Dosya transferleriniz zamanlayan ve otomatik olarak yerine getiren güçlü bir FTP programıdır. Dosya transfer işlemini otomatik hale getiren özel kuralları siz belirlersiniz. Kullanımı kolay arayüzü sayesinde hangi dosyaların/klasörlerin taşınacağına karar verebilirsiniz. İsterseniz tek bir dosya yükleyebilir, isterseniz tüm klasörlerinizi FTP sunucunuzla senkronize edebilirsiniz. FTP sunucuna bağlıyken yaptığınız işlemleri daha sonra izlemek için kaydedebilirsiniz.
PowerToy sayesınde sıstem klasorunde "komut sıstemını buradan ac" gibi bir icerik ekler.Bunun sayesınde hızlı sekılde secılı klasor ile ilgili komut penceresı acabılıyorsunuz
Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence yerine tutmak için laf eğlencesi (veya boş söz) satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azab vardır.
Allah, O'dur ki, sizi yarattı, sonra da size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Hiç sizin ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapacak olan var mı? Allah, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.
Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı; ama küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.
Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp:
- Küçük!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!.
Çocuk, ona dönerek:
- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.
- Bence önemli değil!. diye atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
- Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
- Çok basit!. dedi, adam. Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orada tüm eksiklikler tamamlanacak.
Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla daha fazla mükafat görecekler...
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek:
- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
- İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.
Çocuk biraz düşünüp:
- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
- Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.
- İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!. Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek.
- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?
- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.
Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
- Babam haklıymış!. dedi. Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok! demişti.
Her rüzgar savuracak bir toz bulur,
Her hayat yaşanacak bir can bulur,
Her umut gerçekleşecek bir düş bulur
Bulunmayacak tek şey senin benzerindir
Efendimiz in (sas) oğlu İbrahim in annesi:
Hz. Mâriye (r. anha)
İki Cihan Serveri Efendimiz (sas), vefatından üç yıl önce bazı ülke liderlerini mektuplarla İslam a davet etmişti.
Bu mektupların birini de Mısır hükümdarı Mukavkıs a göndermişti. Bu mektup şu an Topkapı Sarayında sergilenmektedir. Mukavkıs, bu mektuba bir cevap ile birlikte bazı hediyeler ve Hıristiyan olan Mâriye ile Sirin adlarında iki kız kardeşi cariye olarak göndermişti. Hz. Muhammed (sas), kızcağızlardan Sirin i şair Hasan b. Sabitin uhdesine vermiş, Mâriyeyi de kendi himayelerine almıştı.
Hz. Risaletpenâh, Mâriye yi yanında bir cariye olarak alıkoymuştu. Efendimiz in (sas) ilk hanımı, validemiz Hz. Hatice den Kasım adlı bir oğlu dünyaya gelmişti. Hz. Mâriye den (r. anha) İbrahim adlı bir oğlu oldu. Hicrî sekizinci yılda doğan minik İbrahim, 2 yaşına girdiği sıralarda vefat etti. Hz. Muhammed e (sas) oğlu İbrahimin hastalığı haber verildiğinde, Abdurrahman b. Avf ile birlikte yanına gitmiş, çocuğunun ölüm pençelerinde kıvrandığını görerek üzülmüş ve mübarek gözyaşlarını tutamamıştır. Ayrıca İbrahim in vefatı anında güneş tutulmuştu. Halk, güneşin de Hz. Peygamber in matemine iştirak ettiğini söylemiş; ancak O bu duruma hemen müdahale ederek; Güneş ve Ay, Allahın birliğine ve büyüklüğüne iki şahittir. Onlar hiç kimsenin ölümü ve dirimi ile ilgili değildir. buyurarak oğlunun ölümünden dolayı güneşin tutulmadığını belirtmiştir.
Efendimiz den çok etkilendi
Hz. Mâriye, Mısırda güzel bir hayat sürerken, birdenbire küçücük bir odada yaşayacağı Medineye gelmişti. Hz. Peygamber oldukça mütevazı bir hayat sürüyor, çok az yiyor, bazen aç yatıyor, sade giyiniyor, ot bir yatakta uyuyordu. Ahlâkı ve kibarlığı akıl almayacak güzellikteydi. Hz. Mâriye, Efendimizden Hz. İsa Aleyhisselam ın ilah değil, kul ve resul olduğunu öğrendi. Kalbi İslam a iyice yatıştı.
Mısırlıların gönlü kazanıldı
Efendimizin Hz. Mâriyeyi himayesine alması, Mısırlılar üzerinde gerçekten güzel bir etki bırakmıştı. Müslümanlar Mısır için Bizanslılarla savaştığında ahalinin tarafsız kalmasının bir sebebi de bu olmuştur. Hz. Mâriye, hicretin on altıncı senesinde vefat etmiştir. (Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, II, 745 vd)