blackmamba

blackmamba

Üye
11.09.2005
Onbaşı
749
Hakkında

#17.11.2005 01:31 0 0 0
#17.11.2005 01:29 0 0 0
#17.11.2005 01:26 0 0 0
#17.11.2005 00:29 0 0 0
#15.11.2005 01:18 0 0 0
#07.11.2005 18:01 0 0 0
  • Konu: Hurafeler
    Salât-i Tefriciye - Salât-i Nariye
    "Allâhümme salli salâten kâmilaten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezi tenhallü bihil'ukadü, ve tenfericü bihil'kürabü, vetükdâ bihil'havâicü, ve tünâlü bihir'regâibü, ve hüsnül'havâtimi, ve yüsteskal'gamâmü bivechihil'ke'imi ve alâ âlihi ve sahbihî fî külli lemhatin ve nefesin biaded-i külli mâlûmin lek."
    Imami Kurtubî Hazretleri söyle demis:
    "Bir kimse, çok önemli bir isinin veya önemli bir dileginin gerçeklesmesini, ya da üzerinde devam edip duran büyük bir belanin üzerinden çekilip gitmesi (kalkmasi) için, "Salât-i Tefriciye"yi 4444 defa okuyup, bu mübârek Saâtü Selâm ile Yüce Peygamberimizi vesile edinse, hiç süphe ve tereddüt yoktur ki, Yüce Allah, o kulunun istek ve muradinin olmasi için hayirli bir kapi açar, hayirli bir sebep yaratir ve ona muradini verir ."
    (Bakin, bunu basaran zaten matemataik profesörü olur.. 4444 sayisi önemlidir. Diyelim ki, sasirip 4443 kere okudunuz. Olmadi.. sayidan emin olmak için, tekrar bastan baslayip okumak en iyisi.. Ben, duayi okurken, sayida yanlis yapmayasiniz diye bir "sayici" tutmanizi öneriyorum.. Sevabina yardimci olur.. O da duasini okurken, siz onun sayicisi olursunuz.. Kolay gelsin..)
    Salâten Tüncîna - Salât-i Münciye
    "Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl-i seyyidinâ Muhammedin salâten tüncînâ min cemîil'ehvâli vel'âfât. Ve takdîlenâ bihâ cemîal'hâcât. Ve tütahhirüna, bihâ min cemîis'seyyiât. Ve terfeunâ bihâ âledderacât. Ve tübelligunâ bihâ eksal'gâyât, min cemî'lilhayrâti ve bâdel'memât. Hasbünallâhü ve nîmel vekîl, nîmel'mevlâ ve nîmen'nasîr."
    Her namazdan sonra okunmali ve ayrica hergün 3 defa okumayi âdet (aliskanlik) edinmelidir. Hele hele manasini birkaç kere okumali ve aklimiza almali ve ona göre kiymetini bilmelidir.
    Bütün peygamberler sefaat edecek
    "Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhin ve Ibrâhime ve Mûsa ve Isâ ve mâ beynehüm minen'nebiyyîne vel'mürselîn. Salevâtüllâhi veselâmühû aleyhim ecmeîn."
    HZ.Muhammed'in karisi Ayse rivayet etmis ki: "Bir kimse bu Salevât-i Serîfe'yi yatmadan önce okursa, o kimseye bütün peygamberler sefaat edeceklerdir."
    Yüz kere okununca günahlari affettiren kelimeler
    "Allâhü ekber, ve Sübhânallahî velhamdü lillâh ve lâ illallâhü vahdehü lâ serîke leh, velâ havle velâ kuvvete illâ billAhil'aliyyil'aziym."
    Imam-i Ahmet'in rivayetine göre HZ.Muhammed söyle demis: "Bu kelimeler güzel kelimelerdir. Kim bu güzel kelimeleri her namazin sonunda yüz kere söylerse, deniz dalgalarinin meydana getirdigi köpükler kadar da günahi olsa affolur. Bütün günahlari silinip ve bagislanmis olur."
    (Duayi okurken sayida yanlis yapmayiniz.. 99 kez okununca dua kabul olmaz anlasilan.. Yüzden fazla okursaniz, gelecek günahlarinizin affi için avans almis oluyorsunuz..)
    Üç kere okuyunca günahlari affetiren dua
    "Estagfirullahellez'i lâ ilâhe illâ hû, el'Hayyel'Kayyume ve etûbü ileyh."
    Enes'in rivayetine göre Muhammed söyle demis: "Her kim, Cuma günü sabah namazinin sünnetinden sonra (farzindan önce) üç kere bu duayi okursa, deniz köpügü kadar bile günahi çok olsa, Allah günahlarini affeder."
    (Bu dua, yukaridaki sözlerden daha verimli.. Yüz kere yerine, üç kere ile is tamam.. Ancak, Cuma gününü beklemek lazim..)
    Bagislanmak için her gün yüz kere okunacak dua
    Buhari ve Müslim'in rivayetine göre Muhammed söyle demis: "Her kim her gün yüz kere "Süphânallâhi ve bihamdihi" duasini (tespih ve zikrini) okursa, günahlari deniz köpügü kadar olsa bagislanir.
    (Bu da bir baska dua.. Sayisi her gün yüz kere.. Yok, yok, en iyisi üç kere okunacak dua.. Hem sayisi daha az, hem de yaptigi is ayni..)
    Borçlardan ve sikintilardan kurtulus duasi
    " Allahümme innî eûzü bike minelhemmi, vel hazeni ve eûzü bike minel'aczi velkeseli, ve eûzü bike minelcübni, velbuhli ve eûzü bike min galebetiddeyni ve kahrir ricali."
    Ebu davud'un rivayetine göre, bu dua Ashab'dan Medine'li Ebû Umâme'ye ögretilmistir. Ebû Umâme, namaz vakti disinda (namaz vaktinden sonra) camide dalgin dalgin oturuyormus. Muhammed, bunu görmüs ve ne oldugunu sormus. Ebû Umâme: "Yakama yapisan borçlar, kederler yâ Resûlallâh.. Yani, çok borcum var, dardayim, onun için sikinti çekiyorum, elem ve kederler yakami birakmiyor.." demis.. Bunun üzerine Muhammed "Yâ Ebâ Ümâme! Sana bir dua ögretecegim, onu okudugun zaman Cenab-i Hak senin gamini, kederini giderir. Borcunu ödetir. Bu duayi aksam sabah oku" buyurmus ve yukaridaki duayi ögretmis.
    Ebû Umâme, sonra söyle demis: "Resûlallahin emrettigi gibi duayi aksam sabah okumaya devam ettim. Bütün dertlerim, kederlerim, sikinti ve bunalimim gitti. Ve borçlarimi da hemen ödemem nasip oldu.

