Temel gittiği göz doktoruna dert yanıyordu.
Ne zaman çay içsem sağ gözüm ağrıyor doktor bey.
Doktor, Temel'ın gözlerini kontrol ettikten sonra anlamlı anlamlı başını salladı ve gülerek cevap verdí:
-- Hımmm. Durum anlaşıldi. Çay içmeden önce kaşığı bardaktan çikarın. O zaman sağ gözünüz ağrımaz
Hiç merak ettik mi acaba, canımızdan çok sevmemiz gereken ve -inşallah- sevdiğimiz Hz. Rasulullah (sav) bir gününü nasıl geçiriyordu? Ne zaman yatıyor, nasıl kalkıyor ve bütün gün boyunca neler yapıyordu?
Peki O'nu niçin sevmemiz gerektiğini de biliyor muyuz? Güçlü bir iman ve derin duygularla bağlı olduğumuz peygamberimizi, ilim ve şuur yönüyle de tanımak ve bilmek, bizi gerçek kulluğa götürecek en büyük vesile olacaktır.
Sevmek Benzemeyi Gerektirir
Hz. Rasulullah (sav)'i sevmek, herkese farzdır. Zaten, Cenab-ı Hakkı sevmek de buna bağlıdır. Allah-u Teâla'nın sevgili Peygamberini sevmedikçe, ona uymadıkça, Allah-u Teâla'yı sevmek saadeti ele geçmez.
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki Allah da sizi sevsin." (Al-i İmran; 31) Allah-u Teâla, Habib'ine böyle demesini emir buyurmaktadır.
Saadete kavuşmak isteyen kimse, bütün adetlerini, ibadetlerini ve alış-verişlerini, kısaca tüm yaşamını O'na benzetmeye çalışmalıdır.
Bir kimsenin sevdiğine benzemeye çalışanlar, benzemeye çalıştığı kimseyi sevene, sevimli ve güzel görünürler. Bunun gibi, Hz. Peygamberi (sav) sevenleri de Allah-u Zülcelal sever. Bundan dolayı, görünen ve görünmeyen bütün iyilikler, bütün üstünlükler, ancak Hz. Peygamber (sav)'i sevmekle ele geçer.
Allah-u Teâla, sevgili Peygamberini, insanların en güzeli, en iyisi, en sevimlisi olarak yarattı. Her iyiliği, her güzelliği, her üstünlüğü O'nda topladı.
Ashab-ı Kiramın hepsi, O'na aşık idiler. Hepsinin kalbi, O'nun sevgisi ile yanıyordu. O'nun ay yüzünü, nur saçan cemalini görmeleri, lezzetlerin en tatlısı idi. O'nun sevgisi uğruna canlarını, mallarını feda ettiler. Evet, Allah'ı ********* diyenlerin, Ashab-ı Kiram gibi olmaları lazım
Hz. Peygamber (sav)'e tam ve kusursuz tabi olabilmek için, O'nu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de O'na tam olarak mutabaat etmektir. Yani, her söz ve davranışını O'na benzetmek, kısaca O'na uymaktır.
Kur'an-ı Kerim ve hadis kitaplarında, Hz. Peygamber (sav)'e mutabaat etmenin, dinin vazgeçilmez bir esası olduğunu kesin olarak ifade eden ayet ve hadisler pek çoktur.
Oysa Efendimizin şerefli yaşamı hakkında bilgisi olmayan birisinin O'na mutabaat etmesi düşünülemez. Çünkü bilmeden uyulamaz.
Peygamber Efendimiz (sav)'in Gündelik Hayatı
Hz. Hüseyin (ra), babası Hz. Ali'ye (kv), Hz. Peygamber (sav)'in bazı hallerini sormuş, Hz. Ali de şu şekilde anlatmıştır:
"Evine izin isteyerek girerdi. Evindeki zamanını üç kısma bölerdi. Bir kısmını Allah 'a (ibadet), bir kısmını ailesine ve kendisine. Sonra da insanlara ayırırdı."
