blackmamba

blackmamba

Üye
11.09.2005
Onbaşı
749
Hakkında

  • Türk halkını basta ve tüm insanları karanlıkta bırakarak,arap diliyle islamı anlasılmaz kılan ve bunda direten tüm sözde islam alimlerine,din adamlarına yazıklar olsun.
    simdi arapca Kuranda diretenlere,din profesörlerine ve kendine bilim adamı diye gecinenlere bir kac mantık sorum var?
    siz Türkce Kuran tercumeleri olan sayın profersörlerimiz,
    Kuran Türkceye tam olarak cevrilemez , Kuran arapcadır diyerek kuranı arabca okuyun ,sonra isterseniz Türkce tercümesinden anlamını ögrenin diyenler!....
    Bir insan nicin Kuranı kerim okur?Sevab kazanmak icin mi?seytan kovmak icin mi?yoksa Allah'ın ihtiyacı oldugu icin mi?
    cevap ;hepsi icin HAYIR.
    Kuran bir tek amac icin indirilmistir ve birtek amac icin okunur!insan olmanın ,insan gibi yasamanın ,toplu yasamanın kurallarını ögrenmek ve daha önemlisi Allah'ı tanımak, bilmek,gücünü ve kudretini itrak ederek ona nasıl ibadet edilecegini bilmek icin.
    Kuran duvarlarda asılı durdugunda seytan kovan bir büyü kitabı degildir.onu amerikan filmlerinde oldugu gibi gösterildiginde vampir kacıran ,sarımsaga benzetenlere yazıklar olsun!...
    onu okumak degil anlamak lazım.sadece anlamak yetmez,yap dediklerin yapak lazım .İste o zaman Kuran gercek manasını kazanır.Eger siz Kuranı okuyup anlar ve uygularsanız seytan size ulasamaz.Cünkü Kuranda yazılı olanlar sizi dogru yola götürür.hal böyleyken ne kadar yazıkki kuranı arabca okuyup anlayamayanlara,anlamadan okuyup''kuran okumak sevabtır deyip hocalara arapca kuran okutanlara''.simdi soruyorum;
    siz Kuranı anlamadan arapca okuyor,okutuyorsunuz,peki neden?...Allahın sizin okudugunuz Kuranı kerimi dinlemeye ihtiyacımı var?...Kuranın yazarı zaten Yüce Allah degilmi?o zaten Kuranı,herseyi en iyi bilen degilmi...Biraz düsünün lütfen!...
    Arapcayı cok iyi bilen din profesörlerimize soruyorum;
    siz arabca Kuranı kerim okudugunuzda ne anlıyorsunuz?
    ben cevaplayayım,bize yaptıgınız türkce cevirideki anlamı anlıyorsunuz!dogrumu ?.... Kuranı arapca okudugunuzda anladıgınız ,bize yaptıgınız cevirinin ,tercümenin tam anlamıyla kendisi ve sizlerde bu anladıgınızla ibadet edip yasantınıza yön veriyorsunuz.dogrumu? cevap;evet.o halde mantık geregi sizin icin kuran türkce tercümelrinizin ta kendisi,dogrumu?cevap;evet.o halde biz sizin tercümenizi okudugumuzda sizin arabca okudunuz kurandan anladıgınızı anlıyoruz,dogrumu?cevap ;evet.
    o halde bizde kuranı arabca okuyan sizler gibi okumus oluyoruz ve sizin gibi anlamıs oluyoruz!...hal böyleyken bizi neden anladıgımız bir dille kuran okumaya yönlendiriyorsunuz?
    siz kendinize islam bilgini ,konunun uzmanı ünvanını takarken ,arapca okudugunuz Kurandan anlamadıgınız noktaların mı var olduguna inanıyorsunuz yoksa?...Kuranı dogru anladıgınızdan mı emin degilsiniz?Bunda süphenizmi var?..buna cevabınız kesinlikle hayır olmalı ,yoksa kendinizde anlamadıgınız bir Kuranı türkce tercüme diye yazma cesaretini nasıl buluyorsunuz?...bunun hesabını Yüce Allah'a nasıl verirseniz?....lütfen biraz düsünün?....
    siz bu web sitesine girerek Kuranı anlamaya Allaha ulasmaya calısan insanlar lütfen biraz düsünün!...Simdi Öyle bir dünya hayal edinki ,tüm isanlar Kuranı okumus ve anlamıs ,bu web sitesinde bulacakları Kuran mücizeleriyle Allah'a ve peygamberlerine yürekten inanmis olsunlar.Evreni bu denli kusursuz ve güzel yaratan bir yaratıcının ,varedicinin yaptıgı bu is , cehennemide ne denli korkunc ve acı dolu yaratabilieceginin ispatıdır.Bundan Korkan ,Allahtan korkan bir toplulugu hayal edin;burda hırsızlık olurmu?...burda anaya babaya saygısızlık olurmu?...burda zina olurmu?...burda yalan dolan olurmu?...Burda Terör olurmu!...Kuranı anlamak daha güzel bir dünya icin!...
#07.11.2005 17:34 0 0 0
  • Boşa Vakit Harcamamak
    Her insan ancak, Allah’ın takdir ettiği süre kadar yaşar. Bu süreyi kısaltmak yada uzatmak, kesinlikle insanın kendi elinde değildir. Allah’ın belirlediği süre geldiğinde, insan bir anda ölüm meleklerini karşısında bulur. Bu yüzden ölümünden sonra Allah’a hesap vereceğinin bilincinde olan bir insan, kendisine verilen bu süreyi en iyi şekilde değerlendirmelidir.
    Ortalama 60-70 sene ömür süren insan, çevresinde sürekli meydana gelen ölümlere rağmen, kendisini ölüme çok uzak görür. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi davranarak kendisini tamamen dünyanın geçici nimetlerine kaptırır. Oysaki 70 sene, ahiret hayatındaki sonsuz hayatla kıyaslanamayacak kadar kısadır. Kaldı ki hiçbir insan 70 sene yaşama garantisine sahip değildir.
    Samimice düşünen bir insan dünya hayatının çok kısa bir süre olduğuna kanaat getirir, buradaki hayatın sadece bir sınavdan ibaret olduğunu kavrar ve hayatına bunları göze alarak devam eder. İşte burada günlerin, saatlerin, hatta dakikaların değeri ortaya çıkar.
    Zamanın ne kadar değerli olduğunu anlayan insan, her sabah uyandığında Allah’a şükretmelidir. Çünkü Allah ona yeni bir gün nasip etmiştir. Belki o gün Allah’ın rızasını kazanacak bir harekette bulunacak ve hüsrana uğramaktan kurtulacaktır. Ancak bir insan Allah’ın ona vermiş olduğu hayat süresinde Allah’ın rızasını kazanamayabilir, bu durumda sonsuz azabı tatmaktan başka seçeneği kalmamıştır.
    “İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.”Fatır-37
    İnsanın ölümünden sonra sorumlu tutulacağı kaynak Kuran-ı Kerimdir. Kuran’ın bütününe bakıldığında, Allah insanları sürekli olarak ibadet etmeye ve çalışmaya teşvik etmektedir. Peygamberlerimizin hepsi yaşamlarının son anına kadar sürekli Allah’ın rızasını kazanabilmek için çabalamışlardır. Allah kitabında kendi rızasını kazanabilmek için çalışanların çabasını övmüştür. Peygamberlerimizden hiçbiri yaptıklarını yeterli görüp, Allah’ı zikretmekte ve ona ibadet etmekte gevşeklik göstermemişlerdir.
    “Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.” İnşirah-7
    Bu sebepten dolayı Kuran ayetlerini ve bu değerli insanların hayatını göz önüne alarak, her anımızı elimizden gelen en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Çünkü zaman Allah’ın bize sunmuş olduğu en kıymetli nimetler arasındadır. Nefsimizi ezerek, Allah’ın hoşnutluğu için harcadığımız hiçbir dakika karşılıksız kalmayacaktır. Biz unutmuş olsakta olmasakta, Allah yaşadığımız her dakikayı yaptıklarımızla birlikte karşımıza getirecektir.
    Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz. Enbiya-47
#07.11.2005 17:32 0 0 0
  • Konu: EPIKTETOS
    EPIKTETOS
    Tanrı beni fakirliğe,sefalet ve esarete terk ediyorsa bunu bana düşman olduğu için yapmıyor.Zira bir efendi,sadık bir hizmetçiden niçin nefret etsin.Dolayısıyla bu düşmanlıktan kaynaklanmıyor,ihmalkarlıktan da kaynaklanamaz.Çünkü Tanrı en ufak birşeyi bile ihmal etmez.Öyleyse şöyle seslen kendine:"Tanrı beni imtihan ediyor,benim iyi bir asker,iyi bir vatandaş olup olmayacağımı anlamak istiyor,hal ve hareketlerimle insanlar arasında kendisinin varlığına tanıklık etmemi diliyor."
    EPIKTETOS


    "ANDOLSUN,BİZ SİZİ BİRAZ KORKU,AÇLIK VE BİR PARÇA MALLARDAN,CANLARDAN VE ÜRÜNLERDEN EKSİLTMEKLE İMTİHAN EDECEĞİZ.SABIR GÖSTERENLERİ MÜJDELE."
    2 BAKARA SURESİ-AYET NO:155

    "İNSANLAR,"İMAN ETTİK"DİYEREK,SINANMADAN BIRAKILACAKLARINI MI SANDILAR?"
    29 ANKEBUT SURESİ-AYET NO:2
#07.11.2005 17:31 0 0 0
  • Bilgisayar Mühendisi Arkadaşlar,

    İnşallah iyi bir donanımcı veya iyi bir programcı veya iyi bir networkçü veya iyi bir system administrator olacaksın..

    Yanlız şu mühim meseleleri sakın aklından çıkarma: Bu kâinatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütün mevcudâtı ve içinde yer yüzünü create etmiş, güneşi bir power source, ayı bir system clock yapmış. O power source'dır ki kesintiye uğramaz ve o system clocktur ki şaşmaz ve şaşırmaz, o donanımcının ilminin ve san'atının nihayetsizliğini gösterir.

    Bu zât aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam dünya üzerinde çalışacak şekilde koca hayat programını yazmış, yüzbinlerce yıldan fazladır, error verdirmeden, crash ettirmeden çalıştırıyor. Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu da anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle göremediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu save etmiş ve yine o küçücük hücrende execute ettiriyor. Madem ki DNA'nin bir program olduğu apaçıktır, ve bir program programcısız olamaz demek ki senin programcılığın o büyük zâtın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir.

    Yine senin bütün hücrelerinden oluşturduğu network'ün içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi, madem ki senin de diğer insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımı yanına vermiştir, aynen öyle de gördürüyor, konusturuyor ve dinletiyor. Ve madem ki sen etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye ışık, ses gibi türlü mediayı hazırlamış kullandırıyor, ve sen bunları keşfeder, kullanır fakat bir yenisini ekleyemezsin, o halde öyle büyük bir network uzmanı zât vardır ki senin her türlü ihtiyacını bilir, ona göre teçhizatını verir. Senin networkçülüğün ancak onun, sonsuz ilminden sana verdiği bir küçük parça ve bir büyük nimettir.

    Arkadaş, aldanma! Şu güzel dünya hayatı programı bir limited trial version'dur, görüyorsun ki elde ettiğin malı mülkü hiç bir surette save edemiyorsun. Öyle ise, bu kâinat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün müdür ki bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı programda about kesimi koyup kendini tanıttırmasın. Öyle ise bu kâinatın en büyük donanımcısı, programcısı, networkçüsü ve system administrator'u olan zâtın her yere işlediği about kesimlerini gör, öğren, full versiyonunu kazanmak için çalış. Unutma ki hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli loglar tutuluyor. Bu loglar herşeye gücü yeten o system administrator tarafindan kontrol edilecektir.
#07.11.2005 17:28 0 0 0
  • TEVRAT'TANESKİ AHİT'TEN İŞARETLER

    Kendilerine kitap verdiklerimiz, O'nu, çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü bilmelerine rağmen gerçeği gizlerler.