    Memnun ve razi olmak ve cennete girmek için dua
    "Radiytü billâhi Rabben ve bil-Islami diynen. VebiMuhammedin (sallallâhü teâlâ aleyhi ve selleme) nebiyya."
    HZ. Muhammed demis ki; "her kim, sabah aksam üç kere bu duayi okursa, Yüce Allah, o kulunu memnun ve razi ederecktir." Bir diger hadiste de "Cennete girecektir.." demis.
    Elhamdülillah demenin sevabi
    HZ.Muhammed söyle demis:
    1. Bir kul bir defa "Elhamdü lillah" dedigi zaman yer ile gök arasi sevab ile doldurmus olur.
    2. Ikinci defa "Elhamdü lillah" dedigi zaman, yerin yedi kat göklerin üstüne kadar olan bu arayi sevab ile doldurmus olur.
    3. Üçüncü defa "Elhamdü lillah" dedigi zaman, Allah-ü Teâlâ, bu kulna "Ey kulum, iste al" buyurur. Yani Yüce rabbimiz "Ey kulum, diledigini dile, dilegin verilecektir, muradini iste, muradin yerine getirilecektir. Dilek ve muradin gerçeklesecektir. Sen hemen iste..." buyurmus demek olur. (Imam-i gazâli, Ihyâ).
    Ansizin kaza bela gelmesin diye sabah aksam üç kere okunacak dua
    "Bismilâhillezî lâ yedurru maasmihi Sey'ün fil'ardi velâ fissemâi ve Hüvessemi'ul Aliym"
    HZ.Muhammed söyle demis: "her kim, sabah aksam üçer kere, "Bismillahillezi.." duasini (yukaridaki duadir) okursa kendisine yerde ve gökte hiçbirsey zarar veremez ve kendisine ansizin bela kaza gelmez." (Tirmizi, Ibn-i Mâce
    Aksamlari üç kez okuyan zarar görmez
    " E'ûzu bikekimâtillahittâmmâti min serri mâ halak".
    Aksamlari bu duayi üç kere okumalidir. Okuyan bütün korkulardan emniyet ve selamette olur. Korkulu rüya görmekten, kabuslar görmekten, zehirli hasarat sokmasindan ve tüm musibetlerden emin bulunur..mus..
    Sabah on kere okunca sevap kazandiran dua
    "Lâ ilâhe illallâhü vadehû lâ serîkeleh, lehül' mülkü velehül'hamdü ve hüve alâ külli sey'in kadir."
    HZ.Muhammed demis ki; "Her kim bu duayi on kere okursa, Hz.Ismail peygamberin ogullarindan (sülalesinden) dört köle azad etmis gibi sevab kazanir". (Buhari, Müslim, Tirmizi)
    Uyandiginda okuyanin sevabi
    HZ.Muhammed'in karisi Ayse, HZ.Muhammed'in söyle dedigini anlatmis: "Her kim, uyandigi vakit, "Lâ ilâhe illallâhü vadehû lâ serîkeleh, lehül' mülkü velehül'hamdü ve hüve alâ külli sey'in kadir" duasini okursa, günahlari denizin köpükleri kadar bile çok olsa, Allah o kulunu affeder.

    Yüz defa okuyun çok sevap kazanin
    Ebû Hüreyre, HZ.Muhammed'in söyle dedigini anlatmis: "Her kim günde yüz defa, "Lâ ilâhe illallâhü vadehû lâ serîkeleh, lehül' mülkü velehül'hamdü ve hüve alâ külli sey'in kadir" duasini okursa on tane köle azad etmis gibi sevab alir. Ayrica, yüz tane sevab yazilir. Yüz tane günahi silinir (affolur) o gün içinde aksama kadar seytanin serrinden korunmus olur."

    Cennette agaciniz olsun diye okunacak dua
    Amr Ibni Abbâs, HZ.Muhammed'in söyle dedigini anlatmis: "Her kim, "Subhanallâhi, velhamdü lillahi ve ilâhe illallâhü, vallâhü ekber" derse, bu zikirlerin her birinden dolayi söyleyen kimse için cenette bir agaç dikilir."
    Tabarâni de rivayet etmistir ki; "Evet, okudugu bu kelimelerin herbirinin sevab ve mükafati olarak kendisi için cennette bir agaç dikilir."
    Enes bin Mâlik, HZ.Muhammed'in söyle dedigini anlatmis: "Her kim 100 defa "Lâ il^he illallâh", 100 defa "Sübhânallâh, 100 defa "Allâhü ekber" derse, bu zikirler kendisi için hürriyetine kavusturdugu on köle ve kurban olarak kestigi alti (bir rivayete göre yedi) deveden daha hayirlidir".(Ibni Ebid'dünya rivayet etmistir)
    Iki milyon sevab almak için okunacak dua
    Abdullah bin Evfâ, HZ.Muhammed'in söyle dedigini anlatmis: "Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ serîkelehû ehaden sameden lem yelid, ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehâd" derse, Cenâb-i Allah kendisine iki milyon sevab yazar.
    Her namazdan sonra 10 kere okuyan cennete girer
    Ömer'in oglu Abdullah, HZ.Muhammed'in söyle dedigini anlatmis: "Iki haslet vardir ki, onlara devam eden, mutlaka cennete girer. O hasletler kolaydir, fakat o hasletleri yapan azdir". Bu hasletleri "sizden biriniz her namazin sonunda, on defa 'Sübhânallah', on defa 'Elhamdü lillâh', on defa 'Allahü Ekber' der. Bu zikirler (dualar) dilde yüzelli, mizanda ise binbesyüz eder. Yatagina girince de, 33 defa 'Sübhânallah', 33 defa 'Elhamdü lillâh', 33 defa da 'Allahü Ekber' der. Bu zikir de dilde yüz, tartida (mizanda) bin eder. Ikisinin toplami ikibinbesyüz sevab almis olur okuyan."
    HZ:Muhammed, sonra devam etmis: "Ashabim, ey ümmetim, hanginiz birgün ve gecesinde (24 saatte) ikibinbesyüz günah isler?"
    bunlarin ve bunun benzeri uydurmalari yillar yili bize din diye yutturmaya çalisanlar,ateistlerin dine saldirmasinda
    önemli rol oynadilar .yukarda örnek ledigim
    hadis adi altinda ki iftiralar El'Hacc Hattat Hafiz, Yusuf Tavasli, Emekli Imam Hatip'in yazdigi Yasin-i Serifli ve resimli Namaz Hocasi adli kitaptan alinmistir.
    ALLAH hepimize aklimizi çalistirmayi nasip etsin.
#07.11.2005 17:55 0 0 0
  • Kuran'ın bir ayetinde rüzgarların "aşılama" özelliğine ve bunun sonucunda yağmurun oluştuğuna dikkat çekilir:
    "Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık... (Hicr Suresi, 22)

    Ayette, yağmur oluşumundaki ilk aşamanın rüzgarlar olduğuna dikkat çekilmektedir. Oysa bu yüzyılın başlarına kadar, rüzgarla yağmurun yağması arasındaki tek ilişki rüzgarın bulutları sürüklemesi olarak biliniyordu. Modern meteorolojik bulgular ise rüzgarların yağmurun oluşumunda "aşılayıcı" rol oynadıklarını gösterdi.