< />Hz. Peygamber (sav)'in günlük olarak her zaman yaptığı gibi, sabah namazının farzından önce mutlaka iki rekat sünnet kılardı. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
"Sabah namazının iki rekat sünneti dünya ve içindekilerden hayırlıdır." (Müslim, Tirmizi)
Hz. Peygamber (sav) bütün namazlarını huşu ve huzur içerisinde korku ve ümit arasında kılardı. Nitekim, Mutarrıf (ra), babasından şöyle nakletmiştir:
"Hz. Peygamber (sav)'i namaz kılarken gördüm, göğsünden değirmen sesi gibi inilti çıkıyordu." Başka bir rivayette ise; "Göğsünden kaynayan tencerenin sesi gibi ses çıkıyordu." (Ebu Davud, Nesai)
Hz. Peygamber (sav) ümmetine de, bu şekilde namaz kılmalarını emretmiştir. Nitekim Ammar bin Yasir'den (ra) rivayetle diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
"Bir kişi namazını kılınca, kendisine namazdaki dikkatine göre; namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri ve yarısı kadar sevap yazılır." (Ebu Davud, Nesai, İbn Hıbban)
Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur: "Farz namazlar teraziye benzer. Eksiksiz yapan çok kazanır." (Taberani, İbn Hıbban)
Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) namazlara çok büyük bir önem verirdi. Hz. Peygamber (sav) sabah namazının farzını, cemaate kıldırdıktan sonra, namazını kıldığı seccadenin üzerine, güneş iyice doğuncaya kadar otururdu. (Müslim)
Güneş Doğuncaya Kadar Zikir
Nitekim Enes bin Malik'den (ra) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğuncaya kadar oturarak Allah'ı zikreder, sonra iki rekat namaz (işrak namazı) kılarsa, ona makbul tam bir hac ve bir umre sevabı verilir." Enes (ra) der ki: "Tam bir hac ve umre sevabı" buyurdu. Bu sözü üç defa tekrar etti. (Tîrmizi)
Hz. Peygamber (sav) daha sonra uzaktan yakından kendisini görmeye gelenleri kabul etmeye başlardı. Gelenler halka şeklinde etrafında toplanırlardı. O, çevresindekilere vaaz eder, öğütler verir, sorularını cevaplandırır, hattâ gördükleri rüyaları tabir ederdi. Bazen sahabelere kendi rüyalarını anlatırdı.
Tavır ve Konuşması
Hz. Peygamber (sav)'in konuşması son derece tatlı ve gönül okşayıcı idi. Tane tane konuşur, her cümlesi, dinleyenler tarafından iyice anlaşılması için ayrı ayrı olurdu. Kahkaha ile gülmez, tebessüm halinde bulunurdu. O, insanların en halîmi, en yumuşak huylusuydu.
Hz. Peygamber (sav) şahsına yapılan, nefsine karşı işlenen hataları, yumuşaklıkla karşılardı; Allah'a ve imana yapılan, bir hücum olunca asla susmaz, gereken cevabı verirdi.
Hz. Peygamber (sav) insanların kusurlarını görmez, bazen görmezden gelir, çok zaman gözünü çevirir, kusurunu görse de yüzüne vurmaz, o kişiyle arasındaki saygı ve sevgi perdesini yırtmazdı.
Hz. Peygamber (sav)'in tevazusu, bilhassa insanlarla olan münasebetlerinde daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Meclisinde kim olursa olsun, konuşan kimseyi, sabırla dinler, haktan uzaklaşmadığı müddetçe sözünü kesmezdi.
Bir gün adamın biri, Hz. Peygamber (sav)'i görmeye geldi. Fakat Peygamberliğin haşmetinden o kadar etkilendi ki, titremeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): "Korkma! Ben hükümdar değilim. Kuru et pişirerek karnını doyuran, Kureyşli bir kadının oğluyum." buyurdu. (Hakim)
Hz. Peygamber (sav) kendi yakınlarına ve sahabelerine devamlı hoşgörülü olduğu gibi, düşmanlarını da, özellikle onlar güçsüz bulundukları ve teslim oldukları zaman bağışlamış, suçlarını affetmiş, sonunda da pek çoğunun iman etmesine vesile olmuştur.