    2 Bakara Suresi 146

    Kitabımızın bu bölümünde Eski Ahit'te muhtemelen Peygamberimize, Peygamberimiz'in çıktığı bölgeye ve getirdiği mesaja işaret ettiği kanaatinde olduğumuz bölümleri inceleyeceğiz. Eski Ahit, Hz. Musa ve Harun'a verilen Tevrat'la beraber, Hz. Davud'a verilen Zebur'u ve diğer bazı Peygamberlere verilen sayfaları da içermektedir.

    Kitabımızın en uzun kısmını doğa bilimleri (fizik, kimya, jeoloji, biyoloji gibi) ile ilgili Kuran mucizelerinin oluşturduğunu biliyorsunuz. Bu mucizelerin ardından dört bölümde incelediğimiz felsefi konuların ayrı bir kategori, arkeolojik araştırmalara dayanan sonraki dört bölümün ise apayrı bir kategori olduğunu belirttik. Aynı şekilde kitabımızın Eski Ahit'ten işaretleri içeren bu bölümü ve bundan sonraki İncil'den işaretleri içeren bölümü ise değişik bir kategori olarak düşünülebilir. Bir kategoride deneye, gözleme dayanan doğa bilimlerinin açıklamaları, bir kategoride akılcı spekülasyonlar, bir kategoride incelenmesi kılı kırk yarmayı gerektiren kısıtlı tarihsel veriler, bu iki bölümde ise dikkatlice değerlendirilmesi gereken Tevrat ve İncil'in işaretleri söz konusudur. Kuran, Yahudilerin, kelimelerin yerlerini ve anlamlarını saptırmak suretiyle dinlerinde tahrifat yaptığını söylemektedir. Bu yüzden Peygamberimizle ilgili işaretler, Yahudiler tarafından başka anlamlara çekilmek ve değiştirmek istenmiştir. Kelimelerin anlamını çarpıtarak var olan anlamı bozan ehli kitap; böylece Peygamberimize, dinimize işaret eden izahların anlaşılmasını zorlaştırmışlardır. Konuya işaret eden Kuran ayetleri şöyledir:

    Yahudilerin bir kısmı kelimeleri yerlerinden kaydırırlar ve dillerini eğip, bükerek...

    4 Nisa Suresi 46

    Onlar yerlerine konulmuş kelimeleri saptırırlar ve "Size bu verilirse alın, verilmezse sakının" diyorlar...

    5 Maide Suresi 41

    Dinimizi inkâr etmeye çalışan Yahudi din adamlarının, Eski Ahit'te dinimizle ilgili var olan işaretleri yanlış anlamlandırmaya çalışmaları, Peygamberimiz'in döneminden beri süregelen bir olgudur. Bu bölümün başında alıntıladığımız ayette kitap verilenlerin (Yahudi ve Hıristiyanların) bir kısmının, Peygamberimiz'in Peygamberliğini anlamalarına rağmen gerçeği gizledikleri söylenmektedir. Yine Kuran'da, Tevrat ve İncil'in Peygamberimize işaret ettiği söylenmektedir. Bize düşen Tevrat'ı ve İncil'i incelememiz sonucunda var olan işaretleri bulmaya çalışmaktır. Bu iki bölümde Tevrat'ın ve İncil'in en eski nüshalarının dilini bilen araştırmacıların araştırmalarını değerlendirmemiz ve kendi incelememizi eklememiz sonucunda Peygamberimize işaret ettiğini tahmin ettiğimiz Eski Ahit ve İncil açıklamalarını size sunacağız.

    BüTüN PEYGAMBERLER İSLAM'I ANLATMIŞTIR

    Kuran, Hz. Adem'den beri gelen bütün Peygamberleri müslüman (müslüman İslam olan demektir. Arapçada başa gelen "mü" takısıyla "İslam" kelimesinden türemiştir) olarak tanıtır. Müslüman kelimesi Allah'a teslim olmayı ifade eder. Ayrıca bu kelime barışta, emniyette olmayı da ifade eder. Sami dil alimlerinin vardığı kanaate göre İbranice "Şalom" kelimesi, Arapça "İslam" (Selam da aynı kökten gelir) kelimelerinin hepsi Samice'deki tek ve aynı kökten, yani "Şlama" kelimesinden türerler ve aynı anlama sahiptirler. Türkçe'de biz yanlış olarak Müslüman, İslam ifadelerini sadece Peygamberimize uyanlar için kullanıyoruz. Bu kelimeler Türkçe'ye anlamları daralarak girmişlerdir. Oysa bu kelimeler bütün Allah'ın gönderdiği dinlere uyanları ifade eder. Kuran'ın kullandığı bu kavramlara Eski Ahit'te şöyle rastlıyoruz.

    Selametle (İslam'la) gelen Peygamberin söylediği eğer çıkarsa onun gerçekten Efendinin gönderdiği Peygamber olduğu anlaşılır. Eski AhitYeremya 28, 9

    Tercümede "Selametle" diye çevrilen bu kelimenin Eski Ahit'in orijinal dilinde "İslamla" aynı anlama geldiğini gördük. Tarihsel olarak Hz. Musa'dan sonra gelip de 1 Allah'ın varlığını, 2 Allah'tan başkasına tapmamayı, 3 Bütün Peygamberlerin onaylanmasını, 4 Ahiret gününe inanmayı, 5 Güzel ahlâkı savunmayı; öldürmeye, çalmaya karşı durmayı ve zayıfların, yetimlerin gözetilmesini söyleyen ve bunu dünya çapında yerleştiren iki Peygamberden biri Hz. İsa, diğeri Peygamberimiz Hz. Muhammed'dir. Eski Ahit'te geçen ifade, bir Peygamberin söylediklerinin çıkmasının ve Peygamberin İslam'la gelmesinin; O Peygamberin doğruluğunu göstereceğini söylüyor. Peygamberimiz'in söyledikleri sonucu milyarlarca insan, Allah'ı sevmiş, Allah'ın kudretinin sonsuzluğuna inanmış; Allah'ın, Peygamberimize verdiği kitapta tüm söylenenlerin doğruluğu ise tarihin ilerlemesi ve bilimin gelişmesiyle anlaşılmıştır. Eski Ahit'in hiçbir yerinde ise Hz. Musa'dan sonra Peygamber gelmeyeceğine dair bir açıklama yoktur. Hz. Muhammed'in Peygamberliğinin doğruluğunu Eski Ahit'e inanan bir kişi, sırf bu ifadeden bile anlayabilir. üstelik Eski Ahit, bir Peygamberin selametle (İslam'la) gelmesini şart koşarken, İslam ismi en çok Hz. Muhammed ile bütünleşmiştir.

    MUHAMMED İSMİNE İŞARET

    6 Her şeye Egemen Efendiniz diyor ki; "Bir kere daha, vakit azdır ve Ben göklerle yeri, denizle karayı sarsacağım.

    7 Ve bütün milletleri sarsacağım ve bütün milletlerin Himada'sı gelecek ve bu mabedi şanla, şerefle dolduracağım der.

    8 "Gümüş de, altın da benimdir" diyor her şeye Egemen Efendiniz.

    9 Benim bu son evimin şöhreti ilkinden daha büyük olacak der kalabalıkların Efendisi. Ve bu yerde Selam (Şalom) vereceğim der kalabalıkların Efendisi

    Eski AhitHaggay2, 6 9.

    Haggay 7'de orijinal metinde geçen “Himada” kelimesi, Arapça'da geçen Muhammed ismiyle aynı köklerden "HMD" gelmektedir ve genel olarak aynı anlamları taşımaktadır. Böylece Hz. Muhammed'in ismi veya isminin anlamını veren kelime gelecekte oluşacak görkemli bir olay ile beraber anılmaktadır. Eski Ahit'ten sonra gelen ve Allah'ın varlığını milyarlara yayan Muhammed Peygamberin gelişinden daha görkemli ne olabilir! üstelik Haggay 9'da geçen "Şalom" kelimesinin İslam ile aynı anlama geldiğini, aynı köke sahip olduklarını gördük. "Himada" kelimesinin Türkçe'ye "değerli eşyalar" anlamında çevrilmesi yüzünden Eski Ahit'i İbranicesinden takip etmeyenler bu inceliği görememektedirler.

    MUSA GİBİ PEYGAMBER

    18 Onlar için kardeşleri arasından senin gibi bir Peygamber çıkartacağım. Ve sözlerimi onun ağzına koyacağım. Ve kendisine emrettiklerimin tümünü onlara bildirecek.

    19 Ve vaki olacak ki; benim ismimle söyleyeceği sözlerimi dinlemeyecek olan kişiyi Ben cezalandıracağım.

    Eski AhitTesniye18, 1819

    Tevrat'ın Tesniye bölümünde ileride gelecek bir Peygambere işaret edilmektedir. Hıristiyanlar bu ifadenin Hz. İsa'yı işaret ettiğini söylemektedirler. Fakat birçok açıdan Hz. Musa'ya Hz. İsa'dan daha çok benzeyen Peygamberimiz'in de bu ifadeyle kastedilmiş olması mümkündür. Belki de hem Hz. İsa'ya, hem Hz. Muhammed'in ikisine birden işaret vardır. Doğrusunu Allah bilir.

    Hz. İsa'nın israiloğullarından olması sebebiyle ayete daha uygun olduğu düşünülebilir. Fakat israiloğullarının ve Arapların ortak atadan geldiği, yani kardeş toplumlar oldukları bilimsel incelemelerin de sonucudur. Tucson Arizona üniversitesi'nden Michael Hammer ve İsrail üniversitesinden birkaç meslektaşı 1371 kişinin Y kromozomlarındaki 18 bölümü incelediler. 29 farklı topluluktan gelen bu insanlar içinde, yedi Yahudi (Avrupa); Latin, Kuzey Afrikalı, Kürt, Iraklı, İranlı, Yemenli ve Etyopyalı, beş Arap; Filistinli, Lübnanlı, Suriyeli, İsrail Drüz, Suudi ve 16 Sami olmayan grup vardı. çalışma, farklı bölgeden gelen Yahudilerin ve Arapların birbirleriyle yakın akraba olduklarını gösterdi. Bu çalışma Hz. İbrahim'in hem israiloğullarının hem Araplar'ın ortak atası olduğuna dair inançla uyum içindeki bilimsel bir veridir.

    Tevrat'ın Tesniye bölümündeki ifadeye dönersek, Hz. Muhammed'in Hz. Musa'ya, Hz. İsa'dan daha çok benzeyen birçok yönünü gösterebiliriz. Hz. Musa'nın da Peygamberimiz'in de kendi yaşamları içinde kendi toplumlarında bir hakimiyet kurdukları, bir yapı oluşturdukları bilinmektedir. Hz. İsa'nın vefatından sonra Hıristiyanlar böyle bir yapı oluşturabildiler.

