Temel kadın kuaförlüğü yapmaktadır. Bir
müşterisine aşıktır. Her akşam Cemal'le
bir iki kadeh yuvarlarken dertleşir:
- Aşuğum Cemaliim. O da pana aşık.
Cemal şaşırır:
- O da sana aşıksa evlenin daa.
Temel açıklar;
- Her gün gelip saçlarını yaptırup, pi
sürü para verirken, evlenup pedavamı yapayum
Çok yalnızım çokluğun içinde.
Çok zor oluyor çokluğun içinde yalnızlık.
Ne beni ben de ara artık
ne de uzakta.
Ben senin kalbindeyim,
sarıl bana
iki elinle kucakla.
Kaybedilecek sevinç kalmadığı zaman, kaybedildiğine üzülecek sevinçler yoktur artık. Bu noktada insan, ıstırabın merdiven basamaklarını ağır, ağır çıkar ve yokluğun varlığına sevinmeye başlar. Çünkü tüm sevinçlerin kaybedildiği an, çekilecek ıstırabın acısı da bitmiştir.
O gün, her zaman yaptığımız gibi deniz kıyısına yürüdük. Çocuk bahçesine gittik. Bin ışığın oynaştığı denizdeki uçsuz bucaksız düzlüğü seyrettik. Bu seyrediş, hep bir devinim içerisinde sürüp giden hayatımızda yaşananları daha iyi kavramak için bir mola, bir duraktı adeta. Bu gezintilerimiz bir alışkanlık haline gelmişti artık. Çocuk bahçesinde bir bank'a oturduk ve konuşmadan içimizdeki sessizliği dinlemeye başladık. Kendi halimize böylesine dalmışken, yaşlı bir hanım bize doğru yaklaşarak elinde zorla taşıdığı belli olan ağır poşeti oturduğumuz bank'ın yanına bıraktı. Gülen gözleriyle bize baktı. Bizden alacağı cevaptan emin bir sesle:
-Biraz dinleneyim şurada dedi. Yanımıza oturdu.
Bu sesleniş, yanımızdaki yerin onun tarafından oturulması için bir müsaade isteyişi gibiydi. Ama bu sesleniş, gerçekte bir acı sohbetin de başlangıcı olacaktı...
Yaşlı kadının yüzüne baktım. Yaşlı kadının yüzü geçmişinde taşıması kendisine ağır geldiği belli olan acıların izlerini taşıyordu. Alnı derin çizgilerle kırışmış olmasına rağmen iyice bakıldığında küçülmüş gözlerinde hala daha umut ışığı taşıdığı belliydi. Bir eşarpla örttüğü başının kenarından pek azı görünen saçları beyazlaşmıştı.
Yüreğindeki sessizliğin sabırsızlığı ve dertlerini paylaşmaya ihtiyacı olan insanların aceleciliği ve heyecanı ile konuşmaya başladı. Ayakları dibinde duran poşeti gösterip:
-Toprak aldım şu ağaçlarının altından dedi. Bu toprağı çiçekleri için kullanacaktı.
İlk tanışan insanların birbirlerine olan mesafeli duruşu bu yaşlı kadında yoktu. Bu dikkatimi çekti. Önce eşimle konuştu. Gülümseyerek:
-Merhaba dedi. Hal hatır sordu, tanıştık.
Adının Mükerrem olduğunu öğrendik. Sonra içine sığdıramadığı belli olan acılarını yavaş, yavaş biz sormadığımız halde anlatmaya başladı. Geçmişe dalan küçülmüş gözlerini, sanki var olmayan, elde edilmesi artık imkânsız uzak bir noktaya dikip maziden konuşmaya başladı.
-Eşim öğretmendi. Altı yıl önce kalp krizden onu kaybettik. Dedi.
Bunu söylerken hayat arkadaşını hatırlayan aklında, sanki gözlerinin önüne gelen eşinin hayali vardı. Bu cümleden sonra bir müddet sustu. Geçmişin acı hatıralarını perde, perde tekrar canlandırdığı aşikârdı.
-Üzüldüm. Dedim sessizce.
Bunu öyle sessiz söyledim ki daha sesli konuşsam eski acı hatıraların daha canlı inkişaf etmesinden korkar gibiydim. Konuyu değiştirmek gayesiyle ve çocuklarının büyümüş olduğunu da düşünerek:
-Çocukları büyütmüşsünüzdür? Diye sordum.