    Rüzgarların bu aşılama özelliği şöyle gerçekleşir:
    Okyanusların ve denizlerin yüzeyinde, köpüklenme nedeniyle her an sayısız hava kabarcığı oluşmaktadır.

    Bu kabarcıklar patladıkları anda, milimetrenin 100'de biri çapındaki binlerce parçacığı havaya fırlatırlar.

    "Aerosol" adı verilen bu parçacıklar, rüzgarlar sayesinde karalardan gelen tozlarla karışarak atmosferin üst katmanlarına taşınır. Rüzgarların bu şekilde yükseklere taşıdığı parçacıklar, burada su buharı ile temas eder. Su buharı da bu parçacıkların etrafına toplanarak yoğunlaşır ve su damlacıklarına dönüşür. Bu su damlacıkları önce biraraya gelerek bulutları oluşturur, bir süre sonra da yağmur olarak yeryüzüne iner.

    Görüldüğü gibi rüzgarlar, havada serbest halde bulunan su buharını denizlerden taşıdıkları parçacıklarla "aşılamakta" ve böylece yağmur bulutlarının oluşumunu sağlamaktadır.

    Eğer rüzgarların bu özelliği olmasa, yüksek atmosferdeki su damlacıkları hiçbir zaman oluşamayacak ve yağmur diye bir şey de olmayacaktı.

    Burada önemli olan nokta ise, rüzgarların yağmur oluşumundaki bu kritik görevinin asırlar önce Kuran ayetinde bildirilmiş olmasıdır.
    mevlam neyler neylerse güzel eyler
#07.11.2005 17:53 0 0 0
  • Kuran'da bahsedilen birçok konuyu anlatan ayetlerden bir bölümü de Kıyamette olacakların anlatıldıgı ayetlerdir. Allah, kusursuz kitabı Kuran da insanlara bir çok örneklendirme yapmakta ve doğruyla yanlısı ayırabilme imkanı tanımaktadır. Dünya hayatının kısalığıve gerçek yurdun Ahiret oldugu anlatılırken dünya hayatının sonunu getirecek kıyamet sürecinin de tasviri yapılmaktadır. Dine inanan herkesin bir gün kıyametin kopacağından haberi oldugu ve azda olsa bir seyler bilip duyduğu görülür. Kyamet sürecinde neler olacagıa tek dogru olan Kuran ayetlerinden bir kaç tanesiyle bakalim.

    Sakin, Allah'i zalimlerin yaptiklarindan habersiz sanma. Su kadar var ki Allah onlari, gözlerin saskinliktan dona kalacagi bir güne erteliyor. O gün onlar baslarini dikerek kosarlar. Gözleri kendilerine dönmez. Kalpleri ise bombostur.
    (14) Ibrahim Suresi,Ayet 42-43

    Yer baska bir yere, gökler de baska göklere degistirildigi ve insanlar bir ve kahredici olan Allah'in huzuruna çiktiklari gün Allah bütün zalimlerden intikam alacaktir.
    (14) Ibrahim Suresi,Ayet 48

    Sur'a üfürülecegi gün, Allah'in diledigi kimseler disinda, göklerde ve yerde olan herkes artik korkuya kapilmistir ve herbiri boyun bükmüs olarak O'na gelmislerdir.
    (16) Neml Suresi,Ayet 87

    Kiyameti gören her emzikli kadin emzirdigini unutur, her hamile kadin çocugunu düsürür. Insanlari sarhos gibi görürsün, oysa sarhos degildirler, fakat bu sadece Allah'in azabinin çetin olmasindandir.
    (22) Hacc Suresi,Ayet 2

    Gerçek su ki kiyamet- saati yaklasarak gelmektedir, onda süphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanlari diriltecektir.
    (22) Hacc Suresi, Ayet 7


    Gözleri zillet ve dehsetten düsmüs olarak, sanki etrafa yayilip serpilen çekirgeler gibi kabirlerden çikarlar.
    (54) Kamer Suresi,Ayet 7

    Yer, siddetli bir sarsintiyla sarsildigi ve daglar darmadagin olup ufalandigi, derken toz duman halinde dagilip savruldugu...
    (56) Vakia Suresi, Ayet 4-6

    O gün gök erimis bakir gibi olur. Daglar renkli yün gibi olur.
    (70) Mearic Suresi, Ayet 8-9

    Ama göz kamasip da kaydigi zaman, ay karardigi, günes ve ay birlestirildigi zaman;
    (75) Kiyamet Suresi,Ayet7-9

    O gün bir sarsinti sarsar. Pesinden bir digeri gelir. O gün kalpler titrer. Insanlarin gözleri yere döner.
    (77) Mürselat Suresi,Ayet6-9

    Gök yarildigi zaman, yildizlar dagilip döküldügü zaman, denizler kaynastirildigi zaman, kabirlerin içi disina çiktigi zaman.
    (84) Insikak Suresi,Ayet 1-4