    Peygamberlerin ortak mesajı taşıyan insanlar olduklarını bilen bizler için, Hz. İsa ile Hz. Muhammed'den hangisinin daha çok bu ayete uyduğunu söylemek zordur. Fakat Hz. İsa'yı teslis (üçleme) inancıyla ilahlaştıran kiliselerin, Tesniye bölümündeki bu ifadenin Hz. İsa'ya Peygamberimizden çok uyduğunu söylemeleri büyük bir çelişkidir. çünkü kiliseler Hz. İsa'yı tanrılaştırarak, tüm insanların günahları için öldüğünü söyleyerek, Hz. İsa'yı tüm diğer Peygamberlerden farklı bir konuma sokarlar. Bu tavrı benimseyen bir Hıristiyanın, Hz. Musa'ya Hz. İsa'nın Hz. Muhammed'den daha çok benzediğini söylemesine imkan yoktur.

    Ayrıca Tesniye 18'deki ve 19'daki bir ifadeye özellikle dikkat çekmek istiyoruz: “Bu gelecek Peygamberin Tanrı'nın ismiyle sözler söyleyeceği” vurgulanmaktadır. Peygamberimize gelen Kuran'ın en ilginç ve diğer kitaplarda görünmeyen özelliklerinden biri her surenin (114 surenin 113'ü) Besmele ile yani "Bismillahirrahmanirrahim" (Merhametli, Şefkatli Allah'ın ismiyle) diye başlamasıdır. Peygamberimize verilen Kuran'ın bu özelliği, gelecek Peygambere Allah'ın sözlerinin verileceğini ve O Peygamberin "Allah'ın ismiyle" bu sözleri söyleyeceğini belirten ifadelerle büyük bir uyum oluşturmaktadır.

    PEYGAMBERİMİZİN ÇIKTIĞI YERE İŞARET

    1 Ve Allah adamı Musa'nın ölümünden önce İsrailoğullarına okuduğu hayır dua şudur.

    2 Ve dedi: Efendiniz Sina'dan geldi. Ve onlara Seir'den doğdu. Paran dağından parladı. Ve mukaddeslerin on binlercesinin içinden geldi. Onlar için sağ elinde alev alev yanan ateş vardı.

    Eski AhitTesniye 33, 12

    Vefatından önce Hz. Musa'nın duası gerçekten de ilginçtir. Bu ifadede geçen 1. yer olan Sina Dağı, Hz. Musa'nın çıktığı bölgedir. 2. yer Seir olup, Hz. İsa'nın çıktığı bölgedir. 3. yer ise Peygamberimiz Hz. Muhammed'in çıktığı bölgeyi ifade eden Paran Dağlarıdır. Böylelikle Hz. Musa'nın duasında söyledikleriyle; insanların tek Allah inancına inanmasını sağlayan, insanlığın geleceğinde yaygın şekilde kabul görecek, Allah'ın gönderdiği 3 din bir arada anılmaktadır. Bu ifade aynı zamanda Tevrat'ın kendisinden sonra gelen Hz. İsa'yı ve Hz. Muhammed'i onayladığının bir delilidir. Kuran nasıl sonda diğer Peygamberleri; Hz. Musa'yı ve Hz. İsa'yı onayladıysa, Tevrat da bunu başta gerçekleştirmiştir. Tesniye 332'de Peygamberimiz'in onbinlerin içinde geleceğinin söylenmesi, daha yaşarken Peygamberimize onbinlerce insanın uyması bakımından, oluşmuş olan gerçeklikle tamamen uyumludur.

    PUTLARI KIRACAK, KEDAR HALKINDAN OLAN SEçKİN KUL

    Eski Ahit İşaya bölümü 42'de geçen gelecek ile ilgili anlatımlar Peygamberimizle büyük bir uyum göstermektedir. Hz. Muhammed gerçekten de hem putları yok etmesiyle (8), hem daha sağken yeryüzüne hakim olup adaleti sağlamasıyla (3 ve 4) hem Ruh'tan (Cebrail) vahiy almasıyla (1) hem üstün ahlâkıyla (2 ve 3) hem insanlara ışık olup, körelmiş gönülleri iyileştirmesiyle (6 ve 7) hem Kuran gibi yeni bir vahyi insanlara duyurmasıyla (10) ve hem Hz. İbrahim'in oğlu, İsmail'in oğlu Kedar'ın soyundan olan bir toplumun üyesi olmasıyla (11) bu alıntılayacağımız Eski Ahit'ten bölümlere tam bir uygunluk göstermektedir.

    1 İşte kendisine destek olduğum, gönlümün kendisinden razı olduğu seçtiğim kulum. Ru humu (Cebrail'i) onun üzerine koydum. Milletler için adaleti meydana çıkaracaktır.

    2 Bağırıp çağırmayacak. Sokakta sesini yükseltmeyecek

    3 Ezilmiş kamışı kırmayacak ve tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak

    4 Yeryüzünde adaleti sağlayana dek cesaretini yitirmeyecek ve kıyı halkları O'nun ka nunlarını bekler.

    5 Gökleri yaratıp, onları yayan, yeryüzünü ve ürününü seren, Dünya'daki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren Efendiniz Allah diyor ki:

    6 "Ben Efendin. Seni doğrulukla çağırdım. Elinden tutacak, seni koruyacağım, seni hal ka antlaşma ve uluslara ışık yapacağım.

    7 öyle ki kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları ve cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın

    8 Ben Efendinim. Adım budur. Onurumu bir başkasına, övgülerimi putlara bırakmayacağım.

    9 Bakın önceden bildirdiklerim gerçekleşti. Şimdi de yenilerini bildiriyorum, bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum.

    10 Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey. Kıyılar ve kıyı halkları. Efendinize yeni bir ilahi söyleyin. Dünya'nın dört bucağından onu ezgilerle övün.

    11 çöl ve onun şehirleri, Kedar'ın oturduğu köyler seslerini yükseltsinler. Selada oturanlar terennüm etsinler, dağların doruklarından bağırsınlar.

    Eski Ahit İşaya 42, 1-11

    İşaya'daki bu bölümleri okuyanlar, Hz. Muhammed'le, bu anlatımların uyumunu anlayacaklardır. Bu olayların ileride olacağının söylenmesi (9) de önemlidir. Demek ki bu müjde Hz. Musa zamanında ve daha önce açığa çıkmamıştır. İşaya 42. bölümün devamında 17'de, putperestlerin utandırılmasından bahsedilmesi de ilginçtir.

    Dikkatli bir incelemeyle Eski Ahit'te daha birçok işaretler bulunabilir. Kuran'ın söylediklerini embriyolojiden astronomiye, jeolojiden arkeolojiye birçok bilim dalı onayladığı gibi, Eski Ahit'in işaretleri de desteklemektedir.

    70 Ey Kutsal Kitabın bağlıları! Tanık olduğunuz halde, neden Allah'ın delillerini inkâr ediyorsunuz?

    71 Ey Kutsal Kitabın bağlıları! Neden gerçeği yalanla örtüyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?

    3 Ali İmran Suresi 7071
#05.11.2005 13:49 0 0 0
  • TOPRAK VE SUDAN YARATILMA

    İnsanı çamurdan oluşan bir özden yarattık.

    23 Müminun Suresi 12

    O yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır. Ve insanın yaratılışına çamurdan başlamıştır.

    32 Secde Suresi 7

    Sizi topraktan yaratması O'nun delillerindendir...

    30Rum Suresi 20

    Ve O sudan bir insan yarattı ve ona soy sop verdi. Efendin her şeye gücü yetendir.

    25 Furkan Suresi 54


    Kuran, insan yaratılırken kullanılan ham maddelerin toprak ve su olduğunu ortaya koymaktadır. Kuran, bazen bu ham maddeleri ayrı ayrı vurgulamakta, bazen de insanın çamurdan yaratıldığını söyleyip toprak ve suyun bileşiminden insanın yaratıldığını açıklamaktadır.

    İnsanın topraktan yaratılması üzerine çok spekülasyonlar yapılmıştır. Biyoloji ve kimya gibi bilimlerin ilerlemesiyle; hem toprağın, hem de insan vücudunun analitik incelemesi yapıldı. Bu incelemeler sonucunda insan vücudunun içerdiği maddeler ile toprağın içerdiği maddelerin tamamen aynı olduğu anlaşıldı. Bu maddeler alüminyum, demir, kalsiyum, oksijen, silikon, sodyum, potasyum, magnezyum, hidrojen, klor, iyot, manganez, kurşun, fosfor, bakır, gümüş, karbon, çinko, kükürt ve azottur. Amerika'daki bir kimya bürosunun yaptığı analize göre insan vücudunun %65'i oksijen, %18'i karbon, %10'u hidrojen, %3'ü azot, %1.5'u kalsiyum, %1'i fosfor, geri kalanı da diğer elementlerdir. Yaratılış denilen Allah'ın muhteşem sanatı işte bu cansız, şuursuz atomları belli bir şekilde birleştirip insanı meydana getirmektedir. Bu maddeler sırf ham madde olarak çok düşük değerlere alıcı bulmaktadır. Oranlarını verdiğimiz temel maddelerin New York Borsasındaki değeri 4.5 Dolar'dır. Evet, tam tamına 4.5 Dolar. İşte insanın temel malzemesinin fiyatı. Allah 4.5 Dolar'lık malzemeden insan mucizesini yaratmaktadır. Görülüyor ki beceri, bu 4.5 Dolar'lık malzemede değildir. Bütün övgü, bu ham maddeleri de, bu ham maddelerden insanı da yaratan Allah'adır.

    övgü Alemlerin Efendisi Allah içindir.

    1 Fatiha Suresi 2

    TOPRAĞIN öZü

    Müminun Suresi 12. ayette dendiği gibi insan bir “özden” yaratılmıştır. Allah topraktaki elementleri, çok ince bir şekilde ayarlayarak insanı yaratmıştır. İnsan vücudunda gerekli her element belli değer aralıklarında var olabilmektedir. Bu değer aralığından sapmalar olduğunda hastalıklar, ölümler ortaya çıkabilir. Vücutta baştan bu maddeler dengeli bir şekilde dağıtıldıkları gibi, vücut sonradan bu maddeleri dengeli bir şekilde kullanacak, fazlalıkları dışarı atacak biçimde de yaratılmıştır. İnsan vücudunda yaklaşık 2 kg kalsiyum vardır. Eğer bu kalsiyum azalırsa bir elmayı ısırmamız dişlerimizin parçalanmasıyla sonuçlanabilir. Vücudumuzun 120 gr kadar potasyuma ihtiyacı vardır. Bu maddenin eksikliği kas ağrıları, kramplar, yorgunluk, bağırsak rahatsızlıkları, kalp çarpıntısı olarak kendini gösterir. çinkoya olan ihtiyacımız ise sadece 23 gr kadardır. Bu düşük miktarın eksikliği hafıza kaybı, cinsel yetersizlik, hareket gücünün azalması, koku ve tad alma duyusunun zayıflamasıyla kendini gösterir. 100 mikrogramlık selenyumun eksikliği kas zayıflığı, kalp ve damarlardaki esneme kabiliyetinin bozulmasıyla kendini gösterir...

    Tüm bu veriler bize Allah'ın insanı topraktan rastgele yaratmadığını, aynı ayette söylendiği gibi; toprağın içindeki elementleri belli ölçüyle belirleyerek insanı toprağın belli bir özünden yarattığını göstermektedir. Görüldüğü gibi Kuran'da hiçbir kelime boşu boşuna geçmemektedir.

    İnsan vücudundaki bu elementlerin incelikle ayarlanması Allah'ın mükemmel tasarımcılığını gözler önüne sermektedir. Secde Suresi'nde Allah'ın güzel yaratışına dikkat çekilmektedir. Gerçekten de çamur gibi basit görünümlü bir maddeden insan gibi bir eserin yaratılması Allah'ın delillerindendir. Nitekim Rum Suresi'nin 20. ayeti topraktan yaratılışın Allah'ın delillerinden biri olduğunu vurgulamaktadır.

    SU NASIL CANLANIYOR?

