Bir bilge yetiştirdiği öğrencisini yanından ayrılmadan önce çağırdı. Ve Sordu:
"20 yıldır buradasın, neler öğrendin?"
"Yedi gerçek öğrendim" dedi öğrenci.
"Say" dedi bilge,
"Birincisi?"
"Dostluklar ikiye ayrılır: Kalıcı dostluklar ve geçici dostluklar. Hayatta bir zorluk ortaya
çıktığı anda bozulan dostluklar daha çoktur, kalıcı dostluklar çok azdır."
"İkincisi?"
"İnsanların çoğunluğu kalplerini ve beyinlerini geçici değerlere ayırmışlar. Bu değerler uğruna kendi gerçek niteliklerinden taviz vermekten, kötü şeyler yapmaktan çekinmiyorlar..."
"Üçüncüsü?"
"İnsanlar, amaçlarına ulaşmak için birbirlerini ezmekten çekinmiyorlar. Oysa başkasına kötülük yaparak elde edilen her şeyin geldiği gibi ellerinden gideceğini anlamıyorlar."
"Dördüncü?"
"İnsanlar gerçekte bir anlamı ve önemi olup olmadığını hiç düşünmedikleri fakat değerli ve anlamlı saydıkları şeyler yüzünden birbirlerine zarar veriyorlar. Bu şekilde hayati birbirlerine zehir etmeye alışmışlar."
"Beşinci?"
"Herkes yanlışın nedenini, başarısızlığın nedenini başkalarında arıyor. Kimse, başına ne geldiyse aslında kendi yüzünden geldiğini anlamıyor, kendi suçunu, yanlışını kabul edip düzeltmiyor."
"Altıncı?" dedi bilge.
"İnsanlar helal lokmanın ve bölüşmenin değerini bilmiyor. En lezzetli lokmanın helal lokma olduğunu unutuyorlar. Vicdanları ve mideleri arasında kaldıkları zaman midelerini tercih ediyorlar."
"Yedinci?"
"İnsanlar bir şeye dayanmadan yaşama gücünü bulamıyorlar. Bu yüzden çoğu zaman anlamsız şeylere sarılıyor, güveniyorlar. Asıl sarılmaları ve güvenmeleri gereken belki de tek duygunun sevgi olduğunu anlamamakta ısrar ediyorlar..."
"Güle güle!" dedi bilge, "Artık yola çıkabilirsin, yolun acık olsun".
Her kişiye kendi imtihanları zor geliyordu. Gelmeliydi belki de er kişi olabilmek adına zor gele gele imtihanlar, gayret ve dua ile atlatılmaya çalışılmalıydı. Sanki dünya hayatının özeti bu idi...
Çok güzeldi.Paylaşım için teşekkürler. Abdullah gibi Abdullah'lar olmalıyız galiba
Bir gün, çocuğum doğdu. O dünyaya geldiğinde, yetişmem gereken uçaklar ve ödenmesi gereken faturalarla meşguldüm.
Ben uzaklardayken yürümeyi öğrendi. Konuşmayı da öyle.
Ve biraz büyüdüğünde,
“Senin gibi olmak istiyorum baba” demeye başladı.
“Ben de büyüyünce senin gibi olacağım.”
İşyerine telefon açıp,
“Baba, eve ne zaman geleceksin?” diye sorardı ikide bir.
“Ne zaman geleceğimi bilmiyorum oğlum. Ama geldiğimde birlikte güzel bir vakit geçireceğimizden emin olabilirsin.”
Yıllar öylece geçip gitti.
Oğlum on yaşına geldi.
Ona güzel bir top aldım.
“Top için teşekkürler baba!” dedi, “Haydi oynayalım.”
“Bu hafta sonu tamamlamam gereken işler var” dedim. “Bugün olmaz, haftaya, tamam mı?”
“Tamam” dedi, fakat yüzündeki gülümseme eksilmedi.
“Büyüyünce baba” dedi, “ben de senin gibi olmak istiyorum.”
Yıllar öylece geçip gitti.
Oğlum önce ilkokuldan, sonra liseden, sonra üniversiteden mezun oldu.
Bu durumda, başka birçok baba gibi, benim de söylemem gereken birşeyler vardı.
“Seninle gurur duyuyorum” oğlum dedim. “Gel, şöyle biraz oturalım; sana diyeceklerim var.”
Başını salladı ve gülümseyerek:
“Arkadaşlara sözüm var baba” dedi. “Sen arabanın anahtarlarını verebilir misin bana? Sonra görüşürüz, oldu mu?”
Yıllar öylece geçip gitti.
Emekli oldum. Artık bol bol vaktim vardı. Oğlum ise başka bir şehirde iyi bir iş bulmuştu, orada yaşıyordu.
Bir gün ona telefon ettim.
“Eğer sence de uygunsa, hafta sonu buraya gel de hasret giderelim” dedim.
“Sevinirim baba” dedi.
“Bir bakayım, müsait bir vakit bulabilirsem, gelirim. Ama şu sıralar işlerim çok yoğun. Fakat seninle görüşmeyi ben de istiyorum, baba.”
“Peki, ne zaman gelirsin oğlum?”
“Ne zaman olur bilmiyorum, baba. Şimdi bir iş görüşmem var, ona yetişmem gerek. Sonra ararım seni. Geldiğimde birlikte güzel vakit geçireceğimizden emin olabilirsin.”
Ve telefonu kapattığımda, oğlumun çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini anladım.
Çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini... Örnek aldığı babasına benzediğini...
Büyüyünce tıpkı Babası (?) gibi olduğunu...
Hayatımızda çok şeylere sahip olabiliriz ama ""zamana"" ve ""ertelediklerimize"" bir daha asla..!