Keşke sormasaydım. Birden yaşlı kadının yüzü değişti, dudakları titredi. Bu titreyişi gizlemek ve heyecanını zapt etmek için sağ elinin işaret parmağını hızla dudaklarına götürerek bastırdı. Dudağının titremesini ne kadar eliyle bastırmış ve gizlemiş olsa da yaşlı kadının gözleri geçmişin sönmemiş bir ateşi gibi kendisini ele vermeye yetiyordu.
O zaman anladım ki bu yaşlı kadının yüreğinde çok ince bir tele basmıştım. Öyle ki biraz daha ısrar etsem, o ince tel acı içinde ses verecekti.
Evvela kendimi tuttum. Sustum. Fakat merakım susacak gibi değildi. Bu yaşlı kadının yüreğinde yıllardır taşıdığı ve artık taşımaktan yorulduğu acıları vardı. Yaşlı kadın kendini biraz topladıktan sonra ilk önce babası gibi öğretmen olan, en büyük kızının intihar ettiğini söyledi. Biz hemen:
-Neden? Diye adeta bağırarak sorduk.
Kızının evli olduğunu, kızının eşinin de öğretmen olduğunu, kızının evliliğinde hiçbir problemi olmadığını fakat birdenbire neden intihar ettiğini bilmediklerini söyledi.
Kızı bir eczaneden zehir satın alarak koluna enjekte etmiş ve hiçbir açıklama yapmadan intihar etmişti.
Yaşlı kadının yüzüne baktığımda geçmişte yaşadığı bu acılarını tekrar, tekrar anlatarak acılarını kanatıp, kendisine eziyet eden bir insan gördüm.
Bu her defasında iyileşmeye yüz tutarken bile, bile tekrar kanatılan yaranın artık iyileşmesi pek mümkün değildi sanırım. Yaşlı kadının anlattıkça yüzü değişiyor acılarını yüreğinin hiç kapanmayan sayfaları arasından bir, bir çıkarıp gözlerinin önüne getirdikçe hareketlerindeki düzensizlik artıyordu.
Hissettiği korku ve heyecan yaşlı yüzünde saklanacak yer bulamıyor, belki geçmişe isyan ediyor, belki de her şeyin hayal olduğuna kendisini inandırası geliyordu. Yaşlı kadın aşağıya yuvarlanan ve yuvarlandıkça büyüyen bu acıyı anlatmaya devam etti. Ara sıra ağlamamak için duruyor ve titreyen dudaklarını sağ elinin işaret parmağı ile bastırarak zapt etmeye çalışıyordu.
-O kadar araştırılıp soruşturulmasına rağmen en büyük kızımın neden intihar etmiş olabileceğini öğrenemedik dedi.
Evin reisi emekli öğretmen olan baba, çok sevdiği kızının anlam veremediği ölümünü fazla taşıyamamış ve kızının intiharından üç yıl sonra bir gün kalp krizinden ölmüştü. Kocasını da kaybedince Mükerrem Hanımın hayatı her gün kendisine sorduğu ve cevabını bulamadığı soruların içerisinde kalmıştı. Naif ruh yapısının da etkisiyle yaşadıklarının etkisi her gün ağırlaşmış ve artık çekilmez bir hal almıştı.
Hayat kendisi için eziyet haline döndüğünde çıkış noktası bulamayan bu yaşlı kadın çareyi içine kapanmakta bulmuştu. Kendi dünyasına çekilmişti. Artık dışarı çıkmıyor, kimseyle konuşmuyor, kendisiyle konuşmak isteyen insanlara boş bakışlarla mukabele ediyordu. Bu durum bir yıl kadar devam etti. Geride kalan iki erkek evladı önce ne yapacaklarını bilememiş sonra acının soğuk yüzünü tanıyınca bu durumdan kurtulmak için tek vücut olmaya çalışmışlardı. İlkin Annelerini tedavi ettirmeye çalıştılar.
Mükerrem Hanım ilk önceleri tedaviye cevap vermemişti. Bunun sebebi dünya gaileleri ve sevinçleriyle ilişkisini keserse belki acılarını da bu hayal âlemine hapis edebileceğini düşünüyordu. Böylelikle yaşadıklarını kendisine bir hayal olarak kabul ettirmesi kolay olacaktı. Çocuklarının onu zorla her dışarı çıkarışlarında dışarıda gülüp oynayan çocukları görüyor ve yaşadıklarının gerçek olduğu tekrar hatırlayınca; gerçek yüzüne bir tokat gibi çarpıyordu. Böylesi canlı bir hayatı inkâr ediş, tek kaçış yoluydu. O yolun da kendisinden alınması onun dayanma gücünü bitireceği kesindi. Bu eziyete artık tahammülü kalmamıştı. Kendi yarattığı bu hayal âleminden çıkmamak ve kendisiyle birlikte yaşadıklarını da bu hayal âlemine hapis etmek tek çareydi.