    Yer, o siddetli sarsintisiyla sarsildigi, yer agirliklarini disa atip çikardigi ve insanlar buna ne oluyor? Dedigi zaman.
    (99) Zelzele Suresi,Ayet1-3
#07.11.2005 17:51 0 0 0
  • Hz. Adem den beri gönderilmiş bütün semavi dinlerdeki en temel mesaj Allah tan başka İlah olmadığı ve tekrardan diriliş yani ölüm ötesi ahiret hayatıdır. Kudreti sonsuz yüce Rabbimiz insanı yaratmış ona akledebilme yeteneği vermiş ve yaşamını, yaratılışına en uygun şekilde sürdürebilmesi için Kutsal Dinleri göndermiştir. İnsanlar ise çoğu zaman işlerine gelmediği için bu dinlere karşı çıkmış bunları birer sapıklık ve bozgun olarak ilan etmiş, Allah'ın buyruklarını yerine getirmediği gibi birde Allah'ın dinine savaş açma cesaretini gösterebilmiştir. Kuran'ın ayetlerinin söylediği gibi insan en güzel suretle yaratılmasına ramen yaptığı bozgunculuktan dolayı aşağıların aşağısınada çekilmiştir. Bu gün yaşadığımız dünya hayatına dört elle sarılınıp sanki sonsuz olan yaşam burası gibi yaşam sürülmekte ve zihinlerden ölüm ötesi hayat düşüncesiden en ufak bir eser bile bulunmamaktadır. İnanan insan ise attığı her adımı ölüm ötesi hayatı düşünerek atar, yaptığı her davranışı, söylediği her sözü... Bilirki bu dünya sadece bir imtihan sahasıdır ve tek kurtuluş bu dünyayı ahirete göre yaşamaktır. Günümüzde dinsizlige sahip çıkan, insanları dinsizliğe sevketmeye çalışan ömrünü bu davaya adayan insanoğlunun aldığı cesaretin sebebi de ölüm ötesi hayatı kabullenmemektendir. İnsanoğlunun sapkınlıklarının ve bozgunculuklarının önüne geçebilecek tek şey ahireti düşünebilmek ve ona göre davranabilmekdir. İnananlar çoğu zaman dinlerine, dinsizlerin dinsizliklerine sahip çıktıkları kadar sahip çıkmamakta, din Allah ile kul arasındadır kavramını dar anlamda yorumlayıp, insanları inandıkları ve savundukları düşünce ile sorumlu tutmayı yeterli görmekte ve bunca karalamalara ve sapkınlıklara kulak tıkamaktadır. Muhakkakki Allah dinini korumaya güç yetirebilir. Ancak inananlarda pasif olamamalı ve dinlerine sahip çıkıp hertürlü şekilde Allah yolunda mücadele etmelidir. İnanan bir kişi kendini en güzel şekilde yetiştirmiş, Kuran’ı ahlakını almış, kendini Allah yoluna adamış olmalıdır. Ahireti heran düşünebilen, dilinden güzel sözleri Allah’ın hatırlanmasını, duaları düşürmeyen, gönlünde gerçek Allah sevgisini taşıyan, ruhu bu sevgi ve aşk ile tatmin bulmuş bir kişi olmalıdır. Duyarlı, düşünceli ve Rabbine karşı kalbi ürpererek boynu bükük olan, bir gülümsemeyi çok görmeyen ve kötülükten alıkoyup iyiliğe sevkeden... Daha sayabileceğimiz bir çok güzelliği ve özelliği ancak ölüm ötesi hayatı sürekli düşünerek ve Allah’tan isteyerek edinebiliriz.
#07.11.2005 17:50 0 0 0
  • Son günlerde gündemi en çok mşgul eden konulardan biri olan zinayı ele almak istedik. Çünkü bu konuda toplumu aydınlatmak görevini üstlenenler nedense hiç ses çıkarmadılar. Gerçi onlar daha ciddi konularda görüş bildirirler örneğin “yüksek topuklu ayakkabı harammıdır, değilmidir; ruj abdesti bozarmı bozmazmı...” gibi.

    Toplum genelinde zina deyince akla gelen evli olan kişilerin evlilik dışı ilişki yaşamasıdır. Hatta toplumdaki bir genel kanı da; bekar insanların yaşadıkları evlilik dışı ilişki zina sayılmaktadır.

    Halk arasında bazı kelimeler günümüze değişerek ce çarpıtılarak gelmiştir. Bu kelimeler anlam kaybına da uğramıştır. Zina da bunlardan biridir.

    Allah Kuran’da evlilik sınırları içinde cinselliği serbest bırakmış, zinayı ise suç saymıştır. Zina, fuhuş genel ismiyle yapılan cinsel suçların kadın-erkek arasında olanıdır. (Kurna’da homoseksüellik ve lezbiyenlik fuhuş adıyla geçer)

    Allah Kuran’da evlenebilinecek ve evlenilemeyecekleri ayetleriyle açıklamıştır. Allah evlilik dışı bütün cinsel ilişkileri zina olarak tanımlar ve şöyle der;

    Zinaya yaklaşmayın çünkü o iğrenç bir iştir, yol olarakta çok kötüdür. (İsra-32)

    Sonuç olarak zinanın kötülüğü Allah tarafından bildirilmiştir. İnsanlar cinselliği kadın-erkek arasında yaşayacaklarsa evlenmelidirler. Burada önemli bir noktada erkeğin evleneceği kadının bekar olması ya da kadın boşanmışsa üzerinden bekleme süresinin geçmesi gereklidir.

    Bir diğer tartışma konusu zinanın cezasını Allah Nur Suresi 2. ayette açıklamıştır. Kuaran’da hiçbir suçun cezası için recm geçmez.

    Allah hepimizi zinadan korusun!
#07.11.2005 17:49 0 0 0
  • Konu: CENNET
    CENNETİ HEP UZAKLARDA ARIYORUZ.
    OYSA CENNET KIYAMET SONRASI BU DÜNYADA OLUŞABİLİR.

    ZÜMER SURESİ 74.AYET
    Onlar da şöyle derler: "Hamt olsun o Allah' a ki bize vaadini yerine getirdi,bizi yeryüzüne mirasçılar yaptı.İşte cennetten istediğimiz yerde konaklıyoruz.İş yapıp değer üretenlerin ödülü ne de güzelmiş!"
    ------------------------------------
    BANA GÖRE BU GÜZEL DÜNYAMIZ CENNET, AMA BİZ DEĞERİNİ BİLEMİYORUZ