Peygamberimizden bir şey istenildi mi, asla "Yok!" demezdi. O, insanların en cömerdi idi
Nitekim İbn-i Abbas şöyle demiştir:
"Hz. Peygamber (sav) insanların, en cömerdi idi. Özellikle Ramazan aylarında daha fazla cömert olurdu." (Buhari)
Duha Namazı
İnsanlarla sohbet etmesi, onların dertlerini dinlemesi genellikle, kuşluk vaktinin girmesine kadar sürerdi.
Kuşluk vakti gelince Hz. Peygamber (sav) bazen dört, bazen da sekiz rekat olmak üzere Duha namazı kılardı. Bu namazın fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:
"Cennette, 'duha kapısı' denilen bir kapı vardır. Kıyamet günü bir münadi şöyle seslenir: 'Ey Duha namazı kılanlar nerdesiniz? İşte gireceğiniz kapı burasıdır, Allah-u Teâla'nın rahmetiyle buradan içeri giriniz." (Taberani)
Hz. Peygamber (sav) Duha namazını kıldıktan sonra evine gelir, ev işleriyle meşgul olur, elbise ve ayakkabıları tamir eder, ******larını sağardı. (Ahmed bin Hanbel)
Öğlen Namazı
Hz. Peygamber (sav) daha sonra Öğle namazı için hazırlık yapardı. Öğle vakti girince camiye gider, öğle namazının farzından önce ve sonra kılınan müekked sünnetleri kılmayı ihmal etmezdi.
Efendimiz öğleden sonra istirahat ederlerdi
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vessellem) öğle namazını kıldıktan sonra, bir miktar uyur, 'kaylule' yapardı. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "Öğleyin kaylule yapınız. Muhakkak şeytanlar öğle vaktinde kaylule yapmazlar." (Müslim)
Kaylûle, öğle namazından sonra yapılan kısa istirahat ve uykuya verilen isimdir. Kaylûle yapan insan, bir sünneti ihya ettiği gibi aynı zamanda dinç olur, gece namazlarını, teheccüdü kılacak gücü kendine bulur. Fırsatı olan bu sünneti yerine getirirse iyi olur.
İkindi Namazı
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) kaylûle yaptıktan sonra İkindi namazına hazırlanırdı. İkindi vakti girince, farzından önceki sünnet namazı bazı zaman kılar, bazen de terk ederdi. Hz. Peygamber (sav) bu sünnet hakkında hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Kim ikindinin farzından önce dört rek'at sünnet kılarsa, Allah-u Teala onun vücudunu cehenneme haram eder." (Taberani)
Hz. Peygamber (sav) ikindi namazını eda ettikten sonra, bir müddet oturduğu yerde kalır zikirle meşgul olurdu. Nitekim Enes bin Malik'den (ra) rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "İkindi namazından güneş batıncaya kadar, Allah'ı zikreden bir cemaatle oturmayı, İsmailoğullarından her birinin bedeli onikibin dirhem olan, dört köle azat etmeye tercih ederim." (Ebu Davud, Ebu Ya'la, İbn-i Ebi'd-Dünya)
Eşlerine Güzel Davranırdı
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Akşam namazına yakın saadet hanesine döner, eşlerinin her birinin yanına gider, azar azar oralarda kalır, hatırlarını sorardı. Hz. Peygamber (sav) hanımlarına güzel ahlakla davranmış, ümmetine de güzel ahlakla davranmalarını emretmiştir.
Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "İmanı en mükemmel olan mü'min, huyu en güzel olandır. Sizin de en hayırlınız, ailesine daha iyi davrananızdır. " (Ebu Davud, Tirmizi)
Akşam Namazı
Bundan sonra akşam namazının hazırlığını yapardı. Akşam ezanı okununca Akşam namazını kıldırır, daha sonra olan iki rekat nafile namaz (sünnet) kılardı.
Hz. Peygamber (sav) akşam namazından sonra zikir ve nafile ibadetle (Evvabin Namazı) meşgul olur, böylece yatsı namazının vaktinin girmesini beklerdi.
Yatsı Namazı
Yatsı namazının vakti girince, Yatsı namazının farzından önce, bazen nafile namaz (sünnet) kılar, bazen de kılmazdı. Yatsı namazının farzından sonra ise iki rekat (müekket sünnet olan) nafile namazı kılmayı ihmal etmezdi. Bundan sonra yatar, gece kalkıp vitir namazını kılardı.