Çocukları durumun zorlandıkça daha kötüye gittiğini anladılar. Artık onu kendi haline bırakmış ve sadece ilaç tedavisine devam etmişlerdi. O anlattıkça biz onunla aynı acıyı hisseden, aynı çıtırtıya ürken iki serçe kuşu gibiydik. Onu anlamıştım. O ise ne zamandır kendisini aynı heyecanla dinleyen bizleri bulduğu için hafiflemiş gibiydi. O sırada yanıma küçük oğlum geldi. Mükerrem Hanımın zihninde geçmiş günlerinde çocukları ufakken tattığı o çocuk sevgisini tekrar hatıralarında canlandırmak istedim. Küçük oğluma dönerek:
-Teyzemizin elini öp dedim.
O sorgusuz gitti, gülümseyerek yaşlı kadının elini öptü. Mükerrem Hanım hiç beklemediği bir anda elinde gökten bir yıldız tutmuş gibi oğluma sarıldı. Onu bırakamadı... Kucaklayıp kucağına şevkatle bastırdı. Sustu... Dudakları titredi.
Fakat bu sefer heyecanını ve dudaklarının titremesini engelleyecek eli boş değildi.
O yaşlı ellerinde bir küçük çocuk, belki de kaybettiği evladının hatırası vardı. Hüzün ve kederin hayat enerjisine döndüğü o an oğluma daha çok sarılan yaşlı kadının gözleri doldu ve kendini bıraktı. Gözlerinden düşen yaşlar üzüldüğünü değil, hayata bağlandığının işareti gibiydi. Anladım ki kelimelerin tükendiği yerdeydik.
BU KAÇINCI SENSİZ SENİ YAZDIGIM?
BU KAÇINCI SATIRLARA DÖKÜŞÜM SENİ?
BU KAÇINCI ANLATIŞIM SENSİZLİĞİMİ?
CANIMA CAN BİLMİŞİM SENİ
GÖREN OLMASIN
BİLEN OLMASIN DİYE
YÜREĞİMDE SAKLAMIŞIM BEN SENİ.
AMA YOKSUN BE CAN
YANIMDAYKEN BİLE UZAKTASIN
BAK KAÇ SATIR OLDU
ANLATAMADIM BENDE Kİ SENİ
BİR BİLSEN, BİLEBİLSEN
GÖRDÜGÜM ANDA TEBESSÜM ÇİÇEKLERİNİN AÇTIGINI
SIYRILIP YOKLUGUNDAN SANA KOŞTUGUMU
GEL DİYEBİLSEM
GÖREBİLSEN,
CAN DESEN, CANIM DESEN
YOKLUGUN OLMASA
SEN HEP İÇİMDE OLSAN
HANİ KANAMASA ŞU YARAM
MECZUP' LUGUNDAN SIYRILIP CANIM OLSAN
SENLE ÇARPAN ŞU KALBİMİ DİNLESEN
DİNLEYEBİLSEN
ÇOK MU ZOR?
BAK BİÇAREYİM
BİR GARİBİM EVİMDE BİLE SENSİZ
SOLAR GÜLLERİM YOKSAN EĞER
İÇİN İÇİN AĞLARIM YOKSAN EĞER
SEN'LE NEFES ALIYORUM BEN
SEN'LE UYANIYORUM
SEN'LE UYKULARA DALIYORUM
İÇİME SIGMIYORSUN ARTIK
BEN SEN OLDUM
SEN BENDE BENSİN ARTIK
SANİYELERİME İŞLEDİM SENİ
BAK SENSİZ SAATLER GEÇTİ
GÜNLERİM AKTI
AYLARIM BİTTİ DE ÖMRÜMDEN ÖMÜR GİTTİ SANKİ
OFFF NE ZOR ŞEYMİŞ SENSİZLİĞİMİ ANLATMAK
NE ZOR SENİ ANLATMAK
SIĞMIYORSUN SATIRLARIMA
SIGMIYORSUN SAYFALARIMA
SESİMDE YANKILANIR SESİN
CAN OLURSUN, CANÖZÜM OLURSUN
İÇİME İŞLEDİGİM CANIM OLURSUN
HANİ YOKLUGUNA SİTEMLER YAGDIRSAMDA
AHİRİMSİN SEN YOKLUĞUNLA DA
BEN RÜZGARINA KAPILMIŞ BİR AVARE
BEN BASTIGIN TOPRAKTA KOKUNU ARAYAN BİR DELİ
BEN HER BAKTIGI YÜZDE SENİ ARAYAN BİR AŞIK
BEN SENDEN BAŞKASINI GÖRMEYEN BİR KÖR
YOKLUĞUNLA ETTİN BENİ DE SEN GİBİ MECZUP
SEVDANA MECZUP, SENSİZLİĞE MECZUP.