    KAF SURESİ 31.AYET
    Ve cennet,takva sahiplerine yaklaştırılmıştır; hiç uzak değildir.
#07.11.2005 17:47 0 0 0
  • Dünyada yasayan bircok insan ölümden sonra bir hayatın olduguna inanır.İnanmayan insan azınlıktadır.Peki dirilme olayının bilimsel olarak olabilirliği varmıdır.Tabiki bu olay Allah'ın tek elinde gerçekleşecektir.Bunun nasıl gerçekleşeceğide O'nun bilgisindedir.Ben olayın bilimsel olarak probabilitesini belirtmek isterim.Bakın dünyada canlı varlığın oluşması için belirli kriterler şarttır.Bu kriterler genetik materyaller ve bu materyallerin tetiklenmesi için gereken uygun ortamdır.İnsanı ele aldığımızda yumurta ve spermin kaynasması için gereken ortam anne rahimidir.Eğer bu ortam olmazsa genetik materyaller hiç bir işe yaramaz.şimdi birkaç örnek ele alalım mesela virüsler;bilindiği ğibi bu canılılar ya DNA yada RNA zincirlerinden birine sahiptir ve dışarda kristal yapıda olup hiç bir canlılık belirtisi göstermez yani ölüdür.İşte bu varlıklar bir şekilde canlı bünyesine alındıktan sonra akılalmaz bir canlı halini alır öyle bir hal alırki üstün bedenimizin bile savunma mekanizmalarını çökertebilecek akıl almaz oyunlar sergiler.Peki bu varlıklar nedir?Uzun yıllar hiçbir canlılık belirtisi vermeyen ancak canlı bir bünyede uygun ortamı bulunca DİRİLEN beyne sahip olmayan basit organizmalar ama bu basit varlıklar en indirgenemez kompleks varlıkları bile çökertebilen güce sahiptir.Bu olay dünyada zuhur eden bir dirilme vakasıdır.Bu olay bize dirilmenin bilimsel acıdan olabilirliğini gösterir.Tabiki olayın esas olacak şekli Allah'bilgisindedir.düşünülecek olursa yasamış tüm insanların genetik materyali bir fincanı bile doldurmaz işte bu kadarcık alana yüzbinlerce sayfalık bilgi sığdıran Allah onlara yeniden şekil ve can vermeye güç yetiremezmi..ELLBETTE
    Kİ O HERŞEYE GÜÇ YETİRİR..
#07.11.2005 17:45 0 0 0
  • ARAPÇA KUTSAL BİR DİL Mİ?

    Allah ayetinde, gönderdiği elçileri kendi toplumunun diliyle gönderdiğini söylüyor. “Biz görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık seçik beyanda bulunsun.....” der. Bir elçi tabii ki içinde bulunduğu toplumun diliyle hitap eder. Böylece toplumun elçisini anlaması daha kolay olur. Allah Rad Suresinin 37.ayetinde “ İşte biz o Kuran’ı Arapça bir hüküm kaynağı olarak indirdik...” der. Peygamberimiz ve toplumun ana dili Arapça olduğundan Kuranında Arapça bir dille inmesinden daha doğal bir şey yoktur. Ne yani peygambere İngilizce mi inseydi vahiy!!!

    Bizim toplumumuzda ise, Arapça genel olarak kutsal bir dilmiş gibi kabul görür. Sokakta görmüşüzdür, yerde Arapça yazan bir kağıdı bile alınlarına dokundurup yüksek yere koyarlar. Camilerde ise ne olduğunu anlamadan sırf Arapça diye nara atanı çok duymuşsunuzdur. Allah ise bize indirdiği ayetlerin içeriğinin önemli olduğunu söylüyor. Bir sürü insan vardır ki, Kuran’ı hatim eder ancak sorsanız hiçbirinin anlamını bilmez. Oysa Allah Kuran’ı bize nasıl yaşayacağımızı anlatmak için, nasıl ona kulluk edeceğimizi aktarmak için, helalleri haramları bildirmek için indirmiştir. Bunun için ya Arapça öğrenmeliyiz veya çevirilerden yararlanmalıyız. Ayrıca eklemek isterim ki, Türkçeye en çok ve farklı kişiler tarafından çevrilen kitap Kuran’dır.


    Aslına bakarsanız şu son 10-15 senenin olayıdır Kuran’ın çeşitli Türkçe çevirilerinin yapılması ve manasının kavranması. Eskiden Kuran insanların bohçalara sarıp evde kütüphanelerinin en üst katında yada dolaplarda sakladıkları birşeydi. Bundan dolayıdır ki insanlar Kuran’ın mesajını alamadılar ve sonraki nesillere aktaramadılar, peki ne mi aktardılar, kulaktan dolma saçmalıklar ve Arap geleneklerini. Böylelikle Allah’ın asıl istediği şeyler bilinmiyordu. İnsanlar orucu, namazı, haccı, Kuran’dan okumuyorlardı. Bilmem ne efendinin yazdıklarını din kabul ediyor ona göre yaşıyor sonraki nesillerde bunu anlatıyorlardı. Neyse ki Allah’a şükür son senelerde Kuran’a doğru bir yöneliş var. Böylece insanlar Allah’ın bizden neler istediğini ve bu istekleri nasıl karşılayacaklarını Kuran’dan çıkarmaya başladılar.

    Diyeceksiniz ki hadi biz Arapça bilmiyoruz da Arap niye öyle yaşıyor, Kurana uymuyor? Zaten asıl meselede bu. İnsan hangi dilden olursa olsun temel olarak Kuran’ı almaz iş yoldan sapıyor, nereye mi, ya atalarının yoluna ya da geleneğine.





    KURAN SAĞLIK KİTABI MI?

    İnsanların genel kanısı şudur ki, Allah Kurandaki haramlarını insanların sağlığı için koymuş yoksa koymazmış. Allah bazı ayetlerinde bunu belirtiyor ki domuz pistir yemeyin diyor, bazı şeyler içinse onda sizin için yararlar var ama zararları yararından fazladır diyor. Son yıllarda insan ölümlerinin büyük yüzdesinin kanserden olduğunu ve bunun en büyük nedenin ise sigara olduğunu biliyoruz. Oysa Kuranda sigara yasaklanmıyor ya da çok miktarda şeker yasaklanmıyor, 3 kilo baklava yemeyin denmiyor. Daha sayamadığımız bir sürü sağlıksız şeyde Kuranda yasaklanmıyor. Çünkü Kuran bir sağlık kitabı değil. Allah’ın haramları insanların sağlığıyla birebir orantılı olamayabilir. Hepimiz biliyoruz ki şarabın kalbe yararı var ama şarap yasakken aynı veya daha zararlı olan sigara yasak değil.


    HER SAÇMA ŞEY HARAM MI?

    Allah Kuranda haramları saymışken insanlar sanki bu haramlar yetersizmiş gibi kendi kafalarına göre haramlarda uydurabiliyorlar. İnsanlara çok saçma gelen şeylerde Kuranda olmayabilir. Kuran kimlerle evlenip kimlerle evlenilmeyeceğini söyler. Belki bize göre 20 yaşında biriyle 80 yaşındaki birinin evlenmesi saçma olabilir yada bazı akraba evliliklerine karşı çıkarız
    ( ki bu olay bölgeden bölgeye değişir) amca çocuğu, teyze çocuğu, hala çocuğu ile evlenmek bize saçma ve kötü gelebilir ama Kuranda bize haram olan dışında herkesle evlenmek normaldir ve bunlarla ilgili bir yorum getirmemiştir. İnsanlar sadece kendi istekleri doğrultusunda sanki Kuran’da varmış gibi yorumlar yapmaları çok yanlıştır. Kuran her saçma şeye yasak getirmez ki. Kuran’ın kendi haramları vardır onların dışında kalanlar herkese helaldir.
#07.11.2005 17:44 0 0 0
  • “Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" derler. Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?” (Bakara Suresi, 170)

    Kuran'ın göz ardı edildiği bir ortamda gerçek anlamda, İslam dinin yaşandığını düşünmek imkansızdır. Kuran'daki din ile, halk arasındaki dinin farkını iyi belirlemek ve şu noktaya çok dikkat etmek gerekir: Eğer din, Kuran'ın uygulanması değil de, atalardan kalma gelenek, örf ve adetlerinin devam ettirilmesi olarak uygulanırsa, o din artık İslam sayılmaz.

