Tarihte ilk kez Kars'a ayna gelmiş. Adamın biri aynayı görüp
eline almış. Daha önce kendini hiç görmediği için
karşısındakini ölen kardeşine benzetmiş. Adam;
"Ey gidi gardaşımm.. Seni bi daha görmek varmış nasipte"
diyerek hüzünlenmiş. Aynayı ev götürüp, sarılıp uyumuş
kardeşine...
Karısı bakmış, adam bi şeye sarılmış uyuyor. Merakla aynayı
eline alıp bakmış ki bir kadın!
"Allah belanı viree.. Bu karı da kim? Biseyede benzese"
diyerek, feryat figan evden çıkmış ve komşuları olan muhtara
gitmiş.
"Muhtar efendi, adam beni bu çirkin karıyla aldatıyor. Ne
yapayım?"
Muhtar aynaya dikkatle bakar ve şöyle der;
"Yav baci, yanlışin olmiya. Bu garıdan çok oduna benziir.
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun
Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin