Başka bir gözle tanıştı gözlerim, yakında, dün gece
Sözsüz bir selamla başladı her şey.
Aslında ortada selam da yoktu ama o ilk bakışlar var ya;
selamdan çok davet!
Az söz, çok anlam; kaçırılan gözler,
çok kahkaha; az ışık,
çok şarap; az kalabalık,
sonunda yalnızlık.
Tuhaf bir sevişmeyle bağlandı bedenler
ve hiç kimse kendi gibi değildi.
Ben mesela,
hiç böyle ürkek sevişmedim veya böyle fütursuz
Tanımadığın bir adamla sevişirken
neler geçiyor insanın aklından, bilemezsin!
"Küçük göğüslerimi beğenecek mi?" endişesi,
"bir daha nasılsa görüşmeyiz boş ver,
kendini sevişemeye ver" düşüncesi,
ve daha neler neler.
Başka bedenlerde yitip gidiyoruz seninle.
Adı ayrılık olan bir şeytan yüzünden,
vazgeçiyoruz sevdadan.
Sevda en çok buna üzülüyordur muhtemelen;
sen ve ben artık onunla birleştirmiyoruz ellerimizi.
Demek kendimizi güzel satmak içinmiş süslü cümlelerimiz.
Ne sen, ne ben sevgi denilen onuru üstümüze giyemedik.
Çok mu zordu, bir sevdayı sarıp sarmalayamadık?
Yenemedik egomuzu,
gururumuzu parçalayamadık.
Sen ve ben,
sadece inadımızdan belki de,
dönüp aramadık.
Şimdi sen başka kollarda, başka dudaklarda;
başka ruj lekeleriyle kirlenmiş gömleğini yıkıyorsun.
Hiç tanımadığın kadınlarla sadece sevişebilmek için
kim bilir ne diller döküp,
kendini nerelere düşürüyorsun?
Ben hiç tanımadığım yerlerde,
bazen bir bar köşesinde,
hiç tanımadığım
ve sadece benimle sevişmek için dil döken adamlarla birlikte oluyorum.
Ertesi sabahı görmeden kaçıyorum.
Egom, onurum nerede?
İnadın, gururun nerede?
Ben neredeyim, sen nerede?
Uzun zaman önceydi sanırım,
tam ne zamandı hatırlamıyorum ama
bir gece vaktiydi;
kendi tarihimde önemli bir karar aldım.
Tuttum bütün "keşke"leri kolundan,
karanlığa yolladım!
İçinde kim bilir neler, kimler gitti,
hiç dönüp bakmadım.
Dilimden zaman zaman düşse de,
hayatımdan ve alışkanlıklarımdan pişmanlığı çıkardım.
Bazı keşkeleri ise,
içlerindeki niyete bakarak cebime koydum.
Keşke dediğim her şeyin ardına bir iyi niyetli "ama" buldum,
bulamadıysam keşkemin içine umut koydum.
"Keşke gökyüzünden bir melek inse
ve elindeki sihirli değnekle dünyadaki savaşlara son verse.." gibi sıradan
ve gerçekleşme ihtimali olmayan
hayallere ancak yakıştırdım keşkeleri
Keşke seni sevmeseydim demedim mesela
çünkü dibini bulamadım.
O keşke, başka bir keşkeye gitti.
Sonra o,
bir başkasına
ve ömrümün tamamını
keşkelerle bezediğimi fark ettim.
Sonu yok pişmanlıkların
ama daha önce düşünülmesi gereken;
çözümü yok!
O zaman, o şartlarda, o akılla,
o bakış açısıyla, o yaşta, o bilgiyle, öyle oldu!
Ne yapalım?
Hiçbir şey!
Sadece cebimize dersimizi koyalım.
Pişmanlık duyacağın şeyleri yapmamak
en iyi seçenek olmakla birlikte;
pişmanlıklarını tecrübelere dönüştürecek kadar erdemli olmak da
ayrı bir hüner değil midir?
Hangi kul,
bir başkasına veya en kötü ihtimalle
kendine karşı hata yapmadan
bir ömrü tamamlayabilmiştir?
Hiç kimse!