Nitekim Cabir'den rivayetle bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Gece geç vakitlerde kalkmamaktan endişe eden kimse, vitir namazını yatmadan önce kılsın. Kim, gece geç vakitlerde kılmak isterse kılabilir. Zira gece kılınan namazda rahmet melekleri hazır bulunurlar, şahit olurlar ve daha faziletlidir." (Müslîm.Tirmizi)
Hz. Peygamber (sav) yatsı namazını kıldıktan sonra saadet hanesine döner, eşlerinden kimin sırası gelmişse geceyi orada geçirirdi. Yatsı namazından sonra konuşmayı sevmezdi. (Buhari)
Uyuması
Hz. Peygamber (sav) devamlı abdestli olduğu gibi, uykuya çekilirken de abdestsiz yatmazdı. Nitekim İbn-i Ömer'den rivayetle şöyle buyurmuştur: "Bir kimse abdestli olarak yatarsa, geceyi bir rahmet meleği ile geçirir. O kişi uyanır uyanmaz melek; 'Allah 'ım! Falan kulunu bağışla, çünkü o geceyi abdestli geçirdi, diye dua eder." (İbn Hibban)
Bera bin Azib 'den (ra) rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Yatağına girdiğin zaman, namaz için olduğu gibi abdest al, sonra sağ tarafına uzan ve şöyle de: 'Allah'ım, kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndürdüm. İşimi sana teslim ettim. Sırtımı sana dayadım, seni saydığım için. Senden başka sığınacak yer yoktur. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberlerine iman ettim.' Bunu der de o gece ölürsen, müslüman olarak ölürsün. Son sözün bunlar olsun." (Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)
Hz. Âişe (r.anha) validemiz şöyle anlatmıştır: "Hz. Peygamber (sav) yatağına girdiği zaman, 'muavvizeteyn'i (Felak ve Nas Sureleri) ve Kul hüvallahu ahad'ı (İhlas Suresi) okur ellerine üfleyip, ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi. " (Buharı, Müslim, İmam Malik, Tirmizi)
Yatma Şekli
Hz. Peygamber (sav)'in uyku alışkanlığı şöyleydi:
Yatsı namazının ilk vakti girer girmez namazı kılar, sonra bu duaları okur ve istirahata çekilerek, daima sağ tarafına yatar ve sağ elini yanağının altına koyarak uyurdu.
Gece yarısı veya üçte biri geçtikten sonra uyanır, misvağı daima başucunda durur, kalkınca önce dişini misvaklar, sonra abdest alır ve ibadetle meşgul olurdu. (Tirmizi)
Gece İbadeti
Hz. Aişe (r.anha) validemiz şöyle anlatmıştır: "Resulullah (sav) geceleri ayakları yarılıncaya kadar ayakta durur, ibadet ederdi. Ona: "Senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde bunu niçin yapıyorsun?" Dedim." Bana:
"Ben de şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdu. (Buharı, Müslim)
Teheccüd namazı, Hz. Peygamber (sav)'e vacip olduğu için hiç terk etmemiştir. Bu ibadet ve zikirleri yaparken ümmetine de yapmalarını tavsiye etmiştir.
Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Sizden biri uyurken, şeytan kafasına üç düğüm atar. Her düğümün üzerine; 'uzun bir geceye sahipsin uyu!' diyerek elini vurur. O kişi uyanıp da Allah-u Zülcelal'i zikrederse bir düğüm, abdest alırsa bir düğüm, namaz da kılarsa bütün düğümler çözülür. Artık o kimse neşeli ve hareketli olur. Aksi halde neşesiz ve tembel olur." (İmam Malik, Buharı, Müslim, Ebu Davud, Nesai)
Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur; "Gece bir saat vardır ki, bu saatte Allah'dan dünya ve ahiret işiyle ilgili bir hayır isteyen müslüman kul ona rastlarsa, mutlaka istediği kendisine verilir. Bu, her gece olur." (Müslim)
Hz. Peygamber (sav) teheccüd namazını kıldıktan sonra sabah namazı için hazırlık yapardı, sabah namazının sünnetini odasında kılar ve cemâatle farzı edâ etmek üzere mescide giderdi.