    ... Her canlıyı sudan yarattık. Hala inanmayacaklar mı?

    21 Enbiya Suresi 30

    Allah hareket eden her canlıyı sudan yarattı.

    24 Nur Suresi 45

    Furkan Suresi'nde insanların, Enbiya ve Nur Sureleri'nde ise tüm canlıların sudan yaratıldıkları söylenmektedir. Su, biyolojik olarak yaşayan maddenin temel unsurudur. İnsan hücrelerden oluşmuştur. Hücreleri incelediğimizde % 60 ile % 80 arasında sudan oluştuğunu görürüz. Temel maddesi su olan hücre, canlı bir maddedir. Canlılığın temeli olan su olmadan canlılık mümkün değildir.

    Suyu incelediğimizde suyun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan meydana geldiğini görürüz. Kimyasal olarak her özelliği mükemmel ayarlanmış olan su, tamamen cansız olan, %99'u boşluk olan atomlardan oluşur. Nasıl oluyor da %99'u boşluk olan cansız atomlardan oluşan sudan yaratılan hayvanlar, insanlar canlanıyorlar? Bu noktayı iyice düşünen, becerinin cansız atomlarda değil, bu cansız atomları canlandıran Allah'ta olduğunu anlar.

    O Allah'tır. Yaratandır, kusursuzca var edendir, biçim verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nu yüceltir. O üstündür, bilgedir.

    59 Haşr Suresi 24
#05.11.2005 13:45 0 0 0
  • CİNSİYETİN BELİRLENMESİ

    45 Gerçekten de O, erkek ve dişi olarak iki çifti yaratandır.

    46 Akıtılan meninin bir damlasından.

    53 Necm Suresi 45-46

    Günümüzde hâlâ bazı erkeklerin veya erkek ailelerinin, kadınları, erkek çocuk doğurmadığı için kınadıklarına tanık olabiliriz. Bu olay kadınların, çocukların cinsiyetini belirlediğini sanan yanlış bilginin sonucudur. Tarih boyunca kadının, çocuğun cinsiyetini oluşturduğuna dair yanlış bilgi hâlâ sürmektedir. Her ne kadar bilim çevreleri halkın düştüğü bu yanlışa düşmeseler de, onlar da yakın tarihlere kadar çocuğun cinsiyetini anneden gelen yumurta ile babadan gelen spermin eşit katkıyla oluşturduklarını sanıyorlardı. Oysa çocuğun cinsiyetini spermin belirlediği bilim çevrelerinin yakın tarihlerde keşfettikleri bir bilgidir.

    Peygamberimiz'in vefatından iki yüz yıl kadar sonra yazılan bir kitaptaki uydurma bir hadis, o dönemin insanlarının cinsiyetin belirlenmesini nasıl anladıklarını göstermektedir. Uydurma hadis şöyledir: "Erkeğin suyu beyazdır. Kadının suyu ise sarıdır. İkisi birleşir ve erkeğin menisi kadının menisine üstün gelirse çocuk erkek olur. Kadının menisi erkeğin menisine üstün gelirse çocuk kız olur." Görüldüğü gibi Peygamberimiz'in yaşadığı devirde, çocuğun cinsiyetinin nasıl belirlendiği bilinmemektedir.

    Bu yüzden Kuran'ın insanların cinsiyetlerinin yaratılışını belirttikten sonra, bu cinsiyetlerin yaratılışını sadece erkekten gelen meninin bir spermiyle ilişkilendiren bu ayetlerin işareti mucizevi niteliktedir.

    İnsanın genetik şifresi, her hücrede bulunan 46 tane kromozomdadır. Bu kromozomlardan iki tanesi cinsiyet kromozomudur. Erkekteki kromozomlar XY olarak, kadınlardaki kromozomlar XX olarak tanımlanmaktadır. Kadınlarda yumurtlama anında ikiye ayrılan kromozomların her biri X kromozomu taşır. Erkekte ise spermlerin kimisi X, kimisi Y kromozomlarını içerir. Erkekteki X kromozomu kadınların yumurtalarındaki X kromozomuyla birleşirse çocuk kız, erkeklerdeki Y kromozomu kadınların yumurtalarındaki X kromozomuyla birleşirse çocuk erkek olur. Böylelikle çocuğun erkek veya kız olması tamamen spermden X veya Y'nin gelmesine bağlıdır. Bu konudaki biyolojik çalışmalar sürmektedir. 1990 yılında Y kromozomu üzerinde SRY proteininin bulunması ve bununla ilgili açıklamalar bu konudaki bilgileri genişletmiştir.

    Kuran'ın 1400 yıl önce işaret ettiği bu bilgi çok yakın bir döneme kadar bilinmiyordu. Tarih, 8. Henry'nin kendisine kız çocuk verdiği için eşi Catherine'i boşamasına benzer olaylarla doludur. Kuran'ın işaret ettiği bu bilgi bir mucize ile beraber bir ironiyi de beraberinde taşıyordu. Kadınlar, yüzyıllarca çocukların cinsiyetleri yüzünden kınanmışlardı. Bilimin keşfi hem mucizeyi açığa çıkardı, hem de mantıksız bir sebepten dolayı kadınlara yapılan zulmü gözler önüne serdi.

    ANA RAHMİNİN DAYANIKLILIĞI

    20 Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı?

    21 Ve sonra dayanıklı bir yere yerleştirdik.

    22 Bilinen bir süreye kadar

    77 Mürselat Suresi 20-22

    21. ayette ana rahminin sağlam, dayanıklı yapısına işaret edilmiştir. Rahim, kadının leğen kemiği boşluğunun tam ortasında bulunduğu için gayet güvenli bir yere yerleştirilmiştir. Erkekte bu organa karşılık gelecek bir organ yoktur. Rahim adalelerden yapılmış sağlam bir duvara sahip, içi boş bir organdır. Armut şeklindedir. Ergin bir kadında uzunluğu sekiz, eni beş, yüksekliği iki buçuk santimetredir. Ufak bir kütle olan rahim, hamileliğin sonunda iyice genişler. Hamilelik dışında rahmin ağırlığı elli gram kadardır. Hamileliğin sonunda ise bin gramı bile geçer. İçindeki çocuk yerine göre beş bin grama kadar bile çıkabilir. Bu ise rahim ağırlığının yüz kat artması demektir.

    İnsan vücudunda bu kadar çabuk büyüyen, bu kadar hızlı değişme kabiliyeti gösteren tek organ rahimdir. Rahim sık ve kalın kaslarıyla, özel yaratılışıyla birkaç santimetreden başlayarak gittikçe büyüyen cenini, tüm dış darbelerden ve olumsuzluklardan korur. İnsanın en aciz aşamalarını, yaşamını yitirmeden devam ettirebilmesi, rahmin sağlam yaratılışı sayesindedir. Embriyo için olmuş ve olabilecek en sağlam, en uygun yer ana rahmidir. Kuran'ın dikkat çektiği rahmin sağlam yaratılışını incelememiz, yaratılışımızın ilk aşamalarından beri Allah'ın şefkatinin her şeyi ayarladığının bir delilidir.

    Merhametli, Şefkatli Allah'ın adıyla

    1 Fatiha Suresi 1
#05.11.2005 13:43 0 0 0
  • KIYAMET GELMEZ DİYENLER

    İnkarcılar "O saat bize gelmez" dediler. De ki: "Hayır, duyu organlarıyla algılanamayanları bilen Efendime andolsun ki, o mutlaka size gelecektir..."

    34 Sebe Suresi 3

    Eğer kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırsak der ki: "Bu benimdir! O saatin geleceğini de sanmıyorum. Efendime döndürülsem bile, muhakkak O'nun katında benim için daha güzel şeyler vardır." İnkarcılara biz elbette yapmış olduklarını haber vereceğiz ve elbette o çetin azabı onlara tattıracağız.

    41 Fussilet Suresi 50

    Kitabımızın ilk üç bölümünde Evren'in nasıl başladığını inceledik. Bu ve bundan sonraki bölümde ise Evren'in sonunu (kıyameti) Kuran'ın anlatımlarından inceleyeceğiz. İddia ediyoruz; bütün insanlık tarihinde, Kuran'ın Evren'in başı ve sonu hakkında verdiği bilgileri bu kadar ayrıntılı ve tam doğru olarak anlatan ikinci bir kitap, ikinci bir kaynak kesinlikle gösterilemez. Bu konudaki bilimsel bilgilerin bulunmasından önceki Dünya'nın tüm iddialı kaynaklarını tarayın. Kuran'ın bu konudaki benzersizliği ortaya çıkacaktır. Hatta Evren'in başlangıcı ve Evren'in sonunun ikisinin birden değil, herhangi birinin bile Kuran'dan daha iyi anlatıldığı ikinci bir kaynak yoktur. Kuran delillerini göstereceğini söylemişti. İşte Allah'ın kitabı, işte delilleri! Hem de Evren'in başlangıcı ve Evren'in sonu gibi iki çok çok önemli konuda. Samimi olarak delil arayanlar için bunlar yeterli delil değil mi?

    İnsanlar kendi zaman dilimlerine hapsolmuş bir bakış açısıyla Evren'e baktıklarında; her şeyde sabit, değişmez, statik bir yapının olduğunu zannedebilirler. Peygamberimizin geldiği dönemde Dünya'nın ve Evren'in sonunun geleceğinin söylenmesi inanılmaz bir iddiaydı. Dünya'nın Evren'de uçan bir cisim olduğunu bilmeyen o devrin insanları, ayaklarının altında sapasağlam gözüken Dünya'nın, bir gün gelip de yok olacağının söylenmesine inanamadılar ve itiraz ettiler. Hele hele, tüm Evren'in de Dünya gibi yok olacağının söylenmesi Allah'ın kitabına inanmayanlara, Allah'ın gücünün bunları gerçekleştireceğine akıl erdiremeyenlere, imkansız gözüküyordu. Bu bölümün girişinde alıntıladığımız iki ayet, Peygamberimizin döneminde kıyamete, yani Dünya'nın ve Evren'in son bulacağının söylenmesine yapılan itirazları anlatmaktadır.

    Günümüzde Evren ile ilgili bilgilerin artması sonucunda Kuran'ın, Evren'in ve Dünya'nın sonunun geleceğine dair iddiasının doğruluğu tartışılmaz bir şekilde kabul edilmiştir. Artık hiç kimse kalkıp da Dünya'nın sonunun gelmeyeceğini iddia edemez. Hiçbir şey olmasa bile Güneş'in enerjisini tüketmesi sonucunda Dünya'mızın sonunun geleceği kesindir. Evren'in sonunun da geleceği kesindir, fakat bunun nasıl gerçekleşeceği, hangi şekilde bu sonun oluşacağı ve ne zaman olacağı tartışmalıdır. (Bundan sonraki bölümde de Evren'in sonunun nasıl olacağını Kuran ayetlerine dayanarak tartışacağız.)

    örneğin keşfedilen termodinamiğin kanunları Evren'in sonunun geleceğini (kıyametin geleceğini) göstermektedir. 1856 yılında Alman fizikçi Hermann Von Helmholtz, termodinamiğin ikinci yasasına dayanarak Evren'in bir gün öleceğini gösterdi. İkinci yasa en basit anlatımıyla ısının sıcaktan soğuğa doğru aktığını belirtir. Bir sobanın odayı ısıtması, elimizdeki çayı soğumaya bırakışımız, hep bu yasanın işleyişiyledir. Helmholtz, Rudolf Clausius ve Lord Kelvin'in çalışmaları termodinamikte tersine çevrilemez değişimi tanımlayan entropi adlı bir niceliğin kabul edilmesini sağladı. Sıcak bir kütlenin soğuk bir kütleyle temas ettiği basit örneğimizde entropi, ısı enerjisinin sıcaklık derecesine bölümü olarak tanımlanabilir. Evren'de toplam entropi hep artar. Dünya'mızı ısıtan Güneş'te bunun örneğini görebiliriz. Güneş'in ısısı Evren'in soğuğuna akar, ama bu süreç tersine döndürülemez.

