırdaki hesaplanan özel tüketim vergisi tutarından 27. satırdaki indirilecek özel tüketim vergisi tutarı çıkarılarak (26-27) ödenmesi gereken özel tüketim vergisi olarak bu satıra yazılır.
29. satıra İhraç Kaydıyla Satılan Mallara İlişkin Tecil Edilmesi Gereken ÖTV var ise bu satıra yazılır.
30. satıra 28. satırdaki Ödenmesi Gereken ÖTV tutarından 29. satırdaki Tecil edilmesi Gereken ÖTV çıkarılarak (28 - 29) Ödenecek ÖTV tutarı bulunur ve bu satıra yazılır.
1.3. Beyannameye eklenecek belgeler: İstisna, ihraç edilen mallar, ihraç kaydıyla yapılan teslimler vb. söz konusu olduğunda istenen belgeler beyannameye eklenir ve eklenen belgeler adedi bu bölüme yazılır.
1.4. Beyannamenin hangi sıfatla verildiği: Beyannamenin hangi sıfatla verildiği "x" işareti konularak belirtilir. Beyannameyi verenin bilgileri ve beyanname düzenleme tarihi yazılır.
1.5. Beyannameyi düzenleyen SM veya SMMM: Bu bölümde varsa beyannameyi düzenleyen, imzalayan SM veya SMMM'nin bilgileri, imza ve tarih yazılır Vergi dairelerine verilen beyannameler, bilgisayarda değerlendirildiğinden beyannameye yazılan bilgiler açık, okunaklı ve hatasız olmalıdır. Her bilgi, beyannamede ait olduğu tablodaki satıra ve sütuna yazılır.
ÖTV Beyannameleri (2/a beyannamesi hariç olmak üzere) elektronik ortamda gönderilmesi zorunlu tutulan beyannamelerdir. Bu nedenle ÖTV beyannamesi elektronik ortamda İnternet vergi dairesi aracılığı ile E-Beyanname şeklinde düzenlenip gönderilir.