ANLATAMIYORUM CAN
SENİ DÖKEMİYORUM BU SAYFAYA
NE KADAR YAZSAMDA EKSİK KALIYOR BİR YERDE BİRŞEYLER
HEP YARIM KALIYORUM,
TIPKI SENLE SENSİZ KALDIGIM GİBİ
HEP YOKLUĞUNLA YAŞIYORUM
Bugün babalar günüydü
İçi cız etti, düşündü biricik varlığını, oğlunu her şeyini
Babaydı o, ister miydi hiç kötülüğünü, böyle mi olsun istemişti?
Ama nafile anlatamamıştı son görüşmelerinde ona derdini..
Bir babayla oğlun düşebileceği en kötü hale düşmüşlerdi.
Yine bir akşamdı, her zamanki gibi... İşyerinde birkaç arkadaş keyif yapıyorlardı. Oğlu gelmişti o sırada, içki alemini görünce her zaman ki gibi sinirlenmiş, neden bunu yaptığını sormuştu babasına. Daha on yedi yaşındaydı ve babası kendini bildi bileli içerdi. Belki kırıp dökmezdi, aksine daha bir sevimli, daha bir tatlı olurdu içtiği zamanlarda lakin çocukluğunda böyle miydi?
Az mı dayak yemişti babasından?
Az mı gururunu incitmişti?
'Neyse' dedi şimdi bunları düşünüp tekrar o karanlığın sularına dalmak istemiyordu.
Annesi ve kız kardeşi içeride oturuyorlardı. Annesi babasının içmesini hiç istemiyordu aslında, kız kardeşi ise bu durumun ona zarar vermeyişinden olsa gerek durumdan şikayetçi değildi.
Babası, konuşma esnasında küfürlü bir cümle sarf etti, oğlu bu duruma çok bozuldu.
'Ne biçim konuşuyorsun baba! Annemle bacım içeride ayıp olmuyor mu ?'
'Sana mı soracağım ayıbı, şuna bak' dedi arkadaşlarına dönüp, 'Adam olmuş da bana akıl veriyor.'
'Baba! Yeter!' dedi gururunun incindiğini belli eden bir ses tonuyla.
'Bak hala konuşuyor, terbiyesiz'
İyice sinirleri bozulmuştu genç adamın, annesi ve kız kardeşi de bağrışmaları duyup içeri gelmişlerdi.
'Kime terbiyesiz diyorsun, senin yaptığın çok terbiyeli bir davranış mı sanki, yeter artık be yeter. Kaç kere babalık yaptın sen bana kaç kere.'
Babası ağza alınmayacak bir küfür daha ettiğinde ipler iyice gerilmişti ve artık sözlü kavga fiziksel kavgaya dönüşmüştü.
Arada kalan anne, ne yapacağını bilmediği için araya girdi tam da o sırada babasının indirdiği bir tokat yanlışlıkla annesine geldi.
'Sen anneme tokat mı attın?' deyip babasının gözüne yumruğu indirmişti bile.
Kadın aralarında kalıp bayıldı, kız ise ne yapacağını şaşırdı diğerleri olayı içkinin etkisinden olsa gerek daha kavrayamamışlardı bile.
'Baba ne olur, ağabeycim ne olur, yapmayın!'
Annesi kendine geldi ve oğlan şiddetle kapıyı çarpıp çıktı.
Babasının kaşı kanıyordu, annesi ağlıyordu, kız ne yapacağını bilmiyordu. Kalbi yerinden fırlayacak zannediyordu. Annesinin kolundan tutup 'hadi anneciğim, eve gidelim' dedi.
