1816'da Rene Laennec, Paris sokaklarında dolaşırken, oyun oynayan iki çocuğun, birbirlerinin göğsünü ellerindeki tahta borularla dinlemekte olduğunu fark etti. Daha sonra Laennec, bir kağıdı rulo yaparak ucuna bir ip bağladı ve bir başkasının göğsünü dinlemeyi başardı. Bu alete Yunanca 'göğüs'anlamına gelen 'steteskop'adını verdi.
1896'da C.B. Brokks, sokak süpürücüsünü icat etti. İlk sokak süpürücüleri 1896'da yollara çıktı ve sokakları süpürmeye başladı. İnsanlara thaf gelen görüntüsüne rağmen zamanla halk daha temiz caddeler için bu araçları kabullendi.
1908'de İsveçli tekstil mühendisi Jacques E Branderberger, bir gün lokantada yemek yerken başka bir müşterinin yemek yediği masanın üzerine şarabını dökmesi sonucunda, aklına temiz, kullanışlı ve su geçirmeyen bir maddenin yapılabileceği fikri geldi. Sonunda selüloz ile kaplanmış viskos kumaş yani selofen bulunmuş oldu.
1795'te Fracois Appert, oluşturduğu kapak sistemi sayesinde kapların içine hava sızmasını önleyen ve böylece gıdanın bozulmasını geciktiren bir sistem geliştirdi. Appert'in bulduğu ilk saklama kapları aslında zamanı için bir devrim niteliğindeydi. Çünkü gıdaların bozulmadan saklanabilmesi gerçekten zordu.
1907'de Eugene Schueller, saç boyasını geliştirdi. L'oréal firmasının kurucusu olan Schueller, sentetik saç boyasını bulmuş olmasından ötürü mucitler arasındaki yerini almaktadır. O zamana kadar kadınlar, bitkisel kök boyaları sürerek saçlarının renklerini değiştirebiliyorlardı. Schueller'in saç boyalarıyla kadınlar artık diledikleri renge saçlarını rahatça boyayabiliyorlar.
1814'te John Jetro, hayvan gücüyle kullanılan ilk sabanı geliştirdi. Toprağı insan gücüyle sürmek hem çok zordu hem de toprak sahipleri için çok maliyetliydi. Bu nedenle hayvan gücüyle kullanılabilecek bir alet tasarlamak gerekmişti. John Jetro, tarımcılık için büyük öneme sahip sabanı geliştirdi ve patentini aldı.
Silgiyi ilk defa 1736'da Avrupa'ya getiren, Fransız kaşif ve bilim adamı Charles Marie de la Condamine'dir. Bu aslında, Güney Amerika'da yerli kabilelerin oyun için ve tavuk tüyü gibi şeyleri vücutlarına yapıştırmak için kullandıkları bir maddeydi. Avrupalılar bunu kullandı fakat bir süre sonra çürüdüğü için kullanışlı olmadı. 1839'da Charles Goodyear, kauçuğu işlemenin ve dayanıklı kılmanın yolunu buldu. Bugün kullandığımız silgilere şekil vermiş oldu.
1913'te ilk robot Elmer Sperry tarafından üretilmiştir. İlk robot bir otomatik pilot olarak hizmet vermekteydi. Sperry, uçağın hareketlerine duyarlı bir aygıt geliştirmiştir. Uçak belli bir uçuş rotasından saptığında otomatik pilot doğru rotaya yönelmesi için uçağın kontrollerini ayarlıyordu.
Raptiye, ilk defa Amerikalı Edwin Moore tarafından kiralık bir odada üretildi. Bir gün önce yaptığını ertesi gün satan Moore, Eastman Kodak Company'den büyük bir sipariş alınca 1904'te Moore Raptiye Şirketi'ni kurdu. Şirketi hala küçük şeylerin üretimine devam etmektedir.
1902'de İtalyan mucit Guglielmo Marconi, kablo ya da tel olmadan bir yerden diğerlerine mesaj göndermenin yolunu keşfetti. Böylece radyo doğdu. Marconi, radarın mucidi Hertz'in yapmış olduğu deneyleri kullanarak bulunduğu yerden 9 metre uzaktaki bir kapı zilini çalmayı başarabiliyordu ve bunun için her hangi bir kabloya ihtiyaç duymuyordu. Kullandığı yönteme 'elektromanyetik'adını vermişti.