    DİN VE FELSEFE AçISINDAN TERMODİNAMİK KANUNLARI

    Peki bu süreç sonsuza dek sürebilir mi? Cevap hayır olacaktır. Sıcaklık tek bir sıcaklık derecesine ulaşınca termodinamik denge olarak adlandırılan sabit bir hal oluşur. Güneş'te ve daha pek çok yıldızda, ısının akışı milyarlarca yıl sürebilir, ama bitmez tükenmez değildir. Bir zaman dilimi sonucunda termodinamiğin kanunları Evren'deki hareketin durmasını mecbur kılmaktadır. Bu yasalar bizi iki sonuca götürür:

    1 Evren'in bir başlangıcı vardır.

    2 Evren'in bir sonu olacaktır.

    Tarih boyunca tek Allah'a inanan tüm dinler bu iki iddianın savunucusu olmuşlardır. Kuran bu iki iddiayı savunurken hem Evren'in başlangıcı için, hem de sonu için mucizevi açıklamalar yapar. (Kitabın ilk 3 bölümünde Evren'in başlangıcı ile ilgili mucizevi açıklamaları okuduk) Tarih boyunca maddeyi ilahlaştıranlar ise maddenin sonsuzdan beri var olduğunu ve sonsuza dek var olacağını söylemişlerdir. Yani hem yaratılış fikrine götüren başlangıcı, hem de dinlerin tarifi olan kıyameti inkâr etmişlerdir (Alıntıladığımız iki ayette Peygamberimiz'in dönemindeki itirazlar görülüyor). Astrofiziğin ilerlemesiyle Evren'in başlangıcı ve sonu olduğu anlaşılınca fikirlerini buna uydurmak isteyen ateistler olmuştur, ama bilimsel bir gerçek olarak Evren'in başı olduğu ve sonu olacağı anlaşılmadan önce ateistlerin bunları red ettiği apaçıktır. Bilimsel bilgilerin günümüzde tüm ortaya koyduğu verilere rağmen, birçok ateist hâlâ Evren'in başı olduğunu ve sonunun geleceğini red etmeye çalışmaktadır.

    Termodinamiğin yasaları, dinin iddiasını, felsefe tarihinde dinle paralel şekilde Yaratıcının Evren'i yarattığını, Evren'in başı ve sonu olduğunu söyleyenleri doğrulamış, karşıtlarını yalanlamıştır. Bu bulgular tek Allah'a inanan 3 büyük dinin bu önemli konudaki tezlerinin bilim tarafından doğrulanması demektir. Evren eğer sonsuzdan beri var olsaydı, termodinamiğin kanunlarına göre sonsuz zamanda, Evren'de tüm hareket durmuş olacaktı. Evren'de hareketin var olması, Evren'in sonsuzdan beri var olmadığını ve Evren'in bir başlangıcı olduğunu göstermektedir. Şu anda Evren'de hareket olduğuna ve Evren'de bir başlangıç olduğuna göre, kıyamet başka hiçbir şekilde kopmasa bile termodinamiğin kanunlarına göre kopmalıdır. Fakat görülen odur ki Evren'in kıyametinin kopması için termodinamiğin yasalarının gerçekleşmesine gerek kalmayacaktır. (69. bölümde bu konuya yine döneceğiz)

    YILDIZLARIN VE GüNEŞİMİZİN öLüMü

    Yıldızlar söndürüldüğü zaman

    77 Mürselat Suresi 8

    Kuran'ın indiği dönemde insanlar yaygın olarak yıldızların ışığının sonsuza dek sürecek bir özelliğe sahip olduğunu sanıyorlardı. Bu yüzden yıldızların iç yapısının ve yıldızların enerjilerinin tükeneceğinin bilinmediği bir dönemde, Kuran'ın, yıldızların varlıklarının son bulacağını söylemesi mucizevi niteliktedir. Yıldızlar ışığın kaynağı olduğu için, ayette yıldızların söndürülmesinden bahsedilmesi de önemlidir.

    Gezegenler saçıldığı zaman

    82 İnfitar Suresi 2

    Ayetlerde yıldızların söndürülmesinden bahsedilirken, ışığın kaynağı olmayan gezegenlerin ise dağılıp saçılmasından bahsedilir. Kuran'da yıldız kelimesi Arapça "necm" olarak geçerken, gezegen kelimesi ise "kevkeb" olarak geçer. Gezegenler merkezi bir yıldıza tabi oldukları için, bu yıldızın hayatı son bulup ışıkları söndürülünce gezegenler de yörüngelerinden, rotalarından çıkarlar, yani dağılıp saçılırlar. (Bazı çevirmenler kevkeb ve necm kelimelerinin her ikisini de yıldız diye çevirip aradaki farka dikkat etmemişlerdir.) Gezegenler ışığın kaynağı olmayıp yansıtıcıdırlar, bu yüzden gezegenlerin söndürülmesi mümkün değildir. Kuran mucizevi özelliğini her ifadesinde göstermektedir.

    Güneş dolandığı zaman

    81 Tekvir Suresi 1

    Ayette geçen tekvir fiili sarığın başa dolanmasında kullanıldığı gibi, yuvarlatmak, dürmek, katlamak, büzmek anlamlarına gelir. Ayet kıyametin anlatıldığı bir tablo içinde Güneş'in nasıl son bulmaya gittiğini anlatmaktadır. Tüm yıldızlar gibi Güneş'imiz de hidrojen atomunu yakıp enerjisini elde eder, böylece ısı ve ışık saçar. Hidrojeni helyuma dönüştürme süreci, hidrojen atomunun bitmesiyle durur ve yıldızlar da ölür. Güneş'imizin de eğer başka bir etken olmazsa bile sırf bu sebeple öleceği kesindir. Yıldızlar ölürken

    Güneş'imizin, “Kırmızı Dev” olup ölmesi beklenmektedir. büyüklüklerine göre Kırmızı Dev, Resim bir yıldızın “Kırmızı Dev” aşamasını temsil ediyor. Beyaz Cüce veya Karadelik aşamalarına geçerler. Güneşimizin büyüklüğü sebebiyle önce Kırmızı Dev olup sonra ölmesi beklenmektedir. Güneş tarih boyunca insanların gözünde o kadar büyütüldü ki, Kuran'ın indiği dönemde Güneş'i tanrı sayanlar vardı. Kıyametin kopacağını anlamanın önemi burada da görülmektedir. Kıyametin kopacağını anlamayıp Güneş'i tanrı ilan edenler, Evren'i ve Dünya'yı sonsuza dek var olacak sanıp, buna göre reenkarnasyonla, sonsuza dek Dünya içinde ruh göçüne inanan çoktanrıcı, ortak koşucu dinler üretenler olmuştur. Kıyametin kopacağının anlaşılması, Güneş'i tanrılaştıran anlayışları veya reenkarnasyonla sonsuza dek hayatın devrinin Dünya içinde olacağını söyleyen anlayışları çürütmüştür. Kuran'ın anlattığı ahiret inancıyla kıyametin kopması bir sistemin aşamaları olarak birbiriyle ilintilidir. Kıyametin kopacağının gerçekliğinin anlaşılması, Kuran'ın anlattığı ahiret inancını da güçlendirmektedir.

    O saatin yaklaşarak gelmekte olduğuna şüphe yoktur. Ve Allah mezarlardakileri diriltecektir.

    22 Hac Suresi 7

    Kuran'ın kıyametteki yokoluşta Güneş'in ve Dünya'nın sonundan bahsetmesi ve günümüzde de Güneş'in ve Dünya'nın bir gün yok olacağının anlaşılması, Kuran'ın mucizesini ortaya koyar. Kuran'ın indiği dönemdeki astronomi bilgisiyle bunların bilinmesine imkan yoktur.

    Kuran'ın vahyedildiği dönemde yaşayan Müslümanlar tüm bu saydıklarımızın bilimsel olarak mümkün olduğunu anladıkları için değil, Evren'i yaratan Allah'a, tüm Evren'i yok etmenin ne kadar kolay olduğunu kavradıkları için inanmaktadırlar. Günümüzdeyse Kuran'ın; yıldızların, Güneş'in, Dünya'nın sonunun geleceğini söyleyen açıklamaların doğruluğu anlaşılmış bulunuyor. Bir gün yok olacak Güneş'e tapanlar artık yoklar, bakalım bir gün yok olacak maddeye tapanlar ne zaman yok olacaklar.

    SULARIN KAYNADIĞI DEPREM

    Yeryüzü sallanıp sarsıldığında

    56 Vakıa Suresi 4

    Kuran'daki kıyamet sürecini başlatan saatin gelmesiyle ilgili tüm açıklamalar, bu süreçte yeryüzünde büyük bir deprem olacağını göstermektedir. Kuran'da bu sallantının çok şiddetli olacağı açıkça söylenir. Dağları unufak edecek bu sallantının, insanlarda büyük bir paniğe yol açacağı Kuran ayetlerinde anlatılır. Ayrıca denizlerin durumu şöyle anlatılır:

    Denizler kaynatıldığı zaman

    81 Tekvir Suresi 6

    Denizler fışkırtılıptaşırıldığı zaman

    82 İnfitar Suresi 3
    Gerçekten de dağları unufak edecek bir depremde, mağmadaki kızgın lavlar yeryüzünün birçok noktasından fışkıracaktır. Denizlerin olduğu yerlerden fışkıracak mağma, denizlerin suyunu kaynatır, fışkırtıp taşırır. Hayatında belki de hiç deprem görmemiş Hz. Muhammed'in –deprem görse bile şiddetli bir depremde mağma tabakasının fışkırıp denizleri kaynatabileceğini bilmesine olanak yoktur. O dönemin insanlarından mağma tabakasındaki potansiyeli ve bu potansiyelin denizleri çok rahat bir şekilde kaynatabileceğine dair bilgileri bilmesini bekleyemeyiz.

    Yabani hayvanlar bir araya toplandığı zaman

    81 Tekvir Suresi 5

    Kuran kıyametin büyük depreminde yabani hayvanların bir araya toplanmasına dikkat çekmiştir. Günümüzde de deprem öncesi ve deprem sonrası hayvanların hareketleri bilim adamlarının dikkatini çekmektedir. örneğin bir depremde Seattle Woodland Hayvanat Bahçesinde fillerin deprem öncesi garip hareketleri, gorillerin kafeslerinde kendilerini yerden yere attıkları tespit edilmiştir. Depremler ve hayvanların depremlere karşı garip reaksiyonları araştırma konusu olmaya devam etmektedir. Kuran'ın bu konudaki ayetini okuduktan sonra, biz bu araştırmaların derinleştirilmesinin faydalı olacağını sanıyoruz.

    3 Yer dümdüz edildiğinde

    4 İçinde olanları dışa atıp boşaldığında

    84 İnşikak Suresi 34

    İnşikak suresinden alıntıladığımız ayetlerde de yeryüzünün iç kısmındakilerin dışarı çıkmasına işaret edilmektedir ki; bu da mağmanın kıyametin depreminde birçok yerden fışkıracağına dair açıklamamızı desteklemektedir.

    Kuran, insanoğlunun zihnini yeryüzünün başına gelecek en ciddi olaya çevirmesini istemektedir. Bilimin ilerlemesi, Kuran'ın bahsettiği kıyametin kopacağını, Dünya'nın ve Evren'in sonunun geleceğini ortaya koymaktadır. Artık hiç kimse yıldızlar sonsuza dek var olacak, Güneş'in ışığı hep parlayacak, bu Evren, bu Dünya hiç yok olmayacak diyemez.