O zaman yanlışlar bizler için,
hata yapma hakkımız da var,
bedelini ödeme zorunluluğumuz da
Ama değerli olan,
aynı hatayı tekrar etmeden büyüyebilmektir.
İşte ben bunu kendime düstur edindim.
Bir hata yaptığımda
önce kendimden özür diledim
ve aynı hataya bir daha düşmedim.
Yaptığım için de pişman olmamayı öğrendim.
Eğer böyle olmasaydı,
kim bilir ben seni kaç defa daha severdim?
Ne demek efendim. vakit verip paylaşımımı okumanız ve dinlemeniz beni çok mutlu etti. Her ne kadar sizinkiler kadar güzel olmasada elimden geldiğince hoşluk için uğraştım. Teşekkür ederim.
Bleach Windows 7 teması 45 duvar kağıdı, Bleach karakter simgeler ve özel seslerden oluşan harika bir temadır.Windows 7 Bleach temasını indirmek için buraya tıklayın.Fileserve'a upload edilmiştir.
Şu elimde tuttuğum fotoğrafta kimler var, kimler
Geçmişin üstü ne çabuk tozlanıyor,
ne çabuk eskiyor
ve
ne çabuk geçiyor geçmiş dediğin
Bir sen eksiksin,
yine olman gereken yerde değilsin,
şimdiki gibi!
Yanımdaki sandalye boş,
yorgun bir omuz başım duruyor üstünde
sarıldığı için denk gelen elin yok.
Ben yine bir fotoğraf karesinde sessiz,
siyah beyaz ve sensizim.
Seni sevgili yapmak isterken yüreğime,
sıranı hayata vermiş olmana içerliyorum.
Yaşadıkça çözülmüş
ve bütün sırlarını dökmüş bir ömrün
ne cazibesi vardır?
Ben ki;
dağı, denizi aşardım,
gerekirse yeri yerinden oynatırdım,
dünyayı parmağımda çevirir,
karaları birbirine bağlardım.
Yapamayacak olmamın önemi yok,
ben yapacağıma inanırdım.
Şimdi?
Şimdi soluk bir güneş ışığı gibiyim.
Aydınlatsam da ısıtmıyorum.
Oysa ben seninle
ne beter acılara gülecek kadar güçlüydüm.
Yüreğim ne demek,
boynumu, ömrümü bağışlayacağım kadar
büyük bir aşkın depremiydim.
Sallanırdı etrafımda ne varsa
adını söylediğimde!
Gittiğin yollar uzun,
gittiğin yerler uzak
ama
hiçbir mesafede arasını kapatamayacak aşk yoktur.
Gelmiyorsun,
yanlızlığımla ben kalıyoruz arkanda,
uzun uzun nereye gittiği meçhul uçaklara bakıyoruz,
birine binip gelmek vardı ama
sen istemiyorsun diye duruyoruz.
Bu sessizliğin
ağır gelmez mi kendine?
Bırak bari ben geleyim,
biraz nefes değsin yüreğine,
ısınsın ellerin ellerinle.
Büyük tutkulara sahne olmayan,
hatta biraz da
utangaç bir sevişmeyi saklayalım yorganın altında.
Sabah olduğunda
sıcak bir gülüşe uyanmanın hasretini
bitir gözlerimde mesela..
Sonunda değecek biri varsa,
bütün yolculuklarla razı bedenim.
Ayaklarım çoktan çıkacak yola da,
aklım gel dediğini duymadığından bekliyor.
Kimse sen kadar bilemez ayrılığı mutlaka ama
kimse de benim kadar öğrenmedi,
sana bu kadar tutkuyla bağlıyken,
sensizlikle terbiye olmayı.
Aslında bir destan yazabilirim bu sevdaya
ve
hiç kavuşmadan beslenir yüreklerimiz hasretle.
Ama bırak
ben yanına geleyim;
sen yine istersen,
o şehrin sokakları gibi davran bana.
Candan Ünal
Bir ilişkinin başlayacağına karar verilecek gün,
özünde bu ilk görüşmedir.
Çoğunlukla gecenin sonuna varmadan,
karşımızdaki kişi hakkında bir karara varmış oluruz.