O gece ne babası ne de abisi eve gelmediler.
Ertesi gün annesi de şiddetli bir kavga etmişti babasıyla ve eşyalarını hazırlayıp göndermişti.
Birkaç gün içinde adama bir telefon geldi. Uzaktan akrabalarıydı arayanlar ve hiç de sağlam ayakkabı değildiler. Mafya dedikleri bunlar olsa gerekti.
'Abi , oğlan yanımıza geldi ne yapalım gönderelim mi ?'
'Benim öyle bir oğlum yok!' demişti adam.
'Peki abi, yanımızda kalsın o halde' deyip telefonu kapadılar.
Kadın üç hafta sonunda kızının yalvarmalarına ve çevrenin de araya girmesiyle adamla barışmayı kabul etmişti. Ancak oğlunu çok merak ediyor, devamlı aklı onda kalıyordu. Arada bir telefon açıp ' anneciğim, ben çok iyiyim, hiç merak etme' diyor başka da bir şey demeden telefonu kapatıyordu. Adam ise olanlardan bahsetmemişti kadına.
Bu küslük ne kadar devam edecekti. Kadın en sonunda oğlunun nerede olduğunu öğrendi ve bir kez daha yıkıldı. Yüreği kor alevlerde yanıyordu şimdi ama; elinden de bir şey gelmiyordu. Ne kadar yalvarmış olsa da oğluna, oğlu geri gelmiyordu.
Olayların ardından bir iki yıl geçmişti ki bir gün oğlu telefon açıp ' anne, aranıyorum seni uzun bir süre arayamayabilirim ' demişti.
Kadının dünyası yıkılmıştı eşine gidip, 'beğendin mi yaptığını oğlumun hayatı senin yüzünden mahvoldu seninle evlendiğim güne lanet olsun' demişti ancak son pişmanlık neye yarardı ki...
Birkaç gün geçmeden olay gazetelerde, televizyonlarda çıktı.
ARABA GALERİSİNDE CİNAYET : 2 ÖLÜ, 3 YARALI.
Aranan isimler: .
Nasıl olurdu , nasıl oğlu böyle bir olaya karışırdı, biricik evladı, gözünden sakladığı evladı
Ve o gün gelmişti, oğlu kelepçelerle son bir kez ailesini görmek istemiş, jandarmalar da bu isteği kırmayıp cezaevine girmeden götürebileceklerini, ancak sadece beş dakika görüşebileceklerini söylemişti.
Ağlaşmalar, yakarışlar
Ne fayda
Henüz on dokuz yaşında ve belki yıllarca hapishanede çürüyecek bir genç
Barışmışlardı babasıyla bir görüşmede
Söyleyememişti yine ona, aslında onu ne kadar sevdiğini
Ne fayda
Bir söz ve arkasından gelen yıkımlar
Babalar günüydü bugün, oğlu yanında değildi, içi cız etti acaba tüm hata kendisinde miydi ?
Böyle olsun istememişti.
O bir babaydı.....
Saç diplerine jöle veya köpük sürmek, saç dibi hücrelerinin ölümüne sebep oluyor. Bu nedenle mümkün olduğunca sık yıkamalı ve saçlarınızın hava almasını sağlamalısınız. Uzmanlara göre, saç kestirmenin saçı canlandıracağı bilgisi de yanlış... Saçın dipleri ölmüş, saç dipleri havasız kalmış; problem diplerdeyken saçın ucunu kestirmenin bir faydası bulunmuyor.
Sağlıklı saçlar için ne tüketmeli?
Sağlıklı bir saçta, gün içinde 100 tel dökülmenin normal olduğunu belirten uzmanlara göre, fazla yağlı ve şekerli besinler saç dökülmesini arttırıyor. Saç için A, E, B, ve H vitaminlerini almak gerekiyor. Bu vitaminlerin bulunduğu besinler: Süt, tahıllar, karaciğer, ıspanak, balık, yumurta sarısı, kırmızı et, yeşil sebzeler, çay, baklagiller, maya ve pirinç kabuğu
Sağlıklı saçlar için dengeli beslenin
Özellikle erkeklerde 25 yaşından sonra başlayan saç dökülmesini dengeli beslenerek, gerekli vitamin ve minarelleri alarak azaltmanız mümkün.
Trakya Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Görgülü sağlıklı saçlar için dengeli beslenmenin şart olduğunu söyledi.