1913'te Alman Hans Geiger, radyasyon ölçüm aleti Geiger'i icat etti. Geiger, ortamdaki radyasyon miktarını ışıma yapan parçacıklar aracılığıyla hesaplamayı başarınca, insanoğlu hiçbir şekilde sonuçları baş gösterene kadar fark edilemeyen bu gizli düşmanın varlığından en azından haberdar olabilmeyi başarabilmiştir.
MS 100 yılında Çinliler, pusulayı icat etti. Manyetik bir ortamda serbest bırakılan bir objenin kuzeye yöneleceği prensibinden hareketle pusulanın keşfi gerçekleşti.
1837'de Rowland Hill, ilk posta pulunu tasarlayıp kullanımını sağladı. Hill posta pulunu yaptıktan sonra İngiltere kralı tarafından şövalyelikle ödüllendirilmiştir. Bugün halen kullandığımız, her biri birer sanat eseri sayılabilecek pullar, önceleri sadece kralın yazışmalarında kullanabildiği bir işaret iken zamanla tüm posta sistemlerince kabul görmüş ve yaygınlaşmıştır.
1891'de Philip Downing, posta kutusu sistemini geliştirdi. Posta sisteminin her geçen gün daha sağlıklı işleyebilmesi için günümüze kadar pek çok insan bu gelişime katkıda bulunmuştur. Bu sayede posta işaretleyicileri, işlem iptal eden cihazlar, posta mühürleri, otomatik posta sınıflandırma cihazları yaşamımızda yerini almış, mektupların daha sistematik bir şekilde sınıflandırıp gönderilmesine olanak tanımıştır.
Kuzey Carolaynalı bir eczacı olan Caleb Bradham, 1898'de dükkanında müşterilerine ferahlatıcı ve sindirime yardımcı bir içecek hazırlayıp satmaktaydı. İçeceğine 'Brad'in içeceği'adını vermişti. İçecek, karbonatlı su, şeker, vanilya, ender bulunan birkaç yağ, pepsin ve cola çekirdeğinden oluşmaktaydı. Halk tarafından çok sevilen bu içeceğin adı daha sonra 'Pepsi'olarak değiştirildi.
1928'de Alexander Fleming, penilisini geliştirdi. Penisilini geliştirmeden önce Fleming, 'lizozim'adı verilen mikrop öldüren bir maddeye ulaşmıştı. Bu sayede bakterileri öldürebilen bir maddenin varlığı fikri ilk kez doğmuş oldu. Fleming, penisilini bulduğu zaman onun, etrafındaki bakterileri öldürdüğünü tesadüf eseri görmüştü ve bunu tıpta kullanabileceğini düşünmüştü.
1939'da Carl C. Magee, park sorununu çözebilmek amacıyla ilk parkmetreyi tasarladı. O yıllarda Amerika'da ciddi bir park sorunu yaşanıyordu. Magee ilk parkmetre aletini caddeye yerleştirdiğinde halk büyük tepki gösterdi. Fakat park sorunu çözülemeyince parkmetrelerin kullanımı arttı.
Para, ilk kez MÖ 700'de Lidya'da malların alımı için kullanıldı. Yoğun olarak ticaretle uğraşan ve bir Anadolu uygarlığı olan Lidya'da paranın ilk formu değerli maddeden oluşmaktaydı. Altın ya da gümüş, en çok kullanılan para hammaddesiydi. MÖ 700 yılına gelene kadar insanların ekonomik ilişkilerinde kullandıkları en yaygın metot 'barter'yani değişim sistemiydi. Buğday almak isteyen, yerine eşit miktarda pirinç kullanabiliyordu. Günümüzde ise para kullanımı, yavaş yavaş yerini dijital ortamdaki paralara yani kredi kartlarına bırakmaktadır.
Eski Mısır firavunlarından biri Anadolu'ya papirüs vermeyi reddedince, parşömenin hikayesi başlar. Anadolu'daki Bergama kitaplığının İskenderiye'ye rakip olmasından rahatsız olununca papirüs gönderimi durmuştur. Bergama hükümdarı, koyun ya da keçi derisinden papirüsün yerini tutacak ve yazı yazmaya uygun bir madde hazırlanması istedi. Yunanca 'Pergament'adını taşıyan parşömen böylece doğdu.