İlk randevu öncesinde insan
midesinde kelebeklerin uçuştuğunu hisseder,
saatler bir türlü geçmek bilmez.
Tatlı bir telaş sarar ruhumuzu ki bu da hoştur.
Çoğu zaman karşımızdakinin özelliklerini
ne kadar seveceğimize değil,
kendimizi nasıl beğendireceğimize odaklanırız.
Kıyafet seçmek işin en ızdıraplı tarafıdır.
Gardırop önünde geçirilen uzun saatler,
yatağın üstünde biriken fırlatılıp atılmış ütülü elbiseler,
"üstüme giyecek bir şey yok yahu" çığlıkları,
en severek alınan bluzu beğenmemek,
zayıf gösterdiğini düşündüğünüz için sığmaya çalışılan eski pantolon,
sizi terletmekten başka bir işe yaramaz.
Doğru seçimi yapabilmek için nereye gideceğinizi iyi bilmelisiniz.
Daha önce duymadığınız bir mekanda buluşacaksanız,
orası hakkında internetten veya çevrenizden yardım alın.
Düşünsenize içeride herkesin kot ve tişört ile nargile içtiği bir kafe,
siz siyah bir gece elbisesi içindesiniz.
Başkalarının ne düşüneceği çok önemli değil
ancak siz gerginlik ve rahatsızlık hissedeceksiniz,
karşınızdakine konsantre olamayacak,
mahcup olduğunuzdan doğru karar alamayacaksınız.
Kıyafet gecenin en önemli unsurlarındandır.
Fazla açık, sizi yansıtmayan,
içinde rahat etmediğiniz kıyafetler giymekten mutlaka kaçının.
Aman, o gün için yeni bir şey alıp giymeyin.
Mağaza kabininde deneyip, beğendiğiniz o pantolon,
eve geldiğinizde
kocaman bir poponuz varmış gibi gösterebilir.
Unutmayın ki,
çoğu dükkanın aynaları zayıf gösterenlerden seçilmiştir.
İçinde kendinizi rahat hissettiğiniz,
ortama uyum sağlayacak bir giyim seçtikten sonra,
sıra makyaj yapmaya gelir.
Burada da birçok tehlike bulunur.
Özellikle ışıklı bir yerde makyaj yapın,
gerçi bu sadece ilk randevu için değil,
her zaman geçerlidir.
Heyecanınız ve kendinizi beğendirme içgüdüsü ile
yüzünüzü palyaçoya çevirmeyin.
"Karanlıkta bütün kadınlar güzeldir" cümlesini
bu gece unutun.
Gideceğiniz yerin ne kadar loş olduğu önemli değil.
Kıyafetle uyumlu makyaj yapacağım diye
suratınızı gökkuşağına döndürmeyin.
Örneğin turuncu renk bir gömlek giydiyseniz,
göz farı olarak turuncu seçmek,
uyumdan çok uzak bir görünüm sağlayacaktır.
En güzel ve doğru makyaj,
yokmuş gibi durandır.
Cildinizdeki hataları kapatın,
doğal tonlarda far
ve sizi az önce kumda güneşten kalkmış gibi göstermeyecek bir allık sürün.
Doğal olun,
gülümsemek makyajdan daha fazla güzellik katacaktır.
Saçlarınızı kuaförde bülbül yuvası gibi yaptırtmayın.
Özenli ama abartısız olun.
Çok yüksek topuklu giymeyin.
Yemekten sonra güzel bir yürüyüş yaparak
belki de ilk defa elleriniz birbirine çarpacaktır,
bu keyifli yürüyüş ayakkabılar yüzünden iptal olmasın.
Artık hazırsanız,
evden çıkmadan ufak detayları kontrol edin.
Telaşınız yüzünden anahtarınızı,
cep telefonunuzu ve cüzdanınızı unutmayın.
Telefonunuzun şarjının dolu olması
sizi muhtemel karmaşalardan koruyacaktır.
Bir ayrıntı daha,
ilk randevuda cebinizde hesabın yarısını ödeyecek
ve gerektiğinde
taksi ile eve dönecek kadar para bulundurun.