Erkeklerde 25 yaşından sonra saç dökülmesinin başladığını ve 50'li yaşlardan itibaren bu oranın arttığını belirten Prof. Dr. Adnan Görgülü "Vitamin, demir, çinko, selenyum ve bakır eksikliği saç dökülmesinin en önemli nedenleri arasında. Sağlıklı saçlar için dengeli beslenmek çok önemli" dedi.
Beslenmenin saç sağlığında önemli bir rol oynadığını belirten Prof. Dr. Adnan Görgülü, sağlıklı saçlar için sindirimi zor olan yiyeceklerden kaçınılması, yemekten sonra sindirimi kolaylaştıracak papatya, nane çayı, ıhlamur gibi içecekler içilmesi, kafein ile alkolden uzak durulması gerektiğini söyledi.
Saç dökülmesinin kadınlara oranla erkeklerde daha fazla görüldüğünü belirten Prof. Dr. Görgülü şöyle devam etti:
"Günde ortalama 100- 150 tel saç dökülmesi çok normaldir. Sonbaharda dökülen saçlar ise mevsimsel döküntüdür ve yerine yenileri çıkacaktır. Saç sağlığı için dengeli beslenmeye dikkat etmek gerekir. Sağlıklı saçlar için A, B4, B5 ve B6, E vitamini, F vitamini, demir, çinko, selenyum ve bakır içeren besinlerin tüketilmesine dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu vitaminler saçı besler, güçlendirir ve dökülmesini önler" dedi.
Julia Roberts
Julia Roberts genelde canı ne isterse onu yapar. Son moda denen tarzların kölesi olmaz. Örneğin uzun saç modası varken saçlarını keser ya da herkes sarışınken koyu renge boyar. Şu sıralar bütün ünlüler saçlarını pırasa gibi düz yapmaya uğraşırken Julia yumuşak seksi dalgalarla çıktı. Eğer onun bu özgür tarzını beğeniyorsanız, geniş bir çeneniz ve saçınızın biraz da olsa doğal dalgası varsa aşağıdaki adımları takip edin.
1-Böyle dalgaları korumak için saçlarınızı haftada iki kereden fazla yıkamamanız gerekiyor. Fazla yıkama saçınızın doğal yağ dengesini bozar. Ama her gün durulayabilirsiniz.
2-Saçınızı duruladıktan sonra havluyla kurulayın. Avucunuza biraz köpük alın ve diplerden uçlara doğru uygulayın. Köpüğün iyice dağılması için saçınızı tarayın.
3-Saçlarınızı kat kat kurutun. Bir tutamı parmaklarınızla uçlardan saç derisine doğru kıvırın ve oraya sıcak fönü tutun. Bütün saça aynı işlemi uygulayın.
4-Saçlarınızı tutam tutam orta boy bir maşayla sarın ve dalgalandırın. Eğer düzensiz bir görüntü istiyorsanız çok fazla tutam yapmayın.
5-Parlaklık veren bir ürünle artık dışarı çıkmaya hazırsınız.
Beyonce
Ünlü şarkıcının uzun saçlı bu görüntüsünü elde etmek için saçlarınızı örmeniz gerekiyor. İki seçeneğiniz var; gündüz bu saçları istiyorsanız gece yatmadan önce örüp öyle uyuyabilir ya da sabah örüp gün boyu öyle gezebilir ve akşam saçınızın tadını çıkarabilirsiniz.
1-Saçlarınızı şampuanlayın ve saç kremi sürün. Uzun saçların uçları genelde kurudur; o yüzden özellikle uçlara kremi uygulayın. Saçlarınızı havluyla kuruladıktan sonra nemlendirici özelliği olan bir şekillendirici losyon sürün.
2-Saçınızı önden arkaya doğru çizgiler halinde öreceksiniz. Önce saçınızı ortadan ikiye ayırın ve tarağınızı kullanarak orta çizginin iki cm yanından arkaya kadar bir tutam ayırın. Ön tarafta saç dibinden başlayıp arkaya kadar örün. Örgünün ucunu lastik tokayla tutturun.
3-Aynı şekilde örmeye devam edin. Toplam üç bölümde bitirin; üst, orta ve alt. Saçınızın diğer tarafına aynı işlemleri uygulayın.
4-Saçınızı açmadan önce kuru olduğuna emin olun. Bunun için alttaki tutamlardan birini açıp bakabilirsiniz.