    Bugün halk arasında dindar olarak bilinen pek çok insanın Kuran'dan habersiz olması, durumun çarpıklığını ortaya koymaktadır. Din, adeta atalardan kalan bir miras olarak devam etmektedir ki bunun Allah'ın dilemesi dışında, Allah katında herhangi bir değeri olmasını beklemek yanlış olur.

    Budistlerden, totemlere tapan Afrika kabilelerine kadar pek çok toplum, dinlerini atadan kalma miras olarak uygulamaktadır ve bunların hiçbiri hak din değildir. Çünkü bu dinlerde amaç, hak dinde olduğu gibi Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve sadece O’na dua edip kul olmak değil, geleneği devam ettirmenin getirdiği nostaljik zevki yaşamak, sahte mutlulukları tatmaktır. Kimi zaman da amaç bazı çıkarları elde etmektir.

    Bu durumu zaman, zaman bazı Müslümanlarda da görmekteyiz. Tarih boyunca tüm Müslüman ülkeler ve toplumlar, kendi örf, adet ve geleneklerini İslam dini ile karıştırmışlar. Dolayısıyla bazı İslam ülkeleri, din adı altında farklı bir inanç türetmişler. Bu konuda uyulması gereken en doğru ve hiç değişmeyen kaynağın Kuran olduğunu belirtmek istiyorum.

    Kuran'da bildirilen dinde ise temel, Allah'ın rızasını kazanmak ve Ona kul olmaktır. Hiçbir şahıs ilah edinilmez. Allah’tan başka kimseden yardım dilenmez, hiçbir batıl anlayışa değer verilmez, medet umulmaz. Müslüman kendisine bu örnekleri esas almalıdır. Bu konuda Allah şöyle buyurmuştur:

    “Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 109)

    Ayetten de anlaşılacağı gibi, Allah rızası üzerine kurulmamış bir inanç, bunun üzerine bina edilmemiş bir din anlayışı makbul olmadığı gibi, sonsuz ahiret hayatında da korkunç bir son olan cehennem azabını beraberinde getirmektedir.
    Çoğu kimsenin din hakkında sahip olduğu bilgiler ve izlenimler, aslında geleneksel din hakkında sahip olduğu izlenimlerdir. Geleneksel din ise, türlü kerametlerden, sayısız batıl inanç ve törenlere kadar uzanır. Aslında pek çok kişi, bu geleneğin birtakım mantıksızlıklara dayalı olduğunu fark eder. Ama olayın doğrusunu araştırma gibi bir zahmete de girmek istemediğinden, "dinden olabildiğince uzak kalma" yolunu seçer. Hatta din dışı fakat gelenek içinde din olarak tanıtılan bu tür safsataların varlığı, onun dinden kaçması için de kendince bir tür meşru zemin oluşturur. Ama bu insan yanılmaktadır ve bunun Allah’ın emrettiği dinle hiçbir bağlantısı olmadığı Kuran’da bizlere şöyle bildirilmektedir:

    “Onlar, 'çirkin bir hayasızlık' işlediklerinde: "biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti" derler. De ki: "Şüphesiz Allah, 'çirkin hayasızlıkları' emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?” (Araf Suresi, 28)

    Bir başka sahte dindarlık ise, gösteriş için yapılan ibadetlerdir. Bunun başka boyutu da, maddi çıkar ve itibar elde etmek için yapılan ibadetlerdir. Bu tür insanlar için Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır:

    “Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip-kakan, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar. Ve 'ufacık bir yardımı (veya zekatı) da' engellemektedirler.” (Maun Suresi)

    Unutulmamalıdır ki; İslam’ın özünü kavramamız için Allah hepimize akıl ve şuur vermiştir. Vicdanımıza kulak verirsek, daima en doğruyu bulur, örf, adet ve geleneklerin, inançlarımızla karışmasına asla izin vermeyiz.
#07.11.2005 17:42 0 0 0
  • Müminler birbirinin kardeşidir.

    Allah kendi yolunda, duvarları birbirine perçinlenmiş bir bina gibi, saf bağlayarak çarpışanları sever. (Saff-61/4)

    Müminler birbirlerinin kardeşidirler. Gerektiğinde müminler duvarları birbirine perçinlenmiş bir bina gibi saf bağlarlar. Müminlerin birbirleriyle olan ilişkileri Kuran’da böyle tasvir edilirken bize de bu konuda önemli bir ders almak düşer. Toplumumuzda farklı görüşlere sahip her kesimden insan vardır ve bir şekil aynı ortamlarda bu insanlarla diyalog halinde oluruz. Bize düşen görev arkadaş çevremizi buna göre belirlemek, ve birbirimize destek olmak, iyiliği ve güzeli önerip, kötülüklerden alıkoymak şeklinde olmalıdır. Böylece yolumuzdan sapmadan birbirimize destek olarak dini daha iyi bir şekilde yaşayabiliriz.

    Teori ile pratik çelişkisi

    Teori ve pratik birbirini tamamlayan, Müslümanlıkta mümini mümin yapan önemli bir kavramdır. Bir müslümanın önce teoriyi iyi oturtması gerekir. Allah’ın varlığını delilleriyle oturtması, dinin kaynağını doğru seçmesi, bu kaynağı iyice öğrenmesi ve pekiştirmesi lazımdır. Özellikle dinin kaynağını belirlerken, geçmiş öğretilerden uzaklaşıp, objektif şekilde değerlendirip, çoğunluğa uymak yerine, Allah’a hesap vereceğini bilerek doğruyu bulmaya çalışmak en doğru yaklaşımdır. (Bu konuda “Uydurulan Din ve Kuran’daki Din” size olağandan farklı bir bakış açısı getiriyor. Öneririz) Teoriyi oturtturan bir Müslüman tam anlamıyla bir mümindir diyemeyiz. Çünkü bildiklerini uygulamaya dökmesi şarttır. Allah’ı çokça anmak, Allah’tan gereğince korkmak, tebliğ yapmak, iyiyi emredip kötülükten alıkoymak, fakiri, yolda kalmışı, muhtacı, yetimi gözetmek, adaletli olmak; bilmekle uygulanan şeyler değildir. Teoriyi bilen müslümanın titizlikle bunları hayatına sokması gerekmektedir. Bu da insanların kendini eleştirmesi ve gayret etmesi ile mümkündür.