Evet, Hz. Peygamber (sav) yirmidört saatini genelde işte bu şekilde değerlendirirlerdi.
Tövbeye önem verirdi
Gün içerisinde günde yüz sefer tövbe eder ve ümmetine de tövbe etmesini emrederdi. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Allah'a karşı tövbe ediniz. Ben günde yüz sefer tövbe ederim." (Müslim)
Hz. Peygamber (sav) beş vakit farz namazın ardından yapılan tesbihatlara da çok önem verirdi. Ayrıca günlük okumuş olduğu dualar vardır. Yemekten sonra, eve girerken ve çıkarken, tuvalete girerken ve çıkarken gibi
Hz. Peygamber (sav) günlük okumuş olduğu duaları okumak da ona mutabaattır, sünnetine uymak, O'nun yolunu izlemektir.
Kim Hz. Peygamber (sav)'e mutabaat ederse, Allah-u Zülcelal o kulunu sever ve dostluğunu ona nasip eder.
Bir anahtar düşünün açamayacağı hiçbir kapı olmasın. Her kapının deliğine uygun bir anahtar düşünün. Kim böyle bir anahtara sahip olmak istemez? Tabiî ki herkes sahip olmak ister. "Benim de böyle bir anahtarım olsa ne iyi olur" diye düşünenler, eminim oldukça fazladır.
Peki, öyleyse o anahtar zaten elimizin altında desek! Evet, o anahtar her kapıyı açan, her kapıdan içeriye girmemizi sağlayan anahtarımız dualarımızdır. Duanın açamayacağı hiçbir kapı yoktur. Dua elimizde bulunan fakat değerini tam olarak kavrayamadığımız, farkında bile olmadığımız en değerli hazinemizdir. Kulunu Allaha yaklaştıran, kulun acizliğini, muhtaçlığını itiraf ettiren, insanı kötülüklere ve musibetlere karşı ehemmiyette hissettiren duadır/dualarımızdır. İnsanoğlu aciz yaratılmış varlıktır. Her an yardıma muhtaç, kendisine uzatılacak bir dost eli beklemektedir. İşlerinin yolunda gitmesi, zorluklarla karşılaştıklarında o engeli aşabilmek için, mutlak bir desteğe güce ihtiyaçları vardır. İşte o sonsuz kudret ve lütuf sahibi, kuluna yardım eden, kendisine sığınanları asla geri çevirmeyen, acziyetini bilip, bütün samimiyetliğiyle ve içtenliğiyle o'na yönelenleri eli boş çevirmeyen mutlak galip ve merhamet sahibidir Allah!
Yüce Rabbimiz; Deki, dualarınız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin. (Furkan / 77) diye buyurarak duanın Allah katında ne kadar değerli olduğunu göstermektedir. Allah duaları kabul etmek zorunda mıdır?(hâşâ) tabiî ki kabul etmek zorunda değildir. Fakat o öyle merhametli ki, kendisinin kimseye ihtiyacı olmadığı halde, kendisine ihtiyaç ve muhtaç olanlara yardımını esirgemiyor. "Şüphesizki Rabbin, işte o, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir." "Resulüm, kullarıma benim çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver." Rabbimiz, yüce kitabımız Kur'an'ı Kerim'de birçok ayetlerde kendisinin çokça bağışlayıcı, merhamet edici ve sonsuz ikram sahibi olduğunu bizlere bildirmektedir. O halde kul niçin kendisine bu kadar merhametle, şefkatle yaklaşan rabbinden yüz çevirmektedir? İnsanoğlu niçin acziyetini kabul etmeyerek, Rabbine karşı boyun eğmeyip büyüklük taslamaktalar? Kendisine uzanan düşmanının eli dahi olsa tutmaktan çekinmeyen insan, kendisini ve bütün kâinat'ı yaratan Rabbinin gel çağrısına kayıtsız kalmaktalar. Zira Rabbimiz;" Kulum bana bir adım gelse, ben ona on adım yaklaşırım, kulum bana yürüyerek gelse, ben