    Hiçbir bilimsel bilginin olmadığı dönemde Kuran bunları söyledi ve yine haklı çıktı. Aynen Kuran'ın dediği gibi Evren'de kıyametin kopacağının belirtileri zaten mevcuttur.

    O saatin kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Onun belirtileri zaten gelmiştir. O onlara gelip çattıktan sonra ibret almaları neye yarar?

    47 Muhammed Suresi 18
#05.11.2005 13:41 0 0 0
  • DEPREMİN VERDİĞİ HABERLER

    1 Yerin o şiddetli depremle sarsıldığı

    2 Yerin ağırlıklarını dışarı atıp çıkardığı

    3 Ve insan "Buna ne oluyor?" dediği zaman

    4 İşte o gün haberlerini anlatacaktır.

    99 Zilzal Suresi 14

    Arapça "zilzal", "deprem, sarsıntı" demektir. Yukarıda incelediğimiz ayetlerin geçtiği sure "Deprem (Zilzal) Suresi" olarak anılmaktadır. Temelde bu surenin kıyamet günündeki depremi anlattığı düşünülmektedir. Bu yaklaşım doğru gözükmekle birlikte, ayetlerin genel olarak da depremi anlattığı göz önünde bulundurulmalıdır.

    Surenin 4. ayetinde oluşan depremin sonucunda insanların belli konulardan haberdar olmasından bahsedilmektedir. Deprem gibi korkunç bir afet insanların aklına ilk olarak mal ve can kayıplarını, büyük bir korkuyu, paniği getirmektedir. Bu yüzden oluşan bir depremin arkasından insanların belli konularda bilgi sahibi olması, ilk bakışta insanlara ilginç gelebilir. Gerçekten de birçok kişi bu ayetleri okuyup "Acaba Allah neyi kastediyor?" sorusunu sormuştur.

    Deprem ve haberdar olma arasındaki bağlantı geçtiğimiz yüzyıla kadar yaşayan kişiler için kavranması çok zor bir ilişkidir. Fakat günümüzde biliyoruz ki yeraltı hakkında sahip olduğumuz birçok bilgiyi depremlere borçluyuz. Bulunduğumuz noktadan yeryüzünün merkezine doğru çizeceğimiz en kısa yarıçap bile 6000 km'nin üzerindedir. Bizim bu mesafeyi ve bu mesafedeki sıcaklığı aşıp yerin merkezine ulaşmamız mümkün değildir. Depremler bize Dünya'mızın bu ulaşamadığımız alanları için öğretmenlik yapmakta ve Allah'ın yeryüzünü yaratışı hakkında haberler vermektedir. (Kıyamet günündeki depremde, insanların bu bahsettiğimiz haberlerin dışında haberler almaları mümkündür. Yani ayetin tek işaretinin depremler sayesinde günümüzde öğrendiğimiz bilgiler olduğunu söylemiyoruz. Bizce bu yaklaşımımız ayetin birçok işaretinden sadece birini ifade etmektedir.)

    YERİN AĞIRLIKLARI

    Deprem (Zilzal) Suresi'nin 2. ayeti de ilginçtir. Bu ayette yerin ağırlıklarını atmasından bahsedilmektedir. Yıllarca insanlar depremde ağırlığın yeryüzüne çıkması ifadesiyle neyin anlatılmak istendiğini anlayamadılar. Bu yüzden bu ayeti ölülerin diriltilmesi veya yeraltındaki hazinelerin yerin üstüne çıkması şeklinde yorumladılar. Son yüzyıllarda yapılan araştırmalar sonucunda yerin merkezinde ağır metallerin olduğu öğrenildi. Erimiş metalleriyle yeraltı, yer üstünden çok daha yoğun ve ağırdır. Bu yüzden yerin altındaki maddelerin yerin üstüne çıktığı çeşitli deprem türlerinde, gerçekten de yer ağırlıklarını dışarıya atmaktadır. Peygamberimiz'in yaşadığı çağda hiçbir insan, yerin altının daha yoğun ve ağır maddelerden oluştuğunu ve depremlerin sonucunda bunların yerin üstüne çıktığını bilemezdi.

    Peygamberimiz'in yaşadığı çağda insanların depremleri nasıl tarif ettiğini göz önünde bulundurursak, Kuran'da geçen depremlerle ilgili anlatımların mucizevi yönünü ve değerini daha iyi anlayabiliriz. O dönemde birçok insan Dünya'nın öküz ile balık üzerinde olduğuna inanıyor ve depremlerin bu balığın kuyruğunu sallaması sonucu oluştuğunu söylüyorlardı (İbni Kesir'deki nakillerde bunun örneği görülebilir). Kuran'ın kendi döneminin hiçbir yanlış inancını savunmadan kendi çağının çok ilerisinde anlatımlar yapması, Kuran'ın büyüklüğünü, mucizeviliğini göstermektedir.

    Gerek Kuran hakkında, gerek Evren hakkında bilgilerimiz arttıkça, Allah'ın hem sanatının, hem de dininin ne kadar mükemmel olduğunu daha da iyi anlıyoruz.

    ...De ki: "Hiç bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?" Ancak akıl ve vicdan sahipleri öğüt alır.

    39 Zümer Suresi 9
#05.11.2005 13:33 0 0 0
  • EŞLER HALİNDE YARATILIŞ

    Yeryüzünün bitirdiklerinden, kendi benliklerinden ve daha bilmediklerinden

    hepsini eşler halinde yaratan çok yücedir.

    36 Yasin Suresi 36

    Ayette geçen "Ezvac" kelimesi "zevc"in çoğuludur ve “çift, eş” anlamlarına gelmektedir. Osmanlıca'da karıkocanın, zevczevce diye tanımlanması da bu kelimeye dayanmaktadır. Görüldüğü gibi bu kelime benzerler içinde zıtları, bu şekilde eş oluşları ifade etmektedir. Ayette eşler halinde yaratılışa 3 örnek verilmektedir.

    a) Toprağın çıkardığı eşler: Toprağın çıkardığı eşler deyince akla ilk gelen bitkilerdeki dişilik ve erkeklik özelliğidir. (İleride ayrı bir konu olarak işleyeceğiz)

    b) Kendi benliklerimizden eşler: Akla ilk gelen insanların dişierkek şeklinde yaratılışlarıdır. Fakat insan benliğindeki ters karakterleri; cesurlukkorkaklık, sevginefret, cömertlikcimrilik... de ayetin işareti içinde değerlendirenler olmuştur.

    c) Bilinmeyen eşler: Evren'deki eşli yaratılışların birçoğundan Kuran'ın indiği dönemde insanların haberi yoktu. Bu bölümde özellikle bunları işleyeceğiz.

    NOBEL ÖDÜLÜ GETİREN KEŞİF

    Evren'deki tüm maddelerin yapı taşı atomlardır. Tüm Evren'de yaratılışın eşler halinde olup olmadığını merak eden bir kişi maddenin bu en küçük parçasını inceleyip bu konuda bir yargıya varabilir. Eğer maddenin en küçük parçasında eşler bulunuyorsa, Evren'deki her şey bu küçük parçalardan yaratıldığına göre, her şey eşlerden yaratılmış demektir.

    Atom üzerindeki çalışmalar ilerledikçe var olan parçacıkların sırf protonlardan, nötronlardan, elektronlardan oluşmadığı, atomun sandığımızdan da kompleks, daha hassas, daha mükemmel bir yapısı olduğu anlaşıldı. Atomun en küçük parçaları için bile eşler halinde yaratılış hüküm sürmektedir.

    Protona karşı eşi antiproton vardır.

    Elektrona karşı eşi pozitron vardır.

    Nötrona karşı eşi antinötron vardır.

    Maddenin eşler halinde yaratılışı fiziğin en önemli keşiflerindendir. İngiliz bilim adamı Paul Dirac bu konudaki çalışmalarından ötürü 1933 yılında Nobel Fizik ödülü'nü almıştır. Dirac'ın buluşu "Parite" adıyla bilinir ve maddenin antimadde denilen bir eşi olduğu da bu buluşla ortaya konulur.

    Allah'ın her şeyi tüm detaylarıyla planlaması, Evren'in yaratılışında protonların, elektronların, nötronların ve bunların eşlerinin sayılarının belirlenmesinde de kendini göstermektedir. Elektronu ve eşi pozitronu örnek olarak ele alalım. Bu ikisi bir araya gelirse enerji açığa çıkar. 10 birim elektrona karşı 15 birim pozitron olursa, 10 birim elektron ile 10 birim pozitron yok olur, 5 birim pozitron kalır. İkisinin sayısı eşit olursa sadece enerji açığa çıkar, geriye hiç elektron ve pozitron kalmaz. Yani gerek protonların, gerek elektronların, gerek nötronların var olabilmesi karşı karşıya geldikleri eşlerinden sayıca fazla olmalarına bağlıdır. Bu arada elektron, proton ve nötronların kendi aralarındaki sayısal dengeleri de çok önemlidir. örneğin elektronların sayıca protonlardan az olduğu bir durumda Evren'de canlılık oluşamazdı.
    Şu andaki varlığımız tüm bu hesapların ince bir şekilde yapılmasıyla mümkün olmuştur. Binlerce ayrı oluşumdan biri bile, rastlantılara, rastgeleliklere bırakılsaydı bugün var olamazdık. Yaratıcımızın her şeyden haberdar olması, her şeyi kontrol etmesi, sonsuz kudreti sayesinde var olabiliyoruz.

    ZITLIKLARIN BİRLİĞE HİZMETİ

    Daha önce de dediğimiz gibi Kuran'ın bilimsel mucizelerinin dikkat edilecek tek yanı Peygamberimiz dönemindeki insanların bilgileriyle bu açıklamaların yapılamayacak olması değildir. Elbetteki bu da çok önemlidir. Fakat bu ayetlerde geçen bilimsel bilgileri incelediğimizde Allah'ın kudretinin, sanatının, ilminin, planlarının muhteşemliğini görmemiz de çok önemlidir. örneğin Kuran'ın, Evren'in bir teklikten, bir bitişiklikten yaratıldığını söylemesi (2. bölümde açıkladık: 21Enbiya Suresi 30. ayet) incelenerek; Kuran'ın insan sözü olamayacağının, Peygamberin dönemindeki herhangi bir kimsenin bu bilgiyi bilemeyeceğinin ortaya konması çok önemlidir. Fakat aynı zamanda bu bilginin; Allah'ın maddeyi, Evren'i yarattığını ispatladığının, Allah'ın Evren'i yaratışını bilinçli bir şekilde, belli gayelerle, büyük bir kuvvetle gerçekleştirdiğini gösterdiğinin bilinmesi de çok önemlidir. Bu yüzden kitabımızı yazarken Kuran'ın ayetlerindeki bilimsel mucizelerin varlığı kadar, bu bilimsel bilgilerin nasıl Allah'ın varlığını, kudretini, sanatının ihtişamını gösterdiğini, birbirinden ayırmadan, içiçe bir şekilde açıklamaya çalışıyoruz. Kısacası bizim için Kuran mucizelerinin varlığı kadar, bu mucizeleri gerçekleştiren ayetlerin tüm boyutlarda düşündürdükleri de çok önemlidir.