5-Tokaları çıkarıp örgüleri dikkatlice, parmaklarınızı kullanarak açın. Tarak kullanmayın!
Jennifer Lopez
Her zaman bakımlı ve güzel saçları olan Jennifer Lopez'in omuz hizasındaki saçının sırrına ulaşmak için aşağıdaki adımları uygulayın.
1-Temiz saçınızı havluyla kurulayın. Diplerden uçlara doğru hacim kazandıran bir sprey sıkın. Sonra seyrek uçlu bir tarakla tarayın.
2-Şekil vermek için orta çaplı yuvarlak bir fırçaya ve föne ihtiyacınız var. Saçınızın enseye yakın olan bölümünü ayırın.
3-Bir tutam alın ve fırçayla dipten uca doğru fön tutarak çekin. Uca geldiğinizde fırçanın kurtulmasına izin vermeden aynı tutamı fırçaya dolayın. 30 saniye kadar soğuması için bekleyin. Bu işlemi saçınızın arkasındaki saç tutamları bitene kadar tekrarlayın.
4-Ön taraftaki saçların uçları biraz daha kalkık olmalı. Bunun için fırçaya saçınızı sarın ama sonra biraz açın ve öyle tutarak soğutun.
5-Az miktarda wax'ı avuç içlerinizin arasında saça sürerek şekillendirmeyi bitirin.
Sağlıklı saçlar için öneriler
Saçınızın sağlığını kaybedecek kadar kötüleşmesine izin vermeyin. Güneşten kaçının, özellikle de saçınız boyalıysa...Her zaman nazik şampuanlar veya kremler kullanın. Saç tipinize, saçınızın durumuna uygun ürünler seçin. Saç tipinizden emin değilseniz kuaförünüze veya uzman teşhisine başvurun.
Uzmanlar, sağlıklı ve ışıltılı saçlara kavuşmak isteyenlere şu önerilerde bulunuyor:
Kuru saçların neme ihtiyacı vardır, bu sebeple etkili bir saç kremi her şampuanın kesinlikle olmazsa olmazı. Saçınızın kökleri dışında her yanına boydan boya uygulayın. Yaklaşık 3 dakika bekleyin, ardından kayganlığı gidinceye dek durulayın. Saç maskeleri, ışıltıyı arttırmak için muhteşem bir çözüm, ancak saçta 5 dakikadan uzun süre bekletildiği takdirde işe yarar. Kimyasal maddeler ve saç kurutma makinesiyle aşırı derecede kurutma en aza indirilmeli. Kullanılan ürünlerdeki peroksit düzeyinin de az olmasına dikkat edilmeli. Boyamadan sonra saç renginin korunması için, daima boyalı saçlar için geliştirilen ürünler kullanılmalı. Bu ürünler alkol içermez ve pH dengesini korur, böylece saçın fazla kurumasının önüne geçilir.
Saç serumları, kırılan uçları düzleştirmede son derece işe yarar. Parmaklarınızın arasına bir damla alarak, yıpranmış saç uçlarına uygulayın. Hacimsiz saçlar çoğu zaman fazla ürünün, özellikle de saç kremlerinin kullanılması sonucu ortaya çıkar. Daha hafif bir ürünegeçin veya birkaç gün boyunca hiç kullanmayın. Saçlara hacim ve hareket kazandırmak amacıyla, saç diplerine (geri kalan yerlere değil) köpük sıkın. Saç kurutma makinesiyle şöyle bir kurutun.
Saç derisinde biriken "sebum" adlı yağ hücrelerinin fazlalığı, düzensiz şampuanlama, terleme veya hormonal dengesizlikten kaynaklanıyor olabilir. Saç derisindeki bezlerden gelen salgılar saç tellerinin üzerini kaplar, toz ve kirler saçta toplanır. Böylece saçınız yağlı, cansız ve donuk görünüme bürünür. Çaresiz, saçınızı her gün arındırıcı bir şampuanla yıkayın. Krem içermeyen şampuanlardan kullanın.
Saç türleri arasında en yaygın olanı budur. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ı değişen oranlarda dalgalı saça sahiptir. Dalgalı saç genellikle kuru olur, bu sebeple nemlendirici içeren şampuan ve kremlere gerek vardır. Islak saça uygulanan serumlar saç tellerini yumuşatır. Serum ve köpükler saçtaki kıvrımları vurgular. Saçın ıslakken düz taranması, jöle sürülmesi ve kendi kendine kurumaya bırakılması da izlenebilecek başka bir yöntemdir.