ona koşarak gelirim." Yeter ki, kul Rabbine yönelsin, isteyerek arzulayarak o'nun rızası doğrultusunda yaşasın, Rabbimiz muhakkak ki, onu sahipsiz ve yardımsız bırakmaz. Yeterki insan istemesini ve yönelmesini bilsin. Kendisine Allah'ı vekil kılsın, dost edinsin muhakkak ki rabbimiz onun bu isteğini karşılıksız bırakmaz. Dua kul ile rabbi arasında bir köprüdür. Namazda olduğunu gibi, duada da kul ile Allah arasında bir köprü, bir bağ kurulur. Ve bu öyle bir bağ ki, kimsenin ve hiçbir gücün bu bağı koparmaya gücü yetmez. Allah'ın ipine sıkıca sarılıp, Allah'la aramızda bir bağ kurmaya çalışalım. Dua bağı gönül bağıdır. Dua gönülden gönüle kurulmuş bir köprüdür. Dua müminin silahı, dua her kapının anahtarı, dua yakınlaşmak, bağlanmak, istemek dilemek, dilenmek ve acizliğini hissetmektir yaratana karşı. Müminin mümine ettiği dua Allah katında geri çevrilmez. İnsan sadece kendi nefsini değil, diğer kardeşlerini de düşünerek dua ve niyazda bulunmalı. Allah resulünün buyurduğu gibi; kendi nefsiniz için sevip arzu ettiğinizi, din kardeşiniz içinde sevip arzu etmedikçe hakkıyla iman etmiş sayılmazsınız. Dua bir nevi paylaşmaktır. Bölmek, bölüşmektir ekmeğin yarısını. Korumaktır, kollanmaktır, kollamaktır sevdiklerini düşmanlarına karşı bela ve musibetlere karşı. "Takdire karşı tedbirin faydası yoktur. Duanın ise başa gelen ve gelecekler için faydası çoktur. Bela iner, dua onun karşısına çıkar ve kıyamete kadar birbirleriyle boğuşurlar."(Teberani Hâkim)
Dua bir kalkandır nefse, şeytana, kötülüğe ve kötülere karşı. Dua merhamettir, şefkattir annenin evladına karşı. Dua kalıcı bir nimettir dünyada geçici nimetlere karşı. Dua dilemektir gönüldekileri. Dua dilenmektir ihtiyaçlarımız için lütuf ve bol ikram sahibi olan rabbimizden. Dua yaklaşmaktır sevgiliye / sevgiye. Dua başarıya giden yolda atılan ilk adım ve tevekküldür. Dua varmak istenilen hedeflerde Allahı da hesaba katmaktır. Ondan istemek, ondan beklemektir başarıyı. Zira Allah'ı hesaba katmadan istenilen başarı, elde edilse de onda hiçbir hayır yoktur. Dua, yönelmek yöneliş ve yön bulmaktır. Kısacası dua bütün kapıların anahtarıdır. Duanın açamayacağı hiçbir kapı yoktur ve o anahtar rabbimizin ikramıyla bizlere sunulmuştur. Elimizdekilerin kıymetini bilelim. Dua deyip geçmeyelim. Zira Allah Resulünün her anı ve her adımını dua ve tevekkülle geçmiştir. Unutmayalım ki dua da bir ibadettir.
"Dua ibadetin özüdür"(Tirmizi) peygamberimizin gerek hadislerin, gerek sünnetlerine baktığımızda duanın onun hayatında büyük bir önemi olduğunu görmekteyiz. Hatta tarihe destan olan savaşlarda elde ettiği zaferleri duayla kazanmıştır. Bedir bunun en açık örneğidir. Yine duayı hiçbir zaman dilinden düşürmeyip; ümmetine, ashabına, zevcelerine, çocuklarına ve hata bazen düşmanlarının ıslahı için bile dua da bulunmuştur. Peygamberimiz her konuda bize örnek olduğu gibi, bu konuda da örnek bir davranış sergilemiştir. Zira Allah'ın değer verdiğine o'da değer vermiş ve ümmetinin de böyle olmasını istemiştir. "Allah katında duadan daha değerli hiçbir şey yoktur."(Tirmizi) diye buyurarak duanın Allah için önemini bizlere anlatmaya çalışmıştır. Bu ne büyük ihsan!