    Ücretimiz Allah’tandır

    Allah ve onun dini için yaptığımız şeyleri, bir karşılık beklemeden, içimizden gelerek, gönlümüzden yapmalıyız. Dünyada sahip olduğumuz her şeyi Allah’a borçluyuz. Benliğimizi de yaratan, onu doğduran ve öldüren Allah’dır. Kendimiz de dahil hiçbir şeye sahip olmadığımız bu dünyada Allah’a yönelmek bir karşılık gerektirmez. Ama nefsimiz bir karşılık isteyebilir. Bu durumda bu karşılığı bu dünyada değil öbür dünyada aramalıyız. Zira bu dünya inananlarla inanmayanları ayırmak için olan geçici bir hayattır.(Ali İmran-3/140) Allah insanları canlarıyla ve mallarıyla sınayacağını söylüyor.(Ali İmran-3/186) Bu açıdan bu dünyada bir beklentinin olması her hangi bir eksilme sonrası insanda bir hayal kırıklığı yaratabilir. Bunun için öncelikli amaç her şeyi veren Allah’ın rızasını kazanmak, sonra da nefsin sonsuz yaşama arzusu için ahiret olmalıdır.

    Dini amacından saptırıp dünyada çıkar amaçlayan, ne şiş yansın ne kebap zihniyetindeki insanlara da maalesef rastlıyoruz. Verilebilecek en iyi cevaplar Kuran’da yer almaktadır. Bunlardan bir tanesi Nuh peygamberin kavmine cevabıdır:

    “Hem ben sizden buna karşı bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’tandır…” (Hud-11/29)

    Nuh Kavmi:

    Nuh tufanı ile ilgili iki görüş vardır. Birincisi tufanın bütün yeryüzünü kapladığı, ikincisi ise bölgesel olduğu.. Kuran’da bütün yeryüzünü kapladığına yada bölgesel olduğuna dair kesin bir kanıt yok. Allah Nuh’a her bir çiftten ikişer tane almasını söylüyor.(Hud-40) Tahminimiz Nuh peygamberin dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan egzotik hayvanlardan her birinden ikişer tane alamayacak olmasından ötürü tufanın bölgesel olabileceğidir. O bölgede yaşayan hayvanlardan almaları, yaşamalarının devamı için gereklidir. Ayrıca Nuh peygamberin zamanında, insanlığın ilk tarihlerine denk geldiği için, insanların yeryüzüne çok dağılmamış olacağını tahmin ediyoruz.

    Bir diğer tartışılan olay ise geminin şu anki yeri hakkındadır. Kuran’da “…Gemi Cudi üzerine oturdu…” (11-Hud/44) ayeti geçer. Bildiğimiz gibi yurdumuzda da Cudi Dağı vardır. Fakat Gemi şu anda Türkiye’deki Cudi Dağındadır diyemeyiz. Çünkü cudi Arapça’da yüksek yer, yüksek tepe anlamına gelir. Bu açıdan geminin olduğu yer Cudi Dağında mı yoksa herhangi bir yüksek tepede mi bilemeyiz.

    Nuh Tufanı ilgili dikkat çeken bir diğer konu da Nuh’un oğlunu(!) (11/46) ve karısını (66/10) kurtaramamasıdır. Onlar peygamberin en yakınları olmasına rağmen zalimlerden olmuşlardır.

    Buradan şu sonuca varabiliriz ki, insanın inanması ile peygambere yakınlığı arasında hiçbir bağlantı yoktur. Lut’un karısı ve İbrahim’in babası da bu gruba dahildir. Bizdeki ehli-sünnet inancına göre peygamberin soyundan kim olursa olsun kaçıncı kuşak olursa olsun, cennetliktir, güvenilirdir ve fetva verebilir. Şiilikte deböledir. Alevi dedeleri seyiddir, onların sözü peygamber gibidir, herkes onlara itaat eder.
#07.11.2005 17:41 0 0 0
  • Kuran Sünnet Cennet Sanat Türk halkı

    Kuran cennete giren insanlarda bir takım değişiklikler olacağından bahseder. Yorgunluktan tasalanmadan uzaklaşılacağını, Göğüslerdeki düşmanlığın alınacağı söylenir. (Hicr-15/47-48,) Tasalanma yani sıkıntı, bu dünyadaki ciddi hislerden biridir. En eğlendiğimiz zamanlarda bile içimizde bir sıkıntı hissedebiliriz. Sıkıntıların kökeni gerçekte insanın kendi için daha fazlasını istemesinden gelir. Buna ,yok olma korkusundan dolayı sonsuz yaşamı istemesini de ekleyebiliriz. Farkında olmadığımız bu saklı sıkıntı kimi zaman insanları, tatmin olmak için bu dünyada daha fazla şeye sahip olmaya iter ve bu isteklerde hiçbir zaman bitmez. Bu sıkıntıyı veren Allah, bu sıkıntıyı çözme yolunu da vermiştir ama buna ancak inanalar sahiptirler. Sonsuz ahiret inancı ve cennetteki mutluluk ve huzur tarifleriyle, hem sıkıntı ortadan kalkar hem de bir inanan buna sahip olmak için Allah’ın gösterdiği gerçek yoldan ilerlemek için enerjisini Allah rızasına yöneltir.

    Son yapılan bir araştırmaya göre Türk halkının çoğu mutluymuş. Genel olarak çok şaşırtıcı bir sonuç. Araştırmayı yapanlar da öyle düşünmüş olacak ki bu seferde bunun nedenlerini soruşturmuşlar. Çıkan sonuç türk halkının Allah’a olan tevekkülünün ve şükretme dürtüsünün mutluluğu arttırmasıymış.

    Bazı anketlerin güvenilebilirliği ve geçerliliği tartışılabilir. Bu anketler Türkiye’nin yaş ortalamasını bulmak gibi kesin sonuçlar vermeyebilir. Uygulayan kişinin hedefteki kitleyi temsil eden grubu ve ölçeği iyi ayarlaması ve sonucu iyi yorumlaması lazım. Bazen iki profesör bile aynı şeyi ölçüp farklı sonuçlara ulaşabiliyorlar. Fizikte bir iki faktör geri kalanlarından soyutlanıp ele alınabilir.Sosyal bilimde ise nedensellikler iç içe geçmiştir. İyi analiz etmek için iyi bir sosyal bilimci olmak gerekir.