Neyle karşılaşacağınızı tam olarak bilemezsiniz.
Randevuya 15 dakikadan fazla gecikmeyin.
Karşınızdakine değer vermediğinizin
göstergesi olarak algılanma olasılığı yüksektir.
Daha kötüsü
"siz kadınlar neden hiçbir yere vaktinde gidemezsiniz?"
cümlesini
ya da benzerlerini laf arasında duymak olacaktır.
Bundan sonrası size ve karşınızdakine bağlıdır.
Kendiniz gibi olun, doğal davranın.
Abartılı ve sizi yansıtmayan davranışlar içine girmeyin,
ne olsa ortaya çıkacaktır.
Sıcak bir duruşunuz olsun ama laubali olmayın.
Beklenti ve isteklerinize ait soruları çekinmeden sorun.
Zaman kaybını önlersiniz.
Hoşlanmadığınız biri ile
sırf kibarlıktan uzun saatler geçirmeyin.
Kaldığınız her saat
"seninle ilgileniyorum" sinyali verecektir.
Bir daha görüşmeyecekseniz,
bunu kibar bir dille anlatın,
geçiştirmek için arayacağınızı söylerseniz,
birçok sıkıntı veren telefonu cevaplamak zorunda kalırsınız.
Ne kadar çok yalanla çevrili dört yanımız,
ne kadar çok acıyla
ve
ne kadar çok mutsuz insan var etrafımızda.
Birileri de sahte aşklar dağıtıyor
yol kenarında!
Tuhaflaştı bir kısım erkekler;
ıssız adam filmine özenenler,
Kurtlar Vadisi'ni taklit edenler
ve daha neler neler.
İhaneti, sadakatsizliği
rakı masasında anlatmanın
şan sayıldı günlere
ne zaman geldik?
Şimdi kadınların ne kadar değiştiğinden, ruhlarının ne kadar kirlendiğinden bahseden erkekler;
elleriyle yarattıkları canavardan
neden şikayet ederler?
Bir kadın
kaç kalp kırıklığını kaldırabilir;
kaç yürek yangınından sonra
artık o da ıssız kadın olur diye
düşünmediler.
Gençler kendince bir yol bulmuş gidiyor
ama
ya bizim nesil?
Hani 30'lu yaşlarında
veya yeni geçmiş olanlar?
Ne kadar arada kalmışız
farkında olmadan!
Bir yanımız geleneksel,
bir yanımız modern!
Dut ağacına çıkmayı da biliriz,
Windows 7 kullanmayı da
ama beceremedik bir türlü
yeni nesil ilişkileri.
Adamlarımızın gözü açıldı,
etraflarında ilk defa bu kadar kadın gördüler.
Kadınlarımızın ruhu açıldı,
ilk defa bu kadar erkeksiz kalarak yaşamayı öğrendiler.
Gecelere akan
orta yaşların sınırlarındaki bizler,
ertesi gün işe gidemeyeceğimizi anlayamadık.
İlk yüzümüze gülüp seviyorum diyene kandık
çünkü bize
seviyorum demenin erdemini öğretmişlerdi.
Evcilik oynarken anne olanın,
büyüyünce
hem anne,
hem baba olacağını bilmiyorduk.
Evliliklerin yerle yeksan olmasının
bir kıvılcıma baktığı yıllara
hazırlamamıştı bizi büyüklerimiz
çünkü
onlar böyle bir şeyi görmemişlerdi.
Bir adamın harama uçkur çözmesini
zaten ayıp sayanlardan,
açtığı uçkuru kameralarla ibraz etmesini
zaten biz de tahmin edemezdik.
Şimdi
soğuk ve yalnız evlerimizde,
soğuk ve yalnız yataklarımıza
girip uyuyoruz.
Kombiyi açınca ısınıyor ev ya,
biz kalbimizi de ısıtıyor sanıyoruz.
Yanımızda her uyuyanı
kalıcı zannediyoruz.
Kafamızdan daha karışık kalbimiz
çünkü
kim, hangi ara aşkı kaybetti;
biz bunu bir türlü anlayamıyoruz?