Dua'nın birçok çeşidi vardır.
1. Namaz da ve namazdan sonra yapılan dua.
2. Kulun ihtiyaç duyduğu zaman yaptığı dua.
3. Tespih, tekbir ve tevhid, gibi zikirler.( ki bunlarda duadan sayılıyor)
4. Efendimize sıkça salât ve selam getirmek.
5. Ezanla kamet arasında yapılan dua.
6. Kur'an da geçen dualar v.s
Dua ile ilgili birçok ayet ve hadis vardır. Biz sadece bunlardan birkaç tanesini yazıp noktalayacağız. Zira duanın anlamı o kadar çok hikmet ve fazileti var ki, saymakla ve yazmakla bitmez.
Duayla ilgili ayet ve hadisler:
"Kullarım beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlarda davetime icabet ve bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki, doğru yolda yürüyüp selamete ersinler." (Bakara 186)
"Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Zira bana ibadeti yani, dua etmeyi kibirlerine yediremeyenler zelil ve rezil olarak cehenneme gireceklerdir." ( Mümin 60)
" Deki, dualarınız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki." ( Furkan 77)
" Allah (cc) kendisine dua etmeyen kuluna azap eder." ( Tirmizi)
"O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisi'ne halis kılanlar olarak O'na dua edin... (Mümin Suresi, 65)
"Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin." (Araf Suresi, 55)
"Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret." (Kehf Suresi, 28)
Hz. Peygamber ise, duayı şöyle tanımlar: \"Dua ibadetin ta kendisidir.\" \"Dua ibadetin iliğidir, özüdür.\" \"Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur." "Dua müminin silahıdır, dinin direğidir, göklerin ve yerin nurudur."
Enes bin Malik (r.a.) Rasulallah (a.s.)'in çoğu zaman: \"Allah'ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, pislikten, doymayan azgın nefisten, senden korkmayan kalpten, fayda vermeyen ilimden, kabul olunmayan duadan, bunaklık derecesindeki ihtiyarlıktan sana sığınırım. Kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnelerinden de sana sığınırım.\" diye dua ettiğini nakletmektedir. İbn-i Abbas (r.a.) ise, Allah Resulü'nün üzüntü ve keder anında: \"Ey Allah'ım! Senden başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Azamet ve vakar sahibi ancak sensin. Sen arş-ı azam sahibisin. Sen, ancak göklerin ve yerin sahibi, arş-ı kerimin sahibisin\" diye dua ettiğini nakleder. Yine Hz. Peygamberin en çok yaptığı dualar arasında: \"Ey Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru.\" (Bakara, 2/201)
Namaz Kılan Adam ile Köpek
Vaktiyle mescidin birinde bir adam konuklamıştı. Din yolunda gayreti kendisine azık edinmişti. O aşık adam, bir gece sabaha kadar namazdan başka bir şeyle meşgul olmamak niyetiyle mescide gitmişti.
Fakat gece olup etraf kararınca bir ses duyuldu. Namaz kılan adam,kemal sahibi birinin mescide geldiğini sandı. Gönlünden,
''Böyle bir insan mescide ancak ibadet etmek için gelir. İyi oldu. Böylece kamil bir adam namazımı görüp, ibadetimi duyacak!'' diye geçirdi.
Bütün gece sabaha kadar ibadette bulundu, bir an bile ibadeti bırakmadı. Bir hayli dua etti,ağlayıp inledi. Kah tövbe etti, kah istiğfar....
Müstehap ve sünnetleri yerine getirdi. Kendisini adam akıllı iyi gösterdi.
Tan yeri ışıyıp etraf ağarınca mescid aydınlandı. Adam bir de baktı ki, mescidin köşesinde bir köpek yatmış uyuyor. Bu dertle canı yandı, kanı kurudu... Gözyaşları yağmur gibi kirpiklerinden damlamaya başladı... Gönlü utanç ateşiyle öyle bir yandı ki; içinden çıkan ahlarla dili de yandı, damağı da....
Ve kendi kendine dedi ki:
''A edepsiz! ALLAH seni bu gece şu köpekle terbiye etti. Bütün gece şu köpek için ibadette bulundun.