    Amerika’da yapılan anketlerde dine inanmış ülkelerde yolsuzluğun daha az olduğu; dolandırıcılık, üçkağıtçılığın, yolsuzluğun dine daha az inanan ülkelerde ise çok olduğu sonucu çıkmış. Ülkemizin %90’dan Müslüman olduğunu düşünürsek bu tezin aslıda pek de tutarlı olmadığını görürüz. Ülkemizin yolsuzluklar nedeniyle ne hale geldiği ortadadır. Buna karşın inanan nüfusun %50 civarında olduğu Hollanda’da yolsuzluk ve dolandırıcılık çok aşağı seviyelerdedir. Aslında Ülkemizde önemli olan, inanıyorum diyen %90lık Müslüman kesimin gerçekte ne kadar Müslüman olduklarıdır. Allah’a inanıyorum diye ağızdan çıkan sözler akıl ve kalpten mi geliyor yoksa sadece ağızdan mı çıkıyor. Müslümanlık sadece nüfus cüzdanlarında mı kalıyor?

    Dine saldırma niyetinde olanlar , dini temsil ettiklerini düşündükleri imamlara, papazlara saldırırlar. Gazetelerde, filmlerde, fıkralarda bu yaklaşımlara tanık oluruz. Türk filmlerini örnek alalım. Köydeki imam , mevkisini kullanıp üfleme adı altında kızlara sarkar, para koparmaya çalışır. Filmdeki baş kahramanlar onlardan daha ahlaklıdır. İnsanlarda oluşan genel kanı da bütün imamların üçkağıtçı, sakallı dedelerin dolandırıcı olduğu şeklinde oluyor bu durumda. Tebliğ yaptığımızda buna sık sık rastlıyoruz. Karşıdan gelen ilk cevaplardan biri dini temsil ettiklerini düşündükleri bu insanların kendilerinin bile ahlaksız olduğu şeklinde oluyor. Bu şekilde dinden uzaklaştırılıyorlar. Herkesin yaptığının kendine yarar sağlayacağı dine, bu yüzden arkalarını dönüyorlar. Bir şekilde tarif etmek gerekirse gözleriyle düşünüyorlar ve araştırmayla değil görerek öğreniyorlar. Dine saldırmak isteyen Marksistler, ki çoğu 1980 öncesi filmlerde ahlaksız imam temasını işlemişlerdir. Marksistlerin çoğunun, medya ve görsel sanatlara yöneldiğini görmekteyiz. Bu yolla fikirlerini insanlara ulaştırıyorlar. Dinimizde ise Kuran’da yer almayan, Peygamberimize iftira edilerek uydurulan sözlerle sanat adeta durma noktasına gelmiştir. Oysa Sanat tebliğ için kullanıldığında çok önemli bir araç olabilirdi ama Müslümanlar kendi kendilerine bunu engellediler. Bazen dini ne kadar anlatsak da etkili olmaz ama bir müzik ya da film insanlarda inanılmaz etkiler bırakabilir. Ve bu yolla daha büyük kitlelere ulaşılabilir.

    Cennette insan nefsinin her istediğinin olacağı söyleniyor. (50/35, 43/71). Cenneti aklımızda tasvir ettiğimizde cennet sanki hayalimizde kurduğumuz şeyler gibi gelir. Hiçbir zaman cennette olacakların en az bu dünya kadar gerçek olacağını düşünmeyiz. Geçici olan bu dünya ise ve ebedi hayat cennet ise acaba hangisi daha gerçekçidir bir düşünmek gerekir.
#07.11.2005 17:39 0 0 0
  • OKUMUŞ OLMAK İÇİN KURAN OKUMAK
    Allah’ın indirdiği son kitap Kuran’dır. Allah insanlara peygamberimiz aracılığıyla bu Kuran’ı indirmiştir. Allah’ın bizim nasıl yapmamızı istediği, neleri haram kıldığı, günahlar, Allah’ın öğütleri, ibadetler, cennet-cehennem kavramı Kuran’da okuduğumuz konulardan bazıları. Peki bu Kuran’ı okuyan kimler? Genelde inanan ve Allah’a iman edenler, belki az sayıda da olsa imansız veya ikiyüzlüler.

    İmansız veya ikiyüzlüler zaten bizim ilgi alanımız dışında olanlar. Bizler yani Allah’a iman edenler de, Kuran’ı okurken çok dikkatli ve olayları yaşayarak okumalıyız. Allah da bize Kuran’da, onu okurken ağır ağır ve düşünerek okumamızı öğütlüyor. Kuran’ı hikaye kitabı okur gibi, sanki anlatılanlar bizi hiç ilgilendirmeyen, tamamen bizden bağımsız olarak işlenen konularmış gibi okuyanlar da var; anlatılanların bir gün kendi başına da gelebileceğini düşünüp, anlatılanlarla yaşayış tarzını şekillendirerek, içine sindirerek okuyanlarda. Belki bizlerde zaman zaman monotonluk içerisinde sadece okumuş olmak için okuyor olabiliriz. Bunun için kendi kendimize otokontrol yapmalı ve etrafımızdaki arkadaşlarımızı da uyarmalıyız. Kuran’ı yaşayarak hissederek okumak gözümüzden kaçan şeyleri de asgariye indirir. Herhangi bir konuda Kuran’ın ne demek istediğini daha iyi kavrayabiliriz.
#07.11.2005 17:37 0 0 0
  • NEDEN YARATILDIK.
    Allah insanları neden yarattı? Bunu rabbim Kuranda şu ayetlerle açıklıyor:
    BEN CİNLERİ VE İNSANLARI ANCAK BANA İBADET ETSİNLER DİYE YARATTIM.
    Zariyat-56
    Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: "Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım." sözü hak olmuştur.
    Secde-13
    Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.
    Araf-179
    --Allah bir çok ayette insanları denemek için yarattığını söylüyor:
    O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.
    Mülk-2
    Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.
    Kehf-7
    Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.
    İnsan-2
    Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur.
    Enam-165
    Andolsun ki, biz içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve yaptıklarınızla ilgili haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğiz.
    Muhammed-31
    Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?
    Ali imran-142
    Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur'ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.
    Maide-48
    Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: "Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz." derler. İşte onlar var ya, Rablerinden, mağfiretler ve rahmet onlaradır. İşte hidayete erenler de onlardır.
    Bakara-155/157
#07.11.2005 17:36 0 0 0