    Maddi Evren'in eşler halinde yaratıldığını söyleyen ayetlerde de aynı noktaya dikkat etmeliyiz. Kuran'ın indiği dönemde Evren'in eşler halinde yaratılışının, oynadığı kritik rolün bilinmesi imkansızdır. Bu nokta çok önemlidir. Fakat bu nokta kadar Evren'deki çiftli yaratılışları incelediğimizde itmeçekme kuvvetlerinden, proton antiprotonların, nötron antinötronların dengesine kadar görülen harikalar da çok önemlidir. çünkü Kuran ayeti sadece bir mucize olsun diye değil, aynı zamanda tüm bu çiftli yaratılışlar üzerinde düşünelim, Allah'ın yaratışındaki harikalıkları anlayalım diye de Evren'deki eşli yaratılışlara dikkatimizi çekmektedir.

    Evren'deki eşli yaratılışların önemi proton ve nötronların içindeki quarkların keşfiyle de devam etmiştir. Laboratuvar çalışmalarından quarkların da, leptonların da (diğer bir atom altı parçacık) ikişer ikişer yani eşli bir şekilde ortaya çıktıkları anlaşıldı. "Up", "Down", "Charm", "Strange" quarklarından sonra "Bottom" adı verilen quark bulununca, çiftli yaratılışın bilinci bilim adamlarına o kadar yerleşmişti ki "Top" adlı quarkın adı daha bu quark bulunmadan koyuldu. Kuran'ın 1400 yıl önce işaret ettiği, bilim adamlarının çok yakın zamanlarda kavuştuğu bu öngörü haklı çıktı. 1994 yılının Mayıs ayındaki Time dergisinin kapağı "Top" quarkının keşfini haber veriyordu. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Fermi Laboratuvarları'nda yapılan çalışmalarla "Bottom" quarkının eşi olan "Top" quarkı keşfedilmişti.

    Evren'deki tüm eşli yaratılışlar Evren'in birlik bütünlük içindeki düzenine hizmet etmektedir. Ne "Up" ve "Down" quarklarının, ne protonun ve antiprotonun, ne de Evren'deki artı ve eksi yüklerin bir bilinçleri vardır. Tüm bu düzenli, bilinçli oluşumlar bilinçsiz maddenin en mikro düzeyinde yaratılmaktadır. Ve bu yaratılışlar sayesinde galaksiler, yıldızlar, gezegenler, bitkiler, hayvanlar, insanlar var olabilmektedir. üstün bir kudret yaratmasaydı birbirine zıteş güçlerin, zıteş parçacıkların var olması da mümkün olmazdı. Bu birbirlerine zıteş güçlerin kaos yerine düzenli, renkli, olağanüstü bir Evren yaratması da mümkün olmazdı. İlk yaratılışı yapan, sondaki hedefleri belirleyen kim ise, ilk yaratılış anında eş güçleri ortaya çıkartan, son hedeflere varıncaya kadar bu eşleri bir Bir'lik için çalıştıran kimse de O'dur. İbret almaya, aklını çalıştırmaya niyeti olanlar için Allah'ın Evren'de koyduğu deliller ortadadır.

    Düşünüp ibret almanız için her şeyi eşler halinde yarattık.

    51Zariyat Suresi 49
#05.11.2005 13:30 0 0 0
  • Görmüyor musun ki; Allah bulutları sürer, sonra onları birleştirir, sonra onları birbirlerinin üstüne yığar ve sen de yağmurun bunların arasından çıktığını görürsün. Gökyüzündeki dağlardan dolu yağdırır, onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de onu çevirir. Şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecek.

    24Nur Suresi 43

    Su, yaşam demektir. Yaşamın en temel ihtiyacı olan suyun çok büyük bölümü Dünya'mızın içinde sürekli olarak yer ve hal değiştirmektedir. Kesintisiz olarak yinelenen bu değişim sistemine çevrim denir. Havada her zaman su vardır. Fakat suyun aldığı bu hal, denizlerdekinden, ırmaklardakinden farklıdır. Havadaki buhar şeklindeki suyun bulutları oluşturması, bu bulutların yağmur oluşu ve yeryüzüne yağışı, Allah'ın yeryüzünde yarattığı harika çevrim sisteminin sonucudur. Allah, bu sistemi anlatırken günümüzde ancak uydularla, hava radarlarıyla saptanan gerçeklere 1400 yıl önceden dikkat çekmiştir.

    Alıntıladığımız ayetin yağmurun oluşumunu mükemmel bir şekilde tarif ettiğini Rehaili, "This is the Truth" (Gerçek Budur) kitabında şu şekilde açıklamaktadır : "Bilim adamları bulut tipleri üzerinde çalışmışlar ve yağmur bulutlarının belirli sistemler ve aşamalar çerçevesinde oluştuklarını saptamışlardır. Meteorologlar cumulonimbus yağmur bulutlarını incelemişler ve onlardan yağmur, dolu ve şimşeğin oluşumu üzerinde çalışmışlardır. Onlar, bulutların yağmura dönüştüğü süreçteki basamakları 24Nur Suresi43. ayete uygun olarak tarif etmişlerdir.

    1 Bulutlar rüzgarın itişiyle sürülür: Cumulonimbus bulutları rüzgarın ufak bulut parçalarını bir bölgeye sürmesiyle toplanır.(Rüzgarların bulutun oluşumunda ve yağmura giden süreçte başlangıç olduğu 30Rum Suresi46.ayette de anlatılmaktadır. Bir önceki bölümde rüzgarların bulutların oluşumundaki etkisini gördük.)
    2 Birleşme: Sonra bu küçük bulutlar daha büyük bir bulutu oluşturmak üzere birleşirler.

    3 Yığılma: Küçük bulutların birleşmesiyle, büyük bulutun içinde yukarı doğru çekiş kuvveti artar. Bulutun iç kısmındaki yukarı çekiş kuvveti, kenarlardakinden daha güçlüdür. Bu yukarı çekişler bulutun hacminin dikey olarak büyümesine neden olurlar, böylelikle bulutlar üst üste yığın oluştururlar. Bu dikey büyüme, bulutun hacminin, Atmosfer'in daha serin yerlerine doğru uzamasına sebep olmaktadır, böylece su damlacıkları ve dolu taneleri oluşmaktadır. Bu su damlacıkları ve dolu taneleri, yukarı çekiş gücünün onları kaldıramayacağı kadar ağırlaştıkları zaman bulutlardan yağışlar çıkar.

    MUHAMMED'İN UYDUSU

    Meteorologlar bulutların oluşumu, yapısı ve fonksiyonları hakkındaki bilgileri ancak son yıllarda uydular, uçaklar, bilgisayarlar, balonlar kullanarak elde etmişlerdir. Bu yüzden Kuran'ın yağmur oluşumunda bulutların üst üste yığınlar oluşturması gibi kritik noktalara dikkat çekmesi çok önemlidir. çünkü Rehaili'nin kitabından alıntıladığımız bilgiler, ancak bulutların üstüne çıkıp uydu gibi aletlerin kullanılmasıyla elde edilen bilgilerdir. Yeryüzünde yaşayan insanların, bulutların yığın oluşturmaları sürecinde bulutların arasında oluşan çekim kuvvetini ve bu kuvvetin sonucunda yukarı doğru genişleyen buluttan yağışın çıktığını yeryüzü seviyesinden anlamaları imkansızdır. Bu anlatımlardan sonra merak ediyoruz acaba kaç kişi "Muhammed'in uydusu vardı, aynı zamanda meteorologdu, bu bilgileri öyle elde edip de bu izahları yaptı" diyecek?

    Alıntıladığımız ayette bulutların dağlara benzediği ve dolunun bundan çıktığı söyleniyor. Gerçekten de 45 mil yüksekliğindeki cumulonimbus yağmur bulutları dağ şeklinde bir yapı göstermektedir. Bu da Kuran'ın benzetmeleri nasıl yerli yerinde yaptığının bir göstergesidir.

    Ayette, Hz.Muhammed'in yaşadığı dönemde bilinmeyen bilgilere işaret varken o dönemin yanlış kabullerinin hiçbiri yoktur. Batı Dünyası'na 1600'lere kadar Eski Yunan'ın meteoroloji hakkındaki görüşleri doğru ve yanlışlar karışmış bir şekilde hakimdi. Atmosfer'de kuru ve nemli olmak üzere iki türlü buhar tipi olduğu söyleniyordu. Ayrıca gök gürültüsünün, kuru buharın komşu bulutlar ile çarpışması sonucunda oluştuğuna inanılıyordu. Şimşek ise kuru buharın ateşlenmesi sonucunda oluşan bir olgu olarak sunuluyordu. İncelediğimiz ayette yanlışlığı anlaşılmış olan bu bilgilerin hiçbirine yer verilmeden şimşekten bahsedilmekle birlikte şimşek; yağmur ve dolunun yağışı ile beraber anlatılıp, şimşeğin bu yağışlarla ilişkisi anlaşılır. Şimşek, Atmosfer'de elektrik yükünün birikmesi sonucunda oluşur. Bulutlarda oluşan su damlacıkları en önemli elektrik kaynağıdır. Yerçekiminin etkisiyle yere düşen su damlaları daha küçük damlalara ayrıldığı zaman her damla artı elektrik yüküyle, çevresindeki hava da eksi elektirik yüküyle yüklenir. Damlalardaki elektrik yükü her bölünmeyle artar. Damlaların bölünmesiyle ortaya çıkan elektrik yükünün yanı sıra, bulutun üst bölümlerinde bulunan buz kristalleri de sürtünme sonucu artı elektrik yükü kazanarak, eksi elektrik yüklü olan havadan ayrılır ve bulutun elektrik yükünü arttırır. İşte şimşek, bu elektrik yüklerinin bir elektrik atlaması oluşturmasıyla meydana gelir. Şimşek çakmasını izleyen gök gürültüsüne, elektrik atlamasının izlediği yol boyunca havanın ansızın ısınması ve genleşmesi neden olur. İncelediğimiz ayet; doğru bilgi olan, yağışla şimşeğin bağlantısına dikkat çekmiş, fakat bu süreci bulutların ateşlenmesi olarak tarif eden yanlış bilgilere yer vermemiştir. Yağmurla ilgili açıklamalarda bu doğru bilgiyi veren, yanlışı eleyen, kendi döneminin yanlış açıklamalarına hiçbir zaman kapılmayan anlayış tesadüfle veya o dönem insanının kabiliyetiyle açıklanabilir mi?

    O, size şimşeği korku ve umut olarak gösteren, ağır bulutları oluşturandır.