Ne olurdu, bir gecelik de ALLAH için uyanık kalsaydın. Senin, bir gece bile ALLAH için riyasızca ibadet ettiğini görmedim...
Ey riyakar insan! Nice köpekler var ki senden daha iyi. Bir bak kendine! köpek nerede sen neredesin?
Utanmazlığın yüzünden riyalara gark oldun. ALLAH 'tan utanmaz mısın sen? Kendi kadrini, mevki ve dereceni gördün ya! Bu şekilde muvaffak olmaktan artık ümidini kes! Bu alemde, bu halinle bir senin elinden bir iş gelmez.Gelse bile ancak köpeklere layık bir iş olur bu. Bilmem ki, neden şeytana eş olursun? Niçin nakşa kapılıp sersemleşirsin?''
Şeytanın şu zulüm yuvasından kaç artık. Şu şaşkınlıklarla dolu zindandan geç. Şu deccal sesli adamlardan ne istersin. Şu kendilerini mehdi gösterenlerden ne umarsın?
Merhabalar sebebi ziyaretimiz belli bu saatte kiz, oglan istiycek degiliz. fazla vaktimizde yok iyi geceler deyip gidecegiz. tatli almadik malum ortalikta kriz var sizde tatliyi ruyanizda gorun tatli ruyalar
Her şeyin kadar değil, değeri kadar seveceksin. "Çünkü beklentin ne kadar çok olursa, o kadar kırılırsın...
Terbiyesini kaybetmiş insan çürük ağaca benzer,çürük ağaç nasıl geri dönmezse o insanın terbiyeside geri gelmez...
Ne çok şey anlatır göz yaşları..! Bazen söylenemeyen sözlerin sesi... Bazen bir pişmanlığın diyeti... Bazen de bir sevda nefesi.
Provαsı yok hαyαtın. Ne yeniden yαşαmαk mümkün, Nede yαşαdıklαrını silebilmek. Önemli olαn, ilk defa değil son defa sevebilmek...
Terkederim seni." diyenden korkma; terkedecek olsa tutamazsın zaten, bir dakika durmaz. Sen, asıl "Bırakmam seni." diyenden kork
çünkü gerçek aşk, büyük konuşmaz...
Para; ilaçtır ama sağlık alamaz, yiyecekler alır ama iştah alamaz, yataklar alır ama uyku alamaz, bir ev alır ama bir yuva...
alamaz, lüks şeyler alır ama kültür alamaz, eğlence alır ama mutluluk alamaz. Hayatta en iyi şeyler parayla alınmayanlardır...
ALIŞMA BANA; NE YAPACAĞIM BELLİ OLMAZ,BUGÜN VARIM YARIN BİRDEN YOK OLURUM? DOKUNMA BANA;
KAPANMAMIŞ YARALARLA DOLUYUM,CANIMI ACITMA Bİ YARA DA SEN AÇMA?
ÇÖZMEYE ÇALIŞMA SAKIN;.SENİNLE KARIŞIR İYİCE KÖRDÜĞÜM OLURUM?GÜVENİYORSAN KENDİNE;
İNANDIR BENİ AŞKIN VARLIĞINA SONUCUNDA ÖYLE BİR AŞK YAŞATIRIM Kİ VAZGEÇEMEZSİN,TUTKUN OLURUM...
Samimiyetin belirtisi GÖZLER, dürüstlüğün belirtisi de tutulan SÖZLERdir..
Bir sürü dostunun içinde elbet düşmanların olacak ama unutma ki, Onca düşmanın içinde belki seni dostun vuracak.
AŞKI TANIYAN BİR KADIN, ASLA AŞKTAN AZINA RAZI OLMAZ ..! Yer edinemediği , SAHİBİ OLAMADIĞI BOŞ SEVDALARDA .. KİRACI KALMAZ
Aldatmayı hiç sevmem ama hakedeni BİN KEZ ALDATIRIM... Kin duymam, ama duyarsam, zaptedilmezim... Aşkı severim ama ''APTAL AŞIK
DEĞİLİM''... Aşkım için canımı veririm, ama gerektiğinde ''ALMASINI DA BİLİRİM''...