SAĞLIKLI SAÇLAR İÇİN SAÇ BAKIMI
Saçlarınızın sağlıklı görünmesini istiyorsanız; 2 ayda bir kestirin, ılık su ile yıkayın ve kremi sadece uçlarına sürün.
Saç bakımında dikkat etmeniz gereken diğer hususlar şöyle:
Jöle sürünce saçlar dökülür mü? Jöle saçta 2-3 gün kalırsa havasız bıraktığı için saç dökülür. En azından ertesi gün saç yıkanmalıdır.
Mevsim dönümlerinde saçlara özel bir bakım uygulanmalı mı? Bu konuda her zaman bir bakım yapmak lazım. Belli markaların şampuan, krem ve serumları her zaman değil ama mevsim dönümlerinde kullanılmalı.
2 ayda bir saçları kestirmek gerekir mi? Saçlar ucundan alınınca daha sağlıklı olduğu için çabuk ve dengeli uzar. 2 ayda bir saç kesimi normaldir. Böylece şekli de bozulmamış olur.
Saçın her gün yıkanması zararlı mıdır? Saç kendi yağında kalmalıdır. Ama mesela günde 3 şampuan yapıyorsanız zararlıdır. Her gün yıkansa bile 1 şampuan yeterlidir.
Saç için özel bir krem kullanılmalı mıdır? Her zaman saçın ucuna uygulanmalıdır. Çünkü krem saçın dibini yumuşattığı için saçı döker.
Saç nasıl suyla yıkanmalıdır? Saçları ılık suyla yıkamak daha iyidir. Ilık su saçı parlak yapar. Yıkama sonrasında 1 kez soğuk su tutulmalıdır. Çünkü hem beyin rahatlar hem de saçlar canlanır.
Esmer bayanlara ne renk saç önerilir? Aslında en güzel sarışınlar, esmerlerden çıkar. Esmerler sarışın olacaksa önce uçlardan başlanılır. Yani dip çok koyu, uçlar sarı olmalı. Dekolteye düşen sarı saçın esmer tene yakışıp yakışmadığına bakılır.
İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:
- Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!.. Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı:
- Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?
Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:
- Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:
- Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun! Diye teşekkürden kendimi alamıyorum.
Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam:
- Ver şu elini öyle ise! diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper.
Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:
- Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin? der. İsa Peygamber:
- Belli olmuyor mu? deyince:
- Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil, der. Tebessüm eden Hz. İsa:
- Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar.
Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:
- Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O'ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O'na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:
- Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?
Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allahın Nebisi işaret eder:
- Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!..
Derler ki:
- Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.
- Öyle ise, der, tefekkür edin, siz de düşünün.
Sözünü şöyle bağlar Allahın Nebi'si:
- Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır
Bir eşi olmalı insanın
Rüzgar onun kokusunu getirmeli,
Yağmur O'nun sesini.
Akşam... onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği,
Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken,
Cennetten köşe almışçasına
Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın!!!
Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!!!
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim...
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın,
Seni tüm zaaflarınla, hatalarınla kabul eden,
Tüm korkularınla bilen,
Hesapsızca ve sorgusuz,
Şartsız ve koşulsuz,
Bencilce olmayan,
"Benim" den önce senin olan,
Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta,
Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta,
Sonuçta değil süreçte iyi gelen,
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Düşüncesi bile gülümseten,
Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden,
Keder değil yaşama sevinci veren,
Tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.
Beklentileriyle yormayan, fazla soru sormayan,
Yanında sen gibi sen olduğun,
Tüm yanlış bildiklerini unuttuğun,
Hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın,
İyi gelen, iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Seni kalıplar içine sıkıştırmayan,
Tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran,
En beceriksiz taraflarını,
Sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp, Seni sevmeye daha da sarılan,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın
Yaşlı bir adama sokakta yürürken bisikletli çarpmış ve hafif yaralanmış.
Etraftakiler hastaneye götürmüşler.
Hemşireler, röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler.
Yaşlı adam huzursuzlanmış; "acelesi olduğunu, röntgen istemediğini" söylemiş.
...Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
"Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum" demiş.
Hemşire "Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz" diyince;
Yaşlı adam üzgün bir ifade ile:
"Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor,hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor" demiş.
Hemşireler hayretle:
"Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?" diye sormuşlar.
Adam cevaplamış:
"Ama ben onun kim olduğunu biliyorum