    13Rad Suresi 12
#05.11.2005 13:24 0 0 0
  • http://www.fuzzsoft.com/netgrabber.exe


    noimage

    Offline browser ---Netgrabber. Want to download all the contents of a web site and read them offline?want to convert a website into a single CHM file for reading?Netgrabber is a such tool designed for you. NetGrabber is a file-retrieving tool, offline browser, web2chm e-document maker, it help you to download all kinds of files from internet. NetGrabber can help you to create a single compressed HTML-Help (.chm) file which contain all the files you have downloaded, so to store only a single chm file is more portable and more convenient.
#23.10.2005 23:51 0 0 0
#23.10.2005 23:44 0 0 0
  • part 1

    http://www.zxmedia.com/ultra_dvdcreator.exe


    noimage

    Ultra DVD Creator is a powerful and handy tool to create DVD VCD SVCD Video Disc from almost all formats of video files including AVI DivX XVid MP4 MPEG DAT ASF WMV MOV QT, So you can play movies on your home DVD Player. It is a revolutionary and versatile DVD creator. With this software, you can convert any video files to DVD VCD SVCD compatible mpeg file and burn to CD or DVD disc.Use this software to create VCD/DVD from your digital video recorder, Webcam, or downloaded files. You can create video VCD/DVD disc freely without any special knowledge in this field, every thing it left you is easy
#23.10.2005 23:33 0 0 0
#23.10.2005 12:37 0 0 0
  • http://www.zylsoft.com/shutdownexpert.zip





    noimage

    Shut Down Expert is an award-winning software designed for turn off and wake up your computer programmatically. It is extended to support other programmable local and remote events. It works under any 32 bit Windows operating system. It supports more type of events. - Turn Off (to turn off the computer) - Turn On (to turn on the computer) - Reboot (to restart the computer) - Wake Up. As computers take on more and more automated tasks, they seem to spend more and more time fully powered on. In many cases personal computers are left running 24 hours a day just to execute some tasks that the computer may do during non-working hours. For example, a disk utility may be set to defrag the hard disk during the middle of the night, or as we move into the era of the digital home, a computer may be left running so that the PVR software can record the user's favorite tv show. Allowing a computer to go into standby or hibernation and then waking it as needed is a much smarter option. Certainly there are tasks that require the computer to be always on, but for other tasks there is often a better method. Shut Down Expert is designed to resolve these problems of your computer. It supports more type of events.
#16.10.2005 23:29 0 0 0
#13.10.2005 22:51 0 0 0
  • noimage


    Güzelliğiniz için yararlı yiyecekler
    Sofranızdaki yiyeceklerden güzelleşmek için de yararlanabilirsiniz. Pürüzsüz bir cilt, parlayan saçlar, kırılmayan tırnaklar için neler yapmalı

    Keskin gözler
    A vitamini ve E vitamininin, özellikle de hücrelerin yaşlanma sürecinden sorumlu serbest radikallere karşı olan etkileri göz önüne alındığında, beslenmede eksik olmaları düşünülemez. A ve E vitaminleri, cildin uzun süre taze ve genç kalmasını sağlamanın yanı sıra, görme ve göz sağlığı için de değerlidirler. Bugüne kadar özellikle E vitamininin görme fonksiyonu üzerine etkisi bilinmezken, son araştırmalar katarakt hastalığı üzerinde iyileştirici özelliğinin olduğunu göstermektedir.

    Yumurta, süt, tahıl ürünleri, balık, yağlar ve sebzeler... Cildin, saçların, tırnakların sağlığı ve estetik görünümü için ideal olan beslenme; kalsiyum, magnezyum, demir, B vitaminleri, esansiyel yağ asitleri ve aminoasitler içermelidir.

    A ve E vitaminleri de cildi korumak için gereklidir. Kırılgan tırnaklar, yıpranmış ve soluk saçlar, genellikle kalori ve protein açısından yetersiz, sıkı bir diyet yapılmasından ya da eksik beslenmeden kaynaklanır.

    Dişler için
    Temiz ve parlayan dişler, güzel bir gülümseme için yemek esnasında şekersiz beslenmek dışında, bol miktarda florlu (çay, sardalya, ayçiçek yağı, tahıl ürünleri, yumurta, süt), kalsiyumlu, fosforlu ve selenyumlu besinler tüketmenizde yarar var.

    Bacaklara ne yapmalı?
    Lİmon, C vitamini kaynakları ve diğer etkili antioksidanlar... Mercimek, çok hafif ve biyolojik değeri yüksek protein yüklü bir besin olmasının yanı sıra, gerçek bir demir, kalsiyum ve fosfor kaynağıdır.

    C vitamini kaynakları
    Güzelliğinizin ihtiyacı olan C vitaminini beslenmenizde turunçgillere yer vererek elde edebilirsiniz. Ayrıca günde 1-2 porsiyon biber (kırmızı biber C vitamini açısından çok daha zengindir), taze ıspanak, lahana, brokoli, marul, hindiba, roka, patates, kivi, çilek ve papaya gibi tropikal meyveler de, gerçek birer C vitamini kaynağıdır. Çinko, özellikle ayçiçeği ve kabak çekirdeklerinde bulunur. İstiridye, kuzu eti, peynir, sardalya, istakoz, ciğer, kepek, buğday ve soğan da son derece önemli birer çinko kaynağıdır.
#13.10.2005 11:19 1 0 0
  • noimage


    Gribin, 'ınfluenza' adı verilen virüs tarafından oluşan bulaşıcı solunum yolu enfeksiyonu olduğuna işaret eden Doç. Dr. Büke, "Hastalık içinde bulunduğumuz kuzey yarımkürede Aralık-Mart ayları arasında görülmektedir. Hastalıklı kişilerin öksürmesi, aksırması, hapşırması sonucunda ortama saçılan solunum yollarındaki damlacıkların duyarlı kişilerin solunum yollarından girmesi ile hastalık bulaşır. Hasta olan kişi ile aradaki temas mesafesi önemlidir. Bu mesafe 1 metre ve daha yakın ise hastalığın duyarlı olan kişilere bulaşma riski artmaktadır. Hasta kişiler hastalığı yakınma ve belirtiler ortaya çıkmadan 1 gün önce bulaştırmaya başlamakta ve hastalık iyileştikten 7 gün sonrasına kadar bu durum devam etmektedir. Bu süre çocuklarda daha da uzun olmaktadır" diye konuştu.
    Gribe yakalanan kişide ortaya çıkan yakınmaların, özellikle kış aylarında sayıları yüzlerle ifade edilen diğer virüslerin oluşturdukları soğuk algınlığı ve nezle yakınmalarına benzerlik gösterdiğini açıklayan Doç. Dr. Büke, "Gribe yol açan virüsün, A, B ve C olmak üzere 3 tipi bulunmaktadır. En önemli özelliği kompleks yapıda olması ve sürekli yapı değiştirmesidir. Bu durum, kış aylarında salgınların oluşmasına yol açar. Virüsün yapısındaki küçük değişiklikler salgınların daha bölgesel olmasına yol açarken, virüsün tamamen değişmesi ile salgınlar tüm dünyayı etkisi altına alır. Söz konusu son durum kuş, domuz, at gibi hayvanlar ile virüsün teması sonrasında genetik alışverişe bağlı olarak tamamen farklı bir virüsün ortaya çıkması ile izah edilebilmektedir" şeklinde konuştu.

    Virüsün bulaşması ile yakınmaların ortaya çıkması arasındaki sürenin 1-4 gün olduğuna değinen Doç. Dr. Büke, "Üşüme, titreme, ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı, baş ve kas ağrısı, bulantı ve kusma başlıca hastalık belirtileridir. Çocuklarda buna ek olarak karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtiler de eklenebilir. Ancak 65 yaş üzerindeki kişilerde kronik kalp, akciğer, karaciğer, böbrek hastalığı ve diyabet gibi metabolik hastalığı olanlarda, çocuklarda ve hamilelerde hayatı tehdit eden komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bunların en önemlisi bakterilerin oluşturduğu akciğer enfeksiyonu olup ölüme neden olmaktadır" dedi. Gribe karşı korunmada etkili yollardan birisinin aşı olduğunu belirten Doç. Dr. Büke, şöyle konuştu:

    "Grip virüsünün yapısının sürekli olarak değişimi aşının içeriğinin de her yıl yeniden değiştirilmesini ve her yıl uygulanmasını gerekli kılmaktadır. Bu değişimi düzenli olarak izleyebilmek için, 1948 yılında Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası İzlem Sistemi kurmuştur. Buraya veriler 82 ülkedeki 110 ulusal Influenza merkezinden hastalardan elde edilen virüsler gelmekte ve ayrıca USA (Atlanta), İngiltere (Londra), Avustralya (Melbourne) ve Japonya (Tokyo) da bulunan Influenza referans ve araştırma laboratuarlarında virüslerin doğrulanma işlemleri yapılmaktadır. Elde edilen tüm bu sonuçlar, her yıl Şubat ve Eylül aylarında gözden geçirilmekte ve bu bilgiler dahilinde aşıda bulundurulması gerekli antijenik yapılar belirlenmektedir. Şubat ayındaki değerlendirmeler sonucunda hazırlanan aşı formülü kuzey yarımkürede uygulanacak aşının içeriğini oluştururken, Eylül ayındaki değerlendirmeler güney yarımküredeki grip sezonu için aşı içeriğinin oluşumuna katkı sağlamaktadır."

    Aşı, hastalıktan koruyor

    Grip virüsüne bağlı hastalık ve ölümlerin çoğunun her sene yapılan aşı ile önlenebileceğini açıklayan Doç. Dr. Büke, "Buna göre aşılanma için gribe bağlı komplikasyon gelişme riski yüksek olan 50 yaş ve üzerindeki tüm kişiler, kronik kalp, akciğer, karaciğer ya da böbrek hastalığı olanlar, şeker hastalığı, bağışık sistemi yetersiz olanlar, kansızlık problemi yaşayanlar ile hastalığın bulaşma riski yüksek olan sağlık personeli, bakım evleri çalışanları ve bunlar ile birlikte aynı ortamı paylaşan kişiler sayılmaktadır" ifadelerinde bulundu.

    Aşının etkinliğinin yıldan yıla değişebildiğini belirten Doç. Dr. Büke, "Aşı virüsü 9-10 ay daha önce seçilme zorunda olduğundan ve hastalığa yol açan virüs zaman içerisinde değişime uğrayabildiğinden aşıdaki virüs ile hastalık etkeni virüsün yakınlık derecesi azalabilmekte bu da aşının etkinliğini azaltabilmektedir. Aşının etkinliği kişiden kişiye göre de farklılık gösterebilmektedir. Sağlıklı genç erişkinlerde yapılan çalışmalarda grip aşısının hastalıktan yüzde 70-90 oranında koruyabildiğini ortaya koymuştur. Bu oran yaşlı ve kronik hastalığı olanlarda daha da düşmektedir. Bununla birlikte aşının hastalığa karşı korumadan çok hastalığın şiddetini azalttığı ve ciddi komplikasyon ve ölüm oranını belirgin olarak düşürdüğü bir gerçektir. Çalışmalar, aşılanan yaşlı kişilerde hastaneye yatma oranının yüzde 70, ölüm oranının yüzde 85 oranında azaldığını ortaya koymaktadır" diye konuştu. Grip mevsiminin Türkiye'nin de yer aldığı kuzey yarımküre için Kasım ile Nisan ayları arasında olduğuna değinen Doç. Dr. Büke, şöyle devam etti:

    "En çok görüldüğü aylar ise Aralık sonu ile Mart başlarıdır. Bu nedenle risk altındaki kişilere Ekim ayı ile Kasım ortaları arasındaki sürede aşıları yapılmalıdır. Aşı sonrası antikor gelişimi 1-2 haftayı bulmaktadır. Grip aşısı kas içerisine yapılır. Erişkin ve büyük çocuklarda koldaki kasa, küçük çocuklarda bacak ön yüzeyine yapılır. Hastalıktan korunmada bir diğer yol, gribe etkili antiviral ilaçların kullanılmasıdır. Ancak bunların özelliği yalnızca gribe karşı etkili olmaları, buna karşın benzer yakınmalar oluşturan nezle ve soğuk algınlığına etkilerinin bulunmayışıdır. Etkili olabilmeleri için hastalık belirtileri ortaya çıktıktan sonraki 24-48 saat içerisinde ilaçların alınması gerekmektedir. Gribe karşı korunmada alınabilecek diğer önlemler ise şöyle sıralanabilir: Aksıran, öksüren ya da hapşıran kişiler ağız ve burunlarını mendil ile kapatmalılar, bu kişiler ile temas söz konusu olduğunda eller hiçbir yere temas etmeden ve özellikle ağız, burun ve göze dokunmadan hemen yıkanmalıdır. Özellikle sabun ile el yıkama, pek çok enfeksiyon hastalığına karşı hem kendimizi korumada ve hem de karşımızdaki kişiyi korumada çok önemlidir."
#13.10.2005 11